Diğerleri > Sis Çanı
03-02-2016
NELER OLDU 19-24 EYLÜL 2015 (BOP, faiz, gelir dağılımı, bankalar, işsilik, israf, özelleştirme, yabancı sermaye, tarım, enerji)

Cihan Dura

3.2.2016

 


19.9.2015

BOP, SURİYE: ESAD İSTERSE ASKER GÖNDEREBİLİRİZ

Lazkiye’ye askeri yığınak yapan Rusya, Suriye’ye asker de göndermeye hazır olduğunu açıkladı.

Rusya, Suriye’de asker yetersizliği nedeniyle bazı bölgelerden çekildiğini iki ay önce açıklayan Beşar Esad rejimine yönelik desteğini artırmaya hız verdi. Önceki hafta Suriye’nin Lazkiye kentindeki bir hava üssüne T-90 tanklarını konuşlandıran Rusya, rejime aktif askeri destek de verebileceğini duyurdu.

Kremlin Basın Danışmanı Dmitri Peskov, Suriye yönetiminden askeri destek talebi gelmesi durumunda Rusya’nın bunu değerlendirmeye hazır olduğunu söyledi. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Rus ordusunun yardıma çağrılması ile ilgili açıklamalarını soran basın mensuplarına cevap veren Peskov, “Eğer böyle bir talep olursa, doğal olarak müzakere edilir ve ikili ilişkiler ve ikili diyaloglar çerçevesinde ele alınır” dedi. Peskov sözleşmeli Rus askerlerin Suriye’ye gönderildiği yönündeki iddiaları ise ‘bu konuda herhangi bilgilerinin olmadığını’ söyleyerek cevapladı.

‘GEREKİRSE ÇAĞIRIRIZ’

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, gerekli olması durumunda Rus ordusunu Suriye askerleri ile birlikte savaşmak için çağırabileceklerini söyledi. Suriye televizyonuna konuşan Muallim, Rus ordusunun desteğini istemekten herhangi bir endişeleri olmadığını belirtti. Muallim, “Şu anda Rus ordusu ortak bir savaşa katılmıyor. Eğer böyle bir ihtiyaç olursa, bunun üzerinde çalışır ve bunu talep ederiz” dedi.

Rusya’nın çatışmaların başladığı günden bu yana Suriye’ye zamanında yardım ettiğini kaydeden Muallim, “Rusya’nın bu yaklaşımı Batılı ülkelerin Suriye krizi ile ilgili tutumlarında etkili oluyor. Suriye hükümeti Rusya ve İran’dan gelecek her türlü siyasi çözüm önerilerine açık” şeklinde konuştu. ■ Dünya, (19.9.2015)

DOLAR, FAİZ: FED FAİZİ ARTARSA NE OLUR?

FED yani ABD Merkez Bankası bugün (yazı perşembe günü öğlen yazıldı) geç saatlerde son sekiz-on yıl içinde ilk defa ABD faizleri artırıp artırmayacağına karar verecek ve dünyaya açıklayacak.

Bu kararı en yakından izleyen ise dolar borçlu gelişen ülkeler ve gelişen ülkelerin dolar cinsinden borçlu şirketleri olacak. Zaten dünya çapında ya Çin iyice yavaşlarsa korkusu oluşmuştu ve de emtia fiyatları da iyice aşağıya inmişti, eğer bir de yaratılan trilyonlarca dolardan faydalanmış olan gelişen dolar borçlu ülkeler ve onların dolar borçlu şirketleri de bir darbe yerlerse işler çok karışacak. Tabii bir de işin diğer tarafı var. Faizler sonsuza kadar sıfır düzeyinde kalamayacağına göre elbet bir gün arttırılacak. O gün de bugün olabilir.

Peki faiz değiştirilir ve artarsa neler olacak?

Faiz artışı mevcut borç “dağlarının” yeniden finansmanını çok pahalı hale getirecek. Borç dağlarının bir kısmı da yenilenemeyecek.

Diğer taraftan da gelişen ülkelerin kendi paralarında bir kere daha kuvvetli devalüasyonlar gündeme gelecek. Zaten geçtiğimiz yıl da gelişen ülkeler yüksek dozda devalüasyon yaşadıkları için hırpalanmış durumdalar, halleri daha kötüye doğal olarak gidecek.

Tabii dolar cinsinden borçların ödenmesi de devalüasyonlar sonrasında bazı ülke ve şirketler için çok daha zor olacak. Böylece gelişen ülkelerin zaten oldukça kırılgan olan ekonomik yapıları daha da zor duruma gelecek.

IIF adlı “Institute of International Finance” kurumunun Yöneticisi Hung Tran durumu kısaca özetlemiş: “Önümüzde çok ciddi bir sorun oluştu!”

Sıkıntının önemli bir kısmı özellikle bu gelişen ülkeler şirketlerinin döviz borçlarının çok azının bir “hedge” yani kur riskinden koruma mekanizması altında olmaları. Tabii bir şirketin dolar cinsinden ihracatı var ise veya yurt dışında dolar veya döviz ülkesinde iş yapıp dolar kazanıyorsa ve dolar borcunun önemli bir kısmını da geliri ile kur değişmesine karşı önlem alabiliyorsa, risk çok büyük olamaz. Ama dolar geliri olmayan fakat açık kur riski taşıyanların durumu felakete dönüşmeye mecbur olabilir.

BIS adlı uluslararası kuruluş Merkez Bankalarının bankasıdır ve dolayısı ile sağlam veri sahibidir. BIS verilerine göre son on yılda tüm ülkelerin banka dışı özel şirketlerinin toplam döviz borcu 3.29 trilyon dolara çıkmış bulunuyor (2014 3. çeyrek verisi). Bu döviz borcunun 1.35 trilyon doları bono şeklinde borç ve geri kalanı da banka kredilerinden oluşuyor.

Yukarıda verilen sayılar büyük bir finansal daralma ve kriz yaratabilecek kadar büyük bir toplam. BIS’ın son dönemdeki bir araştırmasına göre bu toplamın dörtte birinin ise gelişen ülkelerin ve şirketlerinin borcu olduğu vurgulanıyor. Faizin artırılmasının da bu ülkelerden fon kaçışı yaratması olasılığı da  temel risk unsuru.

Sonuçta ABD Merkez Bankası burada bahsedilen risk unsurlarına “bana ne” diyemez diye düşünüyorum. Yani Yellen ve ekibinin işi zor.  ■ Deniz Gökçe, Akşam, (19.9.2015)

GELİR DAĞILIMI: GELİRDE ADALET YOK

Türkiye nüfusunun en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubu 2014 yılında toplam gelirden yüzde 45.9 oranında pay alırken, nüfusun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubu ise milli gelirden sadece yüzde 6.2 pay alabildi Buna göre toplumun en zengin yüzde

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarını açıkladı. Buna göre, eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 45.9, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun payı ise sadece yüzde 6.2 oldu. Türkiye’nin nüfusu 75 milyon olarak düşüldüğünde en fakirlerden oluşan yüzde 10’luk nüfus dilimindeki 7.5 milyon insan, toplam gelirin yüzde 2.5’unu alırken, en tepedeki 7.5 milyon insan gelirin yaklaşık yüzde 30’una sahip. Eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert geliri, “hane halkı kullanılabilir gelirinin, hane halkı büyüklüğü ve kompozisyonu dikkate alınarak hesaplanan eşdeğer hane halkı büyüklüğüne bölünmesiyle” elde ediliyor. Bu veriler ışığı altında toplumun en zengin yüzde 20’sinin gelirinin en yoksul yüzde 20’sinin gelirine oranı 7.4 olarak gerçekleşti. Toplam gelir içinde en yüksek pay, yüzde 49.1 ile maaş-ücret gelirine ait iken, ikinci sırada yüzde 20.1 ile sosyal transferler, üçüncü sırada ise yüzde 18.5 ile müteşebbis gelirleri yer aldı. Sosyal transferlerin yüzde 93’ünü emekli ve dul-yetim aylıkları, müteşebbis gelirlerin ise yüzde 71.1’ini tarım-dışı gelirler oluşturdu.

Nüfusun yüzde 15’i sürekli yoksul

Dört yıllık panel veri kullanılarak hesaplanan ve eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda yoksul olan ve aynı zamanda önceki üç yıldan en azikisinde de yoksul olan fertleri kapsayan 2014 yılında sürekli yoksulluk oranı yüzde 15.1 oldu. 2014 yılında yoksulluk oranı ise yüzde 15 olarak gerçekleşti. Okur-yazar olmayanların yüzde 27.7’si, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 25.1’iyoksul iken, bu oran lise altı mezunlarda yüzde 12.5, lise ve dengi mezunlarda ise yüzde 5.7 oldu. Yükseköğretim mezunları yüzde 1.3 ile yoksullukoranının en düşük gözlendiği grup oldu.

TÜİK verilerine göre nüfusun, yüzde 66.5’i konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri ve borçları olduğunu, yüzde 68.7’si “evden uzakta bir haftalık tatili”, yüzde 29’u “beklenmedik harcamalarını” ve yüzde 68.4’ü “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını” ekonomik nedenlerle

karşılayamadığını beyan etti. 2014 yılında maddi yoksunluk yaşayanların oranı yüzde 29.4 olarak tespit edildi. Ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı olarak tanımlanan ve beklenmedik harcamalar, evden uzakta bir haftalık tatil, ödeme zorluğu, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek, evin ısınma ihtiyacı, çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon, otomobil sahipliği olarak belirlenen 9 maddeden en az 4’ünü karşılayamayanların durumu “maddi yoksunluk” olarak değerlendiriliyor. ■ Yeni Mesaj, (19.9.2015)

EKONOMİK KONJONKTÜR: TÜRKİYE EN RİSKLİ ÜLKELERDEN BİRİ

Dış sermaye akışına bağımlı gelişmekte olan ülkelerden Türkiye, ekonomisi en riskli ülkeler arasında sayıldı. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s küresel ekonomik gelişmelerden en çok etkilenen ve ileriki dönemde de en çok etkilenme riskiyle karşılaşabi

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura