Diğerleri > Sis Çanı
30-01-2015
NELER OLDU 19-24 EKİM 2014 (Özelleştirme, AB, bölücülük, bankalar, gelir dağılımı, petrol, borçlanma, yabancı sermaye, Dolar, faiz, işsizlik)

Cihan Dura

30.1.2015


19.10.2014

ÖZELLEŞTİRME:  "ŞEKER FABRİKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİNE KARŞIYIZ"

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı olduklarını belirtti.
Yetkin, 25 şeker fabrikasının kamu hisselerinin özelleştirilmesi için ihale sürecinin başladığını hatırlattı. İhale süreci sonunda 6 grup halinde parça parça satılması planlanan şeker fabrikalarından sadece 5-6 karlı fabrikaya talep gelmesinin, bunlar dışında kalanların ise kapatılmasının beklendiğini ifade eden Yetkin, hesaplara göre bu işletmelerin kapatılması durumunda şeker üretiminin yüzde 40-50, sektörel istihdamın yüzde 50-60 azalacağını, yan sektörler ve yöresel ekonomilerde ciddi gerileme yaşanacağını savundu.

Şeker fabrikalarının ulusal sanayinin oluşturulmasında kilit rolü oynamış tarımsal sanayi kuruluşlarının başında geldiğini kaydeden Yetkin, tüm dünyada şeker pancarı üretiminin arttığını ve yeni fabrikaların kurulduğunu, Türkiye'de ise tam tersi bir süreç yaşandığını belirtti.
Yetkin, şunları kaydetti:
"Eğer bu fabrikalar satılacaksa, özel şirketler yerine pancar üreticileri kooperatifleri ve işçi sendikalarının katılımıyla oluşturulacak kuruluşlara satılmalı ya da mülkiyeti devlette kalmak üzere kiralanmalıdır.” ■ Aydınlık, (19.10.2014)

AB: PARA BİRLİĞİ’NDE BÜYÜK SARSINTI

Bugün Türkiye sınırlarının dışına çıkarak Avrupa Para Birliği’nde ekonomik gidişatı gündeme getirmek istiyorum. AB’nin yaşadığı güçlükler sadece kendisini ve dünyayı değil bizi de yakından ilgilendiriyor. AB ekonomisinin durgunluktan çıkamazsa bizim ihracatı artırmamız, dolayısıyla dengeli büyüme hedefine ulaşmamız olanaksızlaşacak.

Avrupa’da durum vahim. Neredeyse tüm ülkelerde büyüme tahminleri aşağıya doğru revize edildi. En tatsız gelişme, geçen dönemde nispeten yüksek bir büyüme performansı yakalayan Almanya’nın tık nefes olmaya başlaması. Kısa süre önce Alman Hükümeti bu yılın büyüme tahminini yüzde 1,8’den 1,2’ye gelecek yılın tahminini de yüzde 2’den 1,3’e düşürdü. Ancak Avrupa’nın geri kalanı canlanmaz ise bu düşük rakamlar bile iyimser kalabilir.

Yaygın durgunluk tehdidi yetmezmiş gibi bir de Yunanistan kâbusu geri döndü. 240 milyar Euro’luk AB-IMF ortak kurtarma paketinin koşullarını -reformalar ve sıkı maliye politikası- kısmen yerine getiren Yunan hükümeti artık siyasal olarak fazlasıyla zorlanıyor. AB ile anlaşma yıl sonunda bitiyor. IMF anlaşmasının ise daha 1,5 yılı var. Başbakan Samaras yıl sonunda AB ile sona eren anlaşmayla birlikte IMF anlaşmasından da çıkacaklarını söyleyince iyimser hava birden dağıldı: Atina Borsası çöktü, faizler fırladı. Yunanistan’ın milli gelirinin 2,5 katı kamu borcuyla tek başına ayakta duramayacağı belli oldu.

Durgunluk tehdidi bir yana bu tehdidin kendisinden daha vahimi AB ekonomisini canlandırmak için izlenmesi gereken strateji konusundaki görüş ayrılıklarının iyice derinleşmiş olması. Brüksel ve Almanya bir yanda, Fransa ve Güney ülkeleri diğer yanda Para Birliği’ni dağıtabilecek bir çatışmanın eşiğine geldiler.

Bu çatışma halen Fransa ile Brüksel arasında mali kriterlere uyum konusunda cereyan ediyor. Fransız parlamentosu 2015 bütçesini kısa süre önce onayladı. Bütçe açığı/GSYH oranı yüzde 4,3. Oysa mali kural en fazla yüzde 3 diyor. Fransa iki yıllık istisna süresi almış ve 2015’te bütçe açığını yüzde 3’ün altına indireceği sözünü vermişti. Sözünü tutmadığı gibi diklenmeye devam ediyor. Durgunluğun olduğu bir ortamda bütçe açığını daha fazla düşürmenin büyümeyi daha da düşüreceğini, dolayısıyla açığı artıracağını iddia ediyor. İlk bakışta haksız sayılmaz. Ama hesap yapısal bütçe açığı üzerinden yapıldığında, yani ekonomik konjonktür etkisi hariç tutulduğunda, Fransa’nın pek de haklı olmadığı görülüyor. Gelecek yıl için yapısal açığı 0,8 puan azaltma sözü veren Fransa, şimdi 0,2 puanlık bir iyileşme ile yetinmek istiyor.

Para Birliği üyesi 18 ülkenin 2015 bütçeleri Brüksel’de incelemeye alınmış durumda. 4 Kasım’da Euro’nun mali disiplinle ayakta kalabileceğine iman etmiş Juncker Komisyonu’nun başına geçiyor. Önünde iki seçenek var: Ya Fransa’ya yeniden süre verilecek ya da Fransız bütçesini geri yollayıp revizyon isteyecek. Birinci durumda mali kuralların laçka olma ihtimali yüksek. Güney ülkeleri de kıyak istemeye başlayacak. 2015’te denk bütçe hedefleyen Alman Şansölyesi Bayan Merkel’in sigortalarını attırmak için iyi bir neden. Bütçeyi geri yollarsa Fransızlar bunu milli egemenliklerine müdahale olarak göreceklerini ve bütçeyi değiştirmeyeceklerini ilan ettiler. Bu durumda Brüksel Fransa’ya ceza uygulamak zorunda kalabilir, ki bu görüş ayrılıklarının çatışmaya dönüşmesi anlamına gelir.

Bu koşullarda gözler Almanya’ya çevrilmiş durumda. Yarın (pazartesi) Fransız Maliye Bakanı Michel Sapin Berlin’e gidiyor. Muhatabı Wolfgang Schauble’ye (Hıristiyan Demokrat) bir anlaşma önerecek, “Biz yapısal reformları yapalım, siz de Alman ekonomisini canlandırmak için kamu yatırımlarını artırın.” diyecek. Mantıklı duruyor. Ama sorun şu ki, Alman sağında bu stratejiye inanan kimse yok. ■ Seyfettin Gürsel, Zaman, (19.10.2014)

 

20.10.2014

ABD, OMT, BOP, BÖLÜCÜLÜK: ABD İLE İKİ YILDIR GÖRÜŞÜYORUZ

PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin sözcüsü Nevaf Helil, ABD ile iki yıldır görüştüklerini açıkladı. Sözcü, “Türkiye’nin tepkisi nedeniyle ABD bunu açıklamadı” dedi

PKK’nın Suriye’deki kolu PYD, ABD ile görüşmelerin 2 yıldır devam ettiğini ancak Türkiye’nin tepkisinden çekindiği için ABD’nin bunu açıklamadığını iddia etti. PYD ile perşembe günü doğrudan görüşmeye başladıklarını açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, önceki gün de PYD ile istihbarat paylaştıklarını belirtmişti.

Şark ul-Asvat gazetesinin haberine göre, PYD sözcüsü Nevaf Helil, ABD’nin Kobani’ye askeri yardım yapmayı kabul ettiğini açıkladı. Helil, ABD’nin Rojava’ya, öncelikle de Kobani’ye silah gönderilmesini kabul ettiğini söyledi.
PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in, Paris’te, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein’la görüştüğünü aktaran Helil, ana konunun silah gönderilmesi olduğunu vurguladı. ■ Taraf, (20.10.2014)

 

BANKALAR: AKP PİYASACIYIZ DEDİ DEVLETÇİ ÇIKTI

Yeni bir devlet bankası kuruluyor. Bu banka katılım bankası olarak faaliyet gösterecek.

Peki, bu yeni devlet bankası verimli çalışır mı?

Hemen cevaplayalım, verimli çalışması mümkün değil. Çünkü şu anda devlet bankaları bu ülke bankacılık sisteminin yarısına sahipler. Ama Türkiye’de paranın fiyatı epeyce yüksek. Paranın fiyatı yani faizlerin yüksek olmasının nedeni sistemin yarısına sahip olan devlet bankalarının etkin çalışamamasından kaynaklanıyor.

Peki, niçin devlet bankaları etkin çalışamıyorlar?

Çünkü bankacılık bir tür ticarettir. Yani para ticareti yapar bankalar. Bürokrat ve politikacı ticaret yapamaz. İşte bu nedenle devlet bankası yüksek maliyetle çalışır ve topladıkları paraları kalitesiz yatırımlara aktarır. Böylece geri dönüşü olmayan kredilerin bu defa bankaya ilave maliyet getirmesi faizleri çoğaltır.

Bir de hemen hatırlatalım devlet bankaları faiz lobiciliği yapıyorlar bu ülkede. Bildiğiniz gibi Rekabet Kurulu aralarında kartel anlaşması yaparak halkı zarara uğratan on iki bankayı yakaladı. Bu bankaların arasında devlet bankaları da vardı. Dolayısıyla bu ülkede devlet bankalarının, faiz yoluyla vatandaşın soyulması ve köleleştirilmesinde aktif rol oynadığını söylemek herhalde yanlış olmaz.

O hâlde ne yapmalı?

Madem devlet bankalarını özelleştirmek için 4603 sayılı yasa çıkartıldı, bu yasa uygulanmalı ve devlet bankaları özelleştirilmeli. Zaten BDDK olduğuna göre devlet her türlü düzenlemeyi yapabileceğinden bir de oyuncu devlet bankalarına ihtiyaç yok piyasalarda. Dolayısıyla yeni kurulacak katılım bankası sisteme yük olacak. Bankacılık sektöründe devletin payı artacak. Maliyetler yükselecek. Ardından yatırımlar azalacak. Ve yüzde 3’e düşen büyüme hızı bir daha düşecek. Anlayacağınız ekonomide büyümenin gerilemesi için elden ne gelirse yapılıyor.

Peki, Devlet İslami Esaslara Göre Çalışan Banka Kurabilir Mi?

Gelelim yeni bankanın nasıl kurulacağına... Yeni katılım bankası Ziraat Bankası’na bağlı olacak. Ama yeni bankanın 300 milyon dolar tutarındaki sermayesini Hazine Müsteşarlığı koyacak. Böylece bu yeni bankaya İslami hassasiyetler gereği faizle çalışan Ziraat Bankası’ndan para aktarımı önlenecek.

Oysa bu ülkede Hazine’nin sermaye koyması da bu hassasiyetleri gidermiyor. Çünkü devletin koyduğu sermaye, alkollü içeceklerden, İslam’a uygun olmayan üretim ve ticaretten toplanan vergileri de içerdiğinden yine hassasiyetler ortadan kalkmayacak. Kısaca bu formül de çözüm getirmiyor. İşte bu nedenle konuyu bilen Müslümanlar bu bankayla iş yapmazlar. Dolayısıyla özel sektöre rakip olup devletin parasını israf etmeyin. ■ Süleyman Yaşar, Taraf, (20.10.2014)

 

21.10.2014

-

22.10.2014 

GELİŞME, GELİR DAĞILIMI: DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE YOKSULLUK ARTTI

Küresel süreç içinde ülkeden ülkeye değişmekle birlikte genel olarak dünya ekonomisinde sektörel dengeler bozuldu balonlar oluştu... Sıcak para ve spekülatif sermaye sınırsız dolaşırken emek dolaşımı eskiye kıyasla daha çok kısıtlandı... Devlet dışlandı, devlet kontrolü kalktı ve bu nedenle piyasalar spekülasyona teslim oldu... Piyasada karteller oluştu. Aynı sonuç yolsuzluklara yansıdı ve yolsuzluklar arttı. Dünyada zengin ülkeler ve fakir ülkeler farkı ile aynı ülke içinde zengin-fakir farkı açıldı. Fakir ülkelerde zengin dolar milyarderleri oluştu. En pahalı ve en lüks yatları Rus zenginleri alıyor.

Dünyada bu dengesizlikleri sürdürmek elbette imkansızdır. Küreselleşme sorunları, birkaç yıldır dibe vurdu ve dünya ekonomisi hızla soğumaya başladı. Dünya yeni bir ekonomik düzen kurmak zorundadır.
Bizim gibi yüksek cari açık veren bazı ülkelerin aynı zamanda dış borçları arttı ve durgunluk başlayınca ister istemez fakirleşme sürecine girdiler. Dış borçları çevirmek zorlaşınca ve bu ülkeler net dış borç ülkeler konumuna gelince, yurt dışına girenden fazla kaynak çıkışı olacak ve ülkeler fakirleşecektir.
Cari fazla veren ülkelere gelince, bu ülkeler küreselleşmenin nimetlerinden en fazla faydalanan ülkeler oldu. Ancak spekülasyon sonucu bazı insanlar hızla zenginleşti, bir kısım halk da yoksullaştı.
Muhakkak olan, ister zengin olsun, ister fakir olsun, tüm ülkelerde gelir dağılımı bozuldu, zengin-fakir farkı arttı.
Her şey spekülatif sermayenin dünyaya hakim olması ile başladı... Spekülatif sermaye fahiş kâr peşinde koştu. Bunun için spekülatif sermayeyi kimse suçlayamaz. Suçlanması gereken devleti devre dışı bırakan ve sıcak para hareketlerinin kontrol dışında kalmasını sağlayan siyasi iktidarlardır.
Sermaye, bir mal veya hizmet üretmek için kullanılan makine ve teçhizat, fabrika ve atölye gibi fiziksel araç ve gereçleri ifade eder. Başka bir ifade ile reel yatırımlardır. Finans sektöründe ise sermaye, söz konusu bu fiziksel sermaye üzerindeki mülkiyet hakkını gösteren ve paraya dönüştürülebilen hisse senedi, tahvil ve bono gibi değerlerdir.
Sermayeyi temsil eden değerlerin balon yapması hem piyasada istikrarı bozdu, hem de bazılarına spekülatif kazanç yolları açarak gelir dağılımını bozdu. Fiziki yatırım yapmadan, balondan zenginler oluştu.
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Janet Yellen, ülkede en zengin yüzde 5’lik kesimin servetin üçte ikisine sahip olduğunu hatırlatıp, ülkesinde gelir eşitsizliğinin son 100 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını söyledi.
Credit Suisse tarafından yayınlanan 2014 Yılı Küresel Refah Raporu’na göre; Dünya nüfusunun en zengin yüzde biri, toplam dünya servetinin yüzde 48’ine sahiptir.
Türkiye de servet adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Rapora göre Türkiye, nüfusun ilk yüzde onunun son 14 yılda en hızlı zenginleştiği 8 ülke içinde yer alıyor. Bu ülkeler içinde Mısır ilk sırada, Hong Kong ikinci sırada ve Türkiye üçüncü sırada yer alıyor. Bu sekiz ülkede bir anlamda halkın yüzde doksanından yüzde onuna servet transferi yapılmış oluyor.
Yine aynı raporda, Türkiye’de 2000 yılında servetin yüzde 67’sini elinde bulunduran en zengin yüzde10’luk kesimin payının 2014 yılına gelince yüzde 77.7’ye yükseldiği vurgulanıyor.
Türkiye’de gelir dağılımı da bozuktur. İstatistik Kurumu (TÜİK), “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2013” verilerine göre, Türkiye’de en yoksul yüzde 20 ile en zengin yüzde 20 arasındaki gelir farkı 7,7 kattır. Halkın yüzde 13’ü yani 10 milyon insan yoksulluk sınırı altında yaşıyor. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ,  (22.10.2014)

PETROL FİYATLARI NEDEN DÜŞÜYOR?

Haziran ayında son 1 yılın zirvesini yakalayan petrol fiyatları, bugünlerde keskin bir düşüş sergiliyor ve o zirvenin %25 altında. Şikago Borsası’ndaki kontratların fiyatlarını belirleyen Batı Teksas petrolünün (WTI) fiyatı varil başına 81 $’ın altına indi.

Avrupa’daki fiyatlamanın bir göstergesi olan Brent petrolünün fiyatı da geçtiğimiz salı günü Eylül 2011’den sonraki en hızlı günlük düşüşünü yaşayarak 85 $’a gerilerken OPEC fiyat sepeti yine çok sert bir düşüş sonrası 80 $’ın üzerinde tutunmaya çalışıyor (Grafik 1).

Doğal olarak, bu düşüşten en büyük zararı gören petrol üreticileri. OPEC sepeti son 3 yılda varil başına ortalama 100 $’ın üzerinde seyrediyordu. Fiyatın ortalama 106 $ olduğu 2013 yılında dünya petrol üretiminin üçte birini gerçekleştiren OPEC ülkelerinin (İran hariç) yıllık geliri 826 milyar $ olmuştu (Grafik 2). Dolayısıyla, petrol fiyatlarının 80 $’a çakılması OPEC’in bir anda yıllık gelirinin 200 milyar $’a tekabül eden dörtte birlik kısmını kaybetmesi demek. Toplamda OPEC üretiminin dörtte birini gerçekleştiren S.Arabistan bekleneceği üzere grubun içinde en çok kayba uğrayan ülke. S.Arabistan yanında başta Rusya olmak üzere Kanada, Norveç ve Kazakistan gibi net petrol ihracatı yapan ülkeler de sıkıntılı.

 

İhracatçıların kaybettikleri ise tüketicilerin kazancı. Çin liderliğinde birçok net petrol ithalatçısı Asya ülkesi ve Türkiye dâhil birçok Avrupa ülkesi bu durumdan faydalanıyor. Citigroup analistleri sadece ABD’de bu fiyat düşüşünden hanehalkının yılda 3 bin $’a yakın tasarruf yapabileceğini hesaplıyorlar. Diğer bir deyişle, petrol fiyatlarındaki düşüş bugün duraklama endişeleri yaşanan dünya ekonomisinin tüketim harcamalarına çok önemli bir destek.

Petrol fiyatlarının jeopolitik problemlerin yaşandığı Rusya ve Ortadoğu gibi önemli üretim bölgelerindeki dönem dönem 3,5 milyon varile kadar çıkan üretim kaybına rağmen düşüyor olması elbette çok ilginç. Ama petrol üretimi ve fiyatlamasında son yıllarda ortaya çıkan bazı yapısal değişimler var. Bunlar arz açığını fazlasıyla kapatıyor.

Bunlardan biri, daha iki yıl öncesine kadar dünyanın en büyük ithalatçılarından biriyken birdenbire kendine yetmeye başlayan ABD’deki kaya petrolü (ve gazı) üretimi. ABD’nin 2008 yılında günde 4,9 milyon varille dip yapan hampetrol üretimi bugün 8,5 milyon varile ulaştı. Bu üretim artışı S.Arabistan dışında bir OPEC üyesinin toplam üretimi kadar. Üstelik hafif ve tatlı yani OPEC ile yarışan kalitede. Uluslararası Enerji Ajansı (EIA)’nın ABD’de halen 58 milyar varillik bir çıkarılabilir kaya petrolü rezervi bulunduğu tahmini düşünülürse bu, petrol piyasası için uzun yıllar devam edecek bir yapısal değişim anlamına geliyor. Henüz ABD petrol üretim fazlasını ihraç etmektense içerde fiyatları düşük tutmak amacıyla kullanmak istiyor. Ama net ithalatçı konumundan çıkması fiyatları aşağı doğru baskılarken ihracat potansiyeli de fiyatlar üzerinde geleceğe yönelik önemli bir tehdit.

Bir diğer yapısal değişim ise OPEC’in kendi içindeki birlikteliğinin zayıflaması. OPEC hâlâ dünya üretiminin üçte birini gerçekleştiriyor olmasına rağmen fiyatları eskisi kadar rahat oynatamıyor. Çünkü geçmişte Suudi ağabeylerinin liderliğinde küçük Ortadoğu ülkeleri özellikle politik açıdan ortak tavır sergileyebiliyorken artık İran ve özellikle son yıllarda üretimleri hızla artan Nijerya ve Angola gibi Afrika ülkeleri çok farklı olan çıkarlara göre hareket edip ortak kararlara uymuyorlar. S.Arabistan da pazar payını kaybetmek istemeyince OPEC pasifleşiyor.

Son fiyat düşüşünde ortaya atılan bir iddia S.Arabistan’ın ABD’deki kaya petrolü üretimini ve politik olarak kendi çıkarlarına ters hareket etmekte olan Rusya ve İran’ı cezalandırmak için fiyat düşüşüne özellikle göz yumduğu şeklinde. S.Arabistan’ın son 4 yılda döviz rezervlerini 300 milyar $ (%67) artırdığı düşünülürse mantıklı bir iddia çünkü ABD kaya gazı tehdidini cezalandırmak için son yıllarda yeterli cephane biriktirmiş durumda. Ama EIA ABD kaya gazı üretiminin sadece %4’ünün 80 $ üzerinde üretim maliyeti olduğunu ve hatta bazı projelerde son yıllardaki büyük kazançlar hesaba katılırsa üretim maliyetinin 30 $’a kadar indiğini hesaplıyor. Doğru ise Suudilerin ABD’ye zarar vermek için fiyatı çok daha aşağı çekmesi gerekli.

Ama fiyatları hızla aşağı çeken en önemli etken ABD’deki ekonomik düzelmeye karşın Avrupa’nın yeniden resesyona girmekte ve Çin liderliğinde gelişmekte olan ülkelerin hızla yavaşlamakta olması. IMF artık hemen her raporunda global ekonomik büyümeyi aşağıya doğru revize etmeyi alışkanlık haline getirdi. Bu ortam Dolar’ı güçlendirirken petrol talebini azaltıyor ve petrol fiyatlarını iki koldan vuruyor. Üstelik son IMF/Dünya Bankası toplantılarında sıkça vurgulandığı üzere bu yavaşlama artık “kalıcı durgunluk (secular stagnation)” olarak adlandırılıyor.

Elbette bundan sonra fiyatların nereye gideceği bugünkü düşüşünden çok daha önemli. Görüldüğü üzere, bugünlerde petrol fiyatlarını hızla aşağı doğru indiren dinamikler belli ve etkenlerin çoğu yapısal gelişmeler. O nedenle fiyatların hele böyle bir momentum kazanmışken kısa vadede yönünün değişmesi beklenmemeli. Bu elbette Türkiye açısından güzel bir gelişme. Hem cari açığını hem de enflasyonunu olumlu etkileyecek. Yeter ki TL daha da fazla değer kaybetmesin. ■ Saruhan Özel, Zaman,  (22.10.2014)

 

23.10.2014 

BORÇLANMA, ÖZEL: BORÇ 278 MİLYAR DOLAR AÇIK 178 MİLYAR DOLAR

 

Özel sektörün döviz borcu 278 milyar dolar ama döviz açığı 178 milyar dolar.
Özel sektörün döviz borcu denildiğinde, genelde özel sektörün, bankaların ve şirketlerin ” yurtdışından kullandıkları krediler”den söz edilir.
Yurtdışından dövizle borçlanan bankaların, yurtiçinde şirketlere kullandırdıkları döviz kredileri ve şirketlerin ithalat borcu gibi döviz yükümlülükleri bu dış döviz kredileri toplamı içinde yer almaz.
Açık anlatımla:
- Özel sektörün döviz borcu denilince, (1) bankaların ve finans kuruluşlarının döviz borcu ile (2) reel kesimin (şirketlerin) döviz yükümlükleri birlikte gündeme geliyor.
- Reel kesimin (şirketlerin) döviz borcu denilince, (1)şirketlerin sektörün yurtiçindeki bankalara döviz borçları ile (2) yurtdışındaki bankalara döviz borcu toplamı ayrımı yapılmıyor.
- Özel sektörün ticari borcu denilince (1) ithalat borcu dikkate alınıyor da (2) ihracat alacağı yok sayılıyor.
- Bütün bunların ötesinde, özel sektörün sadece döviz borcu yok. Yurtiçinde ve dışında döviz birikimleri var.

Hem borç hem varlık
Bu karışık trafiği açıklığa kavuşturmak için,
Merkez Bankası tarafından, bankalar ve finans kuruluşları dışındaki firmaların, başka anlatımla, reel sektörün (şirketlerin) döviz varlıkları ve yükümlülükleri ayrı ayrı belirleniyor.
-
Temmuz sonu itibarıyla bankalar ve finans kuruluşları dışındaki firmaların, başka anlatımla, reel sektörün (şirketlerin) 278 milyar dolar olan toplam döviz borçlarına karşılık 99 milyar dolar döviz varlıkları var. (Rakamlarda yuvarlama yapılıyor)
- Yükümlülüklerden döviz varlıkları düşüldüğünde reel sektörün net döviz açığının 178 milyar dolar olduğu ortaya çıkıyor.

Krediler içeriden
Reel sektörün toplam döviz yükümlülüğü 278 milyar doların toplam 250 milyar dolarlık bölümü kredilerden oluşuyor..
- Kredilerin 165 milyar dolarlık kısmı, yüzde 66’sı, yurtiçinden alınan krediler.
- Kalan 85 milyar dolarlık kısmı yurtdışındaki bankalara olan borçlar.
Görülüyor ki şirketlerimiz yurtdışından çok Türkiye’deki bankalardan döviz kredisi kullanıyor.
Özetle, (1) Türkiye’de hem bankalar hem reel sektör önemli ölçüde dış kaynak kullanıyor. Bunun için borçlanıyor.
(2) Reel sektörün döviz yükümlülüklerinin üçte ikisini oluşturan döviz kredilerinin üçte ikisini Türk bankalarına olan borçlar teşkil ediyor.
(3) Bankalarımız yurtdışından borçlanıyor, içeride müşterilerine döviz
kredisi dağıtıyor.
(4) Şirketlerin net döviz borcu 178 milyar dolar. Ödenemeye-cek veya döndürüle-meyecek büyüklükte değil. ■ Güngör Uras, Milliyet, (23.10.2014)

 

 

 

YABANCI SERMAYE: SABİHA GÖKÇEN'İN TAMAMI MALEZYALILARIN OLDU!

Malezya Havalimanları yüzde 60 hissesine sahip olduğu Sabiha Gökçen’de Limak’a ait yüzde 40'lık hisse için ön alım hakkını kullanmaya karar verdi.

Sabiha Gökçen Havalimanı hisselerinin tamamı Malezyalı şirket Malaysia Airports Holdings Berhard’ın (MAHB) oluyor.

TAV, Limak Holding’in elindeki yüzde 40’lık hisse için geçen ay 285 milyon euroluk teklif yapmıştı. Ancak, yüzde 60 hisseye ve kalan hisseler için öncelikli satın alma hakkına sahip olan Malaysia Airports Holdings’den bu hakkı kullanacağını açıkladı.

TAV’dan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamada, MAHB’ın ön alım hakkını kullanmaya karar verdiğini Malezya Borsası’na yaptığı açıklama ile beyan ettiğine işaret edilerek, "MAHB tarafından Satıcılar’a ön alım bildiriminin usulüne uygun yapıldığı ve söz konusu ön alım haklarının geçerli olarak kullanıldığı tespit edildiği takdirde, şirketimiz söz konusu işleme taraf olmayacaktır" denildi.

MAHB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, şirket Limak Holding’e 285 milyon euro ödeyerek
Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yüzde 100’üne sahip olacak.

MAHB açıklamasında, Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı AŞ’nin Limak Holding’in elindeki yüzde 40 hissesi için öncelikli satın alma hakkını kullanmaya karar verildiği belirtildi.

MAHB’ın Malezya Borsası’na yaptığı açıklamada yüzde 40 hissenin 285 milyon euro nakit karşılığında şirketin bağlı ortaklığı Malaysia Airports tarafından satın alınacağı belirtildi.

2015 başında tamamlanması beklenen satış işlemleri sonucunda Sabiha Gökçen hisselerin yüzde 100’ünü elinde bulunduracak olan MAHB, havalimanının tek işletmecisi olacak.

Satın alma için en uygun finansman modeli üzerinde araştırmalarını halihazırda sürdüren MAHB, kararın alınmasının ardından konuyla ilgili bir duyuru yapacağını belirtti. MAHB açıklamasında, Sabiha Gökçen’in kalan yüzde 40 hissesinin alınması nedenleri de şöyle sıralandı: "Malaysia Airports’un Türkiye ve Avrupa’da havalimanı işletmecisi olarak konumunu ve etkinliğini artırmak. Malaysia Airports’un dünya standartlarında bir havalimanı işletmecisi olarak pozisyonunu güçlendirmek. Uzun vadeli ve istikrarlı büyüme potansiyeli barındıran bir varlığa sahip olmak. Gelecekteki kazançları çeşitlendirmek."

"YENİ BAŞARILARA İMZA ATACAĞIZ"

Malaysia Airports Holdings Genel Müdürü Datuk Badlisham Bin Ghazali bir yazılı bir açıklama yaparak, İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) ve LGM’nin tamamının başarılı şekilde satın alınmış olmasının, MAHB için önemli bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Bu satın alma ile MAHB hem kıymetli bir uluslararası değere kavuşmuş hem de Türkiye’deki varlığını güçlendirmiş oldu. Aynı zamanda, bu satın alma, Türkiye’deki ISG yönetiminin sergilediği olağanüstü performansa ve yaptığımız bu stratejik yatırıma olan güvenimizin bir göstergesidir. Umuyoruz ki MAHB olarak, ISG ve LGM’nin ortaklaşa gerçekleşecek operasyonları ile yeni başarılara imza atacağız." ■ Milliyet, (23.10.2014)

 

DOLARA FAİZ ETKİSİ

Dolar/TL, faizi değiştirmemesinin ardından dolar/TL 2.2405’ten 2.2360’a geriledi.

Dolar/TL, faizi değiştirmemesinin ardından dolar/TL 2.2405’ten 2.2360’a geriledi. Merkez bankası faiz koridorunda herhangi bir değişiklik yapmamasının ardından dolar TL karşısında düşüşe gitti ve 2,2360 seviyesine geldi. ■ Milliyet, (23.10.2014)

 

PETROL FİYATLARI DÜŞÜŞTE

Petrol fiyatlarının önlenemez düşüşü devam ediyor. Brent petrolün varil fiyatı 84,56 dolara indi.

Brent petrolün varil fiyatı düne kıyasla 15 centlik bir düşüşle 84,56 dolara indi. Batı Teksas türü ham petrolün (WTI) varil fiyatı da 6 centlik bir gerilemeyle 80,46 dolar oldu.

Böylece Brent petrol fiyatları son 4 yılın en düşük seviyesine gerilemiş oldu. WTI'nin varil fiyatı ise iki yıl öncesinin seviyesine inmiş durumda.

ABD'de yayınlanan hammadde stok istatistikleri, petrol fiyatlarının düşüşünde etkili oluyor. ABD Enerji Bakanlığı’nın verileri petrol stoklarının arttığını ortaya koymuştu.

Fiyatlar neden düşüyor?

ABD'nin petrol stoklarının artışında en önemli etken olarak kaya petrolü üretimi görülüyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC), üretimi kısarak müdahalede bulunmaması, petrol fiyatlarının bir süredir baş aşağı gitmesinde etkili oluyor.

Diğer yandan dünya ekonomisindeki negatif beklenti de talebi düşürüyor. ■ Star, (23.10.2014)

 

İŞSİZLİK MÜZMİNLEŞTİ

2000 yılında yüzde 6.8 olan işsizlik oranı, 2002 yılında yüzde 10.3 oldu ve o yıldan bugüne kadar da işsizlik oranı yüzde 10 dolayında gerçekleşiyor. 2009 kriz yılında daha yüksek yüzde 14 oldu . Bu sene temmuz ayında da yüzde 9.8 olarak gerçekleşti. Mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranı daha yüksek yüzde 10.4 oldu.

Özetle son on iki yıldır işsizlik oranı da aynen enflasyon gibi yüzde 10 dolayında müzminleşti.
Teorik olarak ekonomide durgunluk varsa işsizlik artar. Bir önceki yıl yüzde 6.5 olan işsizlik oranı 2001 krizinde yüzde 8.4 yükseldi. 2009 krizinde de aynı şey oldu... Bir önceki yıl yüzde 11 olan işsizlik oranı 2009 yılında büyümenin eksi 4.8’e düşmesi ile yüzde 14’e yükseldi.
Aşağıdaki grafikte 2000-2014 yıllarında büyüme ve işsizlik oranları göstermiştir. Yüksek büyüme dönemlerinde işsizliğin azalması, buna karşılık düşük büyüme dönemlerinde işsizliğin artması gerekirdi. Ne var ki grafikte GSYH’da büyüme oranlarının daha çok zikzak çizdiği, buna karşılık işsizlik oranlarının daha az zikzak çizdiği görülüyor. Bazı dönemlerde de büyüme oranının yüksek olmasına rağmen, işsizliğin sabit kaldığı anlaşılıyor. Yani teoriye tam uymuyor.
Bunun nedeni, işsizliğin kronik bir yapı kazanmış olması, başka bir ifade ile müzminleşmiş olmasıdır.

 


Kronik işsizlik, 2001 yılında IMF’nin bizim için olmazsa olmaz olarak öne sürdüğü ve bugüne kadar uygulanmakta olan iktisat politikaları sonucu, özellikle kur politikası ve sıcak para politikasından dolayı müzminleşti?
1) Merkez Bankası, enflasyonu frenlemek için 2013 yılına kadar düşük kuru gözetti. Kur artınca müdahale etti.. Düşünce, etmedi. Kurlar düşük kalınca sıcak para girişi arttı. Sıcak para kontrol edilmedi. Cari açıktan daha fazla sıcak para girdi ve kur baskısı yarattı. Düşük kur nedeniyle ithal ara malı ve ham madde, içerde üretilenlere göre daha ucuz gelmeye başladı. Sanayide yerli ara malı ve ham madde yerine ithal ara malı ve ham madde kullanılmaya başlandı. Üretim ve büyüme ithalata bağlı bir yapı kazandı. İşsizlik kronikleşti.
2) Öteden beri Türkiye’de istihdam üzerindeki vergi ve kesintiler yüksektir. Toplam vergi ve kesintilerin brüt ücret maliyeti içindeki payı yüzde 25, OECD ülkelerinde ise yüzde 30 dolayındadır. Türkiye’de ise yüzde 37 ile yüzde 40 arasında değişiyor. Yüksek istihdam yükü ya kaçak çalışmaya zorluyor veya emek yoğun yatırımları önlüyor. Yatırımlarda ve özellikle yabancı yatırımlarda emek yoğun yatırım yerine teknoloji yoğun yatırımlar tercih ediliyor. Başka bir ifade ile yeni yatırımlar daha az işçiye ihtiyaç duyacak şekilde organize ediliyor. Sonuç üretim yapısı, işsizliği artırıyor. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ,  (23.10.2014)

 

24.10.2014

ÖZELLEŞTİRME: MİLLİ KURUMLARIN SATIŞINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Bursa Orhaneli'de termik santral ile linyit işletmesinin özelleştirilmek istenmesine karşı mücadele etmek için oluşturulan Orhaneli Platformu alanlara indi: Hiçbir satışı kabul etmeyeceğiz!

Bursa Orhaneli'de 23 kurumun bir araya gelerek özelleştirmeye karşı mücadele etmek için oluşturduğu Orhaneli Platformu ilk eylemini dün yaptı. Termik Santralı ile Bursa Linyit İşletmesi'nin satışının iki yıl öne çekilmesinin ardından oluşturulan Orhaneli Platformu'nun bileşenleri, dün Bursa Linyit İşletmesi önünde toplandı. İşletmede çalışan işçilerin de yer aldığı basın açıklamasını Türk-İş'e bağlı Maden-İş Sendikası'nın Bursa Linyit İşletmesi İşyeri Temsilcisi İsmail Balı okudu. Balı yaptığı açıklamada, kamu mülkiyetini ortadan kaldırmayı amaçlayan özelleştirmelerin esasında günümüz dünyasında emperyalizmin neoliberal politikalarla milli devleti yıkmaya ve emekçilerin kazanılmış haklarını gasp etmeye yönelik ekonomik saldırılar olduğunu söyledi.

'BÖLGE EKONOMİSİ SEKTEYE UĞRAR'

Termik santral ve linyit işletmesinin özelleştirilmesi halinde bölge ekonomisinin sekteye uğrayacağına dikkat çeken Balı, “Özelleştirmeler sonucunda çevresel açıdan alınması gereken tedbirler, maliyetler gerekçe gösterilerek alınmayacak ve bölge yaşanmaz hale gelecektir” dedi.
Balı, özelleştirme ile işçilerin yaşam koşullarının altüst olacağını belirterek şöyle konuştu:
“Özelleştirme sadece işçilerle kalmayacak esnafını, köylüsünü kısacası bütün Orhaneli halkını derinden etkileyecektir. Çevresini, doğasını tahrip edecek, yıkıma uğratacaktır. Bölge ve ülke ekonomisi açısından stratejik bir öneme sahip olduğu tartışmasız olan bu kurumlar varlık satışı yöntemi ile özelleştrilerek havza ekonomisinden koparılmasının ekonomik ve sosyal sorunlar doğurması kaçınılmazdır. Özelleştirmelerin kamu yararına aykırı olduğu açıktır.”

MÜCADELEYİ ORTAKLAŞTIRMA ÇAĞRISI

Özelleştirme yıkımına karşı en önde mücadele edeceklerini belirten Balı, açıklamayı şu sözlerle bitirdi: “Biliyoruz ki bu özelleştirme denen saldırı basit bir ekonomik el değiştirme operasyonu değildir. O nedenle bu saldırıyı daha kabul edilebilir bir şekilde maskeleme çabalarına da izin vermeyeceğiz. Özelleştirmenin her türlüsüne karşıyız. Bu iki milli kurumun kamunun mülkiyetinde olması dışındaki hiçbir değişimi ya da satışı kabul etmeyeceğiz. Yine Orhaneli Platformu olarak özelleştirme saldırılarına maruz bırakılan tüm kurumlara buradan çağrı yapıyoruz. Gelin bu hayasız saldırıya karşı mücadelemizi ortaklaştıralım. İşsiz bırakma, köleleştirme, 4C’lileştirme, sendikasızlaştırma çabalarını püskürtelim. Buradan Bursa halkı başta olma üzere tüm milletimize sesleniyoruz! Bu mücadelede sizler de saf tutun! Çünkü mücadelemiz kutsal bir mücadeledir, sadece ekmeğimize değil aynı zamanda vatanımıza sahip çıkıyoruz! Ve son olarak diyoruz ki; kömürler, santrallar vatandır, vatan satılmaz! Yaşasın vatan ve emek mücadelemiz!”

PLATFORMU OLUŞTURAN KURUMLAR

Türkiye Maden-İş
TES-İş
Enerji-İş
Enerji-Sen
Bursa Taşeron İşçileri Derneği
Orhaneli Esnaf ve Sanatkarlar Odası
Orhaneli Esnaf Kefalet Kooperatifi
Orhaneli Otobüsçüler ve Minibüsçüler Odası
Orhaneli Şoförler Odası
Ziraat Odası
Elektrik Mühendisleri Odası
Makine Mühendisleri Odası
Maden Mühendisleri Odası
Dağ Yöresi Çevre Eğitim Platformu
Türkiye Gençlik Birliği
Cumhuriyet Kadınları Derneği
Atatürkçü Düşünce Derneği
Ulusal Kanal
Aydınlık
CHP
MHP
İşçi Partisi
Demokrat Parti ■ Sevim Erol   Aydınlık, (24.10.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura