Diğerleri > Sis Çanı
05-12-2013
NELER OLDU 19-24 EKİM 2013 (Özelleştirme, bölücülük, milli egemenlik, boçlanma, altın, karşıdevrim, AB, kriz, TSK)

Cihan Dura

5.12.2013


19.10.2013 

ÖZELLEŞTİRME: ORMANLAR NEDEN ÖZELLEŞTİRİLİYOR?

Tarımda 1980 yıllardan itibaren başlatılan yeni-liberal politikalarla, çiftçileri destekleyen Tarımsal Kit’ler kapatıldı, kimileri özelleştirildi. Ancak yetmemiş olacak ki özelleştirmeler devam ediyor, köylü tarımcılığı yerine büyük dev tarımsal işletmelerin devreye sokulması yeğleniyor. Anılan politikaların mantığına göre, tarımda üretimi artırmak için köylü tarımcılığının tasfiyesi gerekiyor.

Bu bağlamda öncelikle kafaların yıkanması doğrultusunda çalışmalar yapıldı. Günümüzde birçok kişi genel olarak büyük işletmeler şeklinde yapılan endüstriyel tarımın, küçük ve orta ölçekli işletmeler şeklinde yapılan çiftçilikten daha üstün olduğunu sanıyor. Durum böyle mi? Bunu tartışmakta yarar var.

Endüstriyel Tarım, Doğayı Yok Ediyor Ve Sosyal Açıdan Yıkımlar Yaratıyor

-Büyük ölçekli endüstriyel tarım, tek çeşide ya da ırka (mono kültür) dayanan tarımı ortaya çıkarmış bulunuyor. Ancak mono kültür tarım, bitki ya da hayvan çeşitliliğini yok ediyor. Bu durum ise iklim değişikliğini yaratıyor, toprağın yapısal özelliklerini bozuyor.

-Endüstriyel tarım, büyük ölçüde makineli tarımı gerektirdiği için kırsal kesimde işgücü kaybı yaratıyor, işsiz kalanlar kentlere göç etmek zorunda kalıyor. Ancak sanayi ve hizmet sektöründe yeterince iş olmadığı için toplumsal eşitsizlik ve sorunlar ortaya çıkıyor.

-Büyük sermaye tarafından gerçekleştirilen endüstriyel tarım, salt toprakları değil, nehirler, göller, yeraltı sularını denetim altına alıyor.

-Endüstriyel tarım, çok uluslu şirketlerin daha çok toprak satın alınmasına neden oluyor. Denetimsiz ve büyük toprak alımları, emperyal ülkelerin egemenliğinin pekişmesine yarıyor.

Endüstriyel Tarım İçin Meralar Da Kiralanıyor.

Endüstriyel tarım için neler yapılıyor? İki örnek vereyim. Birincisi meralar ile ilgili. Gazete haberlerine göre, Kınık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından, hayvan yetiştiricilerinin kaba yem gereksinimini karşılama amaçlı tarımsal faaliyetin yapıldığı 1200 dekar alan, Kamu Taşınmazlarının Yatırımlara Tahsisine İlişkin Usul ve Esaslar çerçevesinde bir şirkete kiralanmış bulunuyor.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan CHP’li Birgül Ayman Güler, kiralama ile hukuki bir sakatlık ortaya çıktığını ve tapu kayıtlarında Kınık halkının kullanımına ait şerhinin bulunduğu meranın bir şirkete kiralanamayacağını belirtiyor.

Güler, ilgili Bakana “Hazineye ait, toplulaştırma öncesi tapuda mera tahsis şerhi bulunan bu arazinin özel bir şirkete kiralanmasına ilişkin sözleşme nasıl, hangi kurum-taraflar marifetiyle ve yasal gerekçelere göre yapılmıştır?” şeklinde bir soru da sormuş.

Ormanlar Da Şirketlerin Olacak!

Yine gazete haberlerine göre, Ormancılık Kooperatifleri Birliği Genel Başkanı Cafer Yüksel, Meclis’e sevk edilen 6831 sayılı Orman Kanunu’nda değişiklik öngören tasarının büyük sorun yaratacağı konusunda bir açıklamada bulunmuş. Yüksel, “Yapılacak düzenleme ile kesilecek ağaçlar dikiliyken satılacak. Bugüne kadar tomruklar depoya taşındıktan sonra satılıyordu. Ağaçların ayakta satılması ormanların özelleşmesi demektir.

Özelleştirmeden sonra ormanı alan kişi istediği kişiye ağaçları kestirecek. Böylece var-olan toplumsal düzen de bozulacak. Az da olsa para kazanan köylünün bu hakları elinden alınırsa sosyal patlama yaşanır… Toplumun en yoksul kesiminin 3-5 kuruş kazanmasını engelleyen düzenleme başlı başına felakettir.”demiş.

Öncelikle, CHP’li Güler’i kutluyorum. Ormancılık Kooperatifleri Birliği Genel Başkanı Yüksel’e de teşekkür ediyorum. Meraya, ormana daha doğrusu köylülere sahip çıktıkları için.

Tekrarlamak istiyorum. Endüstriyel tarım, bir başka deyişle şirket tarımcılığı, Türkiye’de olduğu gibi Dünya’da da yıkım getirir, getiriyor. Kimse şirket tarımcılığının üstün olduğu fikrine inanmasın. ■ Mustafa Kaymakçı, Odatv.com, (19.10.2013)

: HALK, DEVLETE KARŞI ORMANLARI KORUYOR

Ankara Büyükşehir Belediyesi ekipleri dün gece ODTÜ ormanına girerek çok sayıda ağacı söktü. Çoğunluğunu ODTÜ'lü öğrencilerin oluşturduğu yurttaşlar, ağaçların söküldüğü yerde protesto yaptı. Gece sökülen ağaçların yerine yeni fidan dikildi.

Yurtlar önünde yürüyüş başlatan ODTÜ'lü öğrenciler A4 kapısında Ankaralılarla buluştu. Öğrenciler, “O ağaçları dikenleredir hınçları” yazısı ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan resimlerinin olduğu pankartı taşıdı. Yaklaşık bin kişilik grup, 'Faşizme karşı omuz omuza' ve 'Gökçek elini ODTÜ'den çek' sloganları attı.

ODTÜ Ormanı'nda dün gece "taşındığı" söylenen fakat kesilen ağaçları halk omuzlarında taşıyarak ormandan çıkarttı. Ağaçların taşınmasının ardından basın açıklaması okundu ve fidan dikimine başlandı. Gece kesilen ve yerinden sökülen ağaçların yerine yeni fidanlar dikildi.

CHP'li vekiller Aylin Nazlıaka ve Tarık Şengül de protestoya destek veren isimlerden.

Eylem nedeniyle polis alanı ablukaya aldı. TOMA'lar da hazırda bekletildi. ■ Cumhuriyet, (19.10.2013)

BÖLÜCÜLÜK: KAMUDA İLK KÜRTÇE

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın açıkladığı demokratikleşme paketinin ardından Kürtçe kamu kurumlarında kullanılmaya başladı.

Türkiye'de Kürtçe yazımında bugüne kadar yasak olan W, X ve Q harflerinin de yer aldığı ilk Kürtçe metni Lice Kaymakamlığı kullanmış oldu. Lice Kaymakamı Tunahan Efendioğlu, Kurban Bayramı'nı Kaymakamlık'ın resmi web sitesinden Türkçe ve Kürtçe olarak yayınladığı mesajla kutladı.

Kaymakam Efendioğlu Türkçe ve Kürtçe verdiği bayram mesajında, "Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı, hüznümüzü, acımızı yalnızlığımızı ve geleceğimizi paylaştığımız, sevgi ve saygının perçinlendiği, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, millet olma şuurunun şekillendiği; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder; mutlu, huzur dolu günler temenni ederim." dedi. Kutlama metninin Kürtçesi ise aynı sayfada Türkçe metnin altında yer aldı. ■ Sabah, (19.10.2013)

 

 

20.10.2013

Mİ V ME: 'ODTÜ'YE DÜŞMAN TOPRAĞINA GİRER GİBİ GİRDİLER'

ODTÜ Mezunlar Derneği, öğrenciler ve eğitim alanındaki kurumlar önceki gece düzenlenen gece baskınında 3 bin ağacın büyük bir bölümünün tahrip edildiğini açıkladı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mezunlar Derneği, ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği, ODTÜ Asistan Dayanışması, Eğitim-Sen 5 Nolu Şube ve ODTÜ Öğrenci Bileşenleri tarafından yapılan ortak açıklamada "Bu zorbaca anlayışın söktüğü her fidanın yerine daha fazlasını dikeceğiz" denildi. Açıklamanın tamamı şu şekilde:

Bayram tatiline denk gelen 18 Ekim Cuma gecesi Büyükşehir Belediyesi görevlileri ve araçları, yoğun polis desteğiyle, bir baskın havasında, mülkiyetinin bir bölümü ODTÜ tüzel kişiliğine, bir bölümü de ODTÜ Mezunlar Derneği’ne ait araziye, bu kurumlardan herhangi bir izin almadan ve bilgilendirme yapmadan girmiştir. Gece boyu süren çalışmalar sonucunda bu bölgede bulunan 3000 ağacın büyük bölümü tahrip edilmiş, az sayıda ağaç ise göstermelik bir biçimde taşınmıştır. Bu sırada Mezunlar Derneği arazisinde bu çalışmaları izleyen öğrencilerimiz, mezunlarımız, öğretim elemanlarımız ve bölge halkı Büyükşehir Belediyesi üniformaları giydirilmiş bazı şahısların ve polisin saldırılarına maruz kalmış; iki öğretim üyemiz gaz fişekleri ve plastik mermiler ile yaralanmıştır.

Bilindiği gibi ODTÜ arazisi bütününe yönelik bir Koruma Planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmış ve yasal düzenlemelerin öngördüğü gibi, kesinleştirilmeden önce ilgili tarafların itirazlarına olanak sağlamak üzere, yasal itiraz süresi 4 Kasım 2013 tarihinde dolacak olan 1 aylık bir süre için askıya çıkarılmıştır. Bu süreç ve görüşmeler devam ederken, bir kamu kurumu olan Büyükşehir Belediyesi’nin, bir başka kamu kurumunun sorumluluğundaki araziye bir gece yarısı baskını düzenlemesi, ne biçim ne de hedefleri açısından kabul edilebilir değildir.

Daha önceki beyanlarında “ODTÜ arazisine dayandık” diyen bu anlayışın, bir düşmanın topraklarına girer gibi, Ankara’nın en önemli değerlerinden biri olan ODTÜ ormanlık alanına girmesi, en hafif değerlendirmeyle, bu kararı alanların bulundukları makamın ağırlığı ve öneminin farkında olmadıklarını göstermektedir. Bir bayram günü ve gece yarısı, “düşmanı gafil avlama anlayışı” ile Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın saygın kurumlarından biri olan ODTÜ’nün arazisine girilmesi manidardır.

ODTÜ tarihinin ve geleneğinin ayrılmaz bir parçası olan orman; öğrencilerin, çalışanların ve akademisyenlerin emeği ile yıllar içinde yaratılmış, Ankara halkına armağan edilmiştir. Dün yaşanan ağaç katliamı yalnızca ODTÜ’ye değil, tüm Ankara halkının değerlerine yapılan bir saldırıdır. Halkın görüşlerine değer vermeyen Büyükşehir Belediyesi, halkın değerlerini de umursamadığını bir kez daha göstermiştir.

Tüm bu saldırılar karşısında, ODTÜ bileşenleri olarak, bozkırı yeşertmeyi bildiğimiz gibi, yok edilen bu alanları yeniden halka kazandırmak adına yılmadan çalışmayı da biliriz. Gerekirse bu zorbaca anlayışın söktüğü her fidanın yerine daha fazlasını dikeceğiz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.

ODTÜ Mezunlar Derneği

Ortadoğu Öğretim Elemanları Derneği

ODTÜ Asistan Dayanışması

Eğitim-Sen 5 Nolu Şube

ODTÜ Öğrenci Bileşenleri  ■ Cumhuriyet, (20.10.2013)

 

ÖZELLEŞTİRME: KÂR EDENİ SATIYORLAR

Hükümet yeni termik santralları da özelleştirme kapsamına aldı. Hükümetin özelleştirme kapsamına aldığı GELİ, geçen yıl 245 milyon, bu yılın 6 ayında da 113 milyon lira kâr etti.

Hükümet kâr eden bir kurumu daha satıyor. Özelleştirme kapsamına alınan, içerisinde Yatağan Termik Santralı ile kömür sahasının da bulunduğu Güney Ege Linyitleri İşletmesi (GELİ) 2012 yılında 245 milyon lira, 2013’ün 6 ayında da 113 milyon lira kâr etti. Yatağan’ın yanı sıra Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarının da satılacağına dikkat çeken Türkiye Maden İşçileri Sendikası, 20 bin kişinin geçimini bu işyerlerinden sağladığına dikkat çekerek işletmelerin özelleştirme kapsamından çıkarılmasını istedi.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası tarafından hazırlanan raporda, TKİ-GELİ’nin kurumlar vergisi sıralamasında Muğla’da birinci, Türkiye genelinde ise 41. sırada yer aldığına dikkat çekildi. Rapora göre, GELİ Yatağan bölgesinde 50 milyon ton açık ocak, 60 milyon ton da yeraltı rezervi olmak üzere toplam 110 milyon ton kömür rezervi bulunuyor.

Yatırım şart

Ancak yeraltı işletmeciliği yapabilmek için ek önlemler, yatırım ve harcamalar yapmak zorunluluğu bulunuyor. Rapora göre, sadece açık olan sahalarından kömür beslenmesi durumunda da termik santralın yaklaşık 10 yıllık ömrü kaldı. Bölgedeki kamulaştırmalar nedeniyle mağduriyet yasasından faydalanıp işe girmek için bekleyen en az bin kişi daha olduğuna dikkat çekilen raporda, kamulaştırılan köylerdeki yurttaşların işe girme ümidiyle evlerini ve arazilerini zorluk çıkarmadan verdikleri ancak özelleştirme sürecinin başlamasıyla işi giremeyecekleri için mağduriyetleri giderilmediği gibi yerlerinden yurtlarından da olduklarına işaret edildi. Raporda, döküm sahalarına bugüne kadar 45 bini zeytin ağacı olmak üzere toplamda, 1 milyon 550 bin ağaç dikildiği bildirildi.
Raporda GELİ’de 199 memur, 437 işçi ve 431 taşeron işçisi olmak üzere toplam 1067, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarının kömür ihtiyacını karşılayan Yeniköy Linyit İşletmesi’nde de 109 memur, 201 işçi, 1020 taşeron işçisi olmak üzere toplam 1330 personel bulunduğu bildirildi. Bölgedeki işletmeler bünyesinde toplam 2 bin 397 çalışan olduğu, termik santrallarındaki çalışanlar da bu sayıya eklendiğinde toplam çalışan sayısının 5 bine ulaştığına dikkat çekilen raporda, özelleştirme halinde memurların diğer illere gönderileceği, işçilerin 4-C’li yapılacağı, taşeron işçilerin de “kapının önüne konulacağı” vurgulandı. Mustafa Çakır, Cumhuriyet, (20.10.2013)

 

21.10.2013 

BORÇLANMA, HALK: MİLYONLARCA KART SAHİBİNE KRİTİK UYARI

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kredi kartı harcamalarına ilişkin, "Kazanıp harcıyorsak sorun yok, ancak kazandığımızdan fazla harcadığımızda problem ortaya çıkıyor"

Los Angeles'ta Türk gazetecilerin sorularını yanıtlayan Babacan, Orta Vadeli Program çerçevesinde kredi kartlarına yönelik alınan tedbirlerin
kararlılıkla uygulanacağını belirterek, kredi kartının borçlanma değil ödeme aracı olduğunu kaydetti.

Kredi kartı harcamalarında kısıtlamaya gidilmesi için çalışmaların devam ettiğini, ancak, hangi ürün gruplarında taksit erteleme ve limit koyma
uygulanacağının netleşmediğini dile getiren Ali Babacan, etki analizi yapmadan karar vermek istemediklerini, taksitli kredi kartlarında çok artış olduğunu, vatandaşın taksitli kredi kartı borcunun son 1,5 yılda çok hızlı arttığını vurguladı.

Kredi kartı sahiplerinin aylık geliriyle aylık taksit limitlerinin birbirine bağlanıp bağlanmama konusu üzerinde çalıştıklarını, örneğin konut
kredisi alan bir kişinin aylık taksidine maaşına oranla belirli bir limit getirilmesi konuları üzerinde karar vermeye çalıştıklarını belirten Ali Babacan,
kredi limitlendirmesinin önemi konusunda ABD'deki Mortgage krizini örnek verdi.

Ali Babacan, "ABD'de yüzde 25 limit kuralı olsaydı Mortgage krizi çıkmayacaktı. 200 bin dolarlık eve 220-230 bin dolarlık kredi kullandırttılar.
Dolayısıyla gücü olmayanlara da ev adırttılar. Hatta bu konuda reklam bile yapıyorlardı'' cümlelerine yer verdi. … ■ Sabah, (22.10.2013)

 

 

22.10.2013 

ALTIN FİYATLARI ÜÇ GÜNDE NİYE YÜZDE 3 ARTTI?

 Amerikan borç tavanı sorununun ötelenmesi üzerine altın fiyatları kısa sürede hızla yükseldi. Geçen perşembe günü altının ons fiyatı yüzde 3 oranında arttı ve üç iş gününde aynı düzeyde seyretti.

Peki altın fiyatları üç iş gününde niye hızla yükseldi? Yükseldi çünkü sadece borç tavanı sorununun ötelenmesi değil aynı zamanda Çinli kredi derecelendirme kuruluşu Dagong 17 Ekim'de ABD'nin notunu A'dan Anegatif görünüme düşürdü. Dagong ABD'nin notunu düşürme gerekçesinde; borç tavanı sorununun çözülmesinin pek fazla bir şey ifade etmediğini söyledi. Ve Amerikan devletinin temerrütten kurtulduğunu fakat ABD milli geliri aynı kaldığı için borç tavanı yükseltildikçe borcun milli gelire oranı arttığından maliye politikasının sürdürülebilir olamayacağını ileri sürdü. O halde Çinli kredi derecelendirme kuruluşu için borç yükü yükselen ABD'nin sorunlu ülke olduğunu söyleyebiliriz.

Bu arada tekrar altın fiyatlarına dönersek, altın fiyatlarının düşmesini bekleyen açık pozisyondaki yatırımcılar birden alıma geçince geçen perşembe günü altının ons fiyatı bin 275 dolardan bin 322 dolara yükseldi. Ve ardından cuma ve pazartesi günü fiyatlar yine aynı düzeyde kaldı. Dün akşam üzeri bir ons altın bin 318 dolardan işlem gördü.

"Peki bundan sonra altın fiyatları nasıl gelişecek?" sorusu hemen akla gelebilir. Şöyle gelişecek, Amerikan devletinin yaşadığı bütçe ve borç tavan sorunları doların statüsünü sarsmaya devam ediyor. Bu nedenle dolar, diğer para birimleri karşısında değer kaybetti. Hatta euro/dolar paritesi bu yılın en yüksek seviyesi 1.3680'e yükseldi. Tabii doların değer kaybetmesinin altın ve emtia fiyatlarını yükselttiğini biliyoruz. İşte bu nedenle altın fiyatları ons olarak bin 300 doların üzerinde kalmaya devam ediyor.

Yine bütçe ödenek kısıtlaması nedeniyle Amerikan devletinin yaklaşık iki hafta kapalı kalmasının ABD'nin dördüncü çeyrek büyümesini 0.25 puan gerileteceği tahmin ediliyor. İşte bu nedenle Amerikan Merkez Bankası'nın varlık alımlarını azaltmasının bir süre daha mümkün olamayacağını düşünmek yanlış olmaz. Buna bağlı olarak altın fiyatlarının hızla gerileyemeyeceğini söyleyebiliriz.

Gelelim altın fiyatlarına etki yapacak diğer değişkenlere… Bildiğiniz gibi Amerikan bütçe ödenek sorunu 15 ocak, borç tavanı sorunu ise 7 Şubat 2014'e kadar ertelendi. Kısaca küresel piyasalarda Amerikan riski yaklaşık iki ay ve dört ay sonra yine etkili olacak. Çünkü Amerikan Kongresi'nde siyasi partilerin oy dağılımı istikrarlı bir yönetime imkan vermiyor. O halde Amerikan Kongresi'nin oy dağılımı düzelene kadar sık sık tekrarlanabilecek siyasi krizler küresel ekonomiyi etkileyecek.

Tabii bu türden krizlerde altın güvenilen yatırım aracı olduğu için tercih edilecek. O halde fiyatı düşecek beklentilerine rağmen altından vazgeçmenin pek de mümkün olamayacağını söyleyebiliriz. ■ Süleyman Yaşar, Sabah, (22.10.2013)

 

23.10.2013

KARŞI DEVRİM, SİYASAL İSLAM: THY CÜBBE GİYDİ TAKKE TAKTI!

Kıyafet serbestliği verilince THY'de uzun sakallı, cübbeli ve takkeli teknisyenlerin sayısı arttı.

Türk Hava Yolları’na bağlı şirketlerden THY Teknik A.Ş’de kılık kıyafet serbestliği verilince uzun sakallı, cübbeli ve takkeli teknisyenlerin sayısı arttı.

Modacı Dilek Hanif’in Osmanlı çizgileri taşıyan kabin ekibi kıyafetleri ile uzun süre tartışılan Türk Hava Yolları, bu kez takkeli,cübbeli, sakallı teknisyenleriyle gündeme gelecek.

Türk Hava Yolları’nda çalışanların iş yerine hangi kılık kıyafetle gelineceğine dair kurallar yönetmelikle belirlenmişken THY’nin yüzde 100’üne sahip olduğu THY Teknik A.Ş’de kılık kıyafet yönetmeliği olmaması farklı görüntüde çalışanların ortaya çıkmasına neden oldu.

Sayıları son dönemde hızla artan sarıklı, cübbeli ve uzun sakallı çok sayıda THY teknik personeli farklı görüntüleriyle dikkat çekerken o çalışanlardan bazıları, AirportHaber tarafından görüntülendi.

THY’ye ait servislerle işyerine gelen cübbeli teknisyenlerin, giydikleri bu kıyafetleri çalışma esnasında çıkararak ‘tulum’ giydikleri belirtilirken özellikle yabancı havayolu şirketleri temsilcilerinin ziyaretleri sırasında uzun sakallı teknisyenlerin farklı noktalarda görevlendirildiği ve böylelikle yabancı müşterilerle birebir muhatap edilmedikleri öğrenildi. ■ Sözcü, (23.10.2013)

24.10.2013

AB, BÜTÇE KRİZİ, ÇİN: ABD YİNE KRİZ YAŞAYABİLİR

 Eski ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan, ABD’de geçen ay bazı hizmetlerinin askıya alınmasına neden olan bütçe krizinin tekrarlanabileceğini söyledi.
Greenspan, Kongrede Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında bütçe konusundaki görüş ayrılıklarına gönderme yaparak “uzlaşmanın bu kadar uzak olduğu başka hiçbir örnek olmadığını” belirtti.

Alan Greenspan borç tavanı krizi sırasında hükümetle mücadeleye giren Cumhuriyetçi Partinin içindeki Çay Partisi hareketinin hedeflerine sempatisi olduğunu kabul etti. Çay Partisi, katıksız bir neoliberalizmi savunurken, içinde az çok ‘sosyallik’ barındıran bütün projelere şiddetle karşı çıkıyor. Greenspan, sempatisine rağmen hareketin başvurduğu yöntemleri demokratik bulmadığını söyledi.

‘Avro Krizi Bitmedi’

1987-2006 yılları arasında Merkez Bankası Başkanı olarak ekonomi politikasında öne çıkan isimlerden birisi olan Greenspan, Avro Bölgesindeki borç krizinin sona erdiği yolundaki görüşlere karşı çıkıyor. Krizin Avro Bölgesinde “siyasi konsolidasyon” sağlanıncaya kadar krizin devam edeceğini savundu.

Alan Greenspan şöyle konuştu: “Sanırım oraya doğru gidiyoruz. Yunanistan’ın kültürü Almanya’nın kültüründen farklı ve ikisini bir potada eritmek son derece zor. Bunu başarmanın tek yolu siyasi birliktir. Hâlâ olması gerektiği gibi olmasa da Doğu Almanya ve Batı Almanya gibi.”

Greenspan yaptığı açıklamada 2008 krizine kolay kredi politikalarının ve gevşek regülasyonun önemli payı olduğu eleştirilerini de reddetti. Türev piyasaları da eleştirmekten kaçındı: “Beni şoke eden şey, sadece Merkez Bankasının gelişmiş sisteminin değil, IMF’nin ve krizden üç gün öncesine kadar 2009 ve 2010’a kadar sürecek bir büyüme öngören JP Morgan’ın da 15 Eylül 2008’deki çöküşü fark edememiş olması. Ekonomik balonu tahmin etmekle ne zaman patlayabileceğini tahmin etmek arasında fark var.”

‘Çin Yaratıcı Olmazsa Yavaşlar’

87 yaşındaki Greenspan, “ABD’de ‘eş-dost kapitalizminin büyüdüğünü” söyledi. “Çin’de ve Rusya’da bu yaygındı. Şimdi biz de o yönde gidiyoruz diye kaygılanmaya başladım” dedi.
Greenspan demecinde Çin’in daha yaratıcı olmaması halinde büyümesinin yavaşlayacağını belirterek, “Çin’deki en büyük sorun yaratıcılığının ödünç teknolojiye dayanması. Reuters’ın en yaratıcı 100 şirket sıralamasında 40 Amerikan şirketi var, bir Çin şirketi bile yok.” diye konuştu. ■ Evrensel, (24.10.2013)

EKONOMİK KONJONKTÜR: TÜRKİYE EN KIRILGAN ÜLKE

Ekonomist Mustafa Sönmez, Türkiye ekonomisinin dünyanın en kırılgan ekonomisi olduğunu ve en yüksek risk taşıyan ülkeler arasında gösterildiğini söyledi.

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğinin düzenlediği etkinlikte konuşan Sönmez, Türkiye ekonomisinin durumu üzerine ve beklenen gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin son 10 yılda ihracatı ciddi bir şekilde artarken, aynı şekilde cari açığının da büyüdüğünü belirten Sönmez, bu büyümenin Türkiye’ye özgü olmadığını, mal ve sermaye hareketlerinin tüm dünyada önemli ölçüde arttığı ve yabancı kaynakların Türkiye gibi yükselen ülke olarak adlandırılan ülkelere aktığı ve benzer bir sürecin yaşandığını söyledi.

İç Kaynaklarla Büyünmüyor

Türkiye ekonomisinin iç kaynaklarla büyümediğini belirten Sönmez şunları kaydetti: “En karakteristik özelliği dış kaynakla büyüyor, dış kaynak nazlanır ya da geri çekilirse küçülüyor. Türkiye cari açık veren bir ekonomi, döviz üretemiyor, daha çok döviz harcıyor. Bunu kapatmak içinde dışarıdan daha çok dış sermaye girişine mecbur durumda. Bu serüven 1980- 90’lı yıllarda çok düşük seyrederken, 2000’li yılların ana karakteristik özelliği birden bire cari açığı büyüyen ve dışarıdan sermaye girişine daha çok ihtiyaç duyan bir durumdayız.”

Yastık Altından Dolar Çıktı

Yastık altından ciddi ölçüde döviz çıkmaya başladığını da anlatan Ekonomist Mustafa Sönmez, şöyle konuştu: “İlk 4 ayda kayıt dışı, yastık altına çekilen 5 milyar dolar var ama, mayıs-ağustos aylarında 8.2 milyar yastık altından çıkış var. Rezervler ilk 4 ayda 15 milyar dolar artarken, ikinci dönemde 5 milyar dolar azalmış. Sermaye girişi azalınca ister istemez eller yastık altına ve Merkez Bankası rezervlerini kullanmaya gitmiş. Ama bu sınırlı bir durum, siz bu açığı rezerv ve yastık altından finanse edemezsiniz. Sermaye gelmediği zaman da ekonominiz küçülmek durumunda kalır. Bundan dolayı Türkiye en kırılgan ülke olarak tarif ediliyor. Ayrıca risk birimi, yani ülkeler yatırımcı bir ülkeye yatırım yapacaksa alacağını sigorta ettirmek istiyor ve o sigorta şirketlerine gittiğinde o ülkenin riski bu kadar ona göre prim ödeyeceksin. Türkiye yüksek riskli olan ülkeler arasına girdi.” ■ Evrensel, (24.10.2013)

TSK: ÖZEL PAŞA KORUNDU İDDİASI!..

TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyesi CHP Milletvekili Orhan Düzgün, “Balyoz iddialarına göre bu plan Necdet Özel, Harp Akademileri komutanı iken yapıldı ve emrinde o dönem görev yapan bir çok subay tutuklandı. Yargıtay, o dönem Özel’in etrafında görev yapan subayları serbest bıraktı” dedi. Düzgün, iddiasına şöyle devam etti: “Açıklanan Yargıtay kararlarına baktığımızda tahliye olanların tamamının o dönemde Necdet Özel’le beraber çalışanlar olduklarını görüyoruz. Tutuklananların o dönem mesai saatleri içinde kendisine olan uzaklığı en fazla 300 metre. Balyoz planları yapılırken Özel, Harp Akademileri Komutanı ama aynı kampüs içindeki diğer birimlerde yapılan darbe planından habersiz. Bunun iki anlamı var. Birincisi ya komutan astlarına hakim değil, ya da bilgisi var fakat birileri tarafından kollanmış. Yargıtay siyasi bir yargılama yaptı ve etrafında o dönem çalışanları serbest bıraktı. Bu şekilde Necdet Özel de korunmuş
oldu.”

İşte o komutanlar
Düzgün, Yargıtay kararıyla tahliye edilen o dönem Harp Akademileri’nde görevli ve Özel’in yakınında olan subayları da şöyle sıraladı: Emekli Tümgeneral Abdullah Dalay, Emekli Tuğgeneral Ali Aydın, Emekli Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tuğgeneral Suat Dönmez, Tuğgeneral Hakan Akkoç, Korgeneral Tevfik Özkılıç, Emekli Tuğgeneral Gökhan Gökay, Emekli Tuğgeneral Kasım Erdem, Kurmay Albay Sırrı Yılmaz, Kurmay Albay Hasan Basri Aslan, Kurmay Albay Can Bolat, Kurmay Albay Cemal Candan, Kurmay Albay Fatih Musa Çınar, Albay Burhan Göğçe, Albay Barbaros Kasar, Albay İsmet Kışla, Albay Erdoğan Koçoğlu, Albay İlkay Nerat, Albay İkrami Özturan, Kurmay Albay Cüneyt Sarıkaya, Kurmay Albay Murat Ataç, Kurmay Albay Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Kurmay Yarbay Mustafa Yuvanç, Emekli Kurmay Albay Recai Elmaz, Emekli Kurmay Albay Ali Rıza Sözen, Emekli Albay Mehmet Kemal Gönülda, Emekli Albay Ali İhsan Çuhadaroğlu, Albay Levent Ergün, Emekli Kurmay Albay Mümtaz Can. ■ Yeniçağ,  (24.10.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura