Diğerleri > Sis Çanı
17-07-2016
NELER OLDU 19-24 ARALIK 2015 (Petrol, özelleştirme, gelir dağılımı, bağımsızlık, bölücülük, faiz, yabancı sermaye, RTE)

Cihan Dura

17.7.2016

 


19.12.2015

PETROL 20 DOLARA DÜŞECEK

Goldman Sachs, petrol varil fiyatının 20 dolar düşeceği beklentisinin arkasında duruyor.

Goldman Sachs, OPEC'in aralık ayı toplantısında üretimi kısmaktan geri durmasının ve hali hazırda zayıf olan temel göstergelerin daha da kötüleşmesinin etkisiyle petrol fiyatlarında gerilemenin devam edeceği beklentisini tekrarladı.

Petrol fiyatı için 20 dolar/varil dip öngörüsünün arkasında duran Goldman Sachs, petrol fiyatının bu seviyeye düşmesi halinde şirketlerin zarar etmekten kaçınmak için üretimlerini kısmak zorunda kalacaklarını savundu.

Bununla birlikte global petrol stoklarının depolama kapasitesinin altında kalmaya devam edeceğini öngören Goldman Sachs, ABD'de açılan petrol sondaj ve üretim kuyusu yasısının arzda gerekli düşüşe başarmak için çok yüksek olması nedeniyle fiyatların da yeniden dengelenmenin başarılmaktan uzak olduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan başta olmak üzere petrol üreten 13 ülke son yıllarda günlük petrol üretimini 30 milyon varilde tutuyor.

Petrol fiyatları geride kalan 18 ayda üretim vanalarının kısılmaması ve düşük talep gibi nedenlerle yarı yarıya düştü. Uzmanlar önümüzdeki bahar aylarıyla birlikte petrol depolama tesislerinde büyük yer sıkıntıları yaşanabileceğini düşünüyor. ■ Dünya, (19.12.2015)

ÖZELLEŞTİRME: İGDAŞ SATIŞA ÇIKIYOR

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde, İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin (İGDAŞ) İBB'deki hisselerinin halka arz yöntemiyle özelleştirilmesi hakkındaki teklif oy çokluğuyla kabul edildi

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde, İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin (İGDAŞ) İBB'deki hisselerinin halka arz yöntemiyle özelleştirilmesi hakkındaki teklif oy çokluğuyla kabul edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Saraçhane'deki binasında yapılan meclis toplantısında, İGDAŞ hisselerinin özelleştirilmesi hakkındaki hukuk komisyonu ile plan ve bütçe komisyonu ortak raporu oya sunuldu. Oylama sırasında AK Partili meclis üyeleriyle CHP'li meclis üyeleri arasında tartışma yaşandı. Raporla ilgili söz alan CHP'li Meclis Üyesi Doğan Subaşı, İGDAŞ'ın özelleştirilmesi ve halka arz yönteminin seçilmesiyle ilgili teklifle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Özelleştirme konusunda 2009'da karar alındığını kaydeden Subaşı, kurumsal hizmet niteliği taşıyan ve stratejik önemi bulunan kurumlarda özelleştirmelerin toplumsal açıdan sakıncalar doğurduğunun gözlemlendiğini anlattı. ■ Yeni Mesaj, (19.12.2015)

20.12.2015

GELİR DAĞILIMI: İŞTE TÜRKİYE'DEKİ MİLYONER SAYISI

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, hesabında 1 milyon lira ve üzeri bakiye olan kişi sayısı ekimde 91 bin 911 kişi olarak sayıldı.

Her ay artış gösteren milyoner mudi sayısı ekim ayında eylüle göre bin 863 kişi azaldı. Buna göre yaklaşık 2 bin kişi artık milyoner değil. Aynı rakam ekimde 91 bin 911'e gerilerken, azalan mudi sayısı ise bin 863 kişi olarak gerçekleşti. 

GEÇEN SENE DE BÖYLE OLDU

Analistler, geçmiş yıllarda da eylül-ekim dönemine bakıldığında benzer hareketlerin görülebileceğini belirtiyor. Yılın bu döneminde mevsimsel bir hareket gerçekleştiğini aktaran analistler, normalde çeyrek sonlarını takip eden aylardaki mevduat göstergelerinin farklılık gösterdiğini dile getiriyor."Bunun sebebi bankaların dönem sonunda bilanço makyajı olarak bilinen olaydır" diyen analistler, dönem sonlarında bankalarda kredi ve mevduatlarda çok yakın vadeli işlemlerle ilave hacim artışı sağlanırken, dönem sonu kapanışından itibaren yine kısa vadede normalleşme görüldüğünü ifade ediyor.

HESAP BÜYÜKLÜKLERİNDE DEĞİŞİM

Burada kurumsal mevduat ve kredilerin etkili olduğuna dikkati çeken analistler, bunlara ilaveten ekim ayında vergi takvimi etkisinden de bahsedilebileceğini, vergi ödemeleri nedeniyle hesap büyüklüklerinde değişim olabileceğini kaydediyor. Analistler, bu aylardaki hareket her yıl görüldüğü için bireylerin mevduattan kaçtıkları veya başka yatırımlara kaydıklarının söylenemeyeceğinin altını da çiziyor.

MİLYONERLERDE EN ÇOK DÖVİZ BULUNUYOR

Milyoner mudi sayısı ekimde 91 bin 911 olurken, bu kişilerin hesaplarındaki para 581 milyar 148 milyon liraya tırmandı. Bu meblağın 283 milyar 632 milyon lirası yerel para cinsinden mevduat, 295 milyar 915 milyon lirasını döviz tevdiat hesabı, 1 milyar 601 milyon lirasını da kıymetli maden depo hesapları oluşturdu. Buna göre milyonerlerin hesabında yaklaşık 284 milyar liralık TL cinsinden para, 296 milyar liralık döviz, 1,6 milyar liralık da altın bulunuyor. Böylece milyonerlerin ekimde ellerinde en çok döviz tuttuğu görüldü. ■ Akşam, (20.12.2015)

ÖZELLEŞTİRME TAM GAZ

AKP hükümeti hidroelektrik santralleri ve bunlara ait olan taşınmazları grup grup satmaya devam ediyor. Bu sefer sırada Doğankent, Kürtün ve Torul hidroelektrik santralleri vardı

AKP hükümeti özelleştirmelere tam gaz devam ediyor. Doğankent, Kürtün ve Torul hidroelektrik santralleri ile bu santraller tarafından kullanılan taşınmazların özelleştirme ihalesinde en yüksek teklifi, 1 milyar 225 milyon 100 bin lira ile Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret AŞ verdi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığında (ÖİB) gerçekleştirilen ihaleye, ön yeterlilik ve teklif için başvurusu kabul edilen 8 şirketin temsilcileri katıldı. İlk olarak bir tur elemesiz kapalı zarfla tekliflerin verilmesinin ardından, dört elemeli turda teklifler alındı. Bu turların ardından açık artırma görüşmelerine geçildi. Açık artırma başlangıç tutarı 1 milyar 156 milyon lira olan ihalede, asgari artırım aralığı 100 bin lira olarak belirlendi. Yaklaşık 60 dakika süren ihalede en yüksek teklifi 1 milyar 225 milyon 100 bin lira ile Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret AŞ verdi. Söz konusu santrallerden, Doğankent Hidroelektrik Santrali'nin 74,5 MW, Kürtün Hidroelektrik Santrali'nin 85 MW ve Torul Hidroelektrik Santrali'nin 103,2 MW kurulu gücü bulunuyor. ■ Yeni Mesaj, (20.12.2015)

21.12.2015

BAĞIMSIZLIK: OBAMA'DAN ERDOĞAN'A MUSUL TALİMATI

Obama ile Erdoğan dün telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede, Obama'nın Erdoğan'a, "Irak'ta tansiyonu düşürecek daha fazla adım atın ve Türk askerini Irak'tan çekin" uyarısında bulunulduğu söylenildi. Yaşanılanların ardından Dışişleri Bakanlığı'ndan Türkiye'nin Musul'daki Başika kampındaki askerlerin geri çekileceği açıklandı

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Türkiye, Irak tarafının hassasiyetini dikkate alarak koruma kuvvetlerinin Musul vilayetinden intikali için başlayan süreci devam ettirecek' denildi.

Erdoğan önceden yaptığı bir konuşma sırasında Musul'daki Türk askerleriyle ilgili, 'Bunu geri çekmek gibi bir şey şu anda söz konusu değil' demişti. Dünkü yapılan Obama Erdoğan telefon trafiği sonrası bugün Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada Türkiye'nin Musul'daki Başika kampındaki askerlerin geri çekileceği açıklandı.

Obama: Askerlerinizi Irak'tan çekin

Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, DAEŞ'e karşı küresel koalisyonun kararlı bir üyesi olarak Türkiye'nin, DAEŞ terör örgütünü bertaraf etmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik müşterek çabaların daha yakın eş güdümünü sağlamak için Irak'la işbirliğini sürdürmeye hazır olduğu vurgulandı.

"Türkiye Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne olan desteğini teyit etmekte ve kuzey Irak'ta DAEŞ'e karşı mücadele eden Irak kuvvetleri için yürütülen eğitim faaliyetlerini desteklemek için yakın zamanda bölgeye intikal eden koruma güçleri konusunda Irak Hükümeti ile bir iletişimsizlik yaşandığını teslim etmektedir" ifadesine yer verilen açıklamada şunlar kaydedildi:

"Türkiye, Irak tarafının hassasiyetini dikkate alarak ve DAEŞ'le mücadelenin gerektirdikleriyle uyumlu olacak şekilde, mevcut iletişim kopukluğunun kaynağını teşkil eden koruma kuvvetlerinin Musul vilayetinden intikali için başlayan süreci devam ettirecektir. DAEŞ'e karşı mücadeleye askeri katkılarını Irak Hükümeti ile eş güdümlemeyi sürdürecek olan Türkiye, DAEŞ'e Karşı Küresel Koalisyon'la işbirliğini derinleştirme konusundaki kararlılığını bu vesileyle bir kere daha teyit etmektedir."

ERDOĞAN "GERİ ÇEKİLME SÖZ KONUSU DEĞİL" DEMİŞTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Musul'daki Türk askerleri ile ilgili tartışmalarla ilgili 10 Aralık'ta yaptığı açıklamada "Bunu geri çekmek gibi bir şey şu anda söz konusu değil" demişti. Erdoğan şunları söylemişti:

Musul meselesinde bildiğiniz gibi buraya Türk askerinin gitmesi aslında 2002 yılında olan bir harekettir. Bu hareketten sonra da 2014'de merkezi yönetim, İbadi'nin bizi ziyaretlerinde kendilerinin bizden eğitim noktasında talepleri olmuştu. Bizim oraya giden askerlerimiz muharip olarak değil eğitimci olarak gitmiştir. Şu anda orada gerek Başika'da gerek diğer kamplardaki yaptıkları iş eğitimdir. Tabi bu eğitimi veren askerlerimizin eğitimi verdikleri Peşmerge sayısına göre de bu sayı çoğaltılır veya azaltılır. Bunu geri çekmek gibi bir şey şu anda söz konusu değil. Bu ayın 21'inde de zaten gerek Kuzey Irak gerek Türkiye, gerekse ABD'li dostlarımızla güçlü toplantılar yapılacaktır. ■ Cumhuriyet, (21.12.2015)

BÖLÜCÜLÜK: ''ÖZERKLİĞİ KABUL ETMEZLERSE BİZ DE AYRILMAYI DÜŞÜNÜRÜZ''

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan ''Eğer onlar Demokratik Özerkliği tümden reddeder ve bunu isteyenleri yok etmeye kalkışırlarsa biz de ayrılmayı düşünürüz.'' dedi.

Yeni Özgür Politika gazetesine konuşan Karayılan, PKK lideri Abdullah Öcalanözgürleşmeden ve Kürtlerin özerkliği tanınmadan savaşın durmayacağını söyledi. Karayılan, “Eğer özerkliği tümden reddeder ve bunu isteyenleri yok etmeye kalkışırlarsa biz de ayrılmayı düşünürüz” ifadesini kullandı

Yeni Özgür Politika’ya konuşan Murat Karayılan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“HENDEK OLMASAYDI DA SALDIRILAR BAŞLAYACAKTI”

“AKP hükümeti ‘tek millet, tek bayrak, tek dil’ eksenini korumak ve yeni dizaynda Kürt halkının herhangi bir statü kazanmasının önüne geçmek için Kürdistan halkının öz yönetim ve özerklik taleplerini bastırmak istiyor. Bu talebi ileri süren herkesi cezalandırarak, içeri atarak, yok ederek Kürt halkını teslim almak istiyor. Tıpkı 1920’lerde nasıl Kürtler bir boşluğa girdiyse, Kürt halkını öyle bir boşluğa sevk etmek ve kimliğine sahip çıkamaz hale getirmek için bu saldırı dalgası başlatılmış bulunuyor. Yani kapsamı böyledir. Hendek olmasaydı da bu saldırılar başlatılacaktı. Nitekim ateşkesi bozup saldırıları başlattıklarında hendek yoktu. Ama masayı devirdiler, çözüm sürecini boşa çıkardılar, ‘Kürt sorunu yoktur’ dediler ve bu temelde süreci başlattılar.

“YAŞANAN BİR İÇ SAVAŞTIR”

“Bir çatışma durumuna savaş ya da iç savaş diyebilmek için nelerin olması gerektiğine baktığımızda şu anda Cizre’de, Silopi’de, Sur’da, Nusaybin’de, Kerboran’da bir savaşın yaşandığı açıkça görülür. Tank kullanılıyor mu, evet; top kullanılıyor mu, evet; roket kullanılıyor mu, evet; Kobra helikopterleri kullanılıyor mu, evet; keşif uçağı kullanılıyor mu, evet. Yani bir savaşta kullanılabilecek bütün silahlar kullanılıyor. Şehirler tarumar ediliyor. Şu an Sur’da binaları yıka yıka ilerlemek istiyorlar. Koskoca uluslararası bir yol olan İpek Yolu bir haftadır kapatılmış bulunuyor. Kendi memurlarını Cizre ve Silopi’den çekmiş bulunuyorlar. Yani bir savaş var ve bu savaş kendi halkına karşı veriliyor. O zaman bu bir iç savaştır.

“HPG ŞEHRE İNMEDİ AMA DAHİL OLABİLİR”

“Hendek ve barikatlar siyasi soykırıma karşı gelişmiştir. Bu açıdan esas olarak hendekler bir savunma yöntemi olarak gündemleşmiştir. Tabi buralardaki çatışma süreci başlangıçta taş, sopa, molotof ve av tüfekleriyle yapılıyorken, süreç içerisinde kendiliğinden bir silahlanmaya doğru gidilmiştir.

“Hiçbir dönemde tarafımızdan bu tür bir direniş için şehirlere silah taşınmamıştır. Ancak başlangıçta silahsız bir şekilde direnen bu insanlar bir şekilde giderek kendi imkanlarıyla silahlanmak durumunda kaldılar. Tabi bu silahların ve de örgütlenmenin mahiyeti, birebir saldırıların mahiyetine bağlıydı.

HPG’nin resmi bölük ve takımları şehre inmemiştir; böyle bir karar da yoktur. Fakat bu noktada uyarı yapıyoruz: Bu biçimde devam ederse, artık HPG’nin de dahil olma durumu söz konusu olabilir. Hareketimizin yönetimi bugün bunu gündemine almıştır; tartışıyor.

“BİRLİKTEN YANAYSAN DEMORKATİK ÖZERKLİĞİ SAVUNURSUN”

'“Demokratik Özerklik formülasyonunu Önder Apo geliştirmiştir; Türkiye’de bölünmenin değil, bir arada yaşamanın formülasyonudur. Zoraki birlik değil, gönüllü birliğin demokratik ulus perspektifiyle geliştirilmesidir. Kaldı ki Demokratik Özerklik sistemi tüm Türkiye için talep edilen bir sistemdir. Eğer bu reddedilirse, o zaman birlik de reddedilmiş demektir. Bu yüzden Demokratik Özerklik direnişi Kürt halkının Türkiye’yle birlikte yaşama tutumu ve son arayışıdır. Bunu böyle ele almak gerekiyor.

''BUGÜN DİRENEN BİR HALK VAR''

“Eğer birlikten yanaysan Demokratik Özerkliği savunursun. Ancak, ‘biz Demokratik Özerkliği falan tanımıyoruz; siz de dilinizi, kültürünüzü, her şeyinizi terk edeceksiniz; benim boyunduruğum altında yaşamaya mahkumsunuz; teslim olacaksınız’ diyorsanız bu artık mümkün değildir. Bunu bilmeniz gerekir. Ortadoğu’nun bugünkü gerçekliğinde ve PKK’nin Kürdistan’da sağladığı gelişme ile Kürt halkının bugün yaşadığı bilinçlenme ve iradeleşme karşısında sizin bu dayatmanız beyhude bir dayatmadır. Bu artık mümkün değildir. Artık zulümle sonuca gidemezsiniz. ‘Zulümle abad olunmaz’ sözünü bizzat kendiniz kullandınız. Bugün direnen bir halk gerçekliği var; gece-gündüz sokakta olan bir halk var. Siz bu halkın hepsini öldüremezsiniz, bastıramazsınız.

“EĞER ORDUYU DAHA ÇOK İLERİ SÜRERLERSE YENİ KARARLARA GİDERİZ”

“Eğer orduyu daha fazla ileri sürerlerse ve katliam geliştirirlerse bu, ateşe körükle gitmektir; o zaman biz de yeni kararlara gideriz. Bu savaş çok daha yaygınlaşır, derinleşir ve sonuçta Türk devleti kaybeder. Türk devletinin Kürt Özgürlük Mücadelesi karşısında kazanma şansı yoktur artık. Çünkü Kürdistan Özgürlük Mücadelesi doğru ve güçlü bir siyasete sahiptir; davasında haklıdır." ■ Cumhuriyet, (21.12.2015)

FAİZ: TÜRKİYE HAZİNESİ DÜNYANIN EN YÜKSEK FAİZİNİ VERİYOR

Cumartesi günü Başbakan Davutoğlu devletleştirilen Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) konuştu. Başbakan kendisini dinleyenlere, Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesi olduğumuzu söyledi. Evet, bu yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi Türk Lirası üzerinden yüzde 4 oranında büyüdü. Doğru. Ama dolar olarak aynı dönemde yüzde 14 oranında küçüldü bu ülkenin ekonomisi.

BATIK İSPANYA YÜZDE 3,4 BÜYÜDÜ

Yani bu büyüme küresel düzeyde fakirleştiren bir büyüme oldu. Bu arada batmış İspanya bile bu yılın üçüncü çeyreğinde euro bazında yüzde 3,4 oranında büyüdü. Yani batık İspanya’nın performansı küresel düzeyde bizden çok daha iyi. Biz dolar olarak yüzde 14 küçülürken, onlar, euro olarak yüzde 3,4 oranında büyüdüler. Bu arada Polonya’nın da yüzde 3,5 oranında büyüdüğünü belirtelim.

Yine Davutoğlu konuşmasında istihdam yarattıklarını söyledi. Hâlbuki 2012 yılının eylül ayında istihdam edilenlerin sayısı mevsim etkisinden arındırıldığında 25 milyon 71 bin kişi, bu yılın eylül ayında istihdam edilenlerin sayısı 26 milyon 851 bin kişi oluyor. Yani üç yılda 1 milyon 780 bin istihdam artışı olmuş. Ama aynı dönemde işsiz sayısı 2 milyon 602 binden, 3 milyon 112 bine yükselmiş. Yani son üç yılda işsiz sayısı azalacağına artmış.

Gelelim bütün bunları niye anlattığımıza…

Anlattık çünkü öyle pembe tablolar çizerek gerçekleri gizlemek doğru değil. Son üç yıldır ekonomi iyi yönetilemiyor. Ve hem milli gelir hem de kişi başına gelir sürekli geriliyor. Milli gelir 822 milyar dolardan 771 milyar dolara geriledi. Kişi başına gelir on bin doların altına 9.922 dolara düştü. Yani 2007 yılı seviyesine geriledi. O hâlde yeni ve kapsayıcı bir ekonomik program ortaya koymak şart. Ve bu programın uygulanması için kapsayıcı bir hükümete ihtiyaç var. Artık tek parti hükümeti yatırımcı için cazip değil. Çünkü tek parti hükümetleri denetleme mekanizmalarını dışlıyor. Bu da yatırımcı için ülkeyi cazip olmaktan çıkartıyor. Zaten bu nedenle bu yılın ilk dokuz ayında 64 milyar dolar tutarından yabancı sermaye çıkışı olduğunu hatırlatalım.

MADEM BÜTÇE AÇIĞI YOK NİYE HAZİNE DÜNYANIN EN YÜKSEK FAİZİNİ ÖDÜYOR?

Şimdi gelelim asıl konumuza…

Davutoğlu cumartesi günü mali disiplinden sapmadıklarını söyledi. Doğru. Görünen bütçe açığı çok küçük. Ocak- Kasım döneminde bütçe 5,4 milyar lira açık verdi. Yani bütçe açığının milli gelire oranı binde 2 tutuyor. Hattâ bütçe açığı yok diyebiliriz. Fakat durum böyleyken, Türkiye Hazinesi dünyanın en yüksek faizini ödüyor. Çünkü 10 yıllık Hazine tahvillerinin faizi yüzde 10,5 oldu. Dünyada böyle yüksek faiz yok. Hemen Brezilya daha fazla veriyor diyenler olabilir. Tabii verecek, çünkü Brezilya bütçe açığının milli gelirine oranı yüzde 9 düzeyinde bulunuyor. Oysa Türkiye’de bütçe açığının neredeyse yok olduğunu yukarıda belirttik.

HAZİNE ON YILLIK TAHVİLE YÜZDE 5,5 REEL FAİZ ÖDÜYOR

Şimdi hemen, ama enflasyon yüksek diyenler olabilir. Öyle değil işte, önümüzdeki üç yılın sonunda hedeflenen enflasyon yüzde 5, biliyorsunuz. Ve reel faiz beklenen enflasyona göre hesap edileceğinden 10 yıllık tahvilde yüzde 5,5 reel faiz anlamına geliyor sözünü ettiğimiz Hazine tahvilinin faizi.

Gelelim şimdi dünyanın en yüksek faizini niçin ödediğimize

Soru şu; madem ekonomi iyi durumda, bütçe açığı da yok peki niye dünyanın en yüksek faizini ödüyor Türkiye Hazinesi? Hemen cevaplayalım, çünkü AKP’nin tek parti Hükümetine yatırımcı güvenmiyor. Dolayısıyla risk primi yükseliyor. Hattâ kurumların açıkladığı verilere güven duyulmadığını gösteriyor bu yüksek faiz oranı.

HÜKÜMET FAİZ LOBİSİNE ÇALIŞIYOR

Peki, Hazine kime ödüyor bu yüksek faizi?

Hazine bu yüksek faizi bankalara ödüyor. Hazine tahvillerinin hemen tamamını doğrudan bankalar alıyor. Yani Hazine vatandaşa ödemiyor bu yüksek faizi.

Anlayacağınız AKP hükümeti faiz lobisine çalışıyor. İktidar sürekli faizler yüksek diye propaganda yapıyor. Hâlbuki en yüksek faizi AKP hükümetinin yönettiği devletin hazinesi veriyor. Olacak iş mi bu? ■Süleyman Yaşar, Taraf, (21.12.2015)

22.12.2015

FAİZ ARTMADI DOLAR ARTTI

Fed’in faiz kararının ardından adım atması beklenen Merkez Bankası, faiz artırmaktan kaçındı. Merkez’in bağımsızlığı bir kez daha darbe alırken dolar 2.95’i aştı

Piyasaların merakla beklediği Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından sürpriz bir şekilde faizleri değiştirmeme kararı çıktı. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımı kararının ardından Merkez’in de politika faizinde bir artışı beraberinde getirecek bir sadeleşme adımı atması bekleniyordu. Ancak Merkez Sadeleştirme adımını bir sonraki aya öteledi

Ağustosta küresel para politikalarının normalleşme sürecinde izleyeceği yol haritasını açıklayan Merkez, Fed’in ardından faiz koridorunun daraltılacağını açıklamıştı.

Ancak PPK faiz artırım beklentilerine karşın kısa vadeli faizleri değiştirmemesi ise bankanın kredibilitesi ve bağımsızlığına dair soru işaretlerini artırdı. Artan belirsizlikle dolar kuru 2.95’i aştı.

Siyasilerin ısrarı

Para politikasının yükselen enflasyonla mücadele edebilmekten gittikçe uzaklaştığını belirten analistler, TCMB’nin daha önce politika faizinde artış içeren sadeleşme adımlarıyla ilgili piyasaya verdiği mesajları uygulamaktan çekinmesinin nedeninin ise siyasilerin düşük faiz istekliliği olabileceğinden endişe ediyorlar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, faizleri indirmediği için şubat ayında TCMB Başkanı Erdem Başçı’yı vatan hainliğiyle suçlamıştı. Erdoğan’ın Başdanışmanı Yiğit Bulut ise geçen haftaki Fed kararının ardından Merkez Bankası’na faiz indirimi çağrısı yaptı.

Merkez, faiz koridorunun alt bandı olan gecelik borçlanma faizini yüzde 7.25’te, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 7.5’te koridorun üst bandı olan gecelik borç verme faizini yüzde 10.75 seviyesinde sabit tuttu.

İtibar kaybı büyük

Nomura Stratejisti Timothy Ash, “TCMB’nin bağımsızlığına dair büyük soru tekrar yükseliyor. TCMB bahsettiği, Fed’in artışı sonrası normalleşme politikası nerede? TCMB sadeleşmenin fiyatlardaki dalgalanma bittiğinde başlayabileceğini tartışıyor, bu açıkça söylemek gerekirse sıkılaştırmamak için başka bir mazeret” diyerek kararı anlamakta zorlandığını ifade etti.

Londra merkezli Spiro Sovereign Strategy Direktörü Nicholas Spiro ise “Yatırımcıların gözünde Merkez Bankası’nın kaybettiği itibar büyük” diye konuştu. ■Cumhuriyet, (22.12.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA:YABANCILARDAN 550 MİLYON DOLARLIK SATIŞ

Yabancılar geçen hafta net 180,4 milyon dolarlık hisse senedi, 368,1 milyon dolarlık DİBS sattı.

Yabancılar geçen hafta 368,1 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS), 180,4 milyon dolarlık hisse senedi satarken 102,7 milyon dolarlık ÖST aldı.

Yurtdışında yerleşik kişilerin mülkiyetindeki DİBS portföyü 18 Aralık haftasında bir önceki haftaya göre piyasa fiyatı değişimi ve kur farkından arındırılmış olarak 368.1 milyon dolar azaldı.

TCMB'nin internet sitesinde yer alan verilere göre, yurtdışında yerleşik kişilerin mülkiyetindeki hisse portföyünde ise arka arkaya altıncı haftada çıkış devam ederek aynı dönemde net 180.4 milyon dolar azalış gösterdi. ■Dünya, (22.12.2015)



Yurtdışında yerleşik kişilerin mülkiyetindeki DİBS stoku 18 Aralık haftası itibarıyla 31.69 milyar dolar oldu. Verilere göre, 11 Aralık haftasında DİBS stoku 32.52 milyar dolar, arındırılmış çıkış tutarı 255.3 milyon dolar olmuştu.

Yurtdışında yerleşik kişilerin mülkiyetindeki hisse senedi stoku ise 18 Aralık haftası itibarıyla 39.97 milyar dolardan 40.27 milyar dolara yükseldi. ■Dünya, (22.12.2015)

23.12.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: AMERİKAN KIYAĞI

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu IHS Janes’in raporuna göre IŞİD, 2015 içinde elindeki toprakların yüzde 14’ünü kaybetti. IŞİD’in elinden çıkan toprakların büyük bölümü Suriye ve Irak’ın kuzeyinde yer alıyor. Bu topraklar ABD’nin desteğiyle Peşmerge tarafından ele geçirildi

Terör örgütü IŞİD’in 2015 yılında kaybettiği topraklara Peşmerge ya da Peşmergenin desteklediği PYD yerleşti. Suriye-Türkiye sınırındaki Türkmen şehri Tel Abyad, Irak’ın Tikrit kenti ve Irak’taki Beyci rafinerisi bölgesi IŞİD’in 2015’te kaybettiği alanlar arasında yer alıyor. IŞİD ayrıca Suriye’deki Rakka ile Irak’taki Musul kentleri arasındaki ana yolu da kaybetti. Terör örgütü bazı yerleri kaybederken yeni alanları ele geçirdi. Suriye kenti Palmira ve Irak’ın en büyük eyaleti Anbar’ın başkenti Ramadi IŞİD’in önemli kazanımları arasında. IHS Janes, grubun kontrol ettiği alanın 12 bin 800 kilometre kare azalarak 78 bin kilometre kareye gerilediğini belirtti. Ortadoğu uzmanı Columb Strack, IŞİD’in stratejisine ilişkin olarak, “Baskı altına girdiklerinde sonuna kadar savaşmıyorlar. Çekiliyorlar ve başka bir yerde karşı saldırı yapıyorlar” dedi.


ABD, PYD’yi abat etti

Suriyeli Kürtler, havadan ABD’nin, karadan Peşmergenin desteğiyle 2015’te kontrol ettikleri alanları yüzde 186 oranında artırdı. AKP Hükümeti, geçen yıl Kasım ayından itibaren Peşmergenin Suriye Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) destek olmak amacıyla Türkiye topraklarını kullanarak Kobani’ye geçişine izin vermişti. 26 Ocak 2015’te IŞİD; PYD’nin silahlı kanadı Halk Koruma Birlikleri (YPG), Özgür Suriye Ordusu, Peşmerge güçlerinin kara saldırıları ve ABD, Fransa ile Arap Ülkeleri’nin hava bombardımanları karşısında Kobani merkezinden çekilmek zorunda kaldı. 2 Şubat itibari ile IŞİD; hava bombardımanlarının etkisiyle ve karadan ilerleyen YPG, Özgür Suriye Ordusu ve Peşmerge ittifakı karşısında köylerde de gerileyerek Kobani şehir merkezinin 25 km gerisine çekildi. 2015’in ortalarına doğru ise IŞİD bir zamanlar kalesi konumunda olan Tel-Abyad, Ayn İssa, Silük gibi kentleri Peşmergeye kaybetti ve Kuzey Suriye’den büyük ölçüde çekilmek mecburiyetinde kaldı.


Esad yönetimi toparlanıyor

Rapora göre Irak yönetimi, 2015’te IŞİD’e daha önce kaybettiği topraklarının yüzde 6’sını geri alırken Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ise yüzde 2’sini geri aldı. Yıl içinde en büyük toprak kaybını ise Suriye yönetimi yaşadı. Şam, topraklarının yüzde 16’sını kaybetti. Ancak 30 Eylül’de Rusya’nın Esad yönetimi lehine hava operasyonları düzenlemesiyle Suriye, yeniden kaybettiği toprakları ele geçirmeye başladı. Ancak bu durum IHS Janes’in raporuna yansımadı. ■Yeni Mesaj, (23.12.2015)

24.12.2015

RTE: RUSYA'DAN ERDOĞAN'A: İSTİFA ETMEYE HAZIR MISIN?

Rusya Dışişleri Bakanlığı Resmi Temsilcisi Mariya Zaharova, Norveç'te yayınlanan 'IŞİD'in Türkiye'ye petrol sattığı'na ilişkin rapor sonrası Erdoğan'ın istifa etmeye gerçekten hazır olup olmadığını öğrenmek istediğini söyledi.

Rus haber ajansı Ria Novosti'de yer alan habere göre Zaharova şu açıklamayı yaptı:

"Rusya bilindiği üzere teröristlere petrol sevkiyatını kesmek için önlemler alıyor. Bu alanda diğer ülkelerle aktif işbirliği yapmak istiyoruz. Kısa süre önce Türkiye'nin IŞİD'den petrol satın aldığının ispat edilmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın istifa etmeye hazır olduğunu söylediğini hatırlatmak isterim. Erdoğan Paris'teki İklim Değişikliği Zirvesi'nde gazetecilere 'Böyle birşey ispat edildiği anda ben bu makamda durmam' demişti. Kesinleştirmek için soruyorum, o makama ne oldu?" ■Cumhuriyet, (24.12.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura