Diğerleri > Sis Çanı
11-01-2014
NELER OLDU 19-24 ARALIK 2013 (Teknoloji, yolsuzluk, yabancı sermaye, Dolar, çifte standart, konjonktür, işsizlik, dış denge, enflasyon, TSK)

Cihan Dura

11.1.2014


19.12.2013 

 

TEKNOLOJİ, DERİN MERKEZ: DİNLEME VE TAKİPTE BİLGİSAYAR ve TELEFON

 

ABD’nin Echolen sistemi ile Türkiye ve beş ülke de kurduğu dinleme ve takip üsleri dünya kamuoyunun gündeminde. Sadece resmi makamlar değil, isteyen herkes dinleyebiliyor.

Yazılımlar ve cihazlarla bilgisayarınızdaki bilgi akışı takip edilerek bilgileriniz okunabilir, cep telefonunuz dinlenebilir, mesajlarınız okunabilir.

Yüklenilen yazılımla, cep telefonu kapalı olsa bile cihazın bulunduğu ortamın dinlenmesini sağlanabilir. Bir başka programla ise cep telefonlarındaki mesaj trafiği ele geçirilebilir.

GSM baz istasyonunun yakınına kurulan bir cihaz ise hiç iz bırakmadan o bölgedeki tüm cep telefonlarının iletişimi takip ederek, aynı anda yüzlerce konuşmayı kayıt altına alıyor.

Dinleme ve bilgisayar takip sistemleri

Saat görünümlü GSM dinleme cihazı: Duvar saati görünümlü GSM dinleme cihazı, şüphe uyandırmadan yerleştirilen ev veya ofislerin dinlenmesinde kullanılıyor. Üzerindeki GSM vericisi sayesinde mesafe sınırı olmayan cihaz, Amerika'dan bile aranarak aktif hale getirilebiliyor. 3 adet kalem pille çalışan saat, 2 hafta boyunca kesintisiz dinleme yapabiliyor.

Resim çerçevesinde GSM dinleme cihazı: İçerisine gizlenmiş GSM vericisi sayesinde, bulunduğu ortamı mesafe sınırı olmaksızın dinleme imkânına sahip resim çerçevesi, şık görünümüyle dikkat çekiyor. Cep telefonu ile aranarak, çok yüksek ses kalitesi ile net bir dinleme imkânına sahip cihazı kullanmak için gizli bölüme bir cep telefonu kartı yerleştirmek ve duvara asmak yeterli oluyor.

Casus SMS yönlendirme ve takip yazılımı: İnternet üzerinden satışı yapılan casus SMS yönlendirme ve takip yazılımı, yüklendiği cep telefonlarının mesajlaşma trafiğini ele geçiriyor. Yüklenilen cep telefonunun tüm mesajlarının kopyasını gizlice istenilen bir cep telefonuna yönlendiren yazılım, iz bırakmıyor.

Kapalı cep telefonlarından dinleme yapma yazılımı: Phone dead yani telefon kapalı iken dinleme sistemi ise dikkat çeken diğer programlardan biri. Hiçbir şekilde telefonda görünmeyen ve tamamen gizli çalışan yazılım, uzaktan bir başka cep telefonu ile kontrol ediliyor. Ancak yazılımın yüklendiği telefon, belirli bir numaradan aranıp dinleme yapabiliyor. Farklı özellikteki bazı programlarda ise gönderilen bir kısa mesaj (SMS) komutu ile o telefonunun istenilen bir numarayı sahibine hiçbir belirti vermeden araması sağlanarak, bulunduğu ortam dinleniyor. Programın 2 saatlik demo sürümleri internetten indirilebiliyor.

Başka program ise: Yüklenen telefondaki tüm aktiviteleri izleyerek, SMS yoluyla istenilen cep telefonuna gizlice gönderiyor. Bu arada cep telefonundan yapılan görüşmeleri anında bir mesaj ile raporlayan sistem, gizlice araya girerek, görüşmenin dinlenmesini sağlıyor. Program sayesinde önceden tanımlanan numara ile yapılan her aramada, herhangi bir zil sesi, titreşim, ışık ve ekranda hiçbir belirti olmadan telefon açılıyor. Böylece telefonun bulunduğu ortamdaki konuşmalar ve sesler dinlenebiliyor.

Program uzman kişiler tarafından da saptanamayabilir. Trojan veya virüs olmadığı için de antivirüs veya antispyware güvenlik yazılımları tarafından da tespit edilemiyor.

Casus kameralar: Kalem düğme ve vida görünümünde kameralardır. Kravat ve çantalara gizlenmiş mini kameralar istenilen yere kolayca kamufle edilebilir.

Casus bilgisayar programları; hedef alınan bilgisayar ve internet bağlantılarını takip ediyor.

Bilgisayardaki tüm işlemleri gizlice kaydeden ve arşivleyen program, tamamen gizli ve görünmez özelliğiyle dikkat çekiyor. Programı antivirüs programları bile tespit edemiyor.

Programı; sadece kuran kişi önceden kendi belirlediği şifre tuşlarla görüntüleyip kaydedilmiş tüm sohbetleri, yazışmaları ve elektronik postalar ile ziyaret edilen tüm siteleri izliyor. Belirlenen aralıklarla bilgisayar ekranındaki görüntülerin resimlerini çekerek kaydeden program, bu bilgileri önceden tanımlanan bir elektronik posta adresine de gönderiyor. Ayrıca program sayesinde bilgisayarda kullanılan tüm şifreler ele geçirilebiliyor.

Bilgisayara uzaktan kurulabilen casus program ise: Bir elektronik posta ile hedefteki bilgisayara gönderiliyor. Bilgisayar başındaki kişi kendisine ulaşan elektronik postayı açtığı anda program gizlice kuruluyor. Kurulduğu andan itibaren kayıt yapmaya başlayan program, internetin aktif olduğu her an, elde edilen verileri istenilen kişiye elektronik postayla iletiyor.

Günün Sözü: Bilgiye hakim olan, dünyaya da hakim olur. ■ Nurullah AYDIN, e-posta, (19.12.2013)

 

 

(YOLSUZLUK VE KUVVETLER AYRIMI)

Ben ömrüm boyunca çok çifte standart, çok riyakârlık, çok çark gördüm.

Fakat bu kadar barizini, bu kadar göstere göstere olanını, bu kadar netini, bu kadar iyot gibi açığa çıkanını hiç ama hiç görmedim.

 

İşte bunlar hep denetimsizlikten

 

KUVVETLERİ ayırmayıp birleştirmeye kalkarsanız.

Medyada yolsuzluk haberi vermeyi acayip belalı bir iş haline getirirseniz...

Yargı denetiminin size işlemesinin önünü keserseniz...

Sayıştay denetimine bile geçit vermezseniz.

“Gözünün üstünde kaşın var” bile denemeyecek bir ortam yaratırsanız.

“Nasıl olsa denetim yok” şeklinde bir algı yaratırsanız.

Bakan oğullarına “Hangi çılgın bize operasyon çekecekmiş şaşarım” algısını yerleştirirseniz.

Etrafınızdakilerin “nasıl olsa hesabı sorulmuyor” hayaline kapılıp pervasızlaşmalarına olanak sağlarsanız.

Bir sürtüşme anında...

Elde tutulan yolsuzluk dosyaları, işte böyle “küt” diye ortaya çıkarılır.

Ve operasyon başlar.

 

*

 

Eğer yargısal denetimi boğmasaydınız...

Eğer medya denetimini boğmasaydınız...

Eğer Sayıştay denetimini boğmasaydınız...

Eğer etrafınızdakilere “kimse size dokunamaz koçlar” güvenini telkin etmeseydiniz...

Değil Cemaat, feriştahı gelse size kimse bir şey yapamazdı.

Toplum olup bitenleri “Vay anam vay neler dönmüş böyle Serhat” diyerek izlemek durumunda kalmazdı.

Ve sizler de böyle şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez hale düşmezdiniz. ■ Ahmet Hakan, Hürriyet, (19.12.2013)

ALTIN’DA BEKLENEN DÜŞÜŞ BAŞLADI

Amerikan Merkez Bankası Fed'in 10 milyar dolarlık varlık azaltımına gitmesiyle birlikte altın fiyatlarında hareketlilik arttı. Dün kararın ardından altın artmasına rağmen bugün altının onsu 1200 dolara kadar geriledi.

Amerikan Merkez Bankası Fed'in aylık tahvil alım azaltımını aylık 85 milyar dolardan 75 milyar dolara indirmesi ile en çok hareketliliği altın yaşadı. Altın fiyatları kararın ardından ons başına 1235 dolara kadar yükselse de bugün şu dakikilarda yüzde 2'ye yakın düşüşle 1200 dolara kadar geriledi. Spot piyasada gram altın da 80 liranın altında 79 liradan işlem görüyor.

Fed'in varlık alımı programı altına sıcak paranın akmasını sağlamıştı. Ancak 22 Mayıs'ta Fed'in bu programda azaltıma gideceğini açıklamasıyla birlikte altın fiyatları gerilerken muhtemelen 17 sene sonra ilk kez bir yılı zararda kapaması bekleniyor.

"ALTIN FİYATLARI 1000 DOLARIN ALTINA KADAR GERİLEYEBİLİR"
Uzmanlar altın fiyatlarının düşmesinde Amerikan 10 yıllık tahvil faizlerinin yükselmesinin rol oynadığınıbelirtiyor. Bu faizler Fed'in kararının ardından yüzde 2,65'ten yüzde 2,80'e çıktı.

İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan reel faizler yükselmeye devam ettiği için altının daha da düşeceğini öngördü. Manukyan "Altın 1180 dolar dibini kırarak muhtemelen 960-1000 dolar aralığını görecek. Yükselmesi ise hem Çin’in alımları ve yeni rezerv büyüklüğünü açıklaması gibi haberlere ama daha önemlisi reel faizlerin düşmesine bağlı olacak. Şu anda enflasyon gerilediği için erken ancak 2014’dün ikinci yarısında dip oluşumunu bitirmesini bekliyorum" dedi.

Altın fiyatları 28 Haziran'da 1179 doları görerek tahvil alım süreçteki dip noktasanı görmüştü.

"AMERİKAN VERİLERİ ETKİLİ OLACAK"

İntegral Yatırım Araştırma Analisti Tuğba Özay'a göre ise altında satışların devam etmesi ABD'den gelecek ekonomik verilere bağlı olacak. Özay "ABD verilerinin olumlu açıklanmaya devam etmesi halinde önümüzdeki günlerde kotasyonun da 1200 seviyelerin altına inmesi muhtemel. ABD'nin genel ekonomisini değerlendiğimizde toparlanmanın devam etmesi altındaki satış baskısını da desteklediğinden satışların bir süre daha devam etmesi söz konusu olabilir. Ancak 1200 seviyelerinin altında devam edecek hareketler yine ABD'den gelecek verilere bağlı olarak değişecek" diye konuştu. ■ Barış BALCI, Hürriyet, (19.12.2013)

 

YABANCI SERMAYE: KOÇ MİAMİ'DE TARİHİ TERSANEYİ SATIN ALDI

Türk işadamı Rahmi Koç, ABD’nin Miami şehrinde yat tamiri ve bakımı yapan Merrill-Stevens tersanesinin en fazla hissesine sahip oldu.

1923 yılından beri Miami nehir kıyısında bulunan tarihi tersane RMK Merrill Stevens tarafından 7.69 milyon dolara alınmıştı. The Business dergisinin haberine göre, Rahmi Koç, en büyük hisseyi alarak, tersanenin ortağı oldu.

2009’da Merril Stevens’in ortaklığı bozulması nedeniyle, banka tarafından el konulmuştu. Ortaklardan John Spencer 2010’da tersaneyi tekrar faaliyete geçirdi. Daha sonra Rahmi Koç ile arkadaş olan John Spencer, hisselerin büyük bir kısmını Türk işadamına sattı.

Amerikanın ünlü film yıldızların yatlarının bakımını yapan Merrill-Stevens, şuanda 30 çalışana sahip. Ayrıca günlük 20-30 taşeron firma ile ortak çalışıyor. Spencer, duruma göre, tersanedeki çalışan sayısının arttırılabileceğini söyledi.

Koç grubu, 2012 yılında da bir yatırımcı grubuyla beraber, Miami’deki ünlü Surf Club’a (Sörf Kulübü) ortak olmuştu. ■ Hürriyet, (19.12.2013)

 

20.12.2013

DOLAR 2.07 LİRAYI AŞTI

Fed’in dünkü parasal genişletmeyi azaltma kararından sonra küresel piyasalarla birlikte yurtiçinde de dolar 2.07 lira seviyesine yükseldi

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) dünkü parasal genişlemeyi azaltma kararının ardından küresel piyasalara paralel olarak yükselişe geçen dolar, bankalararası piyasada 2,0750 lira seviyesinden alıcı buluyor.

Fed'in dün akşam açıkladığı, her ay 85 milyar dolar olarak devam eden tahvil alım programının ocak ayından itibaren 10 milyar dolar azaltılacağı kararı ile küresel piyasalarda dolara olan talebin arttığı görülüyor. Avro/dolar paritesi kararın ardından 1,38 seviyelerinden sert bir şekilde düşerek 1.3650'ye gerilerken, gelişmekte olan ülke para birimlerinin dolar karşısındaki kayıplarının daha yüksek olması dikkati çekiyor.

Fed kararının açıklanmasının ardından uluslararası piyasada işlem gören dolar/TL paritesi 2.0640 seviyesine kadar yükseldikten sonra bugün yurt içinde bankalararası piyasada güne 2.0540 seviyelerinde dengeli bir şekilde başlamıştı. Ardından küresel piyasalarda dolara olan talebin artmasıyla yükselişle geçen dolar/TL paritesi 2.0750 seviyesine kadar yükseldi. Dolar/TL paritesinde  tarihi zirve 5 Eylül'de gördüğü 2.0839 seviyesinde bulunuyor.

Avronun da tarihi zirvesine yakın 2.8360 seviyesine yükselmesiyle döviz sepetinin 2.4550 ile rekor seviyesine ulaştığını ifade eden analistler, Fed sonrası doların diğer para birimleri ve emtialar karşısında hızlı yükseldiğini, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin de yüzde 2.93'e yükseldiğine dikkati çekiyor. Bu çalkantının kısa süre içinde dengelenmesini bekleyen analistler, bununla birlikte ABD verilerine paralel olarak dalgalı seyrin devam edeceğini kaydediyor. ■ Dünya, (20.12.2013)

 

YOLSUZLUK, RÜŞVET: KARA PARANIN YÜZDE 0.5’İ RÜŞVETE 

İstanbul merkezli operasyonda “rüşvet tarifesi” uygulandığı ortaya çıktı. Riskli transferlerde rüşvet oranı yüzde 0.5 olarak belirlendi. Bu para bakan ve bürokratlara paylaştırıldı 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Büyük Rüşvet Operasyonu’nda, “suça” göre rüşvet tarifesi oluşturulduğu ortaya çıktı. İddiaya göre riskli transferlerde rüşvet oranı yüzde 0.5, diğer işlemlerde ise yüzde 0.4 ile yüzde 0.3 olarak belirlendi. Söz konusu oranın bakanlar ve bürokratlar arasında paylaşıldığı iddia edildi

İddiaya göre savcılık, rüşvet karşılığında gerçekleştirilen işlemleri tek tek belirledi. Petrol ve gaz ödemelerinde usulsüz işlemlere göz yumuldu. Yine, Gana’dan getirilen 1.5 ton altınla ilgili adli ve idari işlemlerin yapılması engellendi. Hayali ihracat işlemi yapıldı. İran, Rusya, Çin gibi ülkelerden gelen paranın aklanması sağlandı. Ankara’dan verilen belgelerle, usulsüz işlemlerin rahatlıkla yapılması sağlandı.

RÜŞVETTE KARDEŞ PAYI

Bu tür işlemler için belirli oranda rüşvet tarifesi oluşturdu. Yapılan teknik takip sırasında zanlıların siyasetçi ve bürokratlarla yaptığı gizli toplantılarda her bir transfer için ayrı ayrı tarife belirlediği saptandı. Örneğin, riskli bulunan gelirlerin aklanması karşılığında transferin yüzde 0.5’inin rüşvet olarak dağıtılması öngörüldü. Risk oranı düştükçe rüşvet oranı da daha aşağıda belirlendi. Rüşvet için herkesin alacağı belirli bir tutar saptandı. Örneğin bakanların alacağı oran ile bürokratın alacağı oran farklı tutuldu. Bunun için liste oluşturuldu.

EXEL DOSYASINDA RÜŞVET LİSTESİ

İşadamı Reza Zarrab’ın dağıttığı rüşvet için bir exel dosyası oluşturduğu da ortaya çıktı. Dosyanın incelenmesi sonucunda bakan ve bürokratlara dağıtılan rüşvetlerin özel kodlarla listelenmesi dikkat çekti. Listede, bakanlar ve bürokratlara alınan hediyeler de yer aldı. ■  HÜSEYİN ÖZAY, Taraf, (20.12.2013)

 

21.12.2013 

ÇİFTE STANDART: SÖYLEMEDEN GEÇEMEDİM

AYAKKABI kutusu diye bir şey var ya... Bunun ne olduğunu ancak orta sınıflar bilebilir... Düşünün: Ayakkabısını ancak pazardan alabilen halkımızın yoksul kesimleri, “ayakkabı kutusu”nun ne olduğunu bilmez bile...

Melih Gökçek Ankara’da Ethem’in öldürüldüğü günün hemen ardından “Değerli Türk polisi! Ankara sizinle gurur duyuyor” diye bir pankart asmıştı. Aynı Melih Gökçek, aynı pankartı bugün de asabilir mi?

Doğu Perinçek’in Ergenekon davasında yaptığı savunmayı baştan sona okuyun... Bugün iktidar çevresindekilerin “Yolsuzluk Operasyonu” bağlamında söylediklerine öyle benziyor ki söyledikleri...

Dün “Camide içki içtiler, işte bira kutusu” dendiğinde milim kuşku duymayanlar, bugün “Para sayma makinesini oraya polis koymuş olabilir” diye kuşku belirtiyorlar... Keşke aynı kuşkuyu “cami ve bira” olayında da duyabilselerdi. ■  Ahmet Hakan, Hürriyet, (21.12.2013)

YABANCI SERMAYE: YÖRSAN'IN YÜZDE 80'İ ABRAAJ'IN

Yörsan'ın yüzde 80'i, Dubaili Abraaj Capital'e satıldı. Satış Rekabet Kurulu tarafından onaylandı. Rekabet Kurulu tarafından dün yapılan açıklamada şöyle denildi: "Yörük ailesinin bünyesindeki Yörsan Gıda, Yörükler Dış Ticaret, Yörükler Gıda ve Yörsan Gıda ve Süt Ürünleri A.Ş.'deki hisselerinden yüzde 80'inin, Abraaj Grubu kontrolünde bulunan Dairy Fresh Süt Ürünleri ve Gıda Yatırımları San. ve Tic. A.Ş. tarafından devralınması işlemine izin verildi." ■  Sabah, (21.12.2013)

ALTIN DİBE VURUP GERİ YÜKSELDİ

Altın fiyatları da Fed'in kararından sonra düştü. Altın, Fed'in parasal teşviği düşürmeye başlayacağını açıklaması sonrası gelen güçlü satışların ardından son üç yılın en düşük seviyesine düştü. Daha sonra biraz toparlandı. Goldman Sachs, 1981'den bu yana en hızlı yıllık kaybına hazırlanan altında düşüşlerin sona ermediğini kaydetti. Goldman Sachs, altının gelecek yılın sonuna kadar 1.050 dolar seviyesine düşeceği tahmininde bulundu. Spot altın, önceki gün yüzde 2.5 düştükten sonra bugün yüzde 0.8 yükselerek ons başına 1.197 dolarla bir miktar toparlandı.  ■  Sabah, (21.12.2013)

DOLAR: YILSONU DOLARDA YANGIN VAR...

Yılsonu dolarda yangın var. Merkez Bankası’nın bardak bardak su dökerek (ufak ufak döviz satarak) yangını söndürmesi imkânsız.
Ya bırakacak yangın yaktığı kadar yakacak. Ya da yangının hasarını azaltmak için depodaki suyun büyük kısmını alevlerin üzerine (rezervin büyük bölümünü piyasaya) boca edecek.
Merkez Bankası rezervi neden biriktirir? Büyüklüğü ile neden övünür? Rezerv böyle günlerde yangını söndürmek için tutulur. Rezervin büyüklüğü yangına hızlı müdahale için önemlidir. Şu günlerde yangının büyümesinin 2 nedeni var:
1) Yılsonu yaklaşıyor. Döviz borcu olanlar borçlarını kapatmak arayışında piyasadan dolar satın almak zorunda.
a) Merkez Bankası Başkanı’nın sözüne güvenerek ihtiyacı olanlar alımları geciktirmişti. Ancak görüldü ki ucuzlayacağı yok. Ama borcun kapatılması gerek. İşte bu nedenle yılsonuna doğru reel kesim piyasaya yüklendi. Döviz talebi normalin üzerinde arttı.
b) Halk döviz fiyatındaki oynaklık nedeniyle tasarruflarını dövize bağlamaktan çekiniyordu. Fakat döviz fiyatı tırmanıyor. Bugüne kadar olmamış şekilde halk da dolar satın almaya başladı.
2) Türkiye’ye döviz girişinin yavaşlayacağı konusunda kuşkular arttı.
a) Uzun süredir Türkiye kaderini FED kararına bağlamış görüntü içine girdi. İçeride ve dışarıda öyle bir hava yaratıldı ki, FED’in piyasaya akıttığı parayı kısmaya başlaması, Türkiye için felaketin başlaması anlamına gelecek. Bu yanlış bir yaklaşım oldu. Türk ekonomisinin risk taşımaması halinde, ahval ve şerait ne kadar değişir ise değişsin kaynak bulma şansına sahip olduğu unutuldu. Unutturuldu.
b) Dış ve iç politikadaki yanlışlıklar ile, Türkiye’nin dışarıdaki görünümü zedelendi. İtibarı kırıldı. Güven yok edildi. Türkiye riski bir ülke görünümüne getirildi.
Merkez’in döviz rezervinden etkili ölçüde döviz satışı yapması ne işe yarar?
* Yılbaşı öncesi anormal büyüyen döviz talebinin karşılanması sağlanır. Dolar fiyatının hızlı tırmanışı önlenir. (Unutmayınız. Hocanın sakalına bir bit girmiş. Hoca sakalını kesmiş. “Bir bit için sakal kesilir mi? Diyerek sual eyleyenleri cevaplamış: “Kesmez isen yol olur!)
* Tabii ki, Merkez Bankası, devamlı olarak rezervden satış yaparak döviz talebini uzun süre karşılayamaz. Ama Türkiye’nin döviz açığı da öyle at ile deve değil. Ödemeler Dengesi rakamlarına bakınız. Aylık cari açık 5 milyar dolar dolayına indi. Merkez Bankası önümüzdeki aylarda her ay piyasaya önemli miktarda dolar salar ise, dolar fiyatındaki tırmanışı frenler.
Dışarıdan ve içeriden dolar talep edenlere güven verir. Bu arada (İnşallah) Türkiye dış ve iç imajını düzelterek, ülkeye normal döviz girişinin yolunu açar.
Özet ile “yangın bardakla su dökülerek söndürülemez. Bardak ile su dökecek iseniz, hiç zahmet buyurmayınız. Suyu kendinize saklayınız. Yangını seyrederek keyfinize bakınız.” ■  Güngör Uras, Milliyet, (21.12.2013)

 

22.12.2013 

EKONOMİK KONJONKTÜR: IMF, TÜRKİYE RAPORUNU AÇIKLADI

IMF’nin IV. Gözden Geçirme çalışmasıyla ilgili uzman raporu yayınlandı.

IMF, Türkiye’de kırılganlığı doğuran eğilimlerin sürdürülebilir olmadığını ve bu sorunlar düzeltilmezse Türkiye’nin er ya da geç şiddetli düzenleme yapabileceğini bildirdi.

Kısmen dönemsel makroekonomik politikalara bağlı olarak ekonomik faaliyetlerin hızlandığının belirtildiği raporda daha güçlü iç taleple birlikte zaten yüksek cari işlemler açığının da arttığı ve enflasyonun hedeflerin bir hayli üzerinde olduğunu bildirildi. Raporda Türkiye'nin karşısında bulunan zorluklara ilişkin “Mevcut politikalarla Türkiye hızlı büyümeyi ancak artan dış dengesizlikler pahasına sürdürebilir. Kısa ve orta erimli politikaları dış kırılganlıkların azaltılmasına odaklanırsa Türkiye yükseliş-çöküş döngülerinden kurtulabilir” değerlendirmesi yapıldı.

ULUSAL TASARRUFLARIN VE REKABET GÜCÜNÜN ARTIRILMASI KIRILGANLIKLARA ZEMİN OLUŞTURUYOR
Yüksek faiz oranlarına karşın para politikasının, enflasyon hedefi karşısında çok gevşek devam ettiğinin bildirildiği raporun “Ana politika tavsiyeleri” bölümünde "Politika çerçevesi enflasyona daha net odaklanılarak normalleştirilmeli. Harcamalar dizginlenebilir olmalı ve beklenenden yüksek gelirler tasarruf edilmelidir. 2014 bütçesi GSYİH’nın binde 7’si oranında yapısal iyileşmeyle birlikte bir faiz dışı fazla hedeflemelidir. Aşağı yönlü riskler durumunda bir politika eylemi için imkân var, fakat isteğe bağlı teşvik sadece büyümenin eksiye dönmesi beklentisi durumunda uygulanmalıdır. Ulusal tasarrufların artırılması ve rekabet gücünün artırılması kırılganlıklara yönelişin merkezini oluşturuyor. İstekli orta vadeli mali hedefler (gelecek beş yıl boyunca GSYİH’nın yüzde 2’si oranında konsolidasyonla uyumlu) ve derinleşen yapısal reformlara ihtiyaç vardır" denildi.

ENFLASYONU DÜŞÜRMEK ANA HEDEFİMİZ
IMF, yayımladığı raporda Türk yetkililerin kurum uzmanlarının tasarrufların artırılması yönündeki görüşlerini paylaştıklarını, bunun yansımasının ise 2014 Orta Vadeli Plan ve 10’uncu kalkınma planında görüldüğünü belirtti. Raporda yetkililerin IMF'in tavsiyelerine uygun olarak hane halklarının artan borçluluklarının üzerine gitmek üzere makro ihtiyati önlemler aldıkları belirtilirken “Yetkililer dış kırılganlıklar konusunda daha iyimser bir görüşe sahip, bu nedenle parasal ve mali politikalar uzmanların tavsiyelerinden daha gevşek bir durumda. Yetkililer enflasyonu düşürmenin ana hedef olduğu konusunda da hemfikir, ancak kendi parasal çerçevelerinin iyi sonuç verdiğine inanıyorlar ve politika çerçevesinin normalleştirilmesiyle devam etme niyetindeler” ifadelerine yer verildi.

PARASAL SIKILAŞMA 2012'DE BÜYÜMEYİ YAVAŞLATTI
Raporda ekonominin 2010-2011 boyunca ortalama yüzde 9 büyüdüğü, olumlu üretim açığında pozitif gelişmenin başladığı ve cari işlemler açığının GSYİH’nın yüzde 9.7’sine getirildiğinin yanı sıra Türkiye'nin 2012 yılında dengesizlikleri azaltmayı başardığı ve bunun memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Ancak 2011’in ikinci yarısında başlayan parasal sıkılaşmanın 2012’de büyümeyi yavaşlattığı ve iç talepteki yüzde 1.8’lik daralmanın arkasında yüzde 2.2’ye düşürdüğü ifadelerine yer verilen raporda, “İhracat, tek seferlik faktörler kadar, geleneksel AB piyasalarından Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya doğru yönelerek gerçekleştirilen başarılı çeşitlendirme sonucu parlak nokta oldu” denildi.

KIRILGANLIĞI AZALTMAK KISA VE ORTA VADELİ POLİTİKANIN ODAĞI OLMALI
Hala yüksek olan kırılganlığı azaltmanın kısa ve orta vadeli politikaların odağı olması gerektiği tavsiyesinde bulunan IMF, raporda şunları belirtti: "Son ayarlamalara rağmen enflasyon yüksek ve uzmanlar cari işlemler açığının halihazırdaki politikalar çerçevesinde, brüt dış finansman gereksiniminin yıllar itibarıyla GSYİH’nın yüzde 25’ini aşacağını gösterir şekilde, GSYİH’nın yüzde 7 - 8.5’u içinde süreceğini tahmin ediyor. Sonuç olarak, 2008’den beri GSYİH’da yüzde 25 puan seviyesinde gerileyen net dış varlık pozisyonu kötüleşmeye devam edecek. Bu eğilimler sürdürülebilir değildir ve düzeltilmezse Türkiye er ya da geç şiddetli düzenleme yapabilir.”

IMF YETKİLİLERİ TÜRKİYE'NİN OVP'DEKİ YILLIK YÜZDE 4-5 BÜYÜME ORANINA GÜVENİYOR
Raporda Türkiye’nin uzun bir seçim dönemine girdiğini ve seçimler arasında olası anayasa değişikliği olabileceğine işaret edilirken “Yetkililer uzmanların (IMF uzmanları) 2013 ve 2014 görünümüne ilişkin görüşlerini büyük ölçüde paylaşmaktaydı. Ancak orta dönemli tahminler konusunda önemli görüş ayrılıkları vardır. Yetkililer Türkiye’nin, orta vadeli planda yansıdığı gibi, orta vadede yıllık yüzde 4-5 büyüyebileceğine ve daha şimdiden cari işlemler açığında anlamlı bir düşüş başarılmasına güveniyor. Onlara göre IMF uzmanları cari işlemler açığı bileşenlerinin Türkiye’nin ana ticaret ortağı olan Avrupa’daki yavaş büyümenin etkisinden kaynaklanan bölümüne daha az değer veriyor” değerlendirmelerinde bulunuldu. ■  Cumhuriyet, (22.12.2013)


ENERJİDE ÖZELLEŞTİRME VE NÜKLEER DÖNEMİ

TMMOB 9. Enerji Sempozyumu’nda, Türkiye’de enerjinin üretim ve dağıtımında özelleştirme politikalarına geçtiği ifade edildi.

Ankara İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Konferans Salonu’nda gerçekleşen sempozyumunda özelleştirme uygulamalarını anlatan Olgun Sakarya, ülkenin dağıtım alanının özelleşme için 21 bölgeye ayrıldığını söyledi. Özelleştirmelerin vatandaşın sırtına yük getireceğine dikkat çeken Sakarya, brüt kâr marjı tavan payının enerjinin şirketlere geçmesiyle, 1 yılda yüzde elli artığını ifade etti.

Özelleştirme Vatandaşa Yük Getiriyor

Sayaç okuma bedelinin de 2010’dan, 2011’e yüzde 157 arttığına dikkat çeken Sakarya, aynı yıl içinde bağlantı bedelinin yüzde 68 arttığını, sayaç takma bedel payının da yüzde 12.5’ten, yüzde 37.2’ye çıktığını açıkladı. Elektrik üretiminde özelleştirmelerin 2009 yılında başladığının altını çizen Sakarya, şirketlerin ucuza elektrik tedarik ederek vatandaşa, pahalıya sattığını söyledi.

Nükleer enerji üzerine konuşan Prof. Dr. Hasan Saygın, enerjinin sürdürülebilmesiyle nüfus, sanayi ve teknolojinin bir arada olduğunu söyledi. Sürdürülebilir enerji konusunda devletlerin çevreci olması gerektiğinin altını çizen Saygın, “Elektrikte çeşitlilik sağlanmalı. Nükleerin enerji üretiminde daha az karbon salarak çevreye yaralı olduğunu savunanlar var. Ancak nükleer santrallerin radyasyon riski ve atıkları çevreye daha çok zara veriyor” dedi. Türkiye’nin Rusya’dan nükleer santral satın aldığını anlatan Saygın, “Bu yolla enerjide bağımsızlık sağlanacağı söylenemez” diye konuştu. ■  Evrensel, (22.12.2013)

ALTIN’DA 12 YIL SONRA BİR İLK

Altın 12 yıl aradan sonra ilk kez bu yıl yatırımcısına kaybettirirken, aynı zamanda yıl başından bu yana son iki yıldaki tüm getirilerini geri verdi.

Altında 12 yıl sonra bir ilk yaşandı. Geçen yılı 1.675 dolar seviyesinden tamamlayan altının onsu, 2013 yılında en yüksek 1.696 doları gördükten sonra yıl boyunca düşüş trendinde hareket ederek yıl başına göre yüzde 28,49 oranında değer kaybetti.

ABD'de makro ekonomik verilerin düzelmeye başlaması ve ABD Merkez Bankası'nın (Fed) parasal genişlemeyi sınırlandırmaya başlayabileceğinin ilk sinyalleri ile nisan ayından sonra düşüşü hızlanan altının onsu, haziran ayında en düşük 1.180 dolar seviyesine kadar geriledikten sonra, analistlerin destek olarak nitelendirdikleri bu seviyenin üzerinde tutunmaya çalıştı.

Fed'in geçen hafta ocak ayında, tahvil alım miktarında azaltıma başlayacağını açıklaması ile düşüşü tekrar ivme kazanan altının onsu, yatırımcısına bu hafta da kaybettirdi ve 1.238 dolardan başladığı haftayı son altı ayın en düşük seviyesi olan 1.200 dolar seviyelerinde tamamladı.

UZMANLARIN GÖRÜŞÜ

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Marbaş Menkul Değerler Araştırma Müdürü Üzeyir, altın fiyatlarındaki düşüş sürecinin devam ettiğini belirterek, altının onsunda 1.210 dolar desteğinin altına sarkılmasıyla birlikte son 3 yılın dip noktası olan 1.180 doların test edilmek istendiğini kaydetti.

Gelecek günlerde bu seviye ve 1.270 doların altına sarkmayla 1.130 dolar civarının gündeme gelebileceğine işaret eden Doğan, "Bu seviyelere doğru olacak hareketlerin orta ve uzun vade için alım fırsatı olacağını düşünmekle birlikte olası yukarı yönlü hareketlerin hızlı olmama ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtmek istiyoruz. Yani bir süre bu seviyelere yakın dalgalanmalar izleyebiliriz. Altın fiyatlarında kısa vadede 1.210 dolar üzerinde sağlıklı bir hareket görülmediği sürece yükselişlere karşı temkinli yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.  ■  Ortadoğu, (22.12.2013)

 

23.12.2013

 İŞSİZLİK, AB: YUNANİSTAN'DA İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 27 OLDU

Ekonomik krizle mücadele eden Yunanistan'da işsizlik oranının yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 27 olarak gerçekleştiği bildirildi

ATİNA - Yunanistan İstatistik Kurumunun (ELSTAT) verilerine göre, işsizlik oranı bu yılın üçüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 9,3 artış kaydetti.

Bu dönemde işsiz sayısı 1 milyon 345 bin 387 olarak belirtilirken, işsizlik oranının kadınlarda yüzde 31,3, erkeklerde ise yüzde 23,8 olduğu açıklandı. Öte yandan 24 yaş altı nüfustaki işsizlik oranı ise yüzde 57,2'lik oranla dikkati çekti.

Uzmanlar, söz konusu dönemin turizm sezonu olmasına rağmen işsizlik rakamının artmasını endişe verici olarak değerlendirdi. ■  Akşam, (23.12.2013)

DEİ, DIŞ DENGE: NET HATA İLE İRAN’A ALTIN İHRACATININ İLİŞKİSİ

İran’a altın ihracatı ile ödemeler dengesi hesaplarında bilinemeyen giriş ya da çıkışları gösteren ‘net hata ve noksan’ (NHN) kalemi arasında bir ilişki var mıydı?

İran’a ihracat kalemi altında giden altınlar, ödemeler dengesinde NHN hesabında azalış yaratıyordu. Nedeni şuydu; ihraç edilen altınların karşılığı dövizler ülkeye gelmiyordu. Çünkü İran’dan ithal ettiğimiz gaz ve petrolün bedeli İran’a gidemiyor, bunun yerine İranlılar bu enerji bedelleri ile Türkiye’de altın satın alıp ülkelerine taşıyordu. Çok doğal olarak bu altınların bedeli de Türkiye’ye gelmiyordu. Böyle olunca, bu altın sevkiyatını ülkemize döviz getiren ihracat olarak hesaba kaydettiğimiz için, ama bedeli de fiilen ülkemize gelmediği için cari denge ile ülkeye gelen finansman farkı şaşıyordu. Bunun yansıması NHN’ı azaltıcı yönde idi. Mart 2013’de son 12 aylık altın ihracatı 16.6 milyar dolara erişirken, NHN da -7.7 milyar dolara düştü. ■Uğur, Gürses, Hürriyet, (23.12.2013)

 

YOLSUZLUK: CEMAAT ‘ALTIN’I BULDU; ‘YOLSUZLUK’TAN DEVAM...

Türkiye, nefeslerini tuttu, bir tarafında ‘İmamefendi’ öteki tarafında ‘Hocaefendi’ olan müthiş satranç maçını izliyor. Son hamle Cemaat’in ve taşın adı ‘yolsuzluk’…RTE ve çevresinin yumuşak karnıydı bu ve iyi bir hazırlıktan sonra ‘şah’ deyiverdi Hocaefendi. Karşısındaki RTE afallamış durumda. 3-4 bakanı var okkanın altında. Savunacak durumda değil, ama ‘yedirmeyi’ de yediremiyor. Gezi’deki sıkışmışlıkta yaptığını yapıyor; “Komplo, dış güçler, tuzak vs. vs”. Ama teslim edelim; Cemaat çok doğru bir yerden yakaladı RTE tarafını; yolsuzluk! Eldekilerle bir hayli hırpalayacağı çok açık; bundan sonrasında da aynı yoldan gidebilir ve gitmesi için elinde ‘ibadullah’ kaynak var. Nereye neşter atsa, cerahat anında patlar.

‘ALTIN’LA GELEN
Yolsuzlukla vurmanın ana halkasını şimdilik ‘altın’ oluşturuyor. Cemaat’in üçlü kolajında imar usulsüzlükleri, kamu varlıklarının istismarı vb de var ama şimdilik en dikkat çeken, kamuoyunu en çok dehşete düşüren; içinde ‘altın’ geçen tezgah, onun üstünden dağıtılan rüşvetler, bu rüşvetleri alan bakan çocukları…
Takip edenler bilir; bu ‘altın’ konusuna özellikle 2012’de çok taktım. Sanırım 10’un üstünde köşe yazısı yazdım. Konu, Türkiye’nin külçe altın dış ticaretinin, hele ki İran’a dönük ihracatının adeta ‘patlama’ yapmasıyla gündeme geldi. İşin içinde bir bit yeniği olduğu belliydi. Kısa sürede anlaşıldı; Türkiye, İran’dan aldığı doğalgazın bedelini döviz olarak ödeyemiyordu. ABD, ambargo koymuştu bankalara. O zaman bu bedel nasıl ödenecekti? Sonunda bir yol bulundu; İran’ın alacaklarının ‘TL’ karşılığı ile piyasadan külçe altın alınacak ve sanki Türkiye’den altın ihraç ediliyormuş gibi alacak transfer edilecekti.


Kaynak: TÜİK Dış Ticaret Veri Tabanı

Türkiye’de milyarlarca doları bulan hurda altın olmadığına göre, bu külçe altının da İsviçre’den ithali gerekiyordu. Ayrıca, fazla ABD’nin hışmına uğramamak için, bir ara istasyon daha bulundu bu altın ticaretinde. O da Birleşik Arap Emirlikleriydi (BAE). Altının bir kısmı Türkiye’den BAE’ye ihraç edilmiş görünüyor, oradan da İran’ın hesabına geçiyordu. Aynı şekilde, BAE’den külçe altın ithal edildiği de görülüyordu.
Sonuçta; 2010-2013 yıllarını kapsayan 4 yılda, Türkiye 27 milyar dolarlık altın ithal etmiş, 18 milyar dolarlık ihracat yapmış görünüyordu. İhracatın 8 milyar doları, doğrudan İran’a yapılmıştı, BAE’ye yapılan ihracat da 6 milyar dolardı. Bunun da İran alacağı olduğu söylenebilirdi. Yani, İran’ın doğalgaz bedelinin karşılığı 15 milyar dolar bu yolla transfer edilmiş oluyordu. Bu altının tedariki de, ağırlıkla İsviçre’den ve bir miktarı da Dubai (BAE) üstünden temin edilmişti. Arşivlerden takip edilebilir; Temmuz - Aralık 2012 döneminde yer alan yazılarımda, bu ödeme biçiminin kayıtlara ‘ihracat’ olarak geçmesinin, ihracat verilerini yanıltarak yükselttiğini; dolayısıyla cari açığı da düşük gösterdiğini, bunun üstünden milli geliri de kabarttığını ısrarla vurgulamış; ayrıca bu ödeme biçiminin hem Halk Bankası’nın hem başkalarının başını ağrıtacağına dikkat çekmiştim.

SORU-CEVAP
Nitekim, bu yazılarımı İstanbul CHP milletvekili Umut Oran, bir önerge ile 13 Temmuz 2012’de Halk Bankası’ndan sorumlu Ali Babacan’a şöyle yöneltti; “Mustafa Sönmez, altın ihracatında hiç esamesi okunmayan; hatta 2007, 2008, 2009 yıllarında sıfır payı olan İran’ın, birdenbire altın ihracatında yüzde 76 pay sahibi olduğunu bildirdi. (…). İran'dan alınan petrol ve doğalgazın parasının Halk Bankası'nda tutulduğu, bu paranın altına dönüştürülerek, bazen zırhlı araçla sınırda İran Merkez Bankası yetkililerine teslim edildiği, bazen de uçak kargosuyla İran'a gönderildiği doğru mudur? Bu gerçekdışı altın ihracatının TÜİK'in hesapladığı büyüme rakamlarına etkisi yok mudur?”

Babacan, 22 Kasım 2012’de bu konuya şöyle açıklık getirdi; "Türkiye olarak İran'dan aldığımız gazın parasını biz ‘TL’ olarak İran'ın Türkiye'deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran'ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD'nin yaptırımları sebebiyle. Dolayısıyla İran, bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince, o ‘TL'yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu.”
Babacan’ın “Nasıl götürüyor, bilmiyorum” dediğini, bugün rüşvetle itham edilen öteki bakan arkadaşları biliyordu. İran’ın bu parasını altına dönüştürerek transfer eden başaktör Reza Zarrap (Türk adıyla; Rıza Sarraf), yani Ebru Gündeş’in kocası ve ekibi, verdiği bu servisin karşılığında, belli ki büyük paralar kazanıyordu.

TEZGAH
İran Hükümeti’nin ‘TL’ ile piyasadan külçe altın toplayıp, sonra bunu uçaklarla, kuryelerle (ihracat gibi) transfer işleminde bazı kolaylıklara ihtiyacı vardı Rıza Sarraf’ın. Bu kolaylaştırmanın karşılığı olarak, belli ki aracı banka Halk Bankası’nın Genel Müdürü S. Aslan, ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve mahdumu; vatandaşlık, oturma, iş yapma izni vs. meselelerinde kolaylaştırıcı rolleriyle İçişleri Bakanı Muammer Güler ve mahdumları, AB’den Sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın bu İran alacağının altın ihracatı olarak transferindeki kolaylaştırıcı hizmetleri karşılığı büyük hediyelerle taltif edildikleri iddia ediliyordu. Evlerden çıkarılan deste deste paralar, hep bu tezgahın kanıtı olarak takdim edildi.

Ortalıkta kara para aklama vs. türü, yazanların bile anlamadıkları ve anlatmakta zorlandıkları hikayenin aslı astarı budur. Cemaat kadroları, belli ki, bu ‘yumuşak karın’ı iyi tesbit etmiş; sabırla, iyi çalışmış ve zamanlamayı da müthiş biçimde yaparak, RTE ve çevresine darbeyi indirmişlerdir.

Diğer başaktör Ali Ağaoğlu, Fatih Belediye Başkanı, eski TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ile ilgili hikayeleri de epeyi konuşup yazacağa benziyoruz. Cemaat’in yolsuzluk kanadından yapacağı bindirmelerle RTE’yi yıpratma şansı çok büyük. Devam etmek isterse ya da edebilirse tabii…■Mustafa Sönmez, Yurt, (23.12.2013)

ALİ BABACAN, 'KAYIP 20 MİLYAR DOLAR'

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Halk Bankası’nın kaybettiği değeri açıkladı Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Halk Bankası’nın değer kaybı 1 milyar 625 milyon dolar" dedi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 24 TV’de katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna değinen Babacan, "Dışarıda 100 haber çıktıysa bunun 95’i yolsuzluktan öte, siyasi istikrarla ilgili kısmına vurgu yapıyor. Bir siyaset mühendisliği vurgusu var özellikle dış basında. Bu açıdan baktığımızda ister istemez şunu düşünüyorsunuz; hedef ne? Hedef gerçekten yolsuzlukla mücadele mi? Bir yolsuzluğu ortaya çıkartmak mı? Yoksa hükümete, iktidar partisine, dolayısıyla devlete, bu millete, Türkiye’ye zarar vermek mi?" diye konuştu.

Halk Bankası’nın bu süreçte 1 milyar 625 milyon dolar değer kaybettiğini söyleyen Babacan, "Arkadaşlarımızla ilgili en ufak bir şüphemiz olamaz. Ta ki mahkemelerin sonucuna kadar. Bütün arkadaşlarımızın masum olduğuna inanıyoruz. Hiç o konuda şüphemiz olmaz. Ama bakıyorsunuz şu dönemde, son 1 haftada halka açık şirketlerimizin değeri tam 20 milyar dolar düşmüş. Sadece Halk Bankası’nın değer kaybı 1 milyar 625 milyon dolar. Halk Bankası’nın toplam hisse senedi değeri 9 milyar 498 milyon dolardan 7 milyar 873 milyon dolara düştü. İddia edilen rakamlara bakın, bir de Türkiye’ye verilen rakamlara bakın. Bu operasyonun zamanlaması, içeriği ve yöntemi yolsuzlukla mücadeleden öte Türkiye’nin istikrarını hedef almış bir görüntü veriyor bize” şeklinde konuştu.

Yolsuzluğun üzerini örtmeyeceklerini ifade eden Babacan, “Yolsuzlukların arkasında durmayız, gereği ne ise yaparız. Bu süreçte halka açık şirketlerimizin değeri 269 milyar dolardan 249 milyar dolara düştü. Türkiye sadece faizlerdeki düşüşten son 11 yılda 642 milyar lira tasarruf etmiş” dedi.

Babacan, Halk Bankası Genel Müdürü’nün aksi ispatlanana kadar masum olduğunu da belirtti. ■Milliyet, (23.12.2013)

 

24.12.2013

MERKEZ BANKASI BAŞKANI'NDAN ENFLASYON UYARISI

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, "2014 yılında para ve kur politikası" konusunda basın toplantısı düzenledi.

Başçı, konuşmasının satır başları şöyle;

"Bu yıl sonu enflasyonun yüzde 7'e yakın ama belki 7'nin biraz üzerinde gerçekleşmesi mümkün"

"Bugünden itibaren aralık ayının sonuna kadar her gün minimum 450 milyon dolar döviz satacağız, bu rakam 500 milyon dolara da çıkabilir"

"Tüketici kredilerinin büyüme hızı gelecek yıl içinde yüzde 15'e inerse, hem enflasyon açısından sonuç almamız sağlanacak hem de dış denge açısından çok daha iyi bir noktaya geleceğiz"

"Tedbir alınması gereken bir durum olursa, gereken tedbirleri ölçülü bir şekilde almaktan çekinmeyiz"

"2014 hareketli bir yıl gibi görünüyor ama belli olmaz. Erken konuşmamak lazım" ■Cumhuriyet, (24.12.2013)

 

ROGERS: ALTIN’DA DEĞER KAYBI SÜREBİLİR

Yatırım uzmanı Jim Rogers, altın fiyatlarının geçtiğimiz 12 yıl boyunca yükseldiğini hatırlatarak "Bu yüzden altında düzeltme anormal bir şekilde devam edebilir" dedi.

Rogers Holdings Yönetim Kurulu Başkanı ünlü yatırımcı Jim Rogers, son üç yılın en düşük seviyesine inen altın fiyatlarında değer kaybının devam edebileceğini söyledi. Rogers, “Altın 2001'den bu yana, yani 12 yıldır yükseliyor. Bu piyasalar için normal bir durum değil. Bu yüzden altın fiyatlarında düzeltme anormal bir şekilde devam edebilir." dedi.

NEDEN ALTINDA OLMASIN?

Ünlü yatırımcı altında iki yıl önceki tarihi zirve olan 1921 doların yüzde 50'si yani 960 dolara kadar bir düzeltme yaşanabileceğini kaydetti. Yatırım gurusu, “Piyasalarda yüzde 50 düzeltme normal kabul ediliyor, bu neden altında olmasın” dedi.

HİNDİSTAN DA ETKİLEDİ

Rogers, altın fiyatlarındaki düşüşte Hindistan’ın da etkisinin olduğunu söyledi. Yatırım gurusu, “Dünyanın en büyük ikinci altın alıcısı Hindistan’dan siyasiler sıkıntılarını altın üzerine yüklüyor. Bu yüzden de altına ek vergiler getirip, gümrük kontrollerini sıkılaştırıyor” dedi. Rogers, Hindistan altın alım satımı üzerine yeni düzenlemeler getirirse, değerli metalin nereye kadar düşebileceğini kimsenin tahmin edemeyeceğini söyledi.

YENİ BİR ALIM FIRSATI DOĞABİLİR

Rogers büyük düşüşlerden sonra genelde fiyat rallileri olabileceğini söyleyerek altında yeni bir alım fırsatı doğacağını düşündüğünü kaydetti. ■Milliyet, (24.12.2013)

YABANCI SERMAYE: SABİHA GÖKÇEN MALEZYALI OLDU

Malezya devlet haber ajansı Bernama, Sabiha Gökçen havalimanının ana hissedarlarından Malaysia Airports şirketinin, şirketin diğer bir ortağı olan Hintli GMR’ye ait yüzde 40 payı yaklaşık 1 milyar ringgit (yaklaşık 225 milyon euro) satın aldığını duyurdu.

Ajansın haberinde GMR’nin payını satmak istemesinin ardından Malaysia Airports’un “öncelik hakkını” kullandığı ifade edildi.
Limak Holding’in iştiraki Limak Yatırım, Hintli altyapı gruplarından GMR Infrastructure ve 1991 yılından bu yana havalimanı işletmeciliği yapan Malaysia Airports Holdings Berhad ortaklığında kurulan ISG, İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nda mevcut terminallerin işletme hakkının yanı sıra otopark işletmesi, yer hizmetleri, kargo, uçak yakıt ikmal operasyonları ve havalimanı oteli ile CIP tesislerini 20 yıl süre ile işletme hakkını 1 Mayıs 2008’de devraldı.

20 milyon yolcu
Şirkette Limak Yatırım’ın yüzde 40, GMR’ın yüzde 40 ve Malaysia Airports’un da yüzde 20 hissesi bulunuyordu.
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nın 20 yıllık işletme hakkını 1.932 milyar euro karşılığı devralan ISG, bugüne kadar asgari 336 milyon euro düzeyinde de yatırım yaptı. Toplam yolcu kapasitesi 25 milyon olan havalimanı 2012 yılında yaklaşık 15 milyon yolcu ağırlarken bu yılki yolcu sayısının 19 milyon civarında gerçekleşmesi bekleniyor. ■Milliyet, (24.12.2013)

(TSK VE NECDET ÖZEL)

… Necdet Özel’in yolladığı mesaj Menemen’deki törende okunurken tepkiler yükselmiş! Neden acaba?

Cumhuriyetin 90’ıncı yılında da aynı üzücü hadiseler bu defa iktidar eliyle sürdürülüyor. Genelkurmay Başkanı ise Türk ordusu üzerindeki operasyona bile uyumlu davranıyor.
Hemen denilebilir ki, “Ne yapsın Genelkurmay Başkanı; darbe mi yapsın?”
Kimsenin darbe filan istediği yok. Komutan, kendi ordusunu korusun yeter!
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı psikolojik operasyon yapıldığını söyleyen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ idi ve şu anda Silivri’de tutukludur. Başbuğ’un ve diğer tutsak komutanların şahsında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne büyük darbe vurulmuştur. Necdet Özel’in bu durum karşısında hatırlanan en önemli icraatı, ordudaki tasfiyeyi eleştiren emekli komutanların bir kısmını orduevlerine sokmamak olmuştur.

Necdet Özel’in açıklamasında kullandığı “Aziz milletimiz” ve “birlikte yaşama” gibi söylemler de TSK’nın söylemi değildir. Kimin söylemi olduğunu herkes biliyor. Kaldı ki bu söylemlerin siyasi sahipleri, “Cumhuriyetin üzerinde yükseldiği modern değerler” in tamamını çiğnemektedir! ■Arslan Bulut, Yeniçağ, (24.12.2013)

(Türk ordusuna saygım ve sevgim sonsuz, ama başındakilere asla! cd)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura