Diğerleri > Sis Çanı
07-01-2013
NELER OLDU 19-24 ARALIK 2012 (işsizlik, kriz, özelleştirme, borçlanma,yolsuzluk, altın, RTEvGül, gelir dağılımı, İslam, eğitim)

Cihan Dura

7.1.2013


19.12.2012 

İŞSİZLİK TIRMANIYOR, SANAYİ İŞ ÜRETEMİYOR…

TÜİK’in güven vermeyen işsizlik oranları eylül ayında da tırmandı. Neden güven vermiyor, yeniden hatırlatalım. TÜİK, Eylül 2012 için işsiz sayısını 2 milyon 539 bin olarak açıkladı. Bir diğer devlet kuruluşu İŞKUR’un kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 121 bin. Yani İŞKUR’da adı sanı belli, adresi belli, dilekçeli işsiz sayısı, TÜİK’in anketle tahmininin yüzde 83.3’ü. Yani TÜİK şuna inanmamızı bekliyor; benim istatistiklerimdeki her 100 işsizden 83’ü İŞKUR aracılığıyla iş arıyor!.. Ve kargalar bir kez daha katılarak gülüyor TÜİK’e…

Bu faslı geçip, bu yutturmacayı unutup doğruymuş gibi bakalım TÜİK verilerine. Ekonomide ocak-eylül büyümesi yüzde 2.6 olarak açıklanmıştı. Bunun tabii ki, 1.6 puanı altın ihracatı şişirmesi ve gerçek büyüme yüzde 1’den ibaret. Bu çakılmanın işsizlik oranını artıracağı belliydi. Resmi işsizlik oranı yüzde 9.1’e çıkmış. Mevsim etkilerinden arındırılmışı yüzde 9.4 ediyor. Bildiğimiz, katı işsizlik…

Ekonomik daralmanın istihdamda daralmaya yol açacağı belliydi. 2011 Eylülü’nden bu yılın eylül ayına, yeni iş edinmiş insan sayısı 723 bin görünüyor. İyi de nerelerde iş bulmuşlar? Tarımda iş bulan 27 bin, onu bir yana bırakalım. Bir kere koca sanayi ancak 24 bin kişiye iş yaratmış 1 yılda. Yani iş bulanların ancak yüzde 3’ü imalatta bulmuş… Madencilik 4 bin, devrin yükselen inşaat sektörü bile 8 bin iş yaratmış, o kadar. Finans, ticaret, bazı hizmet dalları iş yaratmak bir yana istihdam daraltmışlar. Peki, geri kalan onca istihdam nerede yaratılmış? Tabii ki kamu istihdamı çoğu; eğitim, sağlık, güvenlik vb. Yani üretimle ilgisi olmayan hizmetlerde.

Hepsi bir yana, sanayinin istihdam yaratmamasının üstünde mutlaka durulmalıdır bu vesileyle… Türkiye’nin nasıl sanayisizleştirildiğini, kısa dönemli kâr heveslerine nasıl kurban verildiğini gelin bir de banka kredilerinin dağılımından izleyelim… Merkez Bankası, her ay banka kredilerinin hangi sektörlere verildiğini açıklar. Ekim 2012 itibarıyla kullandırılmış kredi tutarı 835.5 milyar TL görünüyor. Peki, nerelere dağılmış krediler? İlk sırada tüketiciler var. Konut, otomobil, ihtiyaç kredisi adı altında 172 milyar TL kredi kullanılmış. Kredi kartı üstünden de 35 milyar TL borçlanmış tüketiciler… Toplamda yüzde 25’e yakın bir pay demek bu…

Koskoca imalat sanayinin kullandığı krediler ancak ikinci sırada geliyor ve payı yüzde 24 dolayında. Meraklısı için biraz detay verelim; demir-çelik, gıda, tekstil, otomotiv sırasıyla en çok kredi kullanan sanayi dalları. AKP rejiminin yükselen yıldızı inşaat ve emlak banka kredilerinden yüzde 11’e yakın pay almışlar. Yine devrin yükseleni ticaret, yani toptan, perakende sektörü yüzde 13.5 pay almış.

***

İmalat sanayiinin, bu ülkenin lokomotif gücü olması gerekir. İş-aş üreten ve büyüdükçe diğer hizmet sektörlerini de harekete geçiren bir güç… Ama değil. Bütün eski sanayiciler, arsa rantçısı, kent rantçısı kesildiler. Baksanıza, Koç-Ülker, ‘kutsal ittifak’ kurup halvet oldular, 5.7 milyar dolara iş aldılar, köprü-otoyol işletecekler…

Sanayi, kamu kesiminden kazındı. Sanayiyi, Anadolu’ya, orta, küçük işletmelere terk edip, “aslan KOBİ, kaplan KOBİ” diye pohpohlayarak bir yere varılacağını sanıyorlar. Toplam istihdamda Eylül 2012 imalat sanayi çalışan sayısı 4 milyon 378 bin kişi. Yani istihdamın ancak yüzde 17’si… Bu, uzun zamandır böyle. İmalat sanayii, istihdam yaratamıyor.

Sanayi belini doğrultmadıkça, Türkiye ekonomisi de doğrultamaz, iş bekleyen ve resmisi 2.5 milyonu, gerçeği rahatlıkla 5 milyonu bulmuş işsiz sayısı azaltılamaz. ■ Mustafa Sönmez, Cumhuriyet, 19.12.2012

AB, KRİZ, YUNANİSTAN: KOMŞUNUN KREDİ NOTU YÜKSELDİ

Kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s (S&P), Yunanistan’ın kredi notunu altı seviye birden yükselterek seçici temerrüt düzeyi olan ‘SD’den B-’ye getirdi. S&P, Avrupa ülkelerini Yunanistan’ın Avro bölgesinde kalması için verdikleri çabadan dolayı da kutladı. Bu not S&P’nin 2011’den beri Yunanistan’a verdiği en yüksek not oldu. S&P, Türkiye’nin kredi notunu ise durağan görünümle yatırım yapılabilir seviyenin iki kademe altı olan BB düzeyinde tutuyor. Yunanistan B- notu ile Türkiye’nin bir kademe altına kadar yükselmiş oldu. ■ Cumhuriyet, 19.12.2012

 

20.12.2012

ÖZELLEŞTİRME: YENİ ÖZELLEŞTİRMELER YOLDA

İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ ile Vangölü Elektrik Dağıtım AŞ'nin özelleştirme ihalesi ilan edildi.

Geçtiğimiz hafta BEDAŞ, dün ise köprü ve otoyolların özeleştirilmesinin ardından elektrikte yeni özelleştirme ilanları Resmi Gazete'ye girdi.

İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ ile Vangölü Elektrik Dağıtım AŞ blok satış yöntemi ile özelleştirilecek. Konuya ilişkin duyuru, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ ile Vangölü Elektrik Dağıtım AŞ'deki yüzde 100 oranındaki hisse, blok satış yöntemi ile özelleştirilecek.

İhaleler, kapalı zarf içerisinde teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle pazarlık usulü ile gerçekleştirilecek. İhale komisyonunca gerekli görüldüğü takdirde ihaleler, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık artırma suretiyle sonuçlandırılabilecek.

Söz konusu ihalede teklifler, hisseleri satışa konu şirketler için ayrı ayrı verilecek.

Katılımcıların önyeterlilik ve ihaleye katılabilmek için istenen belgeler ile tekliflerinin, İhale Şartnamesi'nde belirtilen hususlar dikkate alınarak hazırlanıp, İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ ve Vangölü Elektrik Dağıtım AŞ için ayrı ayrı olmak üzere en geç 19 Şubat saat 17.00'a kadar idarenin adresine teslim etmesi gerekiyor. ■ Dünya, 20.12.2012

 

(ÖZELLEŞTİRME, BORÇLANMA)

-Telekom'dan 14 milyar 943 milyon dolar-

Maliye bakanı M. Şimşek, Telekom'un özelleştirilmesinden bu yana Hazine'ye 14 milyar 943 milyon dolar aktarıldığını bildirdi. Telekom'da Hazine'nin payının yüzde 31.68 olduğunu belirten Şimşek, bu payın piyasa değerinin 7.5 milyar lira olduğunu söyledi.
Telekom'dan 6 milyar 410 milyon liralık kurumlar vergisi aldıklarını kaydeden Şimşek, "Telekom, özelleştirildiği tarihten bu yana yapılan gayrimenkul satışlarının toplamı 134,6 milyon liradır. Ama Telekom, bugüne kadar inşa ettiği, devlet için yaptığı okullar da dahil olmak üzere 1 milyar 73 milyon liralık da gayri menkul kazandırdı. Yani satışının 6-7 katı kadar gayrimenkul kazandırdı" diye konuştu.
Özelleştirme uygulamaları hakkında verilen iptal kararlarının uygulanmadığı yönündeki eleştirilere değinen Şimşek, şöyle konuştu: "Bizim Hükümetimiz döneminde de bizden önceki dönemde de özelleştirme vardı. Bizden önce 20'ye yakın kesinleşmiş yargı kararı bulunmaktadır. Sadece Özelleştirme Yüksek Kurulu veya Bakanlar Kurulu kararıyla, bu uygulanmamıştır. Bizim dönemimizde 5 iptal karar vardır. Bu kararlardan bazıları özelleştirme bittikten 5 yıl sonra verilmiştir. Biz bunların tamamının devlete alınması için dava açtık. Bunlardan biri TÜPRAŞ'ın satışıyla ilgili. Mahkeme bizim talebimizi reddetti. Yargıtay bu kararı onamıştır. Yani devletin bunu uygulamasının fiilen imkansız olduğuna Yargıtay karar vermiştir."

-"Devletin dış borcu kalmamıştır"-

Muhalefetin borçlarla ilgili eleştirilerini değerlendiren Şimşek, şunları söyledi: "Genel devlet açığı AK Parti iktidara geldiği 2002 yılı sonunda milli gelirin yüzde 11'iydi. Yani devlet, milli gelirin yüzde 11'i kadar açık veriyor. Bu sene genel devlet açığının yüzde 1.6 olmasını öngörüyoruz. Kamu borç stokunun GSYH'ya oranı bundan 10 yıl önce yüzde 74'tü, bu sene brüt olarak yüzde 36'ya düşmüş durumda. Net olarak yüzde 61.5'ti, şu anda yüzde 18'e kadar düşmüş durumda.
Devletin net bazda dış borcu kalmamıştır. Devlet olarak, kamu olarak dünyadan alacaklıyız. 119 milyar dolarlık toplam rezervimiz var. Ama devletin Merkez Bankası dahil borcu 111 milyar dolar. Dolayısıyla biz devlet olarak dış dünyaya borçlu değiliz, dış dünyadan alacaklıyız. Özel sektörün 212.5 milyar dolar civarında borcu var. Ama özel sektörün 85 milyar doların üzerinde de dövizi var ayrıca yatırımları varlıkları var."
Bakan Şimşek, bütçenin "savaş bütçesi" eleştirisinin doğru olmadığını, bugün eğitim ve sağlık bütçelerinin her birinin, savunmanın tamamı için ayrılan bütçenin 1,5 katı olduğunu vurguladı. ■ Türkiye, 20.12.2012

BORÇLANMA, HALK: TÜRKİYE'DE 65 MİLYON KREDİ KARTI VAR

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, Türkiye'de 65 milyon civarında kredi kartı olduğunun belirterek bilinçsiz harcama nedeniyle toplumun ipotek altında olduğunu söyledi.

Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Turhan Çakar, Türkiye'de 65 milyon civarında kredi kartı olduğunun belirterek bilinçsiz harcama nedeniyle toplumun ipotek altında olduğunu söyledi.
Bilecik'in Bozüyük ilçesinde THD Şubesi tarafından Belediye Düğün Salonu'nda düzenlenen "Tüketici Hakları" panelinden önce gazetecilere açıklamalarda bulunan Çakar, insanların kredi kartı yokken 'Ayağını yorganına göre uzat' politikası izlediğini belirterek, "İnsanlar, kredi kartı yokken kendi gelir durumuna göre harcama yapıyordu. Çok zor durumda kaldığında ise yakınlarından borç para isteyebiliyorlardı. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu kredi kartını nakit para gibi, son derece bilinçsizce ve gerekli gereksiz alışverişlerde kullanıyor. Bir de aileye giren para sınırlı olduğu için, bilinçsiz alışveriş, bilinçsiz alışverişi körükleyen reklamlar ve bankaların da yeni doğacak çocuğa da kredi kartı vermeye çalışması nedeniyle insanlar tam anlamıyla bir tuzak içerisinde ve toplum ipotek altında" dedi.
Türkiye'de 10 milyonlarca insanın bankaların ipoteği altına olduğunu savunan Çakar, "İnsanların ayaklarını yorganına göre uzatmaları gerekiyor ancak bu da yeterli değil. Türkiye'de 65 milyon dolayında kredi kartı olduğu söyleniyor. Gittikçe kredi sayısı artıyor ve kredi kartı nedeniyle borçlu sayısı artıyor. Ödeyemeyen insan sayısı artıyor. İnsanlar, nakit paraları olmadığından, yoksulluğun gittikçe artmasıyla en basit ihtiyaçlarını bile kredi kartıyla alıyorlar çünkü yorgan küçük" diye konuştu.
Çakar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diğer taraftan da insanların alım gücünün yükseltilmesi için ve haksız vergi politikalarıyla da mücadele etmeleri gerekiyor. Bunun için de insanların örgütlenmesi gerekiyor. Tüketici Hakları Derneği olarak bilim insanları ve vergi uzmanlarıyla yaptığımız bir araştırmada gördük ki, toplanan gelir vergisinin yüzde 68,6'sı dolaylı vergiler. Dolaylı vergiler de bir tüketici vergisidir. En doğal ihtiyaçlardan bu vergi alınıyor. Cumhuriyet tarihinin en yüksek dolaylı vergisi. Bunun üzerine çalışan insanların bordrolarından peşin olarak kesilen vergiler de eklendiğinde toplanan tüm bu gelirlerin yüzde 85'ten fazlası dar gelirli, yoksul ve emekçi insanların üzerinden alınıyor. Büyük sermayenin vergi vermediğini, 2013 yılı bütçesinde rantiyelere ve sermaye kesimine faiz adı altında 53 milyar lira para verildiğini biliyoruz. Bir taraftan hükümet, hükümet yetkilileri, ekonomiden ve maliyeden sorumlu kişiler kayıt dışı ekonomiden şikayet ederken, 'Vergi toplama konusunda üzerine gideceğiz' derken ne vergi toplanıyor ne de vergi kaçağının üzerine gidiliyor." ■ Türkiye, 20.12.2012

YOLSUZLUK: AKP’Lİ BÜROKRATLARIN LOJMAN VE ARAÇ SALTANATI

AKP döneminde kamu binası ve lojmanlara 1 yılda ödenen kira parasının 215 milyon lira olduğu belirlendi. Hükümetle arası iyi olan bazı bürokratların devlet lojmanlarını beğenmedikleri için binlerce liraya lojman kiraladıkları ifade edildi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Yargıtay Danıştay Başkanları için her biri ayda 7 bin 600 Avro’ya kiralanan lüks Mercedes ve BMW makam araçlarından sonra lojmanlarda da benzer bir durum yaşandığı ortaya çıktı. Devlette kiralık araç ve lojman uygulamasının 2007 yılından sonra başladığı ve giderek arttığı belirlendi. Araç ve lojman kiralamada, kurumların başında olan ve Hükümetle, bakanlarla arası iyi olan bürokratların kendi inisiyatiflerine göre hareket ettiği ve yapılan lüks harcamaları yasallaştırmak için yönetmelikler çıkardıkları bildirildi. Bakanlıklarda ve çeşitli bağımsız kamu kurumlarında kiralanan araçların tamamına yakınının lüks ve ithal araçlar olduğu görüldü. … ■ Aydınlık, 20.12.2012

 

21.12.2012 

 

ALTIN: BAS PARAYI ALTINA!

Yatırımcıların güvenli varlık arayışında doları tercih etmesi, altın fiyatlarının yukarı hareketini frenliyor. ABD’li ünlü milyarder emtia yatırımcısı Jim Rogers, bu trendin 2013’te de devam edebileceğini öngörüyor... ABD’nin mali uçuruma düşerek resesyona gireceği korkusu, dolara yönelişi arttırıyor diyen Rogers, altının 15-16 aydır devam eden düzeltme sürecinden geçtiğini ve bunun biraz daha devam edebileceğini belirtiyor. “Altın, tüm tarihi piyasalar baz alındığında, ‘hoş’ bir düzeltmeden geçiyor” diyor.. Hindistan’ın çok büyük bir dış ticaret açığının olduğunu ve bazı Hint siyasetçilerin bundan altını sorumlu tuttuğunu söyleyen Rogers, “Eğer altın ithalatında kesintiye giderlerse, yükseliş bekleyenler için çok büyük bir şok yaşayacak işte o zaman altının ne kadar düşeceğini bilemeyiz” diye konuşuyor. Bu Rogers, alım yapacağı zaman altını kötüler, öldürür; satacağı zaman göklere çıkarır, bunu önemli bir not olarak kaydedin... ABD Merkez Bankası FED’in esnek para politikasını devam ettirirken, Japonya’nın yeni başbakanı Shinzo Abe daha agresif parasal genişlemeye gitme kararını uygulamaya soktu. Zaten seçimi bu vaatle kazanmıştı biliyorsunuz. Varlık alım programı 10 trilyon Yen arttırarak 101 trilyon Yen’e çıkarıldı. Yen dolar karşısında zayıfladı, bu gelişme önümüzdeki dönemde altının cazibesini artıracak. Altında zaman zaman geri çekilmeler yaşansa da yön yukarıyı gösteriyor...
Ons 1661 dolar seviyesine geriledikten sonra bu destek üzerinde kalmak için büyük bir çaba sarf ediyor... Hatırlanacak olursa geçen sene bu zamanlar 1530 desteği kırılarak 1522 dolar seviyesine inildikten sonra atağa kalkmıştı. Yine aynı senaryo gündemde. Altında hızlı yükseliş bekleyenlerin sayısı artıyor. Yatırımcıların mevcut seyirde biraz daha sabırlı ve dikkatli olması gerektiğini, özellikle satış düşünenlerin bu konuda ısrarcı olmamalarını tavsiye ediyorum. Çünkü Altın fiyatlarının “Ayı piyasası”na girmesi için gereken tek şart 1605 dolar direncinin gerisinde günlük kapanış yapması gerekiyor. Bu ihtimal altının şu an ki seyrine baktığımızda çok düşük. Özellikle aralık ayı sonuna kadarki geri çekilmeler alım için uygun bir fırsat oluşturacak. Ons 1666 dolardan işlem görüyor. 1687 dolar direnci kısa vadede güncelliğini koruyor. Altının yükseliş trendine girmesi için, bu direnci aşması lazım. Geçemezse satışlar hakim olacak. 1687 dolar aşılırsa 1700 doların seviyelerinin test edilmesi kaçınılmaz olacak. Kapalıçarşı’da 24 ayar külçenin gramı, 95 lira 90 kuruştan satılıyor. Unutmayın, ABD’de mali uçurum çözüme kavuştuğu anda altın uçuşa geçecek. ■ Necmettin Batırel,Türkiye, 21.12.2012

RTE V GÜL: GÜL’E GÖKTÜRK-2 UYDUSUNUN FIRLATMA TÖRENİ İÇİN DAVETİYE GÖNDERİLMEDİ

Cumhurbaşkanı Gül, “Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi” kapsamında üretilen eğitim uçağı Hürkuş’un hangardan çıkarılma törenine de katılmamıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “başkomutanı” sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin istihbarat ihtiyacını karşılaması için tasarlanan keşif uydusu Göktürk-2’yi uzaya fırlatma törenine davet edilmediği ortaya çıktı. Gül, “Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi” kapsamında üretilen eğitim uçağı Hürkuş’un hangardan çıkarılma törenine de katılmamıştı. Her iki törende de son sözleri Başbakan Tayyip Erdoğan söyledi.

Göktürkuydusunun fırlatma törenine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün katılmıştı. Başbakan Erdoğan, Çin’den fırlatılan uydunun geri sayımına “Hadi ya Allah, bismillah” diye başlamış, ardından da uydunun önemine değinen bir konuşma yapmıştı.

Ancak devletin tepesini bir araya getiren, TSK’nin istihbarat ihtiyacının karşılanması için tasarlanan Göktürk 2’nin fırlatma törenine, TSK’nin başkomutanı Cumhurbaşkanı Gül’ün davet edilmediği ortaya çıktı. Gül’e davetiye gitseydi, törende Tayyip Erdoğan değil, Abdullah Gül konuşacaktı. Köşk kaynakları TÜBİTAK’tan kendilerine bir davetiye gelmediğini doğruladı.

Programı organize eden TÜBİTAK’ın Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak ise konuyla ilgili açıklama yapmamayı tercih etti. TÜBİTAK iletişim birimi yetkilileri, Altunbaşak’ın “yoğun programı” nedeniyle “gazetecilere çok fazla zaman ayıramadığını” belirtirken bu yılki TÜBİTAK Bilim Ödülleri’nin Cumhurbaşkanı tarafından verileceğini söylemekle yetindi.

Uydu fırlatma töreninde yaşanan görüntünün bir benzeri geçen haziranda “Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı Projesi” kapsamında üretilen yerli eğitim uçağı Hürkuş’un hangardan çıkarılması töreninde yaşanmıştı. Askeri ilgilendiren bir konuda yine Cumhurbaşkanı yerine Başbakan, uçağın pilot koltuğuna ilk oturan isim olmuştu. Rıza Kozok, Cumhuriyet, 21.12.2012

 

22.12.2012 

GELİR DAĞILIMI; ZENGİN: PATRONLAR KAÇIYOR FRANSA KARIŞIYOR

Fransa'da mal varlığı 1 milyon eurodan çok olanlara 'servet vergisi' uygulaması nedeniyle başka ülke vatandaşlığına başvuranların sayısı her geçen gün artarken; Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, bu duruma tepki göstererek, "Bedelini ağır ödeyecekler" dedi. Ünlü aktör Gerard Depardieu ve Louis Vuitton'un sahibi Bernard Arnault'nun Belçika vatandaşlığına başvurmasını değerlendiren Hollande, ''Eğer Fransızsak, Fransa'yı seviyorsak ona hizmet etmeliyiz. Daha fazla maddi imkana sahip olanlar daha fazla gayret göstermeli'' diye konuştu. 2010 yılında 717, 2011'de 650 ve 2012 yılında 965 Fransız vatandaşı, vergiden kaçmak için başka ülke vatandaşlığını tercih etti. ■ Takvim, 22.12.2012

23.12.2012 

RTE V GÜL: GÜL İLE 'MUHTEŞEM'İN BÜYÜK KAYSERİ MUHAREBESİ...

Bu seferki kavga öyle bir kavga ki; Göktürk-2 uydusunun fırlatılma törenindeki “protokol hatası” zurnanın son deliği olur.
“Muhteşem” çok ince bir strateji ile Abdullah Gül’ü can evinden
vurdu.
O, can evi neresi?
Kayseri..
Hemen aklınıza Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin CHP’ye karşı yürüttüğü sucuklu muhalefet kampanyası gelmesin. Bu işin öyle şaka kaldırır ve de magazinsel yana hiç yok..
Derinden giden kapışmanın ayrıntılarına geçmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım\’85
Mehmet Özhaseki’nin Abdullah Gül’e olan bağlılığını tekrarlamaya gerek yok. Enerji Bakanı Taner Yıldız’a bakalım. Yıldız, bakan ve hatta milletvekili olmadan önce de Gül ailesi için çok önemli bir isimdi. Ailenin gizli kasasıdır. Tüm ticari işlerini koordine eder. Yıldız, Abdullah Gül’ün kara kutularından biridir, Kayseri siyasetinin de çok önemli aktörlerindendir. Kayseri için Abdullah Gül ve ailesinin çok önem verdiği çok özel bir isim daha vardı.. Bir önceki Kayseri Valisi Mevlüt Bilici. Bu üçlü ayak ile Abdullah Gül’den habersiz Kayseri’de sinek bile vızıldamıyordu. Zaten, partiyi kurdukları ilk günde Abdullah Gül ile “Muhteşem” arasında yapılan özel mutabakata göre; “Muhteşem” veya adamları hiçbir şeklide Kayseri’ye karışmayacaktı, nüfuz etmeyecekti.
Bu mutabakat maddesine uzun bir süreye kadar uyuldu. Ta ki; 1 Ağustos 2012 tarihine kadar. Abdullah Gül’ün Kayseri’deki en önemli ismi Mevlüt Bilici’yi, “Muhteşem” Abdullah Gül’e danışmadan merkeze aldı. Bilici’nin yerine kendine çok yakın bir isim olan Şerif Yılmaz’ı atadı. “Muhteşem” diretince Abdullah Gül’e kararnameyi imzalamaktan başka çare bırakmadı.
Sonra ne oldu?..
AKP kulislerinde konuşulanlardan aktaralım;
“Yeni Kayseri Valisi Şerif Yılmaz, Abdullah Gül ve ailesinin para kaynaklarını kesti. Her türlü işlerini engelliyor, zorluk çıkarıyor. Vali doğrudan Tayyip Erdoğan’a bilgi veriyor. Özellikle spor kulübü üzerinden büyük para döndürüldüğü iddiaları var.”
AKP ve Meclis kulislerinde konuşulan bazı akçalı Kayseri iddialarının peşine muhalefet milletvekilleri de düştü.
“Muhteşem”in kendisine karşı yaptığı bu altını oyma harekatına Abdullah Gül nasıl cevap verdi?
Kısa bir süre önce Mevlüt Bilici’yi, Danıştay üyeliğine atadı.
Olup bitenlerin daha net anlaşılabilmesi için bir hatırlatma daha yapalım;
Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu kim?..
“Muhteşem”in çok yakın dostu. Karakullukçu, “Muhteşem”in İstanbul Belediye Başkanlığı dönemindeki eylemleri nedeniyle, dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in 3 Eylül 2001’de hazırladığı rapora dayanarak, “suç örgütü liderliği yaptığı” iddiasıyla yargılanması için Danıştay’a yaptığı başvurunun reddi kararında da geçmişti. Eren’in raporu doğrultusunda Erdoğan hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiş, Erdoğan ise Danıştay 2. Daire’ye başvurarak karara itiraz etmişti. Aralarında Karakullukçu’nun da olduğu heyet, suçun unsurlarının oluşmadığına karar vermişti.
Mevlüt Bilici’nin adı daha şimdiden kulislerde “geleceğin Danıştay Başkanı” olarak konuşuluyor. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın adı ise ilk kabine revizyonunda “gidiciler” arasında.
“Yargı üzerindeki sıkı markaj” kalkabilirse çok yakında “Kayseri” üzerinden büyük kavganın yeni bir perdesine de şahit olabiliriz. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, 23.12.2012

GÜNDEM DEĞİŞTİRME: BU BAŞBAKAN’A İNANMAK (MI) ?

Biri hem liboş, her devrin adamı, biri Başbakan’ına hayranlığı ile bilinen muhabir, biri “gazeteci gibi gazeteci”nin katıldığı...

...programı yönetenin, herhalde liboşluğuna ve her devrin adamı olmayı maharetle başaran ağabeyine saygıda kusur etmemeye özen gösterdiği...

...önceki gün NTV’de canlı yayımlanan programda; kimi yerde çanak soruları yanıtlayarak bir saatten fazla konuşan Bay Başbakan RTE...

...çok mu çok ciddi konuları tartışmaya açmasındaki nedeni açıkladı:

Meğer Başbakan olmak içinmiş!

Bu kadarla kalsa iyi. Ama devamı var:

Türk usulü başkanlık sistemini ortaya attığı, demokrasinin temel öğelerini bir hamlede silmeye çalıştığından, tek adamlık hevesine dek söylenmedik söz, yorum kalmadığı günlerde...

...Konya’da çıktı kürsüye, yeni bir cevher yumurtladı: “Kuvvetler ayrılığı bizi engelliyor” dedi.

Tek adam tartışmalarına yeni bir tartışma ekledi.

Kuvvetler ayrılığının demokrasinin temeli olduğu her kesimde savunulmaya başlandı.

Siyasete zaten egemen gerginliğin yeni ivme kazandığı sırada...

...NTV’de RTE, “Kuvvetler ayrılığı prensibini en güçlü savunan partinin lideriyim. Kimse bunu eğip büküp sağa sola çekmesin” dedi

***

Eğri oturup doğru konuşalım.

Demokratik rejimin duyarlı öğelerini değiştirmeye eğilim gösteren, hatta ısrar eden açıklamalar yaptıktan birkaç gün sonra, 75 milyonla alay edercesine bu açıklamaları gündem değiştirmek, hatta gündemi muhalefete kaptırmamak için yaptığını söyleyen bir Başbakan’ın...

....bundan sonra önemli konulardaki beklenmedik açıklamalarına inanabilir misiniz?

“Bakma bugün söylediklerine... Nasılsa birkaç gün sonra aksini söyler… İlk söylediği gündem değiştiren yalandır veya bu Başbakan yalancı, söylemlerine nasıl inanacağız” demez misiniz?  ■ Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet, 23.12.2012

SİYASAL İSLAM, EĞİTİM:  ‘DİN DERSLERİNİ KABULLENİN’

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, ‘Din eğitimi zorunludur’ dedi. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer din eğitiminin zorunlu olduğunu belirterek bunun “kabullenilmesi” gerektiğini söyledi.

Amasya’da çeşitli temaslarda bulunan Bakan Dinçer, partisinin il danışma meclisi toplantısı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. “Ortaöğretimde köklü bir yapılanmaya gidiyoruz” diyen Dinçer, bir soru üzerine zorunlu din derslerinin “anayasal zorunluluk” olduğunu belirterek şunları söyledi: “Türkiye’de mevcut zorunlu din dersi özellikle son dönemlerde dini temel bilgiler dersini de seçmeli olarak koyduktan sonra din kültürü, ahlak bilgisi toplumsal değerlerin öğretildiği ders olarak yeniden içeriklendirilecek. Ve bu anayasal olarak zorulluluktur. Türkiye’de azınlık okulları hariç bütün okullardaki bütün çocuklarımız almak zorundadırlar. Vaktiyle bu dersi almak istemeyen pek çok öğrenci ve velisi dava konusu etmişlerdir bu meseleyi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürmüşlerdir. Hem Türkiye’deki dava neticeleri hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar bu dersin objektif ve eşit verilmesi şartıyla gerekli olduğu üzerinedir. Dolayısıyla tekrar tekrar bu meseleleri tartışmaya gerek yok. Bu konu ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nın politikası da çok açık ve şeffaf, bir şekilde paylaşılıyor. Buna dair durumu kabullenmekte bence yarar var.” ■ MEHMET MENEKŞE, Cumhuriyet, 23.12.2012

 

24.12.2012

 

İSTİHDAM: HANEHALKI İŞGÜCÜ ARAŞTIRMASI

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ağustos-Eylül-Ekim aylarını kapsayan Hanehalkı İşgücü Araştırması’ 2012 Eylül Dönemi Sonuçları’na göre, geçen yılın Eylül ayında 2 milyon 398 bin kişi olan işsiz sayısı 141 bin kişi artarak bu yılın aynı ayında 2 milyon 539 bin kişiye yükseldi.
İşsizlik oranı da geçen yılın aynı ayına göre 0,3 puan arttı, yüzde 9,1 oldu.

Haziran döneminde yüzde 8 ile son yılların en düşük seviyesini gören işsizlik, o zamandan bu yana artış trendi izliyor.
Ekonomideki yavaşlama, tabiî olarak istihdamda da kendisini hissettiriyor, yıl sonunda oranın çift haneye dayanması bekleniyor.
Nüfus artışıyla birlikte her yıl iş piyasasına çıkan 500-600 bin kişi de işsizliği tırmandırıyor.
Bir yıl içinde çalışmak isteyenlerin sayısı 864 bin arttı.
Bunların 723 bini iş bulurken, 141 bini işsizler ordusuna katıldı.
İşe yerleşenlerin sadece 28 bini sanayide, 659 bini hizmet sektöründe istihdam edildi.
Demek ki sanayinin istihdama ek katkısı neredeyse hiç olmamış.
İşsizlik kadar önemli olan bu sorun üzerinde de durulmalı, sanayinin iş üretememesinin nedenleri araştırılmalı.
Türkiye’de kurumsal olmayan 15 yaş üstü çalışma çağındaki nüfus, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 91 bin kişi artarak 54 milyon 923 bin kişiye ulaştı.
Bu nüfusun yüzde 51’i yani 28 milyon 11 bini işgücünü oluşturuyor.
Bunlardan 25 milyon 472 bini çalışıyor.
Geriye kalan 2 milyon 539 bin kişi işsiz kabul ediliyor.
İşsiz sayısı çalışmaya hazır nüfusa bölününce işsizlik oranı bulunuyor.
Bu verileri değerlendirirken ve diğer ülkelerle mukayese ederken bazı hususların göz önünde tutulması gerekir.
Aksi takdirde kendimizi kandırmış oluruz.
Borç kriziyle boğuşan ve 2008’den bu yana ikinci kez resesyona (durgunluğa) giren Avro bölgesi ülkelerinden İspanya ve Yunanistan’da her dört kişiden birinin işsiz olmasına, Portekiz, İrlanda, İtalya, Macaristan, Fransa’da işsizlik oranlarının yüzde 12 ila 16 aralığında seyretmesine bakarak övünmeyelim.
İşsizlik verilerinin bu sayılan ülkelere nazaran daha iyi görünmesinin sebebi, işgücüne katılma oranının bizde yüzde 51 gibi son derece düşük olmasıdır.
Adı geçen ülkelerde bu oran yüzde 60-70’lerde bulunmaktadır.
Ülkemizin çalışabilir nüfusunun yüzde 51’i değil de yüzde 60’ı işgücüne katılsa idi işsizlik yüzde 20’leri aşacaktı.
Altını çizmemiz gereken bir husus da tarım sektörüne ilişkindir.
Çalışan 25 milyon 472 bin kişinin dörtte biri, diğer bir ifade ile 6 milyon 502 bin kişi bu sektörde istihdam edilmektedir.
Tarımın ekonomi içindeki payına ve Avrupa’ya göre bu rakam çok yüksektir.
İster istemez akla şu soru geliyor:
Acaba tarım gerçek işsizliği gizliyor mu?
İşsizlik verilerini değerlendirirken bu ve benzeri sorular da açığa kavuşturulmalı ve iş bulmaktan umudunu kestiği için iş aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayan 1 milyon 975 bin kişi de hesaba katılmalı.
Netice olarak işsizlik sorununa yaklaşımda işgücüne katılma oranının düşüklüğüne, gizli işsizliğe ve istihdamın sektörler itibariyle dağılımındaki çarpıklığına da parmak basmak gerekiyor. ■ Recep Taşçı, Yeni Asya 24.12.2012

BORÇLANMA,HALK: BORÇ BATAĞINA DİKKAT!

Bütün olumlu görüntülere hatta gelişmelere rağmen, bankalara ve piyasaya borçlu sayısının beklenmedik miktarda yükselişe geçmesi, ekonomik bir kıskacın sinyallerini
veriyor.
Borçları yüzünden icraya verilenlerin sayısındaki patlama, protestolu çek ve senetlerdeki artış, piyasanın tansiyonunu yükseltiyor.
Oysa, dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren ülkeler, farklı önlemler alarak ekonomilerini kurtarmaya çalışıyor.
Ne var ki, yakın geçmişte ekonomik kriz tecrübeleri ile ekonomi politikalarını gözden geçirmeye başlayan Türkiye’de ekonomide durağanlık iddiaları artıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yılda iki kez yayınlanan “Finansal İstikrar Raporu”nda yer alan verilere göre, bankalara ve piyasaya borçlu olan kişi sayısı ne yazık ki, kriz yılı olan 2009’u geride bırakmış bulunuyor.
2009 yılında 1 milyon 721 bin düzeyinde kişinin icralık olduğu biliniyor.
Tüketicilerin bankalara, varlık yönetim şirketlerine, finansman şirketlerine olan kredi kartı ve tüketici kredisi borcu nedeniyle icralık olan kişi sayısının 1 milyon 897 bine ulaştığı belirtiliyor.
Toplayabildiği alacaklar ölçüsünde kâr eden varlık yönetim şirketlerinin, 722 bin kişinin peşine düştüğü öne sürülüyor.
Öte yandan, sadece ödenmeyen ve takibe düşen kredi kartı ve tüketici kredilerinde değil protesto edilen, senet ve çeklerde de hızlı bir artış meydana gelmesi piyasaları sarsıyor.
İcra takibinde olan tüketici ve firma sayısının kriz dönemlerini dahi aşmış olması, ekonomi politikalarının revize edilmesi gerektiği yönündeki talepler, artık yüksek sesle dile getiriliyor.
Türkiye’de gizli kriz söylentilerinin arttığına dikkat çeken uzmanlar, sanayi üretiminde yaşanan düşüş, işsizlik oranlarındaki artış ve üretime dayalı ithalat oranlarındaki ibrenin geriye dönmesinin, piyasadaki talebin azaldığı anlamına geldiği noktasında birleşiyor.
Bu arada, duraklayan ekonominin hareketlendirilmesi için devletin adım atması gerektiği önemle vurgulanıyor.
Azalan gelirleri dolaylı vergilerle telafi eden ekonomi anlayışından vazgeçilmesinin şart olduğu ifade ediliyor.
Çoğu uzmanlar ‘bütçe açığı vermeyelim’ korkusunu bir kenara bırakarak devlete ’harcamaya devam’ mesajı da veriyor.
BDDK’nın önlem alması, yerli üretimin mutlaka artırılması ve devletin de harcamaya devam etmesi gerektiğine özenle dikkat çekiliyor.
Devletin borçlarını ödemesine rağmen, görünen veya sinyaller veren ekonomik kriz, borç kıskacına düşen vatandaşı, kara kara düşündürüyor.
Nereden bakılırsa bakılsın, özellikle borç batağına sürüklenen vatandaşların bu korkutucu ekonomik durumdan kurtulması için, kısa ve uzun vadeli radikal önlemler alınması gerekiyor.
Uzun bir gecikme halinde, bu borç batağının ekonomik bir krize dönüşmesi kaçınılmaz gösteriliyor. ■ Kenan Akın, Yeniçağ, 24.12.2012

 

ÖZELLEŞTİRME: OTOYOLLAR VE KÖPRÜLERİN ÖZELEŞTİRİLMESİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Haluk Koç: "Daha önceki özelleştirmeler ortadadır. Hemen bize, klasik bir AKP sorusu geliyor, 'siz özelleştirmeye karşı mısınız.' Konu o değil. Bu bir özelleştirme değil bir borçlanma. Bugünkü taşıt sayısına baktığımızda köprü ve otoyolların 25 yılda elde edeceğiz gelir en az 15 milyar dolar. Artacak olan nüfusu ve taşıt sayısını baz alacak olursak bu rakam 20-25 milyar dolar civarına denk geliyor. Yani gelecek 25 yılda elde edilecek 25 milyar doları bugün biz 5.7 milyar dolara devrediyoruz. Bu akıllı bir ticaret mi? 25 milyar doları ben 5.7 milyar dolara veriyorum, böyle bir mantık olur mu? Kategorik bir karşı çıkış değil söylediğimiz bir hesap."

"Onun için bu satış değildir, bir borçlanmadır" diyen Koç, "Bunun için yasal girişimlerimiz olacak. Bu satış TBMM'nin bütçe yapma hakkının elinden alınmasıdır, yani bir Anayasa suçudur. Bütçe hakkı TBMM'nindir. Bu satış ancak TBMM'nin kararı ile yapılabilir. Devlet şirketlerini, arsalarını, yollarını, köprülerini satıp cari giderlerini karşılayacak. Bu neye benzer biliyor musunuz? Bir babanın evini geçindirebilmek için kanını satmasına benzer. Kanını satar satar sonunda ölür baba ve ev geçinemez hale gelir" ifadesini kullandı. ■ Dünya, 24.12.2012

ÖZELLEŞTİRME İÇİN 5.5 MİLYAR HARCANDI

İNŞAAT Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklama ile otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi ile kamunun büyük zarara uğratıldığı ifade edildi. 2009 ve 2010 yıllarında gerçekleştirilen yatırım harcamalarının toplamının yaklaşık 5.5 milyar lira olduğuna dikkat çekilen açıklamada, satış rakamının da ancak bu masrafları karşıladığı belirtildi. Açıklamada, ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Köprü ve otoyollar, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün iki yıllık yatırım harcamaları kadar bir bedelle elden çıkartılmıştır. Yaklaşık yedi yılda kendini amorti edecek ve ondan sonraki 14-15 sene ise kar hanesine yazılacak bir yatırım yapmıştır sermaye grupları. Bu bilanço, kamunun uğratıldığı zararın boyutlarını anlaşılır kılmaktadır. Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi sadece bugünü değil, önümüzdeki 25 seneyi ipotek altına alacaktır”.
Tüm özelleştirmelerde kamunun zarara uğratıldığı kaydedilen açıklamada, sermaye gruplarının yüksek kâr beklentisi nedeniyle özelleştirmeleri gerçekleştirdiği belirtildi. Açıklamada, “Gelir getiren bir kamu işletmesi daha elden çıkartılmış ve ulusal, uluslararası sermaye gruplarına peşkeş çekilmiştir” dedi. ■ Evrensel, 24.12.2012

SİYASAL İSLAM, EĞİTİM: CUMA VAKTİ SINAV İSTEMİYORUZ!
Cuma Saatime Dokunma!

Geçtiğimiz günlerde kampüsünde mescit bulunmayan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin eylemiyle gündeme gelen üniversitelerdeki namaz sorunu, şimdi de Cuma günleri namaz saatine konulan sınavlarla gündeme geldi.

<a href='http://adsrv.prodestek.com/www/delivery/ck.php?n=a831eec1&cb=INSERT_RANDOM_NUMBER_HERE' target='_blank'><img src='http://adsrv.prodestek.com/www/delivery/avw.php?zoneid=68&cb=INSERT_RANDOM_NUMBER_HERE&n=a831eec1' border='0' alt='' /></a>

21 Aralık'ta başlatılan imza kampanyası ile öğrencilerin Cuma namazı saatleri konusundaki mağduriyetin giderilmesi için yetkililere uyarıda bulunulacak.

21 Aralık'ta başlatılan imza kampanyası ile öğrencilerin Cuma namazı saatleri konusundaki mağduriyetin giderilmesi için yetkililere uyarıda bulunulacak. İstanbul'daki üniversiteler başta olmak üzere Türkiye'de birçok üniversitede ders programı ve sınav takvimi hazırlanırken Cuma namazı saatlerini dikkate almayan bir tutum sergileniyor. Bu durum dersleri ile inancı ve ibadetleri arasında tercih yapmaya mecbur bırakılan birçok öğrencinin mağdur olmasına sebep oluyor. Kampanya için şu ana kadar 18 bin imza toplandığı belirtiliyor. Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Üniversiteler Komisyonu, 21 Aralık Cuma günü saat 17.00'den itibaren başlattığı imza kampanyası ile bu mağduriyetin giderilmesi için yetkililere bir uyarıda bulunacak. "Tüm öğrenci kardeşlerimizi bu hayırlı çalışmaya destek vermeye davet ediyoruz" denilen açıklamanın sonunda www.cumasaatimedokunma.com web sitesinden ve #CumaSaatimeDokunma hashtag'ıyla twitter üzerinden kampanyaya destek isteniyor. ■ Evrensel, 24.12.2012

(Bu ne ki? Hele durun, daha "biz derslere cüppeli, sarıklı, tesbihli, poturlu girmek istiyoruz. Demokratik hakkımızdır, söke söke alırız" diyecekleri günler de gelecektir. Bir kere Pandora'nın kutusunu açtınız mı, açmadınız mı! Ödünün sonu yoktur. cd)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura