Diğerleri > Sis Çanı
07-03-2014
NELER OLDU 13-18 ŞUBAT 2013 (Dış açık, FED, UÖŞ, yolsuzluk, bölücülük, altın, kriz, yabancı sermaye, işsizlik, Dolar, sıcak para )

Cihan Dura

7.3.2014


13.2.2013

DIŞ AÇIK: CARİ AÇIKTA REKOR RAKAM!

Cari açık, Aralık'ta 8,3 milyar dolara oldu. 2013 yılı cari açık rakamı ise 65 milyar dolar olarak açıklandı. Aralık ayındaki 8,3 milyar dolarlık rakamın 2013 yılının en yüksek seviyesi olduğu belirtildi.

Merkez Bankası Aralık 2013'e dair verileri açıkladı. MB'den yapılan açıklamaya göre Aralık ayında cari açık 8,32 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamın 2013 yılının en yüksek seviyesi olduğu belirtildi.

2013 yılının tamamında ise cari açık 65 milyar dolar oldu. ■ Cumhuriyet, (13.2.2014)

*

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından bugün açıklanan 2013 yılı cari işlemler açığı, bir önceki yıla göre 16 milyar 507 milyon dolar artarak 65 milyar 4 milyon dolara yükseldi.

Türkiye’nin aralık ayında cari işlemler açığı 8 milyar 322 milyon dolar oldu.

Dış ticaret açığının 14 milyar 486 milyon dolar artarak 79 milyar 817 milyon dolara ve gelir dengesi açığının 2 milyar 286 milyon dolar artarak 9 milyar 447 milyon dolara yükselmesi cari işlemler açığının bir önceki yıla göre artmasında etkili oldu.

Hizmetler dengesinden kaynaklanan net gelirler, bir önceki yıla göre 502 milyon dolar artarak cari işlemler dengesine verdiği olumlu katkıyı sürdürdü. ■ Sözcü, (13.2.2014)

 

FED: DÖNÜP AYNAYA BAKIN

ABD Merkez Bankası’nın raporunda, gelişen ülkeler içinde en kırılgan ülkenin Türkiye olduğu ifade edilerek, “Bu ülkeler piyasalardaki çalkantılardan neden bu kadar zarar gördüğünü anlamak için aynaya bakmalı. Kendi politikaları yüzünden dış şoklara açıklar” denildi.

ABD Merkez Bankası (Fed), tahvil alımlarını azaltma programının, son dönemde gelişen piyasalarda satış dalgasına yol açmış olabileceğini kabul etti. Ancak bu ülkelerin esas sorunu kendilerinin yarattığını vurguladı.

Fed, Kongre’ye önceki gün sunduğu bir raporda, Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerin kendi uyguladıkları politikalar yüzünden dış şoklara karşı kırılgan hale geldiklerini belirtti. Fed’den yapılan açıklamada, “Gelişen ülkeler kendi politikalarından zarar görüyor” denildi.

Fed’in tahvil alım programını sonlandırmaya başlayacağını 2013 ortasında açıklaması, pek çok gelişen piyasada sert düşüşlere yol açmıştı. Ancak Fed raporunda bazı gelişen ülkelerin sorumluluğuna işaret edilerek bu ülkelerin kendi piyasalarının neden bu kadar zarar gördüğünü değerlendirirken aynaya bakmaları istendi.

Öte yandan, Fed’in 15 gelişen ülkede ekonomik kırılganlığı ölçen endeksinde, en kırılgan Türkiye oldu. Türkiye’yi sırasıyla Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika izledi. Fed analizine göre en kırılgan olan ülkeler, paralarında en büyük değer kaybını ve kamu borçlanmasında daha yüksek faiz oranlarını görüyor. Fed raporunda, “Gelişmekte olan ekonomiler şoklara karşı daha dirençli olmak için kırılganlıklarını azaltmalı” denildi.

Fed, gelişen ülkelerden bazılarının piyasa oynaklıklarına karşı faizleri yükseltme, döviz piyasasına müdahale gibi geçici önlemler alarak karşı durmaya çalıştıklarına işaret etti. Fed’e göre küresel yatırımcılar, hangi ülkenin “temel kırılganlıklarını” azaltmak için önlemler aldığını yakından izliyor.

Yellen: Önceliğimiz ABD

Fed başkanı Janet Yellen ise ABD Kongresi konuşmasında Türkiye, Endonezya gibi Fed’in varlık azaltımından zarar gören ülkeleri yakından takip ettiklerini ancak birinci önceliklerinin ABD ekonomisinde fiyat istikrarı ve istihdam olduğunu söyledi. Yellen “Gelişen ülke piyasalarını yakından izliyoruz. Ancak şu aşamada ABD’yi olumsuz etkileyecek bir durum yok” dedi. Yellen’in bu açıklamalarını analiz eden Financial Times gazetesi “Yellen gelişen ülkelerin isteklerine sırtını döndü” yorumunu yaptı. ■ Cumhuriyet, (13.2.2014)

EMPERYALİZM, UÖŞ: ABD DÜNYAYI SOYUYOR

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı eseriyle ülkemizde de tanınan ABD’li iktisatçı John Perkins, “Ölüme ve savaşa dayalı bir ekonomi izleyen ABD, dünyayı soyuyor” dedi

Türkçeye de çevrilen 2004 yılında kaleme aldığı Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı eseriyle ülkemizde de tanınan ABD’li iktisatçı John Perkins, İstanbul’da ülkesinin dünyayı nasıl sömürdüğünü ve soyduğunu anlattı. İstanbul’da dün başlayan ve bugün sona erecek 14. İnsan kaynakları Zirvesi’nin açılışında konuşan Perkins, ABD’nin dünya nüfusunun yüzde 5’ini oluşturduğunu ancak dünyanın kaynaklarının yüzde 30’unu tükettiğini ifade etti. Perkins, şunları söyledi: “ABD’nin izlediği ölüme ve savaşa dayalı bir ekonomidir. ABD, dünyayı soyuyor. Oysa dünya nüfusunun yarısı aç... İnsanların beslenmesini, barınmasını ve diğer ihtiyaçlarını karşılayan bir ekonomik düzen olması gerekiyor.”

Kaynakları olan ülkeler hedefte

Kendisinin bir tetikçi olarak niteleyen Perkins, Dünya Bankası gibi kuruluşlara enerji konusunda danışmanlık hizmeti veren bir firmada edindiği deneyimleri katılımcılarla paylaştı. Perkins, dünya ülkelerinin nasıl sömürüldüğünü şu sözlerle ortaya koydu: “Biz petrol gibi zengin kaynakları olan ülkeleri tespit ederdik. Bu ülkelerdeki enerji santralleri, otobanlar gibi bir takım altyapı yatırımları için Dünya Bankası’nın alt kuruluşlarından kredi bulurduk. Bu yatırımları inşa edebilmek için o ülkelerde gerekli imkânlar olmadığı için sağlanan kredi kendi şirketlerimize giderdi. Yani verilen kredinin o ülkeye bir yararı olmazdı. Krediyi alan ülke borçlanırdı ve bunun sonucunda da devalüasyon olurdu. Türkiye’de de aynısı olmadı mı? Bunun sonucunda borçlanan ülke başta yeraltı zenginlikleri olmak üzere kamu sanayi tesislerini, elektrik santrallerini, otoyolları, limanları, elektrik iletim sistemlerini vesaire özelleştirme adı altında herhangi bir çevre denetimine tabi tutmadan üstelik çok ucuza satışa çıkarmak zorunda kaldı, kalıyor.”

Soygunla kurulan imparatorluk

Bu sistemle bir imparatorluk kurduklarını ifade eden Perkins, “Günümüzde dünyayı büyük şirketler yönetiyor. ABD’de büyük şirketler olmadan başkan seçilemiyor. Başkan Obama oldukça zayıf zira biliyor ki istenileni yapamadığı takdirde bir seks skandalıyla görevinden uzaklaştırılabilir” şeklinde konuştu. Gücün Wall Street’i İşgal Et ve Gezi Parkı olaylarında görüldüğü gibi halkın elinde olduğunu ifade eden Perkins, şöyle devam etti: “Ölüm ekonomisinden çıkıp hayat ekonomisine nasıl döneceğiz? Yeni nesil olup biteni anlıyor. Bunu yaşayarak öğreniyorlar. Ailelerinin geçimlerini temin etmenin yolu iyi bir dünya oluşturmaktan geçiyor. Çok küçük ve kırılgan bir uzay istasyonunda yaşıyor gibiyiz. Başka gidecek bir yerimiz yok. Arkadan bir nesil geliyor ve bunlar iyi şeyler yapmak istiyor. Gelecekte başarılı olacak şirketler hayat ekonomisini üretecek şirketler olacaktır. 3 yıl görev yaptığım Ekvador Devlet Bakanı burada. Dünyada sadece Ekvador’da Refah Bakanlığı bulunuyor.” ■ Recep Bahar, Yeni Mesaj, (13.2.2014)

14.2.2013

MEDYA, YOLSUZLUK: TÜRKSAT, REKLAM PLANLAMASINDAN ZAMAN'I ÇIKARDI

Kamu şirketleri, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sonrası tiraja göre reklam yapmayı bıraktı. Son olarak Türksat şirketi, yeni uydunun fırlatılması ile ilgili ilan listesinin başında yer alan Zaman’ı çıkardı, yerine Yeni Akit Gazetesi’ni koydu. Diğer kamu şirketleri de Türksat ile benzer yolu izliyor.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından başlayan süreçte kamu şirketleri, reklam verirken de ayrımcılık yapmaya başladı. Hükümet yanlısı yayın yapan gazeteler önceden olmadığı halde reklam planlamasına dahil edilirken, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ile ilgili haberlere yer veren gazeteler reklam planlamasından çıkarıldı. Bunun son örneği Türksat oldu. Kurum, Türksat 4A’nın bugün (14 Şubat 2014) Kazakistan’dan uzaya gönderilişi sebebiyle 13-16 Şubat tarihleri arasında 4 gün boyunca 12 gazetede ilan çıkarma kararı aldı. İlan şartnamesinde listenin başında Zaman Gazetesi yer alıyordu. Ancak Türksat yönetimi son anda şartnamesinde yer alan listeyi değiştirdi. 1 milyon 200 bin tirajıyla Türkiye’nin en çok satan gazetesi unvanına sahip olan Zaman listeden çıkarılarak yerine Yeni Akit gazetesi konuldu. Son listede sırasıyla şu gazeteler yer aldı: Posta, Hürriyet, Sabah, Habertürk, Star, Milliyet, Türkiye, Takvim, Vatan, Akşam, Yeni Şafak, Yeni Akit. Listede hükümete yakın gazetelerin ağırlıkta olması dikkat çekti. Zaman’ın yanı sıra Bugün, Taraf, Radikal gazeteleri de reklam listesinde yer almadı. Oysa Türksat, bu yıla kadar düzenli olarak tiraj sıralamasında ilk sırada yer alan Zaman’da bütün ilanları ile yer aldı. İlk listede yer alan Zaman Gazetesi’nin değiştirilerek yerine neden Akit Gazetesi’nin konulduğu sorusu cevapsız kaldı. Konuyla ilgili görüşlerine başvurmak için aradığımız Türksat Genel Müdürü Özkan Dalbay’a ulaşamadık. Dalbay’ın Türksat 4A’nın fırlatılması töreni için Kazakistan’da bulunduğu öğrenildi. Bu arada kamu kurumları tiraja göre reklam planlaması yapıyor. Önce kaç gazetede ilan çıkacağı belirleniyor. Fiyatlar alınıyor. Tiraj sıralamasına göre ilk 5 veya 10 ya da daha fazla gazeteye reklam veriliyor.

Türksat’ın dünden itibaren 12 gazetede yayımlanmaya başlayan ilanı yarım sayfadan oluşuyor. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na bağlı Türksat’ın reklam metninde “Türksat 4A Haberleşme Uydusu 14 Şubat 2014 tarihinde (TSİ 23.09’da) Kazakistan’ın Baykonur uzay üssünden Proton M Roketi ile uzaydaki yörüngesine gönderiliyor.” ifadeleri yer alıyor.

Bu arada kamu kurumlarına uygulanan reklam baskısı Türksat’la sınırlı değil. Bazı bakanlıklar ile devlet iştiraki bulunan Emlak Konut GYO, TOKİ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da son reklam planlamalarında Zaman Gazetesi’ne yer vermedi. ■ Zaman, (14.2.2014)

BÖLÜCÜLÜK: SEÇİMDEN SONRA ÖZERKLİĞİMİZİ İLAN EDECEĞİZ!

 

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır'da konuştu: Seçimden sonra sadece fuar ya da kültür merkezi inşa etmeyeceğiz. Asıl inşa edilecek şey demokratik özerkliktir. Bu halk artık kendisini yönetme aşamasına geldi. Devleti bekleyemeyiz. BDP'li beled

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, yerel seçimlerden sonra bölünmenin ilk aşaması olarak görülen "demokratik özerklik" ilan edeceklerini söyledi.Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin toplu açılışlar töreninde konuşan Demirtaş, Kürtlerin artık kendisini yönetme aşamasına geldiğini söyledi. Demirtaş, "Seçimden sonra sadece fuar ya da kültür merkezi inşa etmeyeceğiz. Asıl inşa edilecek şey demokratik özerkliktir. Bu halk artık kendisini yönetme aşamasına geldi. Muhtarlar, mahalle meclisleri vs. Anadilimizde, lehçelerde Arapça, Ermenice, Süryanice hizmet alma noktasına geldi. Bunları yapmak için devleti bekleyemeyiz. Halkımızın ana dilinde eğitimi olacak, ders kitapları olacak. Devleti bekleme zorunda değiliz. AKP'nin insafını beklemek zorunda değiliz. İşte BDP'li belediyeler bunu hayata geçirecek" diye konuştu. ■ Yeniçağ, (14.2.2014)

ALTIN’IN YENİ HEDEFİ: 1400 DOLAR

Citi ile RBS'in teknik analizlerine göre, altının onsu bu yıl 1,400 dolara yükselerek Eylül ayından bu yana en yüksek seviyesine çıkacak.

Altın fiyatları dün Ekim ayından beri ilk kez ikinci gününde 100 günlük ortalamanın üzerine çıktı. Citi'den Sterling Smith, işaretlerin, altın fiyatlarının Mart sonuna kadar yüzde 8,5 oranında değer kazanacağını gösterdiğini söyledi.

Gelişmekte olan ülkelerdeki kargaşa ve ABD istihdam piyasasında azalan iyileşme, geçtiğimiz yıl yüzde 28 oranında gerileyen altın fiyatlarını 2014 yılında yüzde 7,3 oranında yukarı taşıdı.
New-York merkezli Pension Partners Şef Stratejisti Michael Gayed, duyarlılığın giderek değiştiğini kaydederek; para basmanın altına yardımcı olmaya devam edeceğini belirtti. Bazılarının altına döndüğünü bildiren Gayed, kimilerinin teknik seviyeden mal aldığını söyledi. ■ Yeniçağ, (14.2.2014)

DIŞ AÇIK, KRİZ: TÜRKİYE’Yİ DÜNYANIN EN KIRILGAN EKONOMİSİ İLAN ETTİLER

Amerikan Merkez Bankası (FED) raporunda Türkiye’yi, dünyanın en kırılgan ülkesi olarak tanımladı. Raporda, “gelişmekte olan ülkeler kendi yaptıkları hatalar nedeniyle zor durumda kalabiliyor” şeklinde bir yorum yer aldı.
FED’in açıkladığı dünyadaki 15 kırılgan ülke içinde, ilk sırayı Türkiye alıyor. İkinci sırada Brezilya ve üçüncü sırada Hindistan var. FED raporunda, kırılganlığı, Türkiye’nin yüksek cari açığına ve buna karşılık döviz rezervlerinin yetersiz olmasına bağladı.
Bugüne kadar dünyada cari açıkla çok uzun dönem yaşayan bir ülke görülmedi. Türkiye, 10 yıldan beridir yüksek cari açık veriyor. O kadar ki 2011 yılında cari açığın milli gelire oranı yüzde
10 olmuştu.
Son altı yılda cari açığın sürdürülemeyeceğini, sıcak para lobisi ve spekülatörler dışında, aklı başında ve tarafsız düşünen herkes kabul ediyordu. Üretim ithalata bağlı olduğu için, 2013’ün son ayında kur artışı ile cari açık da arttı. 2012 yılında 48,5 milyar dolar olan cari açık, 2013 yılında 65 milyar dolara yükseldi. Ara malı ve ham maddeyi içeride üretinceye kadar cari açık artar. Ancak ithalat yerine iç üretim ikame edilirse cari açık sorunu çözülür. Zira ihracat malının içinde yer alan ara malının da yüzde 80’i ithal ara malıdır.
Türkiye’nin 2003-2013 yılları arasında geçen 10 yılda vermiş olduğu toplam cari açık, 408 milyar 124 milyon dolardır. Bu kadar cari açık Türkiye’nin altı aylık toplam milli gelirine eşittir.
FED raporunda “sorun gelişmekte olan ülkelerin kendi hatalarıdır” diyor. Türkiye’nin hatası, IMF ve IMF’yi temsilen Kemal Derviş’in getirdiği dalgalı kur sistemini benimsemiş olmasıdır. Zira IMF’nin destek için 2001 yılında şart koştuğu dalgalı kur sistemi Türkiye için uygun bir kur sistemi değildi.
Her şeyden önce dalgalı kur sistemi için gerekli olan piyasa altyapısı mevcut değildi. Vadeli işlemler piyasası yoktu... Dolarizasyon vardı.. Üstelik IMF sermaye hareketlerinin tam serbestini istemişti.
Gerçekte ise dalgalı kur sistemi cari dengeyi otomatik olarak sağlar. Çünkü cari açık olursa döviz talebi artar... Talep artınca kurlar artar.. Arkasından ithalat pahalılaşır, ihracatta ülkenin rekabet gücü artar ve sonuçta cari denge otomatik olarak sağlanır.
Ne var ki, IMF’nin tam serbesti istediği sıcak para, Türkiye’de oyunu bozdu ve cari açıktan daha fazla sıcak para girince de kurlar artmadı. Kurlar üstünde baskı oluştu. Merkez Bankası da bu fırsatı enflasyonu bastırmak için kullandı. TL’nin aşırı değer kazanması cari açığı artırdı.
Bugün Türkiye’yi kırılgan ilan eden ülkeler, o zaman cari açık yoluyla kendi ülkelerine kaynak aktardıkları için, yani resmen ekonomik anlamda Türkiye’yi sömürdükleri için, Türkiye’yi yükselen ekonomi olarak ilan etmişlerdi.
Türkiye, IMF politikalarını aynen kabul ettiği ve bir “Ulusal ekonomi” politikası olmadığı için gerçekten hatalıdır.
Türkiye, 2001 krizinden sonra kendi şartlarına, piyasa durumuna, ekonomik yapısına, makro ekonomik dengelere, geleneksel tüketim alışkanlıklarına daha uygun bir iktisat politikası benimseyebilirdi. Ne var ki Merkez Bankası ve hükümet dış güçlerin tuzağına düştü. Düşük kurun ve ucuz ithalatın getirdiği suni rahatlığı tercih ettiler. Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alan cari açık ve dış borçlardaki artışa göz yumdular. Bu nedenle hatalıdırlar.
FED raporunda gelişmekte olan ülkeler arasında kırılganlığı en az ülke Çin gösteriliyor. Doğrudur... Çünkü Çin “ulusal politikalar” uyguluyor. Ülke çıkarlarını her şeyden önde tutuyor. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (14.2.2014)

 

15.2.2013 

YABANCI SERMAYE: AVRUPA GÖZ'ÜN %50'SI 52 MILYON TL'YE SATILDI

14 şubeli olan Avrupa Göz'ün yarısı Suudi Nesma ve Reaya Holding'in oldu. Şirket, ortaklıkla beraber 2 yılda 267 milyon lira yatırım planlıyor.

SUUDİ Arabistan sermayeli Nesma Holding ve Reaya Holding, Avrupa Göz Hastanesi'nin yüzde 50 hissesini 52 milyon liraya satın aldı. Avrupa Göz Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Burak Telli, Nesma Holding ve Reaya Holding'in anlaşmayla birlikte Avrupa Göz'de yüzde 25'er paya sahip olduğunu söyledi. Telli, "Ortaklarımızın bize sağladığı avantajla birlikte 2015 yılında Londra Borsası'na açılacağız" diye konuştu. Bu ortaklıkla birlikte Avrupa Göz, 2 yılda 267 milyon lira yatırım planlıyor.

GÖZE 1.2 MİLYAR HARCIYORUZ
Avrupa Göz ayrıca, 2014 ve 2015 yıllarında 267 milyon lira yatırımla hasta sayısını geçen yılki 450 bin seviyesinden 1 milyona yükseltmeyi hedefliyor. Geçen yılı 14 şube ve 110 milyon lira ciroyla tamamladıklarını aktaran Telli, "2014'te ciro hedefi 200 milyon TL, şube hedefi ise 21" dedi. Telli, 2015 ciro hedefinin ise 300 milyon lira olduğunu söyledi.

YATIRIM AJANSI GİBİYİZ
Nesma Holding Başkanı ve Reaya Holding Yönetim Kurulu Üyesi Şeyh SalehAl.Turki, lojistik, sağlık ve bilişim yatırımları yaptıklarını belirterek, “Türkiye'nin, ilerleyen zamanlarda dünya ekonomisinde ilk 10’da yer alacağını inanıyorum. Arap ülkelerinde de özel bir yere sahip. Türkiye’de sermaye transferi konusunda koordinasyon görevi üstlenerek bir yatırım ajansı gibi çalışmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

İLK ŞUBE CİDDE'YE AÇILIYOR
ŞİRKET, yeni ortaklığın ardından ilk yurtdışı şubesini Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde açacak. İki yılda da Azerbaycan, Kuzey Irak ve Türkmenistan'da yer alacak. Nesma Holding'in Türkiye'deki iştiraki Nesmal Yatırım CEO'su Mehmet Koca, geçtiğimiz aralık ayında Reaya Holding'le birlikte Avrupa Göz'de hisse alımı için görüştükleri bilgisini vermişti. ■ Akşam, (15.2.2014)

 

16.2.2013 

DOLAR NEREYE GİDER?

Ani yükseliş dönemlerinde panikle hareket etmenin zararları konusunda uyarılarda bulunmaya her vesileyle çalıştık, çalışıyoruz.

Soğukkanlılığı muhafaza şart.

*

Dolardaki ani yükselişten dolayı paniğe kapılarak hemen alıma geçenlerin uğradıkları ciddi zarar, acı tecrübelere bir yenisini ekledi.

Hali hazırda 2.19-2.20 seviyelerinden işlem gören doları, 2.40'lardan alan vatandaşın zararı büyük.

Dumanlı havayı seven piyasa kurtları, 'Dolar kuru 3 lira olacak!' yaygarasına başlayınca bazı vatandaşlarımız maalesef hataya sürüklendi.

Tezgâhlara karşı daha uyanık olunmalı, hiç değilse bundan sonra!..

*

Şer gibi görünende hayır var, olan bitenden ders çıkartılırsa ne alâ.

Bu vesileyle, durumu olduğundan çok daha kötü göstermeye ve piyasada panik havası oluşturmaya çalışanların amaçları da gözler önüne serilmiş oluyor.

*

Demek oluyor ki, bundan sonra gelişmeleri değerlendirirken daha serinkanlı olmakta ve meseleleri küresel gelişmeleri de göz önünde bulundurarak ele almakta fayda var.

Böyle yaptığımızda, hem yatırım kararlarımızı daha sağlıklı bir şekilde verebilmemiz kolaylaşır hem de olan bitenin arka plânını kavramamız.

Şöyle bir bakış:

Gelişmekte olan ülkelerin para birimlerindeki hareketliliği incelediğimizde, Dolar/TL kuru açısından 2,20 sonrasında oluşan yukarı yönlü eğilimin tamamen spekülatif olduğunu görebiliyoruz.

Fed'in tahvil alımlarında azaltıma gideceğini açıkladığı 6 Mayıs 2013'den 16 Aralık 2013'e (meşhur müdahalenin geldiği günün bir gün öncesine) kadar geçen süre zarfında Endonezya Rupisi yüzde 23.4, Güney Afrika Rantı ve Brezilya Reali yüzde 16.1 oranlarında değer kaybetti.

Bunlara mukabil, Türk Lirası'ndaki değer kaybı yüzde 15.3 oldu.

Bu durum, para birimimizin 17 Aralık müdahalesi öncesinde güçlü bir görünüm arz ettiğini gösteriyor.

Öte yandan 17 Aralık 2013'den, dolarda 2.40 seviyesinin görüldüğü 27 Ocak 2014'e kadar geçen sürede para birimimizdeki değer kaybı yüzde %14 olarak gerçekleşti.

Bu zaman diliminde, Güney Afrika Rantı, Brezilya Reali ve Endonezya Rupisindeki değer kayıpları ise %7.4, %3.8 ve %1.7 seviyelerinde kaldı.

Tablo, ekonomimizin nasıl bir suikast ile karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyor.

Birileri, 2.20-2.40 fiyat aralığındaki alım-satım işlemleri ile Merkez Bankası'nı faiz artırımı yapmaya zorladı ve istediğini de büyük ölçüde aldı.

Sürecin 'kâr'ı o birilerine, 'zarar'ı ise birikimlerinin değerini korumak için panik halinde hareket eden vatandaşa.

Dahası hepimize, operasyondan hangimiz zarar görmedik ki?..

Sonuçta faiz artırımının maliyeti var ve bu maliyeti de hepimiz üstlenmek durumundayız.

Bunları belirttikten sonra gelelim 'dolar' tarafındaki beklentilerimize…

Merkez Bankası'nın faiz artırım kararı ve Fed yeni Başkanı Yellen'in açıklamaları sonrasında gevşeme eğiliminin güçlendiği Dolar/TL kurunda yön aşağı.

Son iki hafta içerisinde Türk Lirası'nın, Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika'nın para birimleri ile kıyaslandığında en çok değer kazanan para birimi olması Türk Lirası'ndaki güçlü görünümün korunacağına işaret ediyor.

Bu kapsamda, 2.18 desteğinin kırılması sonrasında 2.16 bölgesine yönelmesini beklediğimiz kurda, orta vadeli hedefin 2.10-2.12 fiyat aralığında oluşacağını düşünüyoruz.

*

Sonuç olarak…

Kritik seçim süreçlerinden geçmekte olduğumuz zaman dilimi boyunca farklı atakların denenmesi kuvvetle muhtemeldir.

Vatandaşımıza düşen 'uyanık' olmaktır.

Bu noktada, ani kararlardan kaçınmak, hem kendimizin hem de ülkemizin yararına olacaktır.

Ülkene ve kendine güven, tezgâha gelme ey vatandaş!.. ■ Ünsal Ban, Yeni Şafak, (16.2.2014)

ALTIN FİYATLARI DÜŞECEK!

Altın ile ilgili tahminlere bakıyorum, son derece iddialı ve abartılı. Altının ons fiyatını 1000 doların altını öngören yada kısa vade de 1500 dolara yaklaşmasını bekleyen tahminler gerçeklikten uzak. Öylesine yoğun haber ve açıklamalar yapılıyor ki yatırımcı neye inanacağını şaşırmış durumda. Bu tahminler neye göre, nasıl yapılıyor, anlamak zor. Halen bireysel yatırımcıların yatırımlarındaki altının payı çok yüksek. Elindeki nakdi ile altın almak ya da altınlarını nakde dönüştürmek isteyenler var.
Ortak soru, 
"Alım ve satım için doğru zaman mı?"
Beklentilerin ve risklerin daha belirgin olduğu birkaç yıl önce bu sorunun cevabını vermek çok kolaydı. 

YÜKSELİŞ SINIRLI KALIR 

Çin ve Hindistan'ın fiziki talebini azaltması, ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki yükseliş, tahvil alımlarının azaltımı ve borsa yatırım fonlarının altın satışları, altın fiyatlarının yükselişini sınırlandırıyor. Altın fiyatları nasıl yükselir? ABD'de istihdam ve büyüme verilerin kötü gelmesi ve varlık azaltımının durması. Gelişmekte olan piyasalar çıkacak bir kriz yada küresel büyüme endişelerinin artması. Tüm bu gelişmeler altın fiyatlarının yükselişinde etkili olur. Daha önceki yazımda ABD'deki borç tavanı kararının krize dönüşmesi de risk kapsamı içindeydi.

Ancak 12 Şubat itibariyle Temsilciler Meclisi, ABD yönetiminin borçlanma limiti bir yıllığına yükseltildi. Böylece borç tavanı kaynaklı bir riskin olasılığı şuan için ortadan kalkmış oldu. 

SATMAK İÇİN BEKLEYİN 

Hafta başında Fed Başkanı Janet Yellen istihdam verilerindeki kötüleşmeye rağmen varlık azaltımına ölçülü olarak devam edeceklerini açıkladı. Bu açıklama varlık azaltımının durdurulabileceğine yönelik şüpheleri ortadan kaldırdı. Altının ons fiyatı uluslararası piyasalarda 1312 dolardan işlem görüyor. Yellen'in açıklamaları ve fiziki talepteki azalma ile bu seviyeden tekrar gerilemesini bekliyoruz. Altın fiyatları almak için halen yüksek, satmak için ise biraz daha beklemek gerekiyor. Şimdilik gelen açıklamalar ve eldeki veriler altın fiyatlarında yükselişin sınırlı kalacağını gösteriyor. Altın yatırımcısı son bir ayda dövizdeki yükselişten dolayı kazançlı çıktı. Önümüzdeki ay Fed'den gelecek açıklamalar izlenmeye devam edecek. ■ Kadir Tuna, Takvim, (16.2.2014)

 

17.2.2013 

İŞSİZLİK’TE ARTIŞ HIZ KESMEDİ

Türkiye'de işsizlik oranı, Kasım 2013'te önceki yılın aynı ayına göre 0,5 puan artarak yüzde 9,9 oldu.

Türkiye genelinde işsiz sayısı 2013 yılı Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 154 bin kişi artarak 2 milyon 784 bin kişiye yükseldi. İşsizlik oranı ise 0.5 puanlık artış ile yüzde 9.9 seviyesinde gerçekleşti.

Tarım dışı işsizlik oranı 0.3 puanlık artış ile yüzde 12, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise 0.5 puanlık artış ile yüzde 19.3 oldu.

İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 10'A DAYANDI

Türkiye genelinde işsizlik oranı arttı. Kasım döneminde işsizlik oranı 0.5 puanlık artış ile yüzde 9,9 seviyesinde gerçekleşti. 2012 yılı Kasım döneminde işsizlik oranı yüzde 9.4 düzeyinde gerçekleşmişti. İşsizlik oranı 2013 yılı Ekim dönemine göre ise 0.2 puan artış gösterdi.
İşsizlik oranı yeniden çift haneli rakamlara dayandı. 2013 yılı Ocak döneminde yüzde 10.6, Şubat döneminde yüzde 10.5, Mart döneminde yüzde 10.1 düzeyinde bulunan işsizlik oranı, Nisan'da yüzde 9.3, Mayıs ve Haziran'da yüzde 8.8 düzeyinde gerçekleşmişti. Temmuz itibarıyla yüzde 9.3 olan işsizlik oranı, Ağustos'ta yüzde 9.8, Eylül'de yüzde 9.9, Ekim'de yüzde 9.7 düzeyinde gerçekleşmişti.

TARIM DIŞI İŞSİZLİK ORANI

Tarım dışı işsizlik oranı 2013 yılı Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.3 puanlık artış ile yüzde 12 oldu. Tarım dışı işsizlik oranı bir önceki aya göre 0.1 puan artış gösterdi. Tarım dışı işsizlik oranı 2012 yılı Kasım döneminde yüzde 11.7, 2013 yılı Ekim döneminde yüzde 11.9 düzeyinde gerçekleşmişti.

GENÇ İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 19.3

15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise 2013 yılı Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.5 puanlık artış ile yüzde 19.3 oldu. Genç işsizlik oranı Ekim 2013 dönemine göre değişiklik göstermedi.

İSTİHDAM EDİLENLER 152 BİN KİŞİ ARTTI

İstihdam edilenlerin sayısı 2013 yılı Kasım döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 152 bin kişi artarak 25 milyon 443 bin kişiye yükseldi. Ekim dönemine göre ise istihdam edilenlerin sayısı 205 bin kişi azalış gösterdi. İstihdam 2012 yılı Kasım döneminde 25 milyon 291 bin kişi, 2013 yılı Ekim döneminde 25 milyon 648 bin kişi düzeyinde bulunuyordu.
2013 yılı Kasım döneminde tarım sektöründe çalışan sayısı 299 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 451 bin kişi arttı.

İSTİHDAM EDİLENLERİN YÜZDE 19.4'Ü SANAYİDE

İstihdam edilenlerin yüzde 22.5'i tarım, yüzde 19. 4'ü sanayi, yüzde 7.4'ü inşaat, yüzde 50.7'si ise hizmetler sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0.7 puan, sanayi sektörünün payı 0.4 puan, inşaat sektörünün payı 0.2 puan artarken, tarım sektörünün payı 1.3 puan azaldı.

İSTİHDAM ORANI YÜZDE 45.5 OLARAK GERÇEKLEŞTİ

İstihdam edilenlerin oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.4 puanlık azalış göstererek yüzde 45.9'dan yüzde 45.5'e geriledi. İstihdam oranı 2013 Ekim dönemine göre yüzde 0.4 puan azalış gösterdi.

İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI YÜZDE 50.5 OLARAK GERÇEKLEŞTİ

Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı, 2013 yılı Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.2 puan azalarak yüzde 50.5 oldu. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0.7 puanlık azalışla yüzde 71.1, kadınlarda ise 0.2 puanlık artışla yüzde 30.4 olarak gerçekleşti.

KAMU İSTİHDAMI 3.3 MİLYON KİŞİ

Maliye Bakanlığı tarafından derlenen verilere göre, 2013 yılı 4. döneminde toplam kamu istihdamı 2012 yılının aynı dönemine göre yüzde 3.2 oranında artarak 3 milyon 320 bin kişi olarak gerçekleşti.

MEVSİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞ İSTİHDAM SAYISI ARTTI, İŞSİZ SAYISI AZALDI

Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısında 2013 yılı Kasım döneminde, bir önceki döneme göre 70 bin kişilik artış, işsiz sayısında ise 5 bin kişilik azalış meydana geldi. Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme göre 0.1 puanlık artış ile yüzde 50.7, istihdam oranı ise 0.1 puanlık artış ile yüzde 45.7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı ise değişim göstermeyerek, yüzde 9.9 oldu. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerde en fazla artış 51 bin kişi ile hizmet sektöründe gerçekleşti. ■ Cumhuriyet, (17.2.2014)

YABANCI SERMAYE: DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM YARIYA İNDİ

Doğrudan yabancı yatırımda yarı yarıya düşüş olduğunu belirten Babacan, "Türkiye'nin yapısı dışarıdan sermayeye ihtiyaç duyuyor. Sermaye de güvene gelir" dedi

İSTANBUL - Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, doğrudan yabancı yatırımların arzu edilen seviyede olmadığını belirterek "Yarı yarıya bir düşüş var" dedi. CNBC-e'de katıldığı programda soruları yanıtlayan Babacan, "Türkiye'nin yapısı dışarıdan sermaye girişini mecbur kılıyor" dedi. Babacan şöyle devam etti: "Kendi tasarruflarımız büyümeyi desteklemeye yetmiyor. İleride kendi petrolümüzü gazımızı buluruz, bu değişir. Ama böyle çok köklü yapısal değişiklikler olmadıkça sermaye girişine mecbur kalıyoruz. Sermaye de güvene gelir."

"Tüm sektörlerde bankacılık gibi şeffaf bir yönetim şekline geçmeliyiz" diyen Babacan, "Sermaye girişini kapatın, Türkiye'nin büyümesi eksiye düşer. Doğrudan sermaye girişi bu ülkenin ekonomisi için olmazsa olmaz bir şarttır" diye konuştu. ■ Dünya, (17.2.2014)

DÖVİZ KURU, DOLAR: KURUN YÜKSELMESİ TÜRKİYE’DE ÜRETİMİ DAHA CAZİP HALE GETİRECEK

Türk Eximbank Genel Müdürü Hayrettin Kaplan, önceliklerinin ülke kredileri olduğunu söyledi. Kaplan, kur yükselişinin Türkiye’de üretimi daha cazip hale getireceğini, orta vadede Türkiye lehine olacağını belirtti

Türk Eximbank Genel Müdürü Hayrettin Kaplan, poliçe iskontosu, bankalar aracılığıyla alıcı kredisi kullandırılması gibi yeni araçlarla ihracata sağlanan katkının artırılacağını belirttikten sonra, gelecek dönemde önceliklerinin ülke kredileri olduğunu vurgularken, Türkiye içine yönelik kredi sigortası faaliyetlerinin önem kazanacak bir pazar olduğuna işaret etti. Kaplan, ihracata yönelik yatırım kredilerine başladıklarını da hatırlattı.

Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Kaplan, Ankara Temsilcimiz Barış Ferit Parlak ve arkadaşımız Mehmet Kaya’nın sorularını yanıtladı.

Öncelikle, bugünlerde kur seviyesindeki dalgalanma ve olası etkileri hem finans, hem de reel sektörün en fazla tartıştığı konu, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sanayicinin kaygılı olmasının haklı bir tarafı var. Son 10 yıldır dünyada bol likidite vardı ve Türkiye’ye ciddi bir sermaye girişi sağladı. Bu sermaye girişi faizleri aşağıya çekti, Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde görmediği ölçüde kredi faizleri, tüketici kredi faizleri düştü. Ancak, bu global eğilim 22 Mayıs 2013’ten itibaren tersine döndü ve o yönde gidecek gibi.

Türkiye de dahil olmak üzere dünyada faiz oranları yukarı doğru gidecek. Bu bir yerde olumsuz sonuçlar doğuracak ama ben olumlu sonuçları olacağını da düşünüyorum. Sürekli TL’nin değerli olduğu bir ortam aslında bizim ithalatımızı artırıp ihracatımızı olumsuz etkileyen yani cari açığı artıran bir gelişme. Giren para gayrimenkullerin, varlıkların fiyatlarını artırdı insanlar zenginleşti. Tüketim arttı ve ara malı ithalatı cazip oldu, hızlı büyüdük. Her şey güzel ama bu ne kadar sürdürülebilirdi? Sanayileşme, imalat sanayii bu işten iyi etkilenmedi diye düşünüyorum. Bunun sonunun gelmesinin bazı olumsuz etkilere sahip olmakla birlikte bence Türkiye’de sanayileşmenin ve Türkiye’de üretmenin daha cazip hale gelmesine yol açacağını düşünüyorum. TL 2011’den bu yana değer kaybı yaşıyor, biz de ihracatçılara baktığımızda daha fazla yerli girdi kullanımı yönünde bir eğilim görüyoruz. Eğer uygun politikalarla desteklenirse ben bu süreci orta vadede Türkiye’nin lehine görüyorum. … ■ Mehmet Kaya, Dünya, (17.2.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK,YOLSUZLUK, RTE: (DURMUŞ SAAT GÜNDE BİR DEFA DA OLSA DOĞRUYU GÖSTERİRMİŞ. İŞTE ONLARDAN BİRİ)

EKREM DUMANLI: … Gel de kahrolma! Bu ülkenin bir bölgesinde bölücü paralel örgüt kimlik kontrolü yapıyor, vergi topluyor, ceza kesiyor; bu ülkenin Başbakan’ı bu konuda tek bir kelam etmiyor. Onun tek bir gündemi var: Camia. Hizmet Hareketi’ne günde on kez tehdit savuran Başbakan, fiilî ‘paralel örgüt’ün silahlarını ve militanlarını görmüyor, tek bir cümleyle bile KCK’yı ağzına almıyor. Hangi vicdan bu çarpık durumu kabul edebilir? PKK lideri Abdullah Öcalan’ın posterleri billboardlara asılıyor. Ne Başbakan’da bir tık var, ne AK Parti yetkililerinde. 30 bin insanın ölümünden sorumlu tutularak mahkeme edilmiş, hakkında (idam cezası kalktığı için) ömür boyu hapis cezası verilmiş bir adamın posterlerinden rahatsız olmuyorsun; ama 8 yıl yargılanmış, hakkında beraat kararı verilmiş, beraat kararı en üst yargı organlarınca onanmış Fethullah Gülen Hocaefendi’ye en ağır ithamlarda bulunuyorsun. Allah aşkına hangi vicdan bu zulme razı olur?

AK Parti oy kaybeder mi bilemem; ama çok net söyleyebilrim ki bu parti vicdanını kaybediyor.

PKK, Öcalan’ın tutuklanış yıldönümünü vesile ederek ortalığı ateşe veriyor, Başbakan bu konuda susmayı tercih ediyor. Ama her Allah’ın günü beş on kez camiaya hakaret etmeyi ihmal etmiyor. “Seçimlerden sonra özerklik”ten bahsediliyor; bu ülkenin Başbakan’ı mülayemetini koruyor; ama hiç durmaksızın her gün camiaya hakaretlere devam ediyor. Neden? Yolsuzluk soruşturmasındaki savcı ve polisleri ‘paralel yapı’ olarak tanımlıyor ve onun üzerinden sürekli hakaretamiz konuşmalar yapıyor. İyi de bir evde bulunan 7 çelik kasayı o polisler mi koydu; onlar mı kasalarda, ayakkabı kutularında milyonlarca lirayı sakladı? Medyanın tamamını esir alma girişiminizle ‘paralel yapı’nın ne ilgisi olabilir? Villalar, rüşvetler, komisyonlar, havuzlar... Bu konularda konuşmaktan kaçıp alakasız insanları zan altında bırakmak ayıp değil mi?

… ■ Ekrem Dumanlı, Zaman, 17.2.2014

 

18.2.2013 

İŞSİZLİK OKUR YAZARDA %4.8’LERDE, MESLEKİ EĞİTİM ALANDA %10.7

2013 Kasım ayında 25 milyon 443 bin olan çalışan sayısı bir yıl önceye göre 152 bin arttı. Bir ay önceye (2013 Ekim ayına) göre 205 bin azaldı.
2012 yılı Kasım ayında, bir yıl önceye göre çalışan sayısında beklenenin üzerinde 1 milyon 24 bin artış olurken, bir ay önceye göre 218 bin gerilemişti.
Dikkati çeken 2012 Kasım’ından geriye 12 ayda 1 milyon 24 bin kişiye iş imkanı yaratılırken, 2013 yılında aynı dönemde ekonominin iş yaratma gücünün 152 bin olmasıdır.
-  Bizim istihdam verilerimize esas olan nüfusumuz 2013 Kasım ayında 74 milyon 793 bindir.
-  İstihdam verilerinde 15 ve daha yukarı nüfusun “çalışabilir” nüfus olduğu varsayılıyor. Bu kapsamda 55 milyon 935 bin kişi var.

27 milyon iş aramıyor
-  Çalışabilir nüfusun 27 milyon 707 bini çalışmaya hazır değil. Veya çalışma hayatı dışında kalıyor.
-  1 milyon 975 bini iş bulma ümidini kaybettiği için veya başka nedenlerle çalışabileceği halde iş aramıyor.
-  Tamamına yakını kadın 11 milyon 673 bin kişi ev işi ile meşgul.
-  3 milyon 961 bin emekli hiçbir iş yapmıyor.
-  15 yaş üstü eğitime devam ettikleri için çalışmayanlar 4 milyon 757 bin kişi. Çalışamaz halde olan 3 milyon 647 bin kişi var.
Bunlar iş piyasasının dışında olunca, kalıyor geriye iş bulduklarında çalışmaya hazır 28 milyon 443 bin kişi. Çalışmaya hazır nüfusun 25 milyon 443 bini iş bulabilmiş durumda. 2 milyon 784 bin kişi ise işsiz.
İşsiz sayısını iş gücü (çalışmaya hazır nüfus) sayısı olan 28 milyon 227 bine bölüyoruz ve de işsizlik oranı yüzde 9.9 oldu diyoruz.
2012 Kasım’ından 2013 Kasım’ına 15 ve daha yukarı yaşta nüfus sayısındaki artış 852 milyon. Bunlardan iş piyasasına çıkanlar (iş bulduklarında çalışmaya hazır olanlar) 306 bin kişi.

306 bin kişi iş istiyor
Bir yılda iş piyasasına çıkan 306 binin 152 binine iş imkanı yaratılabildi ama 154 bini işsizler ordusuna eklendi.
Açık anlatım ile nüfus o kadar çok artıyor ki, iş imkanları artsa bile iş arayanlara iş bulunamıyor.
Bir yılda 152 bin kişiye iş bulunurken, ücretle çalışanların sayısı 392 bin arttı. Bu çok olumlu bir gösterge. Bir başka olumlu gösterge bir yılda sanayide çalışan sayısının 114 bin artması. Demek ki sanayi istihdam yaratmaya devam ediyor.
Olumsuz gelişmeler ise tarım dışı işsizlik oranının yüzde 12.0’lerde, genç nüfustaki işsizlik oranının yüzde 19.3’lerde dolanması.
Eğitim durumu kolay iş bulma şansı veremiyor. Genel işsizlik oranı yüzde 9.9 iken, yüksek öğretim görenlerin işsizlik oranı yüzde 10.5, mesleki teknik eğitim görenlerin yüzde 10.7, lise mezunlarının yüzde 12.4 oranında. Okur yazar olmayanlarda ise işsizlik oranı yüzde 4.8 oranında. Görülüyor ki bizim çalışma hayatımız henüz iyi eğitim görenleri istihdam edecek yapıya ulaşmamış durumda. ■ Güngür Uras, Milliyet, 18.2.2014

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA: YABANCI KAÇIYOR

Eski kara şanzımanlı araçlarda vitesi ikiden üçe almak için önce debriyaja basılır, vites boşa alınır, ayak debriyajdan çekilir ve gaz verilirdi.
Bu işleme ara gazı denilirdi.
Ara gazı dönemi bitti, artık yeni otomatik şanzımanlı otomobiller var. Ancak ara gazı Türk kültüründe argo bir deyim haline gelmiştir.  O kadar çok kullanılıyor ki!
Hele de borsada..
Yabancılar yıllarca Türk borsasına ara gazı verip gemilerini yürüttüler. Ta ki, Mayıs 2013 tarihine kadar. 
Bu, FED’in bol para politikasından vazgeçtiği tarihtir.
10 yıl boyunca bize sunulan ekonomik mucizenin(!) aslında hiç olmadığının ortaya çıktığı tarih 15 Mayıs 2013’tür.
Yabancılar tam 9 yıl boyunca bizim borsamıza ara gazı verip istediği gibi at koşturdu. 1 liralık senedi 10 liraya çıkarttı. Etini de kemiğini de sömürdükten sonra şimdi çekip gitmeye başladı.
Son açıklanan borsa takas saklama verilerine göre, Borsa İstanbul’da yabancı payı son 9 yılın en düşük seviyesine yani 61.14 seviyesine geriledi.

Gemiyi terk ediyorlar

Yabancı fon ve oyuncuların Türkiye’yi terk etmesinde iki önemli etken var. Bunlardan biri açıkça FED olarak ifade edilse de ikincisi pek telaffuz edilmiyor. Bu gerekçe AKP iktidarının artık zayıflamaya başlaması. Bugüne kadar hiç bir ülkede bulamadıkları rahatı Türkiye’de buldular. Öyle ki, borsa verileri bile yabancıların istekleri doğrultusunda düzenlendi. 
Hisse senedindeki alım ve satımlar yabancıların rahatça alıp satması için 3 günlük takas süresince gizlendi.  
Böyle bir ülkeye can kurban..
Sonunda 2013 yılının başında yüzde 80’e dayanan yabancı payı yüzde 61’e geriledi. Bu takas oranı ile yabancılar Türkiye’den kolay kolay çıkamaz deniliyordu ama görüyoruz ki adamlar çok rahat borsadan çıkıyorlar. Çıkarken artık fiyatlara bakmıyorlar. 
Borsanın en çok işlem gören hisse senedi İş Bankası’nı incelediğimizde  2003 yılında 1 TL’nin bile altında olduğunu görüyoruz. Mayıs 2013’e geldiğimizde fiyatı 7.8 liraya yükselmiş. Yani o gün Türk borsasına gelip İş Bankası C hisse senedini alan yabancının parası 10 yıl gibi kısa sürede 7 doların üzerine çıktı.
İş Bankası uzun vadede bir getiri sağladı. Bir de kısa günün kârı olan senetler var. Halkbank gibi. 2009 yılında 2.50 lira iken, fiyatı 2013 yılında 20 liranın üzerine çıktı. 3 yılda elde edilen kârın boyutuna bakar mısınız. Bu kadar kısa sürede böyle büyük bir parayı eminim Kolombiya ve Meksika’daki uyuşturucu tacirleri bile kazanamıyordur.
İşte o yabancı, parasını üçe beşe katladıktan sonra pılını pırtısını toplayıp borsayı dahası Türkiye’yi terk ediyor.
Yıllarca bize ara gazı vererek, sırtımızı sıvazlayarak aptal aptal hikayeler uydurarak bir balon şişirdiler ve o balonla bizi baş başa bırakarak çekip gidiyorlar.
Ne tek bir kuruş vergi ne de maliyet. Üstüne üstlük kafalarına göre bir Merkez Bankası sayesinde de ucuz dolar alarak çekip gidiyorlar. Merkez Bankası Mayıs ayından bu yana yabancıya sanki babasının malı gibi ucuz dolar satıyor. Merkez’in 1.80’den itibaren dolar satmaya başladığını görünce insanın oturup ağlaması geliyor. 
Bundan sonra ne olur sorusuna gelince; hiç bir şey olmaz. Türk insanının kaderi bu. Nasıl ki, büyük yolsuzluk operasyonunu sadece seyrediyor sesini çıkartmıyorsa, borsadaki bu büyük soygunu da normal görecektir. ■ Remzi Özdemir, Yeniçağ, 18.2.2014

 

YOLSUZLUK TANIMINI DARALTMAK

 
Başbakan’ın yolsuzluğu yeniden tanımlama çabası aslında her şeyi özetliyor. İnsanlık gün geçtikçe yolsuzluğun kapsama alanını genişleten tanımlar yapmaya çalışırken, bizde tersine bir sürecin işlemesi, gittikçe yolsuzluğun kapsama alanına giren eylemlerin daraltılması son derece dikkat çekicidir. Mevcut mevzuattan bile geriye düşen bir anlayışla bırakın yolsuzlukla mücadeleyi güçlendirmeyi, aksine gayrı meşru fiilleri olağanlaştıran bir sürece girmişiz demektir.

Başbakan, yolsuzluğu sadece kamu bütçesinden çalma anlamında ele alıyor. Bu boyutu ile zimmet diye tarif edilen suç aslında yolsuzluğun parçalarından birisidir. İrtikap ve rüşvet bu bağlamda ele aldığınızda suç olmaktan çıkmaktadır. Nitekim rüşvet , kamu otoritesi içindeki konumundan faydalanarak elde edilen haksız kazançtır ve görüntüde kamu bütçesinden çıkan bir şey yoktur. Ama gerçekte böyle olmadığını herkes bilmektedir. Devlete satmak üzere hizmet yada mal üreten bir tüccarın bu işi yapmak için adeta ek maliyet unsuru gibi vermek zorunda kaldığı rüşveti bir biçimde yaptığı işten çıkarmaya çalıştığı bilinmektedir. Verdiği rüşvetle,kendi karından fedakarlık yapmak yada bunun faturasını devlete çıkarmak tamamen tüccarın tercihine göre şekillenecektir. Birinci ihtimal serbest piyasa zeminine zarar verirken, ikinci ihtimal doğrudan  kamu yönetimini yozlaştırmaktadır.

Sonuç itibarı ile Başbakan’ın yolsuzluk tanımı içine girdiğimiz süreci  özetlemektedir. Türkiye görüntüde muhafazakar bir iktidara sahipken fiilen korkunç bir hızla yozlaşmaktadır. Bu süreci tersine çevirecek radikal adımlar atılması gerekirken, oyunun kurallarını değiştirmeye kalkmak, uçuruma daha erken yuvarlanmaya hizmet etmekten başka sonuç doğurmayacaktır.

Bu yozlaşmanın sadece mali sonuçlardan ibaret olmadığını son derece geniş bir alanı tahrip ettiğini hepimiz biliyoruz. Haksız kazanç hırsı ortaya  canavarlaşmış bir toplum çıkarır. Bu sadece bireysel bir ahlaki yozlaşma bağlamında ele alınamayacağı gibi kişisel ahlaki iyileşme ile de çözülemez. Bu bir sistem sorunudur.

Bu çözülmenin yansımalarından birisine, uyuşturucu kullanım ve satışının hızla yaygınlaşmasına, Adana ahalisi her gün şahit olmaktadır. Güvenlik güçleri bir yandan sorunu salt kriminal bağlamda çözmeye çalışırken diğer yandan bu manzarada başka bir role sahip olduğu halk içinde yaygın biçimde konuşuluyor. Hava kararır kararmaz arka mahallelerde köşe başlarında resmi polis otoları operasyon hazırlığı yaparken, sivil polis otolarından bu pazara göz yuman hatta ortak olan ilişkilerin taştığı herkes tarafından konuşulmaktadır.

Haksız ranta bu kadar bulaşmış bir ülkede merkezi yönetim nasıl bir çarkın dişlisi ise yerel yönetim de benzer bir konuma mahkum olmaktadır. Arazi ve imar ilişkilerinden, kamu harcamalarına kadar bir çok noktadaki kokuşma,  yerelde daha somut biçimde görülmektedir. Çöküşün sonuçlarına her gün bizzat şahit olan toplum bir noktadan sonra bunun önlenemez olduğuna inanmaya başlamaktadır.

Bu açıdan toplumsal ve siyasal mücadelede başarılı olabilmek için önce, inanç, kararlılık ve  irade sorununu çözmek gerekmektedir. Başbakan’ın hayatın her alanında kuralları değiştirme arayışına başka türlü dur deme imkânı kalmamıştır. ■ Ayhan Bilgen, Adil Medya, 18.2.2014

 

DOLAR 1.5 AYIN EN DÜŞÜĞÜNDE

 

Dolar ABD'de açıklanan zayıf ekonomik verilerin ardından bugün para birimleri sepeti karşısında altı haftanın en düşük seviyesinde işlem gördü.

 

Dolar, ABD’de açıklanan zayıf ekonomik verilerin ardından para birimleri karşısında altı haftanın en düşüğüne geriledi. Dolar 2,1830 liradan, Euro 2,9930 liradan haftaya başladı.

Dolar ABD'de açıklanan zayıf ekonomik verilerin ardından bugün para birimleri sepeti karşısında altı haftanın en düşük seviyesinde işlem gördü.

Dolar yen karşısında ise Japonya'da bugün açıklanan beklentilerin altındaki GSYH verisinin ardından yüzde 0.2 düşüşle 101.60'a geriledi. Euro ise dolar karşısında bugün 1.3723 ile üç haftanın en yüksek seviyesini gördü.

İstanbul serbest piyasada dolar 2,1830, Euro 2,9930 liradan haftaya başladı. ■ Adil Medya, 18.2.2014

 

Gelir dağılımı: Zenginler Arttıkça Yoksullarda Çoğalıyor!

 

BDDK tarafından derlenen verilere göre,2013 yılında banka hesaplarında 1 milyon lira ve üzerinde parası bulunan kişi sayısı 15 bin arttı...

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, geçen yılın sonu itibarıyla bankalardaki toplam mevduat 945,8 milyar liraya ulaşırken, bu tutarın yaklaşık yüzde 62'sine karşılık gelen 584 milyar liralık kısmı Türk Lirası cinsinden mevduatlardan oluştu.

Söz konusu tutarın yüzde 46'sını, 1 milyon ve üzerindeki TL mevduatları oluşturdu.

Banka hesaplarında 1 milyon lira ve üzerinde parası bulunan yurt içi yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları TL mevduat tutarı 2013'te, 2012'ye göre yüzde 12,4 artış göstererek 267,2 milyar liraya ulaştı.

Bu tutarı 126,4 milyar lira ile 50 bin-250 bin lira arasındaki mevduatlar, 93,8 milyar lira ile 250 bin-1 milyon lira arasındaki mevduatlar, 67,1 milyar lira ile 10 bin-50 bin lira arasındaki mevduatlar ve 29,4 milyar lira ile 10 bin liraya kadar mevduatlar izledi.

 

15 bin kişi daha ‘’milyoner kulübü’nde

Mevduat türleri mudi sayısı açısından değerlendirildiğinde, toplam mudi sayısı yıllık bazda yüzde 8,9 arttı ve 2013 sonu itibarıyla 58 milyon 230 bin 978'e ulaştı.

Geçen yılın sonu itibarıyla toplam mudilerin içinde, hesabında 10 bin liraya kadar mevduat bulunan kişi ve kuruluşların sayısı 55 milyon 343 bin 962 olarak belirlenirken, 1 milyon lira ve üzerinde paraya sahip yurt içi yerleşik mevduat sahibi sayısı 2012'nin sonuna göre yüzde 28 civarında artarak 66 bin 846'ya çıktı.

Söz konusu rakamın 2012'de 52 bin 153 olduğu dikkate alındığında, "milyonerler kulübü”ne 2013'te 14 bin 693 kişi daha katılmış oldu.

Bunun yanında bir de yoksul insan sayısı var. Dünya üzerinde, 1.2 milyar kişi günde 1 dolardan az parayla yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Zenginlik arttıkça yoksul insan sayısı da artıyor. ■ Adil Medya, 18.2.2014

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura