Diğerleri > Sis Çanı
07-10-2015
NELER OLDU 13-18 TEMMUZ 2015 (Yunanistan, kriz, BOP, bölücülük, doğal kaynaklar, yabancı sermaye, dolar, yabancıya toprak, işsizlik, borçlanma, özelleştirme, BOP, AB)

Cihan Dura

7.10.2015

 


13.7.2015

YUNANİSTAN, KRİZ: SYRİZA'NIN KABUL ETTİĞİ ANLAŞMA: ÖZELLEŞTİRMELER, MAAŞ KESİNTİLERİ, VERGİ ARTIŞLARI

Syriza'nın kabul ettiği anlaşma, vergilerin artmasını, emekli maaşlarının düşmesini, yeni özelleştirmeleri ve Yunanistan'ın hedeflerine ulaşamaması durumunda otomatik bütçe kesintilerini içeriyor.

Yunanistan'a sunulan ve Syriza'nın kabul ettiği teklif, KDV artışını, emekli maaşlarının düşüşünü, yeni özelleştirmeleri ve Yunanistan'ın hedeflerine ulaşamaması durumunda da otomatik bütçe kesintilerini içeriyor. Bunlar, krizin yükünün halkın sırtına bindirilmesi anlamına geliyor.

VERGİ KİMDEN ALINACAK?

Kreditörler, Yunanistan hükümetinden KDV'nin artırılması talep ediyordu. Ancak şirketlerden alınacak vergide yapılan artışa karşı çıkıyorlardı. Syriza hükümeti şirketlerden alınacak verginin %29 olmasını isterken, kreditörler %28'in aşılmamasını istiyordu.

Yunanistan'ın KDV'deki büyük artışları kabul etmesi ve şirketlerden alınacak vergide benzer boyutta bir artışa gitmekten kaçınmasıyla birlikte, vergilerin yükünün halka dayatılması kararlaştırılmış oldu. Herkesten aynı oranda alınan KDV'nin yükünü en çok hisseden yoksullar olacak.

EMEKLİ MAAŞLARI, İŞÇİ HAKLARI

Zaten bütük miktarda kesintilerle karşı karşıya kalan ve yaşamı zorlaşan emeklilerin maaşlarında, anlaşmayla birlikte daha da büyük düşüş yaşanacak. Şirketlerden alınacak vergiyi artıramayan Syriza hükümeti, bütçe hedeflerini emekli maaşlarındaki kesintilerle sağlamayı amaçlıyor.

Kolektif anlaşma haklarını kaybeden işçilerin haklarını geri alamayacağı da bu anlaşmayla birlikte kesinleşmiş oldu. Daha önce bu konunun "kırmızı çizgisi" olduğunu öne süren Syriza, bu konuda da geri adım attı.

Anlaşmada "emek pazarı politikaları"nın "sürdürülebilir büyüme"nin önüne geçmemesi ve "modernleştirilerek" eski durumuna dönmesinin engellenmesi isteniyor.

OTOMATİK BÜTÇE KESİNTİLERİ

Anlaşma, Yunanistan'ın bütçe hedeflerini tutturamaması durumunda otomatik bütçe kesintileri yapılmasını da öngörüyor. Bu da ülkenin egemenliğinin zarar görmesi ve hizmetlerin aksaması anlamına geliyor.

Otomatik bütçe kesintileriyle birlikte herhangi bir sebepten dolayı istenen fazlanın verilememesi halinde bütçe kesintileri yaşanacak ve halk yeni zorluklarla karşılacak.

Ayrıca, anlaşmayla birlikte gelen denetim ve kontrol kurumlarıyla Yunanistan'ın egemenliği daha da zarar görüyor.
ÖZELLEŞTİRME VE BANKALARI KORUMA

Anlaşma, Yunanistan'ın özelleştirmeleri artırmasını ve bu şekilde "kaynak" sağlanmasını da öngörürken, bankaları koruyacak yeni yasal düzenlemeler de talep ediliyor.

IMF'nin dahil olmamasını, borç azaltımını ve özelleştirmelerin durdurulmasını isteyen Syriza hükümeti, bu başlıkların hepsinden geri adım atmış durumda.

Yeni anlaşmayla birlikte Yunanistan borç azaltımı olmayacağını kabul ediyor. Borcun sürdürülebilmesi içinse kamu varlıklarının satışının gerçekleştirileceği belirtiliyor.

Özelleştirmelerle gelen paranın büyük bölümü borçlara verilecekken bir kısmıyla da bankaların yeniden sermayelendirilmesi öngörülüyor.

BORCUN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ

IMF'nin bile sürdürülebilir olmadığını açıkladığı borcu sürdürme göreviyse Yunanistan'a bırakılıyor. Anlaşmada borcun sürdürülebilirliğine dair endişelerin kaynağı olarak son aylarda "politikaların gevşemesi" sebep gösteriliyor.

Anlaşmada borcun sürdürülemez duruma gelmesi durumunda yeni "önlemler" alınması gerekebileceği söylenirken, buradan da kreditörlerin adım atmayacağı, böyle bir durumda yükün yine Yunan halkına aktarılacağı görülüyor.

Yunanistan'da ekonominin canlanmasını sağlama amacını taşıdığı söylenen bir fonun da ayrılacağı belirtilirken, bu fonun da amacının halkı değil özel sektörü rahatlatmak olduğu görülüyor. ■ http://haber.sol.org.tr/, (13.7.2015)

BOP, BÖLÜCÜLÜK: KANTONLARI TANIYARAK KORİDORU ÖNLEYEMEZSİNİZ

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Pekin ‘Hükümet düne kadar PYD’nin terör örgütü olduğunu belirtiyor ve IŞİD’le aynı kategoride görüyordu. Şimdi aniden işbirliğinin gündeme gelmesi, ABD’ye teslim olmasıdır

AKP’nin Suriye’de PYD ile temasa geçtiği ve PYD ile birlikte hareket etme konusunda tavır belirlemeye çalıştığı bildirildi. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin PYD kantonları tanınarak “ABD-İsrail Koridoru”nun önlenemeyeceğini söyledi.

Ayn El Arap (Kobani) ve Talebyat’ın ABD savaş uçaklarının desteğiyle PYD kontrolüne verilmesinden sonra Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan koridora tepkiler arttı. İlk önceleri Erdoğan ve AKP yöneticileri de buna tepki gösterdi. Ancak hükümetin geçtiğimiz günlerde PYD lideri Salih Müslüm’ü gizlice Ankara’ya getirdiği ve görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Bu arada Hükümet kanadından yapılan bilgilendirmelerde PYD’nin IŞİD’den farklı olduğu ifadeleri dikkat çekti.

PYD’YLE TEMASA GEÇİLDİ

Hükümete yakınlığı ile tanınan Abdulkadir Selvi bir süre önce PYD’nin Fırat’ın batısına geçmeme ve Türkiye’nin kırmızı çizgilerine özen göstermesi halinde PYD ile işbirliği yapılabileceğini gündeme getirmiş ve hükümet çevrelerinde, “Güneyde bir topluluk var. Bunları yok saymak ya da muhatap almamak söz konusu değil. Geçmişte Talabani ve Barzani’ye uygulanan bir sistem var” denildiğini aktarmıştı. Selvi’nin yazısından bir süre sonra ABD Pentagon heyeti ile yapılan toplantıda aynı konular gündeme geldi. İncirlik’in ABD tarafından Suriye ve Irak operasyonlarında kullanılması isteğine olumlu yanıt verildiği bildirildi.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ise AKP’nin PYD ile işbirliğine gitme çabalarını sert bir şekilde eleştirdi. AKP’nin Suriye’de PYD politikasında değişikliğe gitme eğilimi gösterdiğini kaydeden Pekin, “AKP kaynaklarından yapılan açıklamalarda PYD ile temasa geçildiği PYD’nin Ayn El Arab’da (Kobani) durması karşılığı kantonları kabul etme ve PYD’nin şu anda kontrolünde bulundurduğu Suriye’nin Kuzeydoğusunu tanıma eğilimi içinde olduğu görülüyor” dedi.

IRAK’TA DA AYNISI YAPILMIŞTI

Gelişmelerin daha önce Irak’ın Kuzeyi’nde yaşanan gelişmelere benzediğini hatırlatan Pekin, “Hükümet düne kadar PYD’nin terör örgütü olduğunu ve IŞİD’le aynı değerlendirmesi yapıyordu. Şimdi birdenbire IŞİD’e karşı PYD’ ile işbirliğini gündeme getirmektedir. Bu da AKP Hükümetinin bölgedeki ABD politikalarına teslim olduğu anlamına gelir” ifadelerini kullandı. Pekin sözlerini şöyle sürdürdü:

PYD, ABD TAŞERONU

“Bu politika, içeride sürdürülen açılım süreciyle birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, güvenliğini tehlikeye atacak bir yaklaşımdır. Bu yolla ABD-İsrail Koridoru’nu engellemek mümkün değildir. PYD ABD ve İsrail’in taşeronudur. Şu anda mevcut durum tahkim edilmektedir. meşrulaştırılmaktadır. Bir süre sonra koridorun Akdeniz’e uzatılması için yeniden harekete geçileceği açıktır. AKP, ‘ABD-İsrail Koridoru’nu engellemekte isteksiz. Kendi iktidar çıkarı için Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atıyor.” ■ Aydınlık, (13.7.2015)

DOĞAL KAYNAKLAR, MİLLÎ İRADE: MAHKEME, YEŞİL YOL İÇİN AĞAÇ KATLİAMINA 'DUR' DEDİ

Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak olan 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol projesi, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde protesto edildi. Rize İdare Mahkemesi de idarenin savunmasını almaya gerek görmeden, yeşil yol için ağaç kesiminin yürütmesini durdurdu.

HAVVA ANA YİNE ÖN SAFTA

Kaymakamlık önünde düzenlenen eyleme, Fırtına İnsiyatifi grubu üyeleri ile Yeşil Yol bağlantısının yapılacağı Yukarı Kavrun ve Samistal yaylalarında yaşayan vatandaşların yanısıra CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu, Samsun Milletvekilleri Barış Karadeniz ve Kemal Zeybek, Ordu Milletvekilleri Seyit Turan ve Mustafa Adıgüzel ile ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, HDP’li Selda Karafazlı ve Halk Evleri temsilcileri de katıldı. ‘Susma haykır, Yeşil Yola hayır’ sloganları atılan eylemde, ‘Yeşil Yol istemiyoruz’ pankartları açıldı. Havva Ana adıyla Yeşil Yol mücadelesinin simgesi haline gelen 63 yaşındaki Rabiye Bekar’da grubun önünde yer aldı.

Çevrecilerin 'Yeşil Yol' isyanı büyüyor... Havva Ana yine en önde

YEŞİL YOL: ADI YEŞİL, ÖZÜ KARA

Fırtına İnsiyatifi adına açıklama yapan Deniz Demirci, Fırtına Vadisi’nin ülkenin en büyük doğal SİT alanı ve Milli Park olduğunu belirterek, dünyada ender kalmış bozulmamış alanların önünde geldiğini söyledi. Yeşil Yol adı verilen ve turizm için yapılacağı söylenen yolun vadiyi tehdit ettiğini belirten Demirci, şunları söyledi:

“Adı yeşil ama özü kara olan bu yolun vadimize felaket getireceğini görüyoruz. Yeşil yolun bir ihtiyaç olmadığı gerçeğini biliyoruz. Fırtına Vadisi’nde her yaylanın yolu vardır ve yeni yola gerek yoktur. Yeni açılacak yollara araç trafiğini artıracağı ve doğal ekosistemi parçalayacağı için karşıyız. Dağda, Milli Park’ta, doğal SİT alanlarında, 3 bin metrede çift şeritli yol olmaz. Vadide daha fazla yol, bağlantı yolları ve yol genişletmeleri Fırtına Vadisine onarılmaz zararlar verecektir. Arazi vitesli araçlarla tozu dumanı katarak giden ve günde 5 yayla gören turisti, mangal ateşi ile çöpleri, meraları ele geçirmiş otelcileri yaylalarımızda ve meralarımızda, yani yaşam alanlarımızda kesinlikle görmek istemiyoruz.

YEŞİL YOL GOOGLE EARTH HARİTALARI ÜZERİNDEN ÇİZİLDİ

Yeşi Yol’un Google Earth haritaları üzerinden çizildiğini anlatan, imarsız, ÇED raporsuz ve bilim dışı olduğunu söyleyen Deniz Demirci, “ Bu hukuksuz ve kaçak yol için açtığımız davalardan biri için Rize İdare Mahkemesi durdurma kararı verdi. Bu karardan sonra adı Yeşil, özü kapkara olan bu yol kapsamında vadide yapılan çalışmaların tüm yargı süreçleri sonuçlanıncaya kadar durdurulmasını talep ediyoruz. İş makinelerinin dağlarımızdan çekilmesini ve makinelerin güvenliğinin kendilerince alınabileceği güvenli bir yere çekilmesini talep ediyoruz. Provokasyonlara karşı idareyi uyarıyoruz ve sorumlusu olmayacağımızı ilan ediyoruz. Yeşil yola dur diyoruz, dur diyeceğiz. Vadimizin geleceğinden emin olana kadar her ağacın, her yaylanın ve her meranın bekçisi olmaya devam edeceğiz diyerek açıklamasını noktaladı.

GERGİNLİK YAŞANDI

Bu sırada, Çamlıhemşin Kaymakamlığı önündeki duvara, ‘Yeşil Yola Dur. Kitle turizmine, madene, talana hayır" yazılı pankart asmak isteyen bir grup ile görevliler arasında kısa süreli arbede yaşandı. Grup, pankart asılmasını engelleyen görevliye yuhalayarak tepki gösterdi, polisin araya girmesiyle gerginlik büyümeden önlendi.


CHP HEYETİ BÖLGEDE

Yeşil Yol tepki eylemine üzerinde, "Diren Karadeniz" yazılı giysilerle katılan CHP heyetti adına açıklamalarda bulunan Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Karadeniz’in Türkiye’nin dünya doğa mirasındaki en önemli bölgesi olduğunu belirterek, Karadeniz’de duble yol ile başlayan doğa katliamının, HES projeleri ile önüne geçilemez vahim büyük bir drama dönüştüğünü anlattı. Pekşen konuşmasını şöyle sürdürdü:

“HES’lerin tahribatlarını ortadan kaldırılmaya çalışılırken bir anda karşımızda Yeşil Yolu bulduk. AKP’nin yeşille ilgisi İspanyol boğalarının kırmızı ile ilgisine benzer. Gerçekten üzerindeki Benjamin Franklin resmi olan kağıt parçalarına olan düşkünlükleri buradaki yeşili bile beton kaplamaya kadar büyük bir figürsüzlüğe cesaret etmelerine neden olmuş. Onlar için ayakkabı kutularının saklanacak olan yeşilleri, bu müthiş doğa mirasının içerisinde kendilerine yer bulacak şekilde dayatarak yol almaya çalışıyorlar. Bölge halkının vermiş olduğu direnişi ayakta alkışlıyoruz. Havva Ana’nın şahsında yapılan mücadeleyi yürekten destekliyoruz.

“VALİ BİLSİN Kİ BURASI İNSANLIK MİRASIDIR

Pekşen konuşmasını şöyle sürdürdü:“Vali ‘burada asfalt olmayacak’ diyor. Bu yolun 1500 kilometresinin asfalt olduğu projede yazılı. Vali ‘ağaç kesilmeyecek’ diyor. Belli ki Vali başka bir projeye bakmış. 2600 kilometrelik yol üzerinde gerçek bir doğa katliamı var. Vali doğa katliamını yalnızca ağaç olarak anlıyor. Diğerlerini anlama ve algılama problemi açıkça ortada. Yine Vali, ‘Burada 5 turistik merkez yapılacak’ diyor. Projenin üzerinde 40 tane turistik merkez yapılacağı yazıyor. Bu turistik merkezler kimindir? Kimlere satılmıştır, kimlere pazarlanmıştır. Vali, ‘Yol medeniyettir’ diyor. Karadenizli o medeniyeti çok iyi biliyor. Ayder, Uzungöl ve Sümela’daki doğa katliamını, o yolların nelere yol yaptığını da çok iyi gösteriyor. Bu yolu iyi biliyoruz. Bu yol, yol değildir. Vali’ye sesleniyoruz; Halkın zekası, bilgisi ve birikimi ile sakın alay etmeye kalkmayın. Buradaki insanlar gerçekten doğa direnişinin ne demek olduğunu geçmişte ortaya koymuştur. Bu insanların arkasında 76 milyon Türk insanı ve insanlığın direnişi var. Vali, ‘insanlar lüks araçları ile gelip eylem yapıyorlar’ diyor. Vali bilmeli ki burası insanlık mirasıdır. Buraya dünyanın dört bir tarafından insanların gelmeye hakkı vardır. Burası geleceğe insanlığın mirasıdır.

YÜRÜYÜŞ YAPILDI, HORON OYNANDI

Basın açıklamasının ardından tulum eşliğinde yürüyen grup Yeşil Yol karşıtı sloganlar atarken, çevredeki vatandaşlar da gruba alkışlarla destek verdi. Fırtına Deresi üzerindeki kemer köprüsüne kadar gelen grup horon oynadı. Horona, Havva Ana lakaplı Rabiye Bekar’ da katıldı. Babasının omzunda ağzında emziği ile yürüyüşe katılan 1.5 yaşındaki Kuzey adlı bebek de ilgi odağı oldu. Türküler söyleyen grup, Yeşil Yola karşı sloganlar attı. Polis çevrede güvenlik önlemi aldı.

İŞ MAKİNESİNİ DURDURDULAR

Bu sırada grup yoldan geçmek isteyen İl Özel İdaresine ait iş makinesinin önünü horonla halkasıyla kesti. Yeşil Yola karşı çıkan Murat Köyü muhtarı Lütfü Sezgin, iş makinesinin kepçesine çıkarak, ‘Dün yaylaya çıkarken siz bizim yolumuzu kesmiştiniz. Şimdi biz sizin yolunuzu keselim mi?’ diye haykırdı. Sezgin, daha sonra kepçeden inerek iş makinesine yol verilmesini sağladı.

MAHKEME YEŞİL YOLDA ORMAN KESİMİ İZNİNİ DURDURDU

Bu arada, Yeşil Yol projesinin geçeceği Ausor yaylasında Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 16 dönümlük alanda orman kesim izni vermesini ağaç katliamına yol açacağı gerekçesiyle mahkemeye taşıyan Fırtına İnsiyatifi grubunun Rize İdare Mahkemesi’nde açtığı davada mahkeme, idarenin savunmasını almaya gerek görmeden, ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verdi. ■ Cumhuriyet, (13.7.2015)

14.7.2015

YABANCI SERMAYE: DİGİTURK KATARLILARIN OLDU

Küresel spor ağı BeIN Sports'un sahibi beIN Media Group LLC (“beIN MEDIA”), Çukurova Grubu ile Providence Equity Partners tarafından kontrol edilen fonlara ait olan ve Digiturk markası altında faaliyet gösteren Türk Pay-TV platform grubunun holding şirketi olan DP Acquisitions B.V.'yi satın almak için nihai bir sözleşme imzaladığını açıkladı.

Katarlı yatırımcıların Türk şirketlerine olan ilgisi artarak devam ediyor. Dün akşam açıklanan anlaşmaya göre Digiturk resmen Katarlı beIN Media Grup’un oldu. Şirketin CEO’su Nasser Al-Khelaifi, Frarsızların ünlü futbol kulübü Paris Saint-Germain’in CEO’su ve başkanı.

Çukurova Grubu'nun Digiturk'teki ortaklığına ilişkin yönetim hakları, Mayıs 2013 tarihinden itibaren Türkiye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yönetilmekteydi.

Dün akşam yapılan açıklamada yer alan bilgiye göre, Digiturk, yaklaşık 3.5 milyon abonesi ve spor ve eğlence içerikleri Pay-TV operatörü olarak faaliyet gösteriyor.

Açıklamada, satın almanın tamamlanmasının, gelecek aylarda gerçekleşmesi beklenen idari onaylar da dâhil, çeşitli şartların yerine getirilmesine bağlı olduğu ifade edildi.

Açıklamada,"Barclays bu satın alma işlemi kapsamında BeIN Media’nın münhasır finansal danışmanı olarak hareket etmiştir" denildi. ■ Hürriyet, (14.7.2015)

DOLAR NEREYE GİDER?

Türkiye İstatistik Enstitüsü Kurumu (TÜİK), Hazirandan Hazirana son bir yıl içinde finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını açıkladı. Bir yılda en yüksek reel getiriyi yüzde 19.07 reel getiri oranı ile dolar sağladı. İkinci sırada yüzde 9.89 reel getiri oranı ile altın, üçüncü sırada daha düşük 0.88 oranında reel getiri oranı ile Devlet İç Borçlanma Senetleri sağladı. Diğerleri reel kayıp getirdi. Haziran ayı itibariyle Borsa yüzde -4.03 oranı ile en fazla reel kayıp getiren Finansal yatırım aracı oldu. Sırasıyla mevduat faizi brüt yüzde -2.02 ve Euro ise -1.78 oranında reel kayıp getirdi. (Aşağıdaki tablo)

Reel getiri oranı, nominal getiri oranından, enflasyon etkisinden arındırılması ile ortaya çıkan getiridir. Söz gelimi 2014 Hazirandan 2015 Haziran ayına kadar geçen 1 yıllık sürede, Amerikan Doları TL karşısında nominal olarak yüzde 27.64 oranında değer kazandı. TÜFE olarak yıllık enflasyon oranı da yüzde 7.20 oldu. Doların nominal getirisi olan 27.64 oranını TÜFE oranı 7.20’ye oranlarsak, enflasyonun etkisini bertaraf etmiş oluyoruz. Sonuçta doların yıllık reel getiri oranı yüzde 19.07 hesaplanır. (1+27.64/ 1+07.20) -(1x100=19.07) MB reel kur endeksi de nominal efektif döviz kuru üstünden hesap edilmektedir. “MB Nominal efektif döviz kuru, Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk lirasının ağırlıklı ortalama değeridir. Reel efektif döviz kuru, nominal efektif döviz kurundaki nispi fiyat etkileri arındırılarak elde edilmektedir.” Reel kur endeksi 100 ise kur dengede demektir. 100 üstü TL değerli, 100 altı döviz değerli demektir. Bu sene Mayıs ayında dolar kuru 100.73 idi. Yani dengede idi. 11 yıl önce de Ekim 2004’te yine bugünkü değerde, 100.73 idi. 2004 yılından sonra, sıcak para da kullanılarak, düşük kur politikası tercih edildi. Bunun içindir ki üretim ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı oldu.

2004 Ekim ile 2015 Mayıs arasında kur sepeti yüzde 175.50 artmış, buna karşılık TÜFE yüzde 235.97 artmış. Aradaki fark, TL enflasyonunun dolar ve Euro ağırlıklı enflasyon ortalamasından daha yüksek olmasından ileri geliyor. Öte yandan Haziran ayında, MB, 2003 temel yılı ve TÜFE bazlı reel kur endeksi 98.38 oldu. Haziran ortalaması olarak dolar kuru da 2.7068 idi. MB reel kur endeksine göre kurun dengede olması için Haziran ayında doların 2.6629 olması gerekirdi. Euro/dolar paritesi sabit varsayılırsa, şu sıralar dolar kurunun 2.66 dolayında olması, kurun dengede olduğunu gösteriyor. Eğer siyasetçiler millete karşı sorumlu davranır ve koalisyon olursa bu denge bozulmaz ve dolar kurunda fazla bir değişme olmaz. Spekülatörlerin de önü kesilir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (14.7.2015)

YABANCIYA TOPRAK: AVRUPALI ZENGİNLER YUNANLILAR’DAN UCUZA EV ALIYOR

Yunanistan’daki ekonomik sıkıntılar, konut fiyatlarını aşağı çekti. Yunanistan’daki emlâk piyasası da dibe vurdu

Ev fiyatları yaklaşık yüzde 40 düştü. Binlerce satılık ev olmasına rağmen, ülke içinden talep yok denecek kadar az. Bu durum özellikle Avrupalı zenginlere yarıyor. Mykonos gibi popüler adalarda yüzlerce ev yabancılara satılmış durumda. Yunanistan’da şahsa ait adalar da satışa çıkartılıyor. 17 özel ada satışa çıkmış durumda. ■ Yeniçağ, (14.7.2015)

İŞSİZLİK HEM EKONOMİYİ HEM PSİKOLOJİYİ BOZUYOR

OECD’nin geç-tiğimiz hafta yayımladığı rapora göre, Türkiye uzun dönemli işsizliğin azaldığı ülkeler arasında yer alıyor. Uzun dönemli işsizlik, işsizler arasında bir yıl ve daha fazla süredir işsiz olanların oranı olarak ifade ediliyor. Türkiye’nin 2007 - 2014 arasındaki istihdam performansını Avrupa Birliği’ndeki daralmaya rağmen başardığı ortada.

İşsizlik süresinin uzaması bireyin tekrar iş bulabilmesi ihtimalini önemli ölçüde azaltıyor. Diğer yandan alkol kullanımı, intihar girişimlerinin artması gibi sorunlar da, işsizlik süresinin uzamasıyla yeni tehlikeler olarak ortaya çıkıyor.
Yunanistan’da bireylerin yeniden iş bulma ümitlerinin önemli ölçüde kaybolduğu görülüyor. Yunanistan’da uzun dönemli işsizlerin toplam işsizler içerisindeki oranı yüzde 70, İtalya, Portekiz ve İrlanda’da yüzde 60, İspanya’da ise yüzde 50. Bu tablonun değişmesi için hem ciddi bir ekonomik büyümeye, hem de bireylerin yeniden işgücü piyasasına dönmelerini sağlayacak sosyal programlara ihtiyaç var.

8 puanlık düşüş
2010 yılı yıllık verilerine göre işsizlerin yüzde 29’u bir yıl ve daha uzun süreli işsizken, 2015 yılı mart ayı verilerine göre bu oran yüzde 21’e gerilemiş durumda. Bu durumun önemli nedeni bu dönemde yakalanan büyüme rakamlarıydı. Ancak ekonominin duraklama eğilimine girdiği bugünlerde işsizlik yeniden ciddi bir tehdit haline gelmiş durumda.
İŞKUR’un son dönemdeki performansının bu düşüşte önemli olduğu kanaatindeyim. Özellikle işsizlere yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ile işsizlerin bir an önce yeniden istihdama yönlendirilmeleri sağlanıyor.
Diğer yandan uygulanan teşvik politikaları ile yeni istihdam pozisyonlarına uzun süreli işsizlerin yerleştirilmesinin sağlanması bu oranın düşmesini sağladı.
Örneğin 6111 sayılı Kanunla getirilen istihdam teşvikinden yararlanabilmek için son 6 aydır işsiz olan birini işe almış olmak gerekiyor. Pek çok işveren bu kriter nedeniyle teşvikten yararlanamamış olsa da, istatistikler teşvikin işe yaradığını gösteriyor.

‘İşsiz’ kim?
TÜİK hanehalkı işgücü anketine göre bir kişinin işsiz olarak değerlendirilebilmesi için anketin gerçekleştirildiği dönemde çalışmıyor olması, iş aramak için son dört haftada herhangi bir iş arama kanalını kullanması ve iki hafta içerisinde de işbaşı yapabilecek olması gerekmektedir. Bir kişi işsiz olmakla beraber iş aramıyorsa TUİK’e göre işsiz değil. Diğer yandan iş aramamakla beraber işbaşı yapabilecek durumda olması da işsiz olarak değerlendirilmesine yetmez.

Ümidi kırılanlar...
Buna göre iş aramamakla beraber işbaşı yapmaya hazır olan ve iş aramama nedenini “Daha önce iş aradığım halde bulamadım” veya “Kendi vasıflarıma uygun bir iş bulabileceğine inanmıyorum” olarak ifade edenler ümidi kırılmış işsizlerdir ve işsiz olarak sayılmazlar.
2015 yılı mart ayı verilerine göre 664 bin kişi ümidi kırıldığı için iş aramıyor. Bu rakama bir de ev kadını olma, mevsimlik çalışma, öğrenci olma, irad sahibi olma, emeklilik ve çalışamaz olma nedeniyle iş aramayan ancak çalışmaya hazır olduğunu beyan eden 1 Milyon 786 Bin kişi eklendiğinde ortaya vahim bir tablo çıkıyor. Ümidi kırılmış işsizlerin sayısı yeniden yükselmeye başladı. Siyasi belirsizlik, düşen yatırım oranı ve ekonomik büyüme iş bulma ümidi azaldığı için iş aramayı bırakan kişi sayısını artırıyor. Ümidi kırılmış işsizler ise ne yazık ki iş aramayı bıraktıkları için istatistiklerde bile görülmüyorlar.
Ekonomik görünümün durağanlaştığı bu dönemde uzun dönemli işsizlik ve ümidi kırılmış işsizler işgücü piyasasının önemli bir sorun alanı olarak ortaya çıkacaktır. ■ Cem Kılıç, Milliyet, (14.7.2015)

15.7.2015

BORÇLANMA, ÖZEL: SANAYİ ŞİRKETLERİ BORÇ SARMALINDA

İSO’nun dün açıkladığı “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2014” araştırması, Türkiye’de şirketlerin borç içinde yüzdüğünü bir kez daha ortaya koydu

İstanbul Sanayi Odası (İSO), geçen ay kamuoyu ile paylaştığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2014” araştırmasının ardından, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2014” araştırmasını da dün açıkladı. İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu, 2014 yılında bir önceki yıla göre üretimden satışlarını yüzde 12.9 artırarak, 71.8 milyar TL’ye çıkarırken, net satışlardan da yüzde 11.3’lük artışla 81.9 milyar TL elde etti.

Üretimden satışlara göre yapılan Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2014 araştırmasında ilk sırayı, 2013 yılında Birinci 500 içinde 492. sırada yer alan Hekimoğlu Un Fabrikası 212.6 milyon TL’lik üretimden satışı ile yer aldı. İkinci sırada, 211.9 milyar TL’lik üretimden satışıyla, bir önceki sıralamada 184. sırada yer alan ORMA Orman Mahsulleri bulunuyor. Bu yılın İkinci 500’ünün üçüncü sırası ise 211.8 milyon TL’lik üretimden satışı ile BAŞTAŞ Başkent Çimento’nun oldu. Bu kuruluş 2013 yılında İkinci 500 arasında 21. sırada yer almıştı.

Sanayi şirketleri borç içinde

Türkiye’de sanayi şirketleri için öz kaynak kadar borçlanma olanakları da faaliyetlerin finansmanında önemli bir kaynak olarak kullanılıyor. İSO 1000’in sonuçlarına bu açıdan bakıldığında Türkiye’de şirketlerin en önemli sorunlarından biri olan ve yıllardır süren borçlanma / öz kaynak ilişkisindeki dengesizlik, bir kez daha açıkça ortaya çıkıyor.

Birinci 500 araştırmasında olduğu gibi, İkinci 500 araştırma sonuçları da ortaya koyuyor ki, Türkiye’nin sanayi kuruluşları, diğer ülke örneklerinden farklı olarak, daha yüksek finansal kaldıraçlar ile yani daha yüksek borç oranları ile faaliyetlerini sürdürüyor.

Öz kaynaklar azalıyor

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nda öz kaynakların toplam varlıklar içindeki payının 2007 yılından itibaren gerilediği biliniyor. Bu oran 2007 yılında yüzde 47.6 iken, 2013 yılında yüzde 38.8’e kadar inmişti. Aynı dönemde toplam borçların toplam varlıklar içindeki payı ise yüzde 52.4’ten yüzde 61.2’ye yükselmişti. 2014 yılında ise öz kaynakların toplam varlıklar içindeki payı yüzde 39.8’e yükselse de bu oran hala sürdürülebilir bir borç / öz kaynak ilişkisi olmaktan uzak.

Aşırı borca dikkat!

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin en büyük İkinci 500 Büyük Şirket Araştırmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Küçük şirketlerimiz, 2014’te kıt finansman kaynaklarını iyi kullandı” dedi. Bahçıvan, şunları söyledi: “Borç yönetimi ve sürdürülebilirliği açısından bu da İkinci 500’ün bu yıl dikkat çeken iyileşmelerinden biri olarak gösterilebilir. Ne var ki, dünya ortalaması yüzde 70 civarında olan borç / öz kaynak oranının, 2014’te bir önceki yıla göre azalmasına rağmen halen yüzde 150’lerin üzerinde olmasını da görmezden gelemeyiz. Bu durum, İkinci 500’deki şirketlerimizin finansman yönünden kırılganlığının, birinci 500’e göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Birinci 500’de bu oran yüzde 132’lerdeydi.

İkinci 500’ün şifreleri

* İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun üretimden satışları 2014 yılında yüzde 12.9 arttı. * Toplam borçları ise sadece yüzde 12.7 yükseldi.

* İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu, 2014 yılında yaşanan mali dalgalanmaları, ilk 500’e oranla daha iyi yönetti. 2014 yılında artan gelirleri ile öz kaynaklarını artırabildiler ve kısmen yeterli iç kaynak yaratabildiler. Bu da şirketlerin borçlanma bağımlılığının bir miktar azalmasını sağladı.

* İkinci 500’ün geçen yıl dikkat çeken mali göstergelerinden biri de üretim faaliyetleri dışı yani faiz vesaire gelirlerindeki artış oldu.

* İkinci 500’ün toplam borçlar / öz kaynaklar dengesinde son 10 yıldır öz kaynaklar aleyhine oluşan bozulmanın geçen yıl biraz düzelmeye başladığı görülüyor. İSO İkinci 500’de toplam borç / öz kaynak oranı 2012 yılında 133.5 iken, 2013 yılında 25 puana yakın artarak 157.8 olmuştu. 2014 yılında ise bu oran 151.6’ya indi.

* İkinci 500’de 2014’te 426 şirket kâr açıklarken, 74’ü zarar etti.

* İkinci 500’de 2013 yılında 222 bin 625 olan çalışan sayısı geçen yıl yüzde 1’in bile altında artarak 224 bin 437’ye çıktı. Sanayi istihdam imkânları sunamadı.

* İkinci 500’ün ihracat lideri 105 milyon dolarla Prekons İnşaat oldu. Bu şirketi 103 milyon dolarlık ihracatla ATK Tekstil izledi.

27 şirket ilk 500’den İkinci 500’e düştü
2014 yılında İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sıralamasına 95 yeni şirket girdi. Bunlardan 27’si 2013 yılında “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” sıralamasında yer alırken, bu yıl İkinci 500’e geriledi. 68 kuruluş ise geçen yılki İSO 1000 sıralamasının dışından gelerek sıralamaya girme başarısı gösterdi. Birinci 500 araştırmasında olduğu gibi İkinci 500 şirketlerinde de veri kapatma eğiliminin devam etmekte olduğu görülüyor. İkinci 500’de isminin açıklanmasını istemeyen firma sayısı geçen yıla göre 30’dan 41’e çıktı. Yine bu araştırmada karını açıklatmayan şirket sayısı yarıdan fazla (275) olurken, 187 şirket ise ihracatını açıklatmadı. Çalışan sayısını kapatan şirket sayısı da 206 oldu. ■ Recep Bahar, Yeni Mesaj, (15.7.2015)

ÖZELLEŞTİRME: İKİ DEV SANTRAL SATIŞA ÇIKARILDI

Türkiye'nin iki önemli santralini daha özelleştirme için harekete geçildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Aliağa Kombine Çevrim ve Gaz Türbinleri Santrali ile Bursa Doğalgaz Santrali'ni satışa çıkardı. İhale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.

İki dev kuruluş daha özelleştirilecek. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Aliağa Kombine Çevrim ve Gaz Türbinleri Santrali ile Bursa Doğalgaz Santrali'ni satmak için harekete geçti.

Satış ilanı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Aliağa Kombine Çevrim ve Gaz Türbinleri Santrali ile bu santral tarafından kullanılan taşınmazlar "varlık satışı" yöntemiyle ihale edilecek. Aliağa Santrali ihalesine katılım için 10 milyon dolar, Bursa Doğalgaz Santrali ihalesine katılım için ise 15 Milyon dolar geçici teminat tutarı belirlendi.

Aliağa Santrali için son teklif günü 1 Ekim, Bursa Doğalgaz Santrali için de 15 Ekim olarak belirlendi.

İhalelere yalnızca tüzel kişiler ile ortak girişim grupları katılabilecekler. Gerçek kişiler ve özel yatırım fonları, en az bir tüzel kişinin bulunduğu ortak girişim grubunda üye olarak yer alabilecekler. ■ Ulusal Kanal, (15.7.2015)


BÖLÜCÜLÜK, BOP, HAYDUT DEVLET: ABD'DEN PKK'YA ÖVGÜ

ABD Başkanı Barack Obama'nın IŞİD ile mücadele özel temsilcisi General John Allen, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Allen, PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD'yi "ABD'nin ortağı" olarak niteledi, "IŞİD ile mücadelede yer alan bir ortağın işgalci güç olamayacağını" söyledi.

AKP iktidarı ile İncirlik Üssü pazarlıklarını yöneten ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD ile mücadele özel temsilcisi General John Allen Türkiye'den ayrıldıktan sonra ilk kez konuştu. PKK Suriye'deki uzantısı PYD'yi savunana general Allen, "IŞİD ile mücadelede yer alan bir ortak işgalci güç olamaz" dedi. Alen, PKK'nın "ABD'nin ortağı" söyledi.

Allen, Amerikan İlerleme Merkezi’nde katıldığı bir panelde Suriye'deki gelişmeleri değerlendirdi.

Suriye’nin kuzeyinde ayrı bir devlet oluşumunu desteklemediklerini belirten General Allen, "Kürtlerin de desteklediğini düşünmüyoruz" ifadeleri kullandı.

Allen, İran'ın nükleer programına ilişkin nihai anlaşmanın da ABD’nin bazı müttefiklerinin IŞİD ile mücadeledeki cesaretini kırabileceğini belirtti. ■ Ulusal Kanal, (15.7.2015)

KAYNAK KULLANIMI: ''DOĞAYI KATLETTİRMEYECEĞİZ'' DİYEN ARTVİNLİLER 24 SAAT NÖBETTE

Artvinliler 24 saat nöbette. Cerattepe'de yapılmak istenen madene karşı neredeyse uyumadan direniyorlar. 3 vardiya halinde nöbetlerine devam eden Artvinliler şirket çalışanlarını bölgeye sokmamakta kararlı.

Hiçbir çıkarları yok. Verdikleri mücadele yaşadıkları bu doğanın gelecek nesillere ulaşılabilmesi için.

Artvin Cerattepe'de, 7'den 70'e herkes doğal yaşamı katleden sisteme karşı direnmeye devam ediyor.

Bir baraka, birkaç çadır, yakılan ateşler ve yüreğini ortaya koyan Artvinliler...

Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan direnişin önde gelen isimlerinden...

CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan da destek verenler arasında.

Nöbeti 1 gün olsun bırakmayan Artvinlilerin en büyük endişesi şirket çalışanlarının ve jandarmanın tekrar bölgeye gelmesi. ■ Ulusal Kanal, (15.7.2015)

16.7.2015

AB, KIBRIS: KKTC CUMHURBAŞKANI: AYLAR İÇİNDE AB’YE GİREBİLİRİZ

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ta çözüme aylar içinde ulaşılabileceğini ve Türk toplumunun AB’ye girebileceğini söyledi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’le görüştü.

Görüşmenin ardından bir açıklama yapan Akıncı, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin eskiden olduğu gibi Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde süreceğini söyledi. Akıncı, Avrupa Birliği’nin çözüme yardımcı olmasını da memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.

CHA’nın haberine göre Mustafa Akıncı, AB'ye üyelik yolunda Annan Planı'nı onaylayan Kıbrıs Türk toplumu dünyada AB dışında tutulmasını 'normal olmayan bir durum' olarak nitelendirdi. Mustafa Akıncı, kararlılık gösterilmesi halinde 50 yıldır devam eden sorununun aylar içinde çözülmesi perspektifinin gerçekçi olduğunu, çözümün sağlanması halindeyse Kıbrıs Türk toplumunun da AB’nin parçası olacağını ifade etti.

Akıncı, AB ile siyasi diyalogun artırılarak hazırlık yapılması gerektiğini söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı, AB ile şu ana kadar sınırlı bir işbirliği yaptıklarını ifade ettikten sonra, “Kıbrıslı Türkler Avrupalıdır. Avrupa değerlerine inanır ve saygı duyarlar” dedi.

Akıncı, çözüm anlaşmasının yasal olarak net olması gerektiğini sözlerine ekledi. ■ http://haber.sol.org.tr/, (15.7.2015)

17.7.2015

İŞSİZLİK: HER 100 KİŞİDEN 35'İ İŞ BULAMIYOR

2015’in Nisan döneminde geçen yıla göre 686 bin kişi işgücüne katıldı. Bu kişilerden 444 bini bir işe yerleşti. 242 bin kişi ise işsiz kaldı. Böylece işgücüne katılan her 100 kişiden 35’i iş bulamadı

Türkiye’nin ekonomik büyümesindeki gerileme istihdam rakamlarına da yansıyor. İşsiz sayısı her geçen dönem yükseliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2015 yılı Nisan dönemi işgücü istatistiklerine göre, resmi işsiz sayısı 242 bin kişi artarak 2 milyon 821 bin kişiye ulaştı.

2015 yılı Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 686 bin kişi işgücüne dahil oldu. Bu kişilerden 444 bini işe yerleştirildi. Ancak 242 bin kişi iş bulamadı. Böylece işsizler ordusunda sayı arttı. Verileri oranladığımızda işgücüne katılan her 100 kişiden 35’inin işsiz kaldığı görüldü.


TOPLAM 5 MİLYON İŞSİZ

TÜİK’in açıkladığı 2.8 milyon kişilik işsiz sayısı resmi rakamı ifade ediyor. Bir de işsiz sayılmayan ama işsiz olanlar var. Bunlar çalışmaya hazır olup da herhangi bir nedenle iş aramayan veya işsiz kaldıktan sonra “zaten iş bulamam’’ diyerek umudu kırılanlar. Bu sayı resmi işsiz sayısına yakın: 2 milyon 257 bin kişi. TÜİK bu kişileri işsiz saymadığından verilere eklemiyor. Gerçek işsizlik rakamı ise umudu kırılanları isşiz sayısına dahil ettiğimizde ortaya çıkıyor: 5 milyon.


GERÇEK ORAN YÜZDE 16

TÜİK verilerine göre Nisan döneminde işsizlik oranı yüzde 9.6 olarak gerçekleşti. Oran, 2014’ün Nisan dönemine göre 0.6 puan arttı. Nisan 2015’te toplam işgücü sayısı 29 milyon 459 bin kişi, toplam istihdam sayısı da 26 milyon 638 bin kişi oldu.

29 milyon 549 bin kişilik toplam işgücüne, “iş aramadığı için işgücü sınıfına konulmayan’’ umudu kırılmış işsizleri dahil ettiğimizde toplam işgücü 31 milyon 806 bin kişiye ulaşıyor. Gerçek işsiz sayısına oranladığımızda işsizlik oranı yüzde 15.9’a ulaşıyor.


GENÇLER İŞSİZ KALIYOR

TÜİK verilerine göre 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 1.5 puanlık artış ile yüzde 17 oldu. 15-24 yaş arası kadınlarda işsizlik oranı ise yüzde 20.5’e çıkıyor. Üniversite mezunu kadınlarda işsizlik oranı yüzde 14.6 iken bu oran 2014’ün Nisan ayına göre 1.9 puan artış gösterdi. Üniversite mezunu erkeklerdeki işsizlik oranı ise yüzde 6.8 olmuş. İşsizliğin en yüksek olduğu kesim ise yüzde 19.7 ile lise mezunu kadınlar.

'TEHLİYE SİNYALLERİ VERİYOR'
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan İşgücü Anketi Nisan 2015 dönem sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şu tespitlerde bulundu: ‘’TÜİK İşgücü Anketi Nisan 2015 dönemi verilerine göre işsizlik hem görünen hem görünmeyen boyutlarıyla tehlike sinyalleri vermeye devam etmektedir. Bu tehlike gençler, kadınlar, geçici çalışanlar açısından ciddi boyutlardadır. Gelecek dönem açısından istihdamda yaşanan problemlerin ve istihdamdaki krizin süreceği görülmektedir.’’ ■ Aydınlık, (17.7.2015)

18.7.2015

BOP, BÖLÜCÜLÜK: ABD ORDUYU DİNLEDİ OPERASYONU SIZDIRDI

ABD’nin, TSK’nın iletişim sistemlerini yakın takibe aldığı, sızdırılan NSA belgeleriyle ortaya çıktı ABD, 2 Mayıs 2008’de PKK’nın üst düzey isimlerine düzenlenen hava operasyonunun bilgilerini NSA’nın iletişim istihbaratıyla ele geçirdi ve PKK’ya sızdırdı PKK elebaşları, TSK operasyonundan kurtuldu.

2008 yılının Mayıs ayı... PKK terörünün en azgın olduğu dönemler. 21 Ekim 2007’de PKK, çok kalabalık bir grupla Dağlıca’da Komando Taburu’na saldırdı. 12 şehit, çok sayıda asker yaralandı. 2007 yılında tam 118 mehmetçik şehit edildi. AKP Hükümeti ise PKK’ya karşı kararsız bir tavır içinde. TSK bu durumun sürdürülemeyeceğini tespit eder.

Çare: Irak’ın kuzeyinde yuvalanan PKK’nın kritik isimlerinin nokta operasyonuyla vurulması.

Zaten uzun süredir PKK kampları yakın takiptedir. TSK planlamasını yapar. İki günlük harekatta PKK liderliğinin konuşlandığı bölgeler belirlenir.

Uçakların hedefe yaklaşma biçimi sürprizdir. PKK, Türk jetlerini kuzey hattından bekler. Ancak bu kez Kandil çevresindeki diğer kamplara güneydoğu hattından, İran tarafından yaklaşılır... Hava harekatının baskın etkisi kritiktir zira...

Operasyon son derece gizlidir. Hedef, PKK’nın üst kadrosudur: Cemil Bayık, Murat Karayılan...

ABD ile oluşturulan ortak çalışma grubuna da sınırlı bilgi verilir. Sızma endişesi vardır TSK yetkililerinde.

CIA OPERASYON BİLGİSİ PEŞİNDE

CIA yetkilileri Ankara’da bilgi peşindedir. TSK’nın PKK’ya kontrolsüzce operasyon düzenlemesi büyük endişe kaynağıdır. Öyle ki operasyonlarda PKK’nın üst düzey kadroları hedef alınacaksa ABD bilmelidir. Ancak TSK ayrıntılı bilgi vermez. Yalnızca genel bilgiler ve vurulacak alanların kaba çerçevesi paylaşılır ABD ile...

Tarih gelir. 2 Mayıs 2007’de Türk jetleri havalanır. Hedefler bellidir: PKK’nın ele başları...

Türk jetleri önceden verilen hedefleri bir bir vurur. Uçaklar üsse döndüğünde durum değerlendirmesi yapılır.

Ankara’daki GES Komutanlığı sinyal tespiti ile operasyonun etkisini ölçer...

Sonuç: Hedefler vurulmuştur ancak PKK yöneticileri bir şekilde bombardımandan kurtulmuştur. Oysa nokta hedefler önceden analiz edilmiştir. Peki nasıl olur da PKK elebaşları bu şekilde ortadan kaybolmuşlardır.

Durum TSK’nın açıklamasına da yansır: “(...)örgütün silahlı unsurlarını yönetmeye çalışan Bahoz kod adlı teröristin (Suriyeli Fehman Hüseyin), yıllardır yuvalandığı Zap bölgesini terk ederek daha emniyetli olduğunu zannettiği Sinad-Haftanin bölgesine kaçtığı tespit edilmiştir. Başka bir yöneticinin operasyon bölgesi dışında yer alan Gara Dağı bölgesine kaçtığı belirlenmiştir. Ayrıca, örgütün sözde lider kadrosundan Cemil Bayık isimli terörist, beraberindeki kalabalık bir grup ile komşu bir ülkeye kaçmıştır.”

Oysa bugünden bakınca bu operasyon çok kritiktir. Şöyle düşünün: ABD’nin kontrolündeki açılıma işte bu süreçle birlikte hız verildi. PKK’nın silahla etkisizleştirilemeyeceği görüntüsü topluma bu sürecin sonunda propaganda edildi. Hava operasyonun başarılı olması PKK’nın kritik yöneticilerini kaybetmesi anlamına geliyordu. PKK bu operasyonun ardından ciddi bir dağılma süreciyle karşı karşıya kalabilirdi. Bu operasyon TSK’nın diğer operasyonlarının önünü açabilirdi. Ama olmadı...

TSK’nın, PKK’nın üst düzey yöneticilerini hedef alan bu hava harekatı sızdırılmış mıydı?

Yanıtını yıllar sonra ortaya çıkan bir ABD belgesi verdi. ABD’nin en önemli istihbarat kurumlarından biri olan NSA (National Security Agency)’nin belgeleri Edward Snowden adlı çalışanı tarafından sızdırılmıştı. O sızıntıdan ortaya çıkan son belge PKK’ya yönelik operasyonun ilk günden beri ABD tarafından takip edildiğini ortaya serdi.

ÇOK GİZLİ’ DAMGALI İSTİHBARAT BELGESİ

NSA belgesi “Çok Gizli” damgalı. Özel olarak Türkiye için hazırlanmamış. Belgede 2008 yılı içerisinde dünya çapında ülkelerin gerçekleştirdiği “manhunting” operasyonlarının dökümü var. “Manhunting” “insan avı” demek. Ancak askeri terminolojide terör örgütlerinin kritik isimlerine yönelik nokta operasyonları olarak tanımlanıyor. Aklınıza ABD’nin El Kaide lideri Bin Ladin’e karşı yürüttüğü operasyon gelsin.

TSK 2008’de birçok hava harekatı gerçekleştirdi. Ancak bu belgede özel olarak sadece 2 Mayıs 2008’de gerçekleştirilen hava operasyonu listeye alınmış. Belgede operasyonla ilgili olarak şu bilgi veriliyor: “Türkiye 17 savaş uçağını Kandil bölgesindeki PKK kamplarını vurmak için gönderdi. Hedefte PKK’nın üst düzey liderleri vardı.”

Bilginin kaynağı ise “SI” olarak kodlanmış. İngilizce açılımı “special intelligence”. NSA, hedef ülkelerden elde ettiği iletişim istihbaratını bu şekilde kodluyor. Bu, NSA’nın TSK’nın iletişim ağlarını yakın takibe aldığını ortaya koyan en açık belge. Öyle ki NSA belgesindeki bilgi “gizli” ve yabancılara asla gösterilmemeli anlamına gelen “noforn” olarak kodlanmış. Zira bu bilginin ortaya çıkması durumunda ABD’nin TSK üzerinde yürüttüğü dinleme operasyonları da açığa çıkacak.

ERDOĞAN-BUSH GÖRÜŞMESİ

TSK’nın PKK operasyonuyla ilgili NSA’nın elinde muhtemelen çok daha geniş bilgi var. Bu bilgiler önümüzdeki dönem ortaya çıkacak sızıntılarla açıklığa kavuşacaktır. Ancak ABD’nin bu dinleme operasyonun ne kadar kritik olduğunu anlamak için dinlemelerin gerçekleştiği döneme biraz daha derinden bakmak gerekli.

2007-2008 dönemi PKK’nın en yoğun saldırı gerçekleştirdiği dönemlerden biriydi. Dağlıca, Aktütün saldırıları bu dönemde gerçekleşti. AKP Hükümeti’nin PKK’ya karşı kararlı bir tutum sergilememesi PKK’yı daha da azdıran bir etkendi. Saldırılarda en ağır kaybı yaşayan Türk Silahlı Kuvvetleri ise, PKK’ya yönelik kapsamlı operasyon istiyordu. 17 Ekim 2007’de tezkere çıkarıldı.

İşte tam bu süreçte ABD girdi devreye. Irak’ı işgalinin ardından “Kürt devleti” senaryolarını üst noktaya taşıyan Bush Yönetimi, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine girmesine karşıydı. TSK’nın olası operasyonları, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani-Talabani-PKK üzerinden üç sacayağına oturttuğu düzeni yıkma tehlikesi taşıyordu. Bush ile görüşme ayarlandı.

5 Kasım 2007’de daha sonra üzerinde çok konuşulan Erdoğan-Bush görüşmesi gerçekleşti Washington’da. Oval Ofis’teki görüşme sonrası ABD, TSK’nın PKK operasyonlarına karşı kritik kazanımlar elde etti. Bu görüşmeden sonra Ergenekon ve Balyoz tertipleriyle doruk noktasına ulaşan TSK’ya yönelik etkisizleştirme operasyonun düğmesine basıldı. “Ortak mekanizma” perdesiyle TSK’nın PKK’ya yönelik operasyonlarının önü alındı. Sözde ABD, PKK ile ilgili nokta istihbaratlar verecek ve Irak’ın kuzeyinde PKK’nın lojistik hatlarını kesecekti. Ancak bütün bu görüntü göstermelikti.

TÜRKLER HABER VERMEDEN OPERASYON YAPTI’

ABD ile işbirliği perdesiyle PKK’nın önü açıldı. Ağır saldırıların ardından gelen geçici ateşkeslerle PKK’yı bir muhatap olarak gösterme operasyonu başlatıldı. Dönemin ABD Savunma Bakanı Robert Gates anılarında şöyle yazdı bu dönemi:

“Türkler, sınır ötesinde bir dizi kara ve hava operasyonu düzenledi ve durum kontrolden çıkmaya çok yakındı. (O dönemde Irak’taki çok uluslu gücün komutanı) David Petraeus, Türklerin bize en azından önceden haber vermesini sağlamak için çok uğraştı ki böylece Türk ve ABD güçlerinin kazara karşı karşıya gelmemesinden emin olabilirdik ancak Türkler gelişigüzel ve çoğu zaman sonradan haber veriyordu. Bu operasyonlar birkaç ay sürdü ve Ankara’yı ziyaretimin hemen öncesinde başlayan, 2008 Şubat’ının sonundaki büyük bir sınır ötesi askeri operasyonu da içerdi.”

ABD’li Savunma Bakanı’nın söylediği gibi TSK’nın sınırötesi PKK operasyonları en büyük engeldi ABD’nin planlarında. Bu nedenle de TSK yakın takibe alındı NSA tarafından. TSK operasyonlarının sonuçsuz kalması için ABD’li istihbarat kurumları yoğun çaba harcadı.

ÖCALAN DEVREYE SOKULDU

Bu süreçten sonra AKP Hükümeti, PKK’nın üst düzey yöneticileri ile görüşmeye başladı. İmralı da Öcalan bir aktör olarak devreye sokuldu. Bölünme anlamına gelen açılım süreci işte 2007-2008 yılında doruk noktasına çıkarılan PKK saldırıları ve TSK’nın bu saldırılara karşı “çaresizliği” görüntüsü altında geliştirildi. 2008 Şubatında gerçekleştirilen “Güneş Harekatı” da sonuçsuz bırakıldı. Öyle ki harekatın bilgileri F tipi örgüt tarafından yayınlanan ve dönemin GES Komutanı’na ait olduğu bildirilen ses kayıtları ile günler öncesinden sızdırıldı.

ABD’nin TSK’yı an be an dinlediğini ortaya koyan NSA belgesi işte bu kritik dönemecin en önemli belgesi konumunda. Mustafa Kaya, Aydınlık, (18.7.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura