Diğerleri > Sis Çanı
31-01-2013
NELER OLDU 13-18 OCAK 2013 (Borçlanma, bilim, kriz, yabancıya toprak, bölücülük, çevre, OMT, kadın, özelleştirme, yabancı sermaye, işsizlik )

Cihan Dura

31.1.2013


13.1.2013

BORÇLANMA: TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU

Hazine ilginç bir karar aldı. Anlaştığı iki kredi derecelendirme kuruluşundan birini değiştirdi. Moody’s kaldı. Ama olumsuz raporlar yazan S&P yenilenmedi. Yerine Türkiye’nin notunu yükselten Fitch tercih edildi.

Bence bir fırsat kaçırıldı. Kamu borcunun milli gelire oranı düştü. Hazine’nin yurt dışında borçlanma ihtiyacı adeta hiç yok. Pekala ikisi de bırakılabilirdi. Üstelik TL üzerinde değerlenme baskısı hafiflerdi. Ne diyelim; bekara boşanmak kolay gelirmiş!

Kasım cari işlemler açığı 4.5 milyar dolar çıktı. Piyasa 4.8 milyar dolar bekliyordu. Böylece onbir aylık dış açık 45 milyar dolara geriledi. Geçen yıldan 25 milyar dolar düşüktür. Yılı 51 milyar dolar civarında bitirir.

Bu yıl dış açığın ve enflasyonun gerilemesi “sıcak paracıları” çok üzdü. İkisine de düşmez dediler. Tutmadı. Son bir umutları daha kaldı. Bundan sonra ikisinin de artışa geçmesini heyecanla bekliyorlar. Umut zenginin ekmeği...

Borç hassas konudur

Net kamu borcuna yeni tanım getiren Perşembe yazım ilgi uyandırdı. Ekodiyalog ortağım Ege Cansen’le uzun bir telefon konuşması yaptık. Muhasebenin (ve muhakemenin) baş ustasıdır. Beni sınava çekti. Notu da kıttır. Galiba geçtim.

Borç konusunda Türkiye’nin kent efsaneleri dirençlidir. Örneğin vatandaş kamu borcunun sürekli arttığına inanır. Bütçe açığının azaldığına, borç oranının gerilediğine asla ikna olmaz.

Diğeri dış borçlardır. Türkiye’nin dış borcu bir şekilde kamunun dış borcu ile özdeşleştirilir. Eskiden kamu borcu ile Türkiye’nin dış borcunun toplandığı bile olurdu. Neyse artık yapılmıyor.

Türkiye’nin dış borç stoğu verilerini çeyrek bazında Hazine yayınlıyor. Eylül sonu (üçüncü çeyrek) sonuçları açıklandı. Brüt ve net borç için ayrı seriler var. Brüt borç hesabında kamu ve özel kesim ayırdediliyor. Ama brüt dış varlıklar için bu kategoriler kullanılmıyor. Neticede net dış borcun kamu ve özel kesim arasında dağılımı görülmüyor. Hazine’nin ayıbıdır.

Özel dış borç artıyor

2002 sonunda Türkiye’nin dış borcu 130 milyar dolar yada milli gelirin yüzde 56’si idi. 87 milyar doları (üçte ikisi) kamuya, 43 milyar doları (üçte biri) özel kesime aitti. Dönem boyunca dış borç stoğu arttı ama milli gelire oranı ve kamunun payı azaldı.

Eylül 2012 sonuçlarını aşağıdaki tabloda özetledim. Toplam dış borç 326 milyar dolara, kamu borcu 109 milyar dolara, özel kesim borcu 217 milyar dolara yükseldi. Yani özel kesim borcu 2002’ye göre dört kat, toplam borç ise bir buçuk katı arttı. Brüt dış borcu halen kamu, özel bankalar ve reel kesim dış borcu eşit (üçte bir) paylaşıyor. Kamu bankaları ve TCMB çıkınca Hazine’nin payı dörtte bire, milli gelire oranı da yüzde 11’e geriliyor.

Eylül sonu için Türkiye’nin net dış borcunu ise Hazine 192 milyar dolar hesaplıyor. Milli gelirin yüzde 25’i ediyor. 2002 sonunda 88 milyar dolardı (milli gelirin yüzde 38’i). Yukarıda söyledim. Net dış borcun kamu ve özel kesim arasında dağılımı yayınlanmıyor. ■ Asaf S. Akat, Vatan 13.1.2013

 

BİLİM: HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT BİLİMDİR

Bilim insanı ve siyasetçi Erdal İnönü, bilim tarihine büyük önem veriyordu. Bilim tarihi konusundaki çalışmaları daha sonra onun yeni bir siyasi bakış açısı geliştirmesine yol açtı. Erdal İnönü, bu yeni siyasi bakış açısını çeşitli ortamlarda dile getirdi.

Bilim Tarihi dergisinde yayımlanmış olan ilginç bir konuşmasında İnönü, bilimin tarihteki ve toplumsal gelişmedeki rolü üzerine olan düşüncelerini açıkladı. Erdal İnönü’nün 21 yıl önce yaptığı bu konuşmanın önemli bir bölümü şöyledir:

“... Fen Fakültesi’nin açılışı hayatımda unutulmaz bir yer tutmuştur.

 Liseyi yeni bitirmiş, yeni fakültenin açılışında bulunan bir öğrenci olarak o törene gelmiştim. Ama yine de tabii, ‘törenler törenlerdir, fazla bir şey çıkmaz törenlerden’ diye düşünüyordum. Hasan Âli Yücel’in büyük törenden sonra söyledikleri ilginçtir. Sınıfta toplanmıştık. Bize geldi ve kısa bir konuşma yaptı. Bize başarılar diledi. Sonra da dedi ki:

 ‘Kendinizi küçük görmeyin. Siz burada dünyada ne öğretiliyorsa onları öğreneceksiniz. Amerika’da, Avrupa’da büyük bilim adamları ne söylüyorlarsa burada size onları söyleyecekler ve siz onlar gibi olabilirsiniz. Kendinize güvenin, hiç kendinizi küçük görmeyin, araştırma yapın, siz de onlar gibi olursunuz’ dedi.

Sonra başımızdan türlü olaylar geçti. Amerika’da ben doktora öğrenimimi yaptım. Araştırma hayatına girdim. Başkaları yaptılar, yapmadılar. Ve gördüm ki, gerçekten Hasan Âli Bey’in o gün söylediğini daha ciddiye alsaydık, daha önemli araştırmalar yapabilirdik. Kendimize daha çok güvenseydik, gittiğimiz yerlerde veya Türkiye’de araştırma yaparken gerçekten bizim de Avrupa’daki bilim adamları kadar iyi şeyler yapabileceğimize onun söylediği kadar inansaydık, gerçekten daha büyük şeyler yapardık. Bunu sonradan fark ettim.” ■Cumhuriyet, 13.1.2013

 

14.1.2013

 

AB, KRİZ: AVRUPA, BORÇTAN KURTULAMAZSA ‘EURO’ TARİH OLUR

Küresel kriz Amerika’da patladıktan bir yıl sonra Avrupa sahillerine ulaştı. Geçen 3 yıl içinde sürekli şekil değiştirerek son olarak ‘borç krizi’ halini aldı.

‘Şirket olsak iflasımızı açıklardık’ diyen ülkelerden adalarını satışa çıkaran ülkelere kadar borç batağındaki birçok devlet Avrupa Birliği’nin koruyucusu konumundaki Almanya’nın kapısını çaldı. Alman vergi mükelleflerini isyan ettiren AB yardımları bile henüz sonuç vermiş değil.

Amerikalı kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s, hafta içi yayınladığı ‘Euro Bölgesi borç krizi: 2013 dönüm noktası olur mu?’ başlıklı raporunda yatırımcı güveninin ancak üye ülkelerin ekonomilerini dengelemekte başarılı olması durumunda geri kazanılacağını belirtiyor. Bunun da ancak kamu borçlarının stabilize edilmesi ve dış borçların da azaltılması durumunda gerçekleşebileceğinin altını çiziyor. Geçen yılın gelişmelerini anlatan rapor, yılın daha ilk ayında 9 üye ülkenin notunun düşürüldüğüne işaret ederek, bunların içinde 30 yıldır en yüksek not olan A+’ya sahip Fransa’nın bile payına düşeni aldığını anlatıyor. Yine ilk 6 ayda AB ülkelerinin genel itibarıyla mali problemlerle boğuştuğuna işaret ediyor. Türkiye cephesinde ise 2012 Avrupa gibi karanlık değil, bilakis hızlı büyümeyi yavaşlatmak için önlemler alınmasını gerektirecek kadar parlak geçti. Bir diğer kredilendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin notunu kredi yapılabilir seviyeye yükseltti.

Yılın ikinci yarısına gelince sermaye piyasalarının Euro Bölgesi politika yapıcılarının borç meselelerine karşı aldığı tedbirleri olumlu karşıladığını anlatan rapor, yine de 17 ülkenin 13’ünün kredi notlarının negatif görünüme düştüğünü aktarıyor. 2013’te 2012’deki yüzde 0,6’lık daralmanın, yüzde 0,1’e gerileyeceği, alınan tedbirlerin 2014’te ancak yüzde 1’lik ufak bir büyüme farkı oluşturacağı kaydediliyor. Özellikle Yunanistan gibi borç probleminin kısa vadede çözümü olmayan periferi ülkeler yüzünden ekonomik risk ortadan kalkmış değil. Bu ülkelere çözüm bulunmaması halinde önce ortak para birimi Euro’nun iptal edilmesi, sonraki aşamalarda birliğin yeni bir hal alması söz konusu olabilir. Ekonominin sosyal alana doğrudan etkisi de hissedilmeye başladı. Önümüzdeki dönemde Almanya dışındaki tüm ülkelerde işsizlik oranlarının artması bekleniyor. 2013’te Almanya, Avusturya ve İtalya gibi ülkelerde seçim yapılacak.

Geçim sıkıntısına düşen Avrupalı seçmenin daha sert söylemleri olan radikal partilere yönlendiği biliniyor. Bu durumda daha önce merkezdeki partilere teveccüh eden seçmenin siyasi görünümü değiştirmesi de bekleniyor. Öte yandan finansal imkânları daralan Avrupalının mevcut durumda bile problem kabul ettikleri aile kavramına verdikleri değer miktarı daha da azalacak. Çocuk yaparak üzerine finansal yük almak istemeyenlerin çoğalması demografik yapıyı ülkenin aleyhine değiştirecek. Hem nüfus hem de genç nüfus oranı daha da azalacak. ■ Zaman, 14.1.2013

YABANCIYA TOPRAK: ARAPLAR TÜRKİYE’DE KİRALAMAK DEĞİL, OTURMAK İÇİN EV ALIYOR

Yabancılara mülk satışında mütekabiliyet şartını kaldırarak 183 ülke vatandaşına Türkiye’den konut satın alabilmesine imkân veren yasa, yürürlüğe girmesinden bu yana beklenen etkiyi oluşturmadı.

Gayrimenkul Yatırım Danışmanlığı Şirketi Reidin’in CEO’su Ahmet Kayhan, Türkiye’den ev satın alacak yabancılara oturum izni meselesini çözmeden, kanunun etkisini göstermeyeceğini söyledi. GRI 2013 toplantılarında Zaman’a değerlendirmede bulunan Ahmet Kayhan, “Yabancıya oturma izni çözülmeden çok fazla para gelmez. Ama 3-5 sene içinde kanun oturdukça para gelmeye başlayacak.” dedi. Özellikle İranlı ve Suudi Arabistanlılar için oturma izninin önemli olduğunu vurgulayan Kayhan, “Bu ülkelerden gelerek Türkiye’de mülk satın almak isteyenlerde ‘alıp da kiraya vereyim’ düşüncesi yok.” diye konuştu.

Körfez ülkelerinin mülk satın almak için fırsat kolladıklarını belirten Kayhan, ama bazı yasal işlemlerin kendilerini kararsızlığa ittiğini vurguladı. Kayhan’a göre Türkiye’de tapu kadastro iyi çalışan bir organizasyon ama yabancılara yönelik satışlarda bazı özel izinlerin alınması gerekiyor. Üç aylık bir süre ve bazı terletici işlemler var. Bu tecrübeyi yaşayan yatırımcı Türkiye’nin tanıtımını da bu anlamda olumsuz yapıyor. Körfez ülkelerinden en çok yatırım çeken Dubai’de de Türkiye’deki benzeri kanunun oturması 5 yıl almış. Şimdi Dubai bir saat içerisinde tapuyu veriyor ve ertesi günde konut alan kişinin vizesi çıkıyor. Kayhan, yatırımcıların bakışını ise şöyle özetledi: “Herkesin kafasındaki soru kısa ve orta dönemde para kazanıp kazanamayacağı. Ülkelerin yatırım fonları hariç 10-20 yıllık gidişata bakan dünyada çok az fon var. Genelde geri dönüş beş yıldır. O fonlar da daha güvenli yerlere bakıyor. Yatırım yapılabilir notunun artması iyi ama yeterli değil.” 2013 yılında önemli şirketlerden büyük satın almalar olacağını, Körfez ülkelerinin Türkiye’ye ilgisinin arttığını kaydeden Kayhan, bu yıl AVM satın almalarında yoğunluk beklendiğini söyledi. ■ Zaman, 14.1.2013

BÖLÜCÜLÜK: BÖLÜNMENİN ANAYASAL ADI: FEDERALİZM
Batılılar, Arapları “Büyük Arabistan Devleti” vaadiyle Osmanlı’dan ayırmayı başardılar. Sonra da, tarihte görülmemiş bir şekilde dini, dili, ırkı ve coğrafyası aynı olan Arapları, birçok devletçiklere böldüler. Bu da yetmedi, farklı kamplara ayırıp birbirleriyle çatıştırdılar. Aynı oyun “Arap Baharı” adıyla tekrar sahneleniyor. Ne gariptir ki, senaryoyu yazanlar, oyunu kuranlar, yapacakları gizlemiyor, açıkça ifade ediyorlar. Örnek Bernard Lewis’in söyledikleri. Bernard Lewis, “İslâm coğrafyasının yeniden parçalanması ve Arapların devletlerinin sayının 30’u geçmesi gerektiğini” söylüyor. Sebebini de şöyle açıklıyor: “Arap devletlerinin nüfusu arttı. İsrail’e karşı tehdit oluşturuyorlar. Bu devletler, yeniden bölünürse, bölünen parçalar birbirleriyle boğuşur, böylece İsrail rahat nefes alır ve ömrü uzar.” Bu açık beyanlara rağmen, sahnelenen oyunda rol alanlara, “gafil” deyip geçenlerin asıl kendileri gafildir.
Sadece Arapları mı tekrar bölmek istiyorlar? Hayır, Türkleri de, Kürtleri de bölmenin gayreti içerisindeler. Bölmeye anayasal bir ad koydular: Federalizm. ABD, işgal ettiği Irak’a federal bir anayasa yaptı ve fiilen Irak’ı üçe böldü. Bazıları “böldü ve ayrıldı” diyorlar. Batılılar, işgal ettikleri yerlerden öyle kendiliğinden kolay kolay ayrılmazlar. Ayrılsalar bile, fitne ve fesat tohumlarını eker de ayrılırlar. İslâm coğrafyası, tarih boyunca büyük devletler tarafından idare edildi. Bu coğrafyada küçük devletler, hele hele federalizm, tam bir kargaşa, huzursuzluk ve çatışma demektir. ABD, Irak’ı işgal ederek, işte bunu yaptı. Türkiye’de de aynı şeyi işgalsiz, sessiz sedasız, demokratik yolla yapmaya çalışıyor.
Kürtler adına politika yaptığını iddia edenler de, geçmişteki Araplar gibi, “Büyük Kürdistan” hayalinden söz ediyorlar. İsrail için mevcut Arap devletlerini tehlike görüp parçalamaya çalışan Batılılar, Kürtlere, İsrail’den daha büyük “Büyük Kürdistan” kurduracaklar, öyle mi? Buna inananın aklına şaşılır. Kürtlerin, ayrılmasını destekleyen Batılılar, bunu Kürtlerin, kara kaşına ve kara gözüne âşık olduklarından yapmıyorlar. Çıkarları icabı böyle davranıyorlar. Eskiden beri, aynı görüşteler. İngiltere Büyükelçiliği müsteşarı Holer, Mr.C. Kerre gönderdiği 27 Ağustos 1919 tarihli şifresinde şöyle der: “Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez. Kürtlerin meselesine verdiğimiz ehemmiyet Mezopotamya bakımındandır.” Batılıların politikası, her zaman böyledir. Çıkarına uygunsan baş tacı yaparlar, değilse deliğe süpürürler.
Ne yazık ki, Türk ve Kürtlerden bazı aklıevveller, ABD’nin federalizm tuzağına olumlu yaklaşıyorlar. Diyorlar ki: “Federalizmden korkmamak lâzım. Federalizm, bize hiç yabancı değil ki! Osmanlı Devleti, bir federal devletti, eyaletleri vardı. Türkiye de, böyle olsa ne kaybederiz?” Tam bir tuzak veya tam bir cehalet. Evet, Osmanlı’da eyalet sistemi vardı. Vardı ama Osmanlı, birbirinden ayrı ülkeleri, birbirinden ayrı milletleri idare ediyordu. Osmanlı, eyalet sistemini uygulamaya mecburdu. Peki, Türkiye öyle mi? Türkiye’de aynı ülke üzerinde, aynı millet yaşıyor. Böyle bir ülkeyi eyaletlere bölmek için, önce milleti bölmek gerekir. Zaten yapmaya çalıştıkları da budur. Millet bölününce, denilecek ki: “Aynı ülke üzerinde iki millet olmaz, ülkeyi de bölelim.” Bu, geçmişi çok eskiye dayanan tarihi bir oyundur. “Tarihi oyun” diyoruz, gerçekten tarihidir. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra hatıralarını yazan İngiliz ajanı Lawrence şunları söyler: “En büyük ukdem, bir Kürt devletini kurmaktı. Eğer bunu başarsaydım, Türkleri tarihe gömerdim.” Türklerin tarihe gömüldüğü yerde, Kürtler kalacak mıydı? Elbette kalmayacaktı. Türkler ve Kürtler, asırlarca birlikte yaşamış, yine de birlikte yaşamak zorunda olan bir millettir. Aksi durum, her iki taraf için de yokluk demektir. ■ M. Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, 14.1.2013


ÇEVRE: ÇİN'DEKİ HAVA KİRLİLİĞİ

Çin'de son zamanların en yüksek seviyesine çıkan hava kirliliği, ülke genelinde yaşamı olumsuz etkiliyor. Başkent Pekin başta olmak üzere, Hıbey, Hınan, Şandong ve Guangşi eyaletlerinde son zamanların en yüksek hava kirliliğine ulaşıldığı kaydedildi. Çin'de kirli havanın yol açtığı yoğun sis nedeniyle yollarda görüş mesafesinin düşmesi sonucu son iki günde yaklaşık 70 trafik kazası kaydedildi. Özellikle alerjisi olanlar ve astım hastalarının olumsuz etkilendiği belirtilirken, Pekin, Cinan, Şıciacuang ve Nanning gibi kirliliğin yoğun olduğu büyük kentlerde solunum yolları rahatsızlığı şikayetiyle hastaneye gidenlerde sekiz kat artış görüldüğü vurgulandı. Asit, alkali, amin ve fenol gibi zararlı maddelerin yoğun olduğu kirli havada, farenjit ve soluk borusu iltihabı gibi alerjik vakaların attığıbildirildi.Hava kirliliğiyle ilgili anlık veriler yayınlayan Pekin Belediyesi'nin internet sitesinde halka "mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması" tavsiye ediliyor. Kirli havanın yarından itibaren dağılmaya başlayacağı tahmin edilirken, halkın korunma için maske kullandığı gözleniyor. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve üretim dinamosu Çin'de hızlı sanayileşme, enerjide kömürden yararlanma ve araç sayısının artması gibi nedenler hava kirliliğini artıyor.Çin bu nedenle son dönemde yenilenebilir ve yeşil enerji için çalışmalar yürütüyor. ■ Yeniçağ, 14.1.2013

15.1.2013 

OMT, RTE: ERDOĞAN KANDIRILDI MI?

ABD’li araştırmacı Dr. Griffin Tarpley, “Obama, her hafta Erdoğan’ı arıyor, kibir ve hırsı ile oynayarak onu bir yere itiyor. Mübarek’in düşürülmesinden sonra Türk hükümeti Yeni Osmanlı İmparatorluğu fikri ile kandırıldı. Bu aldatmaca ile sıfır sorundan, başta Kürt sorunu olmak üzere, onlarca sorunlar dizisine geçiverirsiniz. Türkler öncelikle ABD ve İngiltere ile ittifakın öldüren bir kucaklama olduğunu anlamalı; bir başka deyişle İngiliz ve Amerikalılar Türkleri öldürene kadar sevecekler. Türkleri, Suriye’ye karşı kullanacaklar. Ve çatışmayı modern Türkiye’yi yok etmek için kullanacaklar. Korkarım, Obama’nın aldattığı Erdoğan ve Davutoğlu bu psikoloji ile kendi çukurlarını kazıyorlar. Kazanacakları hiçbir şey yok ve kaybedecekler” dedi.

Tarpley, 2012’nin Ağustos ayında da benzer bir konuşma yapmıştı.

Biz de o zaman “Tarpley’in değerlendirmesi doğru ama burada oyuna getirilme diye bir durum yok. Zira Tayyip Erdoğan, Beyoğlu İlçe Başkanlığı’ndan itibaren ABD ile anlaşmıştır. AKP iktidar olduktan sonra da milletvekili olabilmesi, ABD Büyükelçisi’nin ilgili devlet kurumlarını ve CHP’yi ziyaret etmesi ile sağlanmıştır. Yine seçimlerdeki seçmen kayıtları ve bilgisayar hilelerinde ABD’nin teknolojik desteği vardır. Zaten AKP’nin programı bile belgesini yayınladığım gibi ABD’den gönderilmiştir” diye yazmıştık.

■ Arslan Bulut, Yeniçağ, 14.1.2013

 

KADIN: BU VAHŞET NE ZAMAN BİTECEK

Yargı bıraktı, koca öldürdü. Ankara ve Gaziantep’te iki kadın daha boşanmak istedikleri eşleri tarafından öldürüldü

Ankara’da seyyar satıcılık yapan Metin C. (39), bir süredir ayrı yaşadığı eşi Gönül C’nin (34) baba evine gitti. İddiaya göre Metin C, tartıştığı eşini 4 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Metin C’nin, bir süre önce kendisinden boşanmak isteyen eşini bıçakla yaraladığı iddiasıyla tutuklandığı öğrenildi. Zanlının cezaevinden çıktıktan sonra barışmak istediği, Gönül C’nin de kasım ayında eşi hakkındaki uzaklaştırma kararını kaldırttığı bildirildi.

Önüne geleni bıçakladı

Gaziantep’in Nizip ilçesinde, boşanma davası açan eşi Adviye Genç ile barışmak isteyen Servet Genç dün akşam eşinin yaşadığı eve gittti. Eşini boşanma kararından vazgeçiremeyen Genç, ekmek bıçağıyla eşi Adviye Genç, kayınvalidesi Emire Şendir, eşinin kardeşi Cemil Şendir ve yakınları olan Ahmet K. ile Abdurrahman K.’yi bıçaklayıp kaçtı. Adviye Genç ile Emire Şendir öldü.

Anne ve çocukları katledildi

İzmit’in Kuruçeşme semtindeki bir evde oturan Aysel Geniş, çocukları 7 yaşındaki Gökdeniz, 5 yaşındaki Görkem ve iki aylık olan Aysime Geniş’le birlikte bıçaklanarak öldürüldü. Aysel Geniş’in eşi Ramazan Geniş’in kayıp olduğu belirlendi. ■ Cumhuriyet, 15.1.2013

 ÖZELLEŞTİRME: ‘KAMU ARAZİLERİ ÖZELLEŞTİRİLEMEZ’

Beylikdüzü’ndeki 100 dönümlük belediye arazisi 49 yıllığına kiraya verildi

İstanbul İl Genel Meclisi’nde CHP’li üyelerin itiraz etmesine karşın AKP’li üyelerin oyçokluğuyla Beylikdüzü ilçesi Gürpınar mevkiinde, belediyenin “Yeşil Vadi” ismini verdiği projeye paralel olan 100 dönümlük arazinin 49 yıllığına özel şahıslarca kullanımına izin verildi.

“Eğitim Tesisleri” olarak kayıtlı bulunan araziyle ilgili il genel meclisinde oylama yapıldı. CHP’li hukuk komisyonu üyeleri avukat Reis Şimşek ve Seher Okşar Kadırga, komisyon görüşmelerinde de rapora itiraz ederek şerh koydu.

CHP’li Şimşek, yaptığı konuşmada, “Bu raporla yaklaşık 100 dönümlük arazi üçüncü şahıslara bedelsiz verilip bahse konu yatırımın yapılabilmesi için yüklenici firma lehine bedelsiz olarak 49 yıllığına ‘üst hakkı’ verilmesi istenmektedir. Ucu açık olan bu yöntemi kabul etmeyelim.

Bu arazi büyük bir arazi, bırakalım idarenin bünyesinde kalsın, bu eğitim tesisi ve işletmesini kurum yapsın. Özel kişiyle paylaşıp zor bir hukuki süreç yolu seçiliyor. İl özel idaresinin arazisi üzerine okulumuzu idaremiz yapsın. Milli eğitim kurumu ve bina inşasıyla işletmesine özel sektörü sokmayalım” dedi. Ancak AKP grubu bu öneriyi kabul etmedi ve yapılan oylamada da CHP’lilerin itirazına karşın AKP’lilerin oyçokluğuyla karar kabul edildi. ■ Cumhuriyet, 15.1.2013

 

16.1.2013 

YABANCI SERMAYE: PETROLDE KAPI TEKELLERE AÇILIYOR

Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın yaptığı açıklamada, petrol sektörünün arama ve üretim faaliyetlerini düzenleyen Türk Petrol Kanunu Tasarısına sert tepki gösterdi. Tasarı ile petrol sektöründe devlet adına faaliyet gösteren kamu kuruluşu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) zayıflatılmak istendiğini belirten Öztaşkın, yabancı petrol tekelleri ile yerli ve yabancı sermayeye yeni çıkarlar sağlanacağını ifade etti.

TPAO’dan vazgeçilemeyeceğini kaydeden Öztaşkın, “Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın yasalaşması halinde, yerli ve yabancı sermayenin sektörde önü açılmakla kalmayacak, tasarı ile ayrıcalıkları ve devlet adına faaliyet gösterme konumu ortadan kalkacak olan TPAO’nun sektördeki öncü konumu zayıflayacaktır. Tasarı TPAO’yu dikey entegre yapıya sahip dev petrol tekelleri ile denk olmayan koşullarda rekabet etmeye zorlayacaktır” dedi.

Böyle Gerekçe Olmaz

Petrol sektörünün serbestleştirilmesini öngören bu kanun tasarısının gerekçesinin, yıllardır sektöre yeterli yatırımın yapılamamış olmasının gösterilemeyeceğini dile getiren Öztaşkın şunları ifade etti: “Petrol sektöründe yurt içi arama ve üretim faaliyetlerinde istenen seviyelere gelinememesinin asıl nedeni, kamu kuruluşumuz TPAO’nun yeterince desteklenmemesi; geçmişte TPAO bünyesinde oluşturulan arama, üretim, rafinaj, petrokimya ve dağıtım faaliyetlerinden oluşan entegre yapının parçalanması ve sektörde özelleştirme politikalarının uygulanmasıdır.”

Dünyadaki Gerçekler

PETROLDE özelleştirmenin arz güvenliği açısından ciddi bir riske neden olacağını belirten Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın şunları ifade etti: “Bu politikaların bir parçası olan tasarı ile stratejik petrol sektörünün yerli ve yabancı sermayeye bırakılması, arz güvenliğini ciddi ölçüde tehlikeye sokacaktır.

Bilindiği gibi birçok devlet, çoğunlukla kamu eliyle kurdukları petrol şirketlerini arama, sondaj, ham petrol üretimi, boru hatları ile taşıma, rafinaj, petrokimya, kimya, dağıtım, pazarlama, faaliyetlerini de içerecek biçimde dikey entegre bir yapıda oluşturmuşlardır. Petrol sektöründe dünyada devlet şirketlerinin yükselişi devam etmektedir. Tasarı, dünyadaki bu gerçekleri görmezden gelmekte, sektörde dümeni özel şirketlere vermeye hazırlanmaktadır.

Petrol-İş Sendikası, yıllardır ülkemiz zenginliklerini ekonomik değere dönüştüren TPAO’yu zayıflatacak ve zamanla yok edecek girişimlere karşı duracaktır.”

Tasarı Geri Çekilmeli

PETROL-İŞ Genel Başkanı Öztaşkın, petrol tasarısının geri çekilmesi gerektiğini belirterek dikkat edilmesi gereken unsurları şöyle sıraladı:
- Petrol kaynaklarımızın aranması, geliştirilmesi ve üretilmesi ile ilgili tüm faaliyet ve işlemlerde kamu ve ülke yararına uygunluk temel ölçüt olmalıdır.
- Ülkemizde üretilen ham petrolün ülke güvenliği ve yurt içi tüketim için gerekli bölümünün ayrılması koşulu kaldırılmamalı, arz güvenliğine ilişkin düzenlemeler muğlak bırakılmamalıdır.
- Sektörde yabancı devlet ve şirketlerin etkisini artıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
- Devlet şirketimiz TPAO’ya petrol ile ilgili izin, arama ve işletme ruhsatlarında tanınan öncelikler kaldırılamaz.
- TPAO’nun teşkilat kanununda değişiklik yapılmasını gündemine almış olan AKP hükümeti, Petrol Kanunu Tasarısı’nda sektörde devlet kontrolünün yitirilmesine neden olacak ve TPAO’nun özelleştirilmesinin önünü açacak her türlü düzenlemeden uzak durmalıdır. ■ Çağrı Sarı Kahveci / Gökhan Çetin, Evrensel, 16.1.2013

GÜVENCE ÖZELLEŞTİRME

MALİYE Bakanı Mehmet Şimşek düzenlediği basın toplantısında gerekli mali tedbirleri aldıklarını ve 2013 yılında özelleştirmelerin güvenceleri olacağını söyledi. Bakan Şimşek, 2012 yılının Türkiye için olumlu geçtiğini belirterek; kasım ayı itibarıyla cari açığın 51.9 milyar TL olduğunu ifade etti. 2012 yılı bütçe açığının yüzde 1.5 oranında olmasını öngörmelerine rağmen açığın yüzde 2.3 olduğunu aktaran Şimşek, merkezi yönetim giderlerinin 360.5, merkezi yönetim gelirlerinin 331.7, bütçe açığının ise 28.8 milyar TL olduğunu söyledi.

Bakan Şimşek, bu açığı yeni yılda yapılacak özelleştirmelerle aşağı çekeceklerini belirterek en önemli güvencelerinin ise özelleştirmeler olduğunu söyledi. 2B arazilerinin satışına başlayacaklarını, buradan da 4.8 milyar TL gelir beklediklerini ifade eden Bakan Şimşek, Türk Telekom’un ikincil halka arzının da gündemlerinde olduğunu belirtti. Bakan Şimşek, konuttaki KDV oranlarının kesinleştiğini ve bu konuda geri adım atmayacaklarını belirtti. ■ Evrensel, 16.1.2013

ÖZELLEŞTİRME: TALİH KUŞU UÇUYOR!

Milli Piyango ve şans oyunlarının lisans özelleştirmesi için danışmanlık ihalesi açıldı.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Milli Piyango İdaresi ve şans oyunlarının lisans verilerek özelleştirilmesine ilişkin danışmanlık ihalesi açtı. Gazetelerde yer alan ihale ilanına göre, 10 yıl süreli lisans verilmesi yöntemli ihale sürecinde danışman olmak isteyen firmalar için son başvuru tarihi 15 Şubat olarak belirlendi. ■ Dünya, 16.1.2013

 

17.1.2013 

ENERJİDE ÖZELLEŞTİRME 9.5 MİLYAR DOLAR GETİRDİ

PwC tarafından hazırlanan “Türk Enerji Sektöründeki Birleşme ve Satın Almalar Raporu”nda, 2012’de enerji sektöründe toplam 9.5 milyar dolar değerinde 45 birleşme ve satın alma işleminin kamuoyu ile paylaşıldığı belirtildi. Seyitömer termik santralinin özelleştirme ihalesi, E.ON’un Enerjisa yatırımı ile Boğaziçi, Gediz ve Akdeniz elektrik dağıtımın özelleştirme ihaleleri, toplam işlem değerinin büyük bir bölümünü oluşturdu. PwC Türkiye’den Engin Alioğlu, “BaşkentGaz’ın ardından İGDAŞ için de sürecin başlamasını öngörüyoruz” dedi. Öte yandan Fransa, Türkiye’nin yapımını planladığı ikinci santral olacak Sinop’taki santral projesi sürecine dahil olmak istiyor. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Dış Ticaret Bakanı Nicole Bricq ile bu konuda görüştüklerini belirtti.

Şimşek: Bu yıl rekor olur

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bu sene durumumuz özelleştirme anlamında iyi, ben ümitliyim. Bu sene özelleştirme rekor kırabileceğimiz bir yıl olabilir” dedi. Bloomberg HT’de katıldığı bir programda soruları yanıtlayan Bakan Şimşek, özelleştirmede önceliklerinin yapısal reform niteliğinde olan adımların atılması olduğuna dikkati çekerek, özel sektörün daha iyi götürebileceği sektörlerin özelleştirilmesini önceliklendirdiklerini söyledi. Şimşek şöyle konuştu: “Bu nedenle elektrik dağıtım şebekelerinin özelleştirmelerinin tamamlanmasını önceliklendirdik. Üretim özelleştirmelerini de çok önemsiyorum. Elimizdeki termik santralların büyük kısmı çok eski. Şimdi özel sektörün elinin değmesi lazım. Yani gelip, yatırım yapıp, verimliliği, üretimi artıracak bir yapı. Bu da çok önemli. Dolayısıyla enerji sektörü özelleştirmeleri bu yıl yine ön planda olacak. Ama özetle bu sene özelleştirme anlamında iddialıyız.” ■ Cumhuriyet, 17.1.2013

YABANCI SERMAYE: İKİ KAT FAZLA SATTIK, HEDEFİMİZ LİDERLİK

Denetim ve danışmanlık firması Ernst & Young’ın (E&Y) raporuna göre, Türkiye’de birleşme ve satın alma işlemleri 2012’de bir önceki yıla göre yaklaşık iki kat artışla 23.2 milyar dolar oldu. Raporda, değeri açıklanmamış işlemlerle birlikte bu rakamın 30 milyar dolara çıkabileceği belirtildi. Rapora göre;

* Geçen yıl 315 adet ile işlem bazında rekor kırılırken, sadece 131 işlemin değeri açıklandı.

* İşlem hacminin bu yıl kamu kaynaklı ve özel sektör işlemleriyle 25 milyar doları aşması bekleniyor.

* Yabancı yatırımcılar 131 işlemde yer alarak 11.7 milyar dolar işlem hacmi gerçekleştirdi.

* Yerli yatırımcılar, 11.5 milyar dolar işlem hacmiyle toplam işlem hacminin yüzde 49’unu gerçekleştirdi.

Ernst & Young Kurumsal Finansman Bölüm Başkanı Müşfik Cantekinler’in verdiği bilgiye göre 25-30 milyar dolarlık işlem hacmi Türkiye’yi Orta ve Doğu Avrupa’da birinci sıraya yerleştirebilir. ■ Cumhuriyet, 17.1.2013

İSTİHDAM: İŞSİZLİK DAHA DA ARTACAK

İş bulma ümidi olmayanların sayısı artarken işsizlikteki artışın tamamı nitelikli işgücünün işsiz kalmasından kaynaklandı. Ücretlilerin istihdamdaki artışı olumlu, imalat sanayinin payının azalması ise olumsuz yönde gelişti. İstihdam artışında lise altı eğitimliler ve gençler öne çıktı.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) “İşsizlik Haziran 2012 dönemine göre 1.1 puan yükseldi. Büyüme zafiyeti işsizlik artışına yansımaya başladı” değerlendirmesini yaptı. TİSK’in İşgücü Piyasası Ocak 2013 Bülteni’nde, istihdam piyasasına ilişkin saptamaları şöyle:

• Bir yıl önce işgücü piyasasında bulunmayan 360 bin “ev kadını”, 35 bin emekli, 24 bin öğrenci ve 6 bin mevsimlik çalışan, çalışma talebiyle iş aramaya başladı. Buna karşılık 170 bin “iş bulma ümidi olmayan veya iş aramayan ancak bulduğu takdirde çalışmaya hazır” olan kişi ve 165 bin çalışamaz haldeki kişi işgücü piyasasının dışına çıktı.

• İstihdam artışı görece hızlanmakla birlikte, istihdam oranı Haziran 2012 dönemine göre azaldı. İstihdam artışının en önemli kaynağı hizmetler sektörü oldu. Kamu kesimi hizmetlerdeki artışta ön plana çıktı.

• Ücretlilerin istihdamdaki artışı olumlu, imalat sanayiinin payının azalması ise olumsuz yönde gelişti. Genç istihdamı artarken, lise altı eğitimliler istihdam artışında yeniden ön planda yer aldı.

Nitelikli işgücü işsiz

• İş bulma ümidi olmayanların sayısı artarken, işsizlikteki artışın tamamı nitelikli işgücünün işsiz kalmasından kaynaklandı. Yapısal işsizlik arttı. Klasik işsizlik oranının Avro bölgesinde Türkiye’den yüksek seyrettiği tespit edildi. En geniş işsizlik tanımına göre işsizlik oranı yüzde 16.7 olurken 5 milyon 19 bin işsizin olduğu hesaplandı.

• İşgücüne katılma oranı toplamda arttı. İstihdam artışı görece hızlanmakla birlikte, istihdam oranı Haziran 2012 dönemine göre azaldı. İstihdam artışının en önemli kaynağı hizmetler sektörü oldu. Kamu kesimi hizmetlerdeki artışta ön plana çıktı. ■ Cumhuriyet, 17.1.2013

 

18.1.2013 

BORÇLANMA: DIŞ BORÇ BİNİ AŞTI...

Bir yandan özelleştirme, bir yandan faizlerin düşmesi, kamu iç borç yükünü düşürdü... Avrupa Birliği Maastricht kriterlerinde devlet borçlarının milli gelire oranı en fazla yüzde 60 olmalıdır deniliyor. Kamu borç stoku bu sınırın altındadır.
Türkiye’de sorun dış borçlardır. Zira iç borçlar, bir iç transferdir... Kamu borç faizi enflasyonun üstünde olduğu sürece, kamu alacaklı olanlara reel faiz transfer eder. Tersine, yani faiz enflasyonun altında ise, eksi reel faiz var demektir. Bu durumda da özel sektörden devlete gelir transferi olur.
Ancak bu transfer, hiçbir zaman iç borç stokunun artmasının bir anlam ifade etmeyeceği anlamına gelmez. İç borçların ekonomik ve sosyal etkileri kaçınılmazdır.
Öte yandan, cari işlemler açığı devam ettikçe dış borçlarımız da artmaya devam edecektir. Dış borçların iç borçlardan en büyük farkı, kamu veya özel sektör dış borcunun, ekonomide aynı etkiye sahip olmasıdır. Dış borçlarda kamu borcu gibi özel sektörün dış borcu da hepimizi ilgilendirir... Çünkü:
* ABD ve AB, kendi parasıyla borçlanıyor. Bu ülkelerde iç ve dış borç ayırımına gerek yoktur. Kendi dolarları veya euroları ile dış borç alıp, geri ödüyorlar. Türkiye ise dövizle borçlanıyor. İster devlet, ister özel sektör olsun, sonunda bu borçları dövizle ödeyeceğiz. TL’mizin olması yetmez.. Ayrıca dövize ihtiyaç var. Borç girişinde ve çıkışı döviz arz ve talebini etkiler.
* İster özel sektör, isterse devlet alsın, dış borç alındığında ülkeye kaynak girişi, ödendiğinde kaynak çıkışı olur. Gayri Safi Yurt içi Hasılayı (GSYH) doğrudan etkiler.
Bunun içindir ki dış borçlara, kamu ve özel ayırımı yapmadan, Türkiye’nin toplam dış borçları olarak bakmalıyız.
2012 üçüncü çeyreği itibariyle Türkiye’nin dış borç stoku 326.3 milyar dolardır. Bu borcun 217.2 milyar doları özel sektörün, 109.0 milyar doları da kamu ve Merkez Bankası borcudur.
Dış borçlarda neden risk artıyor?
1) 2012 yılında büyüme oranında düşme olmasına rağmen, dış işlemlerde 50 milyar cari açık verdik. Cari açık devam ettiği sürece dış borç stoku da artacaktır. Türkiye’nin ödeme kapasitesinin üstüne çıkacaktır. Mamafih bu artış son on yıldır devam etmiştir. 2003 yılında toplam dış borç stoku 144.1 milyar dolar idi. Demek ki dış borç stoku 9 yılda yüzde 126 oranında artmıştır.
2) Dış borç yükü dış borçların GSYH’ya oranı şeklinde gösteriliyor. Ancak bu gösterge tek başına dış borç yükünün ne kadar ağır olup olmadığını göstermez. Ayrıca bir ekonominin döviz kazanma potansiyeli de önemlidir. Çünkü, ödeme kapasitesi döviz kazanma potansiyeline bağlıdır. Türkiye’nin cari açıktan dolayı döviz kazanma potansiyeli yoktur.
3) TL halen yüzde 18 dolayında aşırı değer kazanmış durumdadır... Eğer kur artışı olursa, özel sektör toplam 217.2 milyar dolara ulaşan dış borcunu ve özellikle de 88.5 milyar dolara ulaşan kısa vadeli dış borcunu ödeyemez. Maliyetini yine halk çeker.
4) Dış borç alındığında ülkeye kaynak girişi olur. Anapara ve faiz ö-dendiğinde kaynak çıkışı olur. Borç stokunun yüksek olması her yıl daha fazla faiz çıkışı demektir. Ayrıca aldığımız dış borçtan daha fazla dış borç anaparası ödediğimizde, net kaynak çıkışı artacaktır. Türkiye’den dış borç anapara, dış borç faizi çıkışı ve yabancı sermayenin kar transferi gibi toplam kaynak çıkışının GSYH’ya oranı, büyüme oranından daha yüksek olursa, fakirleşme başlayacaktır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, 18.1.2013

BÖLÜCÜLÜK, MEDYA: 'PKK’NIN FONLADIĞI MEDYA'

Sadettin Tantan’ı 1980 öncesinde elinde “Thomson” marka otomatik hafif makineli tüfek ile Beyoğlu’nda fuhuştan, kaçakçılığa, terör örgütlerine karşı verdiği mücadeleden tanırım. Ekipler Amiri Tantan’ı örnek almayan polis yoktu. Cesareti yanında pervasızdır da kimseye eyvallahı olmayan adamdır. İnandığı doğruyu dosdoğru söylediği için de siyasette arzuladığı yere gelememiştir. Olsun, O’na oy vermese de milletimiz sever, başının tacı yapar. İçinden geçenleri seslendirdiği için takdir eder. Yeniçağ’da Arslan Bulut’tan sonra Sözcü’de Uğur Dündar’a konuşan Tantan, terör örgütünün son on yılda güçlenerek 50 milyar dolarlık mali güce ulaştığını açıkladı. Uyuşturucu ve haraçtan edindiği bu paranın 2 milyar dolarını ise yurt içi ve dışında medya kuruluşlarına dağıttığını belirtti.
Terörle mücadelenin birinci koşulu olan örgütün finans kaynaklarına el koyma operasyonunun AKP iktidarında gerçekleşemediğini ifade eden Tantan, ilginç tespitlerde bulunuyor.
“Fransa’daki cinayetlerden sonra özellikle Türk Medyasındaki sanki ‘fonlanmış’ gibi hareket eden bazı yazar ve çizerler sahne alıyorlar! Bu iddiayı durduk yere ortaya atmıyorum. Çünkü PKK’nın 2 milyar dolara yakın parayı, yurt içi ve dışında medya da ‘alt yapı’ oluşturmak için dağıttığı, dosyalara girmiş durumda. Yani bunların belgeleri var!” diyor ve devam ediyor:
“Bu günlerde televizyon, gazete ve internet ortamına bakın, bunlar kendilerini açıkça ifade ediyorlar. Yurt dışında da gazeteci-siyasetçi kuruluşlar bazılarını da inceleyin, orada da göreceksiniz. İsim vermeye gerek yok! Ayrıca bazı akademik veya olmayan düşünce kuruluşlarının da fonlandığını düşünebilirsiniz!”
Şimdilik kaydı ile isim vermeyen Tantan, bütün bunların belgelerinin olduğunu söylüyor. O halde Cumhuriyet Savcıları bunu bir suç duyurusu kabul edip niçin harekete geçmiyor?..
Çeyrek asra yakındır gazetecilik yapıyorum. Tantan’ın “fonlama” dediği yöntemin çeşitlerine tanık oldum. Spor, magazin, ekonomi vs. türündeki bazı gazetecilerin hediyeler, dolaylı yardım, imtiyazlı kooperatiflerde mal mülk edindiği bilinir. Lakin terör örgütünden “alt yapı için fonlanması” bilinmeyen yöntemlerden. İstihbarat servisleri insanların özel hayatlarını, telefon konuşmalarını inceleyene kadar bu fonlamaların peşine düşüp, adalarda köşk yaptıran, boğazda yalı dairesi alan, altında lüks arabası olan, gece kulüplerinde dolarla bahşiş dağıtan, sık sık yurt dışına çıkan türedi gazetecileri takip etsin!
RTÜK eski Başkanı ve Deniz Feneri yolsuzluğu sanığı gazeteci Zahit Akman, mahkemede aylık gelirinin 25 bin dolar, Türk lirası ile 44 bin lira olduğunu beyan etmiş. Akman’ın aylık kazancını bizler yıllıkta bile hayal edemiyoruz. TBMM’de CHP ve MHP’liler derhal harekete geçip “fonlanan medya kuruluşları ve kişileri araştırma komisyonu” kurdursun. Üstelik birinci, ikinci derece yakınları değil yedi sülalesinin araştırması yapılsın. Böylelikle sadece PKK’nın değil, AB ve ABD’nin fonladıkları da ortaya çıkar.


***


Gelelim Diyarbakır’daki kalkışmaya... Ankara’da gazilerin miting yapmasını güvenlik gerekçesi ile engelleyen AKP iktidarı, terör örgütü karşısında adeta diz çökmüştür. Tunceli, Kahramanmaraş ve İçel illerinde gömülecek olan cesetlerin öncelikle Diyarbakır’a getirilmesinin anlamını Sağır Sultan bile biliyor da Tayyip Erdoğan bilmiyor mu? PKK resmen Diyarbakır’ın “başkent” olduğunu tescil etmeye çalışırken, “samimiyet sınavı”ndan bahsederek, ateşkes çağrısına karşılık vermek teslimiyetin ta kendisidir. Fransa’da iç hesaplaşma ile öldürülen teröristlerin Türkiye topraklarına getirilmesi bana göre ‘İkinci Habur Vakası’dır... Tablo aynı tablo; terörist başının fotoğrafları, örgütün paçavrası, devlete başkaldırıyı sessizce kenarda seyretmekte olan güvenlik güçlerinin yürek sızısı vs...
İmralı’da LED televizyonundan törenleri izleyen bölücü başı ne de mutlu olmuştur. Önümüzdeki günlerde ziyaretine gidecek olan BDP’li milletvekilleri ve avukatlarına talimat vererek fonlanan medya mensuplarının pasifliğini eleştirecektir. “Bu kadar para verdik, yeterince yayın yapamadılar!” diye azarlayacaktır. Dahası müzakere için adaya giden devlet görevlilerine Oslo mutabakatını hatırlatıp vali, kaymakam, müdür, komutan atamalarına dair listeyi ellerine tutuşturursa şaşırmayalım. Dile kolay 2 milyar dolar. Bu 2 milyardan hisselerine düşeni alanlara “Sıkıldım bu televizyon dizilerinden, benim hayatımı ve yoğunlaşmalarımı (cinsel fantezilerini Şemdin Sakık yazdı) belgesel haline getirin de keyfim yerine gelsin. Gemlik’te iskeleye yakın kebap dükkânı açtırıp sıcak servis yaptırın... Ben sizi boşuna mı besliyorum...” diye nara da atar. Ne de olsa talimatla televizyon veriliyor, talimatla kebap gönderilmesinin ne sakıncası olur ki... ■ Y. Selim Demirağ, Yeniçağ, 18.1.2013

 

BORÇLANMA: ÖZEL SEKTÖR UZUN VADEDE 133,8 MİLYAR DOLAR BORÇLU

Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, Kasım sonu itibarıyla, 2011 yıl sonuna göre 7.3 milyar dolar, bir önceki ay sonuna göre ise 2.8 milyar dolar artışla 133.8 milyar ABD dolar oldu. Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcunun, Kasım sonu itibarıyla sektör dağılımı incelendiğinde, toplam borcun yüzde 61.7’sini oluşturan finansal olmayan kuruluşların yurtdışından sağladığı 82.5 milyar dolar tutarındaki borcun, yüzde 58’i hizmetler sektörü, yüzde 41.2’si sınai sektörler ve yüzde 0.8’i de tarım sektörü tarafından kullanıldı. Kasım sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç), 2011 yıl sonuna göre 6 milyar ABD doları, bir önceki ay sonuna göre ise 848 milyon ABD doları artışla 31.7 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Borçluya göre dağılım incelendiğinde ise bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 2011 yıl sonuna göre 3.3 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları ise 2.6 milyar dolar artış gösterdi. ■ Milli Gazete, 18.1.2013

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura