Diğerleri > Sis Çanı
03-07-2015
NELER OLDU 13-18 NİSAN 2015 (MERİT, kaynak kullanımı, FED, enerji, yabancıya toprak, Dolar, siyasal İslam, işsizlik, yabancı sermaye, değiştirme hastalığı, Türk dili, yoksulluk, tasarruflar, UÖŞ)

Cihan Dura

3.7.2015


13.4.2015

MERİT: ÇAVUŞOĞLU‘NDAN PAPA‘YA TEPKİ

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Katolik aleminin ruhani lideri Papa Franciscus'un Ermeni iddialarıyla ilgili sözleri konusunda, "Bosna ve Ruanda olayları uluslararası mahkemelerce soykırım olarak saptanmasına rağmen bunlara 'toplu kıyım' diyor ama hukuken tanınmayan 1915 olaylarıyla ilgili 'soykırım' ifadesini kullanıyor. Burada bir çelişki ve ayrımcılık var" dedi.

Çavuşoğlu, resmi ziyaret için bulunduğu Moğolistan'da, Dışişleri Bakanı Lundeg Purevsuren ile görüştü, ardından basın toplantısı yaptı.

Papa'nın Ermeni iddialarıyla ilgili sözlerine ilişkin soru üzerine Çavuşoğlu, Papa tarafından kullanılan ifadenin hukuki geçerlilik taşımadığını vurguladı. Çavuşoğlu, "Her şeyden önce hem Papa hem de Ermeni temsilcilerin yaptığı açıklamalar tarihi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır" dedi.

"Papa dünkü açıklamasında çekilen acılar arasında maalesef ayrımcılık yaptı. Türklerin ve Müslümanların çektiği acıları, zulümleri ve ölümleri adeta görmezden geldi" diyen Çavuşoğlu, Ermeni olaylarının tarihsel çerçevesinden çıkartıldığına dikkati çekti.

Çavuşoğlu, "Maalesef tarih, siyasete alet edildi. Her şeyden önce bir din adamının özellikler son yıllarda artan ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük karşısında hoşgörü, barış ve kardeşlik mesajı vermesi gerekiyordu" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Papa'nın 28-30 Kasım 2014’te Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında sarf ettiği ifadelerle de ciddi bir şekilde çeliştiğini belirterek, şunları söyledi:

"Soykırım hukuki bir kavramdır. Kendi koşullarını yerine getirmeyen bu iddialar tamamen iftiradan ibarettir. Biraz önce Papa’nın ifadelerinde Müslüman ve Türk ve Hristiyanlar arasında bir ayrımcılık yaptığını vurgulamıştım veya çekilen acılar konusunda... Örneğin Bosna ve Ruanda olayları uluslararası mahkemelerce soykırım olarak saptanmasına rağmen bunlara 'toplu kıyım' diyor ama hukuken tanınmayan 1915 olaylarıyla ilgili 'soykırım' ifadesini kullanıyor. Burada bir çelişki ve ayrımcılık var."

Papa'nın bu yaklaşımının kabul edilemeyeceğinin altını çizen Çavuşoğlu, "Her açıdan tartışmalı, ön yargılara dayalı, tarihi tahrif eden ve yaşanan acıları tek bir dinin mensuplarına indirgeyen bu ifadeler Türkiye ve Türk milleti için yok hükmündedir" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Mehmet Paçacı'yı istişare için Ankara’ya çağırdıklarını anımsatan Çavuşoğlu, bu görüşmeler sonrası atılacak adımların kamuoyuyla paylaşılacağını kaydetti. ■ Akşam, (13.4.2015)

 

KAYNAK KULLANIMI: ÇÖPTEN ENERJİ ÜRETİMİ HIZLA YAYGINLAŞIYOR

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) alınan çöpten enerji üretim lisans sayısı 40'a ulaştı

Günlük ortalama 50 bin ton çöp çıkan Türkiye’de, ‘çöpten enerji’ üretimi hızla yaygınlaşmaya başladı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) alınan üretim lisans sayısı 40’a ulaşırken, yatırımcılar çöpten enerji üretmek amacıyla toplam kurulu gücü 100 MW’lık proje tamamladı. Sektör yetkilileri, çöpten enerji üretimiyle 10 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayacak bir tesisin yaklaşık olarak 1.5 milyon dolara kurulacağını belirtiyor. 

Konut başına ortalama günde 1.5 ila 2 kilogram çöp atılan Türkiye’de günlük ortalama 50 bin ton çöp çıkıyor. Türkiye’de birkaç yıl öncesine kadar atıklardan elektrik üreten 5 tesis bulunurken, şu anda EPDK’dan alınan lisans sayısı 40’a yaklaştı. Bu tesislerin şu anda 100 MW’ı işletmede, 80 MW ise inşa halinde bulunuyor. Uzmanlar enerji harcamalarının çöpten enerjiyle azaltılabileceği vurgusunu yapıyor. Çöpten enerji üretimiyle 10 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılayacak bir tesisin yaklaşık olarak 1.5 milyon dolara kurulacağı belirtiliyor. Dünya genelinde 50’den fazla ülkede 1.5 milyon kişiye istihdam olanağı sağlayan çöpten üretim sektörünün, Türkiye ekonomisinin geleceği için de kaçınılmaz olduğu belirtiliyor. 

Türkiye’de her yıl 1 milyar liralık atığın ayrıştırılmadığı için değerlendirilmeden imha edildiği belirtiliyor. Kağıt, karton, metal, cam, plastik, elektronik atık, lastik gibi atıkların yaklaşık yüzde 40’ı tekrar dönüştürülerek ekonomiye kazandırılabiliyor. 2023’te Türkiye’nin enerji ihtiyacının iki kat artacağı öngörülüyor. Çöpten çıkan metan gazının küresel ısınmaya etkisinin karbondioksitten 21 kat daha fazla olduğu biliniyor. Gelişmiş ülkelerde çevre kaygılarıyla doğan bu tesislerin, bugün enerji arz güvenliğine de katkı sağladığı kaydediliyor. Dünya birincil enerji arzının yüzde 10’u çöp ve biyoyakıttan gelirken, Türkiye’de elektrik üretimindeki payı yüzde 1.3 civarında bulunuyor. Atıktan Ankara’da 31 MW, Adana’da 15.4 MW, Konya’da 5.6 MW ve Bursa’da 9.8 MW enerji üretiliyor.

Kişi başına atık miktarında Muğla ilk sırada

Türkiye İstatistik Kurumu’nun ‘Belediyelerin Sert Atık İstatistikleri’ne göre; 
• Türkiye’de günde kişi başına düşen atık miktarı 1.12 kg. Bu miktarın yüzde 20’sini ambalaj atıkları oluşturuyor. Belediyelerce, ülke genelinde yıllık yekün 30 milyon ton atık toplanıyor. 
• Türkiye’de kişi başına düşen günlük atık üretiminde Muğla 2.12 kilogram ile birinci sıradayken Hakkari 0.46 kilogram ile son sırada bulunuyor. 
• İzmir’de yılda toplanan atık miktarı 1 milyon 613 bin 168 ton. Kişi başına düşen günlük atık üretimi ise 1.20 kg. 
• İstanbul’da yılda toplanan atık miktarı 5 milyon 670 bin 824 ton. Kişi başına düşen günlük atık üretimi ise 1.13 kg. 
• Ankara ’da yılda toplanan atık miktarı 1 milyon 880 bin 527 ton. Kişi başına düşen günlük atık üretimi ise 1.06 kg. ■MELTEM GÜNDÜZ, Dünya, (13.4.2015)

 

FED: ABD EKONOMİSİ PARILTISINI YİTİRİYOR

Yükselen ‘Euro Bölgesi’nin geleceği Çin ve ABD’den daha parlak olacak

Ekonomide dengeler değişiyor. Uzmanlar ABD ekonomisinin küresel ekonominin parlak noktası olmayı bıraktığını, bu hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) – Dünya Bankası Bahar Toplantıları’nın ardından Washington’da gerçekleşecek G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında bunun daha da vurgulanacağı belirtildi. Yükselen Euro Bölgesi ise yatırımcılar için Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'ne nispeten en parlak nokta olmaya devam edecek.

Ayrıca bu hafta açıklanacak önemli şirket finansal sonuçlarının da bu öngörüyü desteklemesi bekleniyor. Thomson Reuters’ın yapmış olduğu bir ankete göre yatırımcılar S&P 500 şirketlerinin ilk üç aylık karlarının geçtiğimiz yıla göre yüzde 2.9 düşüş yaşamış olmasını öngörüyor. Euro Bolgesi’nde ise düşük büyüme ve yüksek işsizliğe rağmen ekonomik görünümuzmanlarca çok daha umutlu olarak yorumlanıyor. 

Stratfor: Tüm dünya ABD’de yavaşlama işaretlerini izliyor 

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin parasal genişleme politikaları, geçtiğimiz cuma günü açıklanan enflasyon rakamlarının da gösterdiği üzere, enflasyonu stabilize etmekte başarılı oluyor. Ayrıca Avrupa’da kredilerin de arttığı belirtiliyor. Küresel ekonomik ve politik istihbarat sağlayan Stratfor’un geçtiğimiz hafta yayınlanan bir araştırmasında da dünyanın ABD’de yavaşlamaya dair verileri izlediği belirtilmişti. Stratfor’un makalesinde New- York Fed Başkanı Bilil Dudley’nin ekonominin ilk çeyrekte beklenenin altında sadece yüzde 1 oranında büyüyeceğini söylemesi alıntı yapılarak, ABD ekonomisini zorlayan güçsüz doların sadece ihracatçı şirketleri değil genel görünümü de etkilediği analiz edildi. Zayıf istihdam verilerinin ise özellikle güçlü dolarla ihracat yapmak zorunda olan ülkeleri olumsuz etkileyeceği belirtildi. 

ING Bank ekonomisti Carsten Brzeski “2014’ün tam tersi bir tablo görüyoruz. Şimdi ABD ve Çin’e dair şüpheler, Euro Bölgesi’ne dair şüphelerden çok daha fazla” diye konuştu. Uzmanlara göre ECB’nin aylık 60 milyar dolarlık tahvil alım programı Yunanistan’ın borç müzakerelerinin hassaslaştırdığı ekonomiyi çizgide tutuyor. Yunanistan’ın hafta ortasına kadar reform paketini geliştirmesi gerekiyor ve konunun zirvenin de gündeminde olacağı belirtiliyor. Öte yandan Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden çıkma ihtimalinin ABD ekonomisinin bile parıltısını yitirmeye başladığı küresel ekonomik görünümü daha da kırılganlaştıracak. 

Fed’in hamlesini ekim hatta aralık ayına itebilir

 Yarın açıklanacak ABD perakende satış verileri ekonominin merkez bankası para politikalarına olan tepkileri dışındaki reel göstergelerinden biri olarak yakından izleniyor olacak. Ekonomistler küçük bir artış bekliyor olsa da, tüketicilerin düşen petrol fiyatları sebebiyle artmış olan tasarrufl arını dikkatli harcadığına dikkat çekiliyor. Ekonominin nabzı sayılan tüketici enflasyonunun petrol fiyatlarıyla birlikte düştüğü belirtiliyor. Analistler yarın açıklanacak perakende verilerinde bir ay öncesinde göre yüzde 0.1’lik cılız bir artış bekliyor. Bu cılız veriler ise Fed'in faizleri en erken ekim veya aralıkta artıracağı ihtimalini kuvvetlendiriyor. 

ABD ekonomisini dev şirketlerin finansal sonuçları ele verecek 

Uzmanlar bu hafta ABD ekonomisinin dev şirketlerinin reel ekonomi hakkında önemli bilgiler vereceğini öngörüyor. New York’taki ConvergEx Group şef stratejisti Nicholas Colas “Piyasalar sonunda Fed’i izlemeyi bırakıp, temel pirensiplere odaklanacak” diyerek ABD ekonomisinin yatırımcıların olumsuz tahminlerini geçip geçmeyeceği konusunda izleneceğini vurguladı. Colas, dev şirketlerin ilk üç ay sonuçlarının genel yatırımcı güvenini ve yılın geri kalan kısmını önemli ölçüde izleyeceğini belirtti. Yatırımcıların beklentileri ise Thomson Reuters verilerine göre şu şekilde: Enerji şirketlerinin karlarında petrol fiyatlarındaki düşüş sebebiyle ciddi bir düşüş gerçekleşecek. Uzmanlar sektörün kazançlarının ilk çeyrekte yüzde 64.3’lük bir düşüş görebileceğini belirtiliyor. Ayrıca uluslararası faliyet gösteren şirketlerin kazançlarının yükselen dolar nedeniyle kur farkından zarar göreceği öngörülüyor. Bankacılık karlarında ise yüzde 10.8’lik bir artış bekleniyor.

Dolar da küresel cazibesini yitirecek 

University of Maryland Robert H. Smith Business School öğretim üyesi Prof. Peter Morici, Çin’deki ekonomik gelişimle beraber yuanın ticarette çok daha etkili olacağını belirterek, bu nedenle söz konusu para biriminin uzun vadede uluslararası ticarette daha fazla kullanılacağını söyledi. Uluslararası rezerv para birimi olma özelliği taşıyan dolar, küresel ticaretteki kullanımıyla da öne çıkarken, son dönemde diğer para birimleri karşısında yükselişi ticaretteki kullanımının azalacağına ilişkin beklentileri de gündeme getirdi. Uzmanlar, her ne kadar doların uluslararası ticarette diğer para birimlerine karşı üstün olduğunu ve bu durumun kısa vadede değişmeyeceğini söylese de yükselen bir güç olarak Çin’in yerel para biriminin, uzun vadede dolara rakip olacağını dile getiriyor. HİLAL SARI, Dünya, (13.4.2015)

 

 

14.4.2015

ENERJİ, NÜKLEER: TÜRKİYE‘Yİ UÇURACAK TEMEL ATILDI

Türkiye’nin ilk nükleer santrali olacak Akkuyu Nükleer Santral Projesi kapsamında, Akkuyu Nükleer Deniz Yapıları’nın temel atma töreni gerçekleştirildi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, "Bugün itibarıyla eğer Akkuyu Nükleer Santrali devrede olsaydı 15 milyon nüfuslu İstanbul'un bütün elektriğini ve Türkiye'nin bütün elektriğinin yüzde 28'ini karşılıyor olacaktı" dedi.

Yıldız, Akkuyu Nükleer Deniz Yapıları İnşaatı Temel Atma Töreni'nde, bugün yeni bir sürecin başladığını belirterek, hiçbir zaman nükleer santral kurulumunda bu kadar somut ve net bir noktaya gelinemediğini söyledi.

Dünya genelinde elektrik tüketiminin yüzde 11'inin nükleer santrallerden karşılandığına işaret eden Yıldız, bu oranın ABD ve Rusya'da yüzde 19, Almanya'da yüzde 16, Fransa'da yüzde 78 seviyesinde olduğunu kaydetti.

ABD'de nükleer santral sayısının 100 olduğunu, 5'inin de inşa aşamasında bulunduğu bilgisini veren Yıldız, "Rusya'da 34 santral var ve 9 tane inşa halinde. Çin'de 24 santral var 24 tane de inşa halinde. Fransa'da 58 santral var. Almanya'da toplam 17 santralin 8 tanesi devreden çıkmış olsa da 9 tanesi devrede kalacak" diye konuştu. ■Akşam (14.4.2015)

 

YABANCIYA TOPRAK: SUUDİ PRENS BURSA’DA YATIRIM İÇİN ARAZİ BAKTI

BURSA Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ile TÜYAP işbirliğinde ve İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İşadamları Derneği (İMSİAD) destekleriyle düzenlenen Bursa İnşaat Fuarı, özellikle Araplardan büyük ilgi gördü.

Bursa ve çevresinde yapımı devam eden ve projelendirilen pek çok lüks konuta ilgi gösteren, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Katar gibi ülkelerden gelen Arap yatırımcılar; hem mevcut projelere ilgi gösterdi hem de yeni yatırımlar için arazi baktı. Bursa İnşaat Fuarı’na katılan Suudi Prens Saud Bin Abdulaziz Bin Mohammed Al Faisal Al Saud; BTSO’nun 16 makro projesinden biri de olan, Bursa’da yaklaşık 1.5 milyar dolarlık Sağlık Serbest Bölgesi için yetkililerle görüştü ve arazi baktı. Projeyle ve fuarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Prens Al Saud, “Ben ve beraberimde gelen arkadaşlar gelecek için yatırım yapmayı düşünüyoruz. Bu ziyaretimizin sonunda kendi aramızda bu yatırımlara karar vereceğiz. Kurmayı planladığımız sağlık şehrinde  Türkiye ve dünyadan insanlar hem tedavi olacak hem de kent ve bölge ekonomisine büyük katkı sağlayacaklar” dedi. Fuara yabancı katılımı organize eden BTSO Başkanı İbrahim Burkay, yaptığı değerlendirmede, gayrimenkul bölümünün eklenmesiyle fuarın çok daha büyüdüğüne dikkat çekti. Yalova başta olmak üzere Bursa ve çevresine Körfez ülkelerinden büyük bir talep olduğunu ifade eden İbrahim Burkay, “Şu ana kadar 50 binin üzerinde konutun bu bölgedeki yatırımcılara satıldığını biliyoruz. İlk kez gayrimenkul bölümünü ekledik ve özellikle Arap yatırımcılardan büyük ilgi gördük” dedi. Geçtiğimiz yıla oranla yüzde 60 katılım ile büyüyen Bursa İnşaat Fuarı, bu yıl beklentilerin üzerindeki hedefini aşarak 32 ülkeden yaklaşık 53 bin kişi kişi tarafından ziyaret edildi. ■Hürriyet, (14.4.2015)

 

DOLAR NEDEN YÜKSELİYOR?

FED’in faiz artışına başlayacağı yönündeki beklentiler ile yükselişe geçen dolar rekora doymuyor.

Yılbaşından bu yana rekor üstüne rekor kıran dolar, bugün 2.6740 liraya yükselerek 28’ncı zirvesine ulaştı. Kurdaki çıkış, durgunluğa sürüklenen ekonomiyi  zorlamaya başladı

Küresel piyasalarda ABD Merkez Bankası FED’in faiz artışına başlayacağı yönündeki beklentiler ile yükselişe geçen dolar rekora doymuyor. Yılbaşından bu yana Türk Lirası yüzde 13.83 değer kaybetti. Yurtiçinde seçim sürecine girilmesinin etkisiyle yükselen siyasi tansiyon ve doların küresel piyasalarda yüksek seyrini korumaya devam etmesi TL’nin zayıflamasına neden oluyor.

EN RİSKLİ 5 ÜLKEDEN BİRİYİZ

Dolardaki yükselişi değerlendiren, Oxford Economics,  Türkiye’nin en riskli ülkeler arasında olduğunu açıkladı. Kuruluşun enflasyon, kısa vadeli borçlar, cari açık ve net ihracat verilerini analiz ederek yaptığı araştırmaya göre Türkiye , Malezya, Şili, Venezuela ve Rusya ile birlikte  dolardaki yükselişten en çok etkilenecek 5 ülkeden biri oldu. Standard Bank Gelişmekte Olan Piyasalar Araştırma Bölümü Müdürü Timothy Ash, “Liradaki zayıflık, seçim riskini ve Ali Babacan’ın seçim sonrası görevine devam etmeyecek olmasının  ekonomi politikalarının ekseni üzerindeki soru işaretlerini yansıtıyor. Seçim anketleri AKP için çok net kestirilebilen sonuçları olmayabileceğini gösteriyor”  dedi.

FAİZ İNDİRİMİ ZORA DÜŞTÜ

Reuters’a göre, uzun vadeli dolar pozisyonunun hâlâ 40 milyar dolar seviyelerinde olması dolardaki yüksek seyrin kalıcı olabileceğine işaret ediyor.  Nisan başında 40.3 milyar  olan pozisyonlar, 7 Nisan haftasında 40.2  milyar dolar oldu.
22 Nisan’da toplanacak, Merkez Bankası’nın  enflasyonda yaşanan düşüşe bakarak faiz indirimini gündeme alma olasılığı da kurdaki oynaklık dolayısıyla giderek  zorlaşıyor.

Belirsizlik etkili oluyor

Burgan Yatırım Başekonomisti Haluk Bürümcekçi  Euro/dolar paritesindeki gerilemenin dolardaki yükseliş açısından önemli bir faktör olduğunu dile getirdi  Bürümcekçi “Türk Lirası diğer gelişmekte olan para birimlerine göre daha kötü bir performans sergiliyor.  TL’nin seçim ve sonrasındaki belirsizliklerden etkilendiği söylenebilir” dedi. Fibabanka Hazine Koordinatörü Ömer Gencal, ise  önümüzdeki dönem ile ilgili belirsizlik ve ekonomik anlamda kırılganlığın dolardaki yükselişi desteklediğini dile getirdi.

Bu yükselişi bekliyorduk

DENİZ Yatırım Başekonomisti Özlem Derici “Dolardaki bu yükselişi bekliyorduk ve önümüzdeki dönem de devam edeceğini öngörüyoruz. Yükselişte ana nedeni FED’in para politikaları oluşturuyor” dedi.  Ekonomist Şengül Dağdeviren ise dolardaki yükselişte yurtdışı faktörlerin etkili  olduğuna dikkat çekerek  “Sermaye çıkışları dikkate alındığında yurtiçinde ciddi bir kaygı olduğu kanaatinde değilim. Ama seçim sonrasına kadar belirsizliklerin sürmesi ihtimali bulunuyor” diye konuştu. RECEP GENEL, Sözcü, (14.4.2015)

 

SİYASAL İSLAM, DİNCİLİK, EĞİTİM: OKULDA ZİL SESİNİ SALAVAT YAPTILAR

İstanbul Ümraniye’de bulunan Ticaret Odası İlkokulunun zil sesi salavat duası olarak değiştirildi. Veliler ve eğitimciler duruma tepki gösterdi.

Evrensel'den Tolga Alp Turgut'un haberine göre Ümraniye Ticaret Odası İlkokulu öğrencileri derslere salavat duasıyla girip çıkıyor. Okula giriş-çıkış ve teneffüs zilinin Kutlu Doğum Haftası sebebiyle değiştirildiği öne sürülürken Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından Kutlu Doğum Haftası sebebiyle yayımlanan 2011/22 no’lu genelgeyi aşan uygulama eğitimcilerin ve velilerin tepkisine yol açtı. Okulun velileri “Biz çocuğumuzu nereye gönderiyoruz? Böyle zil sesi mi olur?” derken, eğitimciler ise okul zil sesinin hiçbir şekilde sözlü olamayacağını söylüyor.

‘İDEOLOJİNİN BİR PARÇASI’

Evrensel’e konuşan Eğitim Sen İstanbul 2 No’lu Şube Hukuk Sekreteri Mehmet Aydoğdu, “Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri kapsamında böyle bir uygulama yer almıyor” dedi.

Afiş, şiir ve kompozisyon yarışmalarının Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çerçevesinde yapıldığını aktaran Aydoğdu, “Burası herhangi bir cemaatin okulu değil, burası devlet okulu. Ticaret Odası İlkokulu müdürü açıkça eğitimde laiklik ilkesini çiğniyor” dedi. “6,7,8 ve 9 yaşındaki öğrencilere ideolojik baskı yapılıyor” diyen Aydoğdu, “Burada yapılan dayatmadır. Sünni İslam anlayışında olmayan öğrenciler ne yapacak? Velilere sormadan, eğitimcilere sormadan keyfi yapılmış bir uygulamayla karşı karşıyayız. İlçe Milli Eğitim Müdürüyle görüşerek konunun takipçisi olacağız. Öğrencilerimizin laik, bilimsel ve demokratik bir eğitim alması için çaba gösteriyoruz. Çağ dışı uygulamalarla eğitimin gericileştirilmesine müsaade etmeyiz” şeklinde konuştu. ■Cumhuriyet, (14.4.2015)

15.4.2015

İŞSİZLİK KÂBUSU: 11.3

İşsizlik rakamları kritik eşiği aştı. İşsizlik oranı Ocak ayında yüzde 11,3'le 5 yılın zirvesine yükseldi.

TÜRKİYE'de işsizlik yükselmeye devam ediyor. 

Aralık ayında yüzde 10,9 olan işsizlik Ocak'ta yüzde 11,3'e yükseldi. Geçen yılın aynı dönemine göre 1 puan artış yaşandı. 

İşsizlik böylece Mart 2010'dan bu yana en yüksek düzeye ulaştı.

İŞSİZ SAYISI 454 BİN KİŞİ ARTTI 

TÜİK verilerine göre, İşsiz sayısı Ocak döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 454 bin kişi artarak 3 milyon 259 bin kişi oldu.

BEŞ GENÇTEN BİRİ İŞSİZ

Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,3 puanlık artış ile yüzde 13,4 oldu. Genç nüfusta işsizlik oranı 2,3 puanlık artış ile yüzde 20 düzeyine çıktı. 

İSTİHDAMDA 1 MİLYON ARTIŞ 

İstihdam edilenlerin sayısı Ocak'ta bir önceki yılın aynı dönemine göre 998 bin kişi artarak 25 milyon 454 bin kişi, istihdam oranı ise 1,1 puanlık artış ile yüzde 44,3 oldu. 

İKİ KİŞİDEN BİRİ HİZMETLER SEKTÖRÜNDE 

Tarım sektöründe çalışan sayısı 55 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı ise 943 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 19’u tarım, yüzde 21’i sanayi, yüzde 6,7’si inşaat, yüzde 53,3’ü ise hizmetler sektöründe yer aldı. 

İŞGÜCÜNE KATILIM ORANI YÜZDE 50

İşgücü Ocak'ta bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 452 bin kişi artarak 28 milyon 713 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 1,8 puan artarak yüzde 50 olarak gerçekleşti. 

KAYITDIŞI ORANI YÜZDE 32,4 

Herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,4 puan azalarak yüzde 32,4 olarak gerçekleşti. ■Cumhuriyet, (15.4.2015)

DEĞİŞTİRME HASTALIĞI: TANDOĞAN MEYDANI’NIN ADI ‘ANADOLU’ OLDU

Kentin sembollerinden Tandoğan Meydanı’nın adı, ‘Anadolu Meydanı’ olarak değiştirildi. Kararın ardından gözler, adını meydandan alan Ankaray’ın Tandoğan istasyonu, otobüs ve dolmuşlardaki Tandoğan yazıları ile Tandoğan Alt Geçidi’nin akıbetinin ne olacağına çevrildi.

Ankara Hürriyet’in ilk kez ‘Tandoğan’da yeni salvo’ manşetiyle pazar günü gündeme getirdiği, Tandoğan Meydanı’nın adının değiştirilmesi yönündeki önerge, önceki akşam Büyükşehir Belediye Meclisi’nde görüşüldü. 
Büyükşehir Belediye Başkanı 
Melih Gökçek’in başkanlığında toplanan Meclis’te, Tandoğan Meydanı’nın, ‘Anadolu Meydanı’ olarak değiştirilmesine yönelik İsimlendirme Komisyonu raporu görüşüldü.  
CHP’li meclis üyeleri, Başkent’te, yüzlerce siyasi parti mitingine ve eyleme ev sahipliği yapan, şehrin sembol meydanlarından Tandoğan’ın adının değiştirilmek istenmesine karşı çıktı. MHP ise değişiklik kararının, Ankaralıların katıldığı bir anket sonucuna göre uygulanmasını istedi. Uzun tartışmaların yaşandığı rapor, 96 
Ak Parti’li, 1 BBP’li ve 2 bağımsız meclis üyesinin desteği sonucu, oy çokluğuyla kabul edildi. İsimlendirme Komisyonu’nda muhalif oy veren MHP, Meclis’te ise ‘çekimser oy’ kullandı.

İSMİN DEĞİŞTİRİLMESİ NEYİN HESABI

İsim değişikliği raporunun okunmasının ardından söz alan CHP’li meclis üyesi Mustafa Sarıgül, “Nevzat Tandoğan isminin değiştirilmesi neyin hesabı, neyin meselesidir. Ankara’yla ve meydanla adı bütünleşmiş, tüm Türkiye’nin bildiği Tandoğan Meydanı olarak tarihe geçmiş bir yerin adının değiştirilmesinin önerge olarak sunulmasını hayretler içinde karşılıyorum. Topluma, mahallesiyle sembol olmuş isimlerin değiştirilmemesi için komisyonda arkadaşlarla hemfikir olmuştuk. Anlaşılan o ki, emir büyük yerden geliyor. Tandoğan Meydanı isminin sembol ve Ankarayla bütünleşmiş olmasından dolayı değiştirilmesine karşıyız” şeklinde konuştu.

ÖKÜZ OLMAYI KENDİME YEDİREMİYORUM

BBP’li İbrahim Uyar ise, “Gönül isterdi ki Nevzat Tandoğan’ı burada oturup yaptığı güzel şeylerden dolayı takdirle analım. Tandoğan, 1944 yılındaki milliyetçilik olaylarında yakalanıp gözaltına alınan, o zamanın milliyetçi önderlerinden Osman Yüksel Serdengeçti’ye, ‘Ulan öküz Anadolu’lu. Sizin milliyetçilikle komünizmle ne işiniz var. Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var. Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda askere gitmek’ demiştir. Bir Anadolulu ve bir Ankaralı olarak öküz olmayı kendime yediremiyorum. Onun için de ismin değiştirilmesinde oyum olumlu olacak” ifadelerini kullandı.

PROBLEMİMİZ AŞAĞILAYAN DÜŞÜNCE BİÇİMİ

MHP Grup Başkanvekili Ramazan Şimşek, “Anadolu ismine karşı değiliz, Tandoğan’ın isim değişikliğinin Ankaralı’ya sorduktan sonra, seçimden sonra gündeme alınmasını teklif ediyoruz” derken, AK Parti’li Ali İhsan Ölmez, kürsüden şu konuşmayı yaptı: 
“Anadolu’lu, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, varını yoğunu cephede harcamıştır. Siz bu adama Kızılay’a girmeyi yasaklıyorsanız sizin zihninizle ilgili bir problem var. Anadolu’yu Anadolu yapmak için ölen insanları aşağılama kudreti hiç kimsenin olmamalıdır, olamaz da. Aşık Veysel de bunlardan birisidir, Kızılay’a girişi yasaklanmıştır. Bizim problemimiz Anadolu insanını bu kadar aşağılayan bir düşünce biçimiyledir.”

GÖKÇEK: MHP’NİN GÖNLÜNDEN EVET GEÇİYOR

Oturumu yöneten Başkan Gökçek, muhalefetin konuşmalarının ardından, CHP’nin isim değişikliğine karşı çıkmasını ‘ideolojik’ olarak gördüğünü belirterek, “MHP’nin karşı çıkmadığını, aslında gönlünden ‘evet’ dediğini ama Genel Merkez talimat verdiği için böyle bir sıkıntı içinde olduğunu biliyoruz” dedi.

MİMARLAR: KENTSEL CİNAYETTİR

Tandoğan Meydanı’nın adının değiştirilmesine tepki gösteren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, özetle şu açıklamayı yaptı:
“Gökçek, belirli aralıklarla, kent kimliğinde önemli mekânların isimlerini değiştirmeye çalışarak kendi bakış açısını dayatıyor. 2012 nisan ayında yine Tandoğan Meydanı’nın ismini değiştirmeye çalıştı, olmadı. Ara ara ısıtırak yoklamaya çalışıyor. Bu  sıradan bir isim değiştirme değildir, Cumhuriyet’in kentsel mekanlarını ve bellek mekanlarını barındıran başkent Ankara’nın içinin boşaltılarak değiştirilmek istenmesinin bir sonucudur. Bu yaşam çevrelerimizdeki tarihsel olayların belleklerdeki yerlerine taammüden müdahaledir. Bellek mekanların isimlerinin değiştirilmesi kentsel cinayettir. Bu karar,  Taksim Meydanı’nın, Zafer Meydanı’nın, Atatürk Bulvarı’nın isimlerinin de değiştirilmek istendiğinin habercisidir.”

NEVZAT TANDOĞAN KİMDİR?

1929 yılında Ankara Valiliği’ne atanan ve aynı zamanda Ankara Belediye Başkanlığı görevini de yürüten Nevzat Tandoğan 18 yıl boyunca görevde kaldı. Valilik yaptığı dönemde halk ve kendi istediklerini yazmayan gazeteciler üzerinde baskı kuran Tandoğan ile ilgili en akılda kalan ise şu ünlü sözü oldu: 
“Türkiye’ye komünizm lazımsa onu da biz getiririz.” 
Ankara’da 1945 yılında işlenen ve o dönem ‘Ankara Cinayeti’ olarak anılan olayda adı geçen Vali Tandoğan, cinayeti kasten ve bilerek örtbas etmekle suçlandı. Yaşananların ardından çevresindeki yakın dostlarının kendine sırt çevirdiğini düşünen Nevzat Tandoğan 9 Temmuz 1946’da tabancası ile intihar etti. ■Mert Gökhan KOÇ, Hürriyet, (15.4.2015)

 

16.4.2015 

YABANCI SERMAYE: YABANCILAR 112,2 MİLYON DOLARLIK HİSSE SATTI

Yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta net 112,2 milyon dolarlık hisse senedi, 201,5 milyon dolarlık DİBS sattı

urt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 10 Nisan haftasında yaptıkları 112,2 milyon dolarlık net satışa karşın, hisse senedi değerlerindeki yükselişle 53 milyar 81,9 milyon dolara çıktı. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler 3-10 Nisan 2015 haftasında net 112,2 milyon dolarlık hisse senedi ve 201,5 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS) sattı. 

Yurt dışında yerleşik kişilerin önceki hafta 52 milyar 945,9 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 10 Nisan haftasında yaptıkları 112,2 milyon dolarlık net satışa karşın, hisse değerlerindeki artışla 53 milyar 81,9 milyon dolara ulaştı. 

Yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku ise aynı dönemde yaptıkları 201,5 milyon dolar tutarındaki net satışla 45 milyar 284,8 milyon dolardan 45 milyar 5,7 milyon dolara indi. ■ Dünya, (16.4.2015)

BORÇLANMA, DIŞ: KISA VADELİ DIŞ BORÇ STOKU 131 MİLYAR DOLARA DÜŞTÜ

Kısa vadeli dış borç stoku, şubat ayında geçen yıl sonuna göre yüzde 1,4 azalarak 131 milyar dolara geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2015 yılı şubat ayına ilişkin "Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri"ni açıkladı.

2015 şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2014 yıl sonuna göre yüzde 1,4 azalışla 131 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kısa vadeli dış borç stoku 2014 yılı sonunda 132,8 milyar dolar düzeyindeydi.

Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 0,2 artarak 96 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 5,6 azalarak 34,6 milyar dolar düştü.

Bankaların yurtdışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2014 yıl sonuna göre yüzde 5,1 azalışla 45,7 milyar dolar, yurtdışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 6 oranında azalışla 12,3 milyar dolara geriledi.

Banka mevduatı, 2014 yıl sonuna göre yüzde 21,8 artışla 25,7 milyar dolar ve yurtdışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları 2014 yıl sonuna göre yüzde 8,6 azalarak 12,3 milyar dolar oldu.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2014 yıl sonuna göre yüzde 8,1 azalışla 25,5 milyar dolara düştü.

Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2014 yıl sonuna göre yüzde 3,9 azalarak 17,2 milyar dolar olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 1 azalarak 113,5 milyar dolar oldu.

Kısa vadeli tahvil ihraçları 3,9 milyar dolar oldu

Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 1,8 düzeyinde artarak 84,3 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 7 azalışla 42,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

2014 yılı sonunda 4,1 milyar dolar olan kısa vadeli tahvil ihraçları da 2015 Şubat sonu itibarıyla 3,9 milyar dolar oldu. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 317 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2015 Şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonunun yüzde 55,7'si dolar, yüzde 29,6'sı avro, yüzde 12,1'i TL ve yüzde 2,6'sı diğer döviz cinslerinden oluştu.

2015 Şubat sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 164,9 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Söz konusu stokun 28,5 milyar dolarlık kısmı, Türkiye'de yerleşik bankaların ve özel sektörün, yurtdışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştu. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 13,6, Merkez Bankası'nın yüzde 0,7, özel sektörün ise yüzde 85,7 paya sahip olduğu gözlendi. ■ Dünya, (16.4.2015)

TÜRK DİLİ: TURKCHE DEĞİL TÜRKÇE

Özel Tarsus SEV Ortaokulu öğrencileri, dilimizi adeta esir alan yabancı sözcüklerin kullanımına karşı bilinçlendirme projesi başlattı.

“Türkçenin Bir Eksiği Yok, Ya Sizin?” projesini başlatan yedinci sınıf öğrencileri, dilimize yerleşen sözcüklerin dilimizdeki karşılıklarının kullanılması çağrısında bulundu.

Gençlerin örnek verdiği sözcüklerden bazıları şunlar: Provoke/kışkırtma, prezentasyon/sunum,  online/çevrimiçi, ok/tamam, dizayn/tasarım, link/bağlantı, mail/elektronik posta, selfie/özçekim, mercy/teşekkür, byebye/hoşça kal, antipatik/sevimsiz, illegal/yasa dışı, exit/çıkış, trend/eğilim, okazyon/fırsat, oryantasyon/yönlendirme, feed-bacak/geri bildirim, departman/bölüm, partner/eş, versiyon/sürüm, printer/yazıcı, revize/yenileme, timing/zamanlama, full/dolu, data/veri, free-serbest, CV/özgeçmiş. ■ Yeniçağ, (16.4.2015)

YOKSULLUK: DÜNYADA 805 MİLYON KİŞİ AÇLIK SINIRINDA

2014 Küresel Açlık Endeksi verilerine göre; dünyadaki 805 milyon kişinin sağlıklı, aktif bir hayat sürmek için yeterli yiyeceği yok ve bu yaklaşık dokuz kişiden biri anlamına geliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından edinilen bilgiye göre, Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün (IFPRI), Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) katkılarıyla hazırladığı, 2014 Küresel Açlık Endeksi verilerine göre; dünyadaki 805 milyon kişinin sağlıklı, aktif bir hayat sürmek için yeterli yiyeceği yok ve bu yaklaşık dokuz kişiden biri anlamına geliyor.

Sahra Afrikası

Dünyada aç insanların büyük çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor ve dünya nüfusunun yüzde 13.5’i yetersiz besleniyor. Yüzyıllardır batılıülkeler ve tarafından her türlü yer altı ve yer üstü nimetleri vahşîce sömürülen, Avrupa ülkelerine taşınan, kısaca müstemleke olarak kullanılan Afrika, açlığın kol gezdiği bir kıt’a olarak başta geliyor. Alt Sahra Afrikası, deri kaplama canlı halindeki insanları ile açlığın en yaygın olduğu bölge olurken, bu bölgede yaşayan her dört kişiden biri yetersiz besleniyor.

Türkiye rahat

Bu endeks verilerine göre; Türkiye, açlık endeksi 5’in altında, yani “düşük” olan ülkeler kategorisinde bulunuyor. Türkiye, önemli tarım ürünlerinde kendine yeterli durumda. Tarla ürünlerinde 2013-2014 piyasa döneminde yurtiçi üretimin yurtiçi talebi karşılama derecesi (yeterlilik derecesi) en yüksek yüzde 101.8 ile buğdayda, sebzelerde yüzde 141.5 ile taze soğanda ve meyvelerde yüzde bin 524.2 ile incirde gerçekleşti. Önemli bitkisel ürünlerden arpada yeterlilik derecesi yüzde 100.8, nohutta yüzde 96.6, şeker pancarında yüzde 100, elmada yüzde 130.2 ve domateste yüzde 112.3 olarak gerçekleşti. ■ Yeniçağ, (16.4.2015)

17.4.2015 

DOLAR BİZDE NEDEN DAHA ÇOK ARTIYOR?

Dolar dünyada değer kazandığı için Türkiye’de de fiyatı artıyor. Ama bizde dolar fiyatı bize benzer durumdaki ülkelerden daha fazla artıyor.
Bunun nedenleri var:Ekonomimiz dolara normalin ötesinde bağımlı. 400 milyar dolar döviz borcumuz var. Bu borcun yıl içinde vadesi gelenlerinin ve ödenecek faizlerinin miktarı 180 milyar dolar dolayında.
Biz bu 180 milyar doları yıl içinde ödeyerek hesabı kapatmıyoruz. Borcu döndürüyoruz. Biraz ödüyoruz, tamamına yakınını yeniliyoruz. Basit anlatımla, öder gibi yapıyoruz. Ama tekrar borçlanıyoruz.
Burada sorun, alacaklıların tekrar borçlanma kapısını kapatması riski.
Olağan döviz giderlerimiz ile gelirlerimiz arasında 40 milyar dolar açık var. Buna cari açık deniliyor. Bu açığın kapatılması için her ay ülkeye sermaye hareketiyle net 3.5-4.0 milyar döviz girişi gerekiyor.
Sermaye hareketiyle gelen döviz, para kazanmak için gelen dövizdir. Türkiye’ye döviz gönderen 1.70 TL’den bozdurduğu dövizi çıkarken 2.60 TL’den alırsa büyük zarara uğrar. Son zamanlarda dolar fiyatının devamlı artışı sermaye hareketi ile döviz girişini yavaşlattı.
Bir ülkeye döviz gönderecekler, ülkenin büyüme hızına, enflasyon oranına ve faiz getirisine bakar. Bizde büyüme yavaşladı. Enflasyon ile faiz başa baş. Hatta enflasyondan arındırıldığında faiz kaybettiriyor.

1 Risk primimiz arttı
Ülke ekonomileri küresel piyasalarda olduğu gibi değil de abartılı olarak alınıp satılıyor. Uzun süre Türkiye ekonomisi, yaldızlı bir ekonomi olarak satıldı. Şimdi ise olduğundan daha riskli bir ekonomi olarak kabul ediliyor.
Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki politik riskler, dış politikadaki yalnızlığı, çözüm sürecinin belirsizliği, başkanlık rejimi tartışmaları, seçimde politik dengelerin değişmesi olasılığı, ekonomi politikalarının değişeceğine ilişkin bekleyişler bütünüyle Türkiye’yi dışarıdan değerlendirenlerin kafasını karıştırıyor.
Bütün bunlar Türkiye’nin risk primini artırıyor. Türkiye ekonomisini dışarıdan değerlendirenler günlük olarak ülkenin risk primine (CDS) bakıyorlar. Yılbaşında Türkiye’nin risk primi 156 idi. Dün 228 olmuştu. (İspanya’nın risk primi 89,
Portekiz’in 138.)
İşte bunun içindir ki bizde dolar fiyatı (göreceli olarak) daha fazla artıyor.

Merkez çaresiz durumda
Bu durumda
Merkez Bankası ne yapabilir? Doların fiyatının daha fazla artmasını nasıl engelleyebilir?
Merkez Bankası her gün piyasaya ne kadar döviz satsa, döviz alıcı bulur. Dolar fiyatı bir süre geriler. Sonra eskisi gibi artışa geçer. Bankaların Merkez Bankası’ndaki döviz karşılıklarının azaltılması dolar fiyatında gerileme yaratmaz.
Merkez Bankası piyasaya verdiği Türk parasını kısarak dolar fiyatındaki artışı engelleyemez.
Merkez Bankası’nın
bugün kullanabileceği tek bir silah vardır. O da faiz silahıdır. (Özel açıklama: Bu yazıyı yazanın faiz lobisiyle ilişkisi yoktur. Faiz bir araç olarak değerlendirilmektedir.) Merkez Bankası faizi yarım puan, bir puan değil, en az 5 puan (belki de daha fazla) artırırsa, dolar fiyatında içeriden kaynaklanan nedenlerle ortaya çıkan ek artışı (belki) aza indirebilir. Ama bunun da işe yarama garantisi yoktur.
Merkez Bankası bugünkü ortamda faiz artırmaya cesaret edemeyeceğine göre, dolar fiyatındaki aşırı artışı önleme imkânı kalmamış demektir.
Olan gene halka oluyor, olacak. Dolar fiyatındaki bu aşırı tırmanış gelir ve servetlerde göreceli olarak gerilemeye yol açıyor, açacak. Halkın genelinin (alt-orta-üst gelir grubu fark etmez) gücü bugünkü çizginin altına iniyor, inecek. Dolar 1.70 TL’den 2.70 TL’ye tırmanırken, fiyatı yüzde 60’a yakın artarken, gıdadan giyime, otomobilden konuta, halkı ilgilendiren diğer fiyatların artmaması mümkün değil. İşte bu nedenle, önümüzdeki dönemde dolar fiyatındaki artış halkın sırtına enflasyon olarak binecek.
Olan oldu... Kadere boyun eğeceğiz. Yeter ki dolar fiyatındaki artış bir yerde dursun, duraklasın. ■ Güngör Uras, Milliyet,  (17.4.2015)

TASARRUFLAR: YATIRIM KADAR TASARRUFUN DA DESTEKLENMESİ GEREKİYOR

Geçtiğimiz haftalarda hükümetin açıkladığı “istihdam ve teşvik paketi”nin yatırımı desteklemek için sağladığı vergi indirimleri, yatırımların canlandırılması açısından olumlu. Ancak yatırımların ne şekilde finanse edileceğini de düşünmek gerekiyor. Açıklanan pakette şirketlerin borç alarak yatırım yapmak yerine özkaynak kullanımının teşvik edileceği dile getiriliyor. Ancak özkaynak kullanımının finansmana katkısı sınırlı olur.
Hükümetin yatırımlara verilecek desteğin finansmanı konusunda duyduğu endişe yerinde bir kaygı. Çünkü eğer yatırım talebi artarken iç tasarruflar artmazsa o zaman dış borç artar. Ucuz
dolar döneminin kapanma arifesinde ise dış borcun teşvik edilmesi hiç uygun değil elbette.

 

Şekilde kırmızı çizgi toplam tasarrufların GSYH’ye oranını gösterirken, mavi çizgi toplam yatırımların GSYH’ye oranını gösteriyor. 2001 sonrası dönemde yatırımların hızlı bir büyüme trendine girmesi, 2009 resesyonunda darbe alsa da çabuk toparlanması olumlu gelişmeler. Yatırımlardaki büyümenin 2013 sonrasında hız kaybetmesi ise endişe verici. Bu açıdan bakıldığında son açıklanan teşvik paketinin neden yatırımları canlandırmak istediğini daha net görebiliyoruz.
Ancak şekilde asıl endişe verici olan boyut yatırımlardan ziyade tasarrufların 2001 sonrası düşüş trendi. 2001 sonrası yatırımlar artarken tasarrufların azalması yatırımların dış borç ile finansmanı anlamına geliyor. Dış borç ise kırılganlıklarımızın artması, kurun elimizi kolumuzu bağlaması,
Fed’in faiz artırımının “kara haber” olarak takip edilmesi demek.
Şimdi “istihdam ve teşvik paketi’nin uzun vadeli etkilerini tekrar düşünelim. Programın esas amacı şekildeki mavi çizgiyi yukarıya çekmek. Ancak eğer mavi çizgi yukarıya çıkarken kırmızı çizgi yani tasarruflar da buna paralel artmazsa yatırım talebinin yaratacağı finansman ihtiyacı uzun vadede daha büyük cari açık anlamına gelir. Bu nedenle bir sonraki adım olayın tasarruf boyutunun ele alınması, Türkiye’deki tasarrufların benzer ülkelere göre neden son derece düşük olduğunun araştırılması ve tasarruf artışını teşvik edecek adımların atılması çok önemli.
Düşük tasarrufun değişik nedenleri olabilir. Benim ilk aklıma gelen faktör mevduata ödenen düşük reel faiz. Örnek vererek anlatayım: Diyelim ki Ocak 2014’te 100 TL’lik mevduatınızı 1 sene vadeli bankaya yatırdınız. Ocak 2014’te senelik mevduata ödenen faiz yaklaşık yüzde 9.3 civarında idi. Yani bir sene sonra bankadan 9.3TL faiz elde ettiniz. Bu kazanç üzerinden yüzde 15 stopaj vergisi (yani 1.4 TL) ödediniz. 2014 enflasyonu yüzde 8.2 oldu. 100 TL tasarruf için elde ettiğiniz vergi sonrası reel getiri negatif oldu (9.3-8.2-1.4=-0.30 kuruş). Bu durumda siz tasarruf eder miydiniz? ■ Selva Demiralp, Milliyet,  (17.4.2015)

 

18.4.2015

DOLAR, TL:  ‘BU YIL PERFORMANSI EN KÖTÜ PARA BİRİMİ TÜRK LİRASI’

İngiliz Financial Times gazetesi bugünkü sayısında Türk Lirası’nın Amerikan Doları karşısında rekor düzeyde gerilemesine değindi. Gazete, bu yıl şu ana kadar gelişmekte olan ülkeler arasında para birimi dolara karşı en fazla değer kaybeden ülkenin Türkiye olduğunu yazdı.

Financial Times’ın “Şirketler ve Piyasalar” ekindeki haberde, liranın dolar karşısında sadece dün yüzde 0,7 değer kaybettiği ve kurun 2,73 olduğu belirtiliyor.

Gazetenin muhabirleri Michael Hunter ve Elaine Moore’un vurguladıkları bir diğer nokta da, liranın dolar karşısında sadece bu yılki değer kaybının yüzde 16’ya ulaşması.

Financial Times’a konuşan iki uzmanın gelişmelerle ilgili görüşleri şöyle:

Bernd Berg (Société Générale):

“Lira üzerindeki satış baskısının yoğunlaşmasını bekliyoruz. Seçimin neden olduğu belirsizlik sermaye çıkışını tetikleyebilir. Özellikle de doların genelde güçlü olduğu bir ortamda. Artık hükümet ve Merkez Bankası uygun önlemleri almazsa, bu satış baskısının daha da hızlanabileceğini ve kur krizine dönüşebileceğini düşünüyoruz.”

‘LİRA ÜZERİNDE SİYASİ BASKI VAR’

Enrique Diaz-Alvarez (Ebury):

“Liranın gelişmekte olan ülkelerin para birimleri arasında en zayıflardan biri olduğunu düşünüyoruz. AKP hükümetinin enflasyon yükselirken faizlerin düşürülmesine yönelik baskısı nedeniyle lira siyasi baskıyla karşı karşıya. Türkiye’nin para birimi özellikle de yatırımcıların gelişmekte olan piyasalarda risk alma iştahının azalması nedeniyle zayıf konumda. Lira, doğrudan yabancı yatırımlardan ve işçi dövizlerinden ziyade portfolyelerdeki değişkenliğe bağımlı durumda. Bunun nedeni de Türkiye’de cari açığın ve bankaların önemli miktardaki dış borçlarının finansmanı. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’sin Türkiye’de bankacılık sektörünün gidişatına yönelik uyarıları, Türkiye’de işsizlik oranının yüzde 11,3’e, Mart ayında bütçe açığının 6 milyar 800 milyon liraya (yaklaşık 2,5 milyar dolara) ulaşması da haberde değinilen diğer noktalar.”

ERDOĞAN’IN AGRESİF ÜSLUBU

Financial Times’taki haberde şu satırlar da yer alıyor:

“Türkiye’de 7 Haziran’da genel seçimler yapılacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı merkezileştirdiği ve Batı ile ilişkilerde giderek daha da agresif bir üslup benimsediği bir dönemde seçime gidiliyor.” ■ Taraf(18.4.2015)

UÖŞ, YABANCI SERMAYE: TÜRK DEVİ 3 RUS ŞİRKETİ SATIN ALDI

Borusan Makina, Rusya`nın doğusunda faaliyet gösteren iş makinası distribütörlüğü yapan 3 şirketi satın aldı.

Borusan Yatırım'ın iştiraki Borusan Makina, Rusya'nın uzak doğu bölgelerinde Caterpillar iş makinalarının distribütörlüğünü yapan üç şirketi Tiger Machinery şirketinden devraldı.

Borusan'dan Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "İştirakimiz Borusan Makina ve Güç Sistemleri (BMGS), Nisan ayı itibariyle Caterpillar'ın Rusya Federasyonu Uzak Doğu temsilciliğini Tiger Machinery şirketinden devralmıştır. 

Anlaşma kapsamında, Tiger Machinery'nin bölgedeki iştirakleri olan Amur Machinery and Services LLC, Sakhalin Machinery LLC ve Tekhnika Dalniy Vostok LLC (TDV) şirketleri satın alınmıştır. Şirketimizin yeni temsilcilik alanı Rusya 'nın Amur Oblast, Yahudi Özerk Bölgesi, Khabarovsky Krai, Primorsky Krai, Sakhalin Oblast, Sakhalin ve Kuril Adaları bölgelerini kapsamaktadır.
 
Altyapı ve inşaat, petrol ve doğal gaz, madencilik ve ormancılık sektörlerine iş makinaları ve güç sistemleri satışı ve satış sonrasında müşteri destek hizmetleri veren ve enerji sektörüne yönelik anahtar teslimi mühendislik projeleri üreten Amur Machinery and Services LLC, Sakhalin Machinery LLC ve Tekhnika Dalniy Vostok LLC şirketlerinin toplamda 400'den fazla çalışanı bulunmaktadır. Satın alımı yapılan şirketlerin 2014 toplam satış gelirleri 120 milyon dolardır.
 
Jeopolitik önemi ve doğal kaynakları sebebiyle Rusya'nın yatırım planlarında öncelikli bölgelerden birinde olan bu yeni distribütörlükle, iştirakimiz BMGS'nin faaliyet gösterdiği ülke sayısı altıya çıkmıştır". ■Akşam(18.4.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura