Diğerleri > Sis Çanı
31-05-2014
NELER OLDU 13-18 NİSAN 2014 (Borçlanma, İslam, RTE, bölücülük, yolsuzluk, yabancı sermaye, FED, yabancıya toprak, özelleştirme, işsizlik, seçimler )

Cihan Dura

30.5.2014


13.4.2013

(BORÇLANMA, HALK)

Yurtdışından borç aldıkları parayı bize kredi ya da kredi kartı olarak kullandırıyorlar; sonra yine yurtdışından getirdikleri ürünleri satıp hem etimizden, hem de sütümüzden yararlanıyorlar.

Bu ekonomik sömürü düzenini kuran ya da göz yuman siyasetçiler de aradan bolca nemalanıyor!

Biz yoksullaştıkça, birileri semiriyor.

Biz borçlandıkça; birilerinin bilmem ne konaklarındaki daire sayısı (!) durmadan artıyor!

Sonra da siyasi rüşvetle, hırsızlıkla, trafolara giren kedilerle kazandıkları seçimleri başımıza kakıp bize efelik taslıyorlar. … ■ Mustafa Mutlu, Aydınlık, (13.4.2014)

 

14.4.2013

RTE, SİYASAL İSLAM: ‘ERDOĞAN İLE BARZANİ AYNI TARİKATIN MÜRİDİ’

Emekli Albay Sarızeybek, “Molla Mustafa Barzani’nin dedesi Halid-i Nakşi tarikatından Başbakan Erdoğan’ın halifesi” dedi

Emek­li Al­bay Er­dal Sa­rı­zey­bek, bu­gü­ne ka­dar Do­ğu ve Gü­ney­do­ğu Ana­do­lu­’da Os­man­lı ve Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’ne yö­ne­lik ger­çek­le­şen ayak­lan­ma­la­rın “Kürt İs­ya­nı­” di­ye ni­te­len­di­ril­me­si­ne kar­şı çık­tı. Sa­rı­zey­bek, son 200 yıl­dır ya­pı­lan bü­tün is­yan­la­rın çı­kış nok­ta­sı­nın Ana­do­lu de­ğil, Sü­ley­ma­ni­ye, Er­bil, Şem­din­li üç­ge­nin­de­ki coğ­raf­ya ol­du­ğu­nu be­lirt­ti.

Sa­rı­zey­bek, “İs­yan­la­rı 8 ai­le dü­zen­le­di. Hep­si­nin bağ­lı ol­du­ğu ce­ma­at Ha­lid-i Nak­şi Ta­ri­ka­tı­” de­di. Sa­rı­zey­bek, Baş­ba­kan Tay­yip Er­do­ğa­n’­ın, Me­sud Bar­za­ni ve Şi­van Per­ve­r’­i bir­lik­te Di­yar­ba­kı­r’­da ağır­la­dı­ğı­nı ha­tır­lat­tı. O gün Er­do­ğa­n’­ın Tür­ki­ye­’ye kar­şı çok sa­yı­da ayak­lan­ma çı­kar­tan Me­sud Bar­za­ni­’nin ba­ba­sı Mol­la Mus­ta­fa­’ dan öv­gü ile söz et­ti­ği­ni be­lirt­ti. Sa­rı­zey­bek, “Çün­kü Er­do­ğan ve Bar­za­ni ay­nı ce­ma­at­ten. Mol­la Mus­ta­fa­’nın de­de­si, Tay­yip Er­do­ğa­n’­ın bü­yük ha­li­fe­si­” de­di.

Kimler var kimler!

Sa­rı­zey­bek, Er­do­ğa­n’­ın ya­nı­sı­ra, Tur­gut Özal, Nec­met­tin Er­ba­kan, Ab­dul­lah Gül ve Bü­lent Arın­ç’­ın da bu ce­ma­atin İs­tan­bu­l’­da­ki Gü­müş­han Evi Tek­ke­si­’ne bağ­lı ol­duk­la­rı­nı söy­le­di. Sa­rı­zey­bek şöy­le ko­nuş­tu: “A­na­do­lu­’da Kürt İs­yan­la­rı­” de­mek hem Türk ta­ri­hi­ne, hem de ken­di­ni et­nik Kürt kim­li­ği ile ta­nım­la­yan in­san­la­rı­mı­za say­gı­sız­lık­tır. Bin yıl­dır bir tek Türk-Kürt sa­va­şı ol­ma­mış. Siz bu 8 ai­le­nin Türk Dev­le­ti ve Ana­do­lu­’ya yap­tık­la­rı kö­tü­lük­le­re na­sıl “Kürt İs­ya­nı­” di­ye­bi­lir­si­niz? Bü­yük bir hak­sız­lık. Kürt kar­deş­le­ri­miz bu ger­çek­le­ri bir bil­sin, iş­te o za­man AKP si­ya­se­ti­ni de PKK si­ya­se­ti­ni de ala­şa­ğı eder ve dev­le­ti ile ye­ni­den ku­cak­la­şı­r” ■ Gökmen ULU, Sözcü, (13.4.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK, EMPERYALİZM: (NAKŞİLİK, HALİDİLİK, KÜRTLER)

Ajan-konsolos Claudius James Rich ve Kürt-Nakşî projesi

Anglosaksonların Nakşîlere ve Kürtlere ilgisi, Hillary Clinton’ın Wikileaks belgelerine yansıyan sorularıyla başlamamıştı. Daha 1820’de Kürtler ve Nakşîler üzerine ilk eğilen kişi Britanya’nın Bağdat Konsolosu Claudius James Rich olmuştu. Rich, yaşadığı dönemin tipik Batılı istihbaratçılarındandı: Hem diplomat, hem şarkiyatçı bilim adamı, hem seyyah, hem de ajan… Daha İngiltere’deyken Türkçe, Farsça ve İbranice öğrenmişti. Özel yetiştirilmişti. 1804’te İstanbul ve İzmir’e, sonra da Mısır’a gitmişti. Mısır’da Arapça öğrenmişti. Hindistan’da Bombay’da kalmış ve ardından uzun süre görev yapacağı Bağdat’a yerleşmişti.

Kısacası Rich, İngilizlerin tüm operasyon bölgelerinde çalışmış, istihbarat çalışmaları yapmıştı. Fakat üzerinde esas olarak duracağı bölgeyi Bağdat’a geldikten sonra keşfetmişti: Bugünkü Irak’ın kuzeyi… Yezidîler, Kürtler, buradaki Hıristiyan topluluklar ve yeni gelişen Halidî Nakşîlik onun esas ilgi alanıydı.

Rich, 1820’de Süleymaniye’yi ziyaret eder. Görünürdeki amaç arkeolojidir fakat ilk iş olarak 1806 ve 1812 yıllarında isyan etmiş olan Babân aşireti reisleriyle görüşür. Bu gezisini “Narrative of a Residence in Koordistan” (Kürdistan’da Bir İkametgâhın Hikâyesi) adlı kitabında anlatır. Kitabın esas ilgi alanı Kürtlerdir. Şeyh Halid’in geniş etkisinden, Kürtlerin gözünde bir evliya olduğundan, Türkiye ve Arabistan’da 12 bin müridi olduğundan övgü ve hayranlıkla bahseder. Yine Halid için “hem dünyevi hem de ruhani lider olarak ülkenin başına geçmeye çalışmasından” şüphe edildiğini yazar. İngiliz ajan potansiyeli keşfetmiştir. Britanya da bu potansiyeli Rich’in raporu doğrultusunda sonuna kadar kullanacaktır… Bu Halidîliğin İngilizlerle kayda geçmiş olan ilk temasıdır. Ama anlaşılan bu ilişki Şeyh Halid’in Hindistan günlerine kadar geri gitmektedir.

Bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti’nde yaşananlar dikkate alındığında İngilizlerin Kürt Nakşîliği ile nasıl önemli bir damar bulmuş oldukları daha iyi anlaşılır. Artık İngilizler, Osmanlı Devleti’ne daha önce edemedikleri kadar çok müdahale edeceklerdi.

Bundan sonra ne oldu? Kürt isyanları artarak devam etti, bunların başındaki aşiret reisleri de genellikle Halidî Nakşî oldu. Bunun yanı sıra Halidîliğin devletin içine sızan kolu özellikle 1826 Yeniçeri kırımıyla Türk Ordusu’nun tasfiye edilmesinde önemli bir rol oynadı. Hatta bununla da kalmadı Türk toplumunun bugün sıkıntılarını halen çektiği ilerici-gerici bölünmesinin ve Şeriatçı siyasi hareketin temellerini de bu akım attı. Kısacası İngiliz ajan Rich, yaptığı buluşla Osmanlı-Türk toplumunun içine gerçek bir bomba bırakmıştı.

Kürtleşen, siyasallaşan ve gericileşen Nakşîlik

Böylece İngiliz-Kürt projesinin sonucunda Nakşibendî tarikatı etnik, fikirsel ve toplumsal açıdan tamamen farklılaştı. Osmanlı-Türk toplumsal hayatının diğer tarikatlar kadar normal bir parçası olan Nakşîlik artık bir Kürt tarikatı olacaktı. Siyasetin tam içinde konumlanacak, hatta siyasal bir örgüte dönüşecekti. Fikirsel zeminde de klasik Türk tasavvuf anlayışının; müsamahanın, aşkın dışına çıkacak, tam tersine katı bir Şeriatçılığın ilk örneklerini verecekti.

Vahhabîlik, Araplar arasında Türk düşmanı bir gericiliği İngilizler adına yaymıştı. Fakat aynı şeyi Türkler arasında yapabilme, Türk devletini ve maneviyatını içerden zedeleme konusunda bir şansı yoktu. İşte Vahhabiliğin yerine getiremeyeceği bu misyon yine İngilizler adına Halidîler tarafından gerçekleştirilmişti.

İngiliz destekli Kürt ayaklanmacısı Şeyh Said’den, ABD destekli Barzani’lere, Talabanilere, Altan Tan’lara ve Tayyip’lere uzanan bu Nakşî-Kürt geleneğin kökeni işte bu Anglosakson projesiydi. ■ Kaya Ataberk, Türk Solu, S. 444, 13.4.2014

 

YOLSUZLUK, RTE: PARALARI EVİNİZE FETHULLAH HOCA MI KOYDU?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’ın hükümete karşı bir darbe girişimi olduğunu söyledi.

Ona göre “paralel yapı” hükümete operasyon yapmak istemiş, ama bizimki “dik durmayı” başardığı için, darbe girişimi duvara çarpmış.

Demagojinin böylesine ileride tarih kitaplarında mutlaka yer verilecektir.

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yürüten polis ve savcıların, arama-dinleme kararlarını veren yargıçların hepsi Fethullahçı olabilir.

Bunlar “Vay, sen misin bizim dershaneleri kapatmaya kalkışan” diyerek düğmeye basmış da olabilirler.

Kim bilir, belki aralarında böyle bir iktidar kavgası çıkmamış olsaydı, bu yolsuzluk soruşturması hiç yapılmayabilirdi de.

Şu ya da bu, artık biliyoruz ama!

Bunları ortaya çıkaranların Fethullahçı olması, eski bakan Muammer Güler’in oğlunun evinden 1 milyon 200 bin lira çıkmış olması gerçeğini yok etmiyor.

Güler’in, oğluna başka, kamuoyuna başka açıklamalarda bulunduğu gerçeğini de örtmüyor.

Güler’e verildiği iddia edilen 10 milyon dolar da fezlekede öylece duruyor.

Bunun Fethullahçıların darbe girişimi ile ne alakası var?

Hâkimin, savcının, polisin Fethullahçı olması, eski bakan Zafer Çağlayan’a hediye edilen saati, umre gezilerini, benim dilimin dönmediği kadar çok dolarlar tutarında rüşvet verildiği gerçeğini değiştiriyor mu?

Doğru değilse, neden soruşturmayı engelliyorsunuz?

Hâkimin, savcının, polisin “paralelci” olması, havuz kurdurup medya satın alma telefonlarını, evdeki paraların sıfırlanması talimatlarını yok mu ediyor?

Küçük kızın villa peşinde, beceriksiz ortanca oğlun arsa peşinde dolanmasıyla, bu kamu görevlilerinin Fethullahçı olması arasında nasıl bir ilişki var?

Banka müdürünün evinde, ayakkabı kutularına konulmuş dolarları paralelciler mi yerleştirdi ki “O paralar orada bulunsun ve sonra operasyon yapıp, hükümeti devirelim” dediler?

Darbe marbe yok. Olan açık: Muazzam yolsuzluklar yapıldı, Fethullahçılar bunları enseledi, sonra aralarında kavga çıkınca, rezillikleri ortalığa saçıldı.

Gerisi hikâye!

Hortumladıkları paraları unutalım diye anlattıkları, çok ama çok basit bir hikâye! ■ Mehmet Y. Yılmaz,Hürriyet, (14.4.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: (“ANALAR AĞLAMASIN”IN BEDELİ)

-Bugün, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizin çok yerinde, Askeri Birlikler ve Resmi Dairelerin dışında hiçbir yere Türk Bayrağı asamazsınız. Bu yerlerde PKK Narko-Terör Örgütünün bayrakları ve Bebek katili Öcalan’ın posterleri asılı durmaktadır. Bunun sorumluları kimlerdir?
-Bölgede “Ne Mutlu Türküm Diyene” ilkesini hiçbir yerde göremezsiniz.
Türk Bayrağı göremezsiniz ama: Van Kalesinde PKK Bayrağı, Cudi sırtlarına çizilmiş PKK Bayrağını görebilirsiniz.
-Bölgede, PKK tek tip kıyafetli kendi Asayiş Kuvvetlerini oluşturmuştur.
-Bölgede, PKK kendi “Vergi Dairelerini” kurmuş, vergi adı altında “Haraç” toplamaktadır.
-Bölgede, PKK’nın “HUKUK ve KADASTRO MAHKEMELERİ” “Meydana Kolya” Yaylasında, “İCRA ve CEZA MAHKEMELERİ” ise “Laleş” Yaylasında takır-takır çalışmaktadır.
Temyiz Mahkemesi ise “KANDİL’ de” bulunmaktadır.
-Türk Askerini-Türk Polisini-Türk İnsanını katleden ve bu yüzden öldürülen PKK Militanları, kapılarında silahlı nöbetçilerin bulunduğu, beton korunaklarla çevrili
PKK Şehitliklerinde bulunuyor. Tabii ki PKK bayrakları ve Öcalan resimleriyle beraber.
-Ülkemizin Güney sınırı aynen Peşaver gibi El-Kaide militanlarının hâkimiyetine verilmiş durumda.
-BDP Sözcüleri, 30 Mart Yerel Seçimlerinden sonra, Özerklik ilan edeceklerini söylüyorlar.
-Bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, esnaftan alışveriş yapamıyorlar. PKK’ dan korkusuna esnaf, askere-polise mal satmıyor. Genelkurmay Başkanlığı yayınladığı bildiride; “Biz askeri araçlarla personelimizin ihtiyaçlarını karşılıyoruz” diyor. Tıpkı, yabancı bir ülkedeki silahlı işgal güçleri gibi!… ■ Rifat Serdaroğlu,
http://rifatserdaroglu.com, (14.4.2014)

 

15.4.2013 

BORÇLANMA: DIŞ BORÇ ARTIŞINDA TARİHİ REKOR

CHP’nin hazırladığı aylık Ekonomi Raporu’na göre 2002’de bin 963 dolar olan kişi başı dış borç, 2013’te 5 bin 105 dolara ulaştı

Geçen yıl Türkiye’nin dış borç artışı 49,9 milyar dolar artarak 388,2 milyar dolara çıktı. Cumhuriyet tarihinin rekorunu kıran bu artış, dış borcun GSYH’ya oranını 4 puandan fazla artırarak 10 yıl önceki seviye olan yüzde 47,3’e ulaştırdı.
CHP’nin hazırladığı aylık Ekonomi Raporu’na göre bu tablo, büyümedeki yavaşlamayla birlikte ekonomik istikrarsızlığı besleyen en önemli unsur niteliğinde. 2002’de bin 963 dolar olan kişi başı dış borcun, 2013’te 5 bin 105 dolara ulaştığı kaydedilen rapordaki en ilginç bulgu dış borçtaki artışın gelirdeki artışı 3 buçuğa katlaması oldu.
2013’te 49,9 milyar dolarlık dış borç artışının 28,6 milyar doları kısa vadeli dış borç artışından kaynaklandı. Bunun sonucunda kısa vadeli dış borcun toplam dış borç içindeki payı yüzde 33,3’e çıkarak yeni bir rekor kırdı. 2002’de 6,5 milyar dolar olan reel sektör döviz açık pozisyonu ise 2013 sonunda 173,2 milyar dolara ulaştı. Bu şirketlerin ne denli döviz borçlusu olduğu anlamına geliyor.
Kişi başına dış borçtaki hızlı artışa karşın son 5 yılda vatandaşın gelirindeki artış sınırlı oldu. Son beş yılda kişi başına gelir 338 dolar, kişi başına düşen dış borç ise bin 148 dolar arttı. Rakamlara göre son beş yılda kişi başına düşen dış borçtaki artış, gelirdeki artışı 3,4’e katladı. 2013’te yaklaşık 50 milyar dolarlık dış borç artışının 28,6 milyar doları (yüzde 57’si) kısa vadeli dış borç artışından kaynaklandı. Bunun sonucunda kısa vadeli dış borcun toplam dış borç içindeki payı yüzde 33,3’e çıkarak yeni bir rekor kırdı.
Raporda, TL’nin son dönemde dolar karşısında değer kazanmasına karşın ABD Merkez Bankası’nın yıl sonunda parasal genişleme operasyonuna son verme takviminin geçerliliğini koruduğu, AB Merkez Bankası’nın ise parasal genişlemeye dönük yeni bir operasyon yapması yönündeki beklentinin hâlâ net olmadığı belirtildi. ■ Birgün, (15.4.2014)

YABANCI SERMAYE: YABANCI YATIRIMCILAR SİYASİ İSTİKRARA ODAKLANDI

Yerel seçimlerin geride kalması, piyasalar üzerindeki siyasi baskıyı bir miktar azalttı. Ancak yabancı yatırım cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere siyasi cepheye ilgisini henüz kaybetmiş değil. Yabancı piyasa stratejistleri, piyasaların Türkiye'de siyasi istikrarın sağlanmasına odaklanacağını belirtiyor. İşte 3 yabancı analistin Türkiye piyasaları ve siyaseti üzerine görüşleri:

Strandard Bank Ekonomisti Tim Ash: Piyasa öncelikle istikrar ve garanti istiyor. Gördüğünüz gibi piyasa AKP'nin yerel seçimlerde iyi performans göstermesinden oldukça memnundu çünkü bunun cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken çok istikrarsızlık yaratmayacağını düşünüyorlardı.

Şu andaki varsayım Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacağı ve kazanacağı. Eğer Erdoğan kenara çekilirse piyasalar Gül'ün cumhurbaşkanı olarak devam etmesinden memnuniyet duyacaktır. Piyasa öyle ya da böyle kesin olmayan bir sonuç istemiyor. Bunların tamamı 2014 yılı için kısa vadeli hikaye. Daha uzun vadede bence piyasa Türkiye'nin çoğulcu demokrasi olmasını istiyor ve o nedenle de büyük ihtimalle Gül'ün daha az restleşmeci yaklaşımıyla kendilerini daha rahat hissediyorlar. Yatırımcıların, gücün Erdoğan'ın etrafında toplanmasının ve Rusya ve Malezya gibi bir model oluşturulmasının uzun vadeli ekonomik kalkınma için çok faydalı olduğunu düşündüklerini sanmıyorum.

Büyük ihtimalle tansiyonda biraz artış olacaktır ama AKP yerel seçimlerde kötü performans gösterseydi daha çok olurdu. Şu anda Erdoğan-Gül'ün cumhurbaşkanlığını kazanacağı görünüyor. … ■ wsj, (15.4.2014)

 

FED’DEN BANKALARA UYARI

Fed Başkanı Yellen, sertleşen sermaye ve likidite kuralları ile ilgili konuştu.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Janet Yellen, finansal sistemde sermaye ve likidite kurallarının güçlendirilmesinin bankalara belli bir maliyet yükleyeceğini ancak bu bankaların stres zamanı hükümet desteğine daha az ihtiyaç duyacaklarını belirtti.

Fed Başkanı Yellen, Atlanta merkez bankası tarafından düzenlenen 2014 Finansal Piyasalar Konferansı’nda video bağlantısı yoluyla bir konuşma yaptı. Finansal Piyasalar Konferansı’nda 2008 krizinden bu yana çok önemli konulara değinildiğini kaydeden Yellen, konferansın, yapılan araştırma ve düzenlenen tartışmalarla önemli bir yol gösterici olduğuna dikkati çekti.

Bankacılıkta vade dönüşümünün ekonomik aktiviteleri yönlendiren önemli bir faktör olduğuna işaret eden Yellen, yaşanan finansal krizin yarattığı güven bunalımıyla oluşan likidite sorunu yüzünden bu dönüşümün zorlaştığını ve sonuçta yatırımcıların Northern Rock, Bear Stearns ve Lehman Brothers gibi firmalardan uzaklaştığını hatırlattı. Kriz sonrası yürürlüğe giren ve finansal sistemi düzenlemeyi amaçlayan “Basel III” kriterlerinin ilk sorumluluğunun bankaların sermaye yapılarını kuvvetlendirmek olduğunu aktaran Yellen, “Güçlü sermaye kuralları bankacılık düzenlemelerinin temelidir” dedi.

‘DAHA SAĞLAM BİR YAPI’ VURGUSU
Basel Komitesi’nin ikinci önemli sorumluluğunun bankaların likidite kaynaklı sıkıntılarına işaret etmek olduğunu belirten Yellen, komitenin getirdiği Likidite Kapsama Oranı (Liquidity Coverage Ratio – LCV) ve Net Düzenli Fonlama Oranı’nın (Net Stable Funding Ratio – NSFR) bu amacı yerine getirmeye yönelik olduğunu dile getirdi. Likidite Kapsama Oranı’nın ani krizlerde bankaların 30 güne kadar likidite ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olacak hemen kullanılabilir bir sermaye tamponu meydana getirdiğini anlatan Yellen, öte yandan Net Düzenli Fonlama Oranı’nın bir yıllık dönemde bankaların aktivitelerini sürdürmeye yardımcı olacak ölçüde ellerinde daha az likit varlık tutmasını öngördüğünü söyledi.

Basel Komitesi’nin getirdiği standartların bankaları likidite şoklarından korumayı amaçladığının altını çizen Yellen, sermaye ve likidite açısından güçlenmiş bankaların stres zamanı hükümet desteğine daha az ihtiyaç duyacaklarını vurguladı. Daha düzenli fonlama mekanizmaları kurmanın bankalara belli bir maliyet getirdiğini ifade eden Yellen, ancak sağlam bir yapı kurmanın sistemde istikrarı artırarak ekonomik faydalara yol açacağına inandığını da sözlerine ekledi. ■ Sözcü, (15.4.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: TÜRKİYE’Yİ KÜRTLERLE BÜYÜTMEK!

Oslo’da AKP’yle pazarlık yapan isimlerden PKK yöneticisi Zübeyr Aydar, Vatan’dan Hüseyin Yayman’a önemli açıklamalarda bulundu.

Aydar, Hititlerden bu yana Anadolu’ya kim hâkim olduysa gözünü Suriye ve Irak’a diktiğini, Türkiye’nin de böyle yapması gerektiğini savunuyor!

Aydar bu teorik çerçeve içinde somut ne yapılması gerektiğini de açıklıyor: “Türkiye Suriye’de şimdiye kadar sürdürdüğü Kürtleri görmeme politikasından vazgeçmeli. Geçmişte Irak Kürtleriyle kırmızı çizgiler vardı. Şimdi onlar aşıldı. Bu Rojava için de geçerli olmalıdır. Kürtlerle barış Türkiye’yi büyütür, ufkunu açar. Kürt barışı, Türklerle Kürtlerin yeniden demokratik ittifakı bölgedeki sorunların çözümüne büyük katkı sağlar. Bu ittifak diplomatik, siyasi, idari, ekonomik olarak Türkiye’nin önünü açar.” (Vatan, 13 Nisan 2014)

Suriye’yle savaş halinde olmak

İçinde “barış” geçen bu cümlelerin pratikte ancak “savaşla” gerçekleşebileceği ortada!

“Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” adı altında yapılmak istenen, nihayetinde Irak’ı ve Suriye’yi bölmektir ve bu savaş demektir, kan demektir; barış değil!

Erdoğan’ın 30 Mart akşamı balkondan “Suriye’yle savaş halindeyiz” diye ilanda bulunması aslında Aydar’ın işaret ettiği bu hedef nedeniyle gerçektir.

Zira hem Erdoğan hem de Aydar (PKK) “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” maskeli projenin alt aktörleridir ve biz konuyu en önce üst aktörlerden öğreniyoruz.

Türk-Kürt konfederasyonu

O üst aktörlerin başında da David Phillips geliyor.

Phillips ABD için 2007 ve 2009 tarihli iki adet Kürt Açılımı raporu hazırladı ve o tarihten bu yana alt aktörler bu raporlarda yazanların gereğini yapmaya çalışıyor.

O raporları geçmişte incelemiştik, Aydınlık’ın internet arşivinden bulabilirsiniz. Biz bugün Phillips’in Hürriyet’ten Tolga Tanış’la yaptığı “çözüm süreci” röportajında ilan ettiği “hedefi” anımsatmakla yetineceğiz.

Phillips, bir yıl önce lafı hiç dolandırmadan AKP-PKK “çözüm sürecinin” sonucunu ilan etmişti: Türkiye ve Kürdistan konfederasyon olacak! (Hürriyet, 11 Mayıs 2013)

Peki, bu konfederasyon nasıl yol alacak?

Ekonomik alan inşası

Phillips ve benzeri ABD’li Açılım uzmanlarının raporlarına dayanarak analizler yapan isimlerden David Gardner, “Türkosfer” diye bir kavram üretmişti.

Gardner’in “Türkosfer” dediği, “Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye arasında ekonomi, enerji zenginlik ve etki alanı kurulmasıydı” ve bu pratikte bize göre “Kürdosfer” demekti!

Türkiye, Irak ve Suriye’nin Kürt bölgelerini ortak bir alana dönüştürme fikri 2003’te ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson tarafından ortaya atılmıştı. Pearson Irak’a saldırının asıl hedefini şu somutlukta açıklıyordu: “Türkiye’nin güneydoğusu ile Irak’ın kuzeyi tek bir ekonomik bölge olmalıdır.”

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın “Diyarbakır petrollerinden pay istiyoruz” şeklindeki açıklaması, işte bu tablo içinde anlamlıdır!

Bölgeyle birlikte büyümek

Yani başta “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” olmak üzere “Kerkük petrolü” kartı, “Kuzey Irak petrollerinin Bağdat’a rağmen Türkiye üzerinden batıya pazarlanması” gibi rüşvetlerin tümü, gerçekte ABD’nin “Büyük Kürdistan” planı içindir.

Ve “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” demek, pratikte önce Irak’ı ve Suriye’yi bölmek ama sonra kurulan Türk-Kürt Konfederasyonu’nun da parçalanıp geride Küçük Türkiye’nin kalması demektir.

Bölgede büyümek, bölgeyle birlikte büyümekten geçer. Türkler ve Kürtlerin Arap ve Persleri hedef alarak büyümeye soyunması hem gerçekçi değildir hem de bir tek ABD’ye yarar. ■ Mehmet A. Güller, Aydınlık, (15.4.2014)

 

16.4.2013 

YABANCIYA TOPRAK: KÖYLÜNÜN ELİNDE TOPRAK KALMADI

Mazot ve gübre fiyatlarının altında beli bükülen çiftçiler, borçlarını kapatmak için topraklarını satmaya başladı. Trakya’nın en büyük köyü Seymen’de, çiftçilerin elinde sadece 20 bin dönüm toprak kaldı

Yanlış tarım politikaları nedeniyle son yıllarda büyük sıkıntı yaşayan Türk çiftçisi, borç batağına saplandı. Mazot ve gübre gibi girdi fiyatlarının yükselmesi ve ürünlerin geçen yıla göre daha düşük fiyatta seyretmesi çiftçileri toprak satışına zorluyor. Borçlarını kapatmak için topraklarını satan Trakya çiftçisi gelecekleri için kara kara düşünüyor. Trakya’nın en büyük köyü olan Tekirdağ’daki Seymen köyünde, köylünün elinde bulunan 100 bin dönümlük arazi 20 bine düştü. Çorlu ilçesine bağlı Seymen köyü çiftçileri, gelecekleri için büyük endişe duyuyor.

Başka çare bırakmadılar

Köyde hem çiftçilik yapan hemde tarım aletleri üreten Mustafa Yakışık “Çiftçi mazotu 5 liradan alıyor. Gübre fiyatları yüksek. Fakat ürününü satmaya kalktığımızda değerinin çok altında gidiyor. Geçen yıl buğdayın kg fiyatı 900 kuruştu, bu sene 600 kuruş civarında. Borçlanarak üretim yapmak zorunda kalan çiftçi, borçlarını kapatmak için de topraklarını satıyor. Köyümüz giderek küçülüyor” dedi.

Çiftçi Orhan Dinler ise, “Her sene kredi çekerek borçlarımı kapatıyorum. Borcumu bir başka bankadan borç alarak kapatıyorum. Eğer koyunlarım borçlarımı karşılamazsa gidip 3-5 ay içerde yatacağım” diye dert yandı.

Yatırımcılar alıyor

Köylülerden Elçin Can, toprakları satın alanları tanımadıklarını söyledi. Genellikle dışarıdan gelen yatırımcıların tarla aldığını söyleyen Can, “Ne için alıyorlar, bilmiyoruz. Yatırım için mi başka amaç için mi alıyorlar kimsenin haberi yok. Çaresiz durumdayız” diye konuştu. ■ İmdat Şahin, Aydınlık, (16.4.2014)

 

YABANCI SERMAYE: ‘SAKIP AĞA OLSA SATMAZDI’

Elyaf, pamuk, polyester ve viskon üretiminde yıllardır varlığını sürdüren, Sabancı ailesine ait SASA Polyester A.Ş.’nin Taylandlı bir şirkete satılacak olması sektörde tepkiyle karşılandı.

SASA’nın, Indorama Ventures Public şirketinin Hollanda iştiraki olan Indorama Netherlands BV’ye 60 milyon dolar gibi, değerinin altında bir rakama satılacak olması, fiyat dezavantajına rağmen yerli hammadde tüketen tekstil sektöründe moralleri alt üst etti.

İTHİB: Üzüntüyle karşıladık

Konuyla ilişkin yazılı bir açıklama yapan İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle, Türkiye’nin en eski tesislerinden birinin satılmasını üzüntü ile karşıladıklarını söyledi.

Sektör olarak fiyat dezavantajına rağmen SASA’yı tercih ederken, firmanın satılmasını doğru bulmadıklarını ifade eden Gülle, “Sakıp Ağa hayatta olsaydı satmaz, sonuna kadar direnirdi, o tüm sektöre ilham verendi” dedi.

Firmaların ithalattan etkilenmesini en aza indirmek için elyaf ithalatına vergi konulmasını sağladıklarını ve firmalar olarak fiyat dezavantajına rağmen yerli malı ürünler kullandıklarını kaydeden Gülle, “SASA’yı destekledik. Bugün öğreniyoruz ki SASA, 60 milyon dolar gibi bir rakama satılmış. Sabancı ailesinin bu paraya ihtiyacı yok. Bu firma sonuna kadar yerli olarak kalmalıydı” ifadelerini kullandı. … ■ Aydınlık, (16.4.2014)

 

ÖZELLEŞTİRME ZONGULDAK İLE YATAĞAN’I BULUŞTURDU

Taşeron işçi dernekleri Yatağan işçilerini ziyaret etti. Dernekler arasında özelleştirme tehdidiyle karşı karşıya olan Çatalağzı Termik Santralı’nın bulunduğu Zonguldak’taki Taşeron İşçileri Derneği de yer aldı

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy işçilerinin, santralların ve kömür ocaklarının satılmasına karşı başlattıkları nöbet Özelleştirme binası önünde devam ediyor. İşçiler nöbette 3. günlerini geride bıraktı. Gün boyu Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın tam karşısındaki parkta bekleyen işçileri Ankaralılar da yalnız bırakmıyor. Derslerinden çıkan Türkiye Gençlik Birliği üyesi gençler de işçilerle nöbet tutuyor. İşçiler, ziyarete gelen Ankaralılara ikram ettikleri çaylarını içerken bir yandan da mücadelelerini, madenlerin ve santralların satılması halinde olabilecekleri anlatıyor. İşçilerin dünkü ziyaretçileri arasında insanca yaşam, kadro ve örgütlenme hakkı için mücadele yürüten taşeron işçileri vardı.

18 ilin taşeron işçi dernekleri Yatağan işçilerine desteğe geldi. Derneklerin arasında Zonguldak Taşeron İşçi Derneği’nin yer alması ile de Özelleştirme tehdidiyle karşı karşıya olan Zonguldak Çatalağzı Termik Santralı işçileri ile Yatağan işçilerinin birliği sağlandı. Ziyarette konuşan Zonguldak Taşeron İşçi Derneği Başkanı Kenan Koçal, taşeron işçilerinin Yatağan işçilerinin yanında olduğunu belirtti. Koçal, “ÇATES ve maden işçilerinin selamını getirdik. İşçi sınıfı adına sağladığınız başarıdan dolayı hepinize tek tek teşekkür ediyoruz. Sonuna kadar yanınızdayız” diye konuştu.

‘Özelleştirme taşeron  işçiliği yaygınlaştırıyor’

Balıkesir Taşeron İşçi Derneği Başkanı Nejla Bilener de işçilere Yatağan’da ve Ankara’da hep yanlarında olduklarını söyledi. Bilener, “Bizler hak verilmez alınır diyerek yola çıktık. Bizim haklarımız var ama vermiyorlar. Ama bizler söke söke alacağız. Bunun içinde mücadeleye yılmadan devam edeceğiz” dedi. Bu mücadelede sendikalarında üstlerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Bilener, “Türkiye’nin kaynakları satıldı. Tarımda, enerjide dış ülkelere bağımlı hale getirildik. Eğer tam bağımsız bir ülke olacaksak kurumlarımızın özelleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Onun içinde meydanlarda olacağız. Özelleştirilen yerlerde taşeron işçilikte yaygınlaştırılıyor. Daha da yaygınlaştırılmak isteniyor. Keyfi idareler, keyfi işten atmalar olacaktır. Bizler bu yüzden haklarımıza sahip çıkmak için örgütleniyoruz. Dernekler kuruyoruz” ifadelerini kullandı.

Yolsuzlukta adı geçen firmalar ihaleye katıldı

Yatağan, Yeniköy, Kemerköy santral ve madenlerinin özelleştirme ihalesine aralarında 17 Aralık soruşturmasında suçlananların da bulunduğu 6 firma katıldı. İhale için, Park Holding, Çelikler Taahhüt A.Ş., Kalyon İnşaat Ortak Girişim Grubu, Limak İnşaat, Elsan Elektrik, IC İçtaş Enerji, Konya Şeker Sanayi firmaları teklif verdi. İhaleye 2000 yılında iptal edilen ihaleyi alan LİMAK’ın ikinci kez katılmasının yanı sıra, 17 Aralık Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen Park Holding A.Ş ve Kalyon İnşaat Ortak Girişim Grubu’nun firmalarının da katılması dikkat çekti.

‘Santralları asla teslim etmeyeceğiz’

TES-İş Yatağan Şube Teşkilatlandırma Sekreteri Kemal Özcan da desteklerinden dolayı taşeron işçi derneklerine teşekkür etti. İhaleye katılan firmaların 17 Aralık yolsuzluk operasyonunda adı geçen firmalar olduklarına dikkat çeken Özcan şunları söyledi: “Biz Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy çalışan enerji işçilerinin ufak bir temsilcisiyiz. Direniş çadırlarımız hâlâ santralların önünde. Orada da nöbetimiz devam ediyor. Bu santralları asla teslim etmeyeceğiz. Biz bu mücadeleyi vatan savunması olarak görüyoruz. Tüm vatanseverleri, yurtseverleri bu mücadele içerisinde görmek istiyoruz. İhale gününe kadar buradayız. Bu ihaleyi yaptırmayacağız. Yaptırmamak için bütün gücümüzü kullanacağız. Bizim ayrıca üretimden gelen gücümüz de var. İhaleye girenler bunu iyi bilsinler. Bizler enerji ve maden işçileriyiz. Ülkeyi aydınlattığımız gibi karanlığa boğacak güce de sahibiz. Bizim isteğimiz ülkeyi aydınlatmak. Uyarıyoruz onları, ayaklarınızı denk alın.” ■ İlkay Akkaya, Aydınlık, (16.4.2014)

 

YABANCIYA TOPRAK: SEVDA TEPESİ İMARA AÇILDI

Cumhuriyet Gazetesi'nin kurtardığı Sevda Tepesi'ne TÜRGEV'e bağış karşılığı Suudi Kral için imar izni çıktı.

Cumhuriyet Gazetesi’nin 1980’li yılların başında bir haber ve yazı kampanyası ile yapılaşmadan kurtardığı İstanbul’daki Sevda Tepesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e bağış karşılığı Suudi Kralı için imara açıldı.

ANAP iktidara gelir gelmez dönemin Başbakanı Turgut Özal, Suudilerle yaptığı görüşmeler sonrası, Boğaziçi Yasası değiştirilmiş, yabancıların “mütekabiliyet beklenmeden” Türkiye’de mülk edinmelerini sağlamak için yasa çıkarmış; bu yasa, Halkçı Parti’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesine karşın yasa iptal edilinceye kadar dönemin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah bin Abdülaziz’e Sevda Tepesi, 431 milyon 941 bin 614 lira karşılığı satılmıştı. Tepenin sahipleri de bu satıştan 340 milyon 668 bin 591 lira elde etmişlerdi.

Ancak, Cumhuriyet Gazetesi, olayın üstüne gitmiş, haber, röportaj ve yazılarla konuyu kampanyaya çevirmiş, Sevda Tepesi’nin imara açılmasını önlemişti.

Sevda Tepesi, Başbakan Erdoğan, 13 Nisan 2012’de Suudi Arabistan’da Kral Abdullah ile görüşene değin 28 yıl boyunca imara açılamadı. Erdoğan’ın bu görüşmede Kral ile Sevda Tepesi’ni de görüştüğü o günkü basın organlarında yer aldı. Erdoğan’ın Türkiye’ye dönüşü ile birlikte 26 Nisan 2012 günü, Suudi Arabistan Krallığı, Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜRGEV’in Vakıfbank’taki “TR 2200 0150 0158 0480 1323 9675” IBAN No’lu hesabına 99 milyon 990 bin 990 dolar yatırdı. Bu para, bir sonraki aşamada Vakıfbank’taki “TR 0800 0150 0158 0380 1344 6974” IBAN numaralı hesaba geçirildi.

Suudi Kral, Mayıs 2012’de 57 bin 470 metrekare arazisine yapı izni verilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık da konuyu “yapılanma hakkı verilmesi” istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aktardı. Belediye İmar ve Bayındırlık Komisyonu, CHP’li üyelerin karşı çıkmasına karşın 16 Haziran 2012’de belediye meclisinden çıktı. ■ Cumhuriyet, (16.4.2014)

 

17.4.2013 

BORÇLANMA, HALK: BANKALARA BORÇ ARTIYOR

Tüketici kredileri 4-11 Nisan 2014 tarihleri arasında 674 milyon TL artışla 252 milyar 834 milyon TL düzeyinde gerçekleşti.

Merkez Bankası’nın Haftalık Para ve Banka Bülteni’ne göre 4-11 Nisan 2014 tarihleri arasında toplam tüketici kredileri 252 milyar 834 milyon TL’ye yükseldi. Bu kredilerin 241 milyar 374 milyon TL’si mevduat bankaları, 1 milyar 473 milyon TL’si kalkınma ve yatırım bankaları, 9 milyar 987milyon TL’si ise katılım bankaları tarafından kullandırıldı.
Tüketici kredileri 2013 yılının sonuna göre yüzde 2.12 oranında, 5 milyar 245 milyon TL tutarında artış gösterdi.

-KONUT KREDİLERİ 112 MİLYAR TL-

11 Nisan itibarıyla mevduat, katılım, kalkınma ve yatırım bankalarının 252 milyar 834 milyon TL düzeyinde gerçekleşen tüketici kredilerinin, 112 milyar 91 milyon TL’sini konut kredileri oluşturdu. Konut kredileri bir önceki haftaya göre 87 milyon TL artış gösterdi. 4-11 Nisan haftasında taşıt kredileri 43milyon TL azalışla 7 milyar 872 milyon TL’ye gerilerken, diğer krediler 630 milyon TL artışla 132 milyar 872 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. ■ Sözcü, (17.4.2014)

 

AKP DÖNEMİNDE İŞSİZLİK REKOR KIRDI

 

Son 11 yılda iş arayanların sayısı arttı. Maaşlarıyla geçinemeyen emeklilelerde iş arama yarışına girdi.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İŞKUR’a 2003 yılında 557 bin 92, 2013’te ise 2 milyon 359 bin 304 kişinin başvurduğunu açıkladı. 2013’te İŞKUR’a başvuranlardan 671 bin 578’i işe yerleştirildi. 65 ve üstü yaş grubunda 2 bin 91’ erkek, 432 kadın iş aradı.

İŞ ARAYANLARIN FOTOĞRAFI

CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin soru önergesine Çalışma Bakanı’nın verdiği yanıt, iş arayanların fotoğrafını ortaya çıkardı.
Çalışma Bakanı, 2003 - 2013 yılları arasında İŞKUR’a yapılan başvurular hakkında bilgi verdi.

EMEKLİLER GEÇİNEMİYOR İŞ ARIYOR

Çalışma Bakanı’nın verdiği bilgiye göre; İŞKUR’a 2003 yılında 557 bin 92, 2013’te ise 2 milyon 359 bin 304 kişi başvurdu. 2013’te iş arayanların 1 milyon 36 bin 427’sini işsizler, 1 milyon 322 bin 877’sini daha iyi şartlarda iş arayanlar ile emeklilerden iş arayanlar oluşturdu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, İŞKUR’a başvuranların yaşa, cinsiyete ve eğitim durumlarına ilişkin de bilgi verdi. 2013 yılında başvurularının; 1529 yaş aralığında 747 bin 157’si erkek, 446 bin 169’u kadın, 3064 aralığında 747 bin 451’i erkek, 416 bin 4’ü kadın, 65 ve üstü grubunda 2 bin 91 erkek, 432 kadın oldu.

EĞİTİM DURUMLARI

İŞKUR’a başvuranlardan eğitim ve cinsiyete göre dağılımında okuma yazma bilmeyenlerin 17 bin 287’si erkek, 14 bin 532’si kadın, okur yazar olanlarlise eğitim aralığında yer alanların 1 milyon 240 bin 475’i erkek, 637 bin 797’si kadın, meslek yüksek okuludoktora eğitim aralığında yer alanların 238 bin 937’si erkek, 210 bin 276’sı kadın.

İŞE YERLEŞENLER

Çalışma Bakanı, İŞKUR kanalıyla işe yerleştirilenlerin sayısı hakkında da bilgi verdi. 2013’te 640 bin 145’i daimi, 31 bin 433’ü geçici olmak üzere 671 bin 578’i işe yerleşti.

İŞKUR 1 MİLYAR 773 MİLYON KAYNAK KULLANDI

Çalışma Bakanı’nın verdiği bilgiye göre İŞKUR’un kullandığı kaynak 2003’te 41 milyon 880 bin 538 TL iken 2013’te bu rakam 1 milyar 773 milyon 827 bin 702 TL oldu. ■ www.haberinyeri.net, (17.4.2014)

 

18.4.2013 

AKP, SEÇİMLER, SADAKA: 12 KATRİLYONLUK NARKOZ

 

Hükümet seçim arefesinde 2013'de yoksul kesime yardımı yüzde 50 artırarak 12 milyar TL'ye çıkardı. 2012 yılında ise vatandaşa dağıtılan yardım 8.6 milyar TL idi.

Hükümetin 2013'te yoksul, yaşlı, engelli ve muhtaç ailelere yaptığı yardımlar 12 milyarı geçti.
Hükümet, dezavantajlı durumdaki engelli, kadın, yaşlı, çocuk ve muhtaç ailelerinin yaralarını 2013 yılında sağladığı milyarlarca liralık sosyal yardımlarla sardı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın verilerine göre, bir yılda yaklaşık 12 milyar lira civarında sosyal yardım gerçekleştirildi. 431 bin engelli yakınına 3.2 milyarlık ödeme yapılırken, ilk kez muhtaç asker aileleri için başlatılan nakit yardımından 59 bin kişi yararlandı. Ailelere, 78 milyon liralık yardım yapıldı.

Engellilere 3 milyar

288 bin eşi vefat eden kadına da toplam 753 milyon lira verildi. 12 yılda kamuda istihdam edilen engelli sayısı 5 binden 32 bine çıktı. Önümüzdeki 2 yılda ise 35 bin gazi, şehit yakını ve sivil terör mağduru kamuda işe başlatılacak. Evde bakım hizmetinden Mart 2014 itibarıyla 431 bin 798 kişi yararlandı. Bir ayda engelli yakınlarına toplam 332 milyon 475 bin liralık ödeme yapılırken, yıllık olarak yapılan yardımın miktarı 3.4 milyarı geçti. Ayrıca 1.3 milyon engelli ve yaşlıya 3.2 milyarlık maaş ödemesi yapıldı. Maddi durumu yetersiz ailelere çocuklarını okula göndermeleri ve sağlık hizmeti aldırmaları karşılığında yapılan "şartlı eğitim ve sağlık" yardımları da 3 milyondan fazla çocuğun yüzünü güldürdü. Ailelere bu kapsamda 742 milyon liralık destek sağlandı. Maddi yetersizlikler nedeniyle devlet yurtlarına bırakılma aşamasına gelen 55 bin çocuk için de özel olarak maaş yardımı yapıldı.

Yardımlar 2013'de yüzde 50 arttı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji eski Bakanı Nihat Ergün'ün, "Sosyal yardımlar uyuşturucu etkisi yapmaya başladığı zaman, onu gözden geçirmek gerekir. Biz de şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte bunu gözden geçiriyoruz" itirafının ardından Türkiye'nin ekonomik tablosundaki çarpıklık iyice günyüzüne çıktı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan AKP, 2012 yılında vatandaşlara dağıtacağı yardımları için 8 milyar 635 milyon 324 bin 300 lira (eski para ile 8.5 katrilyon) pay ayırmıştı. 2013 yılında bu harcamalar yüzde 50 artarak 12 milyar TL(eski para ile 12 katrilyon lira)ya çıktı. AKP, muhtaç duruma düşürdüğü 19 milyon vatandaşa her yıl "sosyal yardım" adı altında devlet kesesinden milyarlarca liralık para ve eşya dağıtıyor. 2010'da 11 milyon aileye 2 milyar lira dağıtıldı. 2011'de ise yardımlarıı ikiye katladı. 19 milyon kişiye 12 milyar lira yardım dağıtan AKP,yine yüzde 43 oy oranıyla yerel seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Başbakan Tayyip Erdoğan, şimdi halk oyu ile yapılacak seçimleri kazanarak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaya hazırlanıyor. Yeni anayasa ile "Başkanlık" ya da "Yarı Başkanlık" sistemi hedeflendiği için kesenin ağzı iyice açıldı. 2012'de Genel bütçede "sosyal güvenlik ve sosyal hizmetlere" 76.5 milyar ayrıldı. Bu paranın 12 milyar lirası Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın bütçesinde vatandaşlara doğrudan mal ve nakit para yardımlarında kullanıldı. İktidarda olduğu 10 yıllık süre içinde AKP'nin yaklaşık 85 katrilyonu bir nevi seçim yatırımı olarak dağıttığı düşünülünce olayın boyutları daha net bir şekilde anlaşılıyor. ■ Yeniçağ, (18.4.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura