Diğerleri > Sis Çanı
12-06-2015
NELER OLDU 13-18 MART 2015 (TSK, kriz, IŞİD, bölücülük, petrol, kadın, tarım, Atatürk’e saygısızlık, yabancıya toprak, yabancı sermaye, işsizlik, bedhahlar, RTE)

Cihan Dura

12.6.2015


 13.3.2015

TSK, BEDHAHLAR: ARINÇ’A SUİKAST PALAVRA ÇIKTI

50 metrekarelik bi oda… Retina taramasıyla giriliyor. Kapı şifresi üç günde bir değiştiriliyor. Sadece genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve burada görevli 12 subayın girebilme yetkisi var.

*

Kamuoyunda kısaca “kozmik oda” olarak biliniyor.

*

50’li yılların başında, NATO’nun talimatıyla, Seferberlik Tetkik Kurulu oluşturulmuştu. Türkiye işgal edilirse, kendi topraklarımızda direnişi örgütleyecek olan birimdi. Barış zamanında, silahı, mühimmatı, teçhizatı, insan gücünü temin edecek, işgal olursa, bunları devreye sokacaktı.

*

Sovyetler Birliği dağılınca, soğuk savaş sona erdi, gene NATO’nun talimatıyla, Seferberlik Tetkik Kurulu lağvedildi. Artık gerek yok denildi. ABD’nin isteğiyle kurulmuş, ABD’nin isteğiyle kaldırılmıştı.

*

Gel gör ki, 90’lı yılların başında “ulusal tehdit algısı” değişti, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi göbeğini kendisi kesmeye karar verdi. Silahlı kuvvetlerini yeniden yapılandırmaya başladı. Seferberlik Dairesi’ni Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı olarak yeniden kurdu.

*

Görevi… Türk silahlı kuvvetleri herhangi bir sebeple çökerse, memleket topraklarında özgürlük direnişini örgütlemekti. Barış zamanında hazırlığını yapacak, Türk silahlı kuvvetleri devre dışı kalırsa, memleketin bekası için mücadele edecekti.

*

Bu amaçla, kritik şehirlerde Seferberlik Bölge Başkanlıkları tesis edildi. Kısaca “kozmik oda” olarak bilinen yer, bunlardan biriydi.

*

Ordunun silah depoları imha edilirse, gizlenmiş sivil depoların adresleri kimlerde olacak? Havaalanları zarar görürse, hangi şehirlerarası yollar pist olarak kullanılacak? İşgalcilerin ilerlemesini engellemek için hangi demiryolları havaya uçurulacak, hangi viyadükler patlatılacak? Bölgeyi bataklığa çevirmek için hangi barajların kapakları açılacak? Kozmik odada bunların planları var.

*

Kimin teknesi kullanılacak, hangi balıkçı barınağı, kimin kamyonu, hangi kahvehane, hangi park, hangi bakkal, kimin yazlığı, mazotu nereden bulacağız… Adresler, kapı numaraları, kodlar.

*

Yaralananlar olacak, hastaneye gidemezsin, hangi doktorlar gizli ameliyatlar için yeraltına inecek, hangi eczacılar ilaç temin edecek? Elektrik kesik, telefon yok, hangi taksici, hangi çiçekçi kuryelik yapacak? Hangi mühendis hangi işe yarayacak? Senin o kırtasiyeci zannettiğin, aslında kim? Bu sivil kahramanların isim isim listesi var.

*

Kozmik oda…
Nefsi müdafaadır.
“Kuvayi milliye”dir.

*

Ve, asla unutulmamalıdır…
Bülent Arınç, kozmik odanın kapısını kırıp, bu milletin kuvayi milliyesi’ne girmek için kullanılan levyedir! ■ Yılmaz Özdil, Sözcü,(13.3.2015)

“TÜNELİN SONU KRİZ

Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik çalkantıyı değerlendiren ekonomist Soral, "Şartlar 2001 krizinden kötü" dedi

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı eski Müdürü kalkınma ekonomisti Bartu Soral, döviz kurundaki artışın önümüzdeki dönemde binlerce şirketin batmasına, milyonlarca çalışanın da işsiz kalmasına yol açacak riskler taşıdığını söyledi.

Ekonomist Bartu Soral, yeni yayımladığı “Tünelin Sonu Kriz…” kitabında Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik çalkantıların 10-12 yıllık ihmalin beklenen sonucu olduğunu bildirdi. 2002 yılından başlayarak giderek artan uluslar arası yabancı sermaye akımının gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye’ye de yoğun bir şekilde girdiğini ancak Türkiye’nin bol ve ucuz yabancı kaynağı boşa harcadığını ifade eden Soral, kaynakların üretim ve istihdama yönlendirilememesi, reformların yapılamaması sonucunda bugünkü kriz ortamına girildiğini kaydetti.

2001’DEN DAHA KÖTÜ

Soral, dövizdeki artış ve ekonominin içinde bulunduğu duruma ilişkin SÖZCÜ’ye değerlendirmelerde bulunurken, ekonomideki şartların 2001 krizinden de daha ağır olduğunu söyledi. Soral, aradan geçen 12 yılda şirketlerin aşırı borçlandığını belirtirken, hanehalkının yani vatandaşın borçluluk oranında da 2003-2014 yılları arasında yüzde 5.600 arttığını bildirdi. Soral, 2003 yılında 100 liralık harcanabilir gelirine karşılık sadece 3,2 lira borcu olan hanehalkının bugün 100 liralık harcanabilir gelire karşılık 55’lira borçlu hale geldiğini söyledi.

İFLASLAR ARTAR MAAŞLAR DÜŞER

Soral, Türkiye’deki şirketlerin 183,2 milyar dolar döviz açık pozisyonu taşıdığını, doların sadece bir haftada yüzde 13 oranında değer kazanması nedeniyle şirketlerin 24 milyar dolar kambiyo zararına uğradığını bildirdi. Bu zararın şirketlerin bütün karını eritip yok ettiğini ifade eden Soral, dövizdeki artış ve buna bağlı olarak faizde de bir artışın yaşanması halinde çok sayıda şirketin iflas noktasına yaklaşacağını, zora düşen şirketlerin ise önce çalışanların maaşlarını düşüreceğini, ardından da işçileri işten atmak zorunda kalabileceğini söyledi.

ŞİRKETLERİN YARISI BATABİLİR

Soral’ın, “Tünel’in Sonu Kriz …” isimli kitabında yer alan teknik analizlere göre, döviz kurunun TL karşısındaki değer artışının yüzde 25’e ulaşması halinde Türkiye’deki şirketlerin yüzde 50’si batma noktasına geliyor. Aynı şekilde borçlanma faizlerinin yüzde 20 artması, karın yüzde 25 oranında azalması halinde de Türkiye’deki şirketlerin yüzde 30’u iflasa sürükleniyor. Soral, bu yüksek risk durumunun şirketlerin yüksek döviz açık pozisyonları ile borçluluklarındaki kırılgan yapıdan kaynaklandığına dikkat çekti. ■ Erdoğan Süzer, Sözcü,(13.3.2015)

BOP: IŞİD İLE BATILI GÜÇLER ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?

IŞİD, 2014’te büyük bir güç olarak Irak-Suriye sahasında ortaya çıktığı günden bu yana arkasında kim olduğu sorusu çok soruldu ve sorulmaya devam ediliyor. Bazıları, IŞİD’i Sünni Arapların öfkesi, bazıları Saddam Hüseyin’in ordusundan kalanların yeniden organize olması, bazıları ise cihatçı selefiliğin yeni bir tezahürü olarak izah ettiler.

Bu izahlar ile hiç ilgilenmeyip, IŞİD’i, ABD-İsrail-İngiltere tarafından kurgulanan bir örgüt olarak izah edenler oldu. Son günlerde IŞİD’in Batı tarafından Müslümanların vicdanını kanatarak İslam’ı reforma zorlama amacı ile desteklendiğini ileri süren bir yorumdan bahsediliyor. Bu yorumu yapanlar Vatikan’ın IŞİD’den çok memnun olduğunu ifade ediyorlar. Bunun çok doğal olduğunu düşünüyorum.

Son günlerde Arapça basında çıkan iki haber, IŞİD-Batı bağlantısı açısından oldukça ilginç. Bu haberleri 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tercüme etti ve 21yyte.org’da ‘Fikir Tankı’ bölümünde yayınladı. Aşağıda hiç dokunmadan metinleri veriyorum.

“Irak Özel Kuvvetleri, İsrail ve ABD Pasaportu Taşıyan Askeri Danışmanları Esir Aldı

Irak Özel Kuvvetleri, IŞİD örgütüne bağlı operasyonlar merkezinde ABD, İsrail ve Körfez pasaportları taşıyan 4 askeri danışmanı esir aldı. Terörle mücadelede kaynak, Irak Özel Kuvvetleri’nin IŞİD operasyonlarının idare merkezini tahrip ettiğini ve 4 danışmanı (ABD, İsrail ve Körfez pasaportları taşıyan) esir aldığını belirtti. Musul vilayetinde Tel Abta Çölünün uzak bölgesinde IŞİD örgütüne bağlı yabancı danışmanların idare ettiği gelişmiş operasyonlar merkezinin bulunduğu yolunda istihbarat bilgileri gelmesinden sonra, terörle mücadele biriminden özel kuvvetin ’AKREP SOKMASI’olarak isimlendirilen ani bir operasyonla merkeze saldırdığını ve kontrol altına aldığını, tahrip ettiğini, bazı militanları esir aldığını ve diğerlerini öldürdüğünü sözlerine ekledi.

Kaynak, IŞİD örgütü danışmanlarının başkent Bağdat’ta güvenlik merkezine nakledildiğini belirtti. Irak güvenlik kaynakları, güvenlik kuvvetlerinin El-Alem nahiyesine yakın, terörist IŞİD çetelerine ait mükemmel haberleşme merkezini kontrol altına aldığını, merkezin haberleşme kuleleri ve güneş enerjisi ile çalışan piller içerdiğini açıkladı. IŞİD militanları merkezi, El-Alem nahiyesine yakın Elbu Fayyad bölgesinde tüm hareketleri gözetlemek ve terörist eylemlerinin komuta karargâhı olarak kullandılar.
http://sdhnews.com/archives/53541”
“Peşmerge: Uluslararası Koalisyon IŞİD’e, İstihbarat Bilgileri Sızdırdı
Kürdistan bölgesi hükümetinde Peşmerge Bakanlığı bugün (Pazar), Ninova’da Irak kuvvetleri ve Peşmerge hareket planları hakkında istihbarat bilgilerinin sızdırıldığını açıkladı. Peşmerge resmi sözcüsü Helkurt Hikmet, IŞİD’e bilgi sızdırılması operasyonunun birkaç ay önce açığa çıkarıldığını, ancak tam olarak gerçekliğinden emin olamadıklarını, Ninova ve Başika Vadisinde Uluslararası Koalisyon askerlerinin ön noktaların denetlenmesi bahanesiyle hareketlerinin gözetlenmesinden sonra, IŞİD liderleriyle bir araya geldiklerini, Peşmerge ve Irak kuvvetlerinin hareketi hakkında tam bilgiler verdiklerinin anlaşıldığını, bunun üzerine askerlerinin Uluslararası Koalisyon Kuvvetleri’nden bir askeri öldürdüğünü ve diğer üçünü yaraladığını belirtti. Peşmergenin Başika’da IŞİD komutanlarıyla toplantı yaptıkları sanılan ve IŞİD’in ön hatlarından döndükten sonra Uluslararası Koalisyon Kuvvetleri’nden bir askeri öldürdüğünü ve üç askeri yaraladığını sözlerine ekledi. Uluslararası koalisyon bugün Başika’da sektörleri denetlemeleri sırasında askerlerinden birisinin hata sonucu öldüğünü ve üç askerinin yaralandığını açıkladı.
http://sdhnews.com/archives/53550”
Dilerseniz siteye girip bakabilirsiniz. Orta Doğu’da çok ilginç şeyler oluyor. ■ Ümit Özdağ, Yeniçağ,(13.3.2015)

ÜNİVERSİTELER: REKTÖRLERE AÇILIM TALİMATI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, rektörlere çözüm süreci dersi verdi, “Aşmamız gereken önemli engeller var. Bunlardan biri de çözüm sürecidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yekta Saraç’ı ziyaret etti. Ziyaretin ardından rektörlere seslenen Erdoğan, “çözüm sürecine” ilişkin uyarılarda bulundu. “Biz, demokrasi, insan hakları ve özgürlük temelindeki reformlarımızla üniversiteleri bu tür tartışmaların dışına çıkarmanın çabası içinde olduk” diyen Erdoğan, “Üniversitelerdeki hocalarımızı kimlikleriyle, şahsiyetleriyle, birikimleriyle, milletimizin gözündeki yerleriyle çelişecek işlerin içinde olmaktan kurtardığımıza inanıyorum. Bu konuda üzerimize ne düşüyorsa bundan sonra da onu yapmanın gayreti içinde olacağımızı özellikle ifade etmek isterim. Biz, kendi yanımızda olacak değil hakkın, hakikatin, ilmin safında, hikmetin safında yer alacak profesörler, doçentler, araştırma görevlileri istiyoruz, bunun için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan şöyle devam etti: “Aşmamız gereken önemli engeller var. Bunlardan biri de çözüm sürecidir” diyerek PKK ile yapılan müzakerelere değindi. 12 yılda ciddi mesafeler alındığını söyleyen Erdoğan, “Hakkari Havalimanı’nı 1 yıldır engelliyorlar. Hem Kürt kardeşimi seviyorum diyeceksin hem de bunu yapacaksın. Bu da onların samimiyetini gösteriyor. Terör örgütünün silah bırakma açıklaması önemli bir eşik olacak. On binlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebep olan terörün bitirilmesi noktasında önemli bir noktadayız. IRA silahları betona gömdüm diyor. Görüntüsünü de gösteriyor ama bizdeki teröristler bunu yapamıyor. Burada altını çizerek bir defa daha ifade etmek istiyorum. Paralel yapı ile mücadele benim şahsi meselem değildir. Bu devletin Milli Güvenlik Kurulu’nda konuşulmuş ve mücadele kararı alınmış bir meseledir.” ■ Aydınlık,(13.3.2015)

(Üniversitelerin görevi eğitim ve araştırmadan ibaret değil ki, bir de “topluma hizmet” görevleri var. CD)

14.3.2015

PETROL FİYATLARI VE PİYASA

Borsada yaşanmış bir hikaye... Patron, kendi şirketi üzerinde işlem yapan ve büyük paralar kazanan bir spekülatörü terse getirmek için şirketinin hisse senedi üzerinde baskı kurmaya başlar.
Elinde yüksek miktarda hisse bulunduran oyuncuyu korkutmak ve baskı oluşturmak için yapabileceği en iyi hareketin, fiyatların düşmesi için satış baskısı oluşturmak olduğuna inanır.
Hisse senedinin borsada son işlem görme fiyatı 33 lira 500 kuruştur. Elindeki hisselerin bir bölümünü satacağını açıklayarak psikolojik baskı uygular. Nitekim üç beş satar... Hisse senedinin fiyatı 26 liraya kadar geriler. Elinde hisse senedi bulunduran oyuncunun sıkıştığını gören patron hızını alamaz ve hisse senedinde satış yapmaya devam eder.
Tam bir panik havası vardır.
Sonunda hisse senedi yüzde 50’nin de üzerinde değer yitirmiş ve senedin fiyatı 10 liraya kadar gerilemiştir.
Elinde hisse senedi bulunduran oyuncu resmen perişan olmuştur.
Hisse senedi bozuk psikolojili yatırımcıların da satışları ile öldürücü noktaya gelir. Senedin fiyatı 8 liraya geriler.
İşte o anda, hiç hesapta olmayan bir olay olur. Hisse senedinin fiyatının çok düştüğünü düşünen küçük yatırımcılar bir anda alıma geçerler. Bu küçük de olsa alımlar, daha büyük spekülatörlerin ilgisini çeker ve onlar da alıma geçer. Hisse senedi bir anda 8 liradan 12 liraya gelir. Patron bu kez satış yapmaya korkar. Çünkü elindeki hisse senedini kaptırırsa aynı zamanda şirket yönetimi de tehlikeye girecektir. Dayanamaz bu talebe ve patron da alım yapmaya başlar. Hisse senedi patronun alım haberi ile yeniden yükselir ve bu kez kısa sürede 18 liraya yükselir. Senet o dönem yeniden 28 liraya kadar yükseldi.
Patronun yanlış bir hesabı işleri alt üst etmişti.
Hesaba katmadığı, fiyatı çok düşen senede piyasanın talep göstereceği kuralıydı.
O kural işlemiş ve oyunun ters dönmesine neden olmuştu.
Ya petrol
Petrol fiyatları 140 dolardan 48 dolara kadar geriledi.
Bunda Amerika’nın büyük etkisi değil, tamamen parmağı olduğunu artık bilmeyen yok.
Rusya’yı cezalandırmak amacıyla ekonomik savaş ilan eden Amerika, bu ülkeyi çökertmek için petrol fiyatlarını aşağı çekti. Amerikalı spekülatörler sert satışlar yaptı. Bu satışlar Amerikan hükümetinin petrol stoklarının arttığı yolundaki haberlerle desteklendi.
Petrol düştükçe Rusya ekonomisi yerlerde sürünmeye başladı.
İşte bu noktada da aynı kural devreye girdi.
Fiyatı çok düşen bir mala genel talebin oluşması...
Petrolün 140 dolardan 48 dolara kadar düşmesi, dünyanın her köşesindeki yatırımcılara oldukça cazip gelmişti ve 100 dolardan 100 milyon dolara kadar değişen rakamlarla vadeli piyasalardan petrol almaya başladılar. Petrol 48 dolardan 60 doların üzerine çıktı.
Piyasa oyuncularında hafif bir panik görülüyor. Halen fiyatın aşağı eğilimi olduğunu düşünen ve vadeli piyasada açık satışlarını kapatmayan Amerikalı oyuncuların içinde bir korku var. Bu korkunun, petrol 70 dolara ulaştığında paniğe dönüşmesi kaçınılmazdır.
İşte o zaman petrolde açık pozisyonlar kapatılacak ve fiyatlar yeniden alıp başını gidecek.
Amerika da tıpkı bizim uyanık borsa şirket patronu gibi piyasayı dikkate almamıştı.
Çok bilen çok yanılır misali... ■ Remzi Özdemir, Yeniçağ, (14.3.2015)

TARIM’DA SÖZLEŞMELİ KÖLELİK

Geçtiğimiz yıl “Milletin Efendisi” program çekimleri için Uşak ilimizin Yayalar Köyü’nde misafir idik. Sohbet esnasında mikrofon uzattığımız tütün üreticilerinin mağduriyetleri bir hayli ilginç gelmişti bana sevgili okurlar.

Yayalar Köyü’nün tamamına yakını hasadı çok zahmetli olan tütün ekiyorlardı... Sözleşmeli tütün ekimi... Çoğu yabancı olan özel firmalarla imzalanan tek taraflı sözleşmelerle icralık olan birçok çiftçi vardı. Şöyle ki; sözleşmede taban fiyat 10 lira, başfiyat 13 lira belirleniyor. Ekim başında da çiftçiye mahsulün bir kısmı nakit ödeniyor. Hasat zamanı ise firma keyfe keder istediği fiyattan, tütün kalitesiz vs. bahanelerle; 7 liradan tütünü alabiliyor. Hakkı-hukuku-avukatı bilmeyen, eli kolu bağlı çiftçi, en az 11 liradan satması gereken tütününü yok pahasına sözleşme yaptığı firmaya kaptırıyor. Bu anlattığımda inanın hiçbir abartı yok sevgili okurlar.

Bu anlattığım örneği sözleşmeli tarım yapan diğer çiftçilere de şamil edebilirsiniz. Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerinde dondurulmuş meyve, sebze ve konserve fabrikaları ile üreticiler arasında yapılan sözleşmeler, üreticiler açısından oldukça ağır yükümlülükler içermekte. Sözleşmeye ek olarak üreticilere verilen avans, aynı ve nakdi yardımlar için de borç senedi düzenlenmekte, üretici şirkete ürünü teslim etmez ya da eksik teslim ederse, senet hiçbir uyarı yapılmaksızın adli kuruluşlara aktarılmaktadır.

Arada devlet korumacılığının bulunmadığı bu tek taraflı ilişki, maalesef çiftçiyi çaresiz bırakıp, sermayedar kapitalist şirketlerle karşı karşıya getirmiştir. Bu yeni tür, köylünün devletle bağlarını büsbütün koparmış, devlet sermayenin arkasında yerini almıştır. Tıpkı çiftçilerin bankaların kucağına atıldığı gibi...

Oysaki devlet, üretimin karşılığı basması gereken parayı basıp piyasaya, köylüye aktarsa hiçbir sorun kalmaz. Köylü-çiftçi ne bankaya ne firmaya kul-köle olur, ne de ihtiyaç duyar.

Sözleşmeli üreticilik, bir başka deyişle kooperatifler yerine şirketleri ikame etme girişimi, kapitalizmin günümüzde köylülüğü kendine özgü bir tarzda tasfiye etme ve küresel sömürgeciliği kurumlaştırma araçlarından sadece birisidir.

Türkiye, sahip olduğu doğal kaynaklar, coğrafi konumu, iklim koşulları gibi özelliklerinden dolayı tarım potansiyeli oldukça yüksek bir ülkedir. Dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından en zengin ülkesiyiz dersek tam isabet etmiş oluruz. Ama gelin görün ki, hazine üzerindeki dilenciler gibiyiz. Elin yabancısı madenimizi çıkarır, zenginliğimize konar, biz de melül melül bakarız.

Bu gidişat kaderimiz olamaz sevgili okurlar. Bizlere biçilen bu deli gömleğini yırtıp atmalıyız. Fakirlik ve sömürülmek bizim kaderimiz değildir. Şimdi zaman bu ülke insanını zengin kılacak modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızla bir ve beraber olma zamanıdır. ‘Bağımsız Türkiye Partisi’ni iktidar etme zamanıdır. ■ Adem Birinci, Yeni Mesaj, (14.3.2015)

 

15.3.2015

66 GÜNDE 66 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ

UMUT Vakfı’nın yaptığı araştırmaya göre, yılın ilk 66 gününde 66 kadın cinayeti işlendi. Umut Vakfı’nın derlemelerine göre, 2015’in ilk 66 gününde, 62?si silahla olmak üzere toplam “66 kadın cinayeti” işlendi... “68 kadın ve aile bireyi katledildi, 14 kadın ve aile bireyi ise yaralandı” Kadını öldüren erkeklerin yüzde 11’i ise intihar etti. Umut Vakfı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkelerden biri nin Türkiye olmasına rağmen hemen her gün en az bir kadının öldürüldüğüne dikkat çekem Vakıf’ın raporuna göre; 2013 yılında 268 kadının öldürüldü. 143 kadının tecavüze, 245 kadının tacize uğradığı Türkiye’de baskı sonucu intihara kalkışan 70 kadından 58’inin yaşamını yitirdiği belirlendi. Rapora göre; Türkiye’de geçen yıl 120 bin kadın, şiddet gördüğü için polise başvurdu.

78 bin kadın hakkında ‘geçici koruma tedbir kararı’ alındı. 2014’te 30 bini aşkın kadın, sığınma evlerine yerleştirildi. Emniyet ve jandarma kayıtlarına göre yine Türkiye’de kayıp çocuklar listesinde bin 300 kız çocuğu var. Kayıp kızlar ağırlıklı olarak 3-10 yaş arası ve yetiştirme yurtları ile sevgi evlerinde kalanlardan oluşuyor. ■ Aydınlık,(15.3.2015)

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: TRT'DE ATATÜRK'E NEFRET KUSULUYOR

CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, TRT-Türk’ün yayınladığı bazı programlarla Atatürk ve arkadaşlarına karşı açıkça düşmanlık yapıldığını açıkladı.

CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, TRT-Türk’ün yayınladığı bazı programlarla Atatürk ve arkadaşlarına karşı açıkça düşmanlık yapıldığını ve cumhuriyetin kurucu kadrolarına ve değerlerine saldırıldığını öne sürdü. Konuyu TBMM gündemine taşıyan Çıray, “6 Mart 2015 akşamı, arka arkaya Atatürk karşıtı programlar yayımlanmasının amacı ve anlamı nedir” diye sordu.

Çıray, devlet televizyonu TRT Türk’ün vatandaşların tepkisine neden olduğunu savundu. Çıray, yaptığı açıklamada, “Kuruluş konumuna ve misyonuna yakışmayan, bundan ötürü de onlarda kızgınlık hatta nefret uyandıran programlar yayınlamaktadır” diye konuştu.

Konuyu Meclis gündemine taşıyan Çıray, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan tarafından yanıtlanmasını istediği önergesinde şu soruları yöneltti:

“RADİKAL İSLAMCI YAYINDAN HABERİNİZ VAR MI?”

“Muazzam bütçesi bütün vatandaşlarımızdan çeşitli kalemlerde alınan harç, vergi ve kesintilere dayanan TRT’nin bir kanalı olarak TRT-Türk’ün tarihimizi radikal İslamcı yazar ve sözde tarihçilerin görüşleri doğrultusuna yeniden inşa etmeye yönelik programlar yaptığını biliyor musunuz?

Bilmiyoruz ve böyle bir şey yok diyorsanız, inanmıyorsanız izleyin, TRT5 Mart 2015 akşamı saat 21.45’te, Atatürk düşmanı ve aynı zamanda kadının özgürlüğüne karşı çıkan Ömer Tuğrul İnançer’le yapılan Gönül Dünyamız adlı programda anlatılanları nasıl açıklayacaksınız? 6 Mart 2015 akşamı, arka arkaya Atatürk karşıtı programlar yayımlanmasının amacı ve anlamı nedir?

Türkiye’de Siyasal Akımlar adlı programda Atatürk, İsmet İnönü üzerinden dolaylı olarak değil de, doğrudan doğruya eleştirilmeli görüşünün işlenmesinin amacı ve anlamı Atatürk düşmanlığı değilse nedir?

“TRT’DEN NEFRET KUSULUYOR”

Kendi Gök Kubbemiz adlı programda Kadir Mısırlıoğlu adlı radikal İslamcı sözde tarihçi temelsiz ve nefret dolu birtakım iddialarda bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ni telâffuz ederken, Atatürklü Meclis için ‘adı büyük ama kendi küçük ve Ali Şükrü, hilafet ve saltanat yanlısı’ ifadesini kullanmıştır. Bu program ve bahsi geçen zat için bir işlem yapılmış mıdır?

Kurtuluş Savaşı tek kurşun atmadan kazanılabilirdi gibi tutarsız, saçma ve dolayısıyla gülünç iddialarda bulunan güya tarihçi Mustafa Armağan ve gazeteci olduğu söylenen Ömer Erbil’e ve benzerlerine hiçbir karşı ve alternatif görüşe ve tarihçiye yer verilmeden tek taraflı yorumlar yaptırıldığını biliyor musunuz? Biliyorsanız bu konuda herhangi bir girişimde bulunacak mısınız?” ■http://kemalistler.org/, (15.3.2015)

TARIM: ÇİFTÇİ ZOR DURUMDA

Girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı para kazanamayan Türk çiftçisi, topraktan elde ettiği geliri aldığı kredi borçlarına yatırıyor. Türk çiftçisinin son 12 yılda aldığı borcun 20 kat arttığı ortaya çıktı

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, son aylarda dolar fiyatlarındaki artışın tarım ürünlerinin maliyetlerini artırırken, çiftçiyi zora soktuğunu ifade etti. Yetkin, yazılı açıklamasında, dolardaki artış öncesi dünya petrol fiyatlarında görülen düşüşün, çiftçiyi umutlandırdığını ancak bunun Türkiye’deki piyasalara çok düşük oranda yansıtıldığını belirtti. Bu yılın ocak ve şubat aylarında görülen dolar fiyatlarındaki artışın, petrol fiyatlarındaki toparlanmayla bir araya gelmesiyle mazot fiyatının hızla 2014 fiyatlarına yaklaştığına işaret eden Yetkin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Mazotun ülkemizde rafineri çıkış fiyatı 1.9 liradır. Tarım sektöründe yılda 3.3 milyon ton civarında mazot kullanılmaktadır. Verilen mazot desteği, bu rakamın yalnızca yüzde 5’ini karşılamaktadır. Mazottan alınan vergi bu yıl çiftçiye ödenecek olan 10 milyar liralık toplam desteğe yakın bir miktar oluşturmaktadır. Gübre fiyatlarında ise devamlı bir artış vardır. Bu artış dolardaki yükselişle birlikte hızlanmıştır. Bu tablo, kaçınılmaz olarak tarımsal ürünlerin fiyatlarına yansıyacak, üstelik ülkemizde aracı karları çok yüksek olduğu için yansıma muhtemelen girdi maliyetlerinin üstünde olacaktır. Son aylarda dolar fiyatlarındaki artış, tarım ürünlerinin maliyetlerini artırırken, çiftçiyi zora soktu.”


Çiftçi krediye çalıştı

Öten yandan Türk çiftçisinin belini büken bir başka şey ise kredi borçları oldu. Elde ettiği kazanç yetmediği için ekim zamanı parasız kalan milyonlarca çiftçi çaresiz kredi kullanmak zorunda kalıyor. Böyle olunca da çiftçi topraktan aldığını kredi borçlarına yatırıyor. Rızkını tarım ve hayvancılıktan elde etmeye çalışan Türk çiftçisinin son 12 yılda aldığı kredi 20 kat arttı. Tarım Kredi’nin 2002 yılında çiftçiye kullandırdığı kredi miktarı 302 milyon 316 bin 509 TL olarak gerçekleşirken, bu rakam 2014 yılında 5 milyar 947 milyon 468 bin 744 TL’ye ulaştı. Son 12 yılda çiftçiye kullandırılan kredi miktarı 5 milyar 645 milyon 152 bin 235 TL artış gösterdi. Çiftçinin krediye bu kadar bağımlı olması hayra alamet değil. Elde ettiği geliri giderlerini karşılamayan milyonlarca çiftçi, borç aldığı kredi veren kuruluşları kendine bile yetmeyen gelirine ortak ediyor. Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’nden kredi kullanan 35 bin çiftçi geçtiğimiz yıl borçlarını ödeyemedi. Bu çiftçilerin borçları ertlendi.


En fazla krediyi İzmir çiftçisi aldı

2002 yılında çiftçinin en fazla kredi kullandığı il 2014 yılında da değişmedi. 2002’de İzmir’de çiftçiye 54 milyon 447 bin TL kredi kullandırılırken, bu rakam her yıl daha da artarak 2014 yılında 1 milyar 132 milyon 872 bine ulaştı. Öte yandan 2002 yılında çiftçinin en az kredi kullandığı ilde de bir değişiklik olmadı. 2002 yılında Erzurum’da çiftçiye 1 milyon 560 bin 800 TL kredi kullandırılırken, bu rakam 2014 yılında 92 bin 381 bin 168 TL ile yine en az kredi kullandırılan il konumunu değiştiremedi. ■ Yeni Mesaj,(15.3.2015)

 

YABANCIYA TOPRAK: HAZİNE ARAZİLERİ SATILIYOR

Kamu kurumlarını bir bir özelleştien hükumet kamu arazilerini de büyük oranda sattı. Sadece son dört yılda 10 milyar liradan fazla değerdeki devlet arazisi satıldı. Rakamları Maliye Bakanlığı açıkladı.

Kamu kurumlarını tek tek özelleştirdiler, yetmedi devlet arazilerini de satışa koydular. Son 4 yılda yapılan satış 10 milyar lirayı aştı.

Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre, 2010-2014 yıllarında toplam 10 milyar 599 milyon lira değerinde gayrimenkul satışı gerçekleştirildi.

2014 sonu itibarıyla, kamunun 246 milyar metrekare yüzölçümüne sahip yaklaşık 4 milyon taşınmazının satışı gerçekleştirldi. Satılan bu gayrimenkullerin yüzde 90'nın hazine yönettiminde olması dikkat çekti.

2010 yılında 1 milyar 266 milyon lira, 2011'de 1 milyar 499 milyon lira, 2012'de 1 milyar 455 milyon lira, 2013'te ise 3 milyar 118 milyon lira değerinde gayrimenkul satıldı. 2014 yılında da 3 milyar 261 milyon liralık gayri menkul satışı gerçekleştirildi. ■ ulusalkanal.com.tr,(15.3.2015)



16.3.2015 

YABANCI SERMAYE: TARİHİ ŞİRKET SATILDI

Tarihi Türk şirket yabancılara satıldı. 1963 yılında kurulan Söke Un hisselerinin yüzde yüzü İngilizlerin eline geçti.

 Türkiye’nin en büyük 5 un üreticisinden biri Söke Un İngilizlere satıldı.

LP Şirketler Grubu'nun yüzde yüz sahip olduğu MKU Un A.Ş., Söke Un hisselerinin yüzde yüzünü sattı. Açıklama şirketten geldi. Buna göre Söke Un'u, İngiliz menşeli yatırım fonu Mediterra Capital Partners satın almış oldu.

Şirket, Söke Un'un mevcut Ortak ve Genel Müdürü Seyda Akdurak'ın, görevlerine devam edeceğini duyurdu.

Söke Un'un satılmasına ilişkin Rekabet Kurumuna başvuru yapıldı. Satışın önümüzdeki günlerde tamamlanması bekleniyor.

Satılan tarihi Söke UN şirketi 1963 yılında Aydın Söke-Sazlıköy’de kuruldu. Şirket Türkiye’nin en büyük 5 un üreticisinden biri olarak biliniyor. Öte yandan firmanın günlük üretim kapasitesi 560 ton olarak belirtiliyor. ■ ulusalkanal.com.tr,(16.3.2015)



YABANCI SERMAYE: DEV BANKA TÜRKIYE`DEN ÇIKIYOR

İngiltere`nin en büyük bankalarından RBS, Türkiye`deki varlıklarını satmayı ya da kapatmayı planlıyor.

İngiltere'nin en büyük bankalarından biri olan Royal Bank of Scotland (RBS), Türkiye dahil bazı ülkelerdeki faaliyetlerini satmayı veya kapatmayı değerlendiriyor.

Royal Bank of Scotland'ın sözcüsü bankanın Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika'daki ticari ve kurumsal bankacılık faaliyetlerini satmayı veya kapatmayı değerlendirdiğini söyledi.

5 ÜLKEDEN ÇIKIŞI DEĞERLENDİRİYOR

Konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, RBS, Türkiye'nin yanı sıra Çek Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan ve Polonya'daki faaliyetlerini satmayı veya kapatmayı değerlendiriyor.

RBS, Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika'dan çıkacağını ve Asya ile ABD'deki ticari ve kurumsal bankacılık faaliyetlerini küçülteceğini geçen ay açıklamıştı. ■ Akşam,(16.3.2015)

 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: SURİYE SINIRI PYD’YE TÜRKİYE HATTI PKK’YA

ABD’nin güncellediği Kürt koridoru planına göre sınırın Suriye tarafında PYD, Türkiye tarafında ise PKK’ya rol verildi. Aydınlık’a konuşan üst düzey bir kaynak ise güney illerinde yaşanan nüfus değişimine dikkat çekti. ABD 2. İsrail’i Akdeniz’e bağlayacak koridor için planlarını güncelledi. Koridorun Suriye bölümünün PYD, Gaziantep sınırlarından başlayacak ve İskenderun körfezinde Dörtyol’a kadar devam edecek bölümünün de PKK kontrolüne verilmesi hedefleniyor.

“ABD koridoru”nun Suriye’nin Kürtlerin yaşadığı bölgede başlayıp, Ayn El Arab’a kadar devam etmesi, Türkiye toprakları içinden de İskenderun körfezinde Dörtyol bölgesinde denize ulaşması amaçlanıyor.

SURİYE’DE 500 KM PYD’YE

Türkiye-Suriye sınırında yeni gelişmeler yaşanıyor. Irak sınırından Ayn El Arab’a kadar olan bölgede PKK’nın Suriye kolu PYD (YPG) hakim. Bir tek Tel Abyad IŞİD’in kontrolünde. Gelen bilgilere göre önümüzdeki günlerde PYD (YPG) ABD uçakları desteğinde Tel Abyad’a saldıracak. Tel Abyad’ın IŞİD’den alınması halinde, Türkiye-Suriye sınırının büyük bölümü PYD (YPG) nin kontrolüne geçmiş olacak.

Bu bölgede bulunan Kamışlı’da Esad yönetimi hakim. Ancak Türkiye sınırına yakın mahallelerinde PYD faaliyet gösteriyor. Kamışlı ile Şam arasında kara bağlantısı kesik. İletişim havadan sürdürülüyor.

ABD IŞİD’e karşı mücadele adı altında gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla Suriye’nin Kürt bölgesinin sınırlarını çiziyor.

KÜRT BÖLGESİ HAZIRLANIYOR’

Vatan Partisi genel Başkan Yardımcısı ve eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin şöyle konuştu: “Suriye’de Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde Araplar başka yerlere göçe zorlanıyor. IŞİD’le mücadele adı altında başka planlar olduğu görülüyor. Temizlenmiş Kürt bölgesi hazırlanıyor.”

MARDİN, URFA, G.ANTEP

Suriye’de yaşanan gelişmelerle paralel olarak Türkiye tarafında da gelişmeler yaşanıyor. Devletin istihbarat raporlarına göre, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay’da “ABD koridoru”na uygun çalışmalar gündemde. Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep’in demografik yapısını değiştirmek için sinsi çalışma yürütülüyor. Daha önce Arap yoğunluğu olan Türkiye-Suriye sınırındaki yerleşim birimlerinde, özellikle Şanlıurfa’dan Irak sınırına kadar olan bölgede son dönemlerde Arapların göçe zorlandığını dikkat çekiliyor. Konu ile ilgili olarak Aydınlık’a bilgi veren bir üst düzey yetkili, şunları belirtti: “Planlı bir süreç yaşanıyor. Uzun yıllardır sessiz bir çalışma sürdürülüyordu. Şimdi çalışmalara hız verildi. Mardin’de Arap nüfus ağırlıktaydı. Şimdi azınlığa düşmüş durumda. Nusaybin’de yakın bir tarihe kadar nüfusun yüzde 90’ı Arap’tı. Şimdi azınlıkta. Şanlıurfa,Gaziantep, Kilis’te de doğu ve güneydoğudan göçlerle nüfus dengesinde değişiklikler yaşanıyor. Özellikle de Suriye sınırındaki ilçelerinde. Bir diğer dikkat çekici gelişme de İskenderun körfezi çevresinde. Örneğin Dörtyol. Hedeflerden biri. Dörtyol ciddi bir göç alıyor. Kürt nüfus artıyor. PKK Amanoslarda tutunmak için özel bir çaba gösteriyor. Bütün bunlar büyük planın parçası. Kürt koridoru (ABD koridoru) için PKK görevde.”

Aynı yetkili, Mersin ve Adana’daki demografik yapıdaki değişimlere de dikkat çekti. ■ Aydınlık, (16.3.2015)

 

17.3.2015 

"TÜİK İNSANLARI ALDATIYOR TÜRKİYE'DE İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 10,9 DEĞİL 16,4"

Kayseri Ticaret Odası (KTO) eski Başkanı Hasan Ali Kilci, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) ülke ile ilgili yaptığı yanlış hesaplamalarla insanları aldattığını ifade ederek, "Örneğin ülkemizdeki yeni açıklanan işsizlik oranı yüzde 10.9. Ancak gerçek anlamda yapılan başka bir hesaplama ile işsizlik oranı yüzde 16,4. Ülkemizdeki üniversite mezunlarının yüzde 30'u işsiz. Maalesef Türkiye ekonomisi şuan iflas etmiş ve patlamak üzeredir" dedi.

KTO eski Başkanı Hasan Ali Kilci, MHP'den milletvekili aday adaylığı için başvuruda bulundu. MHP İl Başkanlığı'ndaki başvuru sırasında açıklamada bulunan Kilci, ülke ekonomisinin geldiği noktanın acı olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Türkiye ekonomisi iflas etti. Türkiye'nin rakamlarını açıklayan TÜİK yanlış hesaplama yöntemleriyle halkımızı aldatıyor. İşsizlik rakamları ortada. Bir başka yöntemle hazırlanan istatistiklere göre ülkemizde işsizlik yüzde 16.4'tür. Üniversite mezunu işsizlerimizin oranı yüzde 30'larda. Büyük bir sıkıntı var. Türkiye'de insanımızın açlık sınırında olanların sayısı her geçen gün artıyor. Açlık sınırı rakamlara yüzde 30'lara dayanıyor. 4 kişilik bir ailenin bir aylık gideri bin 300 liradır. Resmi rakamdır bu. Yoksulluk sınırı ile ilgili rakamlar ortada. 3 bin 600 liradır. Yoksulluk sınırındaki insanımızın oranı ise yüzde 40'tır."

Kilci, "Kendi kendimize sorumluluk ve mesuliyetimizin arttığını düşünmeliyiz" diyerek, ekonomideki gelişmeleri şöyle anlattı; "Yalancının mumu yatsıya kadar yanacak. Çünkü onların yaptıkları bütün hesaplama yöntemleri vatandaşımızı ve milletimizi aldatmaktadır. Emeklimiz, işçimiz, memurumuz, dul ve yetimlerimizin perişan hallerini görüyoruz. Takip ediyor ve üzülüyoruz. Bunların verdikleri sosyal yardımlaşma fonundan, yani bizim paralarımızdan aktardıkları 30 milyar liralık yardımlar iyi idrak edilmelidir. Biz bu yardımları vermemiz gerekiyor. 40 milyar lira olabilir. Çünkü ihtiyaç sahibi insan sayımız çok fazladır." ■ http://www.samanyoluhaber.com, (17.3.2015)

 

BEDHAHLAR: TÜRK ADALARINDAKİ İŞGALE SON VERECEĞİZ

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Naci Beştepe, düzenlediği basın toplantısında Ege Denizi’ndeki 16 Türk adasının Yunanistan tarafından işgal edilmesi için ‘AKP yüzünden Ege Denizi Yunan gölüne döndü’ dedi

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Tümgeneral Naci Beştepe, Ege Denizi’ndeki 16 Türk adasının Yunanistan tarafından işgal edilmesine ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Yargıtay Onursal Üyesi Turgut Okyay ve eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’ın da katıldığı açıklamada, Türkiye’nin Süleyman Şah Türbesi’ndeki toprak kaybından çok daha büyüğünün Ege Denizi’ndeki adalarda yaşandığının altı çizildi.

Emekli Tümgeneral Beştepe, Türk adalarının işgal edilmesine karşılık AKP Hükümeti’nin sessiz kalmasını sert dille eleştirerek “Türkiye Cumhuriyeti, AKP hükümetleri eliyle Yunanistan’a kuşattırılmış ve Ege Denizi’nde 3 milin ötesine geçemez hale gelmiştir” dedi.

‘EN BÜYÜK TOPRAK KAYBI’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile AKP hükümetlerinin 16 ada ve 1 kayalığın Yunanistan’a alenen verilmesinden sorumlu olduğuna vurgu yapan Beştepe, “Ege Denizi, AKP iktidarı sayesinde Yunan Gölü’ne dönmüştür. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet tarihinde ilk ve en büyük toprak kaybını yaşamış ve milli sınırlarımız değişmiştir. Kaybımız, Süleyman Şah Türbesi’ndeki toprak kaybımız ile kıyaslanmayacak büyüklüktedir. Tayyip Erdoğan ve AKP’ye oy veren vatandaşlarımız, vatan topraklarında Yunan bayrağı dalgalansın, Yunan askerleri dolaşsın diye oy vermedi. Vatan topraklarını istediği gibi yabancılara terk etsin diye de vermedi” diye konuştu.
'VATAN PARTİSİ GEREKENİ YAPACAK'
Beştepe, “Vatan Partisi, vatan topraklarının bir karışının dahi terk edilmesine, yabancıların işgal ve ilhakına izin vermeyecektir. İşgal ve ilhak edilmiş topraklarımızın geri alınması için öncelikle barışçı yollardan olmak üzere gerekeni yapacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’yi yönetenlerin acilen adaların derhal boşaltılmasını istemesi gerektiğini söyleyen Beştepe, “Bu önce barışçıl yollardan, olmazsa da gereken neyse karar alınmalıdır. Orada bir işgal vardır. Vatan toprağımızdır. Eğer barışçıl yollardan çıkarılmıyorsa siyasetin devamı olan diğer yollara başvurulmalıdır” açıklamasını yaptı. Naci Beştepe, iktidar kanadının vatana ihanet ve terör suçu işlediğini anımsatarak “İşlenen suçlar, görevle ilgili suçlar değildir. Çünkü Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Bakan Danışmanı’nın görevleri arasında vatan topraklarını Yunanistan’a alenen vermek yoktur. Sorumluların yargılanması gereken yer ağır ceza mahkemeleridir. Ayrıca bu suçlar AKP’nin kapatılma gerekçesidir. Mecliste parti kapatmayı kaldırma çalışmalarının nedenlerinden biri de budur” şeklinde konuştu.

'PATRİKHANE İŞGALE ORTAK OLDU'
Beştepe şunları söyledi: “Tarih tekerrür etmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Fener Rum Patrikhanesi şimdi de Yunanistan ile işbirliği yaparak işgale ortak olmuştur. Başta Yunanistan ve Fener Rum Patrikhanesi olmak üzere, Avrupa Birliği ve Letonya’yı şiddetle kınıyor, Türk topraklarında bulunan askerlerini ve vatandaşlarını derhal geri çekmeye davet ediyoruz. AKP iktidarını uyarıyor, görevini yapmaya çağırıyoruz. Yasal sorumluluktan kurtulamayacağını anımsatıyoruz.”

AKP NOTA VERMEDİ

“Konuyu Milli Savunma Bakanlığı paralelinde Milli Güvenlik Kurulu’na aktarmak gerekmez mi?” sorusuna Ümit Yalım şu yanıtı verdi: “Geçtiğimiz yıl Milli Güvenlik Kurulu toplandı. Ancak yapılan açıklamada Yunanistan’a toz kondurulmadığı görülmektedir. Halbuki Yunanistan topraklarımızı alenen işgal etmiştir. AKP hükümetleri işgalin önlenmesi için TSK’ya bir direktif vermediği gibi bu adaların boşaltılması için 11 yıldır nota vermemiştir.” ■ Aydınlık, (17.3.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCI YATIRIMCININ TÜRKİYE YATIRIMLARINI TÜRKLER YÖNETİYOR!

Son yıllarda, Mütekabiliyet Yasası’nın da yürürlüğe girmesiyle yabancı gayrimenkul alıcıların yoğun ilgisiyle hareketlenen Türkiye emlak sektörü, yeni bir iş alanı daha doğurdu..

Son yıllarda, Mütekabiliyet Yasası’nın da yürürlüğe girmesiyle yabancı gayrimenkul alıcıların yoğun ilgisiyle hareketlenen Türkiye emlak sektörü, yeni bir iş alanı daha doğurdu. Gerek yatırım gerekse oturum amaçlı konut almak isteyen yabancıların, Türkiye Ekonomisi için önemli bir dinamik olmaya başlamasıyla ortaya yeni ihtiyaç ve hizmetler çıktı.

Bu açığı kapatmak ve emlak sektörüne katma değer sağlamak için kurulan Erne International, kurumsal ve uluslararası standartlarda verdiği hizmetle yabancı yatırımcının alım kararından, teslimine kadar tüm sürecin yönetilmesini üstlenip teslim sonrasındaki tüm ihtiyaçları da karşılıyor. Yabancı yatırımcı Türkiye’den ev alsam mı? diye düşündüğü andan itibaren yatırımcıdan gelen bilgi ve ihtiyaç doğrultusunda hangi ihtiyaca hangi projenin daha uygun olduğundan başlayarak piyasa verilerini analiz ediyor. Alım sürecinde ise tüm prosedür, finansal işlemlerin müşteri adına hukuki süreçle güvenle sağlanması, alım sonrasında ise evin teslimi ile başlayan vergi, abonelikler ve kat mülkiyeti kanununa gore gayrimenkul sahibinin sorumluluklarının yerine getirilmesi, talep halinde gayrimenkulün kısa ya da uzun dönemde kiraya verilmesi ve kiracı ile dialoğun yürütülmesi, ihtiyaç halinde gayrimenkulün fiziksel bakımının yapılması ve nihayet satıyorum denildiği anda doğru fiyattan hızlı bir şekilde satışının yapılıp tüm satış prosedürlerinin müşteri adına gerçekleştirilmesi hizmetlerini kapsayan şeffaf bir yönetim sunuyor.

Erne International Yönetim Kurulu Başkanı Ant Gökçek, amaçlarının profesyonel standartlarda, tüm ihtiyaç duyulan hizmetleri yabancı yatırımcılara sunmak olduğunu vurgulayarak ‘Yabancı yatırımcıdan elde edilmek istenilen kısa dönemli kar heveslerinin, gayrimenkul piyasamızda giderek büyüyen yabancı talebindeki güveni zedeleyeceğine inanıyorum. Bu sebeple, yabancı yatırımcıya sunduğumuz seffaf ve güvenilir hizmet özellikle her yıl binlerce konut üreten müteahhitler için dolayısıyla da emlak sektörü için büyük önem taşıyor.’ dedi.

Merkez Ofisi İstanbul’da bulunan Erne International, İzmir Şubesi’yle Çeşme, Kusadası, Bodrum, Marmaris ve Fethiye başta olmak uzere Ege Bölgesi’nde de hizmet veriyor. Ortadoğu, Körfez ve Rusya vatandaşlarına hizmet verebilmek amacıyla Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’da da ofisleri bulunan Erne International Yönetim Kurulu Başkanı Ant Gökçek 2015 yılı hedeflerinin 5000 yabancı yatırımcıya hizmet vermek olduğunu söyledi.

Yabancı gayrimenkul yatırımcılarının, gayrimenkul ile ilgili tüm haklarını korumak ve yol gösterici olmak için deneyimli hukuk ekibi ile de tüm hukuki süreçlerde müşterilerinin yanında olan Erne International, ayrıca gayrimenkul piyasasındaki güncel verileri müşterilerine sunmak icin REIDIN ile bir işbirligi anlaşması yaptı. ■ http://emlakkulisi.com/yabanci-yatirimcinin-turkiye-yatirimlarini-turkler-yonetiyor/352882, (17.3.2015)

 

18.3.2015

RTE, BOP, BEDHAH: ABD RAPORLARINDA TAYYİP ERDOĞAN 'MACERA'SI

Kısa bir süre önce İstanbul'daydı. Her yıl düzenlenen İstanbul Forumu'nun değişmez konukları arasında.

Obama Yönetimi'nin "dış politika şifrelerini" önceden "fısıldayan" Center For Progress'in "kıdemli" Türkiye uzmanı.

Center for Progress kritik bir kurum. Obama'nın Başkanlık seçimlerinde yer alan "beyin takımı" bu kuruluşta...

18 Ocak'ta İstanbul'a geldi. Stratejik İletişim Merkezi'nin düzenlediği İstanbul Forumu için...

"Forum"un değişmez katılımcıları arasında iyi bildiğiniz Henry Barkey de var, Irak Bölgesel Yönetimi'nden Sefin Dizayi de... İsrailli uzmanlardan başka Türk basın dünyasının "önde gelen" "herkonudauzmanları" da Forum da başgösteriyor.

2009 yılından beri düzenlenen Forum'da bu sene farklı olan ne derseniz?

Yanıtı ilginç...

2012'de Forumu Erdoğan'ın değişmez Başdanışmanı İbrahim Kalın açmış. Son sözü söylemese de; son oturumlardan birinin "moderatör"lüğünü Sümeyye Erdoğan yapmış. Önceki yıllarda da hep böyle... AKP-Washington hattında beyin fırtınası merkezi gibi çalışmış İstanbul Forumu...

Ancak bu yıl farklı.

Bu kez konuşanlar Erdoğan "ekol"ünden değil...

Kimler mi?

Açılış Kılıçdaroğlu'ndan... Ara sıcaklar Zaman yazarları İhsan Dağı ve Joost Lagendijk'ten... Tatlı menüsü bugünlerde çok sık basında görmeye başladığımız CHP'nin yeni vitrini ekonomi "uzmanı" Selin Sayek'ten...

Tabii Barzani'nin sağ kolu Sefin Dizayi'nin Prof. Dr. Ümit Özdağ ile aynı oturumda konuşmacı olmasını da not etmek gerekli. Aynı oturumda Henri Barkey de var... Konu "Kürtler".

Bu oturumun diğer konuğu kim mi?

Geçen hafta yayınlanan raporuyla AKP-ABD ilişkilerinde alarm sinyalleri veren Michael Werz.

Werz'in de katılımıyla tablo tamamlanıyor. ABD'den CHP'ye, Gülencilerden Barzani'ye uzanan bir resim...

Peki Erdoğan ve mevcut AKP yönetimi bu resmin neresinde?

Yanıtı Werz'in Center for Progress'den çıkan raporunda gizli:

"Obama Erdoğan'a büyük yatırım yaptı"

"Yatırımın bir karşılığı vardı: Ortadoğu'da ABD'nin vekaletini yürütmek"

"Erdoğan Kürt açılımı, Kıbrıs, AB ile ilişkiler ve Ermeni açılımında önemli adımlar attı"

"Ancak son iki yıldır bu yoldan saptı"

Göstergeler: Gezi protestolarında topluma hakim olamaması, Musul'da diplomatlarını rehin vererek ortaya koyduğu stratejik basiretsizlik ve Kobani'de IŞİD'i bırakıp Kürtlere tavır alarak ABD'ye engel oluşturması.

Burada ilginç bir bilgi de veriyor Werz:

"Kobani'ye havadan yardım gönderilmesi için Beyaz Saray'da bir gün de karar alınmadı. Türkiye'nin tutumuyla ilgili uzun süren rahatsızlık sonucu yapılan toplantılar sonrası kritik bir politika değişikliği yapıldı."

Werz'in raporunun özeti ise şu sözlerinde saklı:

"ABD ile yakın ilişkileri Erdoğan'a başbakan ve cumhurbaşkanı olarak büyük olanaklar yaratmıştı; ancak ABD bunun karşılında istediğini yeterince alamadı"

Werz'in raporu Türkiye'de yankılandı. En çok da "Gülen" gazetelerinde...

Çok geçmedi. Bu kez rapor değil ama en az onun kadar etkili bir başka yazı düştü gündeme:

"Türkiye NATO'dan Kopuyor"

Başlık New York Times'a ait. Beyaz Saray'ın sözcüsü olarak bilinen gazeteye...

Werz'in ayrıntılı olarak aktardığı "ABD'nin endişeleri" bu kez bir başyazıda kendine yer bulmuş:

Çin füzeleri kararından Ukrayna'ya, IŞİD'den Suriye'ye...

Soru: Türkiye NATO'dan kopar mı?

New York Times'a göre bu sorunun yanıtı değil önemli olan:

"Sorulması bile kriz işareti"

Peki eğer böyle ise Erdoğan, ABD'den kopma işaretleri mi veriyor?

Üstelik tam da Eğit-Donat imzalanmışken, İncirlik ABD'nin silahlı predatörlerine açılırken, TSK Irak'ta peşmerge ve ABD sünnilerine eğitim verirken, Şah-Fırat'ta PKK/PYD ile koordinasyon sınanmışken ve açılımda kritik hamle atılmışken...

Aksine Erdoğan ABD ile "yeniden eski günlerine dönme" arayışında. Bu çaba Amerika kıtasına doğru yollanan her hükümet üyesinin Washington'da bir temas arayışından belli...

Ama "mesele" sadece siyasi değil: Ekonomik

Burada da ABD'liler yetişiyor imdada. ABD'nin iki eski ama "kudretli" büyükelçisi: Morton Abramowitz ve Eric Edelman. Yanına bir de Türkiye deyince CIA'nın vazgeçilmez ismi Henri Barkey'i koyun.

Türkiye'nin ekonomisi masaya yatırılıyor: Türiye ekonomisi kırılgan. Ciddi sıkıntıları var.

En önemli tespitleri ise: Önümüzdeki günlerde sıkıntı daha da büyüyecek.

Nasıl mı? Rapordan aktaralım:

"Türkiye ekonomisini AKP döneminde dışarıdaki olumlu gelişmeler ileriye taşıdı."

"Artık bu durum değişecek. Sıcak para akışı duracak."

"Erdoğan bununla başa çıkabilir mi?"

ABD'liler böyledir: IŞİD raporu hazırlarlar, ancak içinde ne ABD'nin Afganistan-Irak işgali vardır ne de IŞİD'in neredeyse bütün önder kadrolarının ABD hapishanelerinde yetiştiği...

Tek sorumlu yine kendi güdümlerinde hareket eden bölge ülkeleri olur. Buna rasyonel araştırma yöntemi derler.

Erdoğan'ın faturasına katlanmak zorunda olduğu gelişmelerde ABD'nin payı yok mudur?

Çoktur... Yazının başında belirttik: ABD yatırımıyla gelirsen o yatırımın bedeline katlanmak zorunda kalırsın.

ABD'liler aslında şunu tespit ediyor:

Önümüzdeki süreç hem bölge hem de Türkiye açısından büyük karışıklıklara gebe...

Sorun açık: Erdoğan'a yatırıma devam edersek yeni bir Mısır/Tunus örneği ile karşı karşıya kalabiliriz...

Türkiye'de değil ama ABD'de Gezi/Haziran ayaklanması hala hafızalarda taze... Gezi'de ekonomik kriz yakıcı değildi. Artık o da var.

Erdoğan bu dalgaya dayanamaz... Dayanmaya kalkarsa daha büyük bir fırtınayla karşı karşıya bırakır ABD'nin Türkiye'deki çıkarlarını.

ABD'nin stratejik istihbaratı kuvvetlidir: Türkiye'de önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak bir hareketlenmeye hazırlıyor ABD kendini...

Erdoğan ile ilişkileri günlük al-ver şeklinde.

Bu nedenle dikkatli olmak gerekir: ABD'den rol kapmak için Erdoğan önümüzdeki günlerde büyük tavizler verebilir... Irak, Suriye, İran dosyalarında...

Aslında bu Türkiye'nin 60 yıllık hikayesi. Ayı ile yatağa girmek böyle oluyor... Erdoğan geçen yıllar içinde bunun bedelini ödüyor, ödeyecek...

Biz de ABD'den yeni raporlar ve başyazılar okuyacağız. Sakın raporlara bakıp yoksa Erdoğan... soruları sormayın. Durum açık.

Ancak...

İnsanın anlamakta zorluk çektiği: Ülkemizde "ayı" ile yatağa girmeye "meraklı" ne kadar parti varmış... ■ Mustafa Kaya, Aydınlık, (18.3.2015)

 

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: ATATÜRK’E BU SAYGISIZLIĞI SAVAŞTIĞI DÜŞMANLARI BİLE YAPMADI!

Biz­ler bu­gün 18 Mart 1915 Ça­nak­ka­le De­niz Za­fe­ri­’nin 100. Yıl­dö­nü­mü’­nü kut­lar­ken, yak­la­şık 1,5 mil­yar kul­la­nı­cı­sıy­la dün­ya­nın en bü­yük sos­yal ağı olan Fa­ce­bo­ok’­un CE­O’­su Mark Zuc­ker­berg “A­ta­tür­k’­e ha­ka­ret edi­len me­saj­la­rı kal­dı­ra­ca­ğı­z” de­miş.
Bu ka­ra­rı alır­ken, Tür­ki­ye­’nin ta­rih­sel ve kül­tü­rel de­ğer­le­ri­ni ko­ru­ma­yı amaç­la­dık­la­rı­nı söy­le­miş.
Ata­tür­k’­ü Tür­ki­ye­’nin ko­run­ma­sı ge­re­ken bü­yük ta­rih­sel ve kül­tü­rel de­ğe­ri ola­rak ka­bul et­tik­le­ri­ni be­lirt­miş.

* * *

Pe­ki Fa­ce­bo­ok bu öze­ni gös­te­rir­ken, Ata­tür­k’­e yö­ne­lik say­gı­sız­lık­la­ra en baş­ta kar­şı çık­ma­sı ge­re­ken ku­rum­lar­dan bi­ri olan Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı ne ya­pı­yor?
2011 yı­lın­dan bu ya­na (Prof. Meh­met Gör­mez baş­kan ol­duk­tan son­ra) ulu­sal ba­ğım­sız­lı­ğı­mı­zı ve la­ik de­mok­ra­tik Cum­hu­ri­ye­t’­i borç­lu ol­du­ğu­muz Ata­tür­k’­ü bı­ra­kın yü­celt­me­yi, ona ya­pı­lan say­gı­sız­lık­la­rı ve ha­ka­ret­le­ri kı­na­yan bir fet­va bi­le ya­yın­la­mı­yor.
Da­ha­sı “Ça­nak­ka­le Za­fe­ri ve Şe­hit­le­ri An­ma Gü­nü­” için ha­zır­la­nan hut­be­ler­de Mus­ta­fa Ke­ma­l’­in is­mi­ni çı­ka­rı­yor.
Adı­nı bi­le an­mı­yor.
Ya­ni onu Ça­nak­ka­le Sa­vaş­la­rı­’n­da yok sa­yı­yor!
Böy­le­ce Ga­zi­’ye bü­yük say­gı­sız­lık ya­pı­yor.

* * *

Di­ya­ne­tin ne­den böy­le dav­ran­dı­ğı­nın ipuç­la­rı­nı ise ta­ri­he “Cum­hu­ri­ye­t’­i en iyi an­la­tan ya­za­r” ola­rak ge­çen mer­hum Tur­gut Özak­ma­n’­la, ve­fa­tın­dan ön­ce Söz­cü için yap­tı­ğım son rö­por­taj ve­ri­yor:
Özak­man us­ta o rö­por­taj­da “Cum­hu­ri­yet ru­hu­nu, Ça­nak­ka­le­’ye borç­lu­yu­z” di­yor.
Ça­nak­ka­le Za­fe­ri­’ni ve o kah­ra­man­lık des­ta­nın­da Mus­ta­fa Ke­ma­l’­in ro­lü­nü an­la­tır­ken de şun­la­rı söy­lü­yor:
“Ça­nak­ka­le Sa­va­şı­’nın bir ya­za­rın ha­ya­li­ne ih­ti­ya­cı yok ki. Rah­met­li Fa­zıl Hüs­nü Dağ­lar­ca, Ça­nak­ka­le Sa­va­şı için “Ye­ni Tür­ki­ye­’nin ön­sö­zü­dü­r” de­miş.Ne ka­dar hak­lı. Ça­nak­ka­le ru­hu ge­niş­ler, yo­ğun­la­şır, da­ha bi­linç­le­nir ve Ku­va­yı Mil­li­ye ru­hu­nu oluş­tu­rur. Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’ni, ba­ğım­sız­lı­ğı­mı­zı bu ru­ha borç­lu­yuz.
Özak­man, çar­pı­cı açık­la­ma­la­rı­na de­vam edi­yor:
“İn­gi­liz­le­r’­in Ça­nak­ka­le Sa­va­şı hak­kın­da 2 cilt­lik bir as­ke­ri ta­ri­hi var. Ba­zı ay­rın­tı­lar dı­şın­da ob­jek­tif an­la­tı­yor­lar. Türk­çe­’ye 3 kez çev­ril­di. Ata­türk için di­yor ki: “Ça­nak­ka­le­’de ge­le­ce­ği elin­de tu­tan ko­mu­tan, üs­tün şa­hıs, Mus­ta­fa Ke­ma­l’­di. M. Ke­mal Ça­nak­ka­le Sa­va­şı­’nın ka­de­ri­ni ta­yin et­miş­tir.”
Bi­zim ba­zı ama­tör ta­rih­çi­ler ile ba­zı bi­lim (!) adam­la­rı­mı­zı okur­ken ve din­ler­ken, ha­ki­kat adı­na uta­nı­yo­rum. Ba­ri düş­man ka­dar ha­ki­ka­te say­gı­lı dav­ran­sa­lar!
Dört bü­yük za­fe­ri var­dır ve bu za­fer­ler­le baş­kent İs­tan­bul yol­la­rı­nı düş­ma­na ka­pat­mış­tır. 27. Ala­y’­la bir­lik­te Arı­bur­nu Za­fe­ri, Ana­far­ta­lar Grup Komutanı ola­rak 1. Ana­far­ta­lar Za­fe­ri, Conk­ba­yır Za­fe­ri, 2. Ana­far­ta­lar Za­fe­ri. Bu son sa­vaş Ça­nak­ka­le­’de­ki en bü­yük sa­vaş­tır.
Ata­türk bu sa­vaş­la ta­rih sah­ne­si­ne çık­tı. Yıl­dı­zı par­la­dı. Ko­mu­tan­lı­ğı, ba­şa­rı­la­rı, özel­lik­le as­ker­ler, su­bay­lar ve ya­ra­lı­lar ara­cı­lı­ğı ile mem­le­ke­te ya­yıl­dı. Sam­su­n’­a çık­tı­ğı za­man bi­li­nen, gü­ve­ni­lir bir ko­mu­tan­dı. Bu­nun bü­yük ya­ra­rı ol­muş­tur. Bu sa­va­şın Ata­tür­k’­ün uf­ku­nu da ge­niş­let­ti­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Em­ri­ne 3. Ko­lor­du ve­ril­miş­ti. Bu bir or­du de­mek­tir. Or­du Ko­mu­ta­nı­’n­dan baş­ka hiç­bir Ça­nak­ka­le Ko­mu­ta­nı­’nın em­rin­de bu ka­dar kuv­vet bu­lun­ma­mış­tır.” ■ Uğur Dündar, Sözcü, (18.3.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura