Diğerleri > Sis Çanı
23-05-2016
NELER OLDU 13-18 KASIM 2015 (Dış açık, AB, dincilik, seçim, demokrasi, borçlanma, bağımsızlık, Osmanlı, IŞİD, BOP, küreselleşme, terör, Dolar, Yargı, Cemaat, silah, işsizlik)

Cihan Dura

23.5.2016

 


13.11.2015

CARİ AÇIK AZALIYOR, FİNANSMAN ZORLAŞIYOR!

Eylül ayında cari açık beklentiler paralelinde toparlanmaya devam etti. Geçen yılın aynı ayında 2,4 milyar dolar açık veren cari işlemler hesabı bu kez küçük de olsa, 95 milyon dolarlık fazla verdi. Cari açıktaki bu toparlanma zaten daha önce açıklanan dış ticaret verilerinin de etkisiyle bekleniyordu. Hatta toparlanma bir miktar beklentilerin üstüne de çıktı.

Aylık verilerin detayına baktığımızda, cari açıktaki toparlanmanın yine büyük oranda ithalattaki düşüşten kaynaklandığını görüyoruz. İhracat da azalmaya devam ediyor ancak ithalatta görülen düşüş daha hızlı. İlk dokuz aylık tabloya baktığımızda da yıl genelinde benzer bir toparlanmanın sürdüğünü görüyoruz. Eylül ayı sonu itibarıyla ilk dokuz aylık cari açık geçen yılki 31,5 milyar dolar seviyesinden 25,6 milyara inerken, toparlanmada en önemli faktör ithalatın 172,7 milyar dolardan 151 milyara inmesi olmuş. Aşağıdaki tabloda ödemeler dengesi tablosu hem eylül ayı için hem de ilk dokuz ay için geçen yılla karşılaştırmalı olarak özetleniyor.

Tablonun finansman tarafına baktığımızda eylülde toplam finansman dengesinin negatif olduğunu görüyoruz. Sadece doğrudan yatırımlar kaleminden 255 milyon dolarlık ve özel sektör borçlanmasından 643 milyon dolarlık net giriş sağlanmış. Bunun dışındaki diğer finansman kalemlerinde net girişler negatif olmuş. Yani finansman çıkışı olmuş. Toplamda 95 milyon dolarlık küçük cari fazlaya karşılık 2,9 milyar dolarlık finansman çıkışı olmuş. Bu finansman çıkışı net hata ve noksan kaleminden gelen yaklaşık 2 milyar dolarlık net girişle bir miktar dengelenmiş.
İlk dokuz aylık toplamda da benzer bir görüntü var. Toplam 25,6 milyar dolarlık cari açığa karşılık net finansman 8,3 milyar dolarda kalmış. Net hata ve noksan kaleminden girişler ise 13,4 milyar dolara ulaşmış. Bu girişlerin ardından ilk dokuz ayda resmi rezervler 3,8 milyar dolar azalmış.

İlk dokuz ayda finansman açısından olumlu olan gelişme doğrudan yatırımların geçen yıla göre ciddi bir şekilde artmış olması. Geçen yılın ilk dokuz ayında net 5,1 milyar dolar olan uzun vadeli doğrudan yatırım girişi bu yılın aynı döneminde 8,7 milyar dolara ulaşmış. Bu oldukça olumlu bir gelişme. Küresel piyasalardaki gelişmeler ve Fed’in faiz kararına odaklanan portföy yatırımlarında ise net çıkış olması sürpriz değil. Bu tablo bütün gelişen piyasalarda benzer. Küresel faktörlerin yanına bir de içeride seçim kaynaklı belirsizliği ve yakın coğrafyamızda gelişen sıcak gelişmelerin olumsuz etkisini koyarsak kısa vadeli yatırım kalemlerinde (sıcak para) görülen çıkışlar sürpriz sayılmamalı.

Seçim kaynaklı politik belirsizliklerin ortadan kalkmasının etkisini kasım ayından itibaren verilerde görebiliriz. Ancak hem Avrupa’da ciddi bir toparlanma olmadan, hem de küresel piyasaların üzerinden Fed gölgesi kalkmadan ihracatta ve kısa vadeli finansman girişlerinde ciddi bir değişim görmek zor olacaktır. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (13.11.2015)

AB, EMPERYALİZM: AVRUPA ÇALKALANIYOR

Avrupa; bunaltan kemer sıkma politikaları, süregelen mülteci akını, yaşlanan insan kaynakları, azalan maden rezervleri, İspanya’nın bölünme eşiğinde olması gibi çok sayıda sorunun altında eziliyor. Sorunlar büyüdükçe, yaşlı kıta da çalkalanıyor

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tarihinin en büyük sığınmacı sorunuyla karşı karşıya olan Avrupa’da, AB liderleri yaz başından beri bu soruna çözüm bulmaya çalışırken, kıtanın doğusundan batısına birçok ülke, ekonomiden ayrılıkçılığa uzanan yelpazedeki kendi iç sorunlarıyla boğuşuyor. Portekiz’de sağ ittifakın kurduğu azınlık hükümeti, ‘kemer sıkma’ politikalarına karşı çıkan radikal sol partilerin güvensizlik önergesinin kabul edilmesiyle düştü. 4 Ekim’de düzenlenen genel seçimi kazanmasına rağmen tek başına iktidar olmak için mecliste yeterli çoğunluğu yakalayamayan sağ partilerden oluşan Portekiz Cephesi’nin azınlık hükümeti, kurulduktan 10 gün sonra düştü.

İspanya bölünmek üzere Katalonya’nın bağımszılıkta ısrar etmesiyle bölünmenin eşiğine gelen İspanya’da Başbakanı Mariano Rajoy, 27 Ekim’de ‘parlamentoyu fesih’ kararnamesini imzaladı. Ülkede 20 Aralık’ta genel seçime gidilecek. İspanya’da ekonomik krizin etkisiyle ortaya çıkan halk hareketi ‘öfkeliler’in siyasi uzantısı olan Podemos (Yapabiliriz) partisi de 20 Aralık’ta ilk kez seçime girecek. Podemos, yayımlanan son anketlere göre, iktidardaki Halk Partisi (PP) ve ana muhalefetteki Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) ardından üçüncü sırada yer alabilecek görünüyor. Ekonomik sorunlarla çalkantıda olan İspanya’da Katalonya’daki bağımsızlık girişimleri de krize dönüşme eğiliminde. İspanya’nın doğusundaki Katalonya Özerk Yönetimi’nde de 4 yıldır devam eden bağımsızlık yanlısı girişimler hızlandı.

Katalonya Özerk Yönetimi, merkezi hükümetin karşı çıkmasına rağmen İspanya’dan ayrılıp bağımsız bir devlet olma sürecini 9 Kasım’da parlamentoda yapılan oylamayla başlattı. Katalonya’nın 18 ay içinde bağımsız olmasının öngörüldüğü metinde, tam bağımsızlığı güvence altına alabilmek için 30 gün içinde ayrı bir sosyal güvenlik ve hazine sistemi kurulması isteniyor. İspanyol Anayasa Mahkemesi, 2010 yılında Katalonya’nın yeni özerklik statüsünü iptal etmiş, bunun ardından başlayan bağımsızlık yanlısı girişimler Anayasa Mahkemesinin iptallerine takılmıştı. Katalonya’da ortaya çıkacak sonuca göre İspanya’nın bir diğer sorunlu bölgesi Bask’ta da bağımsızlık yanlısı siyasi gruplar, bağımsızlık talebiyle halk oylaması için girişim başlatacaklarını duyurdu.
Romanya’da siyaset de yandı
Romanya’da Başbakan Victor Ponta, başkent Bükreş’teki bir gece kulübünde 30 Ekim’de çıkan ve 48 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan yangının ardından düzenlenen protesto gösterileri üzerine istifa etti. Ponta’nın istifasının ardından eski Eğitim Bakanı Sorin Campeanu, geçici başbakan olarak atandı. Ancak Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis, Avrupa Komisyonu’nun eski üyesi Dacian Ciolos’a yeni hükümet kurması için görev verdi.

Avusturya hükümetinde ‘sığınmacı’ krizi Avusturya’da koalisyon hükümetini oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) ile Avusturya Halk Partisi (ÖVP) arasında sığınmacılar konusundaki anlaşmazlık büyüyor. Demokratlar, sığınmacıların ülkeye girişine sıcak bakarken, muhafazakârlar sığınmacıların girişinin sınırlandırılmasını hatta sınırların kaçak geçişlere tamamen kapatılmasını savunuyor.

Rusya Balkanlara Karadağ’la döndü Balkan ülkesi Karadağ’da muhalefetteki Demokratik Cephe, hükümetin istifa etmesini ve erken seçime gidilmesini talep ediyor. Demokratik Cephe, 27 Eylül’de meclis binası önünde çadırlı eylem başlatmış, eyleme 17 Ekim’de polisin müdahale etmesi üzerine başkent Podgorica’da olaylar çıkmış, çok sayıda polis ve gösterici yaralanmıştı. Bazı siyasi gözlemcilere göre, Karadağ’daki gösteriler, ülkenin NATO üyeliğine karşı Rusya’nın desteğiyle gerçekleştiriliyor. ■ Yeni Mesaj, (13.11.2015)

Uöş: Dev şirketlerin ‘vergi oyunu’ G20 gündeminde
OECD tarafından hazırlanan ve yıllık yaklaşık 240 milyar dolarlık vergi kaçakçılığının önüne geçmeyi amaçlayan BEPS Eylem Planı’nın Antalya’daki G20 Liderler Zirvesi’nde karara bağlanması bekleniyor

G20 ülkelerinin çağrısı üzerine Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından hazırlanan ve çok uluslu şirketlerin, sınır ötesi işlemlerde vergi düzenlemelerini ihlal etmesinin önüne geçmeyi hedefleyen Matrah Aşındırma ve Kâr Kaydırma (BEPS) Eylem Planı’nın Antalya’daki G20 Liderler Zirvesi’nde karara bağlanması bekleniyor. Yerel vergi mevzuatlarındaki boşluklardan yararlanan çok uluslu şirketlerin, iş merkezlerini vergi oranlarının düşük olduğu ülkelere kaydırarak daha az vergi ödemesini engellemek amacıyla OECD ile G20 işbirliğinde hazırlanan ve geçen ay Peru’nun başkenti Lima’da son hali verilen 15 maddelik eylem planı, Antalya’da liderlere sunulacak. Vergi gelirlerinde yıllık 240 milyar dolara varan kaybı önlemeyi hedefleyen eylem planı, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde çok taraflı çözüm üretme mekanizması oluşturularak, vergi mevzuatını tek bir çatı altında toplamayı öngörüyor. Şirket karlarının elde edildiği yerde vergilendirilmesi öngörülen eylem planıyla çok uluslu şirketlerin karlarını, ‘vergi cennetlerine’ kaydırmasının önüne geçilebileceği belirtiliyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan EY Türkiye Vergi Hizmetleri Bölümü Ortağı Ateş Konca, uluslararası vergi ve transfer fiyatlandırması uygulamaları alanlarında iyileştirmeler sonrası daha öngörülebilir bir vergi ortamı yaratılabilirse, Türkiye’nin yabancı yatırımlar için daha cazip bir ülke haline gelmesinin mümkün olacağını savundu. Deloitte Türkiye Vergi Hizmetleri Ortağı Güler Hülya Yılmaz da Türkiye’deki mevzuatta vergi gelirlerinde adaletsiz biçimde azalmaya yol açabilecek matrah aşındırma ve kâr aktarımlarını önleyici tedbirlerin zaten bulunduğunu ve halen uygulandığını belirtti. ■ Yeni Mesaj, (13.11.2015)


DİNCİLİK: PONTUS'UN EVLATLARI YİNE SAHNEDE!

Kurtuluş savaşı sırasında yayınladıkları sözde fetvalarla halkı Mustafa Kemal ve askerlerine değil de haçlı işgal ordularına destek vermeye çağıran çakma hocaların torunları boş durmuyor.

Onlar da dedeleri gibi her fırsatta içlerindeki kini kusuyorlar.

Bu milletin İzmir’den denize döktüğü Yunan’daki kin, Çanakkale Boğazı’na gömdüğü İngiliz’deki kin bunlara miras kalmış.

* * *

Dünün İngiliz ve Yunan istihbaratının ajanları (o dönemin ifadesiyle muhibleri ) bugün de ABD ve İsrail adına sahnede.

Misyonları aynı; haçlıya hizmet, İslam’a ve Müslümanlara hainlik.

Dün Müslüman Türk’ü Anadolu’da boğma planlarına hizmet ediyorlardı bugün de İslam dünyasını talan planı olan Büyük Ortadoğu Projesine.

Bunlar günümüzün sözde İslamcıları.

Besleme gazetelerinden, televizyonlarından kin kusuyorlar.

İngiliz, Yunan muhibi dedelerinin yolunda emin adımlarla yürüyorlar. En az onlar kadar sinsiler. Atatürk’e hakaret etmeyi Müslümanlık olarak gösteriyorlar.

* * *

Her ne hikmet ise bunların Müslümanlığı hiçbir zaman İngiliz’den, Yunan’dan, Amerikalıdan, İsrailliden rahatsız olmadı.

Bunların Müslümanlığında hedef sürekli milli şahsiyetler ve milli değerler oldu.

İstiklal marşından rahatsız oldular,

Türk bayrağından rahatsız oldular,

Türk kelimesinden rahatsız oldular vs.

* * *

Bunlar öyle bir Müslüman ki;

1- Dinlerarası diyalog sapkınlığının devlet politikası haline getirilmesinden,

2- Zinanın ve domuz etinin satışının serbest hale getirilmesinden,

3- Besmele ile kilise açılmasından,

4- ABD-İsrail projesine eş başkan olarak İslam dünyasında oluk oluk kan akıtılmasından,

5- Gazze’yi bombalayan İsrail uçaklarını yakıtının Türkiye’den gitmesinden,

6- İsrail ile siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerin tavan yapmasından,

7- AB istedi diye “Allah katında din İslam’dır” ayetinin yasaklanmasından,

8- Papa’nın kutsal sığınak, Patriğin ekümenik ilan edilmesinden,

9- Kelime-i Şehadetin 2. kısmının makaslanmasından,

10- ABD-İsrail ortak yapımı IŞİD benzeri örgütlerin Müslüman katletmesinden ve daha birçok rezillikten rahatsız olmazlar.

* * *

Bunlar işte böyle bir Müslüman. Bunlar boynunda haç taşıyan Müslüman kılıklı ajanlardır.

Bu 10 Kasım’da da yine sahnedeydiler.

Soyu sopu Pontus’a, Vatikan’a, Telaviv’e, Erivan’a çıkanlar soyu Ehl-i Beyt’e çıkan Atatürk’e şerefsizce hakaret etti.

* * *

Kendilerince haklılar tabi!

Sen kalk Sevr’i yırt, bir milleti ayağa kaldır, milli mücadele başlat ve adamların dedelerini denize dök.

Olacak şey mi bu!

Adamların Malazgirt’ten buyana hayalini kurdukları Türk’ü Anadolu’da yok etme planı tam gerçekleşecekken bir Mustafa Kemal çıksın ve her şeyi altüst etsin.

Soysuzların bunu hazmetmesi kolay değil elbet. ■ Bayram Coşkun, Yeni Mesaj, (13.11.2015)

14.11.2015

SEÇİM HARCAMALARI KAYNAĞI BELİRSİZ PARAYLA FİNANSE EDİLMİŞ OLABİLİR’

Her seçim döneminde yaşanan kaynağı belirsiz para girişinin artışında kural değişmedi.

Bir yıla iki seçim sığdıranTürkiye’ye yılın ilk dokuz aylık döneminde giren kaynağı belirsiz paraların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52 artışla 13 milyar 440 milyon doları bulması akla yine aynı soruyu getirdi: “Seçim harcamaları bu kaynağı belirsiz paralarla mı finanse ediliyor?” AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri artan kaynağı belirsiz para girişi nedense seçim tarihlerine rastlayan aylarda şaha kalkıyor.

"YAPTIRIM UYGULANIR"

Her seçim döneminde artan ve seçim atlatıldıktan sonra azalan ve eksiye geçen kaynağı belirsiz paranın nereden geldiği konusunda eski Maliye Bakanı ve eski BDDK Başkanı Zekeriya Temizel, “Bu paralar seçim öncesindeki güvensizlikler nedeniyle de gelebilir, takbibatın yapılmadığı, hukukun işlemediği bir ortamı sevdikleri için de gelebelir, ancak seçim dönemlerinde artış göstermesi akla seçim harcamalarının finansmanı için de gelebileceğini getiriyor” dedi.

Temizel, bu paranın kaynağının suç kaynaklı işlerden olabileceğini anımsatarak, paranın bavulla getirilebileceği gibi bankalar aracılığıyla da sisteme sokulabileceğini belirtiyor. Milyar dolarla ifade edilen paranın bavulla getirilme ihtimalinin zayıf olacağını anımsatan Temizel şu uyarılarda bulundu: “Dünyada bu şekilde gelen paralar ciddi soruşturmalara tabi tutulur, asla kabul edilmez. OECD’nin Mali Eylem Grubu harekete geçer ve o ülke ile kaynağı belirsiz paraya aracılık eden bankalar da kara listeye alınır.

O ülke ve bankalar için ciddi yaptırımlar uygulanır. Bizde de bankalar şüpheli para girişlerini MASAK’a bildirmek zorunda. Bankalar bildirmemiş de olabilir ama bu er geç ortaya çıkar. Seçim dönemlerinde partilere ve adaylara yapılan bağışlar 30 bin TL,yi aşamaz. Bu nedenle yurtdışından kaynağı belirsiz paralar getirilerek seçim harcamaları finanse edilmiş olabilir.”

SEÇİM ÖNCESİ ARTIŞ

Merkez Bankası’nın Ödemeler Dengesi tablosunda “Net Hata Noksan Kalemi” olarak yer bulan kaynağı belirsiz paralar 2007 genel seçimlerinden başlayarak, 2011 genel seçimleri, 2014 yerel seçimleri ve aynı yılın ağustos ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2015’te 5 ay arayla yapılan iki seçim öncesinde tavan yaptı. 2007 seçimleri öncesi net hata noksan kalemi 3.6 milyar dolar olarak gerçekleşirken 2011 genel seçimleri öncesinde para girişi 9.4 milyar dolarla o gün itibarıyla tarihi rekor kırmıştı. 2014 ve 2015 yıllarına ikişer seçim sığdıran Türkiye’nin kaynağı belirsiz gizemli para girişi, 2011’in rekorunu da geçti.

2014 Martı’nda yapılan yerel seçimler öncesinde 2.9 milyar dolar, ağustos ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yıl başından Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar olan dokuz aylık dönemde 6.4 milyar dolara ulaştı.

Ekonomideki yavaşlamaya rağmen 2015 seçimleri öncesinde de para girişinde artış gözlendi. Mart ayındaki yerel seçimler öncesinde para girişi Şubat 2015 itibarıyla 4.3 milyar dolar oldu. Yerel seçimler sonrasında para girişi azaldı. Haziran ayı içinde 1.833 milyar dolar para çıkışı yaşandı. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi için start verildiğinde kaynağı belirsiz para girişi yeniden hız kazandı. Temmuz ayında 2.1777 milyar artış gerçekleşti.

GENELGE RAHATLATTI

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında para girişi yeniden hız kesti ve yıl sonuna kadar eksiye düştü. Ancak 2015 Haziran seçimleri ve kasım seçimi öncesinde yeniden para girişi başladı. 2015 Şubat ayında kaynağı belirsiz para girişinde yeni bir rekor kırıldı.

Şubat ayında para girişi 4.3 milyar dolara ulaştı. Haziran seçimlerine kadar artarak devam etti. Kasım seçimleri öncesinde de artış gözlendi. Sadece eylül ayında net hata noksan kalemi 2.0 milyar olarak gerçekleşti. Hükümetin çıkardığı bir genelge ile gümrüklerde yapılan beyanın doğru olmadığının tespiti halinde adli soruşturma için savcılıklara bildirim yapılması şartını ortan kaldırması da gizemli para girişinde rol oynadı. Kaynak: Cumhuriyet | Miyase İlknur ■ Karşı gazete, (14.11.2015)

DEMOKRASİ, MİLLİ İRADE: YÜZDE 50.5 NEDEN YÜZDE 49.5’TAN BÜYÜKTÜR

Önce yüzde 49.5 kim, onu anlatalım.
Türkiye’de, üretimin ve yönetimin önemli bölümünü ellerinde tutanlar.
Mesela Beştepe Sarayı’nın 1 numarası ve öteki yöneticileri. Saray’ın çalışanlarını kastetmiyorum, Çünkü orada, koridorlarda dolaşırken kimlik sorulduğu söylenen, zar zor geçinen dar gelirli memurlar var.
Mesela AKP’nin 1 numarası ve öteki yöneticileri, milletvekilleri, eski milletvekilleri, il başkanları, ilçe başkanları.
Mesela TÜRGEV’in tüm yönetim kadrosu ve TÜRGEV yurtlarında kalan öğrencilerin bir bölümü.
Mesela havuz sermayedarları, onların şirketleri ve şirketlerinin yöneticileri. 3. havalimanı içinde 3 vardiya kamyon direksiyonu çalışanlar hariç. Onlar, 3 vardiya çalışarak, ayda bin lira biriktirmek için hayatlarını, gecelerini gündüzlerini orada geçiriyorlar.
Mesela AKP’nin tüm belediye başkanları, onların yöneticileri. Ayrıca belediye şirketlerinin yöneticileri. Ki bu yöneticiler, hangi belediye kime, ne iş verecek, onları belirliyor. Kendilerinden olmayana katiyen iş vermiyor.
Mesela AKP’nin kaldıracağım deyip üzerine yattığı YÖK’ün yönetim kadrosu ve atadığı rektörler.
Mesela Mercedes’lerde gezen Diyanet İşleri yöneticileri ve yardımcıları. (Küçük cami imamları hariç.)
Mesela yandaş medya sahipleri ve onların yöneticileri.
Mesela türban takıyorlar diye suç işleseler de kelepçelenmeyenler.
Mesela bilimum danışman takımı.
Mesela yurtdışında Türkiye’yi temsil etmekle görevlendirilen ancak dil bilmeyen torpilli takımı.
Mesela bir gecede atanıp ayda 750 bin lira maaş alan kayyum takımı.
Peki, yüzde 50.5 kim derseniz, onları da sayalım.
Kredi kartı borcu yüzünden icralık olmuş 1 milyon 50 bin kişi.
Yıllardır iş arayan ve bir bölümü de iş bulma umudunu kaybetmiş 3 milyon kişi.
Mesela çocuğu büyük kentlerde üniversiteye zar zor kayıt yaptırmış ancak AKP’li olmadıkları için yurt bulamamış aileler.
Mesela havuzcu olmadığı için devletten sittin senedir iş alma imkânı olmayan bilumum şirket sahipleri ve çalışanları.
Mesela AKP’yi desteklemedi diye işlerinden olan bilumum öğretmen, akademisyen, memur, gazeteci takımı.
Mesela yüzde 49.5’un önemli önde gelenlerine “gözünün üzerinde kaşın var” diye laf ettikleri için haklarında dava açılan bilumum kalabalık.
Mesela ağaç kesilmesin diye Gezi’de günlerce nöbet bekleyenler, onların çocukları, anneleri, babaları, akrabaları ve hatta “köprü akrabaları”.
Mesela bir önceki cumhurbaşkanının, yurtdışındaki temsilciliklere “Bu cemaate destek olun kardeşim” diye mektup yazdığını görünce, cemaatten nemalanmak için destek olma gafletini göstermiş bilumum TUSKON takımı.
Mesela AKP güzellemesi yapmadığı için hiçbir diziden rol kapma imkânı olmayan bilumum oyuncu takımı.
Mesela dünyanın el üstünde tutarken, AKP’yi eleştirme gafletini gösterdikleri için “düşman” ilan edilen, bilumum yazar, piyanist, sanatçı takımı.
Mesela artık dershane filan da kalmadığı için, çocuğunun özel okullarda, kolejlerde eğitim görenlerle yarışma olanağı kalmadığını görünce, TEOG için LYS için çaresizlik içinde kıvranan veliler.
Şimdi elinize “Hazreti Ömer Adaleti”nin terazisini alın, tartın.
Hangisi daha büyük? ■ Doğan Satmış, Cumhuriyet, (14.11.2015)

SEÇİMLER: GİZLİ PARADA VAHİM KUŞKU

Kaynağı belirsiz para girişinin seçim yıllarında artmasını yorumlayan Temizel, ‘Seçim harcamaları kaynağı belirsiz parayla finanse edilmiş olabilir’ dedi.

Her seçim döneminde yaşanan kaynağı belirsiz para girişinin artışında kural değişmedi. Bir yıla iki seçim sığdıran Türkiye’ye yılın ilk dokuz aylık döneminde giren kaynağı belirsiz paraların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52 artışla 13 milyar 440 milyon doları bulması akla yine aynı soruyu getirdi: “Seçim harcamaları bu kaynağı belirsiz paralarla mı finanse ediliyor?” AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri artan kaynağı belirsiz para girişi nedense seçim tarihlerine rastlayan aylarda şaha kalkıyor.

‘Yaptırım uygulanır’

Her seçim döneminde artan ve seçim atlatıldıktan sonra azalan ve eksiye geçen kaynağı belirsiz paranın nereden geldiği konusunda eski Maliye Bakanı ve eski BDDK Başkanı Zekeriya Temizel, “Bu paralar seçim öncesindeki güvensizlikler nedeniyle de gelebilir, takbibatın yapılmadığı, hukukun işlemediği bir ortamı sevdikleri için de gelebelir, ancak seçim dönemlerinde artış göstermesi akla seçim harcamalarının finansmanı için de gelebileceğini getiriyor” dedi.

Temizel, bu paranın kaynağının suç kaynaklı işlerden olabileceğini anımsatarak, paranın bavulla getirilebileceği gibi bankalar aracılığıyla da sisteme sokulabileceğini belirtiyor. Milyar dolarla ifade edilen paranın bavulla getirilme ihtimalinin zayıf olacağını anımsatan Temizel şu uyarılarda bulundu: “Dünyada bu şekilde gelen paralar ciddi soruşturmalara tabi tutulur, asla kabul edilmez. OECD’nin Mali Eylem Grubu harekete geçer ve o ülke ile kaynağı belirsiz paraya aracılık eden bankalar da kara listeye alınır. O ülke ve bankalar için ciddi yaptırımlar uygulanır. Bizde de bankalar şüpheli para girişlerini MASAK’a bildirmek zorunda. Bankalar bildirmemiş de olabilir ama bu er geç ortaya çıkar. Seçim dönemlerinde partilere ve adaylara yapılan bağışlar 30 bin TL,yi aşamaz. Bu nedenle yurtdışından kaynağı belirsiz paralar getirilerek seçim harcamaları finanse edilmiş olabilir.”

Seçim öncesi artış

Merkez Bankası’nın Ödemeler Dengesi tablosunda “Net Hata Noksan Kalemi” olarak yer bulan kaynağı belirsiz paralar 2007 genel seçimlerinden başlayarak, 2011 genel seçimleri, 2014 yerel seçimleri ve aynı yılın ağustos ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2015’te 5 ay arayla yapılan iki seçim öncesinde tavan yaptı. 2007 seçimleri öncesi net hata noksan kalemi 3.6 milyar dolar olarak gerçekleşirken 2011 genel seçimleri öncesinde para girişi 9.4 milyar dolarla o gün itibarıyla tarihi rekor kırmıştı. 2014 ve 2015 yıllarına ikişer seçim sığdıran Türkiye’nin kaynağı belirsiz gizemli para girişi, 2011’in rekorunu da geçti.

2014 Martı’nda yapılan yerel seçimler öncesinde 2.9 milyar dolar, ağustos ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yıl başından Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar olan dokuz aylık dönemde 6.4 milyar dolara ulaştı.

Ekonomideki yavaşlamaya rağmen 2015 seçimleri öncesinde de para girişinde artış gözlendi. Mart ayındaki yerel seçimler öncesinde para girişi Şubat 2015 itibarıyla 4.3 milyar dolar oldu. Yerel seçimler sonrasında para girişi azaldı. Haziran ayı içinde 1.833 milyar dolar para çıkışı yaşandı. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi için start verildiğinde kaynağı belirsiz para girişi yeniden hız kazandı. Temmuz ayında 2.1777 milyar artış gerçekleşti.

Genelge rahatlattı

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında para girişi yeniden hız kesti ve yıl sonuna kadar eksiye düştü. Ancak 2015 Haziran seçimleri ve kasım seçimi öncesinde yeniden para girişi başladı. 2015 Şubat ayında kaynağı belirsiz para girişinde yeni bir rekor kırıldı. Şubat ayında para girişi 4.3 milyar dolara ulaştı. Haziran seçimlerine kadar artarak devam etti. Kasım seçimleri öncesinde de artış gözlendi. Sadece eylül ayında net hata noksan kalemi 2.0 milyar olarak gerçekleşti. Hükümetin çıkardığı bir genelge ile gümrüklerde yapılan beyanın doğru olmadığının tespiti halinde adli soruşturma için savcılıklara bildirim yapılması şartını ortan kaldırması da gizemli para girişinde rol oynadı. ■ Cumhuriyet, (14.11.2015)

BORÇLANMA, HALK: TÜRKİYE’NİN HANEHALKI BORCU 143 MİLYAR DOLARA ÇIKTI

Gelişmekte olan ülke ekonomileri ile ilgili çalışmaları ile bilinen Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) hazırladığı rapora göre; Türkiye’de yetişkin başına düşen hanehalkı borcu, 2009’dan itibaren yüzde 53 arttı ve 2015 itibariyle 2 bin 740 dolara yükseldi.

Refah tehlikede
2008 krizinden sonra birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de iç tüketim arttırılması için çalışmalara devam edildiğine dikkat çekilen rapora göre, Türkiye’de hanehalkı borçları 2009’dan itibaren 88 milyar dolar artarak 143 milyar dolara ulaştı. 
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından ülkelerin borç durumlarını gösteren rapor yayınlandı. Washington merkezli şirket, Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerde (EM) yaşanan hızlı borç artışının, muhtemel bir ekonomik daralmada hanehalkı tüketimini ve refah düzeyini negatif etkileyeceğini belirtti. Raporu hazırlayanlardan ekonomist Emre Tiftik, “Olası bir ekonomik daralmada ya da yavaşlamada, kişiler borçlarını ödemekte sıkıntı çekebilir. Bankalar ve yatırımcılar, bundan negatif etkilenecek.” ifadelerini kullandı. 
IIF raporuna göre; küresel borç 50 trilyon dolara artarak 240 trilyon dolara ulaştı. Bu artışın büyük bir kısmı, yani, 28 trilyon doları, gelişmekte olan ülkelerde görüldü. Hanehalkı borçları ile ilgili yayınlanan bir başka raporda ise özellikle EM ülkelerinin borçlarında büyük bir artış yaşandığı görüldü.

Krizden sonra arttı
Raporda, global hanehalkı borçlanmasının 2009’dan 2015’in ilk çeyreğine kadar 7,7 trilyon dolar artarak 44 trilyon doları bulduğu ifade edildi. 
2008 finans krizinden sonra gelişmekte olan ülke ekonomilerinde hanehalkı borçlarının, GSHY’ye oranında büyük artış yaşandığı belirtildi. Bu artışın, ülke ekonomileri için ciddi bir risk oluşturduğu kaydedildi. Macaristan ve Güney Afrika’da ise borçlanmanın azaldığı ifade edildi. EM ülkelerinde; son 5-6 yılda hane halkının özellikle lüks ev gibi harcamalara girerek borçlandığına dikkat çekilen raporda, hanehalkı borçla

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura