Diğerleri > Sis Çanı
09-02-2015
NELER OLDU 13-18 KASIM 2014 (Millî İrade, Merit, kaynak kullanımı, faız, Dolar, işsizlik, yolsuzluk, yabancı sermaye, medya, iç bedhahlar)

Cihan Dura

9.2.2015


 13.11.2014

MİLLÎ İRADE, İHLAL, HUKUK: TOKİ'NİN 'ALT GELİR GRUBU' KONUTUNDAN MİLLETVEKİLİ DE ALDI

TOKİ'nin, Tunceli'nin Çemişgezek İlçesi'nde 'alt gelir grubu' için yaptığı konutlardan, AKP milletvekillerinin de konut aldığı ortaya çıktı.

TOKİ'nin, Tunceli'nin Çemişgezek İlçesi'nde 'alt gelir grubu' için yaptığı konutlardan, AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş ve Çemişgezek eski Belediye Başkanı AKP'li Metin Levent Yıldız ile bazı işadamlarının da daire aldığı ortaya çıktı. Milletvekili Ataş, teşvik için daire aldığını ileri sürerek, "Hırsızlık yapmıyorum. Parasını ödedim. Milletvekili TOKİ'nin yaptığı yerden neden konut alamaz ki?" dedi.

 

Tunceli'nin Çemişgezek İlçesi'nde TOKİ, aile fertlerinin toplam geliri 2 bin 600 lirayı geçmeyen 'alt gelir grubu' vatandaşları konut sahibi yapmak için 2009 yılından itibaren konut projesi uyguladı. Birinci etap konutlardan sonra 2011 yılında 4 bloktan oluşan 98 daireli ikinci etap projeye başlandı. Kullanım alanı 75 metrekarelik konutlar satışa çıkarıldı, Çemişgezek Belediyesi kanalıyla başvurular alındı.

 

Başvuru formunda istenen belgeler arasında 'hane halkı gelirinin en fazla net 2 bin 600 TL olduğunu kanıtlayan gelir belgeleri' de istendi. Toplam 69 bin 100 liraya mal olacak daireleri alanlar peşinatı yatırıp, kalanını 15 yılda ödemek üzere TOKİ ile sözleşme imzaladı.

 

Dönemin Çemişgezek Belediye Başkanı AKP'li Metin Levent Yıldız ile Çemişgezekli olan AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş da bu konutlardan almak için TOKİ'nin 'Alt Gelir Grubu Konut Projesi Başvuru Formu' doldurarak başvurdu. Milletvekili Ataş ile Belediye Başkanı Yıldız, peşin olarak 6 bin lira yatırıp, kalanını 15 yılda ödemek üzere sözleşmeyi imzalayıp taksitleri ödemeye başladı.

 

TOKİ'nin 'alt gelir grubu' koşullarına uymadığı halde Çemişgezek Konutları’ndan daire alanlar sadece AKP Milletvekili Ataş ve Belediye Başkanı Yıldız'la sınırlı kalmadı. İşadamları Derneği Başkanı Hıdır Özefe ve bazı işadamları ile aile geliri 2 bin 600 liranın üzerinde olan bazı kişilere de Çemişgezek’te TOKİ konutları satıldı. Konutlar, geçen eylül ayında tamamlanıp sahiplerine teslim edildi.

 

69 BİN LİRAYI 15 YILDA ÖDEYECEKLER

 

AKPi'den 3 dönemdir İstanbul Milletvekili olan ve memleketi Çemişgezek'e yaptığı hizmetlerden dolayı adı AKP'li belediye tarafından TOKİ konutlarına giden caddeye verilen Mustafa Ataş, konutlardan B1-3 blok 6'ıncı kat 23 numaralı dairenin sahibi oldu.

 

Mustafa Ataş'ın, 4 Ekim 2011 tarihinde konutun satışının kendisine yapılmasından sonra ilk peşinat tutarı olan 6 bin lirayı Çemişgezek Ziraat Bankası Şubesi aracılığıyla TOKİ hesabına yatırdı, toplam bedeli 69 bin 100 lira olan konutun 15 yıla yayılan aylık taksitlerini ödemeyi de aksatmadan yapmayı sürdürdü.

 

Konutların satışa sunulduğu dönemde AKP'den Çemişgezek Belediye Başkanı olan Metin Levent Yıldız'ın da 27 Eylül 2011 tarihinde 6 bin lira peşin yatırarak aldığı dairenin kalan borcunu da 15 yılda aylık taksitlere ödemek üzere sözleşme imzaladığı ortaya çıktı.

 

MİLLETVEKİLİ ATAŞ: TEŞVİK İÇİN DAİRE ALDIM

 

AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş, Çemişgezek'te halkın talebi olduğu ve ilçede konuta ihtiyaç olduğu için TOKİ'ye başvurup konut yapılmasını sağladıklarını, insanları teşvik etmek için de daire aldığını savundu.

 

TOKİ'ye verilen başvuru formunda 'Alt Gelir Grubu Konut Projesi Başvuru Formu' yazmasına rağmen, "Orada yapılan konutlar alt gelir grubuna ait değil" diyen Ataş, DHA muhabirinin soruları üzerine şunları söyledi:

 

"Ben de teşvik olması için bir daire aldım, arkadaşlarımın da alması için teşvik ettim. Yörenin insanı olarak oradan bir daire aldım. Bir milletvekilinin TOKİ'den daire alamaz diye bir kural yok. Kimsenin hakkına tecavüz etmedik, gasp etmedik. Bir vatandaş olarak yasal hakkımı kullanıyorum. Hırsızlık yapmıyorum. Ben insanlara teşvik olsun diye daire aldım. Paramı da yatırdım. Bir milletvekili TOKİ'nin yaptığı yerden neden konut alamaz ki?"

 

HANGİ BELGELER GEREKLİ

 

TOKİ'nin Doğu ve Güneydoğu'da üst gelir grubuna konut yapmadığı, Çemişgezek'teki gibi konutların satışı yaparken, aile bireylerinin aylık toplam geliri 2 bin 600 lirayı geçmemesi, aile bireylerinin üzerinde gayrimenkul bulunmaması, mal beyanı sorgulaması yapılması gibi koşulların arandığı belirtildi.

 

Bu konutlardan alanların kazançlarını gösteren beyan, maaş bordroları, tapu müdürlüklerinden üzerlerine herhangi bir gayrimenkul bulunmadığına dair belgeyi TOKİ'ye ibraz etme zorunluluğuna rağmen, Çemişgezek'te bazı kişilerden bunların alınmadığı kaydedildi. ■ Karşı, (13.11.2014)

 

 

14.11.2014

MERİT, KARMA EKONOMİ, DEVLETÇİLİK: ULUSAL KALKINMA

Gelişmekte olan ülkelerde, kalkınma politikaları ve bunların uygulaması, ulusal kökenli veya dış kökenli olabilir. Söz gelimi, IMF önerileri olabilir. IMF Stand-by düzenlemesi yaparken, önerdiği politikaları şart koşuyor. Bu anlamda ulusal iktisat politikası özellikle finans çevreleri tarafından yanlış yorumlanıyor. Ulusal iktisat politikası, küreselleşme karşıtı bir anlayış değildir. Tersine küresel süreçte, dış ekonomik ilişkilerde ülkenin ekonomik çıkarlarını önde tutacak, diğer ülkelere karşı rekabet gücünü koruyacak politikalar ve önlemler bütünüdür.

Başka bir ifade ile ulusal iktisat politikası, küresel süreçte ülkenin ekonomik çıkarlarını koruyacak, ülke mallarının uluslararası piyasada rekabet gücünü artıracak, ekonomik anlamda bir ülkenin açık veya gizli olarak kaynak kaybını önleyecek bir politikadır. Bu tür bir politikanın, klasik iktisat, neoliberal politikalar içinde değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü ülkelerin kendine özgün koşulları, özellikleri, sosyo- kültürel yapısı, tarihi ve kültürel değerleri birbirine uymaz. Ulusal iktisat politikaları bu koşullar içinde şekillenir. Bu anlamıyla evrensel bir teori değildir.

Söz gelimi, Çin’de piyasa ekonomisi anlayışı ile ABD’ de piyasa ekonomisi anlayışı birbirinin tersidir. Buna rağmen her iki ülke de ulusal politika uygulamaktadır. Çin Merkezi kararlar ve Kur politikası ile rekabet gücünü artırıp, dış işlemlerde cari fazla vermektedir. ABD ise kapitalizmin temsilcisidir. Cari açık veriyor. Ancak doları dünya parası yaparak ulusal çıkarlarını koruyor ve ulusal politikalar uyguluyor.

Kişisel düşüncem, küresel süreçte iktisat teorilerine boğulmak yerine, ülke çıkarlarını maksimize etmenin tek yolu ulusal politikalardır.

Eğer dış kaynaklı politikalar belirleyici olursa, yani iktisat politikalarını, IMF gibi, Dünya bankası gibi, uluslararası kurumlara bırakırsanız, bunların önereceği politikalar, ülke çıkarlarını değil, küresel piyasanın istikrarını ve diğer ülkelere zarar vermeyecek iktisat politikalarını önde tutar. Ayrıca da bunlar yalnızca ellerindeki ekonomik göstergelere göre politika alternatifleri seçerler, Toplumun alışkanlıkları, tasarruf ve yatırım potansiyeli, gelenekler gibi bu politikaları etkileyecek değişkenlere bakmazlar. Tür-kiye bunun iki örneğini yaşadı.

1999’ un sonunda IMF Türkiye için sabit kur sistemi önerdi. 2000 yılında TÜFE oranı yüzde 39 oldu. MB Kur artışını yüzde 20’de tuttu. 2001 krizi oldu. Krizden sonra ise sabit kur rejimin tam tersi, dalgalı kur sistemi önerildi. Bir buçuk yıl içinde aynı ülkeye birbirinin tam zıttı, iki farklı kur sistemi önerildi. Türkiye IMF’ den kaynak kullanmak için zorunlu olarak, IMF önerilerini kabul etti.

Bu güne kadar Kalkınma modelleri içinde, küresel dünya gerçeği yer almamıştır. Bugünkü dünyada, ekonomik ve sosyal şartlar değişmiştir. Piyasa genişlemiştir. İnsan faktörü daha belirgin olarak ön plana çıkmıştır. Irak örneğinde olduğu gibi, petrol kaynakları için verilen sıcak savaşların yanında, gizli bir sömürü aracı olarak kur savaşları da yapılmaktadır. Kur savaşlarında ülkeler dış rekabet güçlerini korumak veya artırmak istiyorlar. Ayrıca bütün dünyada kırsal kesimin payı azalmıştır.

Çin’de kırsal kesimden sanayi sektörüne ucuz işçi transferi olmaktadır. Gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’de tersine, az da olsa kırsal kesime dönüş vardır. Bu şartlarda kalkınmanın yeni bir anlayış içinde olması gerekir: Bu anlayış dışa kapanmadan, uluslararası piyasada daha aktif olmak ve ülkelerin rekabet gücünü artıracak politikalar uygulamaktır.

Gelişmiş ülkeler ulusal ekonomik çıkarlarını korumak ve dünya ekonominden daha çok pay almak peşindedir. Söz gelimi, ABD’ de Başkanından işçisine, tüm ABD halkı, dünyada atılan her adımda ABD ulusal çıkarlarının koruması gerektiği konusunda hem fikirdir. Dünyada büyük ihalelerde ve özelleştirmelerde Başkanlar, Cumhurbaşkanları ve Başbakanlar devreye giriyor. Gelişmekte olan ülkeler içinde Çin, dış ekonomik ilişkilerde rekabet gücünü korumak için sürekli olarak milli parasını düşük tutuyor. ABD ve Avrupa Yuan’ ın değerini artırsın diye Çin’e baskı yapıyor. Bu nedenledir ki, Çin dış cari işlemler fazlası veriyor. Hindistan ve Brezilya da aynı şekilde cari fazla veriyor.

Küreselleşmeyi bir ekonomik sömürü aracı olarak planlayanlar, 2001 krizinden sonra son on yıldır en iyi sonucu Türkiye’ den aldılar. Türkiye yüksek dış açıklar veriyor. Yabancılar yüksek kar ve faiz trans-feri yapıyor. Bankacılık sektörüne yabancı sermaye hâkim oldu. Oysaki teoride, İktisatta Ricardo’ nun çok bilinen mukayeseli (Karşılaştırmalı) üstünlükler teorisi, ticaret yapan iki ülkenin, ikisinin de kârlı çıkabileceği bir ilişkiyi açıklamaktadır.

Sonuç olarak, bugünkü şekliyle, küreselleşme rasyonel ve “Ulusal İktisat Politikaları” uygulamayan gelişmekte olan ülkelerin kaynak kaybına neden olmuştur.

Ulusal politikaların temel dinamiği, dış rekabet gücü kazanmak olmalıdır. Bir ekonomide kamu açıkları, enflasyon gibi istikrar sorunları GSYH içinde reel faizlere bağlı olarak, devletten özel sektöre veya tersi kaynak transferine neden olmaktadır. Gelir dağılımını olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda ekonomide kırılganlığını artırmaktadır. Yatırımları caydırmaktadır. Ancak bir ekonominin dış rekabet gücünü kaybetmesi doğrudan doğruya kaynak ve varlık kaybına neden olmakta ve potansiyel fakirleşme getirmektedir.

Bu bağlamda bir ülkenin önce dış rekabet gücünü artırması gerekir. Türkiye’nin Dış rekabet gücünü artırması için, daha gerçekçi bir kur rejimi uygulaması gerekir.

Gelişmekte olan ülkeler bir çözüm olarak kısa vadeli sermeye ve spekülatif sermaye girişlerini kontrol etmek zorundadır. Türkiye ise ilaveten Bankalarda ve medyada yabancı payını düşürmelidir. Ayrıca gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye ‘nin, uzun dönemli ve yeni yatırım yapacak, yeni teknoloji getirecek ve istihdam yaratacak yabancı sermayeli yatırımları desteklemesi gerekir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (14.11.2014)

 

15.11.2014

 KAYNAK KULLANIMI: 2 MİLYON AĞAÇ TEHLİKEDE

Turgutlu’da nikel cevherinin çıkarılmasına Bakanlık’tan onay çıktı. Bölgede 2 milyon ağacın kesilmesi öngörülüyor. Karar yargıya taşınacak

Manisa’nın Soma İlçesi Yırca köyünde 6 bin zeytin ağacının katledilmesinden sonra şimdi de Turgutlu’da yaklaşık 2 milyon ağaç tehlike altında. Çaldağı’nda nikel cevherinin çıkartılmasıyla ilgili hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onay verildiği öğrenildi. Turgutlu Çevre Platformu’ndan (TURÇEP) Av. Hasan Namak, kararı yargıya taşıyacaklarını söyledi. Çaldağı eteklerinde faaliyete geçecek ilkel yöntemle nikel cevherinin çıkartılacağı gerekçesiyle tepkilere neden olan madenle ilgili firma tarafından bu yılın başlarında hazırlanan 2’nci ÇED raporunun 27 Ekim’de Bakanlık tarafından onandığı ortaya çıktı.

“Çadır kuracağız”
Raporda, bölgedeki fay hatlarının gösterilmediği ileri sürüldü. İstanbul Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden, TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Duman, projenin hazırlık aşamasında yaklaşık 200 bin ağacın kesildiğini, tesis çalışmaya başladıktan sonra da yaklaşık 1 milyon 800 bin ağacın katledileceğini iddia etti. TURÇEP avukatlarından Hasan Namak, “Yırca’da neler yaşandığını gördüğümüz için bu süreç içinde Çaldağı’nda ağaç kesilmesine izin vermeyeceğiz. Yargı karar verinceye kadar orada da gerekirse çadırlarımızı kuracağız” dedi. ■ Yeniçağ, (14.11.2014)

 

16.11.2014 

-

17.11.2014 

FAIZ, DOLAR: ALTIN YATIRIMINA DIKKAT!

Yaşar Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Umut Halaç, "Kısa ve orta vadede altın tercihinden uzak durulmalı" dedi.

Doç. Dr. Halaç, yaptığı açıklamada, son dönemde yaşanan gelişmelerin yatırım tercihlerinin yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti.

Borsadaki belirsizliğin devam ettiğini, yukarı gitmesi için bazı itici motivasyonlara ihtiyacı bulunduğu görüşünü savunan Halaç, "Yatırımcılar, yıl sonuna kadar, olabildiğince likit varlıklarda kalsınlar. Lira bazında faiz oranları tatmin edici oranlarda olmadığı için yıl sonuna kadar dolar faiz oranlarına yönelmek faydalı olacaktır. Kısa ve orta vadede altın tercihinden de uzak durulmalı. Dalgalanmalar belirsizliği arttırdığı için dolar ile borçlanmamak gerekir" önerilerinde bulundu.

Altındaki belirsizliğin sürdüğünü ve fiyatlarının gevşemeye devam edeceğini tahmin ettiğini bildiren Halaç, kısa ve orta vadede altın tercihinden uzak durulması gerektiğini savundu.

Umut Halaç, Amerikan ekonomisinin yavaş da olsa toparlanmaya devam etmesine dikkati çekerek, "Bu durum doları gelişmekte olan ülkelerin para birimleri karşısında güçlendiriyor ve değerini yükseltiyor" uyarısında bulundu.

Brent petrol fiyatının 78 doların altına gerilediğini bu rakamın son 4 yılın en düşük düzeyi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Halaç, şu görüşleri aktardı:

"Bu durum bize açıkça göstermektedir ki petrol fiyatlarındaki gevşeme beklentileri yıl sonuna kadar devam edecek. Türkiye, komşu ülkelerindeki sorunlar nedeniyle beklenen dış ticaret performansını gösterememesine rağmen, düşen petrol fiyatlarından yararlanacaktır. Düşen petrol fiyatları, cari açığı göreceli olarak azaltacaktır bu da sadece cari açığa yansıyan enerji faturasının hafiflemesinden kaynaklanmaktadır."

Merkez Bankası’nın 2015'in ilk üç ayında faiz indirimine gidebileceğini belirten Doç. Dr. Halaç, şöyle devam etti:

"Bu faiz indirimini siyasi iradenin isteğine ve petrol fiyatlarındaki düşüşe bağlamaya çalışanlar çıkacaktır ama aslında durum öyle değil. Tabii ki cari açıktaki azalma, Merkez Bankası’nın elini güçlendirecek. Merkez Bankası, siyasi isteğe rağmen faiz indiriminin enflasyonu oluşturan koşulların ortadan kalkmadan yapılmayacağını belirtti. Gelecek yılın ilk üç ayındaki enflasyonda gevşeme ile faiz indiriminin de gerçekleşeceği açıkça ortada." ■ Akşam, (17.11.2014)

 

İŞSİZLİK 6 AY SONRA YENİDEN ÇİFT HANELİ

TÜİK Ağustos döneminde işsizlik oranının yüzde 10,1 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Böylece işsizlik 6 ay sonra yeniden çift haneye yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜiK) işsizlik rakamlarını açıkladı. İşsizlik oranı Ağustos döneminde yüzde 10,1 artarak 6 ay sonra yeniden çift haneye çıktı.

İşsiz sayısı aynı dönemde 2 milyon 867 binden 2 milyon 944 bin kişiye çıktı.

Temmuz döneminde işsizlik yüzde 9,8 olarak gerçekleşmişti.

İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,9, kadınlarda yüzde 12,7 oldu. Aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,3 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı yüzde 18,9 iken,15-64 yaş grubunda bu oran yüzde 10,3 olarak gerçekleşti.

OVP HEDEFİNİN TUTMASI ZAYIF İHTİMAL
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmet Demirkol işsizlikte mevsimsel etkilerden arındırılmış rakamlar daha önemli olduğuna dikkat çekerek "Bu rakam haziranda çift haneye ulaşmıştı. Bu tablo bize İşsizlikde yükselişin kısmen durduğunu ve yavaşlama eğilimine girebileceğini Eylül ve önümüzdeki aylarda yatay hareket edebileceğini gösteriyor. Mevsimsel etkilerden arındırılmış verilere göre ağustosta işsiz sayısında bir önceki döneme göre 11 bin kişilik azalış gerçekleşti. Ancak şu an açıklanan rakamlar ile 2014 yılsonu OVP hedefi olan 9,6'nın gerçekleşme ihtimali giderek zayıflamış hatta olanaksız durumda" diye konuştu.

GENÇ NÜFUS İŞSİZLİĞİ YÜKSEK
ALB Menkul Değerler Analisti Enver Erkan ise genç nüfus işsizliğine dikkat çekiyor. Erkan "Genç nüfus işsizlik oranı yüzde 18,9 seviyesine yükseldi ve beşinci ay üst üste yükseliş kaydetmekle beraber Ocak 2011’den sonraki en yüksek seviyeye yükseldi. İkinci çeyrek itibarıyla ekonomik büyümedeki yavaşlamanın işsizlik oranı üzerinde etkisini hissettirdiğini görüyoruz. Özellikle cari açığın gerilemesiyle beraber yatırım harcamalarındaki azalış, ekonomik büyümenin yavaşlamaya, özellikle genç nüfustaki işsizlik oranının da artmaya devam edebileceğini göstermektedir" dedi.


Aynı ayda 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin sayısı 26 milyon 313 bin kişi, istihdam oranı yüzde 46,1 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,7 kadınlarda ise yüzde 27 olarak gerçekleşti.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 5 milyon 815 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 20 milyon 498 bin kişi oldu. İstihdam edilenlerin yüzde 22,1'i tarım, yüzde 20'si sanayi, yüzde 7,5'i inşaat, yüzde 50,5'i hizmetler sektöründe yer aldı.

KAMU İSTİHDAMI ARTTI

Maliye Bakanlığı tarafından derlenen verilere göre, 2014 yılı III. döneminde toplam kamu istihdamı 2013 yılının aynı dönemine göre %3,7 oranında artarak 3 milyon 420 bin kişi olarak gerçekleşti.

MEVSİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞ İSTİHDAMDA İYİ HABER
Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam sayısı bir önceki döneme göre 53 bin kişi artarak 25 milyon 835 bin kişi olarak gerçekleşti. İstihdam oranı ise değişim göstermeyerek yüzde 45,2 oldu.

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlerin sayısında 2014 yılı Ağustos döneminde, bir önceki döneme göre 11 bin kişilik azalış gerçekleşti. İşsizlik oranı ise değişim göstermeyerek %10,4 oldu.

Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme göre değişim göstermeyerek yüzde 50,5 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerde en fazla artış 46 bin kişi ile hizmet sektöründe gerçekleşti. ■ Hürriyet, (17.11.2014)

 

“DAĞ YAHUDİLERİ”NİN YÖNETTİĞİ ÜLKE HANGİSİ?

İsrail, kuruluşundan beri eski Sovyet coğrafyasından Yahudi göçmeni almıştır. Rusya’da kalan Yahudiler’in bir kısmı ise “Tat” olarak anılıyor. Vikipedi’de yer alan bilgilere göre “Tatların bir kısmı ’Dağ Yahudileri’diye anılmaktadırlar. İlk Asur işgal ve kolonizasyonu sırasında İsrail’den çıkartılan Yahudi göçmenlerin, müttefikleri İran tarafından Dağıstan’a yerleştirilmeleri ve daha sonra da Mitraizm, Zerdüştizm gibi inanışların etkisi ve Dağıstan’ı elinde tutan İranlı asker-soylularla karışmaları sonucunda oluştukları bilinmektedir. Çoğunluğu İslâm inancını benimsemişlerdir. Ancak Yahudi inancını koruyanlar Dağıstan’da ve Azerbaycan’da hâlâ yaşamaktalar. Dağıstan’ın Derbent ve Mahaçkala kentlerinde sinagogları açık bulunmaktadır.
1990’lı yıllardan itibaren yaşadıkları bölgelerden İsrail’e önemli bir göç dalgası yaşanmıştır.
Dağıstan’da 120 bin, İsrail’de 150 bin, Azerbaycan’da 100 bin, Rusya Federasyonu’nda 80 bin, Türkiye’nin Doğu Anadolu ve Marmara bölgelerinde ise 200 bin kadar Tat’ın yaşadığı tahmin edilmektedir.”

Şimdi bu bilgileri niçin hatırlattım? Birincisi güncel bir olay. İkincisi ve daha önemlisi, Türkiye’de 200 bin Tat varsa ve bunların bazıları, Türkiye’nin dış politikasının oluşturulmasında birinci derecede etkili ise bu durumu seçmenin bilmesi gerekmez mi?
Türk Milleti’nin tıpkı Orhun kitabelerinde yazıldığı gibi “İlli millet idim, ilim var ama gücüm hani? Kime il kazanıyorum? Kağanlı millet idim, kağanım hani? Hangi kağana işimi gücümü veriyorum? Töreli millet idim, törem hani? Kimin töresine uymaktayım?” diye kendisine sorması gerekmez mi?
Bu konuyu gündeme getirmemizden dolayı, birileri hemen ırkçılık suçlaması yapacaktır? Hayır, biz “Yahudiler, İsrail’i yönetsin, Türkiye’yi ise Türkler yönetsin” diyoruz! Türklerin İsrail’i yönetmesi nasıl beklenemez ise Yahudilerin de kendilerini gizleyerek Türkiye’yi yönetmesi herhalde akla ve mantığa uygun değildir. Asıl bu durumda gizli bir ırkçılık yapılmakta, Türkiye’nin politikaları oluşturulurken Türk Milleti’nin çıkarları değil, İsrail’in çıkarları gözetilmektedir. Mesela Türkiye’nin Suriye politikası, Türk Milleti’ne değil, birinci derecede İsrail’in güvenliğine hizmet etmektedir!
Türk Milleti’nin bunun sebebini bilmesi gerekmez mi? …■ Arslan Bulut, Yeniçağ, , (17.11.2014)

 

18.11.2014

YOLSUZLUK, ÜNİVERSİTELER: MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ'NDE OPERASYON

Mardin Artuklu Üniversitesi'nde yolsuzluk operasyonu başladı, gözaltılar var...

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde sabah saatlerinde yolsuzluk operasyonu başlatıldı. Mardin Emniyet Müdürlüğü ’ne bağlı polisler üniversitede arama yapıyor. Bilgisayarlara ve çok sayıda dosyaya el konulduğu bilgisi verildi. 20 kişinin gözaltında olduğu ve aralarında rektör yardımcılarının da bulunduğu belirtiliyor.

Geçtiğimiz Temmuz ayında yine Üniversitede yapılan ihalelerde, 'Haksız kazanç sağlamak, ihaleye fesat karıştırmak, gizleme veya değiştirme, görevi kötüye kullanma' gerekçesiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma neticesinde operasyon yapılmıştı. Soruşturma kapsamında Mardin Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, üniversitenin Yenişehir yerleşkesindeki rektörlük binasında arama yapmış, Mali İşler Daire Başkanlığı, Strateji Daire Başkanlığı'nın da aralarında bulunduğu birimlerde yapılan aramalarda çok sayıda evrak, cd, bilgisayarlara el konulmuştu. Bu sabah yapılan operasyonun bunun devamı olduğu ileri sürülüyor. Diğer yandan bazı kaynaklarda operasyonun uyuşturucu ile ilgili olduğu ileri sürülüyor. ■ Karşı, (18.11.2014)

 

YABANCI SERMAYE: SERMAYE TÜRKİYE’DEN KAÇIYOR, İŞSİZLİK ARTIYOR

Bu yılın ilk dokuz ayında Türkiye’ye net doğrudan yabancı sermaye girişi azaldı.

Nasıl azaldı, diyerek sorabilirsiniz, hemen cevaplayalım.

Geçen yılın ilk dokuz ayında net doğrudan yabancı sermaye girişi 6 milyar 438 milyar dolar tutarken bu yıl aynı dönemde net doğrudan yabancı sermaye girişi 4 milyar 913 milyon dolara geriledi.Ve böylece net doğrudan sermaye girişinde bu yılın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24 oranında bir gerileme oluyor.

Peki, niçin doğrudan yabancı sermaye net girişlerinde böyle bir azalma var?

Hemen cevaplayalım; bu azalmanın sebebini şöyle açıklamak herhalde yanlış olmaz. Bu azalmanın nedeni doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yurtdışına yapılmasından kaynaklanıyor. Ve ödemeler bilançosu tarihinde Türkiye’de ilk defa dokuz ayda böyle yüksek tutarlı sermaye çıkışı oluyor yurtdışına.

Bunun nedenine gelince...

Artık Türkiye’deki yatırımcılar paralarını yurtdışında doğrudan yatırım yaparak değerlendirmeye çalışıyorlar. Demek ki Türkiye’de yatırım iklimi yatırımcı için pek hoş değil. Bunun sebeplerinden önemli bir tanesinin hukuki öngörülemezliğin artması olduğunu söyleyebiliriz.

Bunun yanında diğer önemli bir nedeni de yapılan otoyol ve köprü özelleştirmesi ihalesinin iptalinde aramak gerekiyor. Örneğin adı geçen ihaleye giren konsorsiyum üyelerinden bir tanesi yurtdışında önemli bir yatırıma imza attı geçenlerde. Böylece Türkiye otoyol ihalesinden 5,7 milyar doları tahsil edeceğine bu para şimdi yurtdışındaki yatırımlara yöneliyor diyebiliriz. Önümüzdeki aylarda ödemeler bilançosunda daha büyük tutarlarda yurtdışına sermaye çıkışını göreceğimizi şimdiden söyleyelim.

Ülkeler Bol Olan Kaynaklarını İhraç Eder Kıt Kaynakları İthal Eder

Peki, Türkiye’nin sermaye ihraç etmesi doğru mu?

Doğru değil.

Niye doğru değil, çünkü Türkiye’de sermaye kıt kaynak oluyor. Oysa biz tam aksine kıt kaynağımız sermayeyi ihraç etmeye başladık. Hem de dünyanın en zengin ülkelerine.

Peki, yatırımcı haksız mı?

Hayır, yatırımcı haklı sermayesini yurtdışına götürmekte. Çünkü Türkiye’de iş yapmak artık zorlaştı. Anlayacağınız bu gidişle elimizdeki kıt kaynağı yani sermayeyi hızla kaybetmeye başladık. Böylece kıt olan sermayemizle başka ülkelere istihdam sağlıyoruz.

İşte bu nedenle Türkiye’de işsizlik artıyor. İşsizlik oranının yüzde 10,1’e, genç işsizliğin yüzde 18,9’a yükselmesinin nedeni aslında sermayenin yurtdışına gitmesi.

Kısaca öngörülemez hukuk sisteminin sermayeyi korkuttuğunu söyleyebiliriz. Derhal bu korkuyu ortadan kaldırmak için gerekli hukuki güvence bütün yatırımcılara verilmeli. Tabii bunun yolu hukuk devleti olmaktan geçiyor.

İşte sorun da zaten bu. ■ Süleyman Yaşar, Taraf, (18.11.2014)

 

MEDYA, İÇ BEDHAHLAR: SATILMIŞ GAZETECİLER; AYARTILMIŞ GENÇLİK!

Uzun yıllar Frankfurter Allgemeinzeitung’un yayın yönetmenliğini yapan Alman gazeteci Udo Ulfkotte, “Satılmış Gazeteciler” adlı kitabında, Türkiye dahil pek çok NATO ülkesinde CIA’nın örümcek ağı sistemi ile gazetecileri satın aldığını açıkladı. Yenişafak’tan Sevde Haksal’a açıklamalar yapan Ulfkotte, Amerikalıların kendisine de Alman Dış İstihbarat Servisi BND ve German Marshall Fund Vakfı aracılığıyla yaklaştıklarını söylüyor. Ulfkotte’nin anlatımına göre sınama faslı geçildikten sonra sonra CIA ile doğrudan temas dönemi başlıyor. Yani “paranın satın alamayacağı hediyeler, beş yıldızlı iş ağı, rüya seyahatler, inanılmaz kariyer fırsatları ve kadınlar” ile tanımlanan ve filmleri aratmayan aşama...

Ulfkotte, Alman vakıfları için de aynı sistemin geçerli olduğunu, CIA’ya çalışan gazetecilerin isimlerinin CIA yanlısı kuruluşlardan Atlantic Bridge’in yıllıklarında bulunabileceğini söyledi.

***

“Satılmış Gazeteciler” deyince, “kime satılmış?” sorusu akla geliyor. Yabancı istihbarat servislerine satılanlar, kendi ülkeleri aleyhine cususluk yapmış oluyor! Kendi ülkelerinin istihbarat servislerine veya siyasi iktidarlarına veya muhalefet partilerine veya ordu, polis gibi başka güçlere satılmış olanlara ne demeli peki? Yalakalık veya yandaşlık deyip geçiyoruz ama, Gazeteciler Cemiyeti, bir çeşit kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu görevi üstlenerek, satılmış gazetecileri deşifre etmelidir. Denilebilir ki, “Hangi birini deşifre edecekler? Çoğunluk satılmış değil mi?” Öyle bile olsa, yeni nesil gazetecilerin bu kötü tablodan ders çıkarmaları için Cemiyet, inisiyatif almalıdır.

***

Gazeteciler, CIA’ya veya içerideki kurumlara satılıyor da gençlik ne durumda? Satılmış gazetecilere Atlantic Bridge çengel atıyor, gençlere ise Türk-Avrupa Atlantik Gençlik Komitesi! Kısa adı Yatatürk!
Yatatürk, 15 Temmuz 2005’te Türkiye’nin onayıyla faaliyetlerine başladı.
Hedefleri arasında “Geleceğin siyasi liderleri arasında güçlü bir ağ oluşturmak, Genç liderleri Trans Atlantik Güvenlik ilişkileriyle bağlantılı hale getirirken, aynı zamanda bu ilişkilerin geleceğini şekillendirmelerine yardımcı olmak” da var.
Yatatürk’ün İnternet sitesinde, “NATO ve komşu ülkelerden katılımcıların da yer aldığı organizasyonlar, toplantılar, stajlar, sertifika programları, seminerler, çalışma atölyeleri gibi geniş çapta etkinliklere sahiptir. Büyük bir bölümü üniversite öğrencileri olmak üzere; akademisyenler, devlet adamları, kabine üyeleri, her kademeden askeri yetkililer ve gazeteciler gibi çok geniş yelpazeden insanlar, bu etkinliklerde katılımcı olarak yer almaktadır” deniliyor ve bu çerçevede son yıllarda yapılan faaliyetler anlatılıyor.

***

Peki buna karşı, Türk gençliğini örgütleyen milli kurumlar var mı? Eskiden üniversitelerde ülkücüler vardı. Türk milletinin direncinin sembolüydü onlar. Şimdi de varlar ama eskisi gibi etkin değiller. Son yıllarda gelişen Türkiye Gençlik Birliği ise hem üniversitelerde hem halkın içinde hem de uluslararası alanda faaliyetler sürdürüyor. Son olarak, PKK ve PYD’ye aleni destek vermeye başlayan ABD’nin Türkiye’deki askerlerinden birinin başına çuval geçirerek hem Süleymaniye baskınının unutulmadığını, hem de Türkiye’yi böldürtmeyeceklerini haykırdılar.
Tabii asıl çuval, ABD ve Avrupa’nın istihbarat servislerinin oluşturduğu sözde sivil, özde güdümlü toplum kuruluşları tarafından gençliğin başına geçirilmiştir. Ülkücü gençlerin de TGB’li gençlerin de görevi, başına çuval geçirilen gençleri bu durumdan kurtarmaktır.
Amerikan basını, TGB’lilerin eylemini “utanç verici” ve “onur kırıcı” olarak değerlendirdi ama Türk gazetecilerini veya Türk gençlerini CIA’nın yan kuruluşları üzerinden ayartmaları da Türk Milleti için utanç vericidir. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (18.11.2014)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura