Diğerleri > Sis Çanı
07-12-2012
NELER OLDU 13-18 KASIM 2012 (Atatürk, kaynak kullanımı, DEİ, bölücülük, enflasyon, özelleştirme, yabancıya toprak, tarım, UÖŞ, işsizlik)

Cihan Dura

7.12.2012


13.11.2012

ATATÜRK: RAHMETLİ AKİF, ATATÜRK’E BUNU NİYE YAPTI?

Ezher’de okurken 1927 doğumlu Prof. Dr. Ali Özek ile Kahire’de yaşayan, Mısır ulemâsını pek çok konuda dize getirmiş Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi arasında şöyle bir diyalog geçer:
“- Demek sen beni mebus ve Şeyhülislam yapan Elmalılı Hamdi Yazır’ın hemşerisisin. Benim adıma Şeyh Said’i ziyaret et selam söyle ve şu hususları konuş ve cevabını bana getir. Ne kadar talebesi var?
Ali Özek izin alıp memleketine döndüğünde Ezher’de hocası olan Şeyhülislam Sabri Efendi’nin aktardıklarını Şeyh Said’le konuşmaya başlar:
Özek:
“- Kaç şakirdin var?
Şeyh Said :
“-Beş yüz bin şakirdim var.”
Sabri Efendi adına Özek:
“-Bu kadar şakirdin olduğu halde neden bir eylem yapmıyorsun. Ne bekliyorsun. Zaten yaşın hayli ilerlemiş. Türkiye’de İslâm’ın güçlenmesi için bir hareket yapmak gerekmez mi? Bunu senden başka kim yapabilir? Şu anda bu iş senin sorumluluğunda.”
Şeyh Said:
“- Bizim davamız eylem değil, imanı kurtarmaktır. Halkın imanını geliştirmek, güçlendirmek için eyleme değil bilgiye, marifete ihtiyaç vardır. Bizim yaptığımız ve yapmağa çalıştığımız da budur. Şimdi vasat eylem ve hareket vasatı değildir. Eylem her şeyden önce plana, programa ve hikmetli bir yönetime muhtaçtır. Bunlar olmadan yapılacak hareket fayda yerine zarar getirir. Sabri Efendi bunları çok iyi bilir. Bunlar benim işim değildir. Sabri Efendiye selam şöyle, o gelsin bir hareket başlatsın, ben 500 bin şakirdimle onun emrinde nefer olarak çalışmağa hazırım!”
Daha sonra neler oldu, devreye hangi mihraklar girdi de Şeyh Said’i genç ve yorgun Türkiye Cumhuriyeti’ne tam 500 bin silahlı adamı ile isyana ikna etti; hakikat tek, amma rivayet muhtelif.
Biz bu diyalogu burada bırakalım ve gününüze dönelim.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Yıldızoğlu, Şeyhülislam Sabri Efendi, onu mebus ve Şeyhülislam yapan Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmet Akifler’in, Ömer Nasuli Bilmen ve Hasan Basri Çantay’ların sohbet arkadaşı olmuş Prof. Ali Özek’in hatıralarını kaleme almış.
Ali Özek Hoca Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrası nelerle karşılaştığını bakınız nasıl anlatıyor:
‘Mustafa Kemal’i ilk zamanlarda hocalar, müftüler destekledi. Savaşı beraber kazandılar. O da onlara bir değer veriyordu. Sabatayistler o zaman Mustafa Kemal’e Hasan Basri Çantay grubu bu işi başaramaz diyorlar. O da tamam diyor, fakat onlara bir görev veriyor. Bunlar hükümeti kuramayınca Sabatayistler devreye giriyor. Mustafa Kemal de buna çok üzülüyor ve kızıyor. (...) Hasan Basri Çantay’dan dinlediğim -Bu işi başaramadık- şeklindedir.’
Dr. Yıldırım’ın eserinden yapılan alıntıya devam edelim:
‘Ömer Nasuhi Hoca, her zaman eski dönem mevzuları açıldığında, -Kabahat bizdedir- derdi.’
‘O senelerde, 1921’den sonra galiba, Mustafa Kemal iyice güçleniyor. Birçok olay baş gösteriyor. Oralarda çok sert davranıyor ve başarıyor. Sabatayistler o sırada Mustafa Kemal’in etrafında yerlerini almış zaten. O dönemde üç tane grup var. Biri Dr. Rıza Nur grubu. Şamanist olmak istiyorlar. Onlar ırkçıydı, Türklerin dini Şamanizm diye bir yola giriyorlar. Mustafa Necati o zaman Milli Eğitim Bakanı’ydı. O da Hıristiyan olalım diyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları da biz ne Hıristiyan’ız ne de Şamanistiz. Biz Müslümanız ama reform yapacağız diyorlardı. Mustafa Kemal, Rıfat Börekçi’yi Diyanet İşleri Başkanı yapıyor. Protokoldeki yeri de Başbakan’dan önceydi. (..) Bu bana göre bir mana ifade ediyor.’
Ali Özek Hoca anlatmaya devam ediyor:
‘Mustafa Kemal, Mehmet Akif’in de bulunduğu dindar gruba hükümeti kurma yetkisi veriyor. Yani o günün muhafazakâr milletvekillerine hükümeti kurun diyor. Başbakan olarak kimi düşünüyorlardı, onu bilmiyorum ama herhalde Hasan Basri Çantay’ı düşünüyorlardı. -Bu görev bize verildi. Biz de toplandık fakat hiç kimse görev kabul etmedi. Mehmet Akif’e Milli Eğitim Bakanlığı’nı teklif ettik, kabul etmedi. Bir gün, sabah ezanı okununcaya kadar yalvardık. Gene de kabul etmedi. O yüzden kabahat bizdeydi. Eğer hükümeti kurabilseydik bu işler böyle olmazdı.’
Bu hatırat o dönem hakkında bilinmeyen önemli bir gerçeği ortaya çıkarıyor.
“Virüssüz” ve “hormonsuz” Atatürk’ü yani “normal Atatürk’ü” tanımamıza bir hayli yardımcı oluyor... ■ Hasan Demir, Yeniçağ, 13.11.2012

 

KAYNAK KULLANIMI: RTE: ‘ÖRTÜLÜ’ BAKANLIK BÜTÇESİNİ GEÇTİ 

Türkiye’de ilk kez örtülü ödenek bütçesinin birçok bakanlık bütçesini geçtiğini belirten CHP’li Güneş, ‘9 ayda 870 milyon lira harcama yapılmış. Bunun altında Suriye mi var?’ dedi.

CHP Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, Türkiye’de ilk kez Başbakanlık örtülü ödeneğinden ilk 9 ayda 870 milyon lira harcama yapıldığını ve bunun birçok bakanlık bütçesini de aştığını belirterek “Bu kaba taslak bir tahmin olur, ama ben Katar ile Suudi Arabistan’ın yanı sıra Türkiye’nin de Suriye’deki muhaliflere çok ciddi silah yardımı yaptığını düşünüyorum” dedi.

Hurşit Güneş, Başbakanlık örtülü ödeneğinden yapılan harcamayla ilgili Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Örtülü ödenekte “rekor artış” olduğunu belirten Güneş, “Başbakan’ın sütüne teslim ettik bunu, doğru, hesap vermek zorunda değil, ama rakam buraya çıkınca Türkiye bir ‘iç savaşta mı yoksa başka bir ülkeyle savaşta mı’ endişesini haliyle duymak zorundayız” dedi. Örtülü ödenekten harcanan rakamla ilgili bilgi veren Güneş, “Eylül ayının sonuna kadar 870 milyon para harcanmış, olağanüstü bir rakam, nereye gidiyor” sorusunu yöneltti. 2012’nin ilk 9 ayı itibarıyla örtülü ödenekten yapılan harcamanın MİT bütçesini geçtiğini ve bunun tam bir “kepazelik” olduğunu belirten Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başbakanlık’ın bütçesine yaklaşmak üzeresiniz. Koca Başbakanlık’ın bütçesi 1 milyar 83 milyon lira, örtülü ödenekten harcama ilk 9 ayda ona yaklaşmış, onuncu ayı da eklediğimiz an Başbakanlık bütçesi kadar bir örtülü ödenek çıkıyor. TBMM’nin bütçesi 2012 yılında 610 milyon lira, onu geçmişiz. Bunlar olağanüstü rakamlar. AKP iktidarının devrildiğinde başına bela olacak bir konu. Bu büyük rakamların altında neler var? Kimse bana TSK’nin silahları bununla alınıyor demesin, Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesi ortada, açık, net. Bunun altında Suriye mi var?”

Gazetecilerin, “Sizin öngörünüz nedir” sorusu üzerine de Güneş, Cumhuriyet tarihi boyunca, örtülü ödenek harcamasında böyle bir büyüklüğe ulaşılmadığına dikkat çekerek “Birçok bakanlık bütçesini geçecek ölçüde bir örtülü ödenek harcaması ilk defa oluyor. Bir öngörüm zor çünkü kapalı bir şey, herhangi bir belgesi yok” karşılığını verdi. Bir gazetecinin sorusu üzerine de Güneş, örtülü ödenekle ilgili yasada nelere harcama yapılması gerektiğinin belirtildiğine dikkat çekti. Güneş, “Ulusal güvenliğin dışında bir örtülü ödenek harcaması kabul edilemez. Türkiye bir savaş durumunda değil ama kanundaki sınıra neredeyse yaklaşılıyor. Ne oluyor, bunu sormak hakkımız” görüşünü dile getirdi. ■ Cumhuriyet, 13.11.2012

 

VANDALLIK, KAYNAK KULLANIMI: İSTANBUL’DAN NASIL KAÇTIM?.. 

Yan yan yürüyor insanlar...

Ki karşıdan gelenler geçebilsin...

Karşıdan gelenler de yan yürüdükleri için herkes yola sığıyor...

*

Yan yan yürüyenler şehri İstanbul...

*

Karşıdan karşıya geçişlerde ise “Z” geçişi mesela...

Gelen arabanın tamponuna değmemek için kalça sağa atılırken, giden arabanın bagajına arkadan kapanmamak için ise üst gövde sola yatırılarak “Z” şeklinde hiçbir yere değmeden geçebiliyor insanlar karşıdan karşıya...

*

Tanınmaz halde güzelim...

*

İnsanlar Taksim’de kayboluyorlar mesela...

Yolu bana sordular, ben de kaybolduğum için söyleyemedim...

Birlikte çıkış aradık...

Yok...

Zaten Taksim’de kaybolmuş gruptan birisi çukura düşerek eksildi... Yol bulsan da artık adamı bulamazsın...

*

Kimliğini yitirmiş İstanbul...

“Finans merkezi yapacağız” derken aynalı çirkin binalarla dünyanın en çirkin şehrini yaratmış görgüsüz...

Tarihin en büyük kent faciası bu...

Ünlü siluet gitmiş, ortasından metro geçiriyorlar, Haliç bitmiş...

Yeşil görürseniz, demek ki mezarlık...

İstanbul’da yaşayıp denizi görmemiş olanların iktidarı kenti yönetiyor, yeri göğü yağmalayıp satmışlar...

Altgeçit, üstgeçit, metro, tünel, köprü, yol, kaldırım, meydan, sokak, cadde yetmiyor tıkış tıkış nüfusa...

İnsan şehri, şehir insanı boğuyor...

*

Şoföre “kaçalım” dedim...

“Kapalı” dedi...

Ters istikamete gidersek daha hızlı gideceğimizi söyledi...

Ters istikamete bastırdı...

Gidilecek yere varmak yerine, uzaklaşarak varamazken “Oh...” dedim şoföre:

“Oh... Ne kadar da güzel gidemedik...”

*

Yeryüzünün muhteşem güzel kentini hırsızlığa, talana ve görgüsüzlüğe teslim ederek bitirdiniz ya...

Helal olsun size...

*

O söz tersine döndü bende:

“İstanbul’un Ankara’ya dönüşü güzel...”

*

Ben kaçtım...

Siz kaçamazsınız da... ■ Cumhuriyet, 13.11.2012

 

DEİ, TL: FAİZ DÜŞEBİLİR

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, Türk lirasının aşırı değerli olma noktasına geldiğini ve güçlü kalmaya devam etmesi durumunda bir tane daha ölçülü faiz indirimi düşünülebileceğini söyledi. Başçı AA’ya yaptığı değerlendirmelerde şu görüşleri dile getirdi: Türk Lirası aşırı değerli olma noktasına geldi, bundan sonra Merkez Bankası olarak bu konuyla ilgili çalışma yapacağız. TL böyle güçlü kalmaya devam ederse bir tane daha ölçülü faiz indirimi düşünülebilir. Bu, TL’nin değer kazanmasını engellemek için değil, yumuşatmak için. ■ Cumhuriyet, 13.11.2012

 

14.11.2012

 

BÖLÜCÜLÜK, RTE: ATATÜRK’ÜN ASIL EVİNİ NE YAPTIN TAYYİP BEY?

Tayyip Erdoğan, bir taraftan açlık grevi konusunda BDP’ye sert eleştiriler yöneltirken, diğer taraftan PKK ve BDP’nin taleplerini Meclis’ten bir bir çıkarıyor. Büyükşehirleri devlet içinde devlet haline getirmek gibi.. Yine ana dilde savunma yapmayı yasalaştırmak gibi.
Erdoğan, “Siz benim bağırıp çağırmama aldırmayın bakın bütün taleplerinizi yer
ine getiriyorum” dese yeridir.


***

Biz konuyu, “Danışıklı dövüş” diye nitelendirmiş ve “PKK’nın Oslo sürecindeki ‘demokratik özerklik’ taleplerinin hatta öteden beri savundukları Abdullah Öcalan’ın ‘demokratik konfederalizm’ önerisinin bütün gerekleri yerine getiriliyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi alt yapısı, hukuk düzeni değiştirilmek suretiyle eyalet sistemine doğru götürülüyor. Büyükşehir yasası ile şehir devletleri dönemine dönüş yaşanıyor” diye izah etmiştik.
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “Başbakan’ı artık iyi tanıyoruz. Ne zaman BDP’yi sert ifadelerle eleştirip yüklenirse, o zaman başka kanalların devreye girdiğini biliyoruz. Ben Başbakan’ın bu tavır değişikliği ile İmralı’da görüşmelerin yeniden başladığını tahmin ediyorum” demişti de kendi genel başkanı Selahattin Demirtaş tarafından azarlanmıştı. Demirtaş da “Niye açık ediyorsun” der gibiydi..
CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner de BDP ile AKP’nin zaman zaman kavga eder görünüyor olmalarına rağmen bazı konularda anlaştıklarını söylüyor.. Öner, “Gizli görüştüklerini inkar ediyorlar, açığa çıktığında ise ’elbette görüşeceğiz’ diyebiliyorlar. Başbakan idamın kaldırılmasına onay veren kişi olduğu halde iç politikada belirli çevrelere mesaj vermek içinde elinde iple dolaşmaya başladı” dedi.


***


AKP’nin “Yeni Anayasa” konusunda da BDP ile işbirliği yapacağı anlaşılıyor. Bu konudaki ipuçlarını Kızılcahamam kampında verdiler.
Refika Karabacak’ın haberine göre Kızılcahamam’da Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyeleri Ahmet İyimaya, Mehmet Ali Şahin ve Mustafa Şentop ile görüşen, Tayyip Erdoğan, referanduma gitme düşüncesini tartışmaya açtı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, “Eğer 4 partinin mutabakatıyla bir çalışma ortaya çıkarsa referanduma gerek kalmaz. Ama farklı bir durum olursa, uzlaşma bir partiyle olduğu takdirde referanduma gidilir” dedi.
Bu “bir parti” BDP değil mi?
Diğer taraftan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ege ve Akdeniz’de bazı Türk adalarının Yunanistan tarafından işgal edildiğini itiraf etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın soru önergesini cevaplayan Davutoğlu, Ege Denizi’nde Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kololimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Akdeniz’de ise Gavdos, Dhia, Dionisades ve Koufonisi adalarının elden çıkmasını “Ege’de bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’nde geçerli bir uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırlarının korunması dahil, iki ülke arasında Ege’de birbirleriyle bağlantılı bir dizi sorun bulunmaktadır” sözleriyle açıkladı.


***

Tayyip Erdoğan ise Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin yaşadığı ev ile Makedonya’da Manastır Askeri İdadisi binasında yapılan çalışmaları göstererek, “Biz nutuk atanlardan olmadık. Başta CHP’liler olmak üzere Atatürk istismarcılarına bu iki hatıra evi ithaf ediyorum” dedi.
Erdoğan’a sormak gerekir:
-Atatürk’ün babasının evinde ve Atatürk’ün okuduğu okulda bazı olumlu çalışmalar yaptın da Atatürk’ün asıl evi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ne hale getirdin?
-Türk adalarını Yunanlıların işgal etmesine neden seyirci kaldın?
-Bugün Bursa’dan, Muğla’dan “toplumsal çatı

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura