Diğerleri > Sis Çanı
31-10-2013
NELER OLDU 13-18 EYLÜL 2013 (Dış açık, BOP, İslam, bölücülük, işsizlik, çevre, yolsuzluk, Dolar, kaynaklar, eğitim, borçlanma)

Cihan Dura

31.10.2013


13.9.2013

DEİ, DIŞ AÇIK: HOT ZOTLA OLMUYOR

Faiz lobisi, dış mihraklar gibi söylemlerin ardından hızlanan sermaye çıkışının sonuçları ekonomik verilere yansımaya başladı. Fed etkisinin yanı sıra artan siyasi riskler, düşen turizm gelirleri ve artan altın ithalatı da buna eklenince cari açık 55.8 milyar dolara çıktı.

Temmuzda cari açık 5.8 milyar dolarla tahminlerin üzerinde gerçekleşti. Böylece 12 aylık birikimli cari açık hazirandaki 54 milyar seviyesinden 55.8 milyar dolara çıktı.
Cari açığın bu kadar yüksek gelmesinde devam eden altın ithalatına karşın ihracatın aynı seviyede artmaması ve yaz mevsimine göre düşük seyreden turizm gelirleri etkili oldu. Cari işlemler açığının temmuzda 5.3 milyar dolar olması bekleniyordu.
Finansman cephesinde, kısa vadeli sermaye hareketlerinin olumsuz etkisiyle kayıtlı sermaye girişi temmuzda 354 milyon dolarla cari açığın altında kaldı. Fed’in tahvil alım programının azaltılacağına dair endişeler ve Başbakan Recap Tayyip Erdoğan’ın sertleşen siyasi söylemleri nedeniyle Türkiye’den 3.5 milyar dolarlık kısa vadeli sermaye çıkışı olmuştu.

‘Net hata’da rekor

Öte yandan, uzun vadeli finansman temmuzda 3.8 milyar dolarlık katkıyla kısa vadeli çıkışların etkisini sınırladı. Uzun vadeli finansmanda, doğrudan yatırımlardan gelen 1.6 milyar dolarlık giriş yanında (yaklaşık 1 milyar doları Yapı Kredi Sigorta’nın Allianz’a satışından kaynaklandı) bankaların 1.4 milyar dolar, şirketler kesiminin ve kamu sektörünün 0.7’şer milyar dolarlık borçlanmaları belirleyici oldu.
Temmuzda cari açığın finansmanında ise net hata noksan kalemi ve TCMB rezervleri belirleyici oldu. Cari açığın 4.8 milyar doları net hata noksan kaleminden 1.76 milyar doları TCMB rezervlerinden finanse edildi. Net hata noksanda 4.8 milyar dolar yeni tarihi zirve oldu. Net hata noksan en son Eylül 1998’de 4.5 milyar dolarla rekor kırmıştı. Herhangi bir yere yazılamayan döviz hareketleri net hata noksan kaleminde yer alıyor. Kaynağı bilinmeyen döviz girişleri bu kalemi artı yapıyor. ■ Cumhuriyet, (13.9.2013)

BOP, BÖLÜCÜLÜK: ‘MAALESEF’ SAVAŞ YOK

Arınç, Kerry’nin ‘Kimyasal silahlar teslim edilirse operasyon olmaz’ ‘gafına’ tepki gösterdi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kimyasal silahlarını teslim etmesi durumunda Suriye’ye operasyon yapılmayacağını söylemesine tepki göstererek “Kerry’nin kimyasal silahların teslimiyle ilgili sözleri ‘maalesef’ müdahale imkânını ortadan kaldırdı” dedi.
NTV’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Arınç, Suriye konusunun öncelikli olduğunu belirtti. Amerika’nın bir müdahale hazırlığı içinde olduğunu, Başkan’ın yetkisinde olmasına rağmen bu işi Kongre’ye getirmek istediğini anlatan Arınç, özetle şunları kaydetti:
“Bugüne kadar yüz binden fazla insanın ölümüne sebebiyet veren, balistik füzeler kullanan ki 264 tane Scud füzesi kullandıkları biliniyor, kimyasal silah kullanan ve kullanabilecek olan bir ceberut yönetime karşı bir şey yapılması gerekliydi. Ama bu Rusya’nın da işine yaradı, Esed’in de işine yaradı Kerry’nin bu sözleri. Amerika bundan dönemedi, çok büyük bir gaf bence Dışişleri Bakanı’nın, eğer bilmeyerek yaptıysa büyük bir gaf, bilerek yaptıysa da bunun ötesinde bir tanımlama gerekir. Şimdi iş döndü. Kamuoylarının buna hazır olmadığını söyleyebiliriz ama kamuoylarının mutlaka anketiyle çözümlenecek bir konu değil. Obama yaptığı konuşmalarda bunları çok güzel ifade etti. Şimdi bir bekle gör politikası içindeyiz ama bir açmaz var, o açmaz şudur, ‘Yüz bin insan öldü, ne yapalım öldüyse öldü.’ Kimyasal saldırıda 1500 kişi öldü, ‘Bu çok kötü bir şey.’ Peki bunun karşılığında ne olacak? ‘Elindeki kimyasal silahları verirse bunu da görmezden gelelim.’ Geldiğimiz nokta bu maalesef.” ■ Cumhuriyet, (13.9.2013)

 

14.9.2013

SİYASAL İSLAM, KARŞI DEVRİM: LATİN ALFABESİ TÜRK ALFABESİ DEĞİLDİR!

1928’den bu yana kullanageldiğimiz alfabe Türk alfabesi değil, Latin alfabesidir.

Bizim millî elifbamız, bin yıldan fazla kullanmışolduğumuz İslam-Kur’an yazısıdır.

Türklerin tarih boyunca kullanmış oldukları çeşitli millî alfabeleri vardır, 1928’de alfabe devrimi yapanlar samimî olsalardı, bu kadim millî alfabelerden birini almaları gerekirdi. Alfabe devrimi Türkiye’de İslam düşüncesinin, kültürünün, medeniyetinin, eğitiminin, irfanının belini kırmış,büyük bir kopukluğa sebep olmuş, fikir hayatımızı felç etmiştir.

Alfabe devrimi, millî kimlik ve kültürümüze, evrensel insan haklarına ve hürriyetlerine, hukuka, eşitliğe aykırıdır.

Niçin eşitliğe aykırıdır? Lozan ile korunma altına alınmış Rum, Ermeni azınlıklar, Yahudiler, Süryaniler ve diğerleri kendi millî geleneksel yazılarıyla eğitim yapabiliyor, gazete dergi kitap çıkartabiliyor ama Müslüman çoğunluk bin yıllık millî yazısıyla bunları yapamıyor.

İtiraz edecekler, İslam-Kur’an yazısı Arapçadır diyecekler. Evet öyledir ama biz Türkler onu bin yıldan fazla kullanmış, benimsemiş, işlemiş, güzelleştirmiş ve millîleştirmişizdir. Bin küsur yıldan beri yaşadığımız Anadolu coğrafyası nasıl millî yurdumuz ise, yine bin küsur yıldan beri kullandığımız İslam-Kur’an yazısı da millî yazımızdır.

Japonların yazısı Çin kökenlidir ama onlar o yazıyımillîleştirmişler, Japonlaştırmışlardır.

Alfabe değişikliği, devrimi ve kopukluğu halkımızı İslam’dan uzaklaştırmak için yapılmıştır.

Türk dili ve edebiyatı için en uygun alfabe, yazı sistemi hangisidir?

Cevap: İslam ve Kur’an yazısıdır. Kazanlı filolog ve Türkolog Âlimcan Şeref bey, “Harflerimizin Müdaafası” (Bedir Yayınevi, 0216/519 36 18) adlı eserinde bunu ilmen ispat etmiştir.

Bu konuda Darülfünun müderrislerinden (İst. Üniversitesi profesörlerinden) Musevî Avram Galanti’nin “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir” unvanlı kitabı da mütalaa edilmelidir. (Bedir Yayınevi tarafından Osmanlıca orijinali ve Latin yazısına transkripsiyonu birlikte yayınlanmıştır.)

Türk diline ve edebiyatına en uygunsuz alfabe hangisidir?

Cevap: Latin alfabesidir.

Latin alfabesiyle Türkçe, konuşulduğu gibi yazıldığı, yazıldığı gibi okunduğu için zihni ve zekayıkörletir, dumura uğratır.

Alfabe ve dili sadeleştirme devrimlerinden sonra zengin, yazılı, edebî, engin Türk lisanı ve edebiyatı çökmüştür.

Bugün öğretilen ve öğrenilen Türkçe birkaç yüz kelimelik sokak, çarşı pazar, iletişim dilidir. Bununla yüksek ilim, irfan, kültür ve sanat yapılamaz.

Bir millet zengin lisanını, zengin edebiyatını yitirirse, maddeten terakki etse bile dejenere ve aliene olur ve sonunda çöker.

Bugünkü Latin yazısı, sokak Türkçesini bile doğru dürüst ifade etmekten acizdir, nerede kaldı ki, Fuzulî’nin Türkçesini ifade edebilsin.

Zengin Türkçede birisi ince, birisi kalın olmak üzere iki (k) vardır.

Fransızcada (k) ve (q) vardır.

Türkçede uzun (a) vardır, kısa (a)… Uzun (e) vardır, kısa (e)… Bugünkü yetersiz, uygunsuz, gayr-i millî alfabe ile bunlar ifade edilemiyor.

Üç yüz kelimelik konuşma Türkçesi için okula gitmeye bile lüzum yoktur. Alfabe, okul, eğitim yazılı zengin edebiyat ve kültür içindir.

Türkiye’yi güçlendirmek, yüceltmek istiyorsak yazılı ve zengin edebî dilimizi kurtarmamız ve yüceltmemiz gerekir.

Sabataycılara ve gayr-i Müslimlere karışmam ama bütün Türkiyeli Müslümanlar İslam-Kur’an alfabesi ve yazısıyla yazılan zengin Türkçeyi öğrenmelidir.

Bu sene liselerde seçmeli Osmanlıca dersleri okutulacakmış. Aileler erkek ve kız evlatlarını bu kurslara mutlaka yazdırmalıdır.

Zengin Türkçeyi yitirirsek dinimizi de doğru dürüst öğrenip anlayamayız.

Üç yüz kelimelik sokak Türkçesiyle derin İslamî tefekkür, kültür ve eğitim olmaz.

Müslüman baba ve anne çocuğuna İngilizce öğretmek için çırpınıyor, para harcıyor, lakin Osmanlıca öğretmeyi düşünmüyor. Bu korkunç ve ölümcül bir gaflettir.

Çarşı pazar Türkçesiyle doğru din eğitimi yapılamaz.

Türkiye Müslümanlarının millî İslam-Kur’an alfabesiyle yazılan zengin Türkçeye dönüş yapması, bu yazı ile gazeteler, dergiler, kitaplar çıkartması,İslam Mektepleri açması gerekir.

Bütün Ehl-i Sünnet ve Cemaat tarikatları, cemaatleri, dernek ve vakıfları, toplulukları Osmanlıca için seferber olmalıdır.

Bu sahada büyük gayret himmet sarf eden Hayrat VakfıRisale-i Nur cemaatini candan tebrik ve tahsin ediyorum.

Bu konuda gaflet etmek, gevşeklik sergilemek, vazifeleri ihmal etmek kültürel ölümdür.

Evet ölümün kültürel olanı da vardır.

Gökdelenlerin ve dev nemrudî rezidansların gölgesinde…

Lüks, israf, dağınıklık, parçalanmışlık, plansızlık ve programsızlık, beyinsizlik, şuursuzluk, Ümmetsizlik, İmamsızlık, dedelerinin mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahillik içinde…■ Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, (14.9.2013)

BÖLÜCÜLÜK: LAZCA SEÇMELİ DERS OLDU

Yaşayan diller ve lehçeler dersi kapsamındaki Kürtçe, Adığece ve Abazaca seçmeli derslerine Lazca da eklendi

Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu, 2013-2014 eğitim-öğretim yılından itibaren 5. sınıftan başlamak üzere Lazca’nın da seçmeli ders olarak okutulmasına karar verdi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, ortaokul ve imam hatip okullarında seçmeli ders olarak verilen “yaşayan diller ve lehçeler” dersinin kapsamı genişletildi.

Ders kapsamında geçen yıl ortaokul 5. sınıftan başlamak üzere Kürtçe, Adığece ve Abazaca, kademeli olarak seçmeli okutulmaya başlanmıştı bu yıl Lazca da seçmeli okutulacak.

Talim Terbiye Kurulu Lazca dersi için müfredat da hazırladı. Öğretim programının hazırlanmasında Avrupa Konseyi’nin ”diller için Avrupa ortak başvuru metni”nden yararlanıldı.

Programla 8. sınıfın sonunda ulaşılması hedeflenen yeterlilik düzeyi, temel dil kullanımı olarak belirlendi.

Ders, dinleme, konuşma, okuma ve yazma şeklinde, çeşitli etkinliklerle işlenecek. …■ Sözcü, (14.9.2013)

İŞSİZLİK, AB, KRİZ: KOMŞU İŞSİZLİKLE BOĞUŞUYOR

Ekonomik krizin etkisindeki Yunanistan'da işsizlik bu yılın haziran ayında yüzde 27,9 olarak gerçekleşti.

Yunanistan İstatistik Kurumu (ELSTAT) verilerine göre, geçen yıl haziran ayında yüzde 24,6 olan işsizlik oranı, bu yıl aynı dönemde yüzde 27,9′a yükseldi.

Haziran ayında işsiz sayısı bir milyon 403 bin 698 kişi olurken, işsizlikte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 14,2 oranında artış yaşandı. En yüksek işsizlik oranı ise yüzde 58,8 ile 15-24 yaşlarındaki gençlerde görülüyor.

Ayrıca, coğrafi açıdan ise Kuzey Yunanistan (Epir) ve Batı Makedonya bölgelerinin yüzde 29,7 ile en fazla işsizin olduğu, Batı Trakya’da yüzde 29,5 ve başkent Atina’nın da içerisinde bulunduğu Attiki bölgesinde yüzde 27,7 oranlarında işsizlik görüldüğü bildirildi. …■ Sözcü, (14.9.2013)

 

15.9.2013 

ÇEVRE: GÖKÇEK AĞAÇLARI KURUTTU

ODTÜ’lüler canlarını ortaya koyarak korumaya çalışmıştı

ODTÜ’lülerin canlarını ortaya koyarak korumaya çalıştıkları, ODTÜ Ormanı’ndan geçecek otoban inşaatı için “sökülen” ağaçlar, Ankara Anakent Belediyesi tarafından taşınıp dikildikleri yerde “kurudu”.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Söğütözü Fidanlığı’na taşınan ağaçların bulunduğu yer “fidanlık mezarlığını” andırıyor. Taşıma sırasında bazı ağaçların dallarının kırıldığı görülürken bazı ağaçlar da gelişigüzel dikildiği için yan yattı. Bazı ağaçların köklerinin yarısı topraktan dışarı çıkmış olması gözlerden kaçmadı.
Oysa meslek odaları, ağaçlar sökülmeden önce ağaçların “taşınma mevsimi” olmadığını vurgulamıştı. Mevsiminde taşıma yapılmayan ağaçların yüzde 80’inin kuruduğunun bilimsel olarak tespit edildiği dile getirilmişti. Fidanlıkta kuruyan ağaçların sökümünün yapıldığı sırada da birçok olay yaşanmıştı.
Öte yandan Belediye Başkanı Melih Gökçek’in söküldüğünü kabul ettiği ağaçların yerine refüjlere ve bulvarlara ektiğini her fırsatta belirttiği binlerce ağacın bir kısmının aynı fidanlıkta kuruduğu görüldü. ■MERT TAŞÇILAR, Cumhuriyet, (15.9.2013)

YOLSUZLUK, İLTİMAS, KAYIRMA: YANDAŞA BİR ‘SÖZ’ YETİYOR

Milli Eğitim Bakanlığı, okul müdürü atama sürecinde sözlü mülakatlarda yandaşlara yüksek puan uygulamasını sürdürüyor. MEB tarafından yapılan yönetici atama sınavında İzmir’in ardından Ankara’da da Eğitim Bir-Sen üyeleri en yüksek puanları aldı.
Eğitim-İş Sendikası Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Kasım Demirci, yönetici atamalarında yazılı sınavın ardından yapılan sözlü sınavlarda sendika üyelerinin ortalama 68 aldığını, yandaş sendika Eğitim Bir-Sen üyelerinin ise 90 aldığını söyledi.

Objektif olamaz

Sözlü sınavının doğası gereği objektif olamayacağını belirten Demirci şöyle konuştu:
“Dini inanç ve politik görüş de sınavı yapanların kişisel değer yargılarının içinde yoğunlukla yer almaktadır. Bu yüzden sözlü sınavı kamu yönetiminde bir değerlendirme aracı olarak kullanılamaz. Bununla birlikte MEB’in planladığı sözlü sınavlar, siyasi iktidarların devlet yapısı içinde kadrolaşmalarının sınav görüntüsü altında meşru ve güvenli aracı olarak kullanılmasının bir sürecidir.”

Şaibenin ilanı...

İlan edilen başarı listelerinin, iddiaları kanıtladığını da vurgulayan Demirci şu görüşleri ifade etti: “İktidar yanlısı politik görüş taşıyan ve tıpkı bir siyasi parti kolu gibi mevcut iktidarı eylemleriyle destekleyen sözde bir eğitim sendikasının mülakata giren üyeleri her sözlü sınavında yüksek puanlarla değerlendirilmiş ve ne acıdır ki diğer adaylar düşük puanlarla değerlendirilmiştir. Bu durum bile kamu hizmetleri gereklerine uygun olmayan sözlü sınavın şaibesini ilan etmeye yeterlidir.”
3 dakikalık mülakat süresince sadece 2 soru sorulduğunu ve bu soruların her ikisini de doğru cevaplayanlara 70’li notlar verildiğini buna karşın birine ya da her ikisine de yanlış cevap verenlere ise 90-95 puan verildiğine şahit olduklarını da dile getirdi. ■EMRE DÖKER, Cumhuriyet, (15.9.2013)

 

16.9.2013 

DOLAR 2 TL'NİN ALTINA DÜŞTÜ

ABD Merkez Bankası Fed başkanlığına aday olan isimlerden Larry Summers'ın adaylıktan çekilince dolar 2 TL'nin altına geriledi.

Summers, dün ABD Başkanı Barack Obama'ya bir mektup yazarak, “Fed Başkanı olmamın ABD ekonomisinin düzelmesine fayda sağlamayacağını düşünüyorum.” diyerek adaylıktan çekildiğini duyurdu. Bu gelişme üzerine Euro ve yene karşı değer kaybeden dolar, iç piyasada da düştü. Cuma gününü 2,0289 liradan tamamlayan dolar, bugüne bankalararası piyasada 2,0070 liradan başladı. Açılış sonrasında dolar 2 liranın altına indi. Euro/dolar paritesi ise yüzde 0,50 yükselişle 1,3357'de bulunuyor. Summers rakiplerine göre daha şahin bir aday konumunda görülüyordu.Bu da piyasalarda varlık alım programının daha hızlı sonlandırılması ve faizlerin de diğer adaylara göre daha hızlı artırılması olarak değerlendiriliyordu. Diğer aday, J. Yellen’in ise uygulanan teşvik programını uzatabilecek olması gelişmekte olan piyasalar için olumlu olarak değerlendiriliyor. … ■Zaman (16.9.2013)

İSTİHDAM: İŞSİZLİK ORANI YÜZDE YÜZDE 8.8’E YÜKSELDİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı 'Hanehalkı İşgücü İstatistikleri' verilerini yayımladı.

Buna göre Türkiye genelinde işsiz sayısı 2013 yılı Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine nispeten 299 bin kişi artarak 2 milyon 525 bin kişiye yükseldi. İşsizlik oranı ise 0,8 puanlık artış ile yüzde 8,8 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı 0,8 puanlık artış ile yüzde 11, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise 1,4 puanlık artış ile yüzde 17,1 oldu.

İstihdam Edilenler 742 Bin Kişi Arttı

İstihdam edilenlerin sayısı 2013 yılı Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine nispeten 742 bin kişi artarak 26 milyon 319 bin kişiye çıktı. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 81 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 823 bin kişi arttı.

İstihdam edilenlerin yüzde 24,6'sı tarım, yüzde 19,1'i sanayi, yüzde 7,4'ü inşaat, yüzde 49'u ise hizmetler sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,8 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan artarken, tarım sektörünün payı 1 puan, inşaat sektörünün payı 0,1 puan azaldı.

İstihdam Oranı Yüzde 47,4 Olarak Gerçekleşti

İstihdam edilenlerin oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,6 puanlık artış göstererek yüzde 46,8'den yüzde 47,4'e yükseldi. Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı, 2013 yılı Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,1 puan artarak yüzde 51,9 oldu. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,8 puanlık artışla yüzde 72,5, kadınlarda ise 1,3 puanlık artışla yüzde 31,9 olarak gerçekleşti.

Kayıtdışı Çalışanlar 2.6 Puan Azaldı

Haziran 2013 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 2,6 puan azalarak yüzde 37,8 oldu. Bu dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre tarım sektöründe sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı yüzde 84,3'ten yüzde 83,5'e, tarım dışı sektörlerde ise yüzde 25,2'den yüzde 22,9'a geriledi. Sosyal güvenlik kapsamında olmayan ücretli ve yevmiyeli çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 2,2 puan azalarak yüzde 20,9 oldu. ■Zaman (16.9.2013)

 

17.9.2013 

KAYNAK KULLANIMI, ORMANLAR: VE KIYIM İTİRAFI

Eroğlu, ‘3. projeler’ için 3 milyona yakın ağacın kesileceğini açıkladı. ‘On üç yılda 28 bin 500 hektar orman alanına da madencilik izni verildi’ dedi

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “3. köprü yapımı maksadıyla 381 bin 96 adet ağaç kesilecektir. 3. havaalanı yapımı maksadıyla 2 milyon 330 bin 12 ağaç kesilecektir. Kanal İstanbul projesi için bakanlığımızca verilmiş izin yoktur” dedi.
CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın soru önergesini yanıtlayan Eroğlu, son 10 yılda 3 milyon 691 bin hektar alanda ormanların geliştirilmesi ve ağaçlandırma çalışması yapıldığını, toplam 2.8 milyar fidanın toprakla buluşturulduğunu belirterek 2002 yılında 20.8 milyon hektar olan orman büyüklüğünün 2012 yılı sonu itibarıyla 21.7 milyon hektara ulaştığını bildirdi.

Orman talanı...

Eroğlu ayrıca, 2000-2013 döneminde “hastalık ve kar-fırtına gibi doğal afetler nedeniyle 4 bin 217 hektar orman alanının zarar gördüğünü, 2003-2013 döneminde çıkan 24 bin 70 orman yangınında ise 100 bin 743 hektar orman alanının tahrip olduğunu, aynı dönemde 28 bin 584 hektar ormanlık alanda madencilik faaliyetleri için izin verildiğini” kaydetti.

AKP neyin hastası...

Eroğlu’nun yanıtını değerlendiren Acar, “Yıllardır betonlaştırılan İstanbul tıkandığı için şimdi yine ormanları, ağaçları yok ederek çözüm üretmeye çalışıyorlar. 3. projeler için yaklaşık 3 milyon ağaç kesilecek. Bir süre sonra İstanbul’da kesilecek ağaç da bulunamayacak. Her yeşil alan, her akan suya rant gözüyle bakılıyor. AKP yeşilin değil rantın hastası” tepkisini gösterdi. ■Cumhuriyet,(17.9.2013)

 

SİYASAL İSLAM, EĞİTİM: ‘CİHAT’ KİTABIYLA BAŞLADILAR

Milli Eğitim Bakanı Avcı, Hikmetyar’ı öven kitabı minik öğrencilere dağıttı

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, eğitim öğretim yılı açılış töreninde, içerisinde Afganistan Hizbi İslami örgütünün lideri Gulbeddin Hikmetyar’ı “liderimiz” olarak işleyen şiirin yer aldığı kitabı dağıttı. Hikmetyar ismi, Başbakan Tayyip Erdoğan’la aynı kerede göründüğü çok tartışılan fotoğraf ile biliniyor. Avcı’nın dağıttığı kitaptaki cihat konulu şiirlerden “Küçük Mücahitler” başlıklı olanında ise “Çocuklar saklambaç, körebe yerine savaş oyunu oynuyor. Kovalıyor, yakalıyor ve öldürüyorlar” ifadeleri kullanıldı.
Avcı, 2013-2014 eğitim öğretim yılının ilk ders zilini, adını İslami kesime yakın şair ve yazardan alan Cahit Zarifoğlu İlkokulu’nda çaldı. Okulların ilk gününden dikkat çeken başlıklar şöyle:
Okul zili çevik eşliğinde: Avcı’nın katılacağı okulun önüne bir otobüs çevik kuvvet polisi getirtildi. Önlemin, olası bir Halkevleri protestosu istihbaratına dayandırıldığı öğrenildi. Öğretmenler, öğrenciler ve basın mensupları üstleri ve çantaları aranarak okul bahçesine alındı. Aramaya itiraz eden öğretmenlere “Emir böyle” yanıtı verildi.
Erdoğan yine kitap arasında: Her eğitim öğretim yılı başında olduğu gibi bu yıl da ders kitapları öğrencilere ücretsiz sunuldu. Erdoğan ve Bakan Avcı’nın öğrencilere mesajlarının bulunduğu kâğıtlar, kitapların içindeki yerini aldı.
Küçük Mücahitler: Avcı ve beraberindekiler, okulun ilk katındaki ilkokul ikinci sınıflardan birine girdi. Avcı, miniklere okula adını veren Cahit Zarifoğlu’nun çocuklar için kaleme aldığı şiir kitaplarını dağıttı. “Ağaç Okul” adlı, Afganistan’a Sovyetler müdahalesini anlatan kitaptaki “cihat” konulu şiirler dikkat çekti. Kitaptaki “Küçük Mücahitler” başlıklı şiir “Çocuklar savaş oyunu oynuyor. Hiçbiri üstlenmiyor düşman rolüne çıkmayı. Çocuklar saklambaç, körebe yerine savaş oyunu oynuyor. Kovalıyor, yakalıyor ve öldürüyorlar... Amaçları benzemek mücahit ağabeylerine” dizelerinden oluştu.
Liderimiz Hikmetyar: “Liderimiz” başlıklı şiirin ise Başbakan Tayyip Erdoğan’la aynı karede yer alan ve bir dönem bu nedenle çok tartışılan fotoğraftaki Hizbi İslami örgütünün lideri Hikmetyar için yazıldı. Şiirdeki “Adı Gülbeddin Hikmetyar, liderimiz bizim. Allah adıyla konuşur, Allah için savaşır en önde. Ona zor değil kafasını kırmak zalimlerin, daha çocukken başladı bu işe... Seviyoruz tüm ülke gibi biz küçük mücahitler onu” dizeleri dikkat çekti. ■SİNAN TARTANOĞLU, Cumhuriyet,(17.9.2013)

 

18.9.2013 

BORÇLANMA: DIŞ BORÇ BİNİ AŞTI...

Hazine Müsteşarlığı’nın Mayıs ayındaki açıklamasına göre, Türkiye’nin toplam dış borçları 350 milyar dolardır. Bu dış borcun 240 milyar doları özel sektörün, 110 milyar doları da kamunun dış borcudur.
Dış borç stokunun milli gelire oranı yüzde 45 dolayındadır. Bu oran yüksek bir oran değildir. Ancak dış borçlarda yalnızca bu gibi oranlara bakarak, borç yükü hakkında bir sonuç çıkaramayız. Söz gelimi ABD’nin dış borç oranı daha yüksektir. Ancak ABD kendi doları ile ödediği için, bir dış borç ödeme sorunu yoktur. Japonya’nın dış borcu da önemli değildir, çünkü sürekli cari işlemler fazlası vermektedir.
Biz ise bir yandan cari açık vermekteyiz... Bir yandan sıcak para işgali altındayız. Bir yandan rezervlerimiz yetersizdir. Bu şartlarda dış borç sorunu, cari açık sorunu kadar önemlidir. Türkiye’nin ikinci bir yumuşak karnıdır.
Öte yandan, bir yıl içinde ödenecek kısa ve uzun vadeli borçlar özel sektör için tehdit oluşturuyor. Dış borçları yeni dış borç alarak ödüyoruz. Üstelik cari açığı kapatmak için her sene daha fazla dış borç alıyoruz. Borcu borçla ödemenin de bir sonu olacaktır. Dünya ekonomik ve siyasi konjonktürü, dünyada likidite sıkılaştırma gibi sorunlar, borçların döndürülmesini sınırlayabilir. Geçmişte bu gibi nedenlerle dünya borç krizleri yaşanmıştır. 1984 yılında özellikle Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere 18 ülke dış borç krizi yaşadı. Türkiye bu 18 ülke dışında kalmıştı. Ancak şimdi, cari açık sorunu açısından Türkiye riskli bir ülke olarak görülüyor. Bu sorun dış borçların çevrilmesini de riske sokuyor.
Gelişmiş ülkelerde uzun vadeli borçların vadeleri 20-30 yıl iken, Türkiye’de 10 yıldır. Kaldı ki özel sektörün dış borçları içinde kısa vadeli dış borçların payı da yüksektir. 240 milyar dolar tutan özel sektör dış borç stokunun, 101 milyar doları bir yıl ve daha kısa vadelidir. Kur artışları olduğunda özel sektör, kısa vadeli dış borç ödeme sorunu yaşayabilir.
Türkiye’nin döviz kazanma potansiyeli de düşüktür. Bu potansiyeli artırmak zorundayız. Ne var ki ihracata dönük üretimde yüzde 80 ithal girdi kullanılıyor. Kedinin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bir kısırdöngü yaşıyoruz. İhracatı artırmak istersek, ithalat da otomatik olarak artıyor.
Elimizde yalnızca turizm sektörü var. Turizm sektörü Türkiye için altın yumurtlayan tavuktur. Maalesef, turizm yatırımlarında her gün yeni bir imar yönetmeliği çıkararak, bürokrasiyi artırarak, içki yasaklarını yaygınlaştırarak, bu sektörü de boğazlıyoruz.
Bir sorun da bankalarda yabancı payının yüksek olmasıdır. Bankalara yabancı sermayenin hakim olmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı 2001 yılında Arjantin örneğinde görüldü. Yabancı bankalar panik içinde bir gecede 31 milyar dolar dışarıya transfer ederek, Arjantin krizini derinleştirdi.
Ekonomik anlamda diğerlerinden daha önemli bir sorun da bu dış borçları Türkiye yatırım yapmak ve ülkenin üretim potansiyelini artırmak için değil, açıkları kapamak için aldı. Eğer bu dış borçları yatırım yapmak amacıyla almış olsaydık, bu yatırımlar kendi borçlarını öderdi.
Merkez Bankası, 2013 temmuz ayı itibariyle özel sektörün dış borçlarını açıkladı. Dış borçlar içinde en fazla pay, bankalar ve diğer finansal kuruluşlara aittir. İkinci sırada hizmetler sektörü geliyor. İmalat sanayi üçüncü sırada geliyor.
Bu sorunları toplum iyi takip ediyor. Ancak ekonomi yönetimi galiba buza yazılan yazılar olarak görüyor. ■Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (18.9.2013)

YOLSUZLUK DOSYALARI!

Herkul.org’daki son sohbetinde Fethullah Gülen, “Harun olarak yola çıkıp Kârunlaşanların bir gün yerin dibine batacaklarını” dile getirdikten sonra sözü ihaleden pay alanlara getirerek bakınız neler diyor:
“Eğer dilimde tel’in etmeye, ‘Yerin dibine batsın!’demeye azıcık açıklık bulunsaydı, dilimin bir parçasında bedduaya yer olsaydı, ‘millete hizmet ediyoruz’dedikleri halde o iş içinde kendi çıkarlarını düşünenler, meseleleri çıkar çarkına bağlayanlar, ihalelerde kendilerine pay ayıranlar ve kendilerine pay verenleri mabeyn-i hümayun insanı haline getirenler hakkında ‘Allah sizi çoluk çocuğunuzla, beklentilerinizle, ümitlerinizle yerin dibine batırsın, mahvetsin!’ derdim.”
Biz bu sözlerin muhatabının doğrudan AKP iktidarı olduğuna inanıyoruz. Öyle ya, “millete hizmet için” yola çıkanlar Gülen’in yaşadığı ülke, ABD yöneticileri olamaz. Öyle olsaydı Türkiye’deki bir sitede Türkçe değil, ABD’deki bir sitede İngilizce yayımlanırdı. Yanılıyorsak, “Hayır, biz Türkiye’yi değil ABD’yi, AKP’yi değil CHP’yi kastettik” desinler.
Belki, “O sohbette kastedilen ‘olmuş bir olay’ değil, ‘olması muhtemel’ bir olumsuzluktur” denilebilir. Amma o zaman da, “Zannın çoğundan kaçınınız” ilkesi çiğnenmiş olur ki, bir yönüyle gıybete, bir yönüyle de iftiraya girer.
Lamı cimi yok. Bu satırların yazarının da, o sohbeti dinleyen ve okuyanların da, “yolsuzluktan” ve “ihaleden pay almaktan” ve “millete hizmet için yola çıkanlar” dan Gülen’in kastının AKP iktidarı olduğu yönündedir. Siz, Fethullah Gülen’in elinde iddiasını ispatlayacak çok ciddi ve birden çok fazla dosyalar olmadan kendini ortaya koyabileceğine inanıyor musunuz? Yani, durup dururken pek çok bakımdan ipleri elinden tutan iktidarın öfkesini celp etmenin bir izahı olabilir mi? Uluslararası pek çok güçle dirsek teması olan, bu işleri pek çok devlet kurumundan çok daha iyi bilen bir kişinin böyle bir savaşa girişmesinin akılla, izanla bir ilgisi var mı? Tabii ki yok ve Gülen de zâten böyle bir şey yapacak biri değil. Demek ki, kılıçlar fena çekilmiş ve demek ki, AKP’ye, “Beni uçuruma itersen seni de götürürüm” mesajı verilmek isteniyor.
Açık söyleyelim, bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk hükümeti ve Fethullah Gülen için de fevkalade acı bir şey..
* Türkiye Cumhuriyeti Devleti için acı. Çünkü bu görüntüde devlet bir parti ve bir cemaat arasındaki kavganın esiri olmuş durumda.
* AKP için acı bir şey. Çünkü bu tabloda AKP yaptığı yolsuzluklar dolayısıyla yakasını Gülen’e kaptırmış bir görüntü veriyor, hem, bir siyasi parti, iktidar olmuş bir siyasi parti olarak böylesine içli dışlı olmaması gereken bir sarmaş dolaş icraatın faturasını siyaseten ödemek durumunda kalıyor.
* Fethullah Gülen için çok acı bir durum. Çünkü bu tabloda, “Beddua etmiyorum” diyerek kenara çekilmek, yani tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını aramamak, aba altından sopa göstermek, elinin altındaki gazete ve dergilerle yolsuzluklardan milleti haberdar etmemek ve savcılara suç duyurusunda bulunmamak, cemaatin çıkarı için “zulme rıza” halini alıyor.
Türkiye, “Dünya lideri Erdoğan-terör lideri Öcalan ve cemaat lideri Fethullah Gülen” arasında “yumuşak verkaçlarla” bir yere doğru sürülüp duruyor.
Son vuruşu yapan kim olursa olsun tekmeyi yiyenin Türkiye olacağı kesin değil mi? ■Hasan Demir, Yeniçağ, (18.9.2013)

DOLAR 2 TL'NİN ALTINDA

Küresel piyasalarda Suriye ve ABD Merkez Bankası (Fed) politikalarına yönelik tedirginliğin azalması ile dolar/TL bankalararası piyasada 1,9908 ile son üç haftanın en düşük seviyesine geriledi.

ABD ile Rusya'nın Suriye konusunda anlaşması ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı için adı geçen piyasaların "şahin" olarak nitelendirdiği Larry Summers'ın adaylıktan çekildiğini açıklaması küresel piyasalarda kutlama havasının hakim olmasına neden oldu. Piyasalar için en önemli riskler olarak nitelenen bu iki gündem maddesindeki pozitif gelişmeler risk iştahının artmasına neden olurken, doların diğer para birimleri karşısında düşüşe geçtiği görülüyor.

Cumartesi günü ABD ve Rusya'nın Suriye'nin kimyasal silahlarının denetlenmesi konusunda anlaşması Suriye ile ilgili tedirginliklerin gündemden düşmesini sağladı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye'nin kimyasal silahlarının denetlenmesi konusunda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Cenevre'de üç gün devam eden görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenleyerek, Suriye'nin kimyasal silahlarının denetlenmesi konusunda altı maddelik bir plan üzerinde anlaşma sağladıkları bildirildi.

Piyasada bir diğer önemli riskler arasında dile getirilen Fed'in Ben Bernanke'den sonraki başkanlığı için adı geçen ve "şahin" söylemleriyle dikkati çeken Larry Summers'ın adaylıktan çekilmesi, piyasa dostu olarak nitelendirilen Janet Yellen'in ismini öne çıkardı. Summers'ın, Fed Başkanlığına aday olmaktan çekildiğini açıklamasının ardından, Başkan Barack Obama da yaptığı yazılı açıklamada Summers'in kararını kabul ettiğini bildirdi.

Geçen haftanın son işlem gününü 2,03 seviyelerinde kapatan dolar/TL bugün açılışta bankalararası piyasada 2,00 liranın hemen üzerinde güne başladıktan sonra iyimserliğin devam etmesiyle 26 Ağustos'tan beri gördüğü en düşük seviye olan 1,9908'e kadar geriledi. Analistler, geçen hafta dolar/TL'de 2,00 seviyesinin hem psikolojik hem teknik destek konumuna geldiğini, bugün bu seviyenin aşağı yönlü kırılması ile TL'ye olan talebin arttığının dikkati çektiğini belirtiyor.

Dolar/TL'nin 2,00 liranın altında kalması durumunda 1,9790 seviyesinin gündeme gelebileceğini ifade eden analistler, yarınki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) ve çarşamba günü açıklanacak Fed toplantı kararlarının dolar/TL paritesinin yönü üzerinde belirleyici olacağını kaydediyor. ■Cumhuriyet, (18.9.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura