Diğerleri > Sis Çanı
03-12-2013
NELER OLDU 13-18 EKİM 2013 (Yabancı sermaye, yolsuzluk, kamuoyu, azınlıklar, ABD, tarım, demiryolları, Fed, dış ticaret, Atatürk’e saygısızlık)

Cihan Dura

3.12.2013


13.10.2013

YABANCI SERMAYE: DOĞRUDAN YATIRIMLAR TABAN YAPTI

Yurt dışında yerleşiklerin Türkiye'deki doğrudan yatırımları ağustos ayında 335 milyon dolar ile son 16 ayın en düşük seviyesini gördü.

AA muhabirinin ağustos ayı ödemeler dengesi verilerinden derlediği bilgilere göre, yurt dışında yerleşiklerin Türkiye’deki doğrudan yatırımları ağustos ayında 335 milyon dolarla 2012 Mayıs ayından bu yana en düşük seviyede bulunuyor.

Ağustos ayında doğrudan yatırımların bölgesel dağılımına incelendiğinde 182 milyon doların Avrupa, 83 milyon doların Amerika ve 70 milyon doların Asya ülkelerinden yapıldığı görüldü. Türkiye’ye ağustos ayında 83 milyon dolarla en yüksek doğrudan yatırımı ABD yaparken, bu ülkeyi 78 milyon dolarla Almanya, 47 milyon dolarla Lüksemburg ve 45 milyon dolarla Azerbaycan izledi.

2002 Ocak-2013 ağustos döneminde yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye doğrudan yatırım tutarı 107 milyar 253 milyon dolar olarak gerçekleşirken, en yüksek doğrudan yatırımı 17 milyar 322 milyon dolarla Hollanda yaptı. Hollanda’yı 9 milyar 224 milyar dolarla Avusturya, 8 milyar 821 milyar dolarla ABD, 7 milyar 345 milyon dolarla Belçika ve 6 milyar 855 milyon dolarla Almanya takip etti.

Aynı dönemde doğrudan yatırımların bölgesel dağılımına bakıldığında 82 milyar 157 milyon doların Avrupa’dan, 14 milyar 814 milyon doların Asya’dan, 9 milyar 953 milyon doların Amerika’dan, 172 milyon doların Akyanusya ve Kutup Bölgesi’nden, 113 milyon doların Afrika’dan ve 44 milyon doların diğer bölgelerden yapıldığı görüldü.

-Finansa sekiz ayda 3 milyar dolar geldi

Yurt dışında yerleşiklerin Türkiye’deki doğrudan yatırımlarının sektörlere göre dağılımı incelendiğinde bu yılın sekiz ayında yapılan 6 milyar 73 milyon dolarlık doğrudan yatırımdan en fazla payı yüzde 50,1 ve 3 milyar 40 milyon dolarla finans ve sigorta faaliyetleri aldı. Bu faaliyet alanını yüzde 18,9′la (1 milyar 146 milyon dolar) imalat ve yüzde 14,3′le (867 milyon dolar) elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü izledi.

2002 Ocak-2013 ağustos döneminde yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye doğrudan yatırımlarının sektörel dağılımına bakıldığında ise finans ve sigorta faaliyetlerine yapılan doğrudan yatırım tutarı 41 milyar 896 milyon dolar (yüzde 39) oldu. Aynı dönemde imalat sektörüne 22 milyar 993 milyon dolarlık (yüzde 21), elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörüne 13 milyar 17 milyon dolarlık (yüzde 12) ve bilgi ve iletişim sektörüne 11 milyar 349 milyon dolarlık (yüzde 11) doğrudan yatırım yapıldı. ■ Gözcü, (13.10.2013)

AKP, YOLSUZLUK, KAYIRMA: AKILLARA DURGUNLUK VEREN AKP UYGULAMALARI!..

Fut­bol an­tre­nör­lü­ğü ya­pan AKP il yö­ne­ti­ci­si­nin, bir il­çe­miz­de­ki Dev­let Has­ta­ne­si­’nin Mü­dür Yar­dım­cı­lı­ğı­’na…
Bir baş­ka AKP yö­ne­ti­ci­si­nin kar­de­şi­nin, Tür­ki­ye­’nin ön­de ge­len bir Ruh Sağ­lı­ğı ve Has­ta­lık­la­rı Has­ta­ne­si­’nin Mü­dür­lü­ğü­’ne…
Yi­ne ay­nı ken­tin AKP yö­ne­ti­min­de­ki bir fı­rın sa­hi­bi­nin eşi­nin, Ruh Sağ­lı­ğı ve Has­ta­lık­la­rı Has­ta­ne­si Mü­dür Yar­dım­cı­lığı­’na…
O kent­te kır­ta­si­ye dük­ka­nı iş­le­ten AKP be­le­di­ye mec­lis üye­si­nin, Dev­let Has­ta­ne­si­’n­de Mü­dür Yar­dım­cı­lı­ğı­’na…
Kah­ve­ha­ne­ci­lik­le uğ­ra­şan AKP il yö­ne­ti­ci­si­nin oğ­lu­nun Dev­let Has­ta­ne­si­’n­de­ki di­ğer Mü­dür Yar­dım­cı­lı­ğı­’na…
O il­de­ki bir AKP mer­kez il­çe yö­ne­ti­ci­si­nin ata­ma bek­le­yen öğ­ret­men kar­de­şi­nin Dev­let Has­ta­ne­si Mü­dür­lü­ğü­’ne…
Ge­ti­ril­dik­le­ri­ni bi­li­yor­duk!

* * *

Şim­di de öğ­re­ni­yo­ruz ki, Düz­ce Üni­ver­si­te­si Eği­tim Araş­tır­ma ve Uy­gu­la­ma Has­ta­ne­si­’ne “be­den eği­ti­mi bö­lü­mü­” me­zu­nu bir ki­şi, “Baş­he­ki­m” ola­rak atan­mış!
Fut­bol an­tre­nö­rün­den has­ta­ne yö­ne­ti­ci­si olan­la­rı gör­müş­tük ama be­den eği­ti­mi bö­lü­mü me­zu­nun­dan “Baş­he­ki­m” ya­pıl­dı­ğı­na ilk kez ta­nık olu­yo­ruz.
Ha­be­re gö­re Sağ­lık-Sen Düz­ce Şu­be Baş­ka­nı Doç. Dr. Me­lih En­gin Er­kan YÖ­K’­e baş­vur­muş ve “he­kim ol­ma­dan he­kim­lik un­va­nı­nın kul­la­nıl­ma­sı­nın, ya­sa­la­ra ay­kı­rı ol­du­ğu­nu­” be­lirt­miş.
Ay­rı­ca baş­he­kim­li­ğe ata­nan be­den eği­ti­mi bö­lü­mü me­zu­nu ki­şi­nin da­ha ön­ce res­mi bel­ge­de sah­te­ci­lik su­çu iş­le­mek­ten ha­pis ce­za­sı­na çarp­tı­rıl­dı­ğı, Yar­gı­ta­y’­da ona­nan bu ce­za­nın, za­man aşı­mı ge­rek­çe­siy­le düş­tü­ğü or­ta­ya çı­ka­rıl­mış!

* * *

Doğ­ru­su­nu is­ter­se­niz ben bun­da ya­dır­ga­na­cak bir du­rum gö­re­mi­yo­rum!
Zi­ra fı­rın­cı­nın, kır­ta­si­ye­ci­nin, kah­ve­ha­ne­ci­nin, öğ­ret­me­nin ya­ni sağ­lık sek­tö­rüy­le uzak­tan ya­kın­dan il­gi­le­ri bu­lun­ma­yan ki­şi­le­rin has­ta­ne­ler­de mü­dür ve­ya mü­dür yar­dım­cı­sı ola­bil­dik­le­ri ül­ke­miz­de, be­den eği­ti­mi bö­lü­mü me­zu­nu ne­den Baş­he­kim ol­ma­sın?
Sağ­lık­ta re­form de­di­ğin iş­te böy­le ya­pı­lır!

* * *

Diş he­kim­le­ri için diş çek­mek, baş­vu­ru­la­cak en son yön­tem­dir.
Es­ki­den köy berberleri, ay­nı za­man­da diş he­kim­li­ği (!) de ya­par­lar­dı!
Di­ye­lim ki bi­ri­nin di­şi ağ­rı­yor, ber­ber he­men pas­lı ker­pe­te­ni alır, za­val­lı has­ta­yı ba­ğır­ta ba­ğır­ta di­şi­ni çe­ker­di. Akan ka­nın dur­ma­sı için de üze­ri­ne tü­tün bas­tı­rı­lır­dı!
Ya­ni hij­yen sü­per­di!
Ben bu acı­yı il­ko­kul öğ­ren­ci­siy­ken yaz ta­ti­li için git­ti­ğim ak­ra­ba­la­rı­mın kö­yün­de ya­şa­dım ve bir di­şi­mi pas­lı ber­ber ker­pe­te­ni­ne kap­tır­dım!
Üs­te­lik bu köy çok uzak­lar­da de­ğil İs­tan­bu­l’­un bur­nu­nun di­bin­dey­di!
Ana­do­lu­’nun ba­zı köy­le­rin­de ber­ber diş he­kim­le­ri­nin (!) fa­ali­yet­le­ri­ni hâ­lâ sür­dür­dük­le­ri­ni bi­li­yo­rum.
Ya­kın­da AK­P’li diş he­ki­mi (!) bir ber­be­rin, ta­be­la üni­ver­si­te­le­ri­miz­den bi­ri­nin Diş He­kim­li­ği Fa­kül­te­si­’ne De­kan ola­rak atan­dı­ğı­nı du­yar­sa­nız, sa­kın şa­şır­ma­yın!
Çün­kü sağ­lık­ta re­form tüm hı­zıy­la de­vam edi­yor! ■ Uğur Dündar, Gözcü, (13.10.2013)

KAMUOYU: MUT­LU­LUK Lİ­GİN­DE NE­RE­DE­YİZ?

Baş­ba­kan baş­ta ol­mak üze­re bü­tün AK­P’­li­ler “Hal­kı­mı­zı şöy­le mut­lu edi­yo­ruz, böy­le mut­lu edi­yo­ru­z” di­ye yük­sek­ler­de uçu­yor­lar ya­…
Araş­tır­ma­lar, Türk in­sa­nı­nın mut­lu ol­du­ğu id­di­ala­rı­nı ya­lan­lı­yor!
Hal­kı­mız mut­lu ol­ma­dı­ğı gi­bi, dün­ya mut­lu­luk sı­ra­la­ma­sın­da son­lar­da yer alı­yor.
Gal­lup ad­lı ün­lü Ame­ri­kan araş­tır­ma şir­ke­ti, her yıl ge­le­nek­sel ola­rak “mut­lu ül­ke­le­r” araş­tır­ma­sı ya­pı­yor.
Gal­lu­p’­un bu yılki araş­tır­ma­sın­da Tür­ki­ye, 143 ül­ke ara­sın­da 126’n­cı sı­ra­da yer al­dı.
Ha­ni, ne­re­de mut­lu­luk?
Za­ten ya­şa­dı­ğı­mız şart­lar için­de mut­lu ol­say­dık, “ak­lı­mız­dan zo­ru­muz va­r” de­me­miz ge­re­kir­di!
Dün­ya­da en mut­lu ül­ke, bir Gü­ney Ame­ri­ka ül­ke­si olan Pa­ra­gu­ay… Bu ül­ke­yi yi­ne bir Gü­ney Ame­ri­ka ül­ke­si olan Ve­ne­zu­ela ta­kip edi­yor.
Av­ru­pa ül­ke­le­ri­nin ta­ma­mı, biz­den çok da­ha mut­lu!
Dün­ya­nın en mut­suz ül­ke­le­ri ise Or­ta­do­ğu­’da­ki Arap ül­ke­le­ri­…
Pet­rol­le­ri var, pa­ra­la­rı var ama in­san hak­la­rı yok, öz­gür­lük­le­ri yok! ■ Rahmi Turan, Gözcü, (13.10.2013)

“AZINLIKLAR”, ALEVİLER: LA TURQUİE FACE À LA FRONDE DE LA MİNORİTÉ ALÉVİE

Ces musulmans libéraux, qui sont dix à quinze millions dans le pays, sont en pointe de la contestation contre le gouvernement.

Accroché à une colline sur la rive asiatique d'Istanbul, le quartier de Gülsuyu n'a de poétique que son nom. «Eau de rose» n'a jamais été si mal nommé. Le 30 septembre, c'est le sang qui a coulé dans l'une de ses rues grises qui dévalent la pente vers le Bosphore. Il s'est incrusté dans le bitume et a laissé une trace noirâtre.

Hasan Ferit Gedik, 21 ans, a été tué de six balles lors d'un affrontement entre militants d'extrême gauche et un gang mafieux nouvellement implanté. Trafic de drogue, suspicion de complicité policière de la part des habitants et renouvellement immobilier imposé par la municipalité constituent la toile de fond de cet assassinat.

Le destin du jeune homme résonne à double titre dans l'actualité turque. Hasan Ferit était sur les barricades lors de l'immense contestation du mode de gouvernance du premier ministre au mois de juin, et appartenait à la minorité alévie, une branche hétérodoxe et libérale de l'islam. Majoritaires à Gülsuyu, ces musulmans qui vénèrent Ali sont en première ligne contre Recep Tayyip Erdogan. «Nous sommes le cœur de l'opposition, c'est pour cela que nous sommes si présents dans la mobilisation de Gezi», avance Abidin Sari, sympathisant révolutionnaire, arrêté au bord de la route où s'est effondré Hasan.

Opprimés sous l'Empire ottoman et depuis la fondation de la République en 1923, les Alévis se rebellent contre la politique du gouvernement, perçue comme outrancièrement pro-sunnite. Sur les six manifestants qui ont trouvé la mort depuis le début des émeutes, trois sont alévis et trois alaouites. Deux confessions qui présentent des similitudes, mais sont en fait des cousines éloignées. La première s'enracine dans l'Anatolie, quand la seconde, implantée dans la province sudiste d'Hatay, est arabophone et fait partie de la famille alaouite syrienne. Mais les uns et les autres subissent les discriminations d'Ankara. «Les tensions sont incroyablement élevées, nous glissons psychologiquement vers une atmosphère de guerre civile», s'alarme Mehmet Altan, professeur à l'université d'Istanbul.

L'inauguration le 29 mai dernier par Erdogan du chantier d'un pont qui enjambera le Bosphore a été perçue comme la manifestation du mépris des islamo-conservateurs au pouvoir, issu de l'islamisme sunnite, à leur égard. L'ouvrage d'art a été baptisé «Sultan Yavuz Selim», du nom du souverain qui ordonna des grands massacres d'Alévis au XVIe siècle. Pressé de répondre aux demandes de plus en plus pressantes des citoyens alévis, le premier ministre ne leur a accordé que le nom d'une université dans un «paquet de démocratisation» rendu public fin septembre. Cette mesure «sert juste à maquiller des réformes destinées à son électorat (qui est sunnite, NDLR)», s'indigne Hasan Çelik, un enseignant de la cemevi de Gülsuyu.

Des portraits d'Ali et d'Atatürk

C'est au premier étage de cette bâtisse ronde que la communauté du quartier organise ses cérémonies religieuses. Chaque jeudi, ces hommes et ces femmes y dansent en convoquant islam, poésie et éléments chamaniques. Ce syncrétisme leur vaut d'être encore considérés bien souvent comme des hérétiques. Les autorités refusent d'accorder le statut de lieu de culte aux cemevi. Le renforcement récent des cours de religion sunnite à l'école, l'absence de hauts fonctionnaires ou de ministres alévis renforcent les griefs de cette minorité.

Sur les murs du cemevi de Gülsuyu, les portraits d'Atatürk, le fondateur de la République turque, font concurrence aux représentations d'Ali. Pourtant, la période républicaine a apporté son lot de persécutions et est émaillée de massacres. En 1993, 35 intellectuels alévis ont péri dans l'incendie d'un hôtel provoqué par une foule de musulmans fanatiques dans la ville de Sivas, en Anatolie. «Mais l'idéologie kémaliste a apporté l'ordre laïque, qui nous protégeait», justifie Ergin Yilmaz, vice-président du cemevi.

Les répercussions du conflit syrien en Turquie exacerbent cet enjeu interne. La dimension confessionnelle de la politique syrienne du gouvernement du Parti de la justice et du développement (AKP) est jugée dangereuse pour la cohésion sociale turque. «Si l'État se comporte comme un État sunnite à l'étranger, il y a un risque de faire exploser la société à l'intérieur», analyse Ahmet Altan. Certains hommes politiques n'hésitent pas à assimiler alévis et alaouites. Le mois dernier, Melih Gökçek, le maire AKP d'Ankara, a qualifié ses administrés alévis qui se heurtaient aux forces de l'ordre au sujet de la construction d'un complexe religieux de «soldats d'Assad». Dans un salon à thé de Gülsuyu, la chaîne Halk TV diffuse une interview du président syrien. Il promet à «la Turquie qu'elle paiera un lourd prix» pour avoir facilité le passage de djihadistes vers la Syrie. Chez les alévis turcs, le sentiment que le gouvernement les a mis en première ligne est déjà ancré. «Bien sûr, nous avons peur qu'ils s'en prennent un jour à nous», réagit Abidin Sari. ■ http://www.lefigaro.fr, (13.10.2013)

14.10.2013

ABD, EKONOMİ: ALİ BABACAN DA UYARDI

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim ABD'yi uyararak borç krizin çözülmesini istedi. Jim Yong Kim "Tehlikeden birkaç gün(Türkiye'de bu bir kaç gün bayram) uzaktayız. Anlaşma sağlanmazsa dünya için felaket olabilir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler etkilenecek" uyarısında bulundu. Borç krizi hakkında Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da "Sorun çözülmezse sonuçları çok ciddi olur" dedi.

 

Dünya Bankası'nın Washington'da gerçekleştirdiği yıllık toplantısında konuşan Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim ABD'deki borç krizi yüzünden dünyanın felakete birkaç gün uzaklıkta olduğunu söyledi.

Dünya Bankası Başkanı Kim ABD'li politikacıları Perşembe gününe kadar anlaşmaları yönünde uyardı. Anlaşma çıkmaması halinde dünyaya bu durumun çok büyük darbe vuracağını belirten Kim "Eğer anlaşma çıkmazsa bu gelişmekte olan ülkelerde felaket yaratabilir. Gelişmiş ülkeler de bunun zararını görür" diye konuştu.

BABACAN: SONUÇLARI CİDDİ OLUR

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ABD yönetiminin borçlanma sınırı meselesini çözmemesi durumunda başta Amerika olmak üzere küresel ekonomi için ciddi sonuçları beraberinde getireceğini söyledi.

IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları dolayısıyla Wahington’da bulunan Ali Babacan, basın mensuplarına ABD’de yaşan borçlanma sınırı konusunda açıklamalarda bulundu. ABD yönetimi ve Kongre’nin borçlanma sınırını arttırmaması durumunda yaşanabileceklerin farkında olacağını ümit ettiklerini dile getiren Babacan, “Lüzumsuz bir güç oyununa girip hem kendi ekonomilerini hem küresel ekonomiyi çok ciddi bir tehlikenin eşiğine getirmezler diye ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.

Babacan sorunun çözülmemesi halinde 2008 - 2009’da yaşanan küresel krizden çok daha farklı gelişmelerin olabileceğini vurguladı.

Küresel yatırımcıların da böyle bir sonuca ihtimal vermediklerini dile getiren Babacan, “O yüzden şu anda piyasalar üzeride etkisini pek görmüyoruz ama uzlaşamayıp gerçekten Amerikan hazinesi bir tahvilini, bir bonosunu ödeyememe durumuna düşerse bunun sonuçları çok ciddi olur. Ama şu anda o ihtimal çok çok zayıf görünüyor. Herkes herhalde bu kadar çılgınlığı yapmazlar diye düşünüyor.” ifadelerini kullandı.

PERŞEMBE GÜNÜ KRİTİK

ABD Kongresinde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında bütçe ve borçlanma sınırı tartışmaları hala devam ediyor. Borçlanma sınırı konusunda 17 Ekim'e kadar 16,7 trilyon dolarlık limitin yükseltilmesinde uzlaşma sağlanması gerekiyor. Bu tarihe kadar uzlaşma sağlanamaması halinde ülkenin temerrüde girme riski bulunuyor.

ABD eğer perşembe günü borç krizini çözemezse finans piyasalarından borçlanamayacak duruma gelecek. Bu durumun finans piyasaları yoluyla tüm dünyayı etkilemesi bekleniyor. ABD Başkanı Barack Obama bütçe tavanının 6 haftalık gibi kısa bir süre için artırılması önerisini redetmişti.

Borç tavanının yükseltilememesi ile birlikte ABD'de kamu kurumları 1 Ekim'den itibaren kapanmaya başlamış, yüzbinlerce işçi ücretsiz izine çıkarılmıştı.

ABD EKONOMİSİ HER HAFTA ERİYOR

ABD Hazine Bakanı Jack Lew kriz devam ettikçe her hafta ABD ekonomik büyümesinin yüzde 0.25'inin eridiğini belirtti. ABD ekonomisinin bu çeyrekte beklenenden düşük çıkması bekleniyor.

ABD'nin mevcut borç tavanı 16 trilyon 699 milyar dolarda bulunuyor. Bu tavana Mayıs ayında ulaşılmıştı.

Bir kaç gün öncesinde de ABD Bankası JP Morgan'ın patronu Jamie Dimon "Bu olay dünya ekonomisini öyle bir etkiler ki kimse anlamaz" açıklamasını yapmıştı. ■ Cumhuriyet, (14.10.2013)

 

 

15.10.2013 

TARIM: 55 BİN ÇİFTÇİ ORGANİK TARIMA GEÇTİ

Türkiye'de organik tarım yapan çiftçi sayısı, 10 yılda yaklaşık yüzde 350 artarak 55 bine ulaştı.

ANKARA - Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, organik tarıma yönelik destekleme politikaları, bu alanda üretim yapan çiftçi sayısında adeta patlamaya neden oldu.

Türkiye'de 2002'de 310 bin ton olan organik üretim, 2012'de 1 milyon 750 bin tona ulaştı. Toplam organik üretim alanı da aynı süre içinde 90 bin hektardan 703 bin hektara yükseldi.

Organik tarım yapan çiftçi sayısı ise söz konusu sürede yaklaşık yüzde 350 artış göstererek 12 bin 428'den 54 bin 635'e ulaştı.

Organik tarımda ürün yetiştirilmesi, toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma ile ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan işlemlerde, kimyasal madde veya tarım ilacı kullanılmıyor. Organik tarım yapmak isteyen girişimcilerin, Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş sertifika kuruluşlarına başvurması gerekiyor. ■ Dünya, (15.10.2013)

 

DEMİRYOLLARINDA ÖZELLEŞTİRME UYARISI

Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) AB üyesi ülkelerde tüm yoğunluğuyla süren yolcu ve yük taşımacılığının ayrıştırılması ve özelleştirilmesi furyasından Türkiye’nin de etkileneceğinden endişe duyduğunu açıkladı.

Avrupa Demiryolu Çalışanları Eylem Günü’nde Ankara Tren Garında yapılan basın açıklamasında konuşan BTS Genel Başkanı Nazım Karakurt, “Avrupa’nın tamamını etkisi altına alan özelleştirme gayretlerinin amacı sermayeye pay aktarmaktır” dedi. Bu yılki eylem gününün temasının “Demiryollarında Ayrıştırmaya ve Parçalanmaya Hayır” ve Nitelikli Kamu Taşımacılığı İçin Demiryolunun Özelleştirilmesine Hayır” olduğunu belirten Karakurt, demiryollarını özelleştirmenin ulaşımı niteliksizleştireceğinin ve trafik emniyetinin zafiyete uğrayacağının altını çizdi.

Karakurt, özelleştirmenin, parçalanmanın ve demiryolu taşımacılığı iş kolunun özel sermayeye açılmasını kendileri açısından daha fazla iş yükü, çalışma koşulları açısından da maliyetli olacağını vurguladı. Özelleştirmenin “ulaşımda kamu yararı değil kâr esaslı işletmeye geçilmesine” neden olacağını belirten Karakurt, çalışan sayısında azalmaya ve taşeron çalışmanın artmasına yol açacağını bildirdi. Karakurt, esnek çalışmanın da yaygınlaşmasına neden olacağını belirterek tüm çalışanları ve kamuoyunu demiryollarında özelleştirme çabalarına karşı duyarlı olmaya çağırdı.

Serbestleştirme Adı Altında Özelleştirme

Karakurt, “Bu özelleştirmeler sonucu kârlı ve yoğun hatlar özel sektör tarafından işletilirken kâr getirmeyen hat ve güzergahlar kendi kaderine terk edilecektir” dedi. TCDD için nisan 2013 tarihinde çıkan yasa konusunda uyarıda bulunan Karakurt, “Serbestleştirme” adı altında çıkarılan bu yasanın demiryollarının bütüncül hizmet vermesine son verip parçalamayı amaçladığını kaydetti. Karakurt, kamuoyunu özelleştirme sonucunda yaşanacak iş kazaları sendikasızlaştırma, ücretlerin düşmesi gibi konularda uyardı. ■ Evrensel, (15.10.2013)

 

16.10.2013  

ABD, EKONOMİ: İFLASA SAAT KALDI

ABD'de borçlanma limitinin yükseltilmesi için sürenin dolmasına az bir zaman kaldı. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler borçlanma limitinin yükseltilmesi konusunda bir anlaşmaya varamadı.

Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçi liderlerin içinde hazırladığı iki plan da parti içindeki özellikle Çay Partisi destekli milletvekillerinden yeterli destek bulamaması nedeniyle oylamaya sunulamadı.

Cumhuriyetçi liderlerin bu son dakika girişimlerinin, hem Beyaz Saray ve Demokratlar hem de Cumhuriyetçi Parti içinden bile yeterli destek almaması uluslararası piyasalarda da tedirginliği arttırdı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, borç tavanı krizinde son 1 güne giren ABD'nin "AAA" olan kredi notunun görünümünü negatife çevirdiğini açıkladı.

Temsilciler Meclisi'ndeki çabaların dün sonuçsuz kalması sonrası, zamana karşı yarışan Senato'da her iki partinin liderleri arasında müzakereler yeniden başladı.

Senato Demokrat Çoğunluk lideri Harry Reid ve Senato Cumhuriyetçi Azınlık lideri Mitch McConnell'ın sözcüleri, iki haftadır kapalı federal hükümetin yeniden açılması ve borçlanma limitinin yükseltilmesini sağlayacak bir yasal düzenlemenin oluşturulmasını amaçlayan müzakerelerin yeniden başladığını açıkladı.

Sözcüler, Kongre'nin iki kanadından da geçebilecek hızlı bir anlaşmaya varılması ihtimali konusunda iyimser olduklarını dile getirdi.

ABD medyasında yer alan haberlere göre, Senato liderlerinin üzerinde çalıştığı anlaşma, Hazine'nin borçlanma yetkisinin 7 Şubat'a kadar uzatılmasını ve hükümetin de en erken Ocak ortasına kadar yeniden açık kalmasına imkan verecek şekilde fonlanmasını öngörüyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Cumhuriyetçi lider Boehner'i grubuna söz geçirmemekle suçladı. ■ Ortadoğu, (16.10.2013)

 

FED: NOBELLİ EKONOMİST UYARDI

Nobel Ekonomi Ödülü bu yıl Eugene Fama ve Lars Peter Hansen ile paylaşan ABD'li ekonomist Robert Shiller konut balonuyla ilgili uyardı.

Shiller, ABD Merkez Bankası Fed'in ekonomik teşvikleri ve piyasada her geçen gün artan spekülasyonların konut piyasasında balon yarattığını söyledi.

Reuters'a konuşan Shiller, "Son beş yıldır içinde bulunduğumuz kriz şu anda varlık fiyatlarındaki hareketleri anlamayı zorlaştırıyor" dedi.

FED ETKİSİ

Varlık fiyatlarındaki hesaplamalara yönelik araştırmalarıyla ödüle layık görülen ekonomistler, çalışmalarında bazı piyasalarda konut fiyatlarının çok yüksek seviyelere çıktığını, bunun da Fed'in gevşek para politikasından kaynaklandığını dile getirmişti. Shiller, 2005 yılında da ABD konut piyasasında balon uyarısı yapmış ve şu anda da yakından takip edilen S&P Case/Shiller konut endeksinin geliştirilmesine katkıda bulunmuştu.

RİSK ALTINDAKİ ÜLKELER

ABD'li ekonomist bu yıl Haziran ayında ABD'nin büyük kentlerinde yeniden bir konut balonu riski oluştuğu uyarısı yapmıştı. Shiller'a göre şu anda konut balonu yaşayan ülkeler arasında Çin, Brezilya, Hindistan, Avustralya, Norveç ve Belçika öne çıkıyor. ■ Ortadoğu, (16.10.2013)

 

17.10.2013 

DIŞ TİCARET: TÜRKİYE'NİN "TÜKETİM MALLARI" İHRACATI ARTTI

Türkiye'de, yılın ilk 8 ayındaki ihracatın yüzde 39,3'ünü "tüketim malları" oluştururken, bu grupta yapılan ihracat, 39 milyar 102 milyon dolar oldu.

KOCAELİ - Türkiye, yılın ilk 8 ayındaki tüketim malları ihracatını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,9 yükseltti.

Ekonomi Bakanlığı istatistiklerinden derlenen verilere göre, Türkiye, yılın ilk 8 ayında 99 milyar 426 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.

Söz konusu rakamlara göre, "tüketim malları", 39 milyar 102 milyon dolarla ocak-ağustos dönemindeki ihracatın yüzde 39,3'ünü oluşturdu.

"Tüketim malları" arasında en fazla ihracat, 9 milyar 619 milyon dolarla "yarı dayanıklı tüketim malları"nda gerçekleştirildi. Bunu, 8 milyar 402 milyon dolarla "dayanıklı tüketim malları", 6 milyar 154 milyon dolarla "dayanıksız tüketim malları" izledi.

"Tüketim malları" ithalatı, 20 milyar dolara yaklaştı

Tüketim malları, 19 milyar 631 milyon dolarla ocak-ağustos dönemindeki ithalatın yüzde 11,7'sini oluşturdu.

Söz konusu dönemde, gerçekleştirdiği ithalat değerini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,4 artıran tüketim malları, binek otomobillerde 5 milyar 753 milyon dolar, "yarı dayanıklı tüketim malları"nda 4 milyar 282 milyon dolar, "dayanıksız tüketim malları"nda 3 milyar 575 milyon dolar, "dayanıklı tüketim malları"nda ise 3 milyar 321 milyon dolar ithalat gerçekleştirdi. ■ Dünya, (17.10.2013)

 

 

 

18.10.2013 

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: ATATÜRK ANITI KARARTILDI

Atatürk anıt ve heykel ışıklandırmalarının karartılmasına son örnek Ulus meydanında ki zafer anıtı oldu.

Atatürk’ün heykellerine saldırıların yapıldığı bu günlerde, Ankara ile bütünleşmiş ve başkentin bilinen en önemli sembolleri arasında yer alan Ulus Meydanındaki Kurtuluş Savaşı kahramanlarının anısına Türk halkı tarafından cumhuriyetin ilk yıllarında yaptırılmış Atatürk zafer anıtının gece ışıklandırılması artık yapılmıyor.

Zafer anıtı, Turistlerin ve Ankara’ya diğer illerden ilk gelenlerin önünde fotoğraf çektirdiği, Önünde kutlamalar yapılan, Türkiye’nin turizm tanıtımında, bir çok sinema filimlerinde, belgesellerde yerini alan ve kurtuluş savaşında kahramalıklar gösteren Kurtuluş Savaşı, Atatürk’ün Ankara’ya gelişi gibi konular anlatılan, ülkesini koruyan ve gözeten Mehmetciği, diğer biri ise Türk kadınını, halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen mermi taşıyan kadın anayı simgeler.

Bu karakterler halkın Kurtuluş Savaşı sırasındaki ulusal birliğini ve dayanışmasını temsil eden o zafer anıtı Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından gece ışıklandırmaları yapılmadığından dolayı karanlıklara gömüldü.

Ankaralıları rahatsız eden bu uygulamaları Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanı Dr. Metin Özaslan’a sorduk.

Konu ile ilgili olarak SÖZCÜye konuşan Metin Özaslan, Ankaranın bilinçli olarak içinin boşaltıldığını, bir takım oryantalistlerin Ankara ile dalga geçtiğine dikkat çekti. Özaslan, Ankara’nın tarih, kültür ve önemine inanan insanlar tarafından yönetmesi gerektiğini, inanmayanların ise çekip gitmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ankara’nın içi boşaltılıyor

Bunlar son derece üzücü konular. Heykellerin hem bakımsızlığı ve bu tür uygulamalar sonucu maalesef Ankara karanlık bir şehir haline geldi. Atatürk anıtlarının ve sembollerinin de karanlıklara büründürülmesi gerçekten bizler için son derece çok üzücü. Aslında Ankara genel olarak sahipsiz bir şehir, ne seçilmişler, ne de atanmışlar Ankara’ya erekli ilgiyi göstermiyorlar. Ankara her bakımdan üvey evlat muamelesi görüyor. Ankara’nın içi boşaltılıyor, ekonomik bakımdan da geriliyor. Bankalar taşınıyor,bilişim sektörü projesi ve bir çok konuda her şey İstanbul’a götürülüyor. Ayrıca Ankara’nın sanat ve spor boyutunda da içi boşaltılıyor maalesef.

Önemini bilenler bu şehri yönetsinler, bilmeyenler gitsinler

Belediyenin Ankara’nın tarih ve kültürüne sahip çıkmasını istiyoruz. Ankara gazi bir şehirdir, gazinin şehiridir. Böylesine şanlı bir geçmişe sahip bir şehir unutturulamaz. Son zamanlarda bizi rahatsız eden konular var. Bir takım oryantalistler dalga geçiyorlar ve dolayısı ile her bakımdan bir alay konusu olmaya başladı. Ankara kurtuluş mücadelesinde çok önemli görevler üstlenmiş bir şehirdir. Şunun altını çizmek istiyorum ki bu öneme inanan insanlar bu şehri yönetsinler, inanmayanlar ise çekip gitsinler.

Heykellere dönük yapılanlar da bunun bir örneğidir

Ankara her alanda kan kaybediyor. Ankara’nın yaşadığı bu tür kayıplara karşı konuşması gerekenler, maalesef gerekli özeni göstermiyorlar. Ankara’nın sahipsiz olduğunu düşünüyoruz. Heykellere dönük yapılanlar da bunun bir örneğidir. Sizlerin bu olayı gündeme almanız çok önemli ve anlamlı bir davranış ve duyarlılık olarak görüyoruz.

Ankara ilelebet başkent kalacak

Ankara ve Ankaralılar Bu şehrin kültür ve tarihi geçmişini önemsemeyen bunları yok etmeye çalışanları hiç bir zaman unutmayacak ve affetmeyecektir. Maalesef öyle bir dönemden geçiyoruz. Ankara öteleştirilen, ötelenen bir şehir olurken, diğer taraftan da İstanbul’a yönelik bir tarih yapma öyküsünü ayağa kaldırma çabası içinde bir süreci yaşıyoruz. Bu hoş bir durum değil, Ankara Türkiye’nin kalbidir, başkentidir ve ilelebet de öyle kalacaktır. Kimse başka düşüncelere tevessül etmesin” sözleri ile tepkisini dile getirdi.

Ulus Atatürk Anıtı tarihçesi

O günkü adıyla Hakimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanı’nda bulunan Zafer Abidesi, Yeni Gün Gazetesi sahibi Yunus Nadi Bey’in önderliğinde Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmıştır. Anıtın yaptırılması için tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere, bir yurttaş komitesi kurulmuştur. Komite tarafından Fransızca ve Osmanlıca bir şartname hazırlanmış ve hazırlanan şartnamede, Kurtuluş Savaşı’nın kime karşı, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığı geniş şekilde açıklandıktan sonra, zaferin önderi olan Mustafa Kemal’in kişiliği ve özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.

Bu iş için kurulan özel komite, dikilecek olan anıtın formuna ilişkin seçenekler üzerinde görüş alışverişinde bulunduktan sonra; Gazi Mustafa Kemal Paşanın bir kaide üzerinde ayakta, sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelinin dikilmesine karar vermiştir. Burada, anıtın konulacağı Hakimiyet-i Milliye Meydanı’nın planı, çevresindeki yapılarla birlikte verilmiştir.

Yarışmaya gönderilen projeler içinde, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel’in projesi beğenilerek yapımına başlanmış ve heykel 24 Kasım 1927 Perşembe günü yapılan bir törenle açılmıştır.

Kaidenin en üst kenarını çevreleyen kuşakta;
“Türk milleti, muzaffer istihlas ve istiklal cidalini ve muazzam asri inkılaplarını, en manidar bir remz ile, en iyi ifade edebilecek şekli, yukarki hakiki timsalde bulur.”

Kaidenin ön cephesinde;
“Artık badema, sine-i millete bir ferdi mücahit olarak çalışacağım. 8 Temmuz 1919, Erzurum.”
“Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.”

Kaidenin sağ tarafında;
“Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1919″

Kaidenin sol tarafında ise;
“Düşmanın anasıra asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri. 1 Eylül 1922″ ■ Cengiz ALDEMİR, sözcü.com.tr, (18.10.2013)

ABD, KRİZ, BÜTÇE: OBAMA: GEREKSİZ ZARAR GÖRDÜK

ABD Başkanı Obama, bütçe krizi konusunda son birkaç haftada yaşananların ABD ekonomisine "tamamıyla gereksiz bir zarar" verdiğini söyledi.

ABD’de federal hükümetin kapanması ve borç tavanı krizinin çözülmesinin ardından Beyaz Saray’da kameraların karşısına geçen Barack Obama, “17 yıldır ilk kez yaşanan hükümetin kapanması meselesi son buldu, 200 yılı aşkın süredir ilk temerrüt tehlikesi artık kalmadı. Ekonomimize yönelik bu ikiz tehdit kaldırıldı. Demokratlara ve Cumhuriyetçilere bir araya gelmeleri ve nihayet bu sorunu halletmelerinden dolayı teşekkür ederim” diye konuştu.

Obama, “Hükümetin kapanmasıyla ilgili olarak siyasi arenada son dönemde birçok tartışma oldu. Şu noktada net olalım; burada kazanan bir taraf yok. Bu son birkaç hafta ekonomimize tamamıyla gereksiz bir zarar verdi. Zararın tam boyutunu henüz bilmiyoruz ama tüm uzmanlar bunun ekonomimizi yavaşlattığını düşünüyor” ifadesini kullandı.

ABD’nin sırf temerrüde düşme tehdidinin, borçlanma maliyetlerini ve dolayısıyla bütçe açığını artırdığına işaret eden Obama, “Şunu biliyoruz ki Amerikan halkının bu şehirde (Washington’da) yaşananlardan duyduğu hayal kırıklığı hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Amerikan halkının Washington’dan tamamıyla bıkmış olması bir sürpriz değil” değerlendirmesinde bulundu.

Obama, şöyle devam etti:

“Ekonomik toparlanmamızın daha fazla istihdamı ve ivmeyi gerektirdiği bir zamanda, ekonomiyi geriye götürecek yeni bir kendi kendine yaratılan krizi yaşadık. Niçin? Tüm bunların hiçbir ekonomik izahı yok. Son 4 yıl içinde ekonomimiz büyümekte, istihdam artmakta ve bütçe açığımız yarı yarıya azalmış durumda. Hükümeti kapanmaya zorlayan bazı Kongre üyelerinden, bunu Amerikan ekonomisini kurtarmak için yaptıkları şeklinde sözler duyuyoruz. Ancak bu son 3 yılda, bu tür üretilmiş krizlere yol açan taktikler kadar hiçbir şey ekonomimize bu kadar zarar vermedi.

Son birkaç haftada gördüğümüz manzaranın Amerika’nın dünyadaki kredibilitesine, diğer ülkelere karşı duruşumuza verdiği zararı başka hiçbir şey vermedi. Düşmanlarımızı, rakiplerimizi cesaretlendirdi ve bizden sağlam liderlik bekleyen dostlarımızın moralini bozdu.”

“Tekrar toparlanacağız”

Barack Obama, tüm bunlara karşın, bu krizi de geride bırakıp tekrar toparlanacaklarını, her zaman bunu başardıklarını vurgulayarak, “Amerika, küresel ekonominin beşiği. Biz, dünyanın geri kalanının, yatırım yapmak için en emniyetli ve en güvenilir yer olarak baktığı vazgeçilmez bir ülkeyiz. Bu sorumluluğu, iki yüzyılı aşkın süredir, ekonomimizin ve girişimcilerimizin dinanizmi, işçilerimizin üretkenliği ve aynı zamanda sözlerimizi tutmamız ve yükümlülüklerimizi yerine getirmemiz sayesinde kazandık. Bize güvenebilirsiniz. Halkımızın, işletmelerimizin ve dünyanın geri kalanının bugün şunu bilmesini istiyorum ki, ABD’nin güven ve itibarı şüphe götürmez” diye konuştu. … ■ sözcü.com.tr, (18.10.2013)

YOLSUZLUK: SURİYE KRİZİ, AKP’LİLERİ ZENGİN ETTİ

Hatay’daki AKP’li yerel yöneticileri itham eden CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, “Krizi gelir kapısı haline getirdiler. Yüklü ölçüde para trafiği yaşanıyor. Rant yüksek” dedi.

CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, Suriye’de yaşanan iç savaşın AKP’li yerel yöneticileri zengin ettiğini iddia etti. Eryılmaz, “Suriye’de doğan çatışma ortamından nemalanan AKP yöneticileri var.Yayladağ İlçe Başkanı külüstür bir arabayı aylık 10 milyara Kızılay’a kiraladı” dedi. Refik Eryılmaz, Suriye’den Türkiye’ye kaçak olarak her gün binlerce ton mazot girdiğini söyledi. Mazot kaçakçılığından AKP’ye yakın kişilerin rant sağladıklarını ifade eden Eryılmaz, devletin büyük bir vergi kaybına uğradığını belirtti. Eryılmaz, “Ülkeye günde binlerce ton kaçak mazot gidiyor. Hükümet önünü alamadığı gibi üstünü de kapatmaya çalışıyor. Devletin büyük bir vergi kaybı var. AKP’ye yakın kişiler, bu işten ciddi bir rant elde ediyor. Askerler olanlara müdahale etmeye gittiğinde büyük bir çatışma oluyor” diye konuştu. CHP’li Eryılmaz, Hatay ve ilçelerinde yüklü miktarda para trafiğinin yaşandığına dikkat çekti. Bazı AKP’li belediye başkanları, il ve ilçe yöneticilerinin krizi gelir kapısı olarak kullandıklarını öne süren Eryılmaz, şunları söyledi: “Yayladağ İlçe Başkanı külüstür bir arabayı aylık 10 milyara Kızılay’a kiralamış. AKP il Meclis üyesi gıda ihalesini almış, AKP’nin yönetici kadrosunun eşleri İŞKUR’dan 8-9 aylık geçici iş statüsünde çalışmadıkları halde isimlerini yazdırıyorlar ve maaş alıyorlar. Burada çok kirli bir para ilişkisi var. Savcılığın sözde daha önceden el koyduğu 2 trilyon lire para var. Bu para sözde muhafazaya alındı. Ama sonra paranın akıbetinin ne olduğunu bilmiyoruz. İade etmişlerdir büyük ihtimalle. Tonlarca kaçak mazot piyasaya sürüldü. Türkiye’nin bu konuda ciddi anlamda bir vergi kaybı var. Yayladağ ilçesi Karaköse Belediye Başkanı İsmail Ergüt, yakınları adına şirketler kurup onların adına ihalelere giriyor. AKP’li yerel yöneticiler demeniz yeterli, itiraz ediyorlarsa bana gelsinler ispat edeyim.” ■ Yeniçağ, (18.10.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura