Diğerleri > Sis Çanı
17-07-2016
NELER OLDU 13-18 ARALIK 2015 (Cemaat, FED, bölücülük, petrol, anayasa, BOP, örtülü ödenek, yolsuzluk, enerji, dolar)

Cihan Dura

17.7.2016

 


13.12.2015

CEMAAT: FETÖ İMAMLARI CIA BAĞLANTILI

KPSS iddianamesinde FETÖ’nün silahlı terör örgütü olduğu, CIA ve MOSSAD tarafından yönlendirildiği, Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan’ın bu örgütlerle güçlü bağları bulunduğu vurgulandı.

Cemaat’in KPSS hırsızlığını ortaya çıkaran iddianamede eski Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan’ın “üniversiteler imamı” olduğu ifade edildi. İddianamede şu tespitler yapıldı:
GÜLEN’İN AMACI CUMHURİYET’İ YIKMAK
“Şerif Ali Tekalan, örgütün üst kurul üyesi ve kara kutusu olduğu dönemde YÖK üyeliği yaptı, üniversiteler imamı oldu, asker ve siyasetçilerle görüşme ve koordinasyonu sağladı. Cemaat’in üst düzey kişilerle görüşmesini organize etti, FETÖ’ye yönetici oldu. Siyaset, yargı, Emniyet, askeriye ve HSYK içinde yapılanmayı yönlendiren CIA ve MOSSAD ile güçlü bağlantıları olduğuna dair beyanlar bulunmaktadır.”
İddianamede örgütün, kamuoyunda “Paralel Yapı” adıyla tanındığı ancak devlet düzenine alternatif diğer örgütlenmeler için de aynı ifade kullanıldığı için davalarda “Fetullahçı terör örgütlenmesi” adının tercih edildiği belirtildi. Şu vurgular yapıldı: “Gülen ve çevresindekiler, dini bir cemaat değildir. Amaçları; Türkiye’yi cumhuriyet olmaktan çıkarıp cemaat devletine dönüştürmek ve ülkeyi siyasi partisiz yönetmek, egemenliği kamu kurumlarındaki kadrolarıyla kullanmak, ülke ekonomisini ve zenginliklerini kontrol edip her şeye hükmetmektir.”
SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ
Özet bilgi bölümünde, örgütün kendisinden olmayan veya boyun eğmeyen toplum kesimlerini devlete yerleştirdiği silahlı kadrolarını da kullanarak sindirdiği, yıldırdığı, korkuttuğu ve bu yöntemle devleti ele geçirip egemenliği fiilen bir zümre olan Cemaat’in/örgütün kullanmasını temin etmeyi amaçladığı tespiti yer aldı. Bu çerçevede örgütün Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan “silahlı terör örgütü” özelliklerini taşıdığı belirtildi. FETÖ’nün silahlı terör örgütü olduğu konusunda yeterli ve kuvvetli deliller elde edildiği vurgulandı.
İddianamede Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 9 Mart 2015 tarihli rapora da yer verildi: “FETÖ, cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, devletin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak, yıkmak veya ele geçirmek, devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütü niteliğinde olduğu belirtilmiştir.”

KADROLARIN GÖREVLERİ
KPSS iddianamesinde sanık olarak yer alan isimlerle ilgili şu tespitlere yer verildi:
Cemil Koca: Ankara’da yapılanmaya ait okullardan sorumlu öğretmen. Samanyolu Kolejleri Genel Müdürü.
Yusuf Rodoplu: 2010 yılı Türkiye eğitimden sorumlu imamı.
Süleyman Savat: Ankara bölge mali sorumlusu. Turgut Özal Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi.
Muharrem Öztürk: İşadamı ve Gümüşhane esnaf imamı.

DİĞER SINAVLAR MERCEK ALTINDA
Örgütün 2010 KPSS sınav sorularını çalarak kadrolarını haksız yollardan devlete yerleştirmesiyle ÖSYM’yi 9 milyon TL zarara uğrattığı belirlendi. Savcılığın hâkimlik, komiser yardımcılığı, Polis Akademisi, 2012 KPSS gibi sınavlarda da soruların çalınmasıyla ilgili soruşturmaları sürdürdüğü de anımsatıldı. Aydınlık, (13.12.2015)

FED FAİZİ ARTIRACAK MI?

Gözler Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) 15-16 Aralık tarihlerinde yapacağı toplantıda: Fed faiz artıracak mı artırmayacak mı?

Amerikan Merkez Bankası (Fed) 15-16 Aralık tarihlerinde 2015 yılının son Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısını yapacak. Küresel piyasalarda gözler ABD'deki para politikasını belirleyen komitenin söz konusu toplantısına çevrildi.

2008'DEN BU YANA ARTIŞ YAPILMADI
15-16 Aralık tarihinde yapılacak FOMC toplantısında sıfır faiz döneminin sona ermesi bekleniyor. En son Temmuz 2006’da faiz artıran Fed, 2008’deki küresel finansal krizinden bu yana faizi yüzde 0-0,25 aralığında tutuyor.

NEYE NİYET NEYE KISMET?
Fed, 2008 küresel finansal krizinden sonra uygulamaya koyduğu acil eylem planı ile piyasaya 3,5 trilyon dolar pompaladı. Fed'in 2008 yılındaki 850 milyar dolar seviyesindeki bilançosu, üç parasal genişleme programı ile 2014 yılında 4,5 trilyon dolara ulaştı. Fed parasal genişlemeye Ekim 2014'te son verdi ancak bilançosunda azalma olmadı ve varlık alımlarıyla piyasaya enjekte edilen para reel ekonomi yerine finansal piyasaları şişirdi. 

VERİLER BEKLENENDEN İYİ
Fed'in faiz artırımı için izlediği koşulların başında ABD ekonomisindeki toparlanma geliyor. Dünyanın en büyük ekonomisinden son dönemde gelen veriler (istihdam, kişisel harcamalar, ortalama kazançlar, perakende satışlar vs) faiz artırımını destekler nitelikte. Fed Başkanı Janet Yellen, Ekim'den bu yana ekonomik göstergelerin beklentileri ile uyumlu olduğunu, hanehalkı harcamalarının güçlü göründüğünü ve istihdamdaki iyileşmenin güven verdiğini söyledi. Bunun yanında son haftalarda görüldü ki sürekli vurgu yapılan Çin kaynaklı riskler politika yapıcıları artık o kadar da endişelendirmiyor.

"ERTELEMEK RİSKLİ OLUR"
Fed Başkanı Janet Yellen, Aralık başında yaptığı konuşmalarda faiz artışını uzun süre ertelemenin daha sonraki sıkılaştırmayı riske sokacağını söyledi. Yellen, dış risklerin yaz aylarından bu yana azaldığını belirtti. Yellen'ın bu konuşmasının ardından Fed'in Aralık toplantısında faiz artırımı yapacağına dair beklentilerin oranı yüzde 74'e yükselirken Dolar Endeksi de yaklaşık 13 yılın en yüksek seviyesi olan 100,51'e tırmandı.

YUMUŞAK VE KADEMELİ
Atlanda Fed Başkanı Dennis Lockhart; "Faiz artırımı için nedenler güçlenmeye devam ediyor" derken faiz artırımına uzun süredir karşı çıkan Chicago Fed Başkanı Charles Evans da son dönemde ifadesini değiştirerek faizin kademeli olarak artırılmasından bahsetti.

FED'İN FAİZ ARTIŞI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
FED faiz artırırsa sermaye gelişen ülkelerden çıkarak ABD'ye yönelecek. Yatırımcılar gelişmekte olan piyasalardaki yüksek getirilere rağmen paralarını dolara yatıracak. Diğer para birimleri dolar karşısında değer kaybedecek. Başta şirketler olmak üzere yerel paralar dövize çevrilmek zorunda kalınacak ve kur farkından ötürü alım gücü düşecek. Akşam, (13.12.2015)

BÖLÜCÜLÜK, BOP: SENARYONUN ADI BÜYÜK KÜRDİSTAN

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin Ankara ziyaretini değerlendiren CHP eski Hatay milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, Türkiye’nin çok büyük bir senaryonun içine çekildiğini söyledi

Ediboğlu, Barzani’nin Türkiye’ye gelmesinin altında büyük Kürdistan tezgâhı yattığını ileri sürdü. Irak hükümetinin talebi üzerine Rusya tarafından Bağdat’ın yanındaki askeri üsse çok sayıda savaş uçağı gönderildiğini belirten Ediboğlu şunları kaydetti: “BM’den Irak’ın istediği talep de geri çevrilince Irak, Rusya’dan yardım istedi. Irak da olayın bu boyutlara geleceğini beklemiyordu. Türkiye’yi ‘askerini çek’ diye tehdit ediyorlar. Ayrıca terörist PKK’nın üst düzey terörist yöneticileri Rusya’nın medyasında boy gösteriyor. ‘Rusya savaşa girerse Rusya’nın yanında savaşırız’ dediler. İşte bundan dolayı Türkiye açmaza girdi.” Barzani’nin ziyaretinin Türkiye’nin bir hamlesi olduğuna dikkat çeken CHP’li Ediboğlu, “Irak’ta Talabani’ye bağlı Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Goran, Barzani’yi dışladı. Bunun üzerine Türkiye hamle yaptı. Barzani ile ortak hareket ederek ’Musul ve Kerkük Anadolu toprağıdır. Kuzey Irak yönetimi olarak Türkiye’ye ilhak olalım’ stratejisi izlemesini istiyorlar. Erdoğan da referandumla bu toprakları katacak ve ‘Atatürk döneminde yapılamayanı ben yaptım’ diyecek. Senaryo bu” diye konuştu. Ediboğlu böyle bir senaryonun olması halinde 10-15 yıl içinde halkların kendi kaderini tayin hakkını ileri sürerek referandum yapılacağına vurgu yaptı. Ediboğlu, “Türkiye’den toprak koparılacak ve büyük Kürdistan kurulacak. Böylesi bir durumda yapılacak senaryoda ise Erdoğan’ın başkanlık hesapları tutar” dedi. Ediboğlu şunları söyledi:  “IŞİD ile petrol ticaretini Barzani üzerinden yapıyorlar, bunu biliyoruz. Gerçek ortaya çıkınca kılıf arıyorlar. Nasıl bir kılıf bulurlar bilemiyoruz. Israrla ‘petrol getirmiyoruz’ diyorlar.” Yeniçağ, (13.12.2015)

14.12.2015

FED FAİZİ BİRÇOK SÜRPRİZ SONUÇ ÜRETEBİLİR!

Bu hafta salı ve çarşamba günleri, yani 15 ve 16 Aralık tarihinde, ABD Merkez Bankası, yani piyasada kabaca yüzde 80 oranında olasılıkla faizleri artırması beklenen kurum olan FED, uzun zamandır beklenen kararını verecek ve muhtemelen faizi 0.25 arttıracak. Bu başlangıçtan sonra da 2016 yılında dört defa daha 0.25 faiz artışı yapması bekleniyor. Eğer bu hafta artış gerçekleşirse, bu 2006 yılından bu yana FED’in ilk faiz artışı olacak.

Kriz sürecinde FED ‘in iki hedefi oluşmuştu. Birincisi, işsizlik oranını yüzde 6 oranının altına inmesi idi. Diğeri ise enflasyonun yüzde 2 oranının üstüne çıkması olmuştu. İşsizlik yüzde 5 oranına indi, hatta bu durum tam istihdam bile sayılabilir. Kaldı ki ABD krizde 8.7 milyon iş kaybettikten sonra 13 milyon yeni iş yaratmıştı. 2010 yılında her boş işe müracaat eden ortalama dört işsiz oluşmuştu ama bugün her boş işe, ortalama sadece 1.5 işsiz müracaat ediyor. Aslında ücretlerin de hafif hafif artmaya başladığı da görülüyor. Üç ay evvel ücretler yıllık bazda ortalama yüzde 2 düzeyinde artmış idi, bugün ise yüzde 2.8 değerinde artıyor durumda.
Ama enflasyon pek artmıyor. FED, ABD özel tüketici fiyat endeksini temel enflasyon göstergesi olarak alıyor. Bu endeks ise şu anda enflasyon yüzde 0.2 diyor. Ama enerji ve gıda fiyatları çıkartılarak enflasyonu ölçersek de, enflasyon yüzde 1.3 çıkıyor. Fakat henüz enflasyonun yükseleceği konusunda kesin ve kuvvetli bir işaret de yok. Veriler enflasyon hedefinin altında.
FED krizin başından itibaren 3.8 trilyonluk varlık satın alarak nakdi piyasaya dökmüştü. Bunun sonucu da ABD ekonomisinin 2010 yılından bu yana ortalama yüzde 2 büyümesi oldu. Bu arada da yükselecek olan faizin beklentisiyle değerlenmeye başladı.
Ancak aslında faiz artırmakta da acele etmemek gerek. Avrupa Merkez Bankası 2011 yılında iki defa önce faizi yükseltip sonra da düşürmek zorunda kalmıştı.
Ayrıca diğer taraftan ABD faizinin hızla yükselmesi de, yabancı sermaye girişi ile yaşayan gelişen ülkeleri de, çıkan sermaye sonucu zor durumda bırakır. Onlar da paralarının değerini korumak için faiz yükseltmek zorunda kalırlar. Nitekim son dönemde Şili, Kolombiya, Peru, Güney Afrika gibi ülkeler faizlerini yükselttiler. Hatta tersi de olur. İsveç’te bile faizler 0.25 düzeyinden yüzde 2 düzeyine iki defa çıkartılıp sonra negatif değere indirilmişti. Kanada ve İsrail de faiz arttırıp sonra da indiren ülkeler arasında idi.
Doların değerinin artması da ABD’de ithal ürünlerinin fiyatlarını düşürüyor. Dolar 2014 ortasından bu yana yabancı paralara karşı yüzde 19 değer kazanmış. Ama enflasyonun ancak 2016 yılının sonlarına doğru yüzde 2 hedefe gelebileceği de düşünülüyor. Ancak dolar değerlendikçe ABD’nin ihracatı da yabancılara pahalı gelecek, ABD’de ihracat düşüp, cari açık büyüyecek. Nitekim 2015 Kasım ayında, son üç yıldır ilk defa, ABD imalat sanayisi üretimi azalmış. FED Başkan Yardımcısı Stanley Fisher tarafından yaptırılan bir araştırma doların yüzde 10 değer kazanmasının altı ay içinde enflasyonu beklentinin tersine yarım puan düşürdüğünü gösteriyor.
Faizin nereye gideceği konusunda da çeşitli düşünceler var. FED içinden gelen bilgilere dayananların yaptığı bazı tahminler, 2016 sonunda faiz yüzde 1.5 olur diyor. Ama piyasa genelinde de bir yıl içinde faizin ancak 0.85 düzeyine çıkabileceği de düşünülmekte. Tarihten gelen bir bilgiye göre ise 1947 yılında FED faizleri yüzde 0.375 arttırmış ve faizler o değerde ancak tam beş yıl kaldıktan sonra artmıştı. Yani FED faizi birçok sürpriz doğurabilir diyenler de var. Deniz Gökçe, Akşam, (14.12.2015)

RUSYA: PETROL FREN TUTMUYOR: 35,6 DOLAR...

Rusya’nın en büyük gelir kalemlerinden olan petrolde sert düşüş devam ederken, dolar da 70 rublenin üstüne çıkarak rubleye bir darbe daha vurdu...

Bu sabaha doğru Brent petrolü 38,2 dolara, WTI petrolü ise 36,9 dolara kadar geriledi.

Bir günlük düşüş yüzde 4 civarında. Ancak Rusya'nın Ural petrolü daha da aşağıda: Kommersant gazetesinin aktardığı verilere göre Ural petrolü dün 35,6 dolara kadar indi.

Rusya'da petrol ile doların geldiği seviye, 2008'deki kriz seviyesine dönüş anlamına geliyor. Son 4 aydır dolar işk kez 70 ruble psikolojik seviyesini aştı ve 70,4 ruble civarına çıktı.

Euro da yükselişini sürdürdü ve 77,6 rubleye ulaştı. OPEC'in petrol üretiminde sınır koymaması ve fiilen üretim artışına yol vermesi, fiyatları düşürmeye devam ediyor.

Bir yanda Pazar payını kaybettiğinde bunu yeniden elde etmenin çok zor olduğunu bilen ülkeler fiyat kırmaya mecbur kalıyor.

Dünya ekonomisindeki yavaşlama trendiyle talebin düşeceği beklentisi de bu üretin artışı ortamında fiyatları düşürüyor.

Bu arada uluslararası petrol piyasalarına gelecek yıl İran'ın da yeniden büyük oyuncu olarak dönecek olması, petrol fiyatları üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina dün yüzde 11'lik faizi koruma kararını açıkladığı toplantıda, "Gelecek yıl petrolün 50 doların üstünde olacağı beklentimiz düşük, daha düşük fiyat üzerine hesaplar yapıyoruz" demişti.

Hatta 35 dolarlık fiyat da telaffuz edilmişti. Petrol fiyatlarındaki sert düşüş trendi, Merkez Bankası'na faizleri indirme şansı bırakmamıştı. Akşam, (14.12.2015)

PETROL ŞİRKETLERİNE 320 MİLYAR DOLARLIK DARBE

PETROL fiyatlarındaki çöküş dünya devi enerji şirketleri zorluyor.

Petrolün varil fiyatının 37 dolara kadar inmesiyle son 7 yılın en dip seviyesi görüldü ve şirketler de kırmızı alarma geçti. Rystad Enerji'nin araştırmasına göre enerji şirketleri harcamalarını 320 milyar dolar kısacak. Bu da bazı sondaj kuyularının kapanmasına, yatırımların azalmasına ve tabiiki ciddi oranda işçi çıkarmalara sebep olacak. Enerji devleri harcamalarını bu yıl da 250 milyar dolar azaltmıştı. Akşam, (14.12.2015)

Abd: Petrol için kana susayanlar!

ABD neden yıllardan beri Ortadoğu’da? Çünkü ABD’nin tükettiği petrolün büyük bir kısmı Ortadoğu’dan ve istikrarsız olan bölgelerden geliyor. Öte yandan ABD tam anlamıyla petrol bağımlısı bir ülke.

PETROL BAĞIMLISI

Bakın Amerika’nın petrole bağımlılığını ve ilgisini gösteren temel hususlar neler:

- Her gün Amerikalılar yabancı petrole 400 milyon dolardan fazla para ödüyor. Bu paranın yarısı OPEC ülkelerine giderken, dörtte biri Basra Körfezi’ndeki ülkelere gidiyor.

- Amerikalılar saatte yaklaşık 17 milyon dolar, dakikada 270 bin dolar petrole ödeme yapıyorlar.

- OPEC ülkeleri yılda 300-500 milyar dolar kâr elde ediyorlar.

- Ortadoğu dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip. 2025 yılında Ortadoğu’nun dünya petrolünün yüzde 36’sını sağlayacağı tahmin ediliyor. OPEC olarak bu oran yüzde 46.

- ABD’nin 2025 yılında günde 28 milyon varil petrol tüketeceği öngörülüyor. Bunun anlamı bugün tüketilenin yüzde 44 daha fazlasını tüketeceği.

- Otomotiv teknolojisinin gelişmesine karşın yakıt tasarrufu azalmıyor, artıyor.

- Amerika’da 200 milyon daha fazla araba var.

- Tüketilen elektriğin yüzde 5’i petrolden sağlanıyor.

- Evlerin yüzde 10’una yakın kısmı petrolle ısıtılıyor.

- ABD artık eskisi gibi petrol üretmiyor. Üretim günde 10 milyon varil civarında.

- Yakıt olarak doğalgaza dönülmesine rağmen benzin kullanımı 1966 yılı baz alındığında iki kat artmış durumda. Benzin petrol tüketiminin yarısını oluşturuyor. … Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık, (14.12.2015)

15.12.2015

“SİVİL ANAYASA” LAFININ TARİHÇESİ


“Sivil anayasa” diye bir anayasa türü yoktur. 

Sivil, yurttaşların yaşayışı ile ilgili konular anlamına gelir. Anayasa denen en üst yasanın kendisi doğrudan doğruya bu anlama geldiği için, anayasacılığın anavatanı ve bu “civil” sözcüğünün de kaynak yeri olan Batı ülkelerinde “sivil anayasa” (civil constitution) diye birşeyden söz etmek, saçmalamak anlamına gelir. 

Saçmalamanın derecesini, bu sözcüğün karşıtının bizde olduğu gibi “askeri” değil de, devlete ait olan konuları anlatan “siyasal” olduğunu anımsatarak da gösterebiliriz. Anayasa hukukunda “siyasal anayasa” diye bir türden söz etmek ne kadar anlamsız ise, “sivil anayasa” gibi birşeyden söz etmek de o kadar anlamsızdır.

*


Madem öyle, bizde bu laf nereden çıktı? 

Kim ortaya çıkardı? Ne anlamda kullandı? Nasıl Yeni Anayasacılık etiketi haline nasıl geldi? Bir deli kuyuya taş atmış örneğinde olduğu gibi, bu sorularla uğraşmak zorundayız. 

Saptayabildiklerim şunlardır: 

1999 yılında bir “Sivil Anayasa Girişimi” platformu kurulmuştu; bunlar “kendi anayasamızı kendimiz yapalım” diyorlardı. Platform, bir yeni anayasa yapma girişimi idi; şu ya da bu partinin resmi temsilcilerinden değil, bağımsız entelektüellerden oluşuyordu. Dolayısıyla adlarındaki “sivil” sözü anayasayı değil, kendi pozisyonlarını anlatıyordu. Yaptıkları çağrı metninde bir kez bile “sivil anayasa” deyişinin olmaması, sözcüğün anayasayı değil kendilerini tanımladığını gösteren bir kanıttır. Burada yer alanlar, izleyen yıllarda AKP’ye destek veren ve “yetmez ama evet”çi diye şöhret kazanan Murat Belge, Etyan Mahçupyan gibi kimselerle daha sonraları bir ara CHP’de genel başkan yardımcısı da olan Burhan Şenatalar gibi kimselerdi. Girişim zaman içinde etkisizleşti. 

Sivil anayasa lafının AKP'ye ait anayasa taslağının adı haline gelişi ise 2007 yılında olmuş görünüyor. O tarihte AKP için anayasa yükünü sırtlanmak üzere partiye davet edilen Zafer Üskül, yapacakları anayasanın “sivil ve demokratik” olacağını söylüyordu. Sivilleşmiş anayasa, “izmlerden kurtulmuş anayasa” idi; bu çerçevede yeni anayasaları ideolojilerden arındırılacak, Kemalizm’den kurtarılacak, renksiz olacaktı. Bu cin fikir, zamanında Zafer Üskül’ün AKP destekçileri olan Mehmet Altan ve Eser Karakaş ile yaptığı bir TV programında heyecanla yükseklere savrulmuştu. 

2011 yılında devreye Soros tarafından desteklendiği bilinen TESEV girdi; 2012 yılı boyunca bir “sivil toplum komiseri” olarak, Anayasa Uzlaşma Komisyonunu İzleme Raporcusu oldu. 

Aynı tarihlerde, 2012’de Anayasa Bizsiz Olmaz kampanyası belirdi. Bunun ardında Avrupa Birliği’nin TACSO adlı Sivil Toplum Kuruluşları İçin Teknik Destek Projesinin yarattığı dernekler boy gösteriyordu. AB ve ABD merkezlerince desteklenen bu odaklar da sivil anayasacılık serüveninde büyük hayal kırıklıklarıyla geriye çekilmek zorunda kaldılar. 

2016 yılında bunların hangi versiyonları belirecek, dikkatle izleyeceğiz.

*


Bir kez daha söylemekte yarar var:

Sivil anayasa lafı, laflardan bir laftır. Anayasal ve hukuksal hiçbir değeri yoktur. Anlamı ve değeri, dış destekli AKP anayasacılığının etiketi olmaktan ibarettir. Propoganda amacı dışında ağırlık taşımaz. Tarihsel, düşünsel, hukuksal olarak içi boştur. 

Türkçeye, ait olduğu Latin köklü dillerden anlamından kopuk bir biçimde taşınmış olan “sivil” sözcüğüyle icat edilmiş olan “sivil anayasa” lafını kendi niyetince doldurmaya kalkışanlar elbette pek çoktur. 

Örneğin Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç ve benzerleri için “sivil anayasa teolojik -helal anayasa” demektir. 

Örneğin akil adam ve AKP milletvekili Mehmet Uçum’a göre “sivil anayasa yüzyılın intikamını alacak anayasa” demektir. 

Örneğin İmralı misafiri Öcalan’a göre “sivil anayasa yeni millet tanımı olan anayasa” demektir.


Demek ki nedir? Bizim böyle “sivil” anayasalara ihtiyacımız yoktur. Birol Ayman Güler, http://baguler.blogspot.com.tr, (15.12.2015)

TÜRKMENLER, BOP, SURİYE: PYD ETNİK TEMİZLİK YAPIYOR

PKK'nın Suriye uzantısı PYD, Suriye'de Türkmenleri göçe zorlamaya devam ediyor. Güvenlik kaynakları tarafından 11 Aralık'ta hazırlanan rapora göre Hammam Turkuman, El Manara ve Zebakiye köylerinde yaşayan yaklaşık 90 aile göçe zorlandı. Tekrar Suriye'ye dönen ailelere PYD tarafından baskı ve zulüm yapıldı.

Amerika'nın "kara gücüm" dediği PKK'nın Suriye uzantısı PYD, Türkmenleri göçe zorluyor.

Güvenlik kaynaklarından hazırladığı raporlara göre, PYD son olarak Hammam Turkuman, El Manara ve Zebakiye köylerinde yaşayan yaklaşık 90 aileyi göçe zorladı.

11 Aralık 2015 tarihinde hazırlanan raporda Suriye'ye geri dönen ailelerin de baskı ve zulüme maruz kaldığı belirtildi.

PYD, 23 Haziran ve 13 Temmuz 2015'te de Hammam Turkuman bölgesinde yaşayan yaklaşık 5 bin Türkmen’e baskı yaparak Türkiye’ye göçe zorlamıştı.

Güvenlik Kaynakları tarafından hazırlanan raporda Amerika'nın zaman zaman da Suriye ve Rusya'nın PYD'ye verdiği destek de etnik temizliğe yol açıyor.

Örgütün etnik temizlik girişimleri İnsan Hakları Örgütü tarafından hazırlanan raporlara da yansımıştı.

Amerika'nın "kara gücüm" dediği PKK'nın Suriye uzantısı PYD, Türkmenleri göçe zorluyor.

Güvenlik kaynaklarından hazırladığı raporlara göre, PYD son olarak Hammam Turkuman, El Manara ve Zebakiye köylerinde yaşayan yaklaşık 90 aileyi göçe zorladı.

11 Aralık 2015 tarihinde hazırlanan raporda Suriye'ye geri dönen ailelerin de baskı ve zulüme maruz kaldığı belirtildi.

PYD, 23 Haziran ve 13 Temmuz 2015'te de Hammam Turkuman bölgesinde yaşayan yaklaşık 5 bin Türkmen’e baskı yaparak Türkiye’ye göçe zorlamıştı.

Güvenlik Kaynakları tarafından hazırlanan raporda Amerika'nın zaman zaman da Suriye ve Rusya'nın PYD'ye verdiği destek de etnik temizliğe yol açıyor.

Örgütün etnik temizlik girişimleri İnsan Hakları Örgütü tarafından hazırlanan raporlara da yansımıştı. Ulusal Kanal, (15.12.2015)

16.12.2015

ÖRTÜLÜ ÖDENEK”TE YENİ REKOR

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan örtülü ödenekte yeni bir rekor kırıldı. Gizli hizmet giderleri olarak da bilinen örtülü ödenekte Ekim ayında 60 milyon lira civarında olan harcama tutarı Kasım ayında 4 kat artarak yaklaşık 222 milyon liraya yükseldi.

Örtülü ödenek harcamalarında yeni bir rekora imza atıldı. Kasım ayında harcanan örtülü ödenek kat be kat arttı.

Maliye Bakanlığı kasım ayı bütçe gerçekleşme tablolarını yayınladı. O tablolar, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan, yasa gereği nereye harcandığı araştırılamayan örtülü ödenekte ciddi artış olduğunu ortaya koydu.

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’ın 2015’in 11 ayında kullandığı ‘denetim dışı’ paranın toplamı 1.6 milyar lira oldu. Ekim ayında 59 milyon 914 bin lira olan örtülü harcama, kasım ayında tam 4 kat artarak 222 milyon 876 bin liraya yükseldi. Bu aynı zamanda bu yıl içerisinde “örtülü ödenekten” bir ay içerisinde gerçekleştirilen en yüksek ikinci harcama oldu.

Gizli hizmet giderlerinden Temmuz ayında 237.5 milyon lira harcanmıştı. Nereye harcandığı gizli tutulan örtülü ödenekte yaşanan anormal artışların Haziran ve Kasım seçimlerine denk gelmesi dikkat çekti. Ulusal Kanal, (16.12.2015)

YABANCIYA TOPRAK: (İNGİLTERE’DE MÜLKİYET)

Ingiltere'de vatandaslar mulk satin alabilir. aldiklari mulkun topraklari kraliceye aittir. belirli bir sure kullanim hakki anlamina gelen iki cesit mulk satin alma vardir. biri "lease"dir, alinan mulkun ortak (bir apartmanda bir daire sahibi olmak gibi dusunulebilir) veya uzun sureligine kiralama anlamina gelir, bu maksimum 99 yilliktir.

Digeri "freehold" denilen, ortak olmayan veya uzun sureligine baskasindan (ornegin belediyeden) kullanim hakki satin alinmamis olan sahsi kullanim hakki, maksimum 999 yilliktir. yani hic kimse topragi satin alamaz. butun topraklar kraliceye aittir. bu ne anlama geliyor? hicbir guc Ingiliz topraklari uzerinde hakimiyet kuramaz, soz sahibi olamaz. bizim ulkemizde de mulk satin alinirken kullanim hakki insanlara verilebilirdi ama topraklarin mutlak hakimi Turkiye Cumhuriyeti Devleti olmaliydi ya da hicbir gucun topraklari asla ele gecirmesine izin vermeyecek bir yontem bulunmaliydi.

Bunu kralligi savundugum icin yazmadim. Ulkemiz topraklarinin baskalarinin eline gecmesine engel olunmasi icin bir yontem gelistirilmesi için yazdim. (Bir paylaşım), Facebook, (16.12.2015)

YOLSUZLUK, CEMAAT: SORULARI İMAM GETİRDİ BİZ EZBERLETTİK

‘Sınava 20 gün kala, cemaat imamları soruları getiriyor, biz de öğrencilere bunları çözdürüyorduk. İşte imamların getirdiği sorular sınavlarda çıkan sorulardır. Aynı zamanda cemaat evlerine de dağıtılıyordu. Öğrenciler bu soruları ezberliyor ve başarılı oluyordu’

KPSS sorularının sızdırılması iddianamesinde ifadesine yer verilen tanık M.E, 2007-2008’den itibaren lise ve üniversiteye giriş sınavlarında sorulan soruların Gülen cemaatine bağlı Maltepe, Anafen ve FEM dershanelerinde “deneme sınavı” adıyla öğrencilere çözdürüldüğüne dikkati çekti.
M.E. ifadesinde, “Yusuf Rodoplu (eğitim imamı), Cemil Koca (Ankara ve İç Anadolu bölgesi imamı) ve Paşabey Kaya (İç Anadolu dershaneler imamı) sınav sorularını sınavdan önce dershanelere dağıtıyorlardı” dedi.

‘BAŞARI SORU HIRSIZLIĞINDAN’
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 10 Temmuz 2010’da yapılan KPSS sorularının sızdırılmasına ilişkin 230 şüpheli hakkında hazırladığı iddianamede beyanlarına yer verilen tanık M.E, ÖSYM’nin tüm sınav sorularının, kurumdaki Gülen mensuplarınca sınavdan önce “eğitim imamı” Yusuf Rodoplu’ya ulaştırılarak, onun vasıtasıyla 81 ildeki Cemaat dershanelerine dağıtıldığını açıkladı.
Cumhuriyet Savcısı Yücel Erkman’ın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine geçen hafta gönderdiği iddianamede beyanına yer verilen tanıklardan M.E, üniversiteye hazırlanırken Fetullah Gülen ile irtibatlı Yozgat Maltepe Dershanesine devam ettiğini, üniversite yıllarında Gülen bağlantılı ev ve yurtlarda kaldığını, Bursa’da “öğrenci imamlığı ve abiliği” yaptığını anlattı.
M.E. şu beyanda bulundu: “Sınava 20 gün kala öğrencilere denemeler yaptırıyorduk. Normalde denemeler lisanslı, üzerinde dershanelerin logosu bulunan kitapçıklardan oluşur.
Ancak sınava 20 gün kala, cemaat imamları çanta içinde, herhangi bir logo bulunmayan, adi kağıttan oluşan fotokopi soruları getirmekte, biz de dershanede öğrencilere bunları çözdürmekteydik. İşte bu adi kağıttan oluşan imamların çanta içerisinde getirdiği sorular, sınavlarda çıkan sorulardır.
Sınavdan önce elde edilen sınav soruları aynı zamanda cemaat evlerine de dağıtılmaktadır. Öğrenciler bu soruları ezberlemekte ve sınavda da aynı sorular çıktığı için başarılı olmaktadırlar.”

‘ATATÜRK’Ü SEVER GÖRÜNÜN’
2005’te “kendilerinden sorumlu imamın” isteği üzerine polislik mülakatına girdiğini belirten M.E, cemaat üyelerinin listesinin Ankara emniyetinde görevli cemaat üyelerine verildiğini ve sınavda cemaat üyelerinin farklı muameleye tabi tutulduklarına bizzat şahit olduğunu vurguladı. M.E, şöyle devam etti: “Polis kolejleri ve askeri liselere girecek öğrencilerin cemaat bağının ortaya çıkmaması için dershanelere kaydı yapılmazdı.
Bu öğrencilere sınavdan önce sorular test adı altında verilir ve ezberletilirdi. Polis ve askeri liselere cemaatçe çok önem verilir. Ailelere ve çocuklara, ‘Atatürk’ten övgüyle bahsedin. Atatürk’ü sever görünün’ diye tembihleniyordu.”

‘ALLAH ZİHNİMİ AÇTI’
İddianamede ifadesine yer verilen tanık F.N.G ise “Sınava hazırlanırken Arzu D’nin altyapısının olmadığını gördüm. Bu süre içerisinde Sincan’daki Maltepe Dershanesinde 4-5 kez deneme sınavına girdik. İkisinde 54 ve 57 aldığını kesin biliyorum. Sınava 10 gün kala Ankara Kolej civarında bir dershanenin deneme sınavına gireceğini söyledi.”
Sonuçlar açıklandıktan sonra konuştuğu Arzu D’nin 97 aldığını söylediğini bildiren F.N.G, “Nasıl yaptığını sordum. ‘Allah zihnimi açtı, hepsini tıkır tıkır yaptım’ dedi. Bunun üzerine ‘Kopya mı çektin diye?’ sorduğumda, bir şey söylemeden telefonu yüzüme kapattı” ifadesini kullandı. (Aydınlık, (16.12.2015)

17.12.2015

ENERJİ’DE DIŞA BAĞIMLILIĞIN RİSKLERİNİ, YILLARDIR DİLE GETİRİYORUZ’

Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şubesi Başkanı Türker Naslı, enerjide dışa bağımlılığın ne kadar riskli olduğunun, Rusya ile yaşanan son krizde görüldüğünü, bu olaydan ders alarak hızla güneş, rüzgâr, biokütle, dalga, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gerektiğini bildirdi.

Türker Naslı yaptığı açıklamada, sürdürülebilir kalkınma için enerji güvenliğinin son derece önemli olduğunun altını çizdi.

Halen dünya ekonomisinde petrolün temel girdi olmayı sürdürdüğüne işaret eden Naslı, “En stratejik enerji maddeleri olan petrol ve doğal gaz rezervlerinin belli ülkelerde bulunuyor olması, bizim gibi bu kaynaklara sahip olmayan ülkeler açısından dezavantaj yaratıyor” dedi.

Naslı, Türkiye’nin de ekonomisinde temel girdi olan petrol ve doğal gazda neredeyse tamamen dışa bağımlı olduğuna işaret etti ve yıllık 240 milyar doları aşan ithalat faturasının dörtte birini bu ürünlere ödediğine dikkat çekti.

Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olan cari açığın da kaynağında büyük oranda petrol ve gaz ithalatına ödenen dövizin bulunduğunu belirten Naslı, buna karşılık Türkiye’nin petrol ürünlerine alternatif güneş, rüzgâr, biokütle, dalga, hidrolik, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarında büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı.

Naslı, ekonomide yenilenebilir kaynakların payının son yıllarda bir ölçüde artmakla birlikte henüz istenen seviyeye ulaşmadığını kaydetti.

-Rusya krizi ders olsun…

Enerjide dışa bağımlılığın dış politikada ülke aleyhine bir durum yarattığını belirten Naslı, şöyle dedi:

“Enerjide dışa bağımlılığın risklerini, yıllardır dile getiriyoruz. Şimdi Rusya ile Suriye ve Ortadoğu politikaları dolayısıyla yaşadığımız krizde, ülke olarak bu gerçekle yüzleştik. Türkiye, doğalgazda büyük oranda Rusya’ya bağımlı. 2014 verilerine göre yıllık 49,2 milyar metreküp olan doğalgaz ithalatının yaklaşık 27 milyar metreküple yüzde 55’ini Rusya’dan yapıyoruz. Doğal gazı sadece ısınmada kullanmıyoruz, elektrik üretimimizi de büyük ölçüde doğalgazla gerçekleştiriyoruz. Toplam üretimde doğalgazla çalışan santralların payı yüzde 48’dir. Sanayi üretimimizde de doğalgazın önemli bir payı var. Gerilimin tırmanması sürecinde ilk akla gelen ‘Rusya vanaları kapatır mı?’ sorusu oldu. Böyle bir durumda sadece ısınma sorunu yaşamayacağız, elektrik enerjisi ve sanayi üretimimiz de sıkıntıya girecektir.

Görüldüğü gibi enerjide dışa, hele de tek bir ülkeye bağımlılık, dış politikada ülkemizin elini kolunu bağlıyor, ülke bağımsızlığına zarar veriyor. ‘Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır’. Hükümetimiz çok hızlı hareket ederek, Rusya’nın bir gazı kesme ihtimaline karşı alternatif satıcılar geliştirdi. Ancak Rusya ile yaşanan bu krizden ders çıkarmalı, enerjide dışa bağımlılığı hızla azaltacak politikalar izlemeliyiz. Bunun da tek yolu yenilenebilir enerji potansiyelini hızla harekete geçirerek bu kaynakların payını artırmaktır. Yenilenebilir enerjinin payını artırmak, ekonomimizin petrol ve gaza olan ihtiyacını azaltıp cari açığı küçülterek sürdürülebilir büyümeyi garanti ettiği gibi, Türkiye’nin dış politikada da elini güçlendirecektir.”

-“Dünyada da yenilenebilir enerji seferberliği var”…

Öte yandan petrol ve fosil yakıtların tüketimi dolayısıyla atmosfere salınan gazların iklim değişikliğine yol açtığını belirten Naslı, böyle devam etmesi durumunda dünyanın yakın bir gelecekte çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını vurguladı.

Naslı, küresel ısınmayı durdurmak için dünyanın hızla yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiğine işaret ederek, “Zaten bu küresel ısınma sürecinde güneş, rüzgâr, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları, tüm dünyada iklim değişikliği ve çevre sorunlarından kurtulma umudu olmuştur. Tüm dünyada bir yenilenebilir enerji seferberliği yaşanıyor. Gelecek kuşaklara yaşanılabilir bir dünya bırakabilmek için de yenilenebilir enerjiye yönelmek zorundayız” dedi. Reel Piyasalar, (17.12.2015)

18.12.2015

DOLARFED’İN FAİZ KARARI AMERİKA'NIN ÇİN’E KARŞI ALDIĞI BİR ÖNLEM

Amerika Merkez Bankası FED, faizleri 25 puan arttırdı. Peki kararın Türkiye’ye etkisi ne olacak? Eski Sanayi Müdürü Bülent Esinoğlu, dolar kurunun Merkez Bankası’nın yüksek faiz oranları nedeniyle yükselmeyeceğini söyledi. Esinoğlu kararın Çine karşı alınan bir önlem olduğunu belirtti. “Amerika kendi iç dünyasını kurtarmaya yöneliyor” diye konuştu.

ABD Merkez Bankası FED beklenen kararı aldı, faizleri 25 puan artırdı.

Federal Açık Piyasa Komitesi’nin yeni faiz oranları yüzde 0-0,25 aralığından yüzde 0,25-0,5 aralığına yükseldi.
Peki karar Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek? Eski Sanayi Müdürü Bülent Esinoğlu kararın Çin’e karşı alınmış bir önlem olduğunu söyledi. Ulusal Kanal, (18.12.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura