Diğerleri > Sis Çanı
09-01-2014
NELER OLDU 13-18 ARALIK 2013 (Özelleştirme, iç bedhahlar, kaynak kullanımı, bölücülük, ahlak, teknoloji, FED, bölücülük, yolsuzluk, milliyetçilik, yabancı sermaye)

Cihan Dura

9.1.2014


13.12.2013

ÖZELLEŞTİRME: SARIYER'DE BAZI GAYRİMENKULLER ÖZELLEŞECEK

Özelleştirme Yüksek Kurulu, İstanbul Sarıyer'de toplam 158 bin 497 metrekarelik taşınmazı özelleştirecek

Özelleştirme Yüksek Kurulu, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait İstanbul Sarıyer'de toplam 158 bin 497 metrekarelik taşınmazın özelleştirme kapsamına alınmasına karar verdi.

Maliye Hazinesine ait bazı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin kurul kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, Sarıyer İstinye Mahallesi'nde 360 ada, 3 parsel numaralı 53 bin 546 metrekare yüzölçümlü, 360 ada, 64 parsel numaralı 27 bin 980 metrekare yüzölçümlü, 380 ada 17 parsel numaralı 18 bin 166 metrekare yüzölçümlü, 380 ada 18 parsel numaralı 15 bin 485 metrekare yüzölçümlü, 380 ada, 38 parsel numaralı 27 bin 795 metrekare yüzölçümlü, 1352 ada, 7 parsel numaralı 15 bin 525,62 metrekare yüzölçümlü olmak üzere toplam 158 bin 497,62 metrekare yüzölçümlü taşınmazın 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 51. maddesi çerçevesinde özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar verildi.

Söz konusu taşınmazların satış yöntemi ile özelleştirilmeleri ve satışın varlık satışı suretiyle gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar taşınmazların her türlü bakım, onarım ve işletilmesi ile bu taşınmazlardan doğan her türlü yükümlülükler ve işletilmelerinden elde edilecek gelirler Milli Eğitim Bakanlığına bırakılacak.

Özelleştirme işlemleri 2 yıl içerisinde tamamlanacak.

Türkbükü'ndeki taşınmaz satışına onay

Özelleştirme Yüksek Kurulu ayrıca Hazine adına kayıtlı Muğla Bodrum Türkbükü köyü 2117 nolu parseldeki taşınmazın 4 milyon 690 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Sertka Mühendislik Müşavirlik İnşaat Nakliyat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi'ne satılmasına karar verdi.

Şirketin sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, satışın 4 milyon 680 bin liraya Göçyapı İnşaat Maden Enerji Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne, bu şirketin de sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde 4 milyon 670 bin liraya Demircioğlu İki Mermer Oto Alım-Satım İnşaat Taahhüt Turizm Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne satılması kararlaştırıldı. ■ Dünya, (13.12.2013)

IÇ BEDHAHLAR : LA TURQUIE RECONNAIT L'INHUMANITE DES DEPORTATIONS D'ARMENIENS EN 1915

Près d'un siècle après les faits, la Turquie, par la voix de son ministre affaires étrangères, a admis vendredi 13 décembre que les déportations d'Arméniens sous l'empire ottoman étaient « inhumaines ». Lors d'une visite jeudi à Erevan, capitale arménienne, le ministre turc, M. Davutoglu, a exorté son pays à établir une « juste mémoire » de ces faits, que son pays refuse de reconnaître comme un génocide.

« Je considère que cette vague de déportation était absolument une erreur. Ce qu'ils ont fait était (…) un acte inhumain », a assuré M. Davutoglu. Le chef de la diplomatie turque était à Erevan à l'occasion d'une réunion de l'Organisation de coopération économique de la mer Noire (OCEMN). Il s'agit de sa première visite en Arménie depuis l'échec, en 2009, des efforts de normalisation entre les deux pays. Chacune des deux parties accusait l'autre de chercher à réécrire les textes et à poser de nouvelles conditions. Aucun des deux parlements n'avait entériné ces accords.

Entre 1915 et 1917, la communauté arménienne de la Turquie ottomane fut victime de massacres et de déportations massifs. L'Arménie et nombre d'historiens évaluent à 1,5 million le nombre de victimes, et qualifient ces événements de « génocide ». Un terme que récuse catégoriquement le gouvernement islamo-conservateur au pouvoir en Turquie depuis 2002, même s'il a adopté une approche plus conciliante que ses prédécesseurs.

Lire notre analyse : Arménie-Turquie : une réconciliation en suspens, par Guillaume Perrier

« LES REACTIONS DOIVENT ÊTRE NORMALISÉES SANS CONDITIONS »

« Nous n'approuvons en aucun cas les déportations [d'Arméniens] », a souligné jeudi M. Davutoglu, appelant la partie arménienne à faire preuve de souplesse pour avancer dans la voie de la réconciliation. A l'issue d'un entretien bilatéral avec son homologue arménien Edouard Nalbandian, en marge de la réunion de l'OCEMN, M. Davutoglu a plaidé publiquement pour une réconciliation entre les deux pays sur la base d'une « juste mémoire ».

De son côté, M. Nalbandian a répété que « les relations arméno-turques d[evai]ent être normalisées sans conditions ». « Les tentatives de la Turquie pour lier cette question à d'autres ou encore de fixer d'autres conditions sont vaines et dépourvues de toute justification », a-t-il ajouté devant la presse.

Ankara et Erevan s'opposent également sur l'avenir du Nagorny Karabakh, une enclave à majorité arménienne au cœur de l'Azerbaïdjan. Ankara soutient Bakou dans cette dispute territoriale, à l'origine d'un conflit sanglant entre les deux pays au début des années 1990, et a fermé sa frontière avec l'Arménie depuis 1993. ■ Le Monde, (13.12.2013)

 

ÇEVRE, KAYNAK KULLANIMI: VATAN KURTULDU

Çanakkale Kazdağları bölgesinde çalışan maden şirketleri yargıya takıldı. Mahkeme, ÇED raporu için yürütmeyi durdurdu

Çevrecilerin Kazdağları bölgesinde yapılan altın arama çalışmalarına karşı yıllardır sürdürdüğü direnişe rağmen sondaj çalışmalarını tamamlayarak işletmeye geçmeye hazırlanan şirketlere yargı ‘dur’ dedi.

Çanakkale Çevre Platformu öncülüğünde 2012 ile bu yıl başında ÇED raporunun yeterli teftiş ve inceleme yapılmadan verildiği ve aynı zamanda çalışmaların bir bütünlük içinde incelenmesi gerektiği belirtilerek 4 maden şirketine ait 6 ayrı işletme için Çanakkale İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Mahkeme, ÇED raporlarına ilişkin bilirkişinin verdiği olumlu raporları yerinde bulmayarak, davacıların öne sürdüğü itirazları haklı gördü. Mahkeme Başkanı Orhan Çıldıroğlu’nun aleyhte oyuna rağmen, diğer 2 üye yürütmeyi durdurma yönünde oy kullandı.

Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Ziraat Yüksek Mühendisi Hicri Nalbant, Çanakkale İdare Mahkemesi’nin 20 Kasım’da aldığı yürütmeyi durdurma kararının kendilerine yeni tebliğ edildiğini belirterek, “Bu şirketler bugüne kadar işletmeye geçebilmek için Gayrı Sıhhi Müessese Ruhsatı alamamışlardı. Bu karardan sonra da işletme ruhsatları almaları çok zor. Hava, su, ağaçlar ve kuşlar adına çok olumlu bir karar diye yorumluyoruz” dedi.

Yürütmenin durdurulması kararı verilen 6 işletme, Lapseki İlçesi Kocabaşlar ve Bayramiç İlçesi Kuşçayırı Köyü, Çan ilçesi Söğütalan Köyü Ağı Dağı ve Çan ilçesi Kızılelma Köyü ile Çamyurt, merkez Kirazlı ile Bayramiç Muratlar Köyü’nde çalışmaları devam eden işletmeler. ■ Taraf, (13.12.2013)

 

14.12.2013

ÇEVRE, KAYNAK KULLANIMI: İŞGALCİ 700 OTEL VE TESİSE YIKIM KARARI

Çevre Bakanlığı kıyılarda ‘işgalci’ 700 otel ve tesis tespit etti. Bakan Bayraktar, ‘Yıkıma başlıyoruz” dedi.

ÇEVRE ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Meclis’te gazetecilerle yaptığı sohbette kıyı şeritlerini işgal eden, tesis, bina ve işletmelerin tespiti ve yıkım işlemleri ile ilgili çalışmalar hakkında bilgi verdi. Başbakan Erdoğan’ın Bodrum koylarında yaptığı denetimin hemen ardından başlatılan çalışmalar sonrasında, Bodrum’da Cennet Koyu, Güvercinlik ve Torba bölgesinde 368 kaçak binanın mühürlendiğini belirten Bakan Bayraktar, mühürlenen yapılardan “kıyı işgali” tespit edilen 33’ünün yıkılacağını söyledi. Bakan Bayraktar, Bodrum’da yıkım kararı verilen 33 yapı ile birlikte çeşitli bölgelerdeki yaklaşık 700 yapının da, “kıyı işgali” gerekçesiyle yıkımının gerçekleştirileceğini söyledi. ■Çınar COŞKUNSERÇE, Akşam, (14.12.2013)

BÖLÜCÜLÜK: BAKAN YILMAZ "KÜRDİSTAN" HARİTASINI CİDDİYE ALMADI

MİLLİ Savunma Bakanı İsmet Yılmaz Kuzey Irak'ta Barzani'ye yakın yayın yapan Rudaw TV'nin metoroloji haberlerinde Türkiye'den 7 ili 'Kürdistan' sınırları içinde göstermesine tepki göstererek, "Bunu ciddiye alınacak bir husus olarak görmüyorum" dedi.

Kuzey Irak'ta Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'ye yakın yayın yapan Rudaw TV'nin metoroloji haberlerinde Türkiye'den yedi ili 'Kürdistan sınırları' içinde göstermesiyle ilgili konuşan bakan Yılmaz, şöyle dedi:

"Herkes her istediğini söyleyebilir ama bunu söylerken de söylediğinin arkasında durabilmesi lazım. O yapıların bu söylediğinin arkasında durabileceğine inanan kimse var mı? Yok. Yapamayacağı bir şeyin arkasında duramayacağı bir şeyin kişilerin söylememesi lazım. Dolayısıyla biz söylenmemesi gerekirdi diye düşünüyoruz. O söyledi tamam bizim de ciddiye almamamız gerekiyor. Özü de bu. Ciddiye aldığımız sürece o yapmış olduğu şeyin doğru olduğunu düşünür. Biz ciddiye almazsak bu söz kendi yaptığı ile kalır. Lafı sahibi çoğaltır derler. Bizim şimdi bu şeyi konuşmakla hatta ona cevap vermekle hatta ona ilave bir de önem akdediyoruz. Dolayısıyla ciddiye almazsanız ciddi görülecek bir husus değildir. Kendi kabuğunda, kendi çevresinde kalır diye düşünüyorum. Daha önceleri bunu Türkiye'de çok yaptılar. Hatay'ı Suriye göstermişlerdir. İstanbul'u bir başka yer göstermişlerdir. Herkesin kendince bir kızıl elması, bir hedefi vardır. Ama bunu yapabilmek için bu sözün arkasında durabilmek gerekir. Biz Türkiye olarak kendi topraklarımızdan hariç hiç kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok. Bunun için biz yurtta barış dünyada barış istiyoruz. Bunu da samimi olarak söylüyoruz. Bu coğrafyanın da en güçlü devletiyiz. Dolayısıyla biz komşularımızın da barışçıl, dost, kardeşçe yaklaşım göstermesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yapılanlar dostluğa, kardeşliğe yakışır mı. Uygun olur mu. Hadi o kendisi yapıyor; ama dışarıda ne algılanır diye düşünmesi lazım ve ona göre davranması lazım. Ben bunu ciddiye alınacak bir husus olarak görmüyorum." ■Cumhuriyet, (14.12.2013)

BÖLÜCÜLÜK: KÜRTÇE TİCARET DİLİ OLUYOR

KDGM’nin önerdiği ticari işlemlerde yerel dillere izin verilmesi kabul görürse tüm işletmeler yerel dilleri kullanabilecek. Böylece bankalar vatandaşlarla sözleşmelerini, şirketler devletle yazışmalarını Kürtçe yapabilecek, kayıtlar Kürtçe tutabilecek.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’ndan (KDGM) sürdürülen çözüm sürecine ilişkin başka bir öneri daha gündeme getirildi. KDGM hükümete, ticari işletmelerde yerel dillerin kullanılmasına izin verilmesini önerdi. Böylece ticari işletmeler yazışmalarını Kürtçe yapabilecek. Star'dan Tahir Alperen'in haberine göre, müsteşarlık tarafından hazırlanan raporda, Kürt sorunun çözümü için tavsiye edilen öneriler listesi yer aldı. Buna göre yapılacak yasal düzenlemeye de değinildi ve Kürtçe’nin yazışma, sözleşme ve şirket defterlerinde kullanılabilmesi için İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un 1. maddesi değiştirilmesi tavsiye edildi.
KGDM tarafından yapılan teklife göre, bankalar ve diğer tüm ticari kurumların Türkçe dışındaki yerel dilleri kullanabilmesinin önünün açılması öngörülüyor. Hükümetin, kendisine sunulan teklifi Meclis’ten geçirmesi durumunda bankalarla vatandaş arasındaki tüm işlemler Kürtçe yapılabilecek. ■Cumhuriyet, (14.12.2013)

 

15.12.2013 

FED, KRİZ, EKONOMİ: BALON PATLAMAK ÜZERE

ABD 40 yıldan fazla bir zaman önce “Doları Altın Standardına Bağlama” şartını, aldığı tek taraflı bir kararla kaldırmıştı. O günden bu yana, karşılığı tartışmalı para ve sermaye piyasası araçlarına yani “aşırı finansallaşmaya” dayalı bir sistem “yasal kılıf” adı altında sürdürülmektedir.
Fakat son zamanlarda yaşananlar, bu sistemin gittikçe “Saadet Zincirine” benzediğini ve “altın dışındaki” varlık balonlarının patlamak üzere olduğunu aklı başında insanlara acı-acı hatırlatıyor.

ABD Merkez Bankası(FED), krizi atlatmak için her defasında parasal genişleme stratejisini geliştirip, miktarı arttırma yoluna giderek, varlık balonlarında var olan şişmeyi daha da büyüterek kısır bir döngü yaratmaktadır.
Böylesi korkunç bir balon söz konusuyken krizden çekinen FED, varlık alımlarını azaltmayacaktır.
Olası bir kriz patlamasının mevcut sistemi paramparça edeceğinden korkan FED, varlık alımlarını daha da arttıracaktır
. Ama bu tutum, sonuçta yaşanacak kaçınılmaz patlamanın çok büyük varlık kayıplarına yol açmasını, özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki varlık kaybının daha da büyük olacağı gerçeğini değiştirmeyecektir.

FED’ in kriz öncesi 800 Milyar Dolar düzeyinde olan bilançosu, son 4 yılda 5 misli artmıştır! Tüm dünyadaki toplam likidite 66 Trilyon ABD Dolarını geçti.
Son bir yılda artış 3 Trilyon Dolar oldu.
Dünyadaki tüm ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılaları(GSYİH) toplamı 70 Trilyon Dolar civarındadır. Fakat tüm dünyadaki mali varlıkların toplam değeri
600 Trilyon Dolara ulaşmaktadır.
70 Trilyon Dolara karşı, 600 Trilyon Dolar! İŞTE PATLAYACAK BALON BUDUR!

FED’ in “Tahvil alımlarını azaltacağım” diye açıklama yapmasındaki sebep;
Bu işin, karşılıksız para basarak daha uzun süre devam ettirilemeyeceğinin, balonun patlama noktasına gelmek üzere olduğunun farkında olmasındandır
.
Yapılan, toplumdaki olumlu beklentiyi canlı tutmaya çalışmak, topluma moral vermek ve bu moralle zaman kazanmaktır.

Türkiye gibi, borç parayla ödünç yaşayan ülkeler açısından durum daha da kötüdür.
Başbakan Erdoğan’a bakarsanız her şey dört-dörtlük gidiyor. Erdoğan’ın ekonomi kurmayları, kendilerini başarılı göstermek uğruna hep aynı rakamları yazıp, Erdoğan’ın camına koyup ona okutuyorlar!
Hâlbuki durum hiç de öyle değil.
Türkiye bu güne kadar sürekli borçlanarak geldi. Devletimiz borçlandığı gibi, insanlarımız da borçlandılar. Kredi kart limitlerini arttırarak, borca takla attırarak, yeni kredi kartları alarak, bilezik satarak bu güne kadar idare etti insanlarımız!

AKP Hükümeti sürekli olarak “Büyüdük” diyor.
Doğru, 2002’ den önceye göre, daha düşük oranda olsa da bir miktar büyüdük.
Bir çocuğu sağlıklı beslemeseniz bile, o da kendi kendine büyüyecektir. Fakat o büyüme sağlıklı bir büyüme değildir, hastalıklı-sakat bir büyümedir!
Erdoğan’a anlatamadığımız gerçek budur;
Büyüdük ama üreterek değil, borçlanarak, henüz kazanılmamış gelirler üzerinden büyüdük. İthalata dayalı olarak büyüdük. Cari açığı katlayarak, cari açıkta dünya rekoru kırarak büyüdük!
AKP iktidara geldiğinde sadece 4,3 Milyar TL olan bireysel Kredi tutarı şimdi
92 Milyar TL’ ye ulaştı, yani tam 22 kat arttı.

Sözün özü, hepimiz aynı gemideyiz. Bu gidiş te iyi bir gidiş değil. Balon patlayınca, olan herkese olacak. Ama en fazla sıkıntıyı yine dar gelirliler-emekliler-çalışanlar-gençler çekecek.
Muhalefet partileri ve AKP’ye yağ çekmekten başka iş yapmayan medya, bu gerçekleri niçin görmezler, niçin topluma doğruları aktarıp, olası zararı en aza indirmek için gayret etmezler?

Erdoğan bunları bu kadar mı korkuttu, yoksa bunlar cami avlusuna bırakılan çocuklar gibi sağlıksız mı büyüdüler? ■Rıfat Serdaroğlu, http://rifatserdaroglu.com, (15.12.2013)

 

AHLAK: '40 BİN KADIN GENELEV KAPISINDA BEKLİYOR'

CHP Çorum Milletvekili Tufan Köse'den çarpıcı iddia.

CHP Çorum Milletvekili Tufan Köse, fuhuş sektörünün AKP döneminde zirveye ulaştığını iddia ederek, “40 bin tane kadın da vesika alabilmek için genelevlerin kapısında bekliyormuş” dedi.

CHP Çorum Milletvekili Tufan Köse, Meclis Genel Kurulu’nda Türkiye İstatistik Kurumu'nun bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, “Ekonomide pembe tablolar çizmek, rakamlara takla attırmak gittikçe artan fuhuş sektörünün AKP döneminde ulaştığı zirveyi gizlemeye maalesef yetmiyor” diyerek şöyle devam etti: 

“Bu iktidar bir destan daha yazmış. Tarihe geçecekler. Başbakanlık İnsan Hakları Kurulunun 2010 yılında yaptığı -rakamlar 2010 yılına ait- bir araştırma var. 2002'de Türkiye'deki hayat kadını sayısı 25 bin. Bugün, yani bugün değil, 2010'da bu rakam 100 bini geçmiş. 40 bin tane kadın da vesika alabilmek için genelevlerin kapısında bekliyormuş. 40 bin tane kadın. Bunlar da resmî veriler. Bu rakamlar devletin telaffuz ettiği rakamlar. Ekonomi bozuldukça hayat kadını sayısı da maalesef artmış. 

Dindar ve muhafazakâr bir partisiniz. Bu dehşet verici tablo üzerinde hiç düşünmeniz gerekmiyor mu? Osmanlının çöküş döneminde de ekonominin bozulmasıyla beraber fuhşun yaygınlaşması eşzamanlıdır.” ■Cumhuriyet, (15.12.2013)

 

16.12.2013 

TEKNOLOJI: ONLINE ALIŞVERIŞ SITELERI SAYESINDE AVRUPA’NIN MARKA ÇÖPLÜĞÜ OLDUK

Sadece tekstilde 3 milyar dolara dayanan taklit ekonomisinde artık en büyük mecra internet... Avukat Vehbi Kahveci, e-ticaretteki ‘çakmacılara’ ve 10 sene öncesinin ürününü ‘yeni’ diye satanlara karşı tüketiciyi uyarıyor.

Avukat Vehbi Kahveci’nin verdiği bilgilere göre Türkiye taklitle mücadele konusunda ciddi mesafe katetse de henüz taklit mal satan e-ticaret sitelerinin önüne geçilemedi. Özellikle dükkan konseptiyle satış yapan sitelerde kontrolü sağlamak çok zor. Taklit satıldığı tespit edilse de o dükkan kapanıp, başka isimle bir yenisi açılıyor. Son noktada mağdur olan da yine tüketici oluyor.

‘YENİ SEZONMUŞ’ GİBİ SATILIYOR

İnternet siteleriyle ilgili bir diğer sıkıntı da yıllar öncesinin satılmayan marka mallarının Avrupa’dan toplanıp, Türkiye’de ‘yeni sezon’ gibi satılması. Kahveci, bu ‘uyanık girişimciler’ sayesinde Türk internet sitelerinin Avrupa’nın marka çöplüğüne döndüğünü söylüyor.
Tescilli Markalar Derneği’nin eski avukatı, taklit konusunda uzmanlaşan Avukat Vehbi Kahveci ile taklitle mücadelede gelinen son noktayı konuştuk.

- Türkiye’nin marka kavramıyla tanışması çok yeni. Nasıl bir evrim geçirdi Türkiye’de marka?
Son 15 yılda ciddi şekilde markalaşma hareketi başladı. Yabancı markaların hangi yolları izlediğine bakılarak ders almaya çalışıldı. Toplum marka değerinin önemini öğrendi. Türkiye bir ürünü paketleyip, daha yüksek fiyata satmayı öğrendi. Kalite itibariyle de iyiyi yakalayabildiği için sorun olmadı ama dünyada marka olmuş ürünler arasına girmek problem oldu. Bu da taklit piyasasının oluşmasına yol açtı.

YABANCILAR ÜRETİME YANAŞMAZDI
- Taklit piyasasının oluşmasının etkileri ne oldu?
Taklitin geldiği boyutun en önemli aşaması Türkiye’de üretim yapmak isteyen yabancılar, bundan çekinir hale geldi. Ürünlerinin taklit piyasasına gireceğinden çekindiler. Çünkü Türkiye Avrupa ile Ortadoğu arasında tam bir geçiş noktası. Ne zaman ki taklitle mücadele ciddi bir boyuta ulaştı markalar tekrar Türkiye’de üretim yapmaya döndüler.

- Şu anda durum ne peki?
Amatör taklitçiler piyasadan çekildi. Piyasadakiler çok profesyonel. Emniyet, Genel Müdürlüğü sırf bu işle iştigal eden bir birim oluşturdu. Adalet mekanizması bu konuda ihtisas mahkemeleri oluşturdu. Tabii bazı kanalların bu işlerden çok büyük paralar kazandığı görüldü. Tekstilde taklit piyasasanıın büyüklüğünün 3 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra parfüm, otomotiv, aksesuarda da çok ciddi rakamlar dönüyor.

AMERİKA'DAKİ OUTLET'TE BİLE BULAMAZSINIZ!
- İnternetteki ürünün taklit mi orijinal mi olduğunu nasıl anlarız?

Sitelerde taklit de orijinal de satılıyor. 100 birimlik bir ürün 20 birime satılıyorsa, bu büyük ihtimalle yatık mal dediğimiz çok eski dönemden kalma, bütün dünyadan toplanmış defolu mal ya da taklit mal olabilir. Amerika’da Outlet’te bile satılmayan ürün, burada internette yeni sezon gibi satılabiliyor.Dolayısıyla Türkiye de Avrupa’nın çöplüğü haline geliyor. Tabii aynı zamanda buradaki marka temsilcisinin de hakkı yeniyor. Yıllarca uğraşıp yarattığı pazardan, bir başkası hiçbir emek ya da para harcamadan gelip pay alıyor.

PANTOLON İSTEDİM KUTUDAN BİR ÇİFT ÇORAP ÇIKTI
- İnternetten pantolon ısmarladım, çorap geldi, birşey yapamaz mıyım?

Bu bir dolandırıcılık. Aynı firmanın bunu birden fazla kişiye yapıp yapmadığına bakmak lazım. Aksi takdirde bunun ispatı çok zor. Kargo şirketlerine düzenleme şart.

- Bu anlamda açılan çok dava var.
Ama ispatta sıkıntı yaşanıyor. Düzgün çalışan internet siteleri var. Ama tüketicileri mağdur eden çok site de var. Aslında bu sitelerle mücadeleyi düzgün internet şirketlerinin vermesi gerekiyor.

ÇİN MALI TAKLİT ÇÜRÜYOR, BİZİMKİLER ORJİNALİNİN AYNISI!
- Çin bu konuda almış başını gitmiş... Çin’den sonra ikinci taklit pazarı Türkiye mi?

Hayır, böyle değil. Çünkü Türkiye ciddi yakalama yapıyor. Ama Türkiye’deki taklit çok kaliteli. Çin’le kıyaslanamaz bile. Çin’den getirilip Türkiye’de satılanlar bir müddet sonra kokan, bozulan, çürüyen ürünler olduğunu görüyoruz. Halbuki Türkiye’deki ürünler orjinalin neredeyse aynısı. Çünkü burada işçilik çok kaliteli, hammeddeye ulaşmak kolay.

- Taklit davaları çok mu peki?
Ciddi artış var. Şu anda 10 binler civarında açılmış dava olduğunu söylemem yanlış olmaz.

TÜRKİYE'DE EN FAZLA SAHTE ÇANTA RAĞBET GÖRÜYOR
- Sahtecilikteki en rağbet gören ürün ne?

wHangi marka sosyal statü sembolüyse en çok onun taklidi üretiliyor. Pazarda bir çanta 1500 TL’ye verilebiliyor. Aynı çanta mağazada 2500 TL. Bu da ayrı psikoloji. Çünkü kişi mağazaya girmeye çekiniyor Türkiye’de en çok taklidi yapılan ürün tişört. Çünkü yapımı ve piyasaya sürümü çok kolay. Ama en büyük ekonomi çantada dönüyor. Saat pazarının da bu kadar büyük olduğunu yeni öğrendik. Marka konusuna gelince hangi marka statü sembolüyse en çok o taklit ediliyor diyebilirim.

İSPAT ETMEK ZOR, PAKETİ NOTER HUZURUNDA AÇTIRMANIZ GEREKİYOR
- Taklitin en etkili olduğu mecra ne?

Şu anda en büyük problem internet üzerinden yapılan taklit satışları. Dünya çapında büyük siteler aleyhine açılmış davalar var. Kargo şirketleri de ürünü açmadan teslim etmek zorunda. Ürünün açılınca delil özelliği ortadan kayboluyor. Dolayısıyla ‘bu taklit ya da bu benim istediğim değil’ dediğinizde yapılacak bir şey yok. Çünkü ürünün kargo şirketinin getirdiği ürün olduğunu ispat etmeniz için o paket noterce açılmış olması gerekiyor. ŞENAY BÜYÜKKÖŞDERE, Akşam, (16.12.2013)

FED: BORSA’DA YABANCI TUZAĞI

Amerikan Merkez Bankası FED’in ocak ayı içerisinde parasal genişlemeden çıkması bekleniyor.
Bu beklenti geçen hafta aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bütün gelişmekte olan piyasalarda gerginlik yarattı. Bu ülkelerin para birimleri dolar karşısında değer yitirdi. Bu hafta FED’in toplantısından önce Amerikalı ve İngiliz fonlar bu ülkeleri yavaş yavaş terk ediyorlar.
Doğal olarak parasal genişlemeden çıkış, bizim gibi ülkelerde dövizin daha da değerlenmesine neden olacak.
Geçen hafta gelişmekte olan piyasaların borsalarından yaklaşık 2 milyar dolar çıktı. Bu paranın yerel para biriminden dolara çevrilmesi nedeniyle döviz değer kazandı.
Yatırımcıların GOP’tan kaçmasının başlıca nedeni FED’in Aralık veya Ocak ayında varlık alımlarını kısacak olması. UBS 2014 döviz raporunda bu durumda GOP dövizlerinin dolara karşı değer yitireceğini öngördü.
Gelişmekte Olan Ülkeler’de büyümenin bir türlü toparlanamaması ve reformları ciddiye alan Çin ve Meksika dışında cazip bir yatırım hikayesi bulunmaması ciddi sorun yaratıyor. 2014 için GOP Hisse Endeksi’nde prim beklentisi %10-15 arasında, fakat dolar ve ABD tahvilinde oynaklığın artacak olması, bu seviyelerden fonların pozisyon almasını riskli kılıyor.
ABD’de Kongre’nin 2 yıllık bütçe uzlaşması da FED Başkanı Bernanke’nin QE’den çıkışı ilan edeceği endişesini yeniden hortlattı. Aralık’ta QE’den çıkış beklenmiyor, fakat Ocak ayı için beklenti iyice yükseldi. FED’in “elini göstermesi” halinde, gelişmekte olan piyasalarda satışlar hızlanabilir.


Garip raporlar Türkiye’ye
Cuma günü Türk piyasaları için oldukça ilginç bir gelişme oldu.
Son iki haftadır kan kaybeden borsa Cuma günü yükseldi. Bu yükselişte yabancı yatırım bankalarının raporları etkili oldu. Goldman Sachs, Merrill Lynch ve Barclays’s Capital, Borsa İstanbul için prim potansiyeli yüksek raporu yazdılar.
İşin ilginç yanı da zaten burada. Daha bir kaç hafta öncesine kadar Türkiye ile ilgili karamsar ve kâbus dolu raporlar yazan yatırım bankaları bir anda ülkemizle ilgili iyimser tablo çizmeye başladılar. 2014 yılında iki seçimin olacak olması, cari açık, tehlike boyutuna ulaşan krediler yatırım bankaları için bulunmaz bir gerekçeydi. Şimdi tüm bu sorunlar çözülmüş gibi bir anda Goldman Sachs, Merrill Lynch ve Barclays’s Capital Türkiye ile ilgili olumlu görüş bildirdiler.
Örneğin Merrill Lynch analisti Michael Harris, daha bir süre öncesine kadar Türkiye için 2014 yılının sıkıntılı geçeceğine yönelik rapor yazmıştı. Bu kurum şimdi Türk borsasında banka hisselerini öneriyor.


Borsa yükseldi
Yabancı yatırım bankalarının bu raporlarıyla borsa Cuma günü oldukça sert bir yükseliş kaydetti. Borsada yabancılar daha henüz bu raporlara kanıp hisse almaya gelmedi ama yerli yatırımcılar uyanıklık edip(?) herkesten önce banka hisselerini aldılar.
İş Bankası, Garanti Bankası ve Halk Bankası takasları incelendiğinde bu hisselerin yüzde 70’e yakınının yine yabancının elinde olduğunu
görüyoruz.


Tuzak mı?
Yabancıların bir anda kötümser bakış açısından iyimserliğe dönüşmesi doğrusunu isterseniz benim biraz kafamı karıştırdı. Çünkü borsanın eski kurtlarının şöyle bir düşünceleri vardı:
“Yabancı eğer al diyorsa mutlaka satacaktır!”
Türkiye ile ilgili olumlu rapor yazan bu yatırım bankalarının iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli mi bilmemiz imkansız ama bilinen bir gerçek var ki, FED beklentisi ve ortada olumsuz onca ekonomik veri var iken böylesine raporların çıkması kafa karıştırıyor.
Nitekim 15 mayısda Türkiye’nin kredi notunun artmasından hemen sonra piyasalara sert yabancı satışının gelmesi ve doların 1.65 liradan 2 liraya kadar yükselmesi unutulacak bir olay değil. ■Remzi Özdemir, Yeniçağ, (16.12.2013)

İŞSİZLİK YÜZDE 10’A YAKLAŞTI

TÜİK verilerine göre, eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre işsizlik oranı 0,8 puanlık artış ile yüzde 9,9 seviyesinde gerçekleşti.

Türkiye genelinde işsizlik, bu yılın eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre 0,8 puanlık artışla yüzde 9,9 oldu. İşsiz sayısı 2013 yılı eylül döneminde geçen yılın aynı ayına göre 292 bin kişi artarak 2 milyon 831 bin kişiye yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Hanehalkı İşgücü İstatistikleri, ''2013 Eylül Dönemi Sonuçları''na göre, işsizlik oranı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre 0,8 puanlık artışla yüzde 9,9 olarak gerçekleşti. Bu yıl ağustosta işsizlik oranı yüzde 9,8 olmuştu.

İşsiz sayısı eylülde, geçen yılın aynı ayına göre 292 bin kişi artışla 2 milyon 831 bin kişiye yükseldi. Eylülde istihdam ise geçen yılın aynı ayına göre 336 bin kişi artışla 25 milyon 808 bin kişiye ulaştı.

İşgücüne katılma oranı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre 0,3 puan artışla yüzde 51,3 olarak gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı, aynı dönemde 0,7 puanlık artışla yüzde 12,3, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise 1,4 puanlık artışla yüzde 19,4'e çıktı. ■Cumhuriyet, (16.12.2013)

 

 

 

17.12.2013

MEDYA: PENGUEN YAYINLAYAN KANALLAR YİNE SESSİZ

Sabah saatlerinde başlayan yolsuzluk operasyonunu, hükümete yakın gazete ve televizyonlar görmezden geldi.

Gezi eylemlerinde, polisle göstericilerin çatışmalarını ekrana taşımak yerine penguen belgeseli yayınlayan CNN Türk ve NTV gibi kanallar bir bir ortaya çıkmıştı. Benzeri bir durum ise bugün yapılan yolsuzluk operasyonuyla ortaya çıktı.

GÖRMEZDEN GELDİLER


Hükümete yakın televizyon kanalları ve internet siteleri 3 bakanın oğlunun da aralarında bulunduğu 22 ismin yolsuzluk iddiası ile gözaltına alınmasını haberlerine yansıtmadı.

İSİM BİLE VEREMEDİLER


Kimisi 28 Şubat Davası'nı, kimisi ise dün akşam saatlerinde AK Parti'den istifa ettiğini açıklayan Hakan Şükür haberinin ayrıntılarını gündeme alırken, sabah erken saatlerde başlayan ve Türkiye'yi sallayan gözaltı haberlerini görmezden geldi. Haberi görenlerden NTV gibi bazı kanallar ise, özellikle bakanların oğulları ve Fatih Belediye Başkanı'nın gözaltına alınmasını "isim vermeden" habere taşıdı.

İŞTE O KANALLAR

Bu kanallar arasında, 24 TV, Sabah'ın internet sitesi ve ATV'ye bağlı A Haber kanalı, NTV ve ntvmsnbc.com, Sky Türk yer aldı.

PENGUEN YAYINLANMIŞTI

Gezi eylemleri sırasında CNN Türk, Taksim Meydanı savaş alanına dönmesine rağmen belgesel yayınlamış ve uzun süren bir "penguen" tartışmasına da zemin hazırlamıştı. Gezi olayları sırasında sıkça kullanılan "penguen" geyiği bu kez de hükümete yakın internet siteleri ve tv kanalları üzerine yapıldı. ■Cumhuriyet, (17.12.2013)

YOLSUZLUK: TÜRKİYE RÜŞVETTE AVRUPA BİRİNCİSİ

Dünya ekonomisinin ihracatta en büyük payına sahip 28 ülkeden şirketlerin ülke dışında iş yaparken rüşvet verme eğilimlerinin incelendiği endekste Türkiye, Avrupa sonuncusu.

2013 yılı Küresel Yolsuzluk Barometresine göre Türkiye’de gerçekleştirilen ankete katılanların yüzde 55’i son üç yılda yolsuzluğun ülke genelinde arttığını düşünüyor.

Ankete katılanların yüzde 21’i, yani her beş kişiden biri 8 kamu hizmetinin en az birinde kamu kurumlarına rüşvet verdiğini belirtiyor.

Ülkelerin yolsuzluk algı riskine dayalı olarak oluşturulan gruplamalarda Türkiye Rwanda ve Morityus’un ardında Malezya ile birlikte 53. sırada yer alıyor. Endeksin ilk sıralarında önceki yıllarda olduğu gibi Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya, İsveç, Norveç, Singapur ve İsviçre yer alıyor. En son sıralarda ise Afganistan, Kuzey Kore ve Somali bulunuyor.
Raporda şu ifadelere yer veriliyor: “Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün dünya çapında yürüttüğü kamuoyu yoklamaları, uzman görüşleri ve uluslararası alanda önemli araştırma raporlarına dayanarak hazırladığı raporlar dünya genelinde yolsuzluğun milyonlarca insanı etkileyen bir sorun olmaya devam ettiğini gösteriyor. Küresel Yolsuzluk Barometresi, Rüvet Verenler Endeksi, Yolsuzluk Algı Endeksi gibi pek çok çalışmada değerlendirilen Türkiye için de sonuçlar yolsuzluğun hala ülkenin en önemli problemlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.”

‘SORUN OLARAK GÖRÜLMÜYOR’

Devlet-savunma alanında yolsuzlukla mücadele endeksinde ise küresel askeri harcamaların yüzde 94’ünü oluşturan 82 ülkenin Savunma Bakanlıkları ve Silahlı Kuvvetleri mercek altına alınıyor. Ülkelerin A bandından F’ye doğru sıralandığı endekste, Türkiye D- bandında (alt ile orta derece arasında), incelenen ülkelerin yarısının gerisinde kalıyor.
“Yolsuzluğu stratejik bir sorun olarak gören askeri bir doktrinin yokluğu, denetimin ve gözetimin sınırlanması, yolsuzlukları ifşa eden çalışanları korumak ya da teşvik etmek için yasal düzenlemelerin bulunmaması” raporda değinilen temel problemleri oluşturuyor.

YOLSUZLUK PUANI: F

Savunma sanayi şirketleri yolsuzlukla mücadele endeksinde Türkiye’den Aselsan ve Otokar yer alıyor. Şeffaflık derecelendirmesinde şirketlerin A bandından F’ye doğru sıralandığı endekste, Aselsan E bandında yer alırken, Otokar ise F bandında kalıyor.

Aselsan iç bilgi paylaşımı talebini kabul etse de geciktiği için bu konuda değerlendirme yapılamadığı da raporda ayrıca belirtiliyor.
2013 yılı OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi İlerleme Raporunda, Türkiye sözleşmeyi çok az uyguladığı ya da hiç uygulamadığı belirtilen ülkeler grubunda yer alıyor. Evrensel, (17.12.2013)

MİLLİYETÇİLİK, TÜRK: EN MELEZ MİLLET: TÜRKLER

İlk ırk sınıflandırmasını Alman bilim adamı Johann Friedrich Blumenbahc (1752-1840) yaptı ve kafatası ölçümlerine göre insan türünü Kafkasyalı, Moğol, Etiyopyalı, Amerika Yerlisi ve Malayalı diye beş gruba ayırdı. İsveçli biyolog Carolus Linnaeus (1707-78) ise deri rengine dayanarak dört değişik ırk tanımladı.

Daha sonra Fransız etnoloj uzmanı Joseph-Arthur Gobineau (1816-82) ve İngiliz kökenli Alman siyaset bilimci H. S. Chamberlain (1855-1927), ırklar arasındaki sınıflandırmayı biraz daha derinleştirerek, beyaz ırkın üstünlüğü kanıtlamaya çalışan teoriler ürettiler.

Kuşkusuz ırk kuramları ilgili ülkelerin siyasi ihtiyaçlarıyla ilgiliydi ve sömürge peşindeki bu ülkeler, kendi ırklarının sömürdükleri halklardan üstün olduğuna inandırmak istiyordu.

Melezlik saflıktan üstündür

Oysa mevcut bilim ortaya koymaktadır ki, biyolojik ve genetik açıdan bakıldığında, saflık değil, tersine melezlik bir üstünlük sağlamaktadır. Baskın genler, çekinik genlere üstün gelmekte ve her yeni nesil çekinik genlerden adım adım kurtulmaktadır.

İlle bir üstünlük aranacaksa, sadece biyolojik açıdan değil, tarihsel açıdan ve sosyolojik bakımdan da melezlik daha üstündür. Melez toplumlar daha barışçıdır, sürekli kaynaşmış olmaları daha hoşgörülü bir topluma neden olur vs.

Uzatmayalım ve “Türk ırkı var mı” sorusuna kocaman bir hayır yanıtı verelim. Hatta daha da ileri giderek belirtelim ki, dünyada ilk özelliklerine en uzak insanlar Türklerdir.

Türklerde çok çeşitlilik

Bakın ilginç bir gözlemimi sizinle paylaşayım. 2010 yılında Gemi Mühendisi olarak zaman zaman Almanya’nın en kuzeyindeki Rendburg şehrine, Lürssen Tersanesi’ne gidiyordum. Öğlen yemeği sırasında tersane işçilerini izlerdim. Almanlar üç aşağı beş yukarı birbirine benzeyen insanlardı. İçlerinde farklı fiziksel özellik gösterenler oldukça azdı.

Oysa Türkler için böyle bir benzerlik kesinlikle mümkün değildi. Çeşit çeşit kafataslı, renkli, uzunu kısası, yani birbirine benzemeyen insanlardı Türkler… Hatta Yunan işçilerden ayırt etmek neredeyse imkânsızdı.

Kuşkusuz bu normaldi, çünkü Türk kavimleri, dünyanın en çok kaynaşan kavmiydi… Göçlerle başlayan ve devlet kurma geleneğine dönüşen özellikler, bu kaynaşmanın başlıca nedenleriydi…

Irk yok, millet var

Elbette artık bir Türk ırkından değil, fakat Türk milletinden bahsedebiliriz. Türk milleti derken de aslında bir Türk kültüründen bahsederiz. Kültürün en önemli parametresi ise dildir, Türkçedir.

O nedenle Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diyerek ırka, etnisiteye dayanmayan modern bir millet tanımı yapmıştır. Yani, Türkmen’in, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in, kısacası Kurtuluş Savaşı’na katılarak birlikte yeni bir ülke kuran herkesin bir devrimle milletleştiğine işaret etmiştir.

AKP MKYK üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay’ın “Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok” demesinin çokça tepki görmesi ise onun bu sözleriyle aslında partisinin “Türk yoktur” anlayışını dile getirmesi nedeniyledir. Zira AKP bir süredir “Türk tarihinin hakkından gelmek” için TC’yi kaldırmaya çalışıyor, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözüne savaş açıyor, “Türk yok Türkiyeli var” anlayışını hâkim kılmaya çalışıyor… Bunu hem ABD’nin Türk-Kürt federasyonu planı için hem de kendi İslamcı-ümmetçi anlayışına uygun olduğu için savunuyor. ■Mehmet Ali Güller, Ulusal Bakış, (17.12.2013)

18.12.2013 

YABANCI SERMAYE: BİMEKS, DARTY'İ DE SATIN ALDI

Kasım ayında Electro World’ü bünyesine katan Bimeks, Darty ile de el sıkıştı. Darty'in Türkiye faaliyetleri Bimeks'e geçiyor

Bu yılın satın alma ve yeni ortaklıklar açısından en hareketli sektörlerinden biri olan elektronik perakende sektöründe bir anlaşmaya daha imza atılıyor. Avrupa'nın üçüncü büyük elektronik perakende şirketi Darty Türkiye'deki faaliyetlerinin satışı için Bimeks ile anlaştı.

Anlaşmanın 28 mağazanın devrini öngördüğü ve mali değerinin daha sonra belirleneceği ifade edilen açıklamada, "Hisse ve faaliyetlerin devri, değerleme çalışması sonrasında ortaya çıkacak miktar üzerinden yapılacak" denildi.

Daha önce ana pazarları olan Fransa, Belçika ve Hollanda'ya odaklanacağını açıklayan şirket, bilançosu ile birlikte yapılan açıklamada İspanya'daki faaliyetlere son verilmesi ve Türkiye pazarından çıkılmasıyla ana pazarlar dışındaki pazarlardaki mali zararlara son verildiğini belirtti. ■Dünya, (18.12.2013)

(Türkiye'deki yabancı elektronik perakende zincirinden biri daha yerli rakipleri tarafından satın alındı. Basın)

ÖZELLEŞTİRME: SARIYER'DE BAZI GAYRİMENKULLER ÖZELLEŞECEK

Özelleştirme Yüksek Kurulu, İstanbul Sarıyer'de toplam 158 bin 497 metrekarelik taşınmazı özelleştirecek

Özelleştirme Yüksek Kurulu, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait İstanbul Sarıyer'de toplam 158 bin 497 metrekarelik taşınmazın özelleştirme kapsamına alınmasına karar verdi.

Maliye Hazinesine ait bazı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin kurul kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, Sarıyer İstinye Mahallesi'nde 360 ada, 3 parsel numaralı 53 bin 546 metrekare yüzölçümlü, 360 ada, 64 parsel numaralı 27 bin 980 metrekare yüzölçümlü, 380 ada 17 parsel numaralı 18 bin 166 metrekare yüzölçümlü, 380 ada 18 parsel numaralı 15 bin 485 metrekare yüzölçümlü, 380 ada, 38 parsel numaralı 27 bin 795 metrekare yüzölçümlü, 1352 ada, 7 parsel numaralı 15 bin 525,62 metrekare yüzölçümlü olmak üzere toplam 158 bin 497,62 metrekare yüzölçümlü taşınmazın 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 51. maddesi çerçevesinde özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar verildi.

Söz konusu taşınmazların satış yöntemi ile özelleştirilmeleri ve satışın varlık satışı suretiyle gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar taşınmazların her türlü bakım, onarım ve işletilmesi ile bu taşınmazlardan doğan her türlü yükümlülükler ve işletilmelerinden elde edilecek gelirler Milli Eğitim Bakanlığına bırakılacak.

Özelleştirme işlemleri 2 yıl içerisinde tamamlanacak.

Türkbükü'ndeki taşınmaz satışına onay

Özelleştirme Yüksek Kurulu ayrıca Hazine adına kayıtlı Muğla Bodrum Türkbükü köyü 2117 nolu parseldeki taşınmazın 4 milyon 690 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Sertka Mühendislik Müşavirlik İnşaat Nakliyat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi'ne satılmasına karar verdi.

Şirketin sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, satışın 4 milyon 680 bin liraya Göçyapı İnşaat Maden Enerji Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne, bu şirketin de sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde 4 milyon 670 bin liraya Demircioğlu İki Mermer Oto Alım-Satım İnşaat Taahhüt Turizm Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne satılması kararlaştırıldı. ■Dünya, (18.12.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura