Diğerleri > Sis Çanı
24-07-2016
NELER OLDU 1-6 OCAK 2016 (FED, borçlanma, bölücülük, özelleştirme, kriz, altın, BOP, AB, Dolar, eğitim)

Cihan Dura

24.7.2016

 


1.1.2016

FED: ABD’DE İŞSİZLİK RAKAMLARI BEKLENTİLERİN ÜZERİNDE

ABD’de işsizlik rakamları beklentilerin üzerinde

ABD'de işsizlik sigortası başvuruları geçtiğimiz hafta beklentilerin üzerinde arttı.

ABD’de işsizlik sigortasına ilk kez başvuranların sayısı geçtiğimiz hafta 2015 ortasından bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı.

ABD Çalışma Bakanlığı verilerine göre, mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerle işsizlik sigortası başvuruları 26 Aralık haftasında 20 bin artarak 287.000 seviyesine yükseldi.

Ekonomistler ise başvuruların 270 bin olmasını bekliyorlardı. Önceki hafta işsizlik sigortası başvuruları 267 bin seviyesindeydi.

Son 4 haftanın ortalaması dikkate alındığında işsizlik sigortası başvuruları 4.500 yükselerek 277.000 seviyesine çıktı.

ABD’de işsizlik sigortasından yararlanmaya devam ederlerin sayısı ise 19 Aralık itibariyle 3.000 yükselerek 2.198.000 seviyesine ulaştı. ■ Sözcü, (1.1.2016)

BORÇLANMA, DIŞ: DIŞ BORÇ STOKU 406 MİLYAR DOLAR OLDU

Türkiye’nin üçüncü çeyrek brüt dış borç stoku 406 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Hazine Müsteşarlığı’nın açıkladığı verilere göre, Türkiye’nin 2015 üçüncü çeyrek sonu itibarıyla bazı borç stoku verileri şöyle gerçekleşti:

  • Türkiye’nin brüt dış borç stoku üçüncü çeyrek sonu itibariyle 406 milyar dolar
  • Türkiye net dış borç stoku üçüncü çeyrek sonu itibariyle 240.3 milyar dolar
  • Türkiye kamu net borç stoku üçüncü çeyrek sonu itibariyle 143.4 milyar TL

Türkiye AB tanımlı genel yönetim borç stoku üçüncü çeyrek sonu itibariyle 654.8 milyar TL ■ Sözcü, (1.1.2016)

2.1.2016

BÖLÜCÜLÜK: YERİNDEN YÖNETİM ÖRTÜSÜ ALTINDA…

Gazeteler haber verdi. Diyarbakır’da 26-27 Aralık 2015’te iki gün süreli ve 501 üyeli Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplanmış.

Bir bildiri yayınlanmış ve HDP, EMEP, DBP, ESP, HDK başkanları, bildiriyi sahiplendiklerini ifade etmişler. HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a göre bildiri “demokrasi için bir yol haritası”. DTK Eşsözcüsü (HDP milletvekili) Ertuğrul Kürkçü ise bu bildiriyle “siyasete müzakereye ve demokrasi dönülmesi çağrısı yaptık” demiş.

Bildirinin sonunda “bu deklarasyon dinamik bir tartışma ve uzlaşma arayışıdır. Öneri ve eleştirilere açıktır”notunun düşülmüş olması dikkat çekiyor. Bu notun anlamını kestirmek kolay değil. Kendi çevresine ve destekçilerine“düzeltme yapabilirsiniz” mi diyor yoksa AKP hükümetine “böyle dedik ama, modelimiz üzerine pazarlığa açığız” demek mi istiyor? 

Herhalde ikincisi daha gerçekçi bir yorum olur.

*
Diyorlar ki: 

* Hükümet 28 Şubat Mutabakatı’nı Cumhurbaşkanı eliyle reddetti. 

* Biz de özerklik için inşa çalışmalarına başladık; yapılan özsavunmayı sahipleniyoruz. 

* Silahlı ve hendekli çatışma, özünde kendi kendini yerelden yönetme, yerel demokrasiyi inşa etme talebidir. 

* Taleplerimiz siyasi statü talepleridir. 

Şunlar Yapılsın:

(1) Çözüm süreci müzakerelerini yeniden başlatın.
(2) Müzakere TBMM tarafından onaylansın.
(3) Yerinden yönetim için yasal adımlar atın, bu çerçevede özellikle;
(a) Bilhassa Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceleri kaldırın.
(b)Yeni Anayasa yapılsın.

*
Yerinden Yönetim Derken?

DTK Bildirisi bir yerinden yönetim rejimi istediğini söylüyor. Bunu 14 maddede somut hale getirmiş. Ancak bir maddede birden fazla istek var. Bir de her lafın başına “demokratik” sözünün yerleştirilmiş olma özelliği göze çarpıyor. 

Lafın özünü ayıklayınca, silah ve hendekle “demokratikleşme mücadelesi” verenlerin, şöyle bir “yerinden yönetim modeli” istedikleri çıkıyor:

(1) Bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde Özerk Bölgeler oluşturulsun. 
(2) Özerk bölgelerin meclisleri ve meclisler içinden seçilmiş özyönetim organları olsun.
(3) Özerk Bölgeler TBMM ve merkezi yönetimde de temsil edilsin.
(4) Özerk bölgeler üzerinde merkezi yönetimin hiçbir vesayet denetimi olmasın.
(5) Özerk bölgelerde farklı halklar ve inanç toplulukları meclisleri kurulsun, bunlar özerk bölge yönetimine doğrudan katılsın.
(6) Her kademedeki eğitim bunlara bırakılsın.
(7) Yerel diller de resmi dil olarak kabul edilsin.
(8) Bütün anadiller, Türkçenin yanısıra eğitim ve öğretim dili olsun.
(9) Özerk bölgeler dil, tarih, kültür alanında her türlü çalışmayı yapabilsin.
(10) İnanç ve ibadet hizmetleri özerk kurumlara devredilsin.
(11) Özerk bölgeler sağlık ve tedavi hizmetleri sunabilsin.
(12) Yargı sistemi ve adalet hizmetleri buna uygun olarak yeniden düzenlensin.
(13) Özerk bölgeler toprak, su, enerji kaynaklarının işletilmesini üstlensin, bu üretimden pay alsın.
(14) Özerk bölgeler tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret dahil her alanda genel yetkili olsun.
(15) Özerk bölge her türlü kara, hava, deniz ulaşım hizmetlerini sunsun ve denetimini sağlasın.
(16) Bütçeleme Özerk Bölge Yönetimine devredilsin.
(17) Bazı vergiler özyönetim birimleri tarafından toplansın.
(18) Özerk bölgede resmi yerel güvenlik birimleri kurulsun. (Savunma ve güvenlik bakımından merkez ile koordineli çalışsın.)

“Model”in Yararları: 

* Demokratikleşilecektir.

* Yerel demokrasi her alanın, bölgenin ve toplumun ihtiyaçları ve koşullarına göre farklı uygulama biçimlerine kavuşacaktır. 

* Bu model bin yıldır kader ortaklığı yapmış halklarımızın ülke ve bölge meselelerinin barışçıl ve demokratik çözümüne öncülük edecektir.

* Özyönetimlere dayalı özerklik modelimiz, aynı zamanda Ortadoğu için önemli bir örnek oluşturacaktır.

Zorunlu Koşulları: 

* Özyönetimlerin gerçekleşmesi için yeni bir anayasa yapılması zorunludur. 

* Anayasada farklı etnisiteler ve inanç toplulukları statü sahibi olmalıdır. [Türk Milleti, Türk vatandaşlığı olmaz, diyorlar.]

*
Yerinden Yönetim Örtüsü Altında ‘Elveda Türkiye’

Bildiri kendisini yerel demokrasi isteklisi diye sunuyor. 

Ama her türlü had ve hududu aşmış, iki temel siyasal özelliğimizi birlikte vuruyor. 
Vuruşlarından biri “etnisitelere ve inanç topluluklarına statü” ve “anadillere resmi dil statüsü” talepleriylemilli/ulusal devleti hedef alıyor. Türk vatandaşlığı rejimini ve kayıtsız şartsız Türk Milletinin olan egemenlik hakkını tanımadığını ilan ediyor. 

Diğer vuruşunu ise yerinden yönetim etiketi altında özerk bölgeler – özyönetim diye sıraladığı tüm diğer talepleriyle üniter devlete yapıyor. Bölgeleri genel yetkili kılın, yani tüm iktidarı bölgelere devredin diyor. Bu da yetmez, bölgeler TBMM’de ve kamu yönetiminde temsilciler bulundursun, böylece merkezde kalacak iktidarı da pazarlıklarına tabi kılsınlar diyor. 

Artık çok açık… 

Yıllardır dile getirdiğimiz “Türkiye’nin hem ulusal hem de üniter yapısı tehdit ediliyor” sözümüzün anlamı işte budur. 

Bu isteklerin karşısında duran en büyük engel, Anayasa’nın “Türkiye Devleti ülkesi ve milleti bakımından bölünmez bir bütündür” diyen 3. Madde hükmüdür. Değiştirilmesi yasaklanmış olan ilk dört maddeden biri olan bu hükmü kaldırabilmek için “anayasa değişikliği” yetmez; Yeni Anayasa yapıp bu maddeyi bertaraf etmeleri gerekir. 

Çünkü bu hüküm “ülkesi bakımından bölünmez” diyerek istenen türdeki “özerk bölgeler”e izin vermez. Ve“milleti bakımından bölünmez bir bütün” diyerek de toplumun “farklı etnisite ve inanç gruplarına göre” ayrıştırılıp bölünmesine olanak tanımaz. 

AKP ve HDP, CHP yönetiminin desteğiyle becerebilirlerse, Yeni Anayasa yoluyla bu kurucu ilkeyi yok etmeye çalışacaklar. Bunu beceremezlerse, Madde 3 orada duracak, Anayasa Değişikliği yoluyla, bunun içini dolduran başlıca maddeleri iğdiş etme gayretine düşecekler. 

Her iki yol da aynı kapıya çıkar. Biri toptan biri perakende. 

Yapılması gereken tek şey, ulusal ve üniter devletten verilecek ödünümüz yoktur demekten ibaret. Çünkü gerçek demokrasi ve özgürlük, ancak bu zemin üzerinde mümkün olabilir. Bu zemin baki kalmak koşuluyla, elbette her şeyi konuşabiliriz. ■ Birgül Ayman Güler, baguler.blogspot.com.tr, (2.1.2016)

3.1.2016

ÖZELLEŞTİRME|LERDE MİLYARLARCA LİRA ZARAR

Sayıştay, AKP’nin özelleştirme adı altında sürdürdüğü talanı ortaya koydu. Raporda, kamu kuruluşlarının sektör sektör zararı göz önüne serilirken, EÜAŞ ve TEDAŞ’ın dönem zararı toplam 3 milyar lirayı buldu.

Sayıştay, AKP’nin özelleştirme adı altında sürdürdüğü talanın sonuçlarını ortaya koydu. Sayıştay Kamu İşletmeleri 2014 Yılı Genel Raporu’na göre, özelleştirmelerden dolayı KİT’lerin istihdamdaki payı hızla düşerken, kamu kuruluşları sektör sektör zarar etmeye devam etti.

Açıklanan rapora göre, AKP döneminde satış yarışına girilen KİT’lerin istihdamdaki payı yüzde 18 oranında azalırken, bu kurumlarda çalışan kişi sayısı 195 bin kişiye düştü. Sayıştay raporuna göre birçok kurum milyarlarca lira zarar etti.

ÖZELLEŞTİRMENİN İFLASI

Rapor, kamu işletmelerinin yönetim anlamındaki eksikliklerini ve kurumların zararını ortaya çıkardı. Devlet kurumlarının tek tek satılmasından dolayı ekonomideki payının düştüğü tespiti yapılan raporda, 2010 ve 2014 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde KİT istihdamının yüzde 18 oranında azaldığı belirtildi. 2009 yılında Türkiye istihdamının yüzde 1,1’ini oluşturan 238 bin kişinin KİT kurumlarında çalıştığı belirtilen raporda, 2014 yılında bu oranın yüzde 0,8’e gerileyerek çalışan kişi sayısının 195 bine indiği vurgulandı.

MİLYARLARCA LİRA ZARAR

Sayıştay denetçilerinin diğer tespitini ise KİT kurumlarının görev zararları oluşturuyor. Rapora göre görev zararları nedeniyle Hazine’den KİT’lere kaynak aktarılacağı, ve 2014 yılı için bu miktarın 2 milyar 300 milyon lira olduğu ifade edildi. Görev zararlarında en büyük payı 1 milyar 100 milyon lira ile Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu oluştururken onu 733 milyon 500 bin lira ile Toprak Mahsulleri Ofisi izliyor. 

KAR AZALDI

Kamu İşletmeleri 2014 Yılı Genel Raporu’nda dikkat çeken bir başka başlık ise yıllara göre kar oranları. Sayıştay denetçilerinin tespitine göre 2014 yılında dönem karları yüzde 28 oranında bir azalmayla 5 milyar 800 milyon lira düştü. Gerçekleşen düşüş nedeniyle Hazine adına kar payı yüzde 26 oranında 1 milyar 300 milyon lira eksik gerçekleşti. Raporda ayrıca, 2014 yılında KİT’lere yükümlü sıfatıyla gerçekleştirilen vergi tutarının ise önceki yılın yüzde altı oranında eksiğiyle 7 milyar 400 milyon lira olduğu belirtildi..

SEKTÖRLERE GÖRE

Raporun dikkat çekici bir diğer yönünü ise sektörlerin zarar tabloları oluşturuyor. Rapora göre imalat sanayinde sektörü oluşturan kuruluşlar 2014 yılında toplam 287 milyon 600 bin lira zarar etti. Zarar bir önceki yıla göre yüzde 6,3 arttı. Türkiye Şeker Fabrikalarının 197 milyon, Et ve Süt Kurumu’nun 97 milyon, Türkiye Elektromanyetik Sanayi’nin 23 milyon ve Doğusan Anonim Şirketi’nin 1 buçuk milyon lira zarar ettiğine dikkat çekildi.

ENERJİ DİBE VURDU

Sektörler arasındaki en büyük zararlardan biri enerji sektöründe ortaya çıktı. Sayıştay denetçilerinin tespitine göre Elektrik Üretim Anonim Şirketi’nin (EÜAŞ) zararı, 2014 yılında 2 milyar 500 milyon lira TEDAŞ’ın dönem zararı ise 500 milyon lira oldu. EÜAŞ’ın zararının ayrıntılarına yer verilen rapora göre, zararın bir buçuk milyar lirası maliyetlerin altında satış fiyatı tespit edilmesinden, bir milyar lirası ise özelleştirme devirlerinden oluştu.

Ulaştırma ve Haberleşme sektörünün 2009 ve 2010 yıllarını karla kapattığı hatırlatılan Sayıştay raporunda, 2011 ve 2012 yılını zararla kapattığı, 2013 yılında yeniden kar ettiği ve 2014 yılında ise bu karı koruyamayarak yeniden zarar ettiği vurgulandı. 2014 yılında bu sektörde 968 milyon lira zarar ettiği belirtilen raporda, özelde TCDD’nin 1 milyar 900 milyon, BOTAŞ’ın 587 milyon ve Türkiye Denizcilik İşletmelerinin ise 20 milyon 800 bin lira zarar ettiği, ancak sektör içerisindeki diğer kuruluşların kar etmesinden dolayı zararın toplamda 968 milyon lirada kaldığı ifade ediliyor.

Raporda ayrıca ticaret alanında Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2014 yılında tek başına 981 milyon 200 bin lira görev zararı alacağı olduğu belirtiliyor. ■ Karşıgazete, (3.1.2016)

BÖLÜCÜLÜK: HENDEK’Çİ BELEDİYEYİ “KAYYUM” YÖNETECEK

Terör örgütünün siyasi uzantısı Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) 27 Aralık’ta yayınlanan özerklik vurgulu bildirisi üzerinden HDP’ye tepkiler devam ediyor

Tayyip Erdoğan, bu konuda HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı eleştirerek, “HDP Eş Genel Başkanları son dönemdeki açıklamaları anayasal suç. Parti kapatma düşünülmemeli, gündeme dahi gelmemeli. Ama suçu irtikâp edenler bedelini ödemek durumundadır” derken hendek şimdi de kazmaya destek veren belediyelerin kayyuma devredilmesi gündeme geldi.

Özhaseki açıkladı

AKP Yerel Yönetimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, teröre destek veren belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasını önereceklerini söyledi. Özhaseki şöyle konuştu: “HDP’lilere bakıyorum pes diyorum. Devleti bölmeyi çalışıyorlar. Yetkiyi kötüye kullanan belediyeler var. Onun için kısıtlayıcı, sınırlandırıcı güvenlik öne çıkaran yasa çıkarıp yetkileri alalım dersek tüm vilayetlere zulüm etmiş oluruz. İş makinalarını valilik emrine verirseniz Bayındırlık İl Müdürlüğü’ne dönerler. Yerinden yönetime yetkilerin gitmesi lazım. Ancak bunu kötüye kullanan belediye başkanlarının yetkileri elinden alınmalı, onların yerine belediye meclisinden değil, kamudan birisinin atanmasını öneriyoruz. Görevden aldığınızda meclis yerine seçiyor. Çoğunlukta kim varsa onu seçiliyor. Kamu görevlisinin kayyum gibi atanması daha doğrudur. Netleşmiş bir şey yok. HDP dışında kimsenin itiraz etmeyeceğini düşünüyorum” diye konuştu. ■ Yeniçağ, (3.1.2016)

KRİZ: “KÜRESEL EKONOMİYİ ZOR BİR DÖNEM BEKLİYOR”

Dünya Bankası raporunda 2009 sonrasında yavaş küresel büyümede, ekonomi politikalarındaki belirsizliğin de rolü bulunduğu belirtilerek özellikle gelişmiş ülkelerde kriz sonrası uygulanan politikaların bu belirsizlikte önemli etken olduğu kaydedildi

Dünya Bankası Kalkınma Beklentileri Grubu Direktörü Ayhan Köse, küresel ekonominin 2016 ve 2017’de kritik ve zorlu bir geçiş dönemi yaşayacağını belirterek, ancak şimdilik ufukta yeni bir küresel durgunluğun görünmediğini söyledi. Köse, “Çöküş ve Canlanma: Küresel Durgunluk ve Toparlanma Dönemlerini Anlamak” başlıklı yeni kitabının yayınlanmasının ardından dünya ekonomisine ilişkin soruları yanıtladı. Dünya ekonomisinin yaklaşık her 9 yılda bir durgunluk döneminin eşiğine geldiğine dikkati çeken Köse, buna karşın 2009 yılında yaşanan küresel durgunluk ve onu takip eden zayıf toparlanma döneminin, bu tür kritik periyotları anlamadaki eksiklikleri belirgin şekilde ortaya çıkardığını ifade etti. Köse, 2009 sonrasında gözlenen yavaş küresel büyümede, ekonomi politikalarındaki belirsizliğin de rolü olduğunu savunarak, özellikle gelişmiş ülkelerde kriz sonrası uygulanan politikaların bu belirsizlikte önemli rol oynadığını anlattı.

Çin’in yavaşlaması

Uzun bir süre “mucizevi” bir büyüme performansı gösteren Çin’in yumuşak bir şekilde yavaşlamasını, “sağlıklı bir gelişme” olarak nitelendiren Köse, Çinli politika yapıcıların, hızlı büyümenin getireceği riskleri iyi bir şekilde değerlendirerek görece daha düşük, ancak daha sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmeye karar verdiklerini belirtti. Köse, Çin’in uygulamaya başladığı yeni büyüme modelinin, yatırımdan çok tüketime öncelik verdiğini, büyümenin kalitesini ve çevreye olan etkisini daha iyi değerlendirebilen unsurlar içerdiğini aktararak, “Bu hem Çin ekonomisi, hem de Çin’in büyüklüğü düşünüldüğünde, küresel ekonomi için elbette sağlıklı bir gelişme” değerlendirmesini yaptı.

Durgunluk görünmüyor

Ekonomi politikalarındaki belirsizlik dönemlerinin, kendini er veya  geç reel ekonomide de hissettirdiğine dikkati çeken Köse, şöyle devam etti: “Gelişmiş ülkelerde kriz sonrası ekonomi politikalarında yaşanan büyük belirsizlik hem reel ekonomiyi, hem de finansal piyasaları küresel ölçekte etkiledi. Son yıllarda yükselen piyasalarda gördüğümüz yavaşlama ise hem yerel, hem de küresel faktörlerin bir sonucu. Yerel faktörlerden biri de ekonomi politikalarındaki belirsizlik veya idari sorunların ekonomi politikalarına belirsizlik olarak yansıması. Önümüzdeki birkaç yılın küresel ekonomi için zor bir geçiş dönemi olacağı kesin, fakat Dünya Bankası da dahil olmak üzere belli başlı uluslararası kurumlar, dünya ekonomisinin 2016-2017 yıllarında büyümeye devam edeceğini öngörüyor. Yani şimdilik ufukta yeni bir küresel durgunluk görünmüyor.”

Sekiz yılda 600 bin bankacı işsiz kaldı

Küresel finansal krizin desteklediği bankacılıkta işten çıkarmalar teknolojik gelişmelerle birlikte gelecek yıl da sürecek. 2008’den bugüne kadar işsiz kalan bankacı sayısı 600 bin Dünya bankacılık sistemi 2008 küresel finansal kriz dönemi sonrası başlayan işten çıkarmaları yavaşlatsa da geçen sekiz yıllık sürede yarım milyondan fazla bankacılık pozisyonu tamamen silindi. 2015’te 100 bine yaklaşan işten çıkarmalarla birlikte, 2008’den bu yana toplamda 600 bin bankacı işsiz kaldı. İskoçya Kraliyet Bankası (RBS) sekiz yılda toplam işgücünün yüzde 53’ünü kaybederken, bu oran ABD’li Citibank için yüzde 36 oranında gerçekleşti. Citibank ayrıca, önümüzdeki yıl 2 bin kişiyi daha işten çıkaracağını açıkladı. 2010’dan bu yana çalışan sayısını çok fazla değiştirmeyen Alman Deutsche Bank ise 2018’e kadar 26 bin pozisyonda azaltmaya gidecek. Küresel krizin desteklediği sekiz yıllık dönemdeki işgücü kaybının bir başka önemli sebebi masraflaru kısmak için bankacılıkta dijitalleşme ve otomasyona gidilmesi. Yani teknolojinin insanların yerini alması. ■ Yeniçağ, (3.1.2016)

4.1.2016

ALTIN, YENİ YILA HIZLI BAŞLADI

Altının gram fiyatı, Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilim ve küresel piyasalardaki azalan risk iştahının etkisiyle, 2016 yılının ilk işlem gününe yüzde 2'nin üzerinde artışla başladı.

Altının gram fiyatı, yeni yılın ilk işlem gününde yüzde 2'nin üzerinde yükselerek 101,82 liraya çıktı

Altının gram fiyatı, küresel risk iştahının azalmasının altının ons fiyatını artırması ve dolar kurundaki yükselişin etkisi ile önceki kapanışa göre yüzde 2'nin üzerinde prim yaparak 101,82 liraya çıktı.

Dün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr yaptığı açıklamada, İran ile diplomatik ilişkilerini durdurduklarını, İranlı görevlilerin ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanındığını ilan etti. Açıklamanın ardından küresel piyasalarda risk algısı artarken, bugün altının onsu yükselişe geçti, dolar/TL yaklaşık iki haftanın en yüksek seviyesi olan 2,9502'yi gördü.

Altının onsu, önceki kapanışa göre yüzde 1'in üzerinde değer kazanarak 1.074,22 dolara kadar çıkarken, altının gram fiyatı ise 101,82 lirayı gördükten sonra şu dakikalarda 101,60 lira seviyelerinde dengelendi.

Analistler, yurt içinde açıklanan aralık ayı enflasyon verisinin beklentilerin üzerinde artmasının TL üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, öğleden sonra ABD'de açıklanacak verilerin dolar kuru üzerinden altının gram fiyatında da belirleyici olacağını ifade ediyor.

Altının gram fiyatında 102 lira seviyesinin önemli direnç konumunda olduğunu aktaran analistler, olası düşüşlerde ise 101 lira seviyesinin destek konumuna gelebileceğini tahmin ediyor.

Kapalıçarşı'da şu dakikalarda çeyrek altın 169 liradan, Cumhuriyet altını ise 685 liradan satılıyor. 2015 yılının son işlem gününde çeyrek altın 165 liradan, Cumhuriyet altını 669 liradan işlem görmüştü. ■ Akşam, (4.1.2016)

BÖLÜCÜLÜK, BOP: ERDOĞAN-PUTİN ANLAŞMASI BOZULUNCA TÜRK ORDUSU KORİDORA GİREMEDİ

Aydınlık ulaştı: Erdoğan, “TSK Kürt koridoruna karşı harekete geçerse nasıl karşılarsınız?” diye sordu. Putin, Türk Ordusu'nun bu harekâtını görmezden geleceklerini ifade etti. Rus uçağı düşürülünce plan bozuldu.

SU-24 tipi Rus savaş uçağının düşürülmesinden birkaç gün önce Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında bir görüşme gerçekleşti. En üst düzeyde Türk ve Rus kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bu görüşmede Erdoğan, Putin'e Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye'nin kuzeyindeki koridora müdahalesini nasıl karşılayacaklarını sordu. Putin, Rusya'nın Türk Ordusu’nun bu harekâtını görmezden geleceğini belirtti. “Ekranların önünde Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunur, fakat askerî anlamda herhangi bir eylemde bulunmayız.” dedi. Böylece iki devlet başkanı arasında anlaşma sağlandı. G-20 zirvesi için geldiği Antalya'da harita üzerinde bilgi verilirken, Putin, ”Amerikalılar orayı Kürtlere vermeyi planlıyor” diyerek bölgedeki stratejik gelişmelerin odağına işaret etti.
Erdoğan ile Putin arasındaki anlaşma, Suriye’nin kuzeyinde ABD ve İsrail desteğiyle açılan sözde “Kürt Koridoru”nun Türk Ordusu tarafından kesilmesi anlamına geliyordu. Böylece bölgemizde Kürdistan planına karşı Rusya’nın da içinde olduğu çok geniş bir ittifak oluşuyordu. ABD ile İsrail’in “Kürt Koridoru” girişimi silahlı güç kullanılarak bozulmuş olacaktı. Cerablus Harekâtı sonucunda genişliği 98 kilometre, derinliği 61 kilometre olan bir alan IŞİD'den temizlenecek ve PYD'nin Fırat'ın batısına geçip, Azez ile Kobani arasındaki bölgeye girmesi engellenecekti.
Davutoğlu hükümetine yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre Rus uçağının düşürüldüğü gün “Büyük Operasyon” için Genelkurmay karargâhında yapılan planlar tamamlanmıştı. Bütün olasılıklar hesaba katılmıştı ve harekât emri verilmek üzereydi. O gün, ABD Genelkurmay İkinci Başkanı Paul Selva da Ankara'daydı. Ve o akşam Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye'de olacaktı.

HANÇERLENEN ANLAŞMA
Ortadoğu'da dengeleri değiştirecek olan bu anlaşma, Rus uçağının düşürülmesi yüzünden hayata geçirilemedi. Putin, olaydan sonra “Sırtımızdan hançerlendik” diyerek doğrudan doğruya Erdoğan ile yaptıkları anlaşmaya göndermede bulundu. Türk Ordusu'nun ABD-İsrail koridoruna girmesi konusunda anlaşmaya varılmışken Rus uçağının düşürülmesini Moskova yönetimi “İhanet” olarak değerlendirdi. Olayın ardından Erdoğan yönetimi, Rus yetkililerle ilişki kurmak yerine NATO'ya başvurunca, yaşanan bunalımı daha da ağırlaştırdı.
Sırtından hançerlenen yalnız Rusya değildi. Türkiye’nin vatan bütünlüğü mücadelesi ve ekonomik çıkarlarıydı. Bugün Erdoğan-Davutoğlu yönetimi, bir yandan Bölücü Terör Örgütünün Fırat’ın batısına geçemeyeceğini belirtiyor, ancak Rusya’nın bölgeyi denetim altında tutması nedeniyle gereken askerî harekâtı yapamıyor. ■ Aydınlık, (4.1.2016)

AB: İSVEÇ VE DANİMARKA SINIRDA KONTROLLERE BAŞLADI

İsveç dün gece yarısından itibaren Danimarka sınırında kontrollere başladı. Bunun üzerine Danimarka da Almanya sınırında kontrollere başlayacağını açıkladı

Danimarka Başbakanı Lars Lökke Rasmussen bugün yaptığı basın toplantısı ile Almanya sınırında kontrollerin resmen başladığını açıkladı. Başbakan Rasmussen en son yılbaşı konuşmasında konuya değinmiş ve gerekli görmeleri halinde kontrollerin yeniden başlayabileceğini ifade etmişti. ■ haberturk, (4.1.2016)

5.1.2016

ENFLASYON: HAYALLER YÜZDE 5.5 GERÇEKLER YÜZDE 8.8

Yıllık enflasyon Aralık’ta yüzde 8.81 oldu. Merkez Bankası 2015’in ilk enflasyon raporunda enflasyonun yıl sonunda yüzde 5.5 olacağını öngörmüştü. Son raporda tahmin 7.9’a yükseltildi. Fakat yine tutturulamadı

Aralık ayı enflasyon verisi açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı verilere göre, tüketici fiyatları Aralık’ta yüzde 0.21 arttı. Yıllık enflasyon oranı da yüzde 8.81 oldu. Bu oran 2015’in en yüksek enflasyon verisi olarak kaydedildi. AA’nın beklenti anketine katılan ekonomistler enflasyon oranının yüzde 8.49 olmasını bekliyordu. 

KÖTÜ SÜRPRİZ 
T.C. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı da Ekim ayı sonunda açıkladığı yılın son enflasyon raporunda, enflasyonun 2015 yılı sonunda yüzde 7.4 ile yüzde 8.4 aralığında gerçekleşeceğini, 
orta noktasının da yüzde 7.9 olacağını belirtmişti. 
2015’in ilk enflasyon raporunda ise enflasyonun yüzde 4.1 ile yüzde 6.9 aralığında oluşacağı, orta noktasının da yüzde 5.5 düzeyinde gerçekleşeceği kaydedilmişti. Hükümetin orta vadeli programında ise bu oran yüzde 7.6 olarak yer almıştı. Merkez Bankası ve hükümetin son yıllardaki hedefi enflasyonu yüzde 5 düzeyine indirmek. Ancak 2015 yılı enflasyon açısından kötü bir sürpriz oldu. Ne tahminler ne de hedefler tutumadı.

MUTFAK ZAMLANDI
Verileri incelediğimizde Aralık’ta en yüksek fiyat artışının yüzde 1.24 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde yaşandığı görüldü. Aylık en fazla düşüş gösteren grup ise yüzde 1.98 ile giyim ve ayakkabı oldu. Yıllık en fazla artış yüzde 13.23 ile lokanta ve oteller grubunda gerçekleşti. Yıllık gıda enflasyonu da yüzde 10.87 olarak kaydedildi. Merkez Bankası Başkanı Başçı, Temmuz ayındaki 3. enflasyon raporu sunumunda yüzde 9 olan gıda enflasyonu tahminlerini yüzde 8’e çektiklerini ifade etmişti. Son raporda ise bu tahmini koruduklarını açıklamıştı. Ancak, gıda enflasyonu yıl sonunda çift haneye çıktı. 

SİVRİ BİBER ZAMMI 
Aralık ayında TÜİK’in enflasyon sepetinde yer alan 426 maddeden, 54 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 253 maddenin fiyatlarında artış, 119 maddenin fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti. Aralık’ta fiyatı en çok artan ürün yüzde 34.31 ile sivri biber oldu. Bunu yüzde 30.75 ile patlıcan ve yüzde 14.89 ile domates izledi. 

MEKTUP YAZACAK!
Enflasyon hedefinin gerçekleşmemesi nedeniyle Merkez Bankası hükümete açık mektup gönderecek. Banka, açık mektupta enflasyon hedefinden sapmanın nedenleri ve enflasyonun tekrar hedefe ulaşması için alınan tedbirleri açıklayacak.
Merkez Bankası Kanunu’nun 42’nci maddesi uyarınca, enflasyonun hedeften belirgin şekilde sapması durumunda MB’nin, sapmanın nedenlerini ve alınması gereken önlemleri hükümete yazılı olarak bildirmesi ve kamuoyuna açıklaması gerekiyor. MB Başkanı Erdem Başçı ile bir başkan yardımcısının imzalarını taşıyacak mektup, hükümet adına Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’e iletilecek.

ŞİMŞEK: TABLO İYİ DEĞİL 
Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, NTV’de katıldığı bir programda enflasyon verisini değerlendirdi. Şimşek, ‘’Enflasyondaki tablo arzuladığımız bir tablo değil. Enflasyon tablosu çok iyi değil. Gıda fiyatlarındaki katılık devam ediyor. Ciddi bir reform gerekiyor. Genel makroda performansta enflasyon, karnemizin nispeten düşük olduğu bir alan. Enflasyonda 2016’da çok ciddi bir mücadele gerekecek, başarılabilir. 2016’da en öncelikli makro sorunlardan biri enflasyonla mücadele olacak” dedi. Şimşek ayrıca, yapılan çalışmaların asgari ücret artışının enflasyona etkisinin yüzde 1.1-2.2 arasında olabileceğini gösterdiğini söyledi. 

KUR ETKİLEDİ 
ALB Forex Analisti Enver Erkan da, verilere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: ‘’2014 yılına göre 2015 yılında kur oynaklığı özellikle yaz aylarında oldukça yüksek seyretmiş olması, kurun gecikmeli etkisinin de yılsonuna doğru fiyatlardaki etkisini artırmasına neden olmuştu. Bu nedenden dolayı düşük petrol ve emtia fiyatlarının olası avantajı enflasyon tarafında fazla hissedilmemekle beraber, ithal girdi fiyatlarındaki artış da çekirdek enflasyon kanalı üzerinden manşet enflasyonu mevcut seviyelerine doğru taşımıştır.’’ Recep Erçin, Aydınlık, (5.1.2016)

ÖZELLEŞTİRME: ELEKTRİK ÖZELLEŞTİ, FATURALAR ŞİŞTİ

Özelleştirilen elektrik dağıtımı, Antalya’da yurttaşları canından bezdirdi. Özelleştirmeden sonra Antalya, Burdur ve Isparta’nın elektrik dağıtımı Cengiz Limak Kolin (CLK)’ne satıldı. Son aylarda birçok bölgede yaşanan sık ve uzun süreli elektrik kesintilerinden bıkan yurttaşlar, bu kez de yüksek elektrik faturalarıyla karşılaştı.

CLK’nın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz, internete düşen büyük yolsuzluk tapelerinde de ‘Bu milettin a..... koyacağız’ sözleriyle hafızalarda yer etmişti. Özelleştirmeden sonra cebi yanan yurttaşlar Cumhuriyet Meydanında bir araya geldi. Dertli Antalyalılardan biri, daha önce en fazla 125-130 lira fatura öderken, bu kez  546 lira fatura ödediğini aktardı.

Bir başkası, ‘Sayaçlarda bir sahtekarlık var, yarım tur fazla dönse ne olacak? Kim itiraz edecek? Bana 530 lira fatura geldi daha önce aylık 160 geliyordu’ diye yakındı. Bir buçuk aylık faturasının 1.105 lira geldiğini belirten başka bir yurttaş da, ‘ Devlet buna el atmalı çözüm bulmalı. Vatandaş mağdur herkes emekli burada herkes zor durumda kimse faturalarını ödeyemiyor. Taksitlendireceğiz diyorlar çözüm mü? Taksitlendirirken de faiz koyacaksın. Bize sormadan bizim sayaçlarımızı değiştirdiler biz o sayacın bedelini zaten ödedik bir daha sayaç bedeli tahsil ediyorlar’ diye konuştu.

Protestocular arasında bulunan emekli bir vatandaş iste “Aldığım emekli maaşı 850 lira, elektrik faturası 538 lira geldi. Ben bu parayı nasıl bulurum?” diye sordu.

Eylemde sık sık ‘CLK Elini Cebimizden Çek’, ‘CLK Bizi Soyma’, ‘Enerji Haktır Satılamaz’ sloganları atıldı. 27 Ocak 2015 ■Merve Demirağ, Aydınlık, (5.1.2016)

6.1.2016

DOLAR 3 LİRAYI AŞTI

Dolar, küresel politik ve ekonomik risklerin etkisiyle tırmanışını hızlandırırken, gözler 19 Ocak'ta toplanacak Merkez Bankası Para Politikası (PPK) toplantısına çevrildi.

Dün kapanış saatlerinde 2.9742 lira düzeyinde olan dolar , bu sabah en son 2 Ekim'de gördüğü 3.0061 düzeyine kadar yükseldikten sonra tırmanışını sürdürdü ve 3.0132 liraya yükselerek yeni tarihi zirvesine çıktı. Dolar 3.0615 lira ile 10 Eylül 2015 tarihinde tarihi zirve düzeyine yükselmişti.

Parite etkisiyle dolara paralel olarak yükselen euro da 3.2352 liraya çıkarken, Borsa İstanbul Endeksi'nde kayıplar yüzde 1.0'i geçti ve Endeks 69 bin 929 puana kadar geriledi.

Gözler Merkez Bankası'nda

Dolar, küresel politik ve ekonomik risklerin etkisiyle tırmanışını hızlandırırken, gözler 19 Ocak'ta toplanacak Merkez Bankası Para Politikası (PPK) toplantısına çevrildi.

İran - Suudi Arabistan arasındaki gerginlikler ve Kuzey Kore'nin hidrojen bombası ile artan riskler, Çin ekonomisinde zayıflama ve Türkiye'deki hedef ve beklentileri aşan enflasyon, dolardaki tırmanışı hızlandırdı.

Dün kapanış saatlerinde 2.9742 lira düzeyinde olan dolar, bu sabah en son 2 Ekim'de gördüğü 3.0061 düzeyine kadar yükseldikten sonra tırmanışını sürdürdü ve 3.0145 liraya kadar yükseldi. Dolar 24 Eylül'de tarihi zirve olan 3.0750 lira düzeyine çıkmıştı.

Parite etkisiyle dolara paralel olarak yükselen euro da 3.2361 liraya çıkarken, Borsa İstanbul Endeksi'nde kayıplar yüzde 1.0'i geçti ve Endeks 69 bin 929 puana kadar geriledi.

Merkez Bankası'nın 19 Ocak'ta yapacağı PPK toplantısının giderek daha çok önem taşıdığına işaret eden analistlere göre, dolardaki tırmanışın hız kazanması durumunda, Merkez Bankası'nın PPK toplantısını beklemeden de önlem alabileceğine işaret ediyorlar.

Piyasalarda ayrıca, bu akşam açıklanacak olan ABD Merkez Bankası'nın (Fed) son faiz toplantısına ilişkin tutanaklar bekleniyor. Piyasa analistleri ve işlemciler, Fed tutanaklarında, bu yıl faiz artışlarının nasıl devam edeceğine ilişkin bilgi arayacaklar. ■ Cumhuriyet, (6.1.2016)

EĞİTİM: LİSE KİTAPLARINDA SKANDAL HATALAR

MEB'in ücretsiz dağıttığı ders kitaplarındaki hatalar tarihin akışını değiştirecek cinsten.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) liselerde öğrencilere ücretsiz olarak dağıttığı ders kitapları skandal yanlışları içeriyor. Ortaöğretim 9’uncu sınıfta yani Lise 1′de okutulan Tarih, Proje Hazırlama ve Fizik ders kitaplarında öğrencilere hatalı bilgilerin öğretildiğini söyleyen veliler “Çocuklar bu hatalı bilgiler üzerinden sınava giriyor” diye isyan etti.

Ders kitapları ilk kez okutulmuyor. Kitaplardaki açıklamalarda 2011-2012’den itibaren farklı yıllarda 5 yıl süreyle ders kitabı olarak kabul edildiği belirtiliyor.habertürk’ten Bürde Özçakır ve Derya Öztürk’ün haberine göre öğrencilerin halen okuduğu kitaplarda dikkat çeken yanlışlar şöyle:

PISA İTALYA’DA DEĞİL FRANSA’DA

-Ortaöğretim 9. sınıf Fizik ders kitabı (Tuna Yayınları- Yazar: Kadem Erbaş) 1’inci ünite Fizik Bilimi’ne Giriş bölümünün 32’nci sayfasında, Galileo Galilei başlıklı ünite sonu okuma parçasında Galilei’nin doğum yeri İtalya’nın Pisa kenti değil, “Fransa’nın Pisa kenti” diye sunuluyor.

ERBAKAN’I ÖZAL YAPTILAR!

-Ortaöğretim 9. sınıf Tarih ders kitabı (Ekoyay Yayıncılık- Yazar: Ahmet Yılmaz) ilk ünitesi Tarih Bilimine Giriş’te, “Tarihin Önemi” konusundaki “Çanakkale” başlıklı okuma parçasında, 1997 yılında eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başbakanlık yaptığı anlatılıyor. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal 1993 yılında Cumhurbaşkanı olarak görev yaparken hayatını kaybetti. Oysa 1997 yılında (Haziran ayına kadar) Başbakanlık koltuğunda Necmettin Erbakan oturuyordu.

AVUSTRALYA OLDU AVUSTURYA!

Kitabın 53’üncü sayfasında, “İlk Çağ Uygarlıkları” konusunun “Kültür ve Uygarlık” başlığı altındaki “Dünya Üzerindeki İlk Uygarlıklar” haritasında ise Avustralya kıtası “Avusturya” olarak gösteriliyor.

ŞÜPHE EDİLEMEYEN BİLGİ: SANAT

Ortaöğretim 9. sınıf Proje Hazırlama ders kitabı (Ada Matbaacılık-Yazarlar: Ahmet Nazlıoğlu, Filiz Şenses) “Birinci Ünite: Bilimi Araştırma ve Proje İlişkisi” ünitesinde, sayfa 32’de yer alan Ünite Sonu Değerlendirme Testi’ndeki soruların yanıtları öğrencileri şaşırtıyor.

“Aşağıdakilerden hangisi şüphe edilemeyen bilgi çeşididir?” sorusunun doğru yanıtı testin cevap anahtarına göre “Sanat Bilgisi.” “Aşağıdakilerden hangisi araç gereç yapımıyla ilgilidir?” sorusunun yanıtı ise “Gündelik Bilgi” olarak gösteriliyor. ■ Sözcü, (6.1.2016)

BORÇLANMA, DIŞ: KÜRESEL FİNANS VE DELİĞE SÜPÜRÜLME!

Başbakan’ın Faiz Lobisi dediği Küresel Finans’tır.

Türkiye ile alakası ekonomimizi fonlaması yani cari açığımızı sıcak para ile kapatmasıdır.

Borsa, hazine bonosu ve mevduat da var olan 100  küsür milyar dolar sıcak paranın çok değil 20 milyar doları çıksa ekonomimizde tsunamı oluşur ve bütün dengeler alt-üst olur.

Zannedilen ya da sunulanın aksine Türk ekonomisi İspanya ve hatta Yunanistan ekonomileri misali kırılgandır.

Yunanistan’ın yıllarca yaptığı gibi rakamlarla oynayarak yani  gerçekleri saklayarak ve de üretmeden borçlanıp satarak sanal bir  stabilizasyon görüntüsü veriliyor.

Dolayısı ile çekilecek bir tuğla her şeyi alt-üst eder ki işte bu Küresel Finans fonlarının ülkeyi terk etmesidir.

Peki böyle bir ihtimal var mıdır?

Vardır zira Küresel Finans kar yani rantın yanısıra siyasal bir enstrümandır. Dolayısı ile küresel baronlar karar verdiği an fonlama kesilir ki bunun anlamı basit anlatımla doların 3 bin liraya fırlaması ve de Türkiye’nin iflas etmesidir.

ABD ile AB’nin Taksim Gezi olaylarına takındığı net tavır ve de Tayyip Erdoğan’ın paniğine bakarsanız tablo sanki Küresel Finans’ın otoriter ve fevri tavırlar sergileyen Erdoğan’ı deliğe süpürebileceği gibidir. 13.6.2013 ■ S. Önkibar, Aydınlık, (6.1.2016)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura