Diğerleri > Sis Çanı
27-03-2015
NELER OLDU 1-6 OCAK 2015 (özelleştirme, yolsuzluk, RTE, borçlanma, işsizlik, bölücülük, enflasyon, )

Cihan Dura

27.3.2015


1.1.2015

-

2.1.2015

ÖZELLEŞTİRME: AKP 12 YILDA HANGİ İŞLETMELERİ VE FABRİKALARI SATTI

Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Akkaya, 12 yıldır iktidarda bulunan AKP hükümetinin sattığı işletme ve fabrikaları köşesine taşıdı. Akkaya, "12 yıllık ihanetin listesidir bu" dediği yazısında kapatılan kurum ve işletmeleri de ele aldı.

Akkaya'nın yazısı şöyle:


Okuyacağınız liste, 12 yıllık iktidarı döneminde AKP Hükümetinin satıp savurduğu cumhuriyetin birikimleridir.
12 yıllık ihanetin listesidir bu.
Sözü bırakıp, satılanları aklınıza ve vicdanınıza sunuyorum.

Cam ve çimento sanayi
Ünye Çimento A.Ş.
Paşabahçe Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş
Trakya Cam
Anadolu Cam
Soda Sanayi

Metal Sanayi
ERDEMİR
İSDEMİR
ÇELBOR
TAKSAN
Oymapınar Barajı
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş
ETİ Alüminyum AŞ’ye ait Antalya Limanı
Eti Alüminyum’a ait 4 Taşınmaz
GERKONSAN (Gerede Çelik Konstrüksiyon Ve Teçhizat Fabrikaları San. Ve Tic. A.Ş.)
DİTAŞ (Doğan Yedek Parça İmalat ve Teknik A.Ş.)
TÜMOSAN
ORTADOĞU TEKNOPARK A.Ş.

Tarımsal Sanayi
T.Z.D A.Ş. Sakarya Traktör İşletmesi
SÜTAŞ Malatya İşletmesi,
HEKTAŞ A.Ş. (Veteriner İlaçları ve Halk Sağlığı İlaçları)

Türkiye Gübre Sanayi AŞ (TÜGSAŞ)
TÜGSAŞ A.Ş.
Gemlik Gübre Sanayi A.Ş.
Samsun Gübre San. A.Ş.
İstanbul Gübre Sanayi A.Ş.
Kütahya Gübre A.Ş.
İstanbul Satın Alma Müdürlüğü Binası
Şanlıurfa depoları arazisi
Tekirdağ Depoları
Fatsa Depoları

TEKEL

Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Adana Sigara Fabrikası
Tokat Sigara Fabrikası
Bitlis Sigara Fabrikası
İstanbul Sigara Fabrikası
Malatya Sigara Fabrikası
Samsun-Ballıca Sigara Fabrikası
Ambalaj Fabrikası Müdürlüğü
Ankara Başmüdürlük Binası (İkiz Kuleler)
Bodrum Tesisleri ve Taşınmazları
Gemlik Suni İplik Müessesesi Taşınmazları
İnegöl Kibrit Fabrikası Taşınmazları
İstanbul Tütün Mamulleri San. ve Tic. A.Ş,
Kastamonu Jüt İpliği Fabrikası Makine ve Teçhizatı
Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi Ltd. Şti.
TEKA ile Sigara San. İşletmesi A.Ş.'ye ait puro marka ve varlıklar
İzmir Yaprak Tütün İşletmesi Makine-Teçhizatı
Çamaltı Tuz İşletmesi Müdürlüğü
Ayvalık Tuz İşletmesi Müdürlüğü
Çankırı Kaya Tuzlası
Tuzluca Tuzlası
Yavşan Tuzlası
Kağızman Tuzlası
Kaldırım Tuzlası
Kayacık Tuzlası
Kristal Tuz Rafine
Sekili Tuzlası

SÜMER HOLDİNG

Adıyaman İşletmesi
Bakırköy İşletmesi
Diyarbakır İşletmesi
Malatya İşletmesi
Sarıkamış İşletmesi
TÜMOSAN İşletmesi
Sarıkamış Ayakkabı İşletmesi,
Manisa Pamuklu Mensucat A.Ş.
Beykoz Deri ve Kundura İşletmesi
Çanakkale Sentetik Deri İşletmesi
Yeşilova Halı Yün İplik ve Battaniye Fabrikası T. A.Ş.
Akdeniz İşletmesinin Makine ve teçhizatları,
ASELSAN Hisseleri
BUMAS
ERYAĞ
İstanbul İmar Ltd. Şti.
Mazıdağı Fosfat Tesisleri
Merinos İşletmesinin Makine ve teçhizatları,
Merinos Halı Markası
Ortadoğu Tekonpark A.Ş. (%15.00 hisse)
SÜTAŞ hissesi
Tercan İşletmesi Makine ve Teçhizatları

Şeker Fabrikaları

Adapazarı Şeker Fabrikası
Amasya Şeker Fabrikası
Kütahya Şeker Fabrikası

Et ve Balık Üretim AŞ (EBÜAŞ)

Manisa Et Ve Tavuk Kombinası
Samsun Soğuk Hava Deposu
Mersin Soğuk Hava Depoları
Çeşitli illerde 11 Mağaza, 23 büro

Enerji Sektörü

PETKİM
TÜPRAŞ
BURSAGAZ
ESGAZ
Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş.

Elektrik Üretim AŞ(EÜAŞ)

Akarsu Santralleri

Ahlat Akarsu Santrali
Akyazı Akarsu Santrali
Anamur Akarsu Santrali
Bayburt Akarsu Santrali
Berdan Akarsu Santrali
Besni Akarsu Santrali
Bozkır Akarsu Santrali
Bozüyük Akarsu Santrali
Bozyazı Akarsu Santrali
Bünyan Akarsu Santrali
Büyükkızoğlu Akarsu Santrali
Cerrah Akarsu Santrali
Çağ Akarsu Santrali
Çamardı Akarsu Santrali
Çemişgezek Akarsu Santrali
Değirmendere Akarsu Santrali
Dere Akarsu Santrali
Dereköy Akarsu Santral
Derinçay Akarsu Santrali
Derme Akarsu Santrali
Durucasu Akarsu Santrali
Engil Akarsu Santrali
Erciş Akarsu Santrali
Erkenek Akarsu Santrali
Ermenek Akarsu Santrali
Esendal Akarsu Santrali
Finike Akarsu Santrali
Girlevik Akarsu Santralleri
Göksu Akarsu Santrali
Hamitabat Elektrik Üretim Ve Tic. A.Ş.
Hendek Akarsu Santrali
Hoşap Akarsu Santralleri
İvriz Akarsu Santralleri
Karaçay Akarsu Santrali
Karaköy Akarsu Santrali
Kayadibi Akarsu Santrali
Kayaköy Akarsu Santrali
Kernek Akarsu Santrali
Kısık Akarsu Santrali
Kiti Akarsu Santrali
Koçköprü Hidroelektrik Santrali
Kovada I Akarsu Santrali
Kovada II Akarsu Santrali
Koyulhisar Akarsu Santrali
Kuzuculu Akarsu Santrali
Malazgirt Akarsu Santrali
Otluca Akarsu Santrali
Pınarbaşı Akarsu Santrali
Sızır Akarsu Santrali
Silifke Akarsu Santrali
Sönmez Akarsu Santrali
Suuçtu Akarsu Santrali
Telek Akarsu Santrali
Uludere Akarsu Santrali
Visera (Işıklar) Akarsu Santrali
Zeyne Akarsu Santrali

Termik Santraller

Çatalağzı Termik Santrali
Kangal Termik Santrali
Kemerköy Termik Santrali
Kemerköy Liman Sahası
Orhaneli Termik Santrali
Seyitömer Termik Santrali
Soma Termik Santrali
Tunçbilek Termik Santrali
Yatağan Termik Santrali
Yeniköy Termik Santrali

Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ)
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.
ARAS Elektrik Dağıtım A.Ş.
Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş.
Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.
Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş.
Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.
Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.
Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş.
Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.
İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş.
Meram Elektrik Dağıtım A.Ş
Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş.
Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş
Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş.
Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.
Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş.
Vangölü Elektrik Dağıtım A.Ş.
Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş.

Bankacılık

OYAKBANK
T. Sınai Kalkınma Bankası
Yapı Ve Kredi Bankası A.Ş.
İş Bankası Hisseleri
T. Halk Bankası Hisseleri


Madencilik

Mazıdağ Fosfat Tesisleri
Divriği Demir Madeni
Hekimhan Demir Madeni
Alümina Madeni
Güney Ege Linyitleri İşletmesi
Bursa Linyitleri İşletmesi
TKİ’ye ait 79528 ve 73021 no.lu maden ruhsatları

ETİ Holding

ETİ Bakır AŞ
ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş.
ETİ Gümüş A.Ş.
ETİ Krom A.Ş.
Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş.

Karadeniz Bakır İşletmesi (KBİ)
Samsun İşletmesi
Murgul İşletmesi
Giresun'da 2 Maden ruhsatı işletme Hakkı Devir
Murgul İşletmesi Hidroelektrik Santrali Samsun'da varlıklar
Sinop'da 1 Maden ruhsatı işletme Hakkı Devir

Sigorta Sektörü

Ray Sigorta A.Ş.
Başak Sigorta A.Ş. Ve Başak Emeklilik A.Ş.

SEKA
Taşucu Tersane Alanı
Afyon İşletmesi
Aksu İşletmesi
Balıkesir İşletmesi
Kastamonu İşletmesi
Akkuş İşletmesi
Çaycuma İşletmesi
Karacasu İşletmesi
Ank. Alım Satım Müdürlüğü Binası
Ardanuç İşletmesi Varlıkları
YİBİTAŞ KRAFT Torba İşletmesi,

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD)
İskenderun Limanı
Derince Limanı
Mersin Limanı
Taşucu Limanı Tersane Alanı,
İskenderun İSDEMİR Limanı
Ereğli ERDEMİR Limanı

Türkiye Denizcilik İşletmesi (TDİ)
Çanakkale’ye ait 9 Gemi,
Çeşme Limanı
Deniz Nakliyatı T.A.Ş. 3 Tanker
Dikili Limanı
Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı
Kuşadası Limanı
M/F Ankara Feribotu
M/F Samsun Feribotu
M/S Karadeniz Gemisi
Nakliyat İnşaat Turizm İhracat Pazarlama A.Ş.
Salıpazarı Liman Sahası (GALATAPORT)
Şehir Hatları Çanakkale Hizmetleri ve 9 Gemi
Trabzon Limanı
Turan Emeksiz Yolcu Gemisi
Yakıt II Gemisi

Türk Hava Yolları (THY)
Sabiha Gökçen Havaalanı
THY – USAŞ Hisseleri
THY- Lojman
TÜPRAŞ USAŞ Hissesi

Turizm ve dinlenme tesisleri

Erciyes Sosyal Tesisi (Bayındırlık ve İskan Bakanlığı)
Erciyes Sosyal Tesisi (DSİ)
Erciyes Sosyal Tesisi (Karayolları Genel Müdürlüğü)
Ataköy Otelcilik A.Ş.
Ataköy Marina Ve Yat İşletmesi A.Ş
Kuşadası Tatil Köyü
Yeditepe Beynelmilel Otelcilik Turizm Ve Tic. A.Ş. (% 26 hisse)

Emekli Sandığı

Büyük Ankara Oteli
Büyük Efes Oteli
Büyük Tarabya Oteli
Kızılay Emek İşhanı
Kuşadası Tatil Köyü
İstanbul Hilton Oteli
Çelik Palas Oteli

İletişim

T.TELEKOM
AyCell

Çeşitli kurumlar

OYAK İNŞAAT A.Ş. (%25 Hisse)
Araç Muayene İstasyonu I. Bölge
Araç Muayene İstasyonu II. Bölge
MEYBUZ A.Ş.
ARÇELİK Hisseleri
ASELSAN Elektrik San. ve Tic. A.Ş. Hisseleri
ASPİLSAN Askeri Pil San. ve Tic. A.Ş. Hisseleri
HAVELSAN A.Ş. Hisseleri
İstanbul İmar Ltd. Şti,
KOÇ HOLDİNG A.Ş. Hisseleri
KTHY Kıbrıs Türk Hava Yolları Ltd. Şti Hisseleri
TOFAŞ Hisseleri


AKP döneminde kapatılan kurum ve işletmeler

SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi)
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü (Tasfiye Edilerek İl Özel İdarelerine Devredildi)
REYTEK
Adana, Adıyaman, Besni, Kahta, Malatya, Akçaabat, Akhisar, Aydın, Muğla, Milas, Bafra, Batman, Bekirhan, Beşiri, Kozluk, Kurtalan, Sason, Bitlis, Bursa, İnegöl, Hamdibey, Denizli, Acıpayam, Güney, Tavas, Buldan, Kale, Diyarbakır, Silvan, Bismil, Hatay, İskenderun, Yayladağ, Altınözü, İstanbul, İzmir, Cumaovası, Kemalpaşa, Tuzla, Yazıbaşı, Manisa, Kula, Salihli, Sarıgöl, Selendi, Osmancalı, Saruhanlı, Muş, Samsun, Tokat, Erbaa, Gümüşhacıköy, Taşova Yaprak Tütün İşletme Müdürlükleri ve Diyarbakır Yaprak Tütün İşletme Fabrikası Müdürlüğü

Adana, Afyon, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Mersin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Sivas, Tokat, Trabzon, Van ve Zonguldak Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlükleri (Not: AKP döneminde satılan binlerce taşınmaz ayrıca ele alınacaktır.) ■ Mehmet Akkaya, Ulusal Kanal, (2.1.2015)

 

3.1.2015

YOLSUZLUK, RANT, KENTSEL DÖNÜŞÜM: ‘İMAR BORSASI’ DEVRİ… YOKSULUN EVİNE EL KOYUP SATACAKLAR

Türkiye ‘inşaat odaklı büyüme’ konusunda bir basamak daha atlayarak ‘imar borsası’ devrine geçiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni yasa taslağına göre kentsel dönüşüm alanındaki parseller sertifikalandırılacak. Bu sertifikalar borsada alınıp satılabilecek. Büyük inşaat şirketleri kazanırken olan evlerine el konan vatandaşlara olacak.

Pelin Ünker’in Cumhuriyet gazetesinde yer alan haberine göre, İmar Hakkı Transferi (İHT) sistemi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 67 maddelik yeni “torba” yasa taslağı ile yeniden gündeme geldi.

Yasa taslağında 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 13. maddesi, 4. madde ile yeniden düzenleniyor. Taslağın hayata geçmesiyle kurulacak “imar borsası” ile yoksullar kent dışına itilirken büyük inşaat şirketleri kârına kâr katacak. İHT sistemi sadece kentsel dönüşüm süreçleri için değil, aynı zamanda HES projeleri ya da meraların özelleştirilmesi gibi alanlarda da uygulanabilecek.

New York Üniversitesi’nden Dr. Ümit Akçay’ın verdiği bilgiye göre kentsel dönüşüm alanındaki parsel sahibi, İHT modelinden yararlanmak istediğinde kendisine imar hakkına dayalı bir sertifika verilecek. Parsel sahibi bu sertifikayı isterse hemen bunu almak isteyenlere satarak bu hakkını paraya çevirebilecek. İsterse elinde tutarak değerlenmesini bekleyebilecek, hatta miras bırakabilecek. İsterse de bu sertifikaların alım-satımının gerçekleşmesi için kurulacak olan emlak borsasına yatırarak işlem görmesini sağlayabilecek.

İnşaat Odaklı Birikim Hızlanacak

İHT sisteminin, tam da Türkiye’de “inşaat odaklı birikim” sürecinde bazı tıkanıklıklar yaşandığı bir dönemde devreye sokulduğuna işaret eden Akçay, “Bu yeni modelin en önemli sonuçlarından biri de Türkiye’de finans sektörüyle inşaat sektörü arasındaki bütünleşmenin hızlanması olacak. 6.5 milyon konutu içeren dev bir kentsel dönüşüm projesinden bahsettiğimize göre, sertifikaların yani yeni bir tür türev ürünün işlem göreceği yeni bir borsanın kurulması finans sektörü için yeni bir pazar anlamına gelecek. Bu da işler iyi gittiğinde hem konut yapımının hızlanması hem de finansal kârların artması demek. Ancak bu bütünleşme, inşaat sektöründe herhangi bir sebeple başlayabilecek olan bir olumsuzluğun hızla finans alanına atlamasını da kolaylaştırabilir” dedi.

Kamulaştırma Değil Rantlaştırma

Dr. Akçay’ın verdiği bilgiye göre taslak, kentsel dönüşüm alanlarında ya da ‘Kanal İstanbul’ gibi mega projelerde karşılaşılan sorunların aşılması için, bu alandaki gayrimenkullerin kamulaştırılmasını
öngörüyor. Ancak kamulaştırma karşılığında bu gayrimenkuller sertifikalandırılarak menkulleştirilecek. Burada kamulaştırma, finansallaşmanın derinleştirilmesini teşvik eden bir uygulama olarak yeniden tanımlanıyor. Bu kamulaştırmanın, kamu yararına yapılan bir uygulamadan çok piyasa yararına yeniden tanımlanması anlamına geliyor. Akçay “Bu yeni uygulamanın en temel sorunu, insanları piyasa güçleri karşısında savunmasız bırakması ve kişilerin kaderini piyasanın kaderine bağlamasıdır” dedi.

Dünyada İHT ile ilgili farklı uygulamaların olduğunu söyleyen Ümit Akçay “ABD’de bazı eyaletlerde İHT sistemi koruma alanlarında kalan mülklerin transferi gibi doğal, arkeolojik ya da tarihi önemi olan alanların düzenlenmesinde kullanılırken New York’ta kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde uygulandı. Hindistan’daki Bombay kentsel düzenleme çalışmalarında da bu sistemin kullanıldığını görüyoruz. Ancak tek tip bir modelden söz etmek zor. Söyleyebileceğimiz, İHT sisteminin, piyasa temelli kentsel dönüşüm projelerinde kullanılmasının genellikle ev sahipleri açısından olumsuz sonuçlar doğurduğu ve özellikle de yoksulların kent mekânının kıyısına itilmeleriyle sonuçlandığı” diye konuştu.

Kazanan Dev Şirketler

Eğer taslak hayata geçerse bu sertifikaların işlem göreceği bir emlak borsası kurulması öngörülüyor. Bu tip bir borsa kurulduğunda, nasıl ki Borsa İstanbul’a belli başlı büyük yerli ve yabancı yatırımcılar yön veriyorsa, emlak borsasına da büyük emlak şirketleri yön verecek. İmar hakkı sertifikasını borsaya yatıran bir yurttaş için, büyük oyuncular arasında eriyip gitme, sertifikasının değerinin sürekli dalgalanması gibi riskler ortaya çıkacak. Dolayısıyla bu süreçte kazananın büyük inşaat firmaları, kaybedenin de evlerine sertifika karşılığında el konan yurttaşlar olacağını öngörebiliriz. ■ Taraf, (3.1.2015)

Bankacılık: Müşteri eteği

Yabancı sermayeli bankalar Türk bankacılık sektörünün çivisini çıkarttılar. Amerika’nın bol para döneminde 70 milyonluk Türkiye’yi borç batağına sürükleyerek kârlarını katlayan bankalar, eski günlerini yakalamak için çalışanlarına akıl almaz baskılar yapıyorlar.
Bu hedefleri tutturmak için personele yaptıkları ise gerçekten “sözün bittiği” noktaya gelmiş durumda.
Bir bankacı okuyucumun yolladığı elektronik posta Türkiye’de bankacılık sektörünün içler acısı durumunu en iyi şekilde anlatıyor.
İşte bankacılık sektörünün ne hale geldiğini anlatan elektronik posta:
“Yabancıya satılan bankalardan birinin şubesinde çalışıyorum. Son günlerde ise şubelerde oturmamız adeta yasaklandı. Bölge satış müdürlerimiz sürekli olarak arayıp neden şubede oturduğumuzu soruyor, sokağa çıkıp kredi satmamızı, yapmazsak önce uyarılıp sonra tazminatsız işten atılacağımızı söylüyor. Pazarlamaya çıktığımızda da mutlaka MÜŞTERİ ETEĞİ’nizi giyin diyor. Yani mümkün olduğunca kısa olmasını emrediyorlar. İstanbul’un yağmurunda çamurunda kısa eteği zorunlu kılıyorlar.”
Müşteri eteği!
Bu cümle son aylarda bankacılık sektöründe sık sık duyuluyor.
Bunların tamamı yabancı sermayeli.
Ülkesinde yapamadıklarını Türkiye’de bankacılara yapıyor.
Müşteri eteğini giyin diye baskı yapan bir şube müdürü, ya da bölge satış müdürü. Unvanı veya kim olduğu önemli değil. Burada önemli olan bu ahlaksız teklifi yapma cesareti olan kişilerin de maalesef Türk olması. Banka yabancı ama ahlaksız teklifi yapan Türk!
İşte bu utanılacak bir durum.
Bu emri veren zatlara soruyorum?
Sizinin eşinize veya kızınıza böyle bir baskı yapılsa tepkiniz ne olur?
Ayrıca neye hizmet ediyorsunuz?
Türkiye’de bankacılık sektörü hızla daralırken, bu şekilde mi bankanızın kârını artırmaya çalışıyorsunuz.
Bu aslında tam bir ahlaksızlık ve işgüzarlıktır.
Burada kızılması gereken aslında 200 bin bankacıyı bir kaç sermayenin ve onların daha fazla kazanması için çırpınan yöneticinin vicdanına bırakan BDDK’dır.
BDDK sadece bankaları denetlemek değil, aynı zamanda bankacılık sektörünü düzenlemekle de görevlidir.
BDDK’nın yetkililerine soruyorum; Bugüne kadar banka çalışanları için ne yaptınız?
Hemen şu şekilde savunmaya geçeceğinize eminim; Onlara biz değil, Çalışma Bakanlığı bakıyor.
Bu savunma bana bir reklamı hatırlattı.
O işe biz değil Türkcell bakıyor!
200 bin bankacı derdine çare için Turkcell’e mi gitsin?
Bu bankacı bayanın yolladığı elektronik postadan sadece BDDK ve Çalışma Bakanlığı utanmamalı. Bundan tüm banka yöneticileri de utanmalı. ■ Yeniçağ, (3.1.2015)

4.1.2015

RTE, YOLSUZLUK: HER ŞEY BÖCEKLE BAŞLADI

Tayyip Erdoğan’ın iki ofisinde böcek bulunması üzerine (Aralık 2011) Başbakan’ın dolduruşa getirilmesi, 7 Şubat 2012’de MİT’çilerin savcı Sadrettin Sarıkaya tarafından ifadeye çağrılmasının “Başbakan tutuklanacaktı” iddiasına dayanak yapılması, Erdoğan’ın giderek Hakan Fidan’ın kontrolü altına girmesi, Cemaat’le kavgaya tutuşturulması, arada bir güven bunalımı yaratılması, sonun başlangıcını teşkil ediyor. Bence, o tarihlerde Erdoğan’a bir tuzak kuruldu. Başbakan yol arkadaşlarını değiştirdi; dar bir çevre içine hapsedildi. Tabii, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla askeri vesayetin sona ermesi, Eylül 2010 referandumuyla Yüksek Yargı’daki ve HSYK’daki vesayetçi zihniyetin tasfiye edilmesi, bu gelişmeyle birlikte yaşanan özgüven patlaması, “Her şey benim kontrolümde” inancı da bu noktalara gelinmesine yol açtı.

O tarihlerde Rıza Sarraf ortaya çıkıyor. Berber Yaşar vasıtasıyla Muammer Güler’le ilişki kuruyor. Diğer bakanlarla ve çocuklarıyla da alışverişe başlıyor. Öte yandan, Suud kökenli Yasin El Kadı, Bosphorus 360 isimli bir şirketin ortağı oluyor. İddiaya göre, Bilal Erdoğan’la işini yürütüyor. O da Rıza Sarraf gibi Erdoğan ailesinin çok yakını haline geliyor. 17 Aralık dosyası, Rıza Sarraf’ın kara para akladığı iddiasıyla 2012’de başladı. 2013’te bakanlar ve çocuklarına ulaşıldı. 25 Aralık dosyası ise Bosphorus 360 isimli bir şirket yönetiminde, ihaleye fesat karıştırıldığının soruşturulması idi. O soruşturma da 2012’de açıldı. Etiler Polis Okulu arazisi, İçişleri Bakanlığı’ndan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi. Belediyenin konut yapımıyla ilgilenen KİPTAŞ bünyesine alındı. Sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla “deprem riskli arazi” ilân edildi. Polis, adım adım, Bosphorus 360 ortaklarının bu çabalarını izledi. Hem KİPTAŞ’a devri hem de “riskli alan” ilânının, onların istediği istikamette gerçekleştiğini gördü.

Tabii bu fotoğrafı Erdoğan ve arkadaşları farklı değerlendiriyor. 17 ve 25 Aralık’ta darbe yapılmış!!! ■ N. Ilıcak, Bugün, (4.1.2015)

YOLSUZLUK: KÖMÜR YERİNE TAŞ SATMIŞLAR

301 madencinin öldüğü Soma'daki madeni işleten Soma A.Ş.'nin devlete taş sattığı ortaya çıktı.

SAYIŞTAY, 301 maden işçisinin öldüğü madeni işleten Soma A.Ş.’nin devlete kömür diye çoğu zaman taş gönderdiğini, devletin de bunları satın aldığını ortaya koydu.

Sayıştay denetçileri, Soma A.Ş.’nin kamuya 2013 yılında sattığı 2.3 milyon ton kömürün 1.5 milyon tonunu mercek altına aldı. Bunun sadece 768 bin tonunun kömür olduğu, geri kalanın işe yaramadığı açıklandı.

CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Soma Komisyonu Üyesi Özgür Özel ise bu tespitin sonucunda devletin 49 milyon TL’ye kadar zarara uğratılmış olabileceğini ve Soma A.Ş.’ye haksız bir biçimde fazla ödeme yapıldığını iddia etti. Sayıştay raporuna göre Soma A.Ş. 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. Sayıştay’ın mercek altına aldığı 1 milyon 549 bin 311 ton karışım yıkamaya verildi. Bundan da sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton çöpe gitti.

Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre; Soma A.Ş.’nin anlaşmasına göre, şirketin çıkardığı kömür-taş karışımı kamu tarafından alınıyor ve bu karışım temizleniyor. Çünkü Soma A.Ş.’nin anlaşması tüvenan üretimi kapsıyor.

Tüvenan kömür, bir kömür ocağından tabi olarak çıkarılıp hiçbir işleme tabi tutulmayan ham kömüre deniyor. CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Soma Komisyonu Üyesi Özgür Özel, “Tüvenan normalde daha az üretim yapan küçük madenlere uygulanır. Bu modelde ortalama yüzde 60 kömür, yüzde 40 taş olur. Soma A.Ş.’nin ürettiği 2.3 milyon ton kömürün 1.5 milyon tonu mercek altına alınmış. 800 bin tonunun ne olduğu bilinmiyor. Elde edilen kömür sadece 768 bin 791 ton. Buna göre Soma A.Ş.’de kömür olan kısım yüzde 33’ü aşmamış. Bu kadar düşük rakamlar başka hiçbir yerde yok. Bu rakamlara göre devlet 49 milyon TL’sini taşlara yatırmış” dedi.

SÖZLEŞMEYE UYULMADI

Ege Linyitleri İşletme Müdürlüğü’nün 2013 dönemini inceleyen Sayıştay denetçilerinin raporunda, Soma A.Ş.’ye de bir bölüm ayrıldı. Raporda, rödovans sistemi ile çıkardığı tüm kömürü kamuya satan şirketin, düşük kalorili kömür sattığı vurgusu da yapıldı. Firmanın taahhüt ettiği ve sözleşmede yer alan hükümlere göre, üretilecek kömürün baz kalori değerinin 2.250 kcal/kg olması gerekiyordu. Buna karşın fiili durumda Soma A.Ş.’nin ürettiği kömürün ortalama kalorifik değeri 2.213kcal/kg oldu. Sözleşmeye göre kalorisi 1.800 kcal/kg altında kalan kömürün de reddedilmesi ve alınmaması gerekiyor. Ancak firma, 2013 yılı ile 2014 yılının ilk 4 ayına isabet eden 10 değişik çalışma gününde kalorifik değeri 1.653 ile 1.788 arasında değişen kömürlerden 54 bin tonunu devlete verdi ve karşılığında hiçbir cezai müeyyide ile karşılaşmadı. Soma A.Ş.’nin, 2013 yılı içerisinde sadece eylül ve ekim aylarında baz kalori değerinin üstünde kömür ürettiği, geride kalan 10 ayın tamamında ise belirtilen 2.213kcal/kg değerin altında kömür üretimi yaptığına da dikkat çekilen raporda, şöyle denildi:

KÖMÜRÜN YARISI ATILDI

“Soma A.Ş.’nin çıkardığı kömürden 1 milyon 549 bin 311 tonu yıkamaya verilmiş, 780 bin 520 tonu kayıp kömür olarak atılmış ve geriye kalan kısımdan sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebilmiştir. Yani ocaklardan çıktığı haliyle satın alınan kömürün yaklaşık yarısı hiçbir işe yaramadığı için atılmıştır. Firma, düşük kalorili kömür üretmiş olması nedeniyle sadece 3.8 milyon TL eksik ödeme aldı. Bir başka deyişle Soma A.Ş.’ye 149.3 milyon TL yerine 145.5 milyon TL hakediş ödendi. Ancak Ege Linyitleri İşletme Müdürlüğü’nün hem operasyon kayıpları, hem de satılabilir kömür miktarlarının azlığı nedeniyle uğradığı kayıplar çok daha fazladır… Bu nedenle daha yüksek kalorili ve Elektrik Üretim A.Ş.’ye satıştaki protokol şartlarına uygun kömür üretiminin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması önerilir.”

‘KAMU, KÖMÜRÜ REDDETMEMİŞ’

Sayıştay raporunda yer alan teknik saptamaların ne anlama geldiğini ise Soma Komisyonu üyesi Manisa Millevekili Özgür Özel Hürriyet’e şöyle anlattı: “Türkiye Kömür İşletmeleri’nin, Soma A.Ş. ile yaptığı anlaşma ‘tüvenan’ üretimi kapsıyor. Devlet, şirketten ürettiği kömürün tamamını alıyor ve önce ayıklama yapıyor, sonra da yıkamaya gönderiyor. Taş oranının yüksek olmaması için de kalori sınırları konuluyor. Ortalama getirilen kömürün kalorisi 2 bin 250’den düşük olduğunda ‘taş oranı fazla olur’ deniyor. Ama burada 2013 yılının 10 ayında bu değerin altında kömür getirildiğini ve kamunun da bunu aldığını görüyoruz. Öyle ki en alt değer olan 1800 kalorinin altına inildiğinde dahi kamu bu ürünü reddetmemiş, almış. Bu şekilde Soma A.Ş. 2.3 milyon ton kömür satmış. Bu kömür, ilk başta büyük kaya parçalarından arındırılmış, rakam 1.5 milyon tona düşmüş, o da yıkandığında sadece 768 bin ton kömür elde edilmiş.”
‘İşçiler kaya çıkarıyoruz demişti’
MECLİS Soma Komisyonu üyesi CHP Manisa Millevekili Özgür Özel, “Soma’ya defalarca gittik. Sayıştay’ın bu raporu oradaki işçilerin açıklamalarıyla uyuşuyor. İşçiler ‘Biz bir yerden kömür çıkarıyorduk, bir yerden taş çıkarıyorduk. Özel olarak kaya delicilerle çalışıyorduk. Bir üretim bandı boş gittiğinde (Kömür yoksa, taş da mı yok) diye azar işitiyorduk’ diyorlardı. Sayıştay raporu işçilerin açıklamalarını resmiyete dökmüş. Buradaki hesaplamalara göre, devlet 49 milyon TL’yi taşlara ödemiş. Bence daha da dramatik olan bölümü şu ki, Sayıştay Soma A.Ş.’yle ilgili bölümü’ ocaklardan alım yaparken; kantarlardan kayaçların geçirilmesinin önlenmesi gerekir’. Bu ne demek biliyor musunuz? Kantara bildiğiniz kayaç yani kayaları da eklemişler, onları da kamuya satmışlar. Göz göre göre kaya, taş satmışlar devlete. Sistematik olarak kamu taşa para ödemiş” dedi. ■ Sözcü, (4.1.2015)

 

5.1.2015

BORÇLANMA, HALK: VATANDAŞIN BORCU AKP DÖNEMİNDE 52 KAT ARTTI!

Ekonomik göstergelerdeki bozulmaya en bariz örnek, artan borçluluk gösteriliyor. 2002’de 6,5 milyar lira olan tüketici kredisi ve kredi kartı borç tutarı, 52 kat artarak 2013’te 330 milyar TL’ye yükseldi.

CHP, 2002-2014 yılları arasında ekonomi ve sosyal hayata ilişkin birçok alandaki verileri raporlaştırdı. ‘Gerçek Türkiye’nin Grafikleri’ adlı raporda, 2002 yılından sonra krizden çıkışla birlikte ekonomide olumlu bir gidişin sağlandığı, ancak özellikle 2007 yılından sonra ekonomi ve sosyal hayatın birçok alanında olumsuz gidişat yaşandığına dikkat çekildi. Raporda Eylül 2014 sonunda 345,5 milyar TL’ye ulaşan vatandaşların bankalara olan kredi borcu 2002 yılındaki düzeyin 52 katına çıktığı belirtildi. Rapora göre 2002 yılında 6,5 milyar lira olan vatandaşların bankalara olan tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarının toplam tutarı 2013 yılı sonunda 330 milyar TL’ye çıktı. Bu dönemde kredi kartı borçları 4,3 milyar liradan 74,2 milyar liraya, tüketici kredisi borçları 2,3 milyar liradan 271 milyar liraya yükseldi.

Raporda ayrıca şu tespitlere de yer verildi: “2002 yılından itibaren hızla borçlanan ailelerin, en büyük alacaklısı bankalar. Ailelerin borcunun harcanabilir gelirlere oranı yüzde 55’e kadar yükseldi. Bankalara tüketici kredisi borcu bulunan vatandaşların sayısında da AKP döneminde patlama yaşandı. 2002 yılında bankalara 1 milyon 655 bin kişinin kredi borcu bulunuyordu. 2014 sonu itibarıyla bankalara tüketici kredisi borcu bulunanların sayısı 15 milyon kişiye çıktı. Tüketicilerin zamanında ödeyemedikleri için bankalar tarafından takibe alınan borçlarının tutarı 2002 yılında 278 milyon lira düzeyinde bulunuyordu. Bu rakam 2014 sonu itibarıyla 12,5 milyar liraya kadar yükselerek rekor kırdı. Karşılıksız çek oranı da 2011 yılında 580 bin adetken, 2014 yılında 800 bini aştı. 2002 yılında krizden çıkan Türkiye’de icra müdürlüklerine 10 milyon icra dosyası gelirken, 2014 yılında bu oran 21 milyonu geçti.” 2014 yılı için hükümet yüzde 4’lük bir büyüme hedeflemişti. Ancak orta vadeli program kapsamında büyüme tahmini yüzde 3,3 düzeyine çekildi. Türkiye’de 2007-2013 dönemindeki yıllık ortalama büyümenin, yüzde 3,5 olarak gerçekleştiği belirtilirken aynı dönemde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki büyümenin yüzde 5,9 olarak gerçekleştiği vurgulandı. Raporda azalan tasarruf oranlarına ilişkin olarak ise en son 2011 yılında yatırımların oranı yüzde 23,6’ya çıkarken, tasarrufların oranı yüzde 13,9’a kadar indi ve Türkiye tarihinde ilk kez milli gelirin yüzde 10’una yakın cari işlemler açığı verdi. 2013 yılında tasarruf oranının yüzde 12,6’yla dip noktaya indiğine dikkat çekildi. Rapora göre Türkiye 2014’te milli gelirinin yüzde 14’ü kadar tasarruf yapabildi. Yurtiçi tasarrufların düşük düzeyde seyretmesi, Türkiye’nin cari işlemler açığı sorununun kronikleşmesine yol açıyor denildi.

NÜFUSUN YÜZDE 59’U YOKSUL

Raporda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de yoksulluk riski altında bulunan, maddî yönden yoksun ve iş yoğunluğu düşük olan hanelerde yaşayan kişilerin nüfus içerisindeki payının yüzde 59,2 olduğu vurgulandı. Buna göre, Türkiye nüfusunun 43 milyonunun ekonomik zorluk, dayanıklı tüketim malları, barınma ve konutun çevresi ile ilgili çeşitli göstergelere bakılarak belirlenen ‘şiddetli maddî yoksunluk’ içerisinde bulunduğu belirlendi. Vatandaşların yüzde 78’i evden uzakta bir hafta tatilin giderlerini karşılayamıyor. Yüzde 75’i yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme olanağına sahip bulunmuyor. Yüzde 29’u evinin ısınma ihtiyacını tam olarak karşılayamıyor. Yüzde 49’u beklenmedik harcamaları karşılayamıyor. Vatandaşların yüzde 46’sı ise iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek yeme imkânı bulamıyor. ■ http://www.onyediyirmibes.com/ekonomi, (5.1.2015)

 

İŞSİZLİK: KAHİN EKONOMİSTTEN KORKUTAN AÇIKLAMA!

Kahin ekonomist Nouriel Roubini üçüncü sanayi devrimi ile birlikte geleceğin fabrikalarında 1 işçi çalışacağını belirtti. Roubini işini kaybedecek işçilere gelir yardımının kritik olduğunu yazdı. Roubini doğru politikalar uygulanmazsa dünyanın büyük bir işsizlik problemi ile karşı karşıya kalacağını savundu.

2008 küresel krizini önceden tahmin etmesiyle ünlenen 'kahin' lakaplı New York Üniversitesi Profesörü Nouriel Roubini'den bu kez çok farklı bir kehanet geldi.

Project-Syndicate sitesine yazı kaleme alan Roubini Üçüncü Sanayi Devrimi olarak adlandırılan yeni üretim tekniklerinin sanayi üretimini kökünden değiştireceğini savundu. Özellikle robot ve otomasyon alanındaki gelişimlere dikkat çeken Roubini "Geleceğin fabrikalarında sadece 1 işçi ve binlerce robot olacak. 3D yazıcı teknolojisiyle birlikte gelişecek yazılımlar yetenekli çalışanlara kapıları açacak. Ancak istihdam yaratma odaklı ekonomik stratejiler uygulanmassa işgücü talebinin yönü belirsiz olacak" diye yazdı.

Dünyanın ilk kez bu problemi yaşamadığını 19. ve 20. yüzyılda yaşanan gelişmelere karşı endüstrileşmenin kötü yönlerinin minimize edilmeye çalışıldığını belirten Roubini Üçüncü Sanayi Devrimi ile aynı problemlerin yeniden karar vericilerin karşısına çıkacağını savundu. Roubini işini yazılım ve robotlara kaptıracaklara gelir yardımı desteğinin önemli bir politika olacağını yazdı. Roubini doğru politikalar uygulanmazsa dünyanın büyük bir işsizlik problemi ile karşı karşıya kalacağını savundu. ■ http://www.onyediyirmibes.com/ekonomi, (5.1.2015)

BÖLÜCÜLÜK: HER EVE BİR KALAŞNİKOF!..

Hızla silahlanıyorlar.
Parola: “Doğu ve Güneydoğu’daki her eve bir silah!”
Parası olan Kalaşnikof, olmayan otomatik tabanca alıyor.
Bu nedenle kaçak silah piyasasında fiyatlar füze gibi yükseliyor.
İstihbaratçıların raporlarına göre; Kalaşnikofların fiyatı 5 binden 18 bin TL’ye, otomatik tabancalarınki ise 2 binden 5 bin liraya çıkmış durumda.
Bu gerçek, istihbarat birimlerince Ankara’ya rapor ediliyor.
Ama Ankara’nın eli kolu bağlanmış olduğundan sadece bilmekle yetiniyor!
Zira dağdakilere ilaveten kentleri de silahlandıran PKK, Oslo’dan bu yana kendilerine verilen, ama hep seçim sonralarına ertelenen sözlerin tutulmasını istiyor.
Aksi takdirde ekim ayından beter yeni bir ayaklanmayı başlatıp, ortalığı kan gölüne çevirmekle tehdit ediyor.

* * * *

PKK’nın AKP’ye silah zoruyla neler kabul ettirdiğini artık neredeyse havada uçan kuşlar bile biliyor.
Öncelikle İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın en kısa sürede serbest bırakılmasını ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin başına geçmesini istiyorlar. 
Ayrıca fiilen başlattıkları özerkliğin resmen ilanını ve federatif yapıya geçildiğinin açıklanmasını bekliyorlar.

Başka talepleri de var ama bu iki koşul “olmazsa olmaz” sayılıyor.
AKP önde gelenleri ise anlaşmaya varılan maddelerin hayata geçirilebilmesi için Anayasa değişikliğinin zorunlu olduğunu, seçimlerde Kürt oylarının da katkısıyla Meclis’e taşınacak AKP çoğunluğuyla tüm sözlerini yerine getireceklerini söylüyorlar.
Yani AKP, elindeki silahı bıraktıramadan müzakere masasına oturmayı kabul ettiği PKK’nın isteklerini artık öteleyemeyecek bir noktaya gelmiş bulunuyor.
Ama milliyetçi oylarda erimeye yol açacağını bildiğinden, PKK ile karşılıklı imzalanan mutabakat metnini kamuoyundan gizlemeye, zaman kazanarak seçimlere çatışmasızlık ortamında gitmeye çalışıyor.

* * * *

Bilmem dikkatinizi çekti mi?
Son dönemde dağdan inen PKK’lı sayısında kayda değer artışlar gözleniyor.
Bu kişilerin “Ben suça karışmadım, kimseyi öldürmedim” demeleri, serbest kalmaları için yeterli oluyor.
Peki özgürlüğüne kavuşan PKK’lılar daha sonra ne yapıyor?
İstihbarat raporlarına göre kentlerdeki öz savunma gücünü (PKK Polis Teşkilatı) “özgürce” örgütlüyor, sivil halkın silahlanmasını “özgürce” koordine ediyorlar.

Bölgede devleti temsil eden kurumlar da “barış sürecine zarar vermemek amacıyla” bu kopuşu seyretmekle yetiniyor!
İçerideki gücünün yanı sıra dışarıda da ABD ve İsrail’i arkasına alan PKK ise bu avantajlı durum karşısında şımardıkça şımarıyor!

* * * *

AKP İstanbul’da Taksim’e çıkanın peşine polis takıyor.
Taksim’de yüksek sesle öksürenler bile “Yoksa sen hükümeti çalışamayacak hale getirmek mi istiyorsun” denilerek gözaltına alınabiliyor!
Üç kişi bir araya geldiğinde terör örgütü kurmakla suçlanabiliyor.
Gaz maskesi, kolonya şişesi, pankart vs. bu terör (!) örgütlerinin silahları arasında sayılabiliyor. 
Batı’da anayasanın güvencesi altındaki protesto haklarını masum demokratik eylemlerle kullananlara şahin kesilen devlet güçleri, Doğu’daki silahlı başkaldırı hazırlıkları karşısında “üç maymunu” oynamayı tercih ediyorlar!

* * * *

O nedenle “Her eve bir Kalaşnikof” kampanyası tüm hızıyla sürüyor.
Çünkü silah bırakmadan müzakere masasına oturmayı başaran PKK, Abdullah Öcalan’ı cezaevinden çıkaracak gücün de silah olduğunu ve AKP’nin artık onu serbest bırakmaktan başka bir seçeneği kalmadığını biliyor.Uğur Dündar, Sözcü, (5.1.2015)

6.1.2015

 

ENFLASYON, RANT, TARIM: VATANDAŞI İŞTE BÖYLE SOYUYORLAR

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici ve market arasındaki fiyat farkının maydanozda yüzde 569,57, portakalda yüzde 436,11, kuru incirde yüzde 332,67, mandalinada yüzde 331,22’yi bulduğunu bildirdi.

Bayraktar, “Tarlada 12 kuruş olan bir demet maydanozun fiyatı markette 77 kuruşa, 6,7 katına çıkıyor. Yine bahçede kilogramı 42 kuruş olan portakal, markette 2 lira 25 kuruş oluyor. Bahçe fiyatı, 5,36 katına çıkıyor. Bu kadar fiyat farkı olur mu?” dedi. Bayraktar, yağmur çamur, kar kış demeden gece gündüz çalışan, üretimin her türlü eziyetini çeken çiftçi 1 kazanırken, aracının 3-4 kazandığını, çiftçi cefayı çekerken aracının sefa sürdüğünü vurguladı.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, gıda fiyatlarındaki değişimleri takip etmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirme devam edeceklerini vurguladı.

ÜRETİCİ VE MARKET FİYATLARI ARASINDAKİ FARK

Aralık ayında, üretici ve market fiyatları arasındaki fiyat farkının maydanozda yüzde 569,57, portakalda yüzde 436,11, kuru incirde yüzde 332,67, mandalinada yüzde 331,22’yi bulduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Maydanoz, portakal, kuru incir ve mandalinayı, yüzde 258,25 ile lahana, yüzde 247,47 ile marul, yüzde 239,19 ile ıspanak, yüzde 217,79 ile limon, yüzde 213,32 ile havuç, yüzde 200,85 ile elma izliyor. Nohutta yüzde 192,37, kuru kayısıda yüzde 190, kuru fasulyede yüzde 187,34, sivri biberde yüzde 186,93, pırasada yüzde 186,46, yeşil soğanda yüzde 179, sütte yüzde 173,91, domateste yüzde 170,77 üretici market fiyat farkı var. Bu fark, salatalıkta yüzde 168,14, pirinçte yüzde 167,42, kuru üzümde yüzde 164,9, karnabaharda yüzde 155,38, kabakta yüzde 153,14, patateste yüzde 149,4, kırmızı mercimekte yüzde 143,9, patlıcanda yüzde 130,81, yeşil fasulyede yüzde 101,96 oldu. Üretici market fiyat farkı, yeşil mercimekte yüzde 91,92, kuru soğanda yüzde 88,23, kuzu etinde yüzde 81,43, iç fındıkta yüzde 76,54, zeytinyağında yüzde 73,32, yumurtada yüzde 72,27, daha etinde yüzde 59,35, Antep fıstığında yüzde 50,67 ile yüzde 100’ün altında kaldı.”

Üreticiden Tüketiciye Fiyatlar

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici ile tüketici arasında 4-5 hatta 6 kata varan fiyat farklarının kabulünün mümkün olmadığını, tarlada 12 kuruş olan bir demet maydanozun fiyatının halde 20 kuruşken, pazarda 51, markette 77 kuruşa kadar çıktığını belirtti.

Bayraktar, şu bilgileri verdi: “Maydanozun fiyatı, tarladan markete gelene kadar 6,7 katına çıkıyor. Yine bahçede kilogramı 42 kuruş olan portakal, halde 82 kuruşa satılırken, fiyat pazarda 1 lira 54 kuruş, markette 2 lira 25 kuruş oluyor. Bahçe fiyatı, 5,36 katına çıkıyor. Bu kadar fiyat farkı olur mu? Bahçede 42 kuruş olan portakal markette nasıl 2 lira 25 kuruş olur? Üreticide kilogramı 5 lira 50 kuruş olan kuru incir, markette 23 lira 80 kuruş, kilogramı 42 kuruş olan mandalina 1 lira 81 kuruş, kilogramı 42 kuruş olan lahana 1 lira 50 kuruş, adedi 58 kuruş olan marul 2 lira 2 kuruş, kilogramı 74 kuruş olan ıspanak 2 lira 51 kuruş, kilogramı 79 kuruş olan limon 2 lira 51 kuruşa, kilogramı 66 kuruş olan havuç 2 lira 5 kuruş, kilogramı 1 lira 17 kuruş olan elma 3 lira 52 kuruşa satılıyor. Yağmur çamur, kar kış demeden gece gündüz çalışan üretimin her türlü eziyetini çeken çiftçimiz 1 kazanırken, aracı 3-4 kazanıyor. Çiftçimiz cefayı çekiyor, aracı sefayı sürüyor. Bu durum sürdürülebilir değildir."http://www.onyediyirmibes.com/ekonomi/, (6.1.2015)

Rte: İşte Erdoğan'ı bekleyen kötü son

Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı'nın (CIA) eski üst düzey isimlerinden Graham E. Fuller, 2015'te Erdoğan'ın gücünün ciddi oranda sarsılacağını söyledi.

"AKP iktidarının ilk 10 yılındaki parlak başbakanlığının ardından Erdoğan, yolsuzluk suçlamalarına battı ve kendisinin giderek mantıksızlaşan, despotlaşan ve hayalperestleşen yönetimini eleştiren ya da karşı çıkan herkese paranoyakça saldırdı" diyen Fuller'e göre Erdoğan, kurumlara zarar verme ve hem kendisinin hem de partisinin mirasını yok etme sürecinde. Türkiye'deki köklü kurumların Erdoğan tarafından zayıflatıldığını söyleyen Fuller, bu kurumların Erdoğan halk nezdindeki desteğini kaybedene kadar Türkiye'yi 'demokratik ve şiddet dışı yolda' tutacağına inandığını belirtti. ■ http://www.onyediyirmibes.com, (6.1.2015)

 

ENFLASYON’UN ELİ HALKIN CEBİNDE

Türkiye İstatistik Enstitüsü Kurumu, Aralık 2014 Enflasyon oranlarını açıkladı.

  • Yurt İçin Üretici Fiyatları Endeksi , (ÜFE) Aralık ayında yüzde 0.76 oranında geriledi. 2014 yıllık ÜFE oranı ise yüzde 6.36 oldu. 2013 yılında yıllık ÜFE oranı yüzde 6.36 olmuştu.
  • Tüketici fiyatları Endeksi (TÜFE ) , Aralık 2014 ayında yüzde 0.44 oranında geriledi. 2014 yıllık TÜFE oranı yüzde 8.17 oldu. 2013 yılında bu oran 7.40 olmuştu.

1.Enflasyon kronikleşti…

Aralık 2014 ayında gerek ÜFE ve gerekse TÜFE son 9 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti.

2006’yılından beri, TÜFE oranı yaklaşık aynı düzeyde seyrediyor. 12 aylık ortalamalara göre hesaplanan TÜFE oranı, yıllık dalgalanmaları en aza indiriyor ve enflasyon trendini gösteriyor. 12 aylık ortalamalara göre 2006 yılında 9.34 olan TÜFE oranı, 2014 yılında yüzde 8.85 oldu.

Aşağıdaki grafikte te 2006 yılından beri TÜFE olarak enflasyonun yaklaşık aynı düzeylerde seyrettiği daha net görülüyor. Bu güne kadar Merkez Bankası enflasyon hedefi için, para, kur ve faiz politikasını kullandı. Hiçbir sene başarılı olmadı. Bu durum TÜFE’ olarak enflasyonun kronik bir yapı kazandığını gösteriyor.

Türkiye’de kronik enflasyonla mücadele için para ve kur politikası yanında, üretim kapasitesinin artırılması, ekonomide kamu ve Özel sektörde verimliliğin artırılması, Piyasadaki oligopol yapıların temizlenmesi ve kartelleşmenin önlenmesi gerekir.



 

Yine yukarıdaki aynı grafikte, 12 aylık ortalama oranlara rağmen, yıllık ÜFE oranları zig-zag’lı bir trent göstermektedir. Bunun bir nedeni, dalgalı kur politikası, kur baskısı ve kur hareketleridir. Bir başka nedeni ekonomide aşırı kırılganlıktır. Bir üçüncü nedeni de, oligopol piyasalar ve spekülatif piyasa yapısıdır. Talebin olduğu dönemlerde, üretici maliyet artmasa da toptan fiyatları yüksek tutabilmektedir.

2. Halkın enflasyonu daha yüksektir.

Fakir fukaranın harcaması TÜİK’in TÜFE sepetine uymuyor. Söz gelimi Seyahat, Lokanta gibi sepet içinde yer alan harcama kalemleri halkı ilgilendirmiyor.

Halkı en çok gıda fiyatları ilgilendiriyor. Gıda fiyatları da, her yıl ortalama TÜFE üstünde artıyor. 2014 yıllık TÜFE oranı yüzde 8.17 oldu ve fakat Gıda fiyatları yüzde 12.73 oranında arttı.

TÜİK gıdanın TÜFE sepeti içindeki payını 24.45 olarak alıyor. Oysaki Gıda, fakir-fukaranın, ücretle geçinenlerin aylık giderleri içinde yüzde elli oranında yer tutuyor.

 

Yukarıda grafikte görüldüğü gibi Gıda fiyatlarındaki artış her sene ortalama TÜFE oranları üstünde kalmıştır.

3. Enflasyon gelir dağılımını bozdu.

TÜİK’in birkaç göstergesi Türkiye de gelir dağılımının nasıl bozulduğunu gösteriyor. Her şeyden önce fakir sayısı artıyor. 2006 yılında en fakir yüzde 20 halk, toplumun yüzde 5.1’ini oluşturuyordu. 2013 te bu oran yüzde 6.1 ‘e çıktı. Tatil yapamayan nüfus ta arttı.

Sonuç, Hükümet enflasyonu yeni zenginler yaratmak ve orta sınıfı kaldırıp, poşet ve yardımlarla kendine bağlamak için kullandı. Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (6.1.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura