Diğerleri > Sis Çanı
19-01-2014
NELER OLDU 1-6 OCAK 2014 (Borçlanma, yolsuzluk, konjonktür, dış açık, siyasal İslam, Dolar, enflasyon, yabancıya toprak, FED, Milli İrade, yabancı sermaye, dincilik)

Cihan Dura

19.1.2014


1.1.2014

BORÇLANMA, DIŞ: TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU 372.7 MİLYAR DOLAR

Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2013 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla 2012 yılı sonuna göre 33.9 milyar dolar tutarında, yüzde 10 oranında artışla 372 milyar 652 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Hazine Müsteşarlığı, 2013 yılı üçüncü çeyrek dönemi itibarıyla “Türkiye Brüt Dış Borç Stoku” geçici verilerini açıkladı. Resmi verilere göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2013 yılı üçüncü çeyrek dönem sonu itibarıyla 372.7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Brüt dış borç stoku 2012 yılı sonuna göre yüzde 10 oranında, 33 milyar 887 milyon dolar tutarında artış gösterdi.
Özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı 255.3 milyar doları ile yüzde 68.5 ve kamu kesimi borçlarının payı 111.7 milyar doları ile yüzde 30 oldu.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı ise 5.6 milyar dolar ile yüzde 1.5 olarak belirlendi. ■ Evrensel, (1.1.2014)

YOLSUZLUK: GÖKKAFES’TE BOĞAZ’A KARŞI PARA SAYMAK

İs­tan­bu­l’­da, Bo­ğaz man­za­ra­lı ol­ma­nın öte­sin­de, Bo­ğa­z’­ı ade­ta ku­cak­la­yan Gök­ka­fe­s’­te­ki evi­niz­de, Bo­ğa­z’­ı sey­re­der­ken, pa­ra say­mak, hem de eu­ro ve do­lar say­mak na­sıl bir şey­dir aca­ba?

Hiç dü­şün­dü­nüz mü?
İs­tan­bu­l’­da, Bo­ğaz man­za­ra­lı ol­ma­nın öte­sin­de, Bo­ğa­z’­ı ade­ta ku­cak­la­yan Gök­ka­fe­s’­te­ki evi­niz­de, Bo­ğa­z’­ı sey­re­der­ken, pa­ra say­mak, hem de eu­ro ve do­lar say­mak na­sıl bir şey­dir aca­ba?
Me­rak eden­ler, Ba­rış Gü­le­r’­e so­ra­bi­lir.

AY­LIK Kİ­RA­SI 60 BİN TL

Ba­rış Gü­le­r’­in “pa­ra say­ma ma­ki­ne­si­” ile pa­ra say­dı­ğı, 6 çe­lik ka­sa­nın ol­du­ğu Gök­ka­fe­s’­te­ki ev, İs­tan­bu­l’­un muh­te­şem Bo­ğaz man­za­ra­sı­na ha­kim ve ay­lık ki­ra­sı 20 bin eu­ro­dan ya­ni 60 bin li­ra­dan baş­lı­yor!
İçiş­le­ri es­ki Ba­ka­nı­’nın, “Oğ­lum pin­ti­dir. İş­ye­ri ka­pa­nın­ca, ka­sa­la­rı eve ta­şı­dı­” de­di­ği o ev var ya “pin­ti­” bi­ri­nin de­ğil, tam ak­si­ne pa­ra için­de yü­zen bi­ri­nin otu­ra­bi­le­ce­ği bir ev…

HE­Dİ­YE PA­KET­LE­Rİ

Gök­ka­fe­se gi­dip, kom­şu­la­rı­na so­ru­yo­ruz. Al­dı­ğı­mız ya­nıt il­ginç:
“Sa­yın İçiş­le­ri es­ki Ba­ka­nı­mız, sık sık bu eve ge­lir­di. Da­ha öte­si, ge­len he­di­ye pa­ket­le­rin ar­dı ar­ka­sı ke­sil­mez­di­”.
Bu ara­da, Ba­rış Gü­le­r’­in sat­tı­ğı be­lir­ti­len vil­la­yı; “ne za­man ve ka­ça al­dı­ğı, ki­me, ne za­man kaç li­ra­ya sat­tı­ğı­nı­n” ya­nı­tı­nı da bek­li­yo­ruz.
Sa­de­ce bun­la­rı de­ğil, son 5 yıl­da ver­gi da­ire­si­ne kaç TL ka­zanç bil­dir­miş, “e­vin­de 6 çe­lik ka­sa­” ve “pa­ra say­ma ma­ki­ne­si­” bu­lun­dur­ma­sı­nı ge­rek­ti­ren işi­nin ne ol­du­ğu­nu da açık­lar mı?
Bo­ğaz man­za­ra­lı Gök­ka­fe­s’­te, pa­ra say­ma ma­ki­na­sı ile pa­ra say­ma ve çe­lik ka­sa­lar…
Ba­rış, sen ger­çek­ten ne iş ya­pı­yor­dun? ■ Sözcü, (1.1.2014)

EKONOMİ, KONJONKTÜR: KAHİNDEN 2014 UYARISI

Nouriel Roubini, aralarında Türkiye'nin de olduğu bir grup ülkenin kırılgan kalacağını söyledi

Ekonomist Nouriel Roubini’den Türkiye’ye 2014 uyarısı geldi.

2013′ün son gününde kaleme aldığı yazısında küresel ekonominin geride kalan yıldaki performansını değerlendiren ‘Kriz Kahini’ lakaplı ekonomist, 2014′e ilişkin öngörülerini paylaştı.

Project Syndicate internet sitesinde yayımlanan yazısında “Gelişmekte olan ekonomiler 2014′te hızlı büyüyecek ve yüzde 5′e yakın büyüme kaydedecek” diyen Roubini, bir grup gelişmekte olan ülkenin ise kırılgan kalacağını söyledi.

2014′te kırılganlık riski taşıyan ekonomilerin Türkiye, Hindistan, Endonezya, Brezilya, Güney Afrika, Macaristan, Ukrayna, Arjantin ve Venezuela olduğunu belirten Roubini, bu düşüncesinin gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Bu ülkeler büyük cari açıkları, yavaşlayan büyüme oranları, hedefin altında kalan enflasyon rakamları ve seçimlere bağlı gerilimler nedeniyle 2014 yılında kırılgan kalacak.”

Roubini, gelişmiş ekonomilerin ise 2014′te yüzde 1,9 büyüme kaydedeceği öngörüsünde bulundu. ■ Sözcü, (1.1.2014)

YOLSUZLUK: YOLSUZLUĞUN EKONOMİ MODELLERİYLE İLİŞKİSİ

Yolsuzluk, her şeyden önce bir ahlâk sorudur. Her toplumda ahlâk bozulduğu oranda yolsuzluk da artar. Herkesin bildiği ve kabul ettiği bu gerçeğe rağmen, hiç kimse kesin çözüm olarak sadece ahlâklı birey yetiştirmeyi önermez. Çünkü ahlâklı birey yetiştirmenin yanında başka tedbirlere de ihtiyaç bulunmaktadır. Yolsuzluğu en aza indirmeyi başaran devletler, ahlâklı birey yetiştirmek için elden gelen bütün gayreti sarf ederler. Ancak bununla yetinmezler. Herkes yolsuzluk yapabilir anlayışından hareketle çeşitli düzenlemelerde de bulunurlar. Öyle ki, bir kişi yolsuzluk yapmak istese bile, buna imkân bulamaz. Bir başka deyişle söz konusu devletler, yolsuzluk meydana gelmeden önlem almaktadırlar.

Çağımızda yolsuzluk çok yaygınlaşmış ve çeşitlenmiştir. Bu, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sorunu haline gelmiştir. Her ülkede, yolsuzluğun nedenleri ve ekonomi modelleriyle ilişkisi tartışılmaktadır. Liberal ekonomistlere göre, en az yolsuzluk, liberalizmi uygulayan ülkelerde görülmektedir. Sosyalist ekonomistler ise tam aksini iddia ederler. Esasen her iki ekonomi modeli de yolsuzluk üretmektedir. Ancak liberalizm, yolsuzluğu hem teşvik etmekte, hem de küreselleştirmektedir.

Ülkemize bakarak hüküm vermek gerekirse, şunu söyleyebiliriz: Ülkemizde en büyük yolsuzluklar, ekonominin tamamıyla serbestleştirilmesinden sonra ortaya çıkmıştır. Özellikle özelleştirmeler ve kamu ihaleleri yolsuzlukla birlikte anılmaya başlamıştır. Daha açık bir deyişle liberalizm, yolsuzluk üreten ve onu teşvik eden bir modeldir. Yolsuzluğun cezasız kalması, tam aksine yolsuzluk yapanların itibar görmesi, teşvik değil de ya nedir? Ekonomide kayıt dışılığı, kontrol ve denetimi önemsememek, yolsuzluğa yol vermek anlamı taşımaz mı? Maalesef, bütün bunlar liberalizmde olan işlerdir.

Liberallerin, sömürecekleri ülkelere “ekonomik tetikçi” unvanıyla saldıkları kişilerin asıl görevi yolsuzluk yapmak ve yaptırmaktır. Ekonomik tetikçiler, rüşvetin adını bile değiştirmişler. Rüşvet vermeye ve menfaat sağlamaya “siyasal etki ve nüfuz satın alma” diyorlar. İşin ilginç yanı, özel uçaklarıyla dünyayı dolaşan ekonomik tetikçiler, yolsuzluğu açıktan yapıyor ve hiçbir soruşturma geçirmiyorlar.

Liberalizmin doğal sonucu olan ulus üstü şirketler, büyük yolsuzluğun ana kaynağıdır. Ulus üstü şirketler, çok ve hızlı kazanma yöntemi olarak vurgun, soygun, haksızlık ve yolsuzluğu seçmişlerdir. Bu şirketleri sınırlandırmak için milli devletler yasalar çıkardıklarında, şirket yöneticileri, o yasaları delmenin yollarını ararlar. Her zaman da bir yol bulurlar. Daha doğrusu, o yasaları delecek, arkadan dolaşacak kleptokratları görevlendirerek, milli devletlerin bürokratlarının karşısına çıkarırlar.

Sovyetler Birliği dağılınca, bu şirketlere, haliyle kleptokratlarına gün doğdu. Rusya’nın stratejik kurumları dâhil, her şeyini talan etmeye başladılar. Ardından mafya çeteleri, Rusya’da yolsuzluk ve hırsızlık düzeni kurdular. Rusya’da rüşvet vermeden, mal satmak ve almak, en küçük bir işi görmek imkânsızlaştı. Böylesine sefil ve perişan bir hale düşen Rusya’da, devlet başkanlığına Putin seçildi. Putin, hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir şekilde, çökmüş ve dağılmış ekonomiyi yeniden ayağa kaldırdı. Putin’in ekonomi danışmanları, bu başarıyı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Milli Ekonomi Modeli’ne borçlu olduklarını defalarca ifade ettiler.

Kısacası, yolsuzlukla, ekonomi modelleri arasında çok yakın bir ilişki vardır. Yolsuzlukla çalkalanan Türkiye, eğer gerçekten yolsuzluğa bir çözüm bulmak istiyorsa, Rusya gibi ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamalıdır. Bunu yapmadan, ne yolsuzlukla doğru dürüst mücadele edilir, ne de ona kesin bir çözüm bulunur. ■ Mustafa Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (1.1.2014)

2.1.2014

DIŞ AÇIK, TASARRUFLAR: KEMERLER İYİCE SIKILDI

Cari açığı azaltıp tasarufları arttırmak için BDDK’nın kasımda 12 ay olarak açıkladığı kredi kartı taksitinde üst limit uygulaması dokuz aya düşerken, düzenlemenin birçok sektöre etki etmesi bekleniyor

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kredi kartı alışverişlerinde taksit sayısını sınırlandıran düzenlemesi kasım ayında gündeme gelmişti. Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 Şubat itibariyle de uygulamaya geçecek yönetmelikle kredi kartına en fazla dokuz ay taksit sınırı getirilirken, BDDK’nın kasımda gündeme getirdiği taslakta bu sınır 12 ay olarak belirlenmişti. Ayrıca, 1 Şubat’ta uygulanacak kredi kartı yönetmeliğiyle; telekomünikasyon, kuyumculuk, gıda ve akaryakıt alımlarında taksit uygulaması ortadan kaldırıldı. Kasım ayında kamuoyuna duyurulan taslakta, sadece gıda ve akaryakıt alımlarında taksitlendirmenin olmayacağı belirtilmişti. Sektörden ve bankalardan gelen itirazlar üzerinde yapılan değişikliklerle, telekomünikasyon ve kuyumculuk da taksit olmayan alanlara geçerken, elektronik için öngörülen altı ay ile beyaz eşya ve mobilya için öngörülen 12 ay taksit seçenekleri dokuz ayda eşitlenmiş oldu.

Kasım ayında gündeme getirilen taslakta, elektrikli ve elektronik eşya ile bilgisayar alımları, araç kiralama, telekomünikasyon ve kuyumculukla ilgili işlemlerde taksit sayısı altı ay ile sınırlandırılırken, beyaz eşya ve mobilya alımlarında taksit üst sınırı 12 ay olarak belirlenmişti. ■ Taraf, (2.1.2014)

SİYASAL İSLAM, KARŞI-DEVRİM: MECLİS’TE HAREM SELAMLIK UYGULAMA

 

Kadınlara izleyici locasının sağ tarafındaki 5 sıra ayrılırken, yanlışlıkla erkeklerin arasına oturan kadınlarda TBMM polisleri tarafından “Bayanların sırası orası değil lüfen bu tarafa gelin” diye uyarıldı

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yemin törenini izlemek için Meclis’e gelen Erzurumlu yurttaşlar izleyici locasına harem-selamlık oturma düzeniyle oturtuldu.

Bakan Ala’nın yemin törenini izlemek için oturum açılmadan yaklaşık 20 dakika önce Genel Kurul salonundaki izleyici locasına alınmaya başlanan kalabalık, TBMM’de görev yapan polislerin yönlendirmesiyle ayrı ayrı sıralara oturtuldu. Kadınlara izleyici locasının sağ tarafındaki 5 sıra ayrılırken, yanlışlıkla erkeklerin arasına oturan kadınlar da TBMM polisleri tarafından “Bayanların sırası orası değil lüfen bu tarafa gelin” diye uyarıldı. ■ Cumhuriyet, (2.1.2014)

 

YENİ YILDA DOLAR VE ALTIN COŞTU

Piyasalarda yeni yılın ilk işlem gününde dolar 2.1765 TL'lik tarihi rekorunu kırdı. Altın piyasasında ise 26 Aralık 2013'te 142 liradan satılan çeyrek altının fiyatı, yeni yılın ilk günlerinde 150 liraya dayandı.

Piyasalarda yeni yılın ilk işlem gününde dolar 2.1765 TL'lik tarihi rekorunu kırdı Dolar 2,1855 TL'den işlem görerek tarihi rekorunu yeniledi.

Altın yeni yıla hızlı girdi

Balıkesir Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkanı İrfan Günsay, yaptığı açıklamada, altının yeni yıla hızlı girdiğini söyledi.

Beklentilerin aksine altında yukarı ivme yaşandığını belirten Günsay, "Biz kuyumcular olarak yeni yılda altın fiyatlarının düşmesini beklerken bizi de şaşırtan bir sonuç ortaya çıktı" dedi.

Günsay, yükselişin, yurt dışı piyasaların etkisinden kaynaklandığını anlattı.

Son günlerdeki fiyatlara ilişkin bilgi veren Günsay, şöyle konuştu:

"En son 18 Kasım 2013'te 84 lirayı gören 24 ayar altının gramı bugün 85 lirayı geçti. 20 Aralık 2013'te 80 liranın altına inmişti. Çeyrek altın 150 liraya dayandı. 26 Aralık 2013'te 142 liradan satılan çeyrek altın, 8 lira civarında artış gösterdi. Yurt dışı piyasalar da dalgalı. Daha da yükselmesi bekleniyor. Altın alışverişleri durma noktasında. Vatandaşlar, nasıl hareket etmeleri konusunda bize danışıyor ancak ne olacağını kuyumcular da kestiremiyor." ■ Cumhuriyet, (2.1.2014)

 

3.1.2014

ALTIN YENI YILA HIZLI GIRDI

Türkiye’de 26 Aralık 2013’te 142 liradan satılan çeyrek altının fiyatı, yeni yılın ilk günlerinde 150 liraya dayandı
Balıkesir Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkanı İrfan Günsay, yaptığı açıklamada, altının yeni yıla hızlı girdiğini söyledi. Beklentilerin aksine altında yukarı ivme yaşandığını belirten Günsay, “Biz kuyumcular olarak yeni yılda altın fiyatlarının düşmesini beklerken bizi de şaşırtan bir sonuç ortaya çıktı” dedi. Günsay, yükselişin, yurt dışı piyasaların etkisinden kaynaklandığını anlattı. Son günlerdeki fiyatlara ilişkin bilgi veren Günsay, şöyle konuştu: “En son 18 Kasım 2013’te 84 lirayı gören 24 ayar altının gramı bugün 85 lirayı geçti. 20 Aralık 2013’te 80 liranın altına inmişti. Çeyrek altın 150 liraya dayandı. 26 Aralık 2013’te 142 liradan satılan çeyrek altın, 8 lira civarında artış gösterdi. Yurt dışı piyasalar da dalgalı. Daha da yükselmesi bekleniyor. Altın alışverişleri durma noktasında. Vatandaşlar, nasıl hareket etmeleri konusunda bize danışıyor ancak ne olacağını kuyumcular da kestiremiyor.” ■ Yeni Mesaj, (3.1.2014)

 

4.1.2014

ENFLASYON TAHMINLERI AŞTI PIYASANIN GÖZÜ MERKEZ’DE

Merkez’in ve ekonomi yönetiminin % 6.8 olur dediği enflasyon 2013’te % 7.4’ü buldu. Piyasaya göre bu gidişle 2014 hedefinin tutması da zor. Uzmanlara göre ÖTV zamları da TÜFE’yi 1 puan artıracak.

2013 yılı enflasyonu belli oldu. Enflasyon 2013 yılını gıda ve ulaştırma öncülüğünde yüzde 7.40 ile Orta Vadeli Program hedefinin de üzerinde tamamlarken, yüzde 5.3 seviyesindeki 2014 yılı hedefinin tutması da oldukça zora girdi.

ARALIKTA YÜZDE 0.46 ARTTI
Bankacılar, enflasyonun 2014 yılını yüzde 5.3 olan hedefin oldukça üzerinde tamamlayacağını hatta yüzde 7’nin altında kalmasının bile çok zor olduğunu düşünürken, seçim dönemi öncesi olmasına karşın Merkez Bankası’ndan politika adımı bekliyorlar.

ZAMLAR 1 PUAN ARTIRIR
Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) Aralık ayında gıdadaki artış ve LPG zamlarının etkisiyle ulaştırma fiyatlarındaki yükselişle beklentilerin hafif üzerinde yüzde 0.46 artarken, yıllık enflasyon kasım ayındaki yüzde 7.32’den yüzde 7.40’a yükseldi. TÜİK açıkladığı verilere göre, ÜFE aralık’ta yüzde 1.11 arttı. Yılın ilk gününde otomobil, alkollü içki, sigara ve cep telefonunda Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) artırılmasının ardından, zamların ilgili sektörlerce fiyatlara tamamen yansıtılması halinde 2014 enflasyonunu 1 puan yukarı taşıyacağı hesaplanırken, bu yıl için yüzde 5.3 olarak belirlenen enflasyon tahminine ulaşmak da böylece zorlaştı.

ERDEM BAŞÇI YİNE MEKTUP YAZACAK
MERKEZ Bankası’nın 2013’te enflasyon hedefi % 5’ti. Başkan Erdem Başçı, şimdi hükümete enflasyonun neden beklentiyi aştığına dair mektup yazacak. ■ Akşam, (4.1.2014)

YALANLAR: HAYIR! MILLI GELIR 10 YILDA 3 KAT ARTMAMIŞTIR

Denizli de konuşan yeni Ekonomi Bakanı Sayın Nihat Zeybekci “Türkiye’nin milli geliri, 10 yılda 3 kat artmıştır” demiş.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi hesaplarına göre, Türkiye’nin Milli Geliri (GSMH) 2002-2012 arasında (10 yılda) % 63 artmıştır. Dünya Bankası’nın “2005 yılı sabit Amerikan Doları”(Constant 2005 USDollar) hesabıyla “2002-2012” arasında Türkiye’nin Milli Geliri % 64 artmıştır. Milli gelirde büyüme oranı “sabit para” ile hesaplanır. Bunu meslektaşımız Sayın Zeybekci de biliyordur. TL ile hesaplanmış milli gelir rakamı, cari dolar kuruna bölünerek büyüme hesabı yapılmaz. Bu konuyu köşemde en az beş kere işlemiş ve defteri kapamıştım. Ama yeni “Ekonomi” bakanı aynı yanlışı yapınca, ben de okurlarımı sıkma pahasına bu mevzua geri döndüm. ■ Hürriyet, (4.1.2014)

5.1.2014

YABANCIYA TOPRAK: DÜNYADA SEKİZ ÜLKENİN KENDİ TOPRAĞI KALMADI

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, dünyada 206 milyon hektar alanın yabancı ülkelerce başka ülkelerden satın alındığını veya kiralandığını belirterek “Bugün 8 ülkenin dünyada kendi vatanında toprağı yok” dedi.

Mirmahmutoğulları, dünyada 900 milyon insanın aç yattığını, 1.2 milyar insanın yetersiz beslendiğini söyledi. 500 milyonu obeziteden yakınan insan olmak üzere 1.5 milyar insanın dengesiz ve aşırı beslenmeden muzdarip olduğunu belirten Mirmahmutoğulları, “Diğer taraftan 1.3 milyar ton gıda her yıl çöpe gitmekte, bunun değeri de 1 trilyon dolar” diye konuştu. ■ Akşam, (5.1.2014)

’2014 ALTIN İÇİN KORKUNÇ BİR YIL OLACAK’

İsviçreli UBS bankasından altın fiyatlarına yönelik karamsar bir tahmin yapıldı

UBS tarafından yayımlanan piyasa öngörüsünde altın fiyatlarının 2014 yılında çift haneli kayıplara uğrayacağı tahmin edildi.

UBS’in varlık yönetim birminin başında yer alan Dominic Schneider, 2014 yılında altın fiyatlarının izleyeceği yola dair öngörülerini içeren notunda, “Altını olan yatırımcılar için yine korkunç bir yıl olacak. Kıymetli metal 12 aylık süreçte yüzde 13 kayba uğrayarak 1.050 dolara gerileyecek” yorumuna yer verildi.

“Herkes FED’in geri çekilmesinden bahsediyor ama asıl faiz oranlarına bakmamız lazım” diyen Scheider, “12 aylık bir tahmin yapıyorsanız 2015 yılına bakmanız gerekir ve o zaman da faiz oranlarında artış olacağını görürsünüz” dedi.

2013’te % 28 kaybetti
Faiz oranlarının artması, gelir getirmeyen bir araç olan altının elde tutulma maliyetini artıran bir etken olarak kabul ediliyor. 2014 yılında ekonomik büyüme ve enflasyon oranlarına dair öngörülerin olumlu olduğunu hatırlatan Scheider, bu nedenle de risk-getiri dengesinin riskli yatırımlara doğru kaydığını ifade etti.

Bu arada, 2013’ü yıllık yüzde 28 kayıpla tamamlayan altının ons fiyatı, böylece son 32 yılın en büyük senelik düşüşünü kaydetmiş oldu. Altın fiyatları 2013’ten önceki 12 yıl boyunca sürekli artarak uzun soluklu bir ralliye imza atmıştı. ■ Sözcü, (5.1.2014)

 

FED: DOLARIN PATRONUNDAN UYARI

FED Başkanı Bernanke, Amerikan Ekonomik Birliği'nin yıllık toplantısında konuştu

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke, ABD ekonomisi için 2014′in daha iyi bir yıl olabileceğini ancak ekonomideki tüm ilerlemelere rağmen, ülkedeki ekonomik toparlanmanın henüz tamamlanmadığını belirtti.

ABD’nin Philadelphia kentinde Amerikan Ekonomik Birliği’nin yıllık toplantısında konuşan Bernanke, Amerikan ekonomisinin 2014 yılında izleyeceği seyre dair iyimser mesajlar vererek, büyümeyi sınırlayan bazı faktörlerin hafifliyor göründüğünü vurguladı.

Amerikalıların mali durumlarında görülen ilerleme, emlak piyasasının daha parlak bir görünüm çizmesi gibi gelişmelerin, ABD ekonomisinin gelecek zaman diliminde büyümesi açısından iyi işaretler verdiğini belirten Bernanke, “Ancak tabi, son birkaç yılın deneyimi bize bir şeyler öğrettiyse, o da tahminlerimizde temkinli olmamız gerektiğidir” ifadesini kullandı.

Amerikan ekonomisinin toparlanma sürecinin tamamlandığını söylemenin de mümkün olmadığını dile getiren Bernanke, “Bu ilerlemelere rağmen, ekonomik toparlanmanın henüz tamamlanmadığı açık” dedi.

FED Başkanı olarak görev süresi bu ayın sonunda sona erecek Bernanke, ekonomideki toparlanma çabasının tamamlanmamış hedeflerinden biri olarak, işsizlik oranlarının hala daha yüzde 7′nin altına düşürülememesini gösterdi.

-FED’in tahvil alımını düşürme kararı-

Bernanke, FED’in geçen ayki toplantısında aylık 85 milyar dolarlık tahvil alım miktarını 10 milyar dolar azaltarak, 75 milyar dolara indirmesi kararının da “Fed’in, ihtiyaç duyulduğu müddetçe, son derece uyumlu (akomodatif) bir para politikasını sürdürmeye olan bağlılığında bir azalma anlamına gelmediğini” söyledi. Bernanke, “Bu (karar), daha ziyade, Eylül 2012′de mevcut satın alım programına başladığımızda ortaya koyduğumuz, iş gücü piyasası görünümünde önemli çapta gelişme kaydetme hedefimiz doğrultusunda sağladığımız ilerlemeyi yansıttı” diye konuştu.

Bernanke, bazı eleştirilere karşın, FED’in tahvil alım programının “Toparlanmanın desteklenmesine yardımcı olduğunu” da savundu.

Konuşmasında ayrıca görevi süresince bir yandan derin bir finansal krizle mücadele ederken, FED’i daha şeffaf ve hesap verebilir bir kurum haline dönüştürmeye çalıştığını da aktaran Bernanke, “Olağanüstü boyuttaki ekonomik zorluklarla başedebilmek için olağanüstü tedbirler aldık ve kamuoyunun desteğini ve güvenini kazanmak için bu tedbirleri anlatmalıydık” değerlendirmesinde bulundu.

Ben Bernanke, “Krizin geçmiş olmasına karşın, FED’in eğitme ve anlatma ihtiyacının daha da artacağını” kaydetti. ■ Sözcü, (5.1.2014)

 

6.1.2014

UYAN ARTIK MİLLİ İRADE

BEN ve benim gibiler bu ülkenin vatandaşı olsak da...

Otorite bizi epeydir milli iradeden saymıyor.

Neden?

Çünkü otoritenin politikalarını eleştiriyoruz, icraatlarını sakıncalı buluyoruz, özgürlüklerimizin baskı altına alındığını düşünüyoruz ve yeri geldiğinde sokağa çıkıp kaygılarımızı, memnuniyetsizliğimizi dile getiriyoruz.

Hepsinden ötesi oyumuzu AKP’ye vermiyoruz.

Ama sanmayın ki CHP, MHP, o ya da şu partiye gönül rahatlığıyla damga basıyoruz...

Azımsanmayacak bir kısmımız onlara da güvenmiyor. Kerhen oyunu veriyor, bazen de boş geçiyor.

Biz, gözümüz kapalı teslim olamıyoruz.

Bunun için de haklı nedenlerimiz var.

*

Ve evet, otoritenin milli iradeden saydığı kesimi de anlamakta güçlük çekiyoruz.

Onlarınki daha ziyade futboldaki taraftarlık gibi.

AKP fanatizmi biraz takım fanatizmini andırıyor.

Yani iyisiyle, kötüsüyle onu olduğu gibi kabul etmiş, mezara kadar ondan vazgeçmemeye yeminli gibiler.

Kefenlere bürünecek kadar dramatik, “Başbakanın ... kılı olurum” diyecek kadar karasevdalılar.

Bir mantık aramayın, bulamazsınız.

 

*

Ancak bu insanların görmesi

gerekiyor ki...

Siyasi partilere takımlara olduğu gibi bağlanmak hem onlar hem de toplumun geneli için epey tehlike arz ediyor.

Çünkü partiler, hele de iktidar olmuşlarsa, sadece kendi oyunlarını değil, koca bir ülkenin bugününü ve geleceğini belirliyor...

Sadece bir takımı değil, koca bir milleti yönetiyorlar.

“Milli irade” diyerek okşadıkları milyonları yanlış adımlarının, eylemlerinin, hareketlerinin topunu meşrulaştırmada kullanıyorlar.

 

*

Bakın mesela, iktidar günlerdir, haftalardır devlet içinde çetelerden bahsediyor. Bizi Cemaat’le yatırıp Cemaat’le kaldırıyor.

Milli irade hiç merak etmiyor mu, sormuyor mu, “Kardeşim, bu Cemaat’i devletin ücra her yerine sen sokmadın mı, bu yollarda beraber yürümediniz mi, dava arkadaşlığı yapmadınız mı, birlikte dindar nesil hayalleri kurmadınız mı, seni iktidara biraz da bu Cemaat’in gücü taşımadı mı?”

Sormalı.

Ve kendisine ağlama duvarı muamelesi yapılmasına da izin vermemeli.

“Nasıl soktuysan içine, çıkarsaydın, şimdi bize ağlama” demeli.

*

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu oluyor. Bakanların kara para aklayan adamlarla diz dize, kol kola fotoğrafları ortaya çıkıyor, evlerde milyon dolarlar bulunuyor, tape’ler gırla...

Otorite çıkıyor, “Bu operasyonun maliyeti bilmem kaç milyar dolar” diye sızlanıyor.

Yahu, milli irade, sorsana; “Peki o ‘hediyeler’ ne? İran’la altın meselesi ne? Usulsüz imar izinleri ne?” desene.

 

*

Bak milli irade...

Sana koyun muamelesi yapıyorlar.

Bütün kirin üstünü senden güç alarak sandıkta örtmeyi planlıyorlar.

İktidarı iktidar yapan senin oyun.

Gözü kapalı taraftarlık yapma.

Sen yine oyunu ver...

Ama hesabını da sor.

Bu senin hakkın.

Ve aynı zamanda...

Kendine, çocuklarına, bu ülkeye karşı mesuliyetin.

Uyan artık. ■ Melis Alphan, Hürriyet, (6.1.2014)

DİNCİLİK: ALLAH’IN ADINI BOŞ YERE AĞZINA ALMA!

Siyaset ile dinin bu kadar iç içe geçtiği ve fakat “dindar” anlayışın bir o kadar yara aldığı bir dönem olarak tarihe geçecektir son on küsur yıl.
Neden?
Cumhuriyet tarihinde hiçbir Başbakan bu denli;
1- Allah’ın adını anarak siyaset yapmamıştır.
2- Din-diyanet ekseninde meseleleri değerlendirme çabasına girmemiştir.
3- Koruma ordusuyla, kameralar eşliğinde cuma namazına gidip ibadeti seçim çalışmasına dönüştürmemiştir.
4- Sıkıştığında halkın en zayıf karnı olan ayetlere veya hadislere gönderme yapmamıştır.
5- Dini ritüellerle seçmene mesaj vermeye çalışmamıştır.
Birileri çıkıp ne var bunda, biz Müslüman bir toplum değil miyiz diyebilir.
Dememelidir; bu tutum pek çok yasağı içinde barındırmaktadır.

Dinin erozyonu

Yahudi ve Hıristiyan literatüründe “on emir” diye bilinen, Kur’an-ı Kerim’in de tasdik ettiği (Cumartesi yasağı hariç) dini temel ilkeler arasında yerini alan:
“Tanrının ismini boş yere ağzına almayacaksın; çünkü Rab kendi ismini boş yere ağza alanı suçsuz tutmayacaktır” mesajı, pek çok espriyi içinde taşır:
1- Her yerde Allah’ın adını kullanmak muhtemel rezaletlere Tanrı’yı bulaştırmak demektir.
2- İbadetlerde ihlas/samimiyet aranır. Riya/gösteriş bir ibadeti geçersiz kılar. Her türlü alâyiş ibadetin mahiyetiyle ters düşer. Din mahviyet ister. Onca kameranın karşısında, bir politikacının, Rabbiyle birlikte olması gereken anlarını, halkın duygularıyla oynayacak bir boyuta taşıması İslam’da ne “ihlas” kavramıyla örtüşür ne de riyadan insanı emin kılar.
3- Kaldı ki İslam’da “hal” söze tercih edilir. Ahlak tam da “hal”den anlaşılır. Toplumun isteği; yöneticilerin adaletli olmaları, hak ve hukuktan ayrılmamaları, tüm vatandaşlarına eşit davranmalarıdır.
Çıkar siyasetinin toplumsal sorunlara yol açmaya başlamasıyla, dinin erozyonu da kaçınılmazdır. AKP; tabanına, iktidar öncesi söylemleri ile muktedir konumda yaptıkları arasındaki uyumsuzlukların izahını yapmakta güçlük çekecektir. ■ Ayşe Sucu, Sözcü, (6.1.2014)

YABANCI SERMAYE: MALİYE BAKANI ABD, AVRUPA VE ASYA'DAN 300 YATIRIMCI İLE GÖRÜŞTÜ

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul merkezli operasyonla ilgili, “Geçen hafta perşembe günü telekonferansla ABD, Avrupa ve Asya’dan 300 yatırımcı ile görüştük. Kendilerine son gelişmeleri bizim perspektifimizden sundum. Daha önemlisi Türkiye’de siyasi istikrarın devam edeceğini, makro ekonomik kazanımların, sağlıklı ekonomik politikaların devam edeceğini, bu anlamda Türkiye’ye ilişkin kaygılarının abartılmaması gerektiğini kendileriyle paylaştık” dedi.

Batman’da bulunan Bakan Şimşek, bir çay ocağında vatandaşlarla sohbetinin ardından gazetecilere açıklamada bulundu.

Şimşek, Türkiye’nin makro ekonomik temellerinin sağlam olduğunu ve gelişmelerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Yatırımcılarla diyalog içerisinde bulunduklarını vurgulayan Şimşek, şöyle konuştu:

“Her şeye rağmen Türkiye’ye güven devam ediyor. Çünkü faizlerde bir miktar yükselme varsa yine de reel faizler oldukça düşük düzeyde. Bu aslında bir anlamda Türkiye’ye olan güveni gösteriyor. Geçen hafta perşembe günü telekonferansla ABD, Avrupa ve Asya’dan 300 yatırımcı ile görüştük. Kendilerine son gelişmeleri bizim perspektifimizden sundum. Daha önemlisi Türkiye’de siyasi istikrarın devam edeceğini, makro ekonomik kazanımların, sağlıklı ekonomik politikaların devam edeceğini, bu anlamda Türkiye’ye ilişkin kaygılarının abartılmaması gerektiğini kendileriyle paylaştık.” ■ Sözcü, (6.1.2014)

SİYASAL İSLAM: FELLUCE’DE ŞERİAT İLAN EDİLDİ

ABD’nin 2011′de çekildiği Felluce’nin kontrolü, El Kaide’nin bölgedeki uzantısı ISIS’e geçti. Halkı kent merkezine toplayan örgüt, Şeriat devleti ilan etti. Çatışmalar yüzünden binlerce kişi kenti terk ediyor.

Amerikan işgalinden 10 yıl sonra Irak’ın Felluce kenti resmen El Kaide’nin Irak kolunun denetimine girdi. Kent merkezindeki resmi kurumlardaki Irak bayrakları indirilirken Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) bayrakları çekildi. Merkezi yönetime bağlı ordunun, bölgeyi bombalaması sonucu Enbar bölgesi içinde yer alan Felluce ve çevresinden yoğun göç hareketi başladı. IŞİD’in denetim kurduğu bölgelerde şeriat uygulamasına geçildi.

Başkent Bağdat’ın batısında yer alan Enbar ilinde yaşanan gerginliğin çatışmaya dönüşmesi El Kaide bağlantılı grupların ilerleyişine neden oldu. Irak’taki Basnews ajansı, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ta Enbar’a bağlı Felluce ilçesinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğini duyurdu. Üst düzey yetkililer, Irak yönetiminin Felluce’nin kontrolünü tamamen kaybettiğini bildirdi. Washington Post’a konuşan Felluce’deki yerel bir gazeteci, ’Felluce’de şu an Irak devletinin bir varlığı kalmadı. Polis ve ordu ilçeyi terk etti. El Kaide tüm Irak bayraklarını indirip yaktı. Onların yerine şimdi tüm binalarda kendi bayrakları dalgalanıyor” dedi. IŞİD üyesi yüzlerce militan, ellerinde silah ve siyah bayraklarıyla kent merkezinde devriye görevi yaparak, Felluce’nin İslami devlet olduğu duyuruları yaptı. ■ Sözcü, (6.1.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura