Diğerleri > Sis Çanı
10-05-2014
NELER OLDU 1-6 NİSAN 2014 (Gelişme, seçimler, kriz, döviz kuru, sıcak para, bölücülük, RTE, FED, yabancı sermaye, enflasyon)

Cihan Dura

10.5.2014


1.4.2013

GELİŞME: 'ORTA GELİR TUZAĞINDAN KURTULMALIYIZ'

TÜRKONFED Başkanı Süleyman Onatça, seçim sonrası Türkiye’sinin, geçmiş tartışmaları bir yana bırakıp orta gelir ve orta demokrasi tuzaklarından kurtulmaya odaklanması gerektiğini söyledi

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Süleyman Onatça, seçim sonrası yaptığı değerlendirmede, yeni dönemde izlenmesi gereken anlayışa dikkat çekti. Türkiye’nin artık geçmiş tartışmaları bir kenara bırakarak orta gelir ve orta demokrasi tuzaklarından kurtulmaya odaklanması gerektiğine vurgu yapan Onatça, “Türkiye yakın dönem siyasi tarihinin en önemli seçimlerinden birini geride bıraktı. Seçmenlerin yüksek bir katılım oranıyla sandığa giderek vatandaşlık görevini yerine getirmiş olması, Türk demokrasisinin başarısı ve gelişmişliğinin bir göstergesi oldu” dedi.

"Siyasi çalkantıların etkisi oldu"

Artık ekonomik istikrar ve büyümeye odaklanmamızın zamanının geldiği düşüncesinde olduklarını kaydeden TÜRKONFED Başkanı Süleyman Onatça şöyle devam etti: “TÜİK tarafından açıklanan büyüme rakamları Türkiye ekonomisinin dördüncü çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 oranında, 2013 yılının tamamında da yüzde 4 büyüdüğünü gösterdi. Bu rakamlar, 2012 yılındaki yüzde 2’lik büyümeye oranla önemli bir hızlanmaya işaret etse de uzun dönem ortalama büyüme hızının altında kalınması, daha önce de dikkat çektiğimiz gibi siyasi ve sosyal çalkantıların bir sonucu oldu.”

"Büyüme hızı etkileniyor"

Toplumsal gerilim, kutuplaşma ve siyasetteki sert üslup devam ettiği sürece, büyümenin hızlanmasının mümkün olmayacağını düşündüklerini kaydeden Onatça, “Nitekim yerel seçimler öncesinde gerginliğin çok yüksek noktalara tırmanmasının, yılın ilk çeyreğinde büyüme hızını yüzde 4’ün de bir hayli altına çektiğini düşünüyoruz. Düşük büyüme hızları, ne 2023 hedeflerinin yakalanmasına ne de Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulmasına izin vermeyecektir. Bu nedenle bir an önce ekonominin verimliliğin artırılması, enerji bağımlılığının azaltılması, ürün bileşiminde ileri teknolojili ürünlerin payının artırılması, mesleki beceri seviyesinin yükseltilmesi, Ar-Ge harcamalarının artırılması, bölgesel kalkınma farklılıklarının azaltılması gibi alanlarda bekleyen önlemlere odaklanılmasını temenni ediyoruz” dedi. ■ Dünya, (1.4.2014)

 

 

SEÇİMLER: VATANDAŞ KORKUDAN MI AKP'Yİ SEÇTİ?

Halkın yüzde 80’inin borcu olduğunu ve ekonominin bozulmasından korkup akp’ye oy verdiğini belirten adil gür, chp’nin stratejisini yanlış belirlediğini söyledi

Seçimlerden iki gün önce yayımladığı son kamuoyu araştırmasıyla seçim sonuçlarını neredeyse doğru bilen A&G Araştırma Şirketi’nin sahibi Adil Gür, seçmenin yolsuzluk tartışmalarıyla gerilmek yerine ekonomik durumunu koruma düşüncesiyle hareket ettiğini söyledi.

A&G Araştırma Şirketi’nin sahibi Adil Gür, 30 Mart seçimleri öncesinde Cumhuriyet’e yaptığı değerlendirmede, seçimlerde en önemli yarışın Ankara’da olacağını söylemiş ve “Hatta seçimler karakolda bitebilir” demişti.

Şirket, seçimlerden 2 gün önce yayımladığı son ankette sonuçları çok yaklaşık bir tahminle bildi. “Yıllardır söylediğim bir şey var; CHP laik, demokrat ve Atatürkçü olduğu için iktidar olamıyor değil. AKP de dindar olduğu için oy kazanmıyor” diyen Gür, yerel seçimlerin ideolojik saflaşmalardan çok iktidarın ve yerel yönetimlerin çalışmalarına göre şekillendiğini anlattı.

Gür, şöyle konuştu: “AKP’YE OY VERENLERİN YÜZDE 80’İ HAYATINDAN VE İCRAATLARINDAN MEMNUN OLDUĞU İÇİN OY VERİYOR. ‘Cemaate karşı Başbakan’a sahip çıkmak için oy verdim’ diyenlerin oranı yüzde 14. BUGÜN TÜRKİYE’DE HALKIN YÜZDE 80’İNİN BORCU VAR. NE BORCU VAR? EV BORCU, ARABA BORCU, KREDİ BORCU, KREDİ KARTI BORCU VS. ŞİMDİ BÖYLESİ BİR ORTAMDA SEÇMEN HUZURSUZ OLMAK İSTEMEZ.

Eğer muhalefet partileri burada ekonomideki temel dengelerin bozulmayacağı mesajını verseydi seçmeni rahatlatabilirdi. Seçmene iktidarla sürekli kavga etmek yerine, iktidarın ve onun belediyelerinin yaptığı işleri kendisinin nasıl daha iyi yapabileceğini anlatsaydı durum farklı olurdu.” ■ Haber erk, 1.4.2014

(Seçmenin yolsuzlukları görecek hali mi var, can derdinde çünkü, geçim derdinde!... CD)

 

2.4.2013

SEÇİMLER: AKP GERİLEDİ; EN BÜYÜK ATAĞI MHP YAPTI

2014 yerel seçimlerine ilişkin rakamlar netleşti. Buna göre, AK Parti’nin oyu %43.3, CHP’ninki %25.6, MHP’nin 17.6, BDP’nin ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Ahmet Türk ile birlikte hesap edildiğinde %6.5. (Bu hesapta İl Genel Meclisi ve Büyükşehir Belediye Meclisi oranlarının toplamı esas alınıyor. Zira her zaman genel seçimlerle bir kıyas yapabilmek için, İl Genel Meclisi oranlarına dayanılmıştır.)

2011 genel seçimlerinde AK Parti %49.9, CHP %25.9, MHP %12.9, BDP’li bağımsızlar %6.5 oranında
oy almıştı.

Demek 2011’den 2014’e kadar geçen süre içinde, AK Parti 6.6 puan geriledi. CHP aşağı yukarı yerinde saydı; en büyük ilerleme MHP’de göze çarpıyor. MHP, oyunu 4.7 puan artırdı. BDP aynı kaldı. Saadet Partisi’nde de artış göze çarpıyor. 2011’de %1.2 oranında oy alan SP, %2.7’ye çıktı.

Mutlak rakamlara baktığımızda, AK Parti’nin 2011’de 21 milyon 466 bin oyu vardı. 2014’te 19 milyon 198 bin oy aldı. (2 milyondan fazla oy kaybetti.)

CHP’nin 2011’deki oyu 11 milyon 141 bindi. Bugün 11 milyon 347 bin. Artış cüzi... MHP, 2011’de 5 milyon 575 bin olan oyunun, 7 milyon 819 bin ile bir hayli üzerine çıktı. (Artış 2 milyon 300 bin.) BDP de aşağı yukarı yerinde sayan partilerden biri. 2011’de 2 milyon 826 bin oyu vardı; 2014’te Halkların Demokratik Partisi ve bağımsız giren Ahmet Türk’ün oyuyla birlikte bu rakamı ancak 3 milyona yükseltebildi.

Son seçimlerde Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisi’nin oy oranlarında %100’lük bir artış gözleniyor. 2011’de BBP’nin oyu 315 bindi; 2014’te 693 bine tırmandı. Aynı şekilde SP’ye oy veren seçmen sayısı 535 binden 1 milyon 222 bine çıktı.

2011’den 2014’e kadar seçmen sayısında 2 milyondan fazla artış oldu. Geçerli oy sayıları kıyaslandığında 2011’de geçerli oy sayısı 42 milyon 973 bindi; 2014’te ise 44 milyon 290 bin. (Yani 1 milyon 300 binden fazla oy kullanıldı.)

Değerlendirme: 1 milyon 300 bin ilave oy devreye girdi. AK Parti buna rağmen 2011’e kıyasla 2 milyon daha az oy aldı. MHP ise oyunu 2 milyon 300 bin artırdı. Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi de 2011’e göre biri 350 bin diğeri 700 bin olmak üzere 1 milyon ilave seçmen elde ettiler.

Bu sonuçlar, yolsuzluklardan, hukuksuzluklardan, tek adam yönetiminden rahatsız olan AK Partili seçmenin, alternatif olarak MHP, Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’ni gördüğünü gösteriyor. Muhafazakâr sağ eğilimli seçmen, CHP’ye pek itibar etmemiş. Sadece İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde bir istisna olduğunu söyleyebiliriz. Ankara’da merkez sağdan gelen Mansur Yavaş, muhalefet açısından bir cazibe merkezi oluşturdu. Neredeyse Melih Gökçek’i yakalıyordu. İstanbul’da Mustafa Sarıgül de, Mansur Yavaş kadar olmasa dahi daha önce MHP’ye ya da AK Parti’ye oy verenlerden destek alabildi. Nazlı ILICAK, Bugün, (2.4.2014)

 

SEÇİMLER: (HALKIN PARTİ TERCİHİ)

İSTANBUL'un en kalabalık, kaçak yapılaşma oranı en yüksek, gecekonduların en yoğun olduğu ilçesi BAĞCILAR'ın seçim sonuçları:

AKP: % 57,2 ( 242.245 oy )
CHP: % 19,7 ( 83.387 oy )
HDP: % 9,4 ( 39.592 oy )
MHP: % 6,8 ( 28.588 oy)

AKP'li Belediye Başkanının en büyük vaadi ilçedeki 250 bin konut ve işyerinden 175 bin adedinin kentsel dönüşüme tabi tutulacağı, ilk etapta en kötü durumdaki 24 bin konutun yenileceği...

İnsanlar her an başlarına yıkılabilecek evlerden kendisini kurtarmayı kim vaad etmişse ona oy vermiş. Anlamak gerek.

Hayat, daima sloganları aşıp geçiyor ! ■Alper Akşit, facebook, (2.4.2014)

 

3.4.2013

KRİZ: DÜNYA EKONOMİSİ UZUN SÜRECEK DÜŞÜK BÜYÜME RİSKİ ALTINDA

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde, "Dünya ekonomisi uzun sürecek düşük büyüme riski altında. Sorunların çözümü için uluslararası işbirliği gerekli" dedi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde, Washington’daki Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası İlişkiler Okulu'nda (SAIS) yaptığı konuşmada, gelecek hafta düzenlenecek IMF bahar dönemi toplantıları öncesi dünya ekonomisinin genel görünümüyle ilgili görüşlerini açıkladı.

Uluslararası işbirliğinin önemine işaret eden Lagarde, ülkelerin bir araya gelerek doğru politikaları işbirliği içinde alıp uygulamadığı takdirde dünya ekonomisinin uzun yıllar sürecek düşük ve potansiyel altı büyüme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Dünya ekonomisinin “büyük resesyonun” yol açtığı tahribatı geride bıraktığını ancak hala yıllık yüzde 3 düzeyinde seyreden büyümenin çok yavaş ve çok düşük olması yüzünden arzu edilen düzeyde istihdam yaratılamadığı ve kitlelerin yaşam standardında iyileşme sağlanamadığını kaydetti.

Gelişmiş ülkelerde Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) artmaya başlamasını sevindirici olarak değerlendiren Lagarde, ABD’deki büyümenin tüketici talebindeki artıştan meydana geldiği, Avro Bölgesi'nde ise merkez ülkelerdeki toparlanmaya çevre ülkelerin henüz karşılık veremediği saptamasını yaptı.

Küresel ekonominin karşılaştığı sorunlara da değinen Lagarde, çok düşük enflasyonla yaşama olasılığının deflasyon riskinden daha fazla olduğunu bildirdi. Düzenli, sürekli ve kalıcı düşük enflasyonun kişilerin talebini bastırmaya ya da ertelemeye yol açtığını dile getiren Lagarde, bu durumun ekonomideki toparlanmayı olumsuz etkilediğini belirtti.

Lagarde, gelişmekte olan piyasalardaki firma borçluluğunun yüksek olmasını da risk kapsamında değerlendirerek, özellikle ABD Merkez Bankası'nın (Fed) tahvil alımını azaltmasıyla şekillenen süreçte finansal ortamın uygunluğunu kaybedeceğine dikkati çekti.

Küresel ekonominin yaşadığı sorunlar ve karşılaştığı risklerle başa çıkabilmek için önerilerini de paylaşan Lagarde, kapsamlı yapısal reformların yapılmasını, mali sorumluluğun sürdürülmesini ve finansal sektör reformunun tamamlanmasını özellikle vurguladı.

İçinde bulunulan süreçte IMF’nin rolünü "ülkeler arasındaki işbirliğini güçlendirmek" olarak tanımlayan Lagarde, dünya ekonominin sıkıntılı dönemi geride bıraktığını ancak yerine getirilmesi gereken işler için kararlılık gerektiğini sözlerine ekledi. ■http://haber.tr.msn.com/, (3.4.2014)

 

DÖVİZ KURU, DEİ: DOLARDAKİ SERT DÜŞÜŞ İHRACATÇIYI ENDİŞELENDİRDİ

Döviz kurlarındaki istikrarsızlık ekonomiyi tehdit ediyor. Ocak 2013-Ocak 2014 döneminde TL karşısında yüzde 30’a yakın değer kazanan dolar kuru son günlerde sert bir şekilde düştü. Son bir aylık sürede dolar kurundaki değer kaybı yüzde 5’e yaklaşırken, avrodaki kayıp da yüzde 4’ü aştı. Kurlardaki bu istikrarsız seyir ihracatçıları ise endişelendirdi.

Mart ayına ilişkin açıklanan ihracat rakamlarına ilişkin dün bir açıklama yapan Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Koordinatör Başkanı Orhan Gençoğlu, “Olası bazı sıkıntıları aşmak için yapısal reformlara odaklanmalıyız. İstikrarlı kur politikası bizim için her şeyden önce geliyor” dedi.

Kurda istikrar her şeyden önemli

Büyüme ve ihracatın, ancak uluslararası pazarlarda rekabet şansına sahip üretimle olacağını savunan Gençoğlu, doların 2.15’in altına inerek TL karşısında son üç ayın en düşük seviyesini gördüğünü hatırlattı. Siyasi gerginliklerin yerini, piyasalara ilişkin olumlu bekleyişlere bıraktığı yorumunda bulunan Gençoğlu, kısa vadede dövizde aşağı yönlü hareketlerin beklendiğini, ancak ihracatçı için istikrarlı bir kur politikasının her şeyden önce geldiğini söyledi. ■Aydınlık, (3.4.2014)

 

FİNANS, KRİZ, FAİZ, SICAK PARA: ‘FAİZ LOBİSİ’ AKP’Yİ GÖZETİYOR

Finans kapitalin ‘Tayyip önemli değil. Biz kazanalım yeter’ anlayışında olduğunu ifade eden iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, vurgun peşinde olan sermayenin AKP’yi gözettiğine dikkat çekti

Seçim öncesi ve sonrasında finansal piyasalarda görülen iyimser hava sonucu aylardır düşüşte olan Borsa İstanbul 100 endeksi 72 bin puan seviyesine kadar yükseldi. Dolar kuru da dün itibarıyla 2.12 TL seviyelerine kadar indi.

Reel ekonomide tüketici ve sektörel güven endeksleri herhangi bir canlanmaya işaret etmezken seçim sonrası finans piyasalarında görülen bu durum akıllarda soru işaretleri yaratıyor. Nitekim önceki gün açıklanan Türkiye’nin imalat sanayi satın alma yöneticisi endeksinin (PMI), son 8 ayın en düşük seviyesine düştüğü görüldü.

‘Kazanabildiğimizi kazanalım’

AKP’nin henüz resmi olmayan sonuçlara göre yüzde 45’lik bir oy oranına sahip olduğu yerel seçimler sonrası oluşan ekonomik ve siyasi tabloyu değerlendiren Türkiye’nin saygın iktisatçılarından Prof. Dr. Korkut Boratav, uluslararası ve yerli sermayenin ısrarla AKP’yi gözettiğini kaydetti.

“Kara para ve terörün finansmanı konusunda her şey ortalıkta. Ama Türkiye kara listeye alınmıyor. Bu AKP’nin gözetilmesinden başka bir şey değildir’’ diyen Prof. Dr. Boratav, finans kapitalin “Tayyip önemli değil. Biz kazanalım yeter’’ anlayışında olduğunu belirtti.

Finansal sermayenin “Türkiye’de kazanabildiğimiz kadar kazanalım, gerekirse Türkiye’den çıkarız’’ anlayışında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Boratav, ekonomik gidişatın iyi olmadığını, birçok sorunun üst üste biriktiğini vurguladı.

Önümüzdeki dönemde sıkıntının daha da büyüyeceğini öngören Prof. Dr. Boratav, uluslararası konjöktürün de Türkiye açısından olumsuz olduğunu ve Türkiye’nin ekonomisini çevirebilmesi için nakite ihtiyacının giderek büyüdüğünü belirtti. Sıkıntıların önümüzdeki dönemde geniş kesimler tarafından daha fazla hissedileceğini kaydeden Boratav, ayrıca ABD’deki gelişmelere de dikkat çekerek şunları söyledi: “ABD basını, Dışişleri Bakanlığında yapılan ve kayıtları ortaya çıkan gizli toplantıyı haber yaptı. Ancak bu toplantıda suç olan bölümleri Amerikan halkına aktarmadı. Suriye’ye yönelik provokasyonlardan hiç söz etmedi. Bu durum önemli. ABD, henüz Tayyip Erdoğan’ı çöp sepetine atmaya niyetli değil. Bunu birçok olayda görmek mümkün. ■Aydınlık, (3.4.2014)

 

4.4.2013

SEÇİMLER: İŞTE AKP’YE SEÇİM KAZANDIRAN GİZLİ GÜÇ!..

 “Korku imparatorluğu” kaygısı, “Gezi” tepkisi, işsizlik, yoksulluk, “Ergenekon” kumpası, sosyal sorunlar, artan fuhuş, yıkılan yüz binlerce yuva, intiharlar, zirve yapan töre cinayetleri, üniversite sorunları, Suriye batağı, PKK tavizi...

Hepsi bir hiçmiş meğer!.. Sanalmış meğer hepsi!.. Ve hiçbirinin kıymeti harbiyesi de ne yazık ki yokmuş...

Baksanıza; 12 yıldır ülkeyi inleten AKP, 2011 genel seçim sonuçları açısından birkaç puanlık oy kaybıyla yeniden güçlendi... Hem de zafer naralarıyla, halka ve medyaya meydan okuyarak, muhalefete rest çekerek gövde gösterisi yaptı...

Neden, niçin, nasıl oluyor bu peki?.. AKP’nin son yerel seçimleri de muhalefet karşısında büyük farkla kazanmasının o kadar çok nedeni var ki... Üstelik gizemli olsa da gizli bir güç değil bu:

Oy deposu gibi kullanılan Doğu’daki feodal ilişkiler, Kürt yurttaşların “açılım” kaosu ve takiyesine sığınarak AKP’yi desteklemesi, 10 milyonu aşkın Yeşil Kartlı’nın çarklarını döndürme kaygısı...

“AKP çökerse ekonomi bozulur” teranesi, “koalisyon” korkusu saçmalığı ve kuşatılmış mevkutelerle ekranların siperinde, dezenformasyonculuğun medya bombardımanı...

Sermaye ve rant çevrelerinin beklentileri, sandık hâkimiyeti, yolsuzluğa gömülmüş bürokrasinin koltuk kaygısıyla yurdun dört bir yanında militan gibi iktidara hizmet etmesi...

Atatürk ve laiklik karşıtı pervasızlıkların dincilere verdiği cesaret, türban serbestisi, gerici çevrelere verilen tavizler, dönek liboşlarla, 2. Cumhuriyetçi densizliğin ikiyüzlü desteği...

Ve tabii ki, özellikle Anadolu’da cemaate yönelik tepkiler, kaset bombardımanının yarattığı mağduriyet edebiyatı vs.

TAKİYE ARAZİSİNDE RANT!..

AKP işte yukarıdaki tüm bu gerekçelerden nemalandı... Hem de her fırsatta, son zerresine kadar...

Bu gerekçeler ve beklentilerin arkasına sığınan milyonlar ise hiçbir şeyi umursamadan, hiç kimseyi takmadan, önemsemeden, sorgulamadan yine AKP’nin peşine düştü...

Çarkları bozulmasın, rantları kesilmesin, hilafet intikamcılığı büyüsün, Atatürkçüler gerilesin, memleket adım adım dinci yönetime gitsin diye ne kadar rant tüccarı, rejim karşıtı, hesapçı-kitapçı güruh varsa AKP’nin arkasında durdu...

Çünkü Türkiye, AKP gibi dinci-takiyeci siyaset için bulunmaz bir politik arazidir... Bu arazi o kadar verimli ki ülkeyi kaosa sürükleyen, kardeş çatışmasını körükleyen, toplumsal muhalefet üzerinde terör estiren bir iktidar, 12 yıldır rahatlıkla iktidarını koruyabiliyor...

Aksine; dünyanın neresinde; işsizlik ve yoksulluğun önlenmesinde, terörün bitirilmesinde, dış politikada ve ekonomik sorunlarda bu kadar başarısız bir iktidar, 12 yıl boyunca ayakta durabilir ki?..

Tabii; yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet rezaletleri, ifşa edilen skandallar ve dinleme kayıtlarının ortaya serdiği pis ilişkilere yönelik vurdumduymazlığı da unutmayınız...

TAKIM TUTAR GİBİ!..

Evet; belli ki “benim hırsızım iyidir” hastalığı da bu ülkede iyice salgın haline gelmiştir...

Diyeceksiniz ki; iktidarın 2011 seçiminde, 10 milyon 500 bin Yeşil Kartlı’nın tam iki katı, yani 21 milyon oy aldığı bir ülkede, yoksullaştır-köleleştir stratejisi bir kuşatma değil midir?..

Söyler misiniz; bu kuşatmanın içinde çaresiz bırakılan, devlete bağımlı hale getirilen, kömüre, buğdaya, yağa, pirince muhtaç edilen milyonlar yolsuzluğu, rüşveti ve hırsızlığı önemser mi?..

Önemsemedi, önemsemiyor, önemsemeyecek... Ta ki seçim sandığından önce karnını düşünen kitlelerin üzerindeki ekonomik ve siyasal baskı yok edilene kadar...

Peki, ya zurnanın son deliğine ne demeli?.. Yalnızca muhalefet değil; muhalefeti zorlamayan, “bölünmeyelim, birleşelim” gibi artık ekşimiş ve etkisizleşmiş, üstelik sıradanlaşmış, basit gerekçelerle muhalefetin hatalarına, beceriksizliğine sessiz kalan kitleler de suçlu değil mi?..

Bu yüzden ısrarla, “takım tutar gibi parti tutan” zihniyetlerin siyasete zarar verdiğini yazıp duruyoruz...

O yüzden muhalefetin hatalarının, ideolojik sapmalarının getirdiği sorunların yazılmasına bile tahammül edemeyen, devekuşu sendromuyla eleştirilere ve uyarılara direnen gafillerin de muhalefete zarar verdiğini söylüyoruz...

PERVASIZLIK VE GAFLET!..

Farkındayım sıkça kullanıyorum; çünkü pervasızlık ve gaflet sözcükleri son yıllarda ne yazık ki yarış halinde!..

Bakınız kimse farkında olmak istemiyor ama özellikle CHP ve MHP tabanı, muhalefet partilerinin hatalarına, beceriksizliklerine ve eksikliklerine yönelik eleştirilere direnerek aslında dolaylı olarak AKP’ye hizmet ediyor...

AKP’nin son seçim başarısı da gösteriyor ki, siyaset matematik işidir... Yani tek bir gerçek vardır: kazanmak ya da kaybetmek...

Çuvaldızı elinizden eksiltmeyin; AKP ne yazık ki başarılı oldu... Muhalefet ne yazık ki topyekûn başarısız... CHP de, MHP de, BDP de başarısız... Çünkü yıllardır AKP’yi deviremediler, son seçimde de önüne geçemediler...

O halde şu soruya herkes vicdanıyla yanıt versin: “Hem karşı durduğumuz, hem eleştirdiğimiz ve bir an önce iktidardan gitmesini istediğimiz AKP mi suçlu bu seçim sonuçlarından, yoksa ona karşı 12 yıldır seçenek olamayan, etki yaratamayan topyekûn muhalefet mi?..”

SEÇENEK TEHLİKESİ!..

Evet; artık kimse kendini kandırmasın; muhalefet partileri bu kadrolarla, bu kafayla ve bu etkisiz erozyon politikalarıyla AKP karşısında duramıyorsa, gereği bir an önce yapılmalıdır...

Kimsenin halkın umutlarıyla oynamaya hakkı yok... Kimse birkaç belediyeyi kazanmakla, tavizkâr ve kiralık oylarla, büyük kentlerde, birkaç geçici puan almakla “başarılıyız” hikâyesinin ardına sığınmasın; çünkü seçim muhalefet açısından büyük bir hezimettir...

Özellikle CHP ve MHP tabanı, muhalefete yönelik haklı medya eleştirilerine karşı durmak ve engelleme çabası yerine, kadroları sorgulamalı, hataları deşmeli, yanlış, rotasız politikaları eleştirmeli ve baskı kurarak AKP karşısında etkili seçeneği ısrarla talep etmelidir...

Aksine bir kez daha yineliyoruz: Bu beceriksiz siyaset anlayışına ve takım tutar gibi parti tutan sorgusuz-sualsiz kitlelere kalırsa, 2015 seçimi de tehlike altındadır... Sonra demedi demeyin!.. ■Mehmet Faraç, Aydınlık, (4.4.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: KÜRDSİAD KURULDU

Doğu ve Güneydoğu illerinde ekonomi alanında faaliyet gösteren dernekleri bünyesinde toplayarak güçlü bir sivil toplum olmayı amaçlayan BİR GRUP İŞADAMI VE SANAYİCİ 'KÜRDİSTAN SANAYİCİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ'Nİ (KÜRDSİAD) KURDU.

KÜRDSİAD geçici yönetim kurulu başkanı Abdulbaki Karadeniz ile kurucuları Alaaddin Tan, İmam Taşçıer, Günay Uyar, Mehmet Akyıl, Merthan Anık, Rojda Çelebi Kahraman, Burhan Turğut ve Hüseyin Bardakçı bugün Diyarbakır Valiliğ'ine kuruluşlarıyla ilgili başvurdu.

Başvuruyu kabul eden valilik, işadamlarına, derneğin kuruluşuyla ilgili başvuruyu aldığını gösteren belge verdi. Derneğin ismiyle ilgili izin verilip verilmeyeceğine ise İçişleri Bakanlığı karar verecek.

Başvuru işlemlerinden sonra Diyarbakır Valiliği önünde açıklama yapan geçici başkan Abdulbaki Karadeniz, Kürdistan Sanayi ve İş Adamları Derneği’nin kuruluşunu gerçekleştirdiklerini söyledi. Karadeniz, kuruluşlarının amacını ilerleyen tarihlerde bir basın toplantısını düzenleyerek açıklayacaklarını belirterek, “Kürdistan’da yaşayan ve iş hayatında olan herkesle birlikte bu çalışmaları yürüteceğiz. Kuruluş amacımız kültür, kimlik ve dil esaslı markaların oluşturulmasıdır. Kürdistan’ın sanayisine ve ekonomisine katkıda bulunmak isteyen arkadaşlarla bu çalışmaları birlikte yürüteceğiz. 9 kişi ile müracaat yaptık. Üye çalışmalarımız sağladıktan sonra başlayacağız. Kürdistan’a ve Türkiye’de kendini Kürt hisseden herkes bizim üyemiz olabilir.” diye konuştu. ■Cumhuriyet, (4.4.2014)

 

RTE: SEÇMEN, ERDOĞAN’DA NE BULDU?

Temsil: 
Dar gelirli, muhafazakâr bir ailenin çocuğu... Sobalı evde doğmuş; parasız yatılıda büyümüş; çocukken su, simit satmış; futbol oynamış; babasından “Top peşinde koşma, oku, adam ol” azarı işitmiş. Biyografisinin girişinde, ortalama Türk insanının tüm unsurları var. O yüzden, “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısına haykırarak katılıyor kitleler...

Kasımpaşalılık: 
İster “delikanlılık” deyin, ister “lümpenlik”, Erdoğan bu algıyı keyifle sırtladı. Yürüyüşünden, belagatine kadar yansıyan Kasımpaşalılık, sahicilik imajına hizmet etti. Başbakanlık konutu yerine halkın içinde oturan, eve dönerken mahallenin çocuklarına top dağıtan, her fırsatta seçkinlere dokunduran “halk adamı” imajı, tapelere yansıyan servetini başarıyla örttü.

İmam hatiplilik: 
Aldığı din eğitimi, mutaassıp tabanıyla ortak dil kurmasını kolaylaştırdığı gibi, İslami referanslardan destek almasını da sağladı. Vaizlere özgü hitabet yeteneği, kürsüde işine yaradı.

Tecrübe: 
22 yaşında, partisinin Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanı idi. Aynı yıl İstanbul Gençlik Kolları Başkanı oldu. 40 yıldır siyasetin içinde olması, ona siyaset bilgisi, sezgisi, deneyimi kazandırdı.

Vefakârlık: 
Hapisteyken kendisine gönderilen mektupları saklaması, içerdeyken kendisine el uzatanları unutmaması ona prim yazdı. Kendisine bağlı olanları, (“hakaramakara” yapan Egemen Bağış’ı bile) harcamadı. Yandaşı işadamlarını servete boğdu.

Kadınlar: 
Eve kapatılmış mütedeyyin kadınları sokağa çıkarmayı ve seçim için seferber etmeyi başardı. O kadınlar da, Başbakan’a hayranlık göstermelerine evde cevaz verilmesinin sevinciyle seferber olup mitinglere koştular.

Otoriterlik: 
Gürleyen sesi, dinmeyen öfkesi, yasakçı siyaseti ile toplumsal hafızanın bilinçaltında yatan “kudretli hükümdar” tutkusunu, “Bize eli sopalı lider lazım” algısını kaşıdı. Suç işleyen hiçbir polisi cezalandırmayarak onları daha fazla şiddete teşvik etti. Yerel seçim olmasına rağmen adaylar yerine kendisini merkeze koyan taktiği sonuç verdi.

Kontrol: 
TV’deki altyazılardan gazete manşetlerine, resmi ihalelerden kupon arsalara kadar her ayrıntıyla bizzat ilgilendiğini ve yakinen takip ettiğini tapelerden öğrendik. Gayretkeşlik değildi; otoriter bir liderin, iktidarda en ufak sızıntı deliği bırakmama azmiydi. Muhaliflerini, polisiyle, yargısıyla, medyasıyla, Maliye’siyle, muhasaraya aldı; kimini caydırdı.

Efelenme: 
Davos şovundan beri, dünyaya posta koymanın iç politikadaki kıymetini anladı. Batı karşısında yıllardır ezik halkın bastırılmış öfkesini, “Eyy Batı”“Eyy Twitter” hitaplı meydan okumalarla oya tahvil etti. Zaman zaman en ağır teslimiyetleri, bu efelenmelerin gürültüsüyle bastırabildi.

Mağduriyet: 
Kendisini iktidara taşıyan mağduriyet görüntüsünden, en kudretli anında bile vazgeçmedi. Devletle derdi olan insanlara, aslında devlet kendisi olduğu halde, değilmiş gibi devleti şikâyet etti. Kendisi yasaklar koyarken, kendisine konulan yasaklardan yakındı. İktidardayken muhalif bir görüntü verebildi.

Hırs: 
Seçim öncesi sesi kısıldığında, gülen muhaliflerine ve “İptal edelim” diyen danışmanlarına kulak asmadı ve o halde miting yaptı. Dezavantajını avantaja dönüştürüp “Çilekeş lider” duygusu yarattı.

İnat: 
Yanlış kararda ölümüne ısrar, Gezi’de neredeyse iktidarına mal olacaktı. En ufak mağlubiyete razı olmaması, yakınında itidal telkin eden seslere kulak asmaması, hep bildiğini okuması, her zaman üste çıkması, asla geri adım atmaması onu tamamen yalnızlaştırdı. Ama bu sayede iktidarını mutlaklaştırdı.

Paranoya: 
Dünyaya hükmetmiş diktatörlerin en popüler politikası olan “Bayrak yere düşüyor” paranoyasını hem reklam filminde hem kürsüde iyi kullandı. “Lobiler”, “vampirler”,“haşhaşiler” gibi sanal düşmanlar yaratarak korkuyu büyüttü, tabanını kanatları altında topladı. Bu sayede yolsuzlukların üstünü örtebildi.

Gözyaşı: 
Kürsüde şiir okuması, arada duygusal çıkışlar yapması, her konuşmasının sonunda aynı şarkı sözünü tekrarlatarak mitingleri ortak itikat ayinine çevirmesi, annesinin mezarında döktüğü gözyaşını bile reklam kampanyasında kullanması, propaganda tekniğinin eşsiz örnekleriydi.

Pragmatizm: 
İlkeli görüntüsünün ardında müthiş kıvrak bir politika izledi. “Ben olsam asardım” dediği Öcalan’la pazarlığa oturduğunu ustalıkla sakladı. Nefret kampanyası yürüttüğü Cemaat’le yıllardır kol kola olduğunu unutturdu. Yolsuzluğu kendi sesiyle belgelendiğinde bile “Kefenin cebi yok” konuşması yapıyor ve kitleleri inandırıyordu.

***

Daha saymalı mı?  . ■ Can Dündar, Cumhuriyet, (4.4.2014)

 

5.4.2013

FED

ABD istihdam verilerinin açıklanmasının ardından dolar günlük yüzde 1'in üstünde kayıpla 2.11 TL'nin altına düştü.

ABD Mart ayı tarım dışı istihdam verileri 192 bin kişi ile beklentilerin altında kalınca dolar TL karşısında dakikalar içinde sert düştü.

ABD istihdam verileri açıklanmadan önce 2.13 TL üzerinde seyreden dolar açıklamanın ardından dakikalar içinde 2.1073 TL'ye kadar geriledi.

Doların sert düşmesi ile borsa da dakikalar için hızla yükseldi. Veri öncesi 71 829 puandan seyreeden endeks günlük yüzde 1,35 yükselişle 72 bin 683 puana kadar yükseldi.

SEPET KUR YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE
Sepet bazında TL, ABD verisi sonrası 2,5061'e kadar gerileyerek yılın en düşük düzeyini gördü.

ABD'de Mart ayında tarım dışı sekörlerde 192 bin yeni istihdam yaratılırken işsizlik de yüzde 6.7 olarak gerçekleşti. Beklentiler işsizliğin yüzde 6.6 olacağı yönündeydi. ■Akşam, (5.4.2014)

 

SEÇİM SONUÇLARINA ALDANMAYALIM!

Öncelikle seçim sonuçlarına baktığımızda yurttaşlarımızın yolsuzluk ekonomisi ve rant paylaşımındaki adaletsizliğe aldırış etmediğini görüyoruz. Milletimiz günlük yaşamındaki standardına bakıyor. Henüz boğazını sıkan bir ekonomik kriz hissetmediği için cari açık tehlikesi, büyümedeki ciddi düşüş, enflasyonun artacağı gibi hususlara kafa yormuyor ve tercihini değiştirmiyor. 
Sosyal yardımlar, dolaylı yardımlar, seçim armağanları nedeniyle şu anda keyfi yerinde olan vatandaşın tercihlerine, “bizim demokrasi bilincimiz” bu diye saygı göstermekten başka çaremiz yok.

Muhalefet partileri yenildi 
Ancak esas irdelenmesi gereken şey CHP ve MHP’nin yenilgisi. CHP lideri seçim stratejisini Başbakan’ın düşman yaratma ve kutuplaşma politikasına cevap verme şeklinde oluşturunca, yeni bir şey söylememiş oldu. Ekonomi oldukça kırılgan ve AKP’nin yumuşak karnı olduğu halde ekonomi ve projelerden, halkın günlük hayatına etki yapacak çözümlerden söz etmedi. Başbakan nasıl ki gerilim yaratarak bizi yorduysa CHP lideri de gerilime gerilimle cevap vererek yordu. Oysa CHPAtatürk’ün partisi olarak farklı bir strateji izlemeliydi. Ekonomiyi öne çıkarmalıydı. Gülen Cemaati ile sempati ilişkisi algısını yaratmamalıydı. 
MHP lideri Türk milliyetçiliği üzerinden siyaset yaptığı için heyecanların partisi olması gerekirken donuk ve hedefsiz bir parti vizyonunu ortaya koydu. MHP de ekonomiyi öne çıkarmadı.

Kürt milliyetçiliği Batı’da prim yapmıyor 
Kürt milliyetçiliği üzerinden siyaset yapan BDP bölgesel başarı elde ederken, Türkiye’yi kucaklayacak bir sol parti edasıyla hareket eden, aslında BDP’nin batı versiyonu HDP’nin aldığı sonuçlar da batıda Kürt milliyetçiliğinin prim yapmadığını bize göstermiş oldu. 
Bu seçimin çarpıcı sonuçlarından biri de dürüst, mert, namuslu kişiliğin öne çıkmasının seçim kazandırmadığı oldu. Konuşmak ve eleştiri yapmak değil“eleştirilenin yerine nasıl yapılacağının ortaya konulmasının” seçim kazanmak için gerekli olduğunu bir kez daha bize gösterdi. 
Ama muhalefetin başarısızlığından kaynaklanan AKP’nin aldığı başarılı sonuç, ekonomideki olumsuz gelişme tehlikelerini bertaraf etmeyecek. Üstelik AKP’nin sorumluluğu daha da artmıştır.

Ekonomimiz ciddi risk altında 
- FED değiştirdiği para politikasına devam edecek. İleride yapacağı faiz artırımını piyasa fiyatlıyor. Bu gelişmekte olan ülkeler için para bulmada sorun yaratacak. 
- Cari açık oldukça tehlikeli seviyesini koruyor. Bu ekonominin kırılganlığını gösteren en önemli durum. 
- S&P, Türkiye’nin görünümünü durağandan negatife çevirdi (7 Şubat 2014). Fitch ve Moody’s’den, özellikle de bankacılık sektörüne ilişkin gelen açıklamalar da çok olumlu değil. 4 ve 11 Nisan’da Fitch ve Moody’s’in gözden geçirmeleri var ve görünümü negatife çevirmesi bekleniyor. Bütün bunlar Türkiye’nin dış kaynak bulmasında sorun yaratacak hususlar. 
- Enflasyonun yüzde 10’u geçmesi bekleniyor. 
- İşsizlik ve özellikle genç işsizler oranı oldukça yüksek. Yüzde 10’larda olan işsizlik oranları ile Türkiye ekonomisinin yürümesi mümkün değil. Türkiye’nin her yıl en az yüzde 5 büyümesi gerekiyor. Bu da gelecek iki yılda olası görülmüyor. 
- Bu yıl ödenecek 210 milyar dolar nereden bulunacak? Bu, borçlanmanın artarak devam edeceğini gösteriyor.

Halk boğazı sıkıldığında tercihini değiştirir 
Bu ekonomik gidişin halkın günlük yaşantısına olumsuz etki yaptığı gün, halk RTE diye şarkılar söylemeyi bırakıp başka şeyler söyleyecektir. Bu nedenle bu seçimlerin sonuçlarına aldanıp ortamı güllük gülistan görmeyelim. Çünkü ekonomik depreme dayanacak hiçbir iktidar yoktur. Ekonomimiz de bir deprem arifesindedir. Muhalefetin kendine gelmesi şart Bu depreme hazırlık yapacak, halkın umudu olacak seçeneklerin de şimdiden ortaya çıkması lazım. Bu nedenle muhalefet yapma şartlarının en elverişli olduğu bir dönemde muhalefet yapmayı beceremeyen partilerin özeleştiri yaparak onlardan medet uman seçmenlerini daha da üzmemeleri gerekir. Özellikle CHP’nin, bozduğu kimyasını yeni formüllerle düzeltmesi lazım. 
Gelecek dönemin en önemli gündemi ise ekonomi ve hukuk olacaktır…  ■Mustafa Pamukoğlu, Cumhuriyet,, (5.4.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: İSMET İNÖNÜ PARKI’NI ‘ZARİFE XANIM’ YAPTILAR

Tunceli Belediye Başkanlığı'nı kazanan BDP'nin ilk icraatı, cadde ve sokaklara, "Dersim İsyanı" sırasında idam edilen Seyit Rıza'nın 7 arkadaşının ismini vermek oldu. Bu duruma, Tunceli Valiliği'nin de "olur" vermesi dikkat çekti. Tunceli Belediyesi, Valilikten alınan görüş doğrultusunda 15 sokak, cadde ve parkın adını değiştirdi. Tunceli Belediyesi Meclis toplantısında, cadde ve sokak isimleriyle ilgili olarak yapılan talepler Valiliğe bildirildi. Valilikten alınan görüş doğrultusunda, aralarında İsmet İnönü Parkı, Ata Sokak, Fevzi Çakmak Caddesi, Cengiz Topel Caddesi'nin bulunduğu cadde ve sokak isimleri değiştirildi.

Valilik onay verdi

Daha sonra yapılan açıklamada ise "Belediye Meclisimiz, 1937'de Dersim İsyanı sırasında Seyit Rıza ile birlikte idam edilen 7 arkadaşının isimlerini kent merkezimizde bulunan cadde ve sokaklara verme kararına valilik tarafından onay verildi" denildi. İsmi değiştirilen 15 cadde ve sokak şunlar söyle sıralandı: Cemal Gürsel Caddesi'nin adı Fındıq Ağa; Fevzi Çakmak Caddesi'nin adı Wuşene Seydi; Cengiz Topel Caddesi'nin adı Aliyê Mırze, 237. Cadde'nin adı Hesene İvrayimi; Atatürk Mahallesi'nde bulunan 23. Cadde'nin adı Hesene Cıvrayil; Elazığ Caddesi'nin adı Dersim Caddesi, Okullar Caddesi'nin adı Dr. Nuri Dersimi Caddesi, İsmet İnönü Parkı'nın adı Zarife Xanım Parkı. ■Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık, (5.4.2014)

 

6.4.2013

YABANCI SERMAYE: 2013’TE 3.2 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM İÇİN YURTDIŞI TERCİH EDİLDİ

Hükümetin, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla birlikte devlete ait tüm birimleriyle baskı yaptığı Akın İpek, İngiltere’ye şirket kuracağını Kamuoyunu Aydınlatma Platformu’na bildirdi. Söz konusu hamlenin ardından gözler, Türkiye’de bulunup da doğrudan yatırımları için Türkiye’yi değil, hukukun ve iş yapma şartlarının daha olumlu olduğu ülkeleri tercih edenlere çevrildi. Merkez Bankası’nda yer alan ‘Yurtiçinde Yerleşik Kişilerin Yurtdışındaki Doğrudan Yatırımları’ başlıklı sekme altındaki verilere göre 2013’te yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışındaki doğrudan yatırımları, 3 milyar 226 milyon dolar seviyesine yükseldi. Veriler incelendiğinde çıkışların büyük çoğunluğunun son iki ayda gerçekleşmesiyse akıllara Türkiye’de siyasi gerilimin arttığı tarihleri getirdi. Ayrıca yine Merkez Bankası’nın yayımladığı Ödemeler Dengesi Raporu’nda da konuyla ilgili bazı noktalara dikkat çekildi. Rapora göre 2013 yılı üçüncü çeyreğinde yatay bir seyir izleyen yurtdışına yapılan doğrudan yatırımlar, aynı yılın son çeyreğinde Avrupa ülkelerine yapılan doğrudan yatırımların artmasının etkisiyle yüksek düzeyde gerçekleşti. Söz konusu yatırımlar, bu çeyrekte yaklaşık 1,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşirken, Avrupa ülkelerinin payı yüzde 75 oldu Asya ülkelerinin payı ise yüzde 19,6 seviyelerine geriledi. ■ Koray Tekin, Zaman, (6.4.2014)

 

ENFLASYON: TÜFE ARTIŞI % 8.39, YURTİÇİ ÜFE % 12.31

Fiyat artışları genelde iki yılın aynı aylarındaki fiyatlar arasındaki değişime göre değerlendiriliyor. Örneğin 2013 Yılı mart ayında Türkiye genelinde, tüketim sepetine giren malların ortalama fiyatı 100.00 iken, 2014 yılı Mart ayında bu sepetteki malların fiyatı 108.39 olmuş ise, “Yıllık TÜFE artışı yüzde 8.39 oldu”.

Enflasyon yüzde 8.39’a yükseldi deniliyor. Dikkat buyurulur ise, buradaki artış iki üç ay arasında, aynı sepetteki malların fiyat değişimini gösterir. Halbuki tüketici sadece yılda bir defa Mart’tan Mart’a harcama yapmaz. Her ay tüketimi vardır.

Aylık fiyat değişimlerinin ortalaması alındığında 12 aylık ortalama fiyat değişimi-artışı oranı ortaya çıkar. Bir başka önemli gösterge fiyatlardaki aylık değişimdir.


Fiyatlardaki aylık değişimin seyri, fiyatların artış veya gerileme eğiliminde olup olmadığına işaret eder. Tüketici fiyatlarında yıllık artış Mart ayında yüzde 8.39 oldu. Geçen yıl yüzde 7.29 idi. Tüketici fiyatlarındaki yıllık artış bir yıl önceye göre daha yüksek.

Tüketici fiyatlarının aylık değişiminde yılbaşından bu yana iniş çıkışlar var. Mart ayında, tek bir ayda fiyatlar yüzde 1.13 arttı.

2013 Yılı sonuna göre 3 aydaki artış yüzde 3.57 oranına ulaştı. Tüketim sepetinde en büyük ağırlık gıda harcamalarındadır.

Toplam harcamaların yüzde 24’ü gıdaya, yüzde 16’sı konut harcamalarına, yüzde 15’i ulaştırma harcamalarına yüzde 7’si giyim kuşama gider.

Son 3 ayda gıda fiyatlarındaki artış yüzde 7.50, son bir yılda yüzde10.12 oldu. Halkımız için önemli olan bu harcamalardır.

Ulaştırma fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 13.74 gibi yüksek bir artış. Talep daralması sonucu giyim kuşam fiyatlarının yılın ilk 3 ayında yüzde 10.09 gerilemesi, yıllık artışın yüzde 7.30’da kalması dikkati çekiyor.

Son yıllarda tüketim harcamalarında sınırlamalar getirildiğinden, tüketici fiyatlarında artış talepten sok üreticinin maliyetlerindeki artıştan kaynaklandı.

Mart ayı Yurt İçi ÜFE (Üretici Fiyatları) endeksi 3 ayda yüzde 5.52 oranında, yıllık 12.31 oranında bir artışı gösterdi.

İmalat sanayinde yıllık artış yüzde 13.16 oranında. Gıdada yıllık artış yüzde 13.05 oranında. Yurt İçi ÜFE’de dikkati çeken giyim sanayinde 3 aylık fiyat artışının yüzde 4.75, yıllık yüzde 20.39 olmasına rağmen bu artışların tüketici fiyatlarına yansıtılamamış olmasıdır.

 

Yurt İçi ÜFE’de bir başka önemli gösterge, elektrik ve gaz fiyatlarındaki değişim oranlarıdır. Elektrik ve gaz fiyatlarında aylı

k artış yok yüzde 1.69 gerileme var. 2 aylık gerileme yüzde 1.17 oranında. Yıllık artış sadece yüzde 1.12 oranında.

Önümüzdeki günlerde yapılması beklenen gaz ve elektrik fiyatı ayarlamalarının üretici fiyatlarından başlayarak tüketici fiyatlarını nasıl etkileyeceği bu göstergeden anlaşılıyor.

Genelde döviz fiyatındaki artışın ve faiz oranlarındaki yükselmenin hem üretici hem tüketici fiyatlarına henüz yansımadığı görülüyor.

Bir gerçek var. Önümüzdeki aylarda hem tüketici hem üretici fiyatlarında gerileme bekleyemeyeceğiz. Artış değişik ölçülerde sürecek. ■ Güngör Uras, Dünya, (6.4.2014)

Yolsuzluk: Rüşvet utancı dış yardıma bile girdi

ABD, Seyhan üzerine yapılacak baraj için 669 bin dolarlık hibe anlaşmasına imza attı. Anlaşmada, yolsuzluk ve rüşvet yasalarına uyulması gerektiğine özel vurgu yapıldı

ABD, Seyhan’daki HES için Türkiye’ye 669 bin dolar hibe verirken “yolsuzluk ve rüşvetle ilgili kanunları ihlal etmeme” şartı koydu. Hibe anlaşmasında, HES ve baraj inşaatıyla ilgili gizli bilgilerin halktan gizlenmesi de öngörülüyor.

ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA), Seyhan’da yapılacak 17 Megawatt’lık Hidrogüç Elektrik Santrali projesinin fizibilite çalışması için Türkiye’ye vereceği 669 bin 875 bin dolarlık hibe anlaşmasını rüşvet-yolsuzluk yapmama kriterine bağlandı. Hibe anlaşmasında “yolsuzluk ve rüşvet ile ilgili kanunları”na dikka çekildi. Tam metni dün yayımlanan anlaşmada çalışmayı icra edecek yüklenici olarak Verdant Power A.Ş. gösterildi.

Hibe anlaşmasının “Davranış Standartları” başlıklı 3. maddesinde şu ifadeler yer aldı: “USTDA ve Hibe alan kendi ülkelerindeki kamu görevlilerinin ve ticari işletmelerin davranış kurallarının varlığını kabul ederler. Bu nedenle USTDA, Hibe Alan ve Yüklenici Birleşik Devletler ile Ev sahibi ülkenin yolsuzluk ve rüşvet ile ilgili kanunlarını ihlal edecek şekilde herhangi bir kamu görevlisine doğrudan veya dolaylı para veya herhangi değerli bir şeyi sağlamayacak, teklif etmeyecek veya vaat etmeyecektir.” … ■ Taraf, (6.4.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura