Diğerleri > Sis Çanı
15-07-2015
NELER OLDU 1-6 MAYIS 2015 (DEİ, dış açık, iç bedhahlar, özelleştirme, FED, cemaat, kriz, altın, yabancı sermaye, enflasyon)

Cihan Dura

15.7.2015


1.5.2015

DEİ, DIŞ TİCARET: TİCARET AÇIĞINDA KORKUTAN YÜKSELİŞ

 Mart ayında dış ticaret açığı yüzde 17,2 artarak 6,1 milyar dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde yüzde 67,1’e geriledi.

Tür­ki­ye İs­ta­tis­tik Ku­ru­mu (TÜ­İK) 2015 yı­lı Mart ayı dış ti­ca­ret ra­kam­la­rı­nı dün açık­la­dı. So­nuç­lar, ih­ra­cat­ta dik­kat çe­ki­ci bir dü­şü­şe ve dış ticaret açı­ğın­da önem­li bir ar­tı­şa işa­ret edi­yor.

Mart­ta ih­ra­cat ge­çen yı­lın ay­nı ayı­na gö­re yüz­de 14,4 dü­şe­rek 12,6 mil­yar do­lar, it­ha­lat yüz­de 6,1 dü­şe­rek 18,7 mil­yar do­lar ol­du. Dış ti­ca­ret açı­ğı ise yüz­de 17,2 ar­ta­rak 6,1 mil­yar do­la­ra çık­tı. İh­ra­ca­tın it­ha­la­tı kar­şı­la­ma ora­nı da yüz­de 73,7’den yüz­de 67,1’e düş­tü. Ay­rı­ca mart ayı ih­ra­ca­tın­da­ki dü­şüş Tür­ki­ye İh­ra­cat­çı­lar Mec­li­si'ne (TİM) gö­re da­ha yük­sek ol­du. Ge­nel­de hep ter­si olur­du. TİM mart­ta yüz­de 13,4 düş­tü­ğü­nü açık­la­mış­tı. Tİ­M’­in ka­yıt­la­rın­da al­tın gi­bi ba­zı mal­lar yer al­mı­yor. Bugün, (1.5.2015)

TÜRKİYE DIŞ AÇIK*TA DÜNYA DÖRDÜNCÜSÜ

Dolar arttıkça Türkiye’nin ekonomik verileri de altüst oluyor. Mart’ta geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 14.14, ithalat da yüzde 6.1 azaldı. Dış ticaret açığı 83 milyar dolara çıktı 

Dolar kurundaki rekor artış kriz halindeki ekonomiyi adeta komaya soktu. Dolar ile ticaret yapan esnaf büyük bir sıkıntı yaşarken olumsuzluklar Türkiye’nin toplam dış ticaretine de yansıdı. Bu süreçte hem ithalat hem ihracat düştü buna karşılık dış ticaret açığı rekor düzeyde arttı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan Mart ayına ilişkin Geçici Dış Ticaret İstatistikleri açıklandı. Buna göre, ihracat Martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14.4 azaldı ve 12 milyar 570 milyon dolara düştü. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 6.1 azalış kaydederek 18 milyar 723 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu dönemde, dış ticaret açığı ise yüzde 17.2 artışla 6 milyar 154 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen yılın Mart ayında yüzde 73.7 iken, bu yılın aynı ayında yüzde 67.1’e geriledi.

2015 yılının ilk 3 ayı kötü geçti

Öte yandan 2015 yılının ilk 3 ayında ihracat 2014’ün aynı dönemine göre yüzde 7.5 gerileyerek, 40 milyar 134 milyon dolardan 37 milyar 128 milyon dolara düştü. Ocak-Mart döneminde ithalat ise 57.4 milyar dolardan 52.2 milyar dolara indi. Üç aylık dış ticaret açığı 15.1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne olan ihracatı da Martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11.8 azalarak, 5 milyar 343 milyon dolar olarak gerçekleşti. Almanya, 1 milyar 80 milyon dolar ile geçen ay en fazla ihracat yapılan ülke oldu. Bu ülkeyi sırasıyla 1 milyar 31 milyon dolar ile İngiltere, 745 milyon dolar ile Irak izledi.

Türkiye dış ticaret açığında süper ligde

Türkiye; dünya genelinde en fazla dış ticaret açığı veren 4. ülke olarak öne çıkıyor. ABD, yaklaşık 40 yıldır dış ticaret şampiyonluğunu kimseye bırakmıyor. Son 12 ayda 734.4 milyar dolar dış ticaret açığı veren ABD’yi, 192.5 milyar dolarla İngiltere, 139.9 milyar dolarla Hindistan izliyor. Türkiye ise 83 milyar dolarla 4. sırada yer alıyor. ■ Yeni Mesaj (1.5.2015)

İÇ BEDHAHLAR, AKP: LOZAN’I DELEN AKP SEVRİ UYGULUYOR

Türkiye’de kaynak olduğunu gizlemek için AKP hükümeti, açıktan değil ama gizli gizli vatandaşlara Lozan Antlaşması’nda bu madenlerin çıkarılmaması sözünün verildiğini, Türkiye’de madenlerin bu yüzden çıkarılamadığını söylüyor. Kendi iktidarsızlığını ve cürümünü Lozan’a imza atanların sırtına yıkmaya çalışan AKP cephesi bu gerekçeyle “kaynak nerede” sorusunu cevaplamadan savuşturuyor. 

Lozan’da elbette böyle bir madde yok. 

Türkiye’nin kuruluş senedi olan Lozan Antlaşması, bu hükümet tarafından delik deşik edildi. 

Lozan Antlaşması’na sımsıkı sarılması gereken AKP hükümeti bu anlaşmayı yok sayarken 13 yıllık iktidarında Sevr Antlaşması’nı uyguladı.

Bakınız Batılı devletlerin Osmanlı’yı nasıl paylaşılacağını dizayn eden Sevr Antlaşması’nda hangi maddeler vardı bir bakalım.  

Sevr’in bu maddelerine göz atarken bunların 13 yıldır iktidarda olan AKP hükümeti döneminde Türkiye’de bu Sevr şartlarının ne kadarının uygulandığını da düşünelim.

• Osmanlı’nın askeri gücü ve ağır silahları azaltılacak.

Son 13 yılda en büyük saldırıların hedefi haline gelen Türk ordusu hükümet sayesinde bugün hem personel açısından, hem de askeri teçhizat açısından tüm dönemlerin en büyük acziyetini yaşıyor. 

• Azınlıklara geniş haklar verilecek.

AKP Milletvekili Adayı Ermeni asıllı Markar Esayan, azınlıkların Cumhuriyet tarihinde görmedikleri ilgiyi 13 yıldır AKP hükümetinden gördüğünü açıkladı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise 2 yıl önce “Azınlıklara haklarını sonuna kadar vermek bizim boynumuzun borcudur” demişti.

• Ülke ekonomisinde yabancılara imtiyazlar verilecek.

Özelleştirme uygulamalarıyla Türkiye’nin vergileriyle güçlüklerle kurulmuş şirketlerimiz bu dönemde yabancılara peşkeş çekildi. Bankacılık, sigorta, ilaç, tarım, enerji, telekomünikasyon sektörleri neredeyse tamamen yabancıların eline geçmiş durumda.

• Kürt bölgesinde İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerden oluşan komisyon yerel bir yönetim kuracak. 1 yıl sonra bu bölge Birleşmiş Milletler’e bağımsızlık için başvurabilecek.

Hükümetin peşinde koştuğu sözde çözüm süreci Türkiye’yi Sevr’in bu şartını gerçekleştirecek noktalara taşıyor. Hükümet İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan bir komisyon kurmadı belki ama Akil İnsanlar heyetleriyle Sevr’in öngördüğü bu komisyonun yapacaklarını eksiksiz uyguladı. Üstelik süreç terörist başının kontrolünde yürüyor.

• Türkler Kıbrıs’ta hiçbir hak iddia etmeyecekler.

KKTC’yi kendi kaderine terk eden hükümet Kıbrıs’ta ver kurtul politikası yürütüyor. Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB’ye üye olmasını hazmeden siyasiler zaten Kıbrıs’tan çoktan vazgeçmişlerdi. Şimdi KKTC’de cumhurbaşkanlığına yeni seçilen Mustafa Akıncı’yla “yavru mu kardeş mi” polemiğine giren Cumhurbaşkanı Erdoğan etkisiyle Türkiye, KKTC’yle köprüleri yakında atarsa hiç şaşırmayacağım. 

Yukarıda ifade ettiklerimiz 13 yıldır Türkiye’de iktidar olan AKP hükümeti döneminde Lozan’ı yok sayıldığını göstermesinin yanında Atatürk’lü Türkiye’nin yırtıp attığı Sevr’in şartlarının mevcut hükümet tarafından hataya geçirildiğini gösteriyor. 

Yoksa milletimiz 13 yıldır farkında olmadan Sevr hükümetini mi iş başına getiriyor? ■ Orhan Dede, Yeni Mesaj, (1.5.2015)

 

2.5.2015

TETİKÇİ: RUZİ NAZAR SIRADAN BİR CASUS DEĞİLDİ, SIRLARIYLA ÖLDÜ

… Bir de Türkiye yılları var Nazar’ın ki hem kendi kariyerinin, hem de Türkiye’nin hâlâ en karalıkta kalan yıllarıdır; 1959’da, 1960 darbesinden önce geldi, 1971 darbesinden sonra gitti.

Resmi görevi bile kulağa alışılmadık geliyordu: Nazar, Sovyetlerle mücadele konularında ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile Amerikan askeri heyeti arasındaki irtibat görevlisiydi; bu kendi ifadesidir.

Ama sadece asıl sorumluluk alanı olan Sovyet coğrafyasındaki anti-komünist faaliyetlerle uğraşmıyordu. Mesela Türkiye’deki Varşova Paktı ülkesi temsilciliklerinde Orta Asya, Kafkas kökenli Müslüman diplomatların, gerekirse satın alınarak CIA hesabına devşirilmesi işlerine de bakıyordu. Türkiye’de sivil toplum, medya, üniversite ve idarede komünizmle mücadeleyi ve siyasette İslamcı ve Milliyetçi akımların yükselmesini sağlamak için yüksek bütçeli fonlar onun kontrolündeydi. O dönem aktif olan Komünizmle Mücadele Derneği gibi, İlim Yayma Cemiyeti gibi oluşumlarda, Forum gibi dergilerde Nazar’ın etkisi bugün dahi iddia konusudur.

Paul Henze, (daha sonra adı İran-Kontra skandalına karışan) Duane Clarridge gibi üst düzey CIA görevlileri Nazar buradayken istasyon görevlisi olarak çalıştılar.

Altaylı kitabında 12 Mart 1971 darbesi öncesinde, 9 Mart darbe girişimi (MİT ajanı Mahir Kaynak’ın sızmasıyla) açığa çıkan Cemal Madanoğlu’nun dahi Nazar ile irtibata geçmeye çalıştığını yazdı. … ■ Murat Yetkin, Radikal, (2.5.2015)

ÖZELLEŞTİRME, DOLAR’DAN YANDAŞ SERMAYEYE KAZIK…

Doların 1,80 TL olduğu sırada 2013-2014’te 20 milyar dolar karşılığı, özelleştirmeden kamu varlığı kapan yandaşlar, aldıkları borçların kur farkıyla çarpıldılar ve şimdi kurtarılmayı bekliyorlar.

ABD Merkez Bankası Fed, bir zamandır beklenen Haziran’da faiz artırma kararını Eylül’e ertelemiş gibi. Bu durum, bir zamandır güçlenmekte olan doları gevşetti. Bütün yerel paralar, dolar karşısındaki kayıplarını bir ölçüde telafi etti, TL hariç!...

TL, geçen hafta , Fed’in “Eylül’de gel” sinyaliyle bir ara 2,65 TL’ye kadar indi ama tekrar 2,70’TL yolunda. Neden ayrışıyor TL? Cevap karmaşık değil. Türkiye’nin durumu, emsallerinden hayli kırılgan. Bu hem ekonomik olarak hem politik olarak böyle. Türkiye’ye geçici park etmiş yabancı yatırımcılar, ekonomik kırılganlığı, 7 Haziran bilinmezine kilitli politik riski, Başkanlık sıtmasına yakalanmış RTE’nin yükselip alçalan tansiyonunu ve Irak, Suriye hattındaki uluslararası riskleri de dikkate alarak Türkiye’ye eskisi gibi gelmiyorlar. Sermaye girişleri üçte birden fazla azalmış durumda. Bu da doların fiyatını hep yukarıda tutuyor ve kolay kolay da gevşemeyecek.

Dolar nereye?

Ortalama dolar kuru 2012’de 1.80 TL, 2013’te 1,90 TL, 2014’te 2.20 TL dolayında idi. Bu yılın ilk 4 ayında aylık ortalama kayıp yüzde 3,7 oldu. Bu hızla devam ederse, Aralık sonunda dolar kuru 3,42 TL, yıllık ortalama kur 2,82 TL, yıllık değer kaybı da yüzde 29’u bulur. Bu kaba ve biraz abartılı bir hesap. Daha çok, bir eğilimi görmek açısından okunmalı.

2013 yılı ortalarında , yani dolar kuru 1,80 TL’lerde iken dışarıdan borçlananlar, 2014’te doların 2.20 TL olacağını hesaba katmışlar mıydı? 2015’ilk 4 ayının sonunda 2,70 TL’lik dolar kuru öngörmüşler miydi? Hiç sanmıyorum.

Özellikle RTE’ye ve çevresine biat edenler, 10 küsur yıllık “lüks hayat”ın süreceğini, hazretin “ustalık” devrinde her şeyin daha parlak olacağını umuyorlardı! Ama öyle olmadı. 2013 ortasında şemsiye ters döndü. Şimdi kara kara düşünüyorlar, sırttaki borç yüküyle.

Yandaş borçları...

İki hafta önce yaşandı, okumuşsunuzdur. 15 Temmuz 2014’te şans oyunları lisansını 2,8 milyar dolarlık teklif vererek alan Net Şans – Hitay O.G.G., kazandığı ihaleyi imzalamayacağını açıkladı, 9 milyon dolarlık teminat mektubunu da yakarak…Kurdaki artışları göze alamamışlardı. Talih kuşu, umulduğu gibi kanat çırpmamıştı.

Bu, doların ilk azizliği değil tabii. Esas heybedeki büyük ayvayı yiyenler RTE’nin organik sermayedarı, yandaşlar. 2013 yılında 12,5 milyar dolarlık, 2014 yılında da 6 milyar dolarlık kamu varlığı satıldı, ya da özelleştirildi. Bunları alanlar, çoğunlukla dışarıdan borçlandılar. En büyük borçlanıcılar, “havuz” takımı. Çünkü bu iki yılda en büyük özelleştirmeler, havuzculara satılan enerji KİT’leri oldu. Dağıtım şirketleri, santraller, madenler, Galataport…RTE, bu özelleştirmelere doğrudan müdahil oldu. Özellikle 3. Havalimanı isimli ucube projeyi de üstlenen, Bedaş gibi firmaları alan Havuzcular, dolar 1,80 TL iken attıkları imzaların altından 2,80 TL dolarla nasıl kalkacaklarını kara kara düşünüyor, kurtarılmak üzere de S.O.S. ler gönderiyorlar.

AKP yeniden iktidar olursa, vergilerimiz bunları kurtarmaya gidecek, bu da bilinsin…■ MUSTAFA SÖNMEZ, Birgün, (2.5.2015)

 

3.5.2015  

DOLAR: FED MERAKLA BEKLENEN KARARI AÇIKLADI

Fed, Nisan ayı Açık Piyasa Komitesi toplantılarını sonladırırken, beklendiği gibi faizi yüzde 0-0,25 aralığında sabit bıraktı.

FED yetkilileri, faizlerin değiştirilmeme kararının oy birliği ile alındığını söyledi.

Yetkililer, "İlk çeyrekteki yavaşlamanın ardından, ekonomi ılımlı büyümeye devam edecek.
ABD tüketici güveni artmaya devam ediyor" denildi.

Yetkililer, bugün gelen ve beklentilerin oldukça altında olan büyüme verisinin kış şartlarından kaynaklandığını ve geçici olduğunu söyledi.

Fed yetkilileri, istihdam artışının hızının yavaşladığını ve işsizliğin durağan olduğunu da ifade etti.

Yetkililer, düşük enflasyonun kısmen enerji fiyatlarındaki düşüş ve enerji dışı ithal fiyatlarındaki gerilemeden kaynaklandığını da ifade etti ve şöyle dedi:

"Enflasyon Fed'in yüzde 2 hedefinin altında seyretmeye devam ediyor."

HAZİRAN SEÇENEĞİ HALA GÜNDEMDE

Yetkililer, faiz artışı için Haziran seçeneğini açık bırakırken, piyasa uzmanları Eylül ayında da faizin artabileceğine işaret ediyor.

Yetkililerin Haziran seçeneğini açık bırakması, bugün diğer önemli para birimleri karşısındaki sepette son iki ayın en düşük seviyesini gören doların biraz değerlenmesini sağladı.

PİYASA NE TEPKİ VERDİ?
ABD merkez bankası'nın açıklamasının ardından, gün içinde 1.1187 dolar düzeyine kadar yükseldikten sonra 1.1149 dolar düzeyine kadar çekilen euro, karar açıklandıktan sonra gerilemeye başladı.

Euro 1.1115 dolar düzeyine kadar çekilirken, açıklama öncesinde 2.65 liranın altında olan dolar yükselişe geçerek 2.66 lirayı da geçerek 2.6615 liraya kadar çıktı. ■ Bugün, (3.5.2015)

 

CEMAAT: AHMET DAVUTOĞLU ‘ŞAKİRT’ ÇIKTI!

Ahmet Davutoğlu'nun "Gülen cemaati mensubu olduğu iddiaları" güçleniyor.

Paralel derginin yazarı çıkan ve Pensilvanya’ya gidip Gülen ile görüşen Başbakan Davutoğlu’nun, cemaat ile ilişkisinin eskilere dayandığı ortaya çıktı. AKP’den istifa eden ve Gülen’e yakın bir isim olan İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin’in twitter’da geçen yıl da paylaştığı bu fotoğrafta Davutoğlu, cemaatin Işık Evlerindeki sohbette görülüyor. Çetin, fotoğrafı paylaşırken “Ahmet Davutoğlu Kıbrıs’ta Işık Evlerde sohbette” notunu da ekledi. Davutoğlu, ‘şakirtlere’ sohbet ederken, yanındakiler dinliyor ve not alıyor. Fotoğrafın çekildiği tarih 26 Mayıs 1999.Davutoğlu’nun bu fotoğrafla ilgili yapacağı açıklama merak ediliyor. Ali Ekber ERTÜRK, Sözcü, (3.5.2015)

KRİZ: KRİTİK UYARI: BÜYÜK ÇÖKÜŞ KAPIDA

 

Piyasaların yakından takip ettiği ve “Doktor Kıyamet” diye bilinen yatırım danışmanı Marc Faber, borsaların er ya da geç sert bir şekilde düşeceğini belirtti.

Piyasaların yakından takip ettiği bir diğer yatırımcı Dennis Gartman ise borsalarda yakın zamanda işlerin çirkinleşeceğini söyledi. CNBC kanalına konuşan Marc Faber, başta ABD borsaları olmak üzere dünyanın birçok yerindeki borsalarda şu anda merkez bankaları kaynaklı bir balonun yaşandığını ifade etti. Faber, bu balon için net bir zaman veremediğini söylerken, er ya da geç patlayacağını ve bu patlamanın sonuçlarının
korkutucu olacağını söyledi. Faber, “Son iki yıldır, ABD borsaları başta olmak üzere küresel borsalarda bir düzeltmenin yaşanmasını bekliyorum. Her zaman dediğim gibi balon balondur ve eğer bir düzeltme yaşanmazsa, piyasa şişer ve bir gün gelir o balon patlar ve bu kez büyük patlar” dedi. Doktor Kıyamet, “Şu anda borsalar böyle bir ortam yok. Biraz daha yükselebilir
ama zamanı geldiğinde yüzde 30 ya da 40 kadar düşüş yaşanacak ve bu en az oran olacak” dedi. İşler çirkinleşecek Piyasaların yakından takip ettiği bir diğer yatırımcı Dennis Gartman, borsalarda yakın zamanda kötü bir satış dalgasının gelebileceğini söyledi ve “İşler çirkinleşecek” diye konuştu. borsalar için yakın zamanda düşüş yaşanacağı uyarısı geldi. Piyasaların yakından takip ettiği yatırımcı Dennis Gartman, yatırımcılara yakın gelecekte dikkatli olmaları gerektiği uyarısını
yaptı. CNBC kanalına konuşan Gartman, borsalar yüzde 5 ile 8 arasında bir düzeltmeye hazır olunması gerektiğini ifade etti. Gartman, “İşler çirkin bir şekilde kötüleşecek. Ancak bu süreç çok uzun sürmeyecek. Bir süre hızlı bir çirkinleşme olacak ve bunun birçok kişinin sinirini bozacağını düşünüyorum” dedi. . Yeniçağ, (3.5.2015)

 

ÖZELLEŞTİRME KİME NE GETİRDİ?

Et ve Balık Kurumu 1952 yılında kuruldu. 1990 yılında 35 iş yeri vardı. Kurum sayesinde üretici ve köylü malını uygun fiyatla bu kuruma satıyordu. Tüketici de uygun fiyatla et yiyordu. Böylece bazı kötü niyetli aracıların ve stokçuların spekülasyon yapması önleniyordu.

1995 yılından 2004 yılına Et ve Balık Kurumu kadar 19 iş yeri özelleşti. 5 iş yeri devredildi. 3 iş yeri kapatıldı.

Bu sırada fiyat sorunu yaşandı. Et arzında sorun oldu. Hükümet 2006’da bunların bir kısmını yeniden açmak zorunda kaldı.

Et ve Balık Kurumu, piyasayı tanzim eden kamu altyapı yatırımı niteliğinde idi. Bu ve benzer altyapı kurumlarının özelleştirilmesi, halkın lehine mi oldu, aleyhine mi oldu?

Her şeyden önce siyasette ve ekonomide, yapılan ne varsa, toplumun ve insanların refahını artırmak için yapılır. Siyasi iktidarların temel hedefleri toplumun refah düzeyini artıracak politikaları uygulamaktır.

Aslında piyasa ekonomisinin de temel kuralı, hem üreticinin kârını, hem de tüketicinin faydasını en fazlaya çıkarmaktır. Böyle olursa toplumsal refah artmış olur.

Eğer piyasa ekonomisi tarafından görülmeyen sosyal maliyetler varsa veya sosyal yararlar varsa, bunu da devletin görmesi ve bu fayda ve maliyeti içselleştirmesi gerekir. Yani üretici en yüksek kârı sağlarken, başkasına veya topluma verdiği zararları da ödeyecektir. Buna karşılık eğer eğitim gibi bir malın toplumsal yararı varsa bu hizmete de devlet destek verecektir.

Eğer özelleştirmeyi veya özelleştirme karşıtı olmayı slogan haline getirirsek, sonuç alamayız... En iyisi kendi kendimize aşağıdaki sorulara cevap aramaktır... Bulacağımız cevap, bize özelleştirme konusunda daha iyi düşünme imkânı sağlayacaktır.

1) Özelleştirme sonucu üretim artışı oldu mu? Özelleşen kurumlar daha çok mal üretiyor ve daha çok istihdam sağlıyor mu?

2) Özelleştirmeden sonra tüketici daha kaliteli ve daha fazla çeşitte mal alıyor mu? Örneğin daha kolay ve daha ucuz telefon hizmeti alıyor mu?

3) Özelleşen işletmelerde çalışanların ücretleri arttı mı?

Özelleştirme sonucu üretim düştü.

Sümerbank’ta özelleşen 21 fabrikanın 18’inde üretim yapılmıyor.

SEK’in 31 fabrikası özelleşti... 23’ünde üretim yok.

Orüs’ün 20 fabrikası özelleştirildi... 16’sında üretim yok.

Et ve Balık Kurumu’nun 19 iş yeri özelleşti, 9’unda üretim yok.

Neden üretim düştü... Çünkü bu işletmeleri alanların çoğu, işletmeyi kapatıp, arsalarını sattılar ve arsalarından spekülatif kazanç sağladılar.

Örneğin, Manisa Sümerbank Mensucat Fabrikası, Manisa Ortak Girişim Grubu’na 3 milyon 751 bin dolara satıldı. 4.5 ay sonra bunlar da 145 dönümlük arazinin 55 dönümünü KİPA TESCO şirketine 13 milyon 750 dolara sattılar.

Manisa Et ve Tavuk Kombinası, MAY’a satıldı. Firma, makineleri söküp, taşıdı. Araziyi Klimasan’a 2.8 milyon dolara sattı.

Tüketici daha pahalı mal alıyor.

Tüketici ucuz mu, pahalı mı mal alıyor, sorusuna gelince... Maalesef artık özelleşen işletmelerin ürettiği malları daha pahalı alıyor. Telekom da zaten bilindiği gibi özelleşme işleminden kısa bir süre sonra fiyatları artırdı.

İşsizlik arttı...

Özelleşen işletmelerden birçok insan işsiz kaldı. Üretim düştüğü için elbette işsizlik sorunu ortaya çıkacaktır.

Yani buraya kadar, özelleştirme tüketiciye ve üreticiye yaramadı...Halkın refahını artırmadı...

Ancak özelleştirme yoluyla sağlanan gelirler ile kamu açıkları kapatılır... Devlet borçlanmaz... Faiz gideri olmaz... Yerine bedava sağlık ve eğitim hizmeti yapar... Yol yapar... Tünel yapar... Trafik sorunu azalır... Bu yolla vatandaşın refahı artar... Böylece dolaylı yoldan yansımış olur.

Bu yolla özelleştirme ne kadar fayda sağladı. Bunu da yaşayanlar biliyor. Kendilerinin değerlendirmesi gerekir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (3.5.2015)

 

4.5.2015

ALTIN NE KADAR OLDU? 

Altın, Cuma günü açıklanan ABD istihdam verisi öncesi, faiz beklentilerine bağlı olarak değer kazandı. Çeyrek altın 170 liraya yükseldi.

İstanbul Kapalıçarşı'da 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı 103,15 lira, Cumhuriyet altınının satış fiyatı ise 688,00 lira oldu.

Altın, yatırımcıların hafta sonuna doğru açıklanacak olan aylık istihdam verisi öncesi, ABD'de faiz artırımına ilişkin beklentileri gözlemeleri ile birlikte, son dört günde ilk kez değer kazandı.

Altının ons fiyatı yüzde 0.77 yükselişle 1.185 dolara ulaşırken, yurt içinde ise gram altın 103.15 liraya yükseldi.

Çeyrek altın ise yüzde 1.64 yükselişle 170 liraya yükseldi. 

Singapur'da  UBS Group AG analisti Wayne Gordon, "İstihdam verisi bekleniyor," dedi ve "Eğer bu veri 200,000'in altında çıkarsa, altın 1,250 dolarda olacak. Eğer, beklenen rakam olan 250,000'in üzerinde çıkarsa, altın 1,150 dolarda olacak" şeklinde konuştu. ■ Akşam, (4.5.2015)

 

ABD: “HAYDUT DEVLET”

Amerikalı gazeteci William Blum,  “Haydut Devlet”  isimli araştırmasının “ABD Ordusu ve CIA’in Eğitim Havuzundan Alıntılar” bölümünde, “Zor kullanılmadan” kişilerin nasıl konuşturulacağına dair ilginç bir örnek verir:
CIA elemanları bu metodunda, “sinirleri bozma” stratejisi uygular.
Sorgulama durumu, ilk kez karşılaşanların çoğunluğu için yeteri kadar rahatsız edicidir. Amaçları bu etkiyi güçlendirmek ve hedefin aşina olduğu dünya ve kendisinin bu dünyadaki imajıyla ilgili, duygusal bütünlüğünü parçalayan bir travma yaratmaktır.
Bakınız  “travma için” en etkili yol neymiş:
“Kendi giysileri alınır. Çünkü alışık olduğu giysiler kimlik duygusunu güçlendirir ve direnme kapasitesini artırır.” 
Gerçekten de öyledir.
Evet, kişinin alışık olduğu giysiler kimlik duygusunu güçlendirir. Kravatın, takım elbisen vardır, bürokratsındır. Seni çırılçıplak soyarlar. Bürokratlığın bitmiştir. Elinde mendilin vardır, sımsıkı tutarsın. O mendille sanki “ailen arkandadır.” Gelir onu da alırlar. Sen artık bir hiçsindir. Amma yine de kendi bedenine bakar, hafızandaki tarihî sorgulamalarda direnen isimleri hatırlar, kendinde bir güç hissedersin. Bunu engellemek için de bir hapishane elbisesi giydirirler. Telefonun yoktur, makamın yoktur, artık adın bile yoktur. Kimse sana, sen kimseye ulaşamazsın... 
CIA’nin bu metodunun toplumlar için de uygulandığını Türk milletinin yaşadığı süreçlere bakarak çok net görüyor, gerçekten acı çekiyoruz. Önce bu milletin bin yıldır Türkleştirip Müslümanlaştırdığı şehir, köy, mezra, mahalle, sokak adları ellerinden alındı. Ardından  “T.C.” sine musallat olundu. Bayrağı  “tahrik unsuru” olarak görüldü. İnsanlar taşlanır diye evlerine, yakılır diye otomobillerine bayrak asamaz hale geldi. Altın vuruşu da AKP iktidarı yapacak ve “Türklüğü”  yeni bir vatandaşlık tanımını ile Anayasa’dan çıkartacak.
Bundan böyle yeryüzünde Fransa olacak, Almanya olacak, Rusya olacak, Çin olacak, Japonya olacak, hatta Kürdistan olacak amma Türkiye olmayacak. Böylece bu millet hepten kimliksiz kalacak. Tamam, CIA bunu başkaları için yapıyor, amacı da ABD’yi dünya hâkimi yapmak, dünya hâkimi ise onu o mevkide tutmak için. 
İyi de...
Bir devlet, bir hükümet, bunu kendi eliyle kendi milletine nasıl yapar? Niçin yapar? 
Erdoğan, Batman ve Diyarbakır’da konuştu. Türkçenin yanına, eğitim için paralel dil olarak Kürtçeyi vermek ve Türk olan yer adlarını M.Ö. isimlerle değiştirilmesinin önünü açmakla övündü. 
Övündüğü şey, işte yukarıda bizim CIA tarafından kişi bazında örneklendirdiğimiz şeyin sosyal zemin olarak Türkiye’de hayata geçirilmesi değil mi? …■ Hasan Demir, Yeniçağ, (4.5.2015)

 

5.5.2015

DOLAR, PAHALILIK: DOLARDAKİ ARTIŞ AĞUSTOSTA PAHALILIK OLARAK HİSSEDİLECEK

Kurdaki hareketlilik başta akaryakıt olmak üzere birçok sektörü olumsuz olarak etkilemeye devam ediyor.

Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkan Yardımcısı ve Mavi Jeans CEO’su Cüneyt Yavuz, kurun getirdiği zamları perakende ürünlerinde tüketicilerin henüz hissetmediğini söyledi ve ekledi: “Ağustos ayından sonra tüketiciye fiyatlar daha zamlı yansıyacak. Önümüzdeki dönemde perakendede ciro olarak değil ama kârlılıkta sıkıntılar yaşanacak.” ■  RAHİME SEZGİN, Zaman, (4.5.2015) 

 

 

6.5.2015

YABANCI SERMAYE: 3 MARKAMIZ 5 ŞİRKETİMİZ VAR ONLARI DA YABANCILAR ALIYOR

Topu topu 3 markamız, 5 şirketimiz var. Onları da yabancılar alıyor. Yabancılar aldıkça da “işin vahametini tartışacağımız yerde” her satışta “ Oh... Oh... Bir markamızı, bir şirketimizi yabancılar satın aldı” diyerek bayram etmediğimiz kalıyor.

Satış fiyatları da “at ile deve değil”. Bir AVM binası, İstanbul’un çevresinde bir rezidans kompleksi fiyatına markalar, şirketler gitti gidiyor.
Gidenlerin başında bizim en iddialı olduğumuz, yurtdışına açılmaya başladığımız giyim sektöründe, iftihar ettiğimiz şirketler, iftihar ettiğimiz markalar var.
Koton gitti. Mavi gitti. Damat gitti. Silk&Cashmir gitti. Şimdi de Boyner gidiyormuş. Geçtiğimiz günlerde Milliyet’te Eylem Türk ile söyleşisi yayımlanan giyim sektörünün öncüsü Abdullah Kığılı, “Çoğunluk hissesi dahil markayı satmak için pazarlık masasında olduğunu”
haber verdi.
Neden satıyoruz?
“Turquality Programı” ile markalaşma teşvik ediliyor. Yatırımlar için değişik teşvik tedbirleri uygulanıyor. İyi de... Bizim girişimciler neden üç günde pes ederek, büyük zorluklarla yarattıkları işleri satmak istiyor? Herhalde vardır bunun arkasında bir şeyler.
Yabancılara satma işinin boyutunu, bu konuları iyi izleyen Talip Yılmaz’ın bir araştırmasını okuyunca daha iyi anladım. Ve de şaşırdım.
Bu yılın sadece ilk 3 ayında değişik sektörlerden 60 firmada satın alma ve birleşme gerçekleşmiş. Bu 60 satın alma ve birleşmede yabancıların satın aldıkları ve birleştirdikleri Türk şirketi sayısı 28 olmuş.
Üç ayda 28 şirketimizi yabancılara satmışız. 28 şirketin her biri için yabancının ne ödediği belli değil. Satış fiyatı belli olan 10 şirkete yabancılar 687 milyon
dolar ödemişler. 28 işlem için yabancıların toplam ödemelerinin 1.8 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
En babayiğitler satıldı

Yabancılara satılan giyim şirketleri yurtdışında mağaza açan, yurtdışına Türk markası çıkaran başarılı şirketler. Daha da önemlisi, iç pazarda en büyük iş hacmine sahip giyim firmaları.
Bu şirketleri satın alan yabancılar sadece dışarıdaki şirketlerin pazar paylarını satın almıyorlar, yurtiçi pazarını da satın alıyorlar
.
Tekrarda yarar var, içeride ve özellikle dışarıda markalaşma arayışımız sürerken, öne çıkan markalarımızın ve şirketlerimizin yabancılara satışını olağan karşılamak çok zor.
Dışarıdan değerlemek başka, içeride olan bitenler herhalde başka. İçeride olan biteni bilmeden satışları değerlendirmek zor.
İmkân olur ise, markalarını, şirketlerini yabancılara satanlarla konuşarak, satışların nedenini öğrenmeye çalışacağım. Öğrenebilirsem de yazacağım. Güngör Uras, Milliyet, (6.5.2015)

YABANCI SERMAYE, UÖŞ: PİRELLİ'NİN ÇİNLİLERE DEVRİ İÇİN RK'YE BAŞVURULDU

İtalyan lastik üreticisi Pirelli'nin kontrolünün, China National Tire&Rubber Co. Ltd. (CNRC) tarafından devralınması için Rekabet Kuruluna başvuruda bulunuldu.

Konuya ilişkin duyuru, Rekabet Kurumunun internet sitesinde yayımlandı. Buna göre, Pirelli'nin tek başına kontrolünün, CNRC tarafından devralınmasına ilişkin Kurula başvuru yapıldı.

Devralma işlemi, Camfin SpA'nın, Pirelli'de sahip olduğu ve kontrol yetkisi vermeyen yüzde 26,193'lük hissenin öncelikli olarak CNRC tarafından devralınması, ardından da CNRC'nin, Pirelli'nin geriye kalan hisseleri için zorunlu olarak çağrıda bulunması da dahil olmak üzere çok sayıda adımın gerçekleştirilmesi neticesinde etkinleştirilecek.

Bu işlemlerin başarılı sonuçlanmasının ardından ise Pirelli, CNRC tarafından tek başına kontrol edilecek. ■ Milliyet, (6.5.2015)

 

ENFLASYON YÜKSELIYOR

Nisan ayında tüketici fiyatları ortalama yüzde 1,6 oranında arttı ve bu oran geçen yılın aynı ayına göre daha yüksek olduğu için yıllık enflasyon yüzde 7,9’a yükseldi. Yıla başlarken yüzde 8,2’den 7,2’ye gerileyen enflasyon son üç ayda yeniden yükselişe geçerek yeniden yüzde 8 sınırına yaklaştı.
Enflasyonun ilk dört ayda yeniden yükselişe geçmesi yıl sonu hedefini de zora sokuyor.
TÜFE’nin detaylarına baktığımızda yıllık enflasyonda görülen 0,3 puanlık yükselişin gerisinde gıda ve ulaştırma fiyatlarının etkisini görebiliyoruz. Son bir yılda gıda fiyatları yüzde 14,4 oranında artarak yıllık enflasyona 3,5 puan katkı yaptı. Ana harcama grupları itibarıyla yıllık enflasyona katkıları aşağıdaki tabloda özetledik:

 

Tabloda da görüldüğü üzere, gıda grubundaki fiyat artışları neredeyse yıllık enflasyonun yarısını oluşturuyor. Yaz aylarında tarım sektörünün devreye girmesiyle daha düşük seyredecek gıda fiyatları bu sorunu bir miktar hafifletebilir.
Ancak, TL’nin değer kaybetmesi ve döviz kurlarında yaşanan dalgalanmaların doğrudan ve dolaylı etkileri de enflasyon üzerinde olumsuz baskı oluşturduğunu unutmamak gerek. Bu etkinin bir yansıması da üretici fiyatlarında görülüyor.
Şubat ayında yüzde 3,1’e kadar düşen üretici fiyatları yıllık enflasyonu nisan ayında yüzde 4,8’e yükseldi. Döviz kuru ve gıda fiyatlarındaki artışlar bir yana bırakıldığında enflasyonda olumlu gelişmeler de var.
Çekirdek enflasyon oranları son altı aydır düşüş trendinde.
Enerji, alkollü içecekler, tütün ürünleri, işlenmemiş gıda ürünleri ve altın hariç tutularak hesaplanan ve Merkez Bankası tarafından yakından takip edilen TÜFE-H endeksine göre yıllık fiyat artışları kasım ayında yüzde 9,9 iken bu oran nisan ayı sonunda yüzde 7,6’ya geriledi. Bu trendin devam etmesi orta ve uzun vadede enflasyonun da gerileyeceğine işaret olarak değerlendirilebilir. ■ Akşam, (6.5.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura