Diğerleri > Sis Çanı
09-06-2014
NELER OLDU 1-6 MAYIS 2014 (özelleştirme, borçlanma, FED, kadın, yolsuzluk, kitap, yabancıya toprak, çevre, değiştirme hastalığı, bölücülük)

Cihan Dura

9.6.2014


1.5.2013

 

ÖZELLEŞTİRME: BMC YİNE YANDAŞA...'FİYAT ARTIR' DİYE YALVARDILAR

 Bugün gerçekleştirilen BMC ihalesi ilginç anlara sahne oldu. Muhammen bedelin altında teklif veren Ethem Sancaklı'ya İhale Komisyonu Başkanı 'fiyatı artır' diye adeta yalvardı.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 985 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkartılan BMC için bugün düzenlenen ihalede tek teklif Ethem Sancak'ın sahibi olduğu Es Mali Yatırım ve Danışmanlık'tan geldi.

FİYATI ARTIR DİYE ADETA YALVARDI

BMC için ES Mali Yatırımve Danışmanlık Anonim Şirketi tarafından kapalı zarf usulü ile 540 milyon Türk Lirası teklif verildi. İhale Komisyonu BMC'nin 985 milyon lira muhammen bedelle ihaleye çıktığını belirterek ES Mali Yatırım ve Danışmanlık Anonim Şirketi'ne katılım fiyatını artırmasını söyledi. Muhammen bedelin altında teklif veren Ethem Sancaklı'ya İhale Komisyonu Başkanı 'fiyatı artır' diye adeta yalvardı.

Firma teklifini 550 milyon Türk Lirası'na çıkardı. İhale komisyonu Başkanı teklifin yükseltilmesini istemesi üzerine Sancak teklifi arttırdı. Pazarlık sonucu Sancak teklifini 725 milyon liraya çıkarttı. İhale komisyonu başkanı, "750 yapamaz mıyız?" sorusuna Sancak, "750 yaparsak Cuma günü pazarlığa limitimiz kalmaz" şeklinde cevap verdi teklifini 725 milyon lirada tuttu.

İhale bu rakamla sona erdi. Komisyon uygun bulursa Cuma günü pazarlık aşamasına geçilecek.

BMC ihalesine tek teklifi veren şirket olan Es Mali Yatırım ve Danışmanlık şirketinin sahibi Ethem Sancak, daha önce yine Çukurova grubuna ait olan Skyturk360 Televizyonu, Akşam ve Güneş gazeteleri ile Alem, Platin, Stuff, Autocar ve FourFourTwo dergileri, Lig Radyo ve Alem FM radyolarını da almıştı. ■ Cumhuriyet, (1.5.2014)

BORÇLANMA, HALK: TÜKETİCİNİN BANKALARA 330 MİLYAR TL BORCU VAR

Vatandaşların bankalara olan bireysel borcu 330.1 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu borcun 112.4 milyar lirası konut, 7.8 milyar lirası taşıt, 88.3 milyar lirası ihtiyaç, 44.5 milyar lirası da diğer kredilerden oluştu. Kredi kartları borcu ise 76.9 milyar

Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, bir haftada onbinde 1 artarak 18 Nisan itibarıyla 1 trilyon 93 milyar 867 milyon liraya yükseldi. Söz konusu rakam, 11 Nisan’da 1 trilyon 93 milyar 726 milyon lira seviyesindeydi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenine göre, mali kesime verilen kredilerin toplamı, aynı dönemde yüzde 0.76 artışla 25 milyar 320 milyon lira oldu. BDDK verilerine göre, tüketici kredileri tutarı ise bir haftada onbinde 8 azalarak 253 milyar 211 milyon liraya geriledi. Tüketici kredilerinin 112 milyar 476 milyon lirası konut, 7 milyar 839 milyon lirası taşıt, 88 milyar 396 milyon lirası ihtiyaç, 44 milyar 500 milyon lirası da diğer kredilerden oluştu. Bir haftalık süreçte taksitli ticari kredilerin tutarı, onbinde 13 azalışla 135 milyar 932 milyon liraya düştü. Bankaların bireysel kredi kartları alacak tutarı ise 76 milyar 896 milyon lira olarak hesaplandı. Söz konusu tutar, 11 Nisan’da 78 milyar 23 milyon lira düzeyindeydi. Bankaların, 18 Nisan itibarıyla taksitli bireysel kredi kartı alacak tutarı 39 milyar 309 milyon lira, taksitsiz bireysel kredi kartı alacak tutarı da 37 milyar 588 milyon lira oldu. ■ Yeni Mesaj, (3.5.2014)

 

2.5.2013

FED SÜRPRİZ YAPMADI

ABD Merkez Bankası Fed, 55 milyar dolarlık tahvil alım miktarını 10 milyar dolar azaltarak, 45 milyar dolara indirdi.

ABD Merkez Bankası, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının kararlarını açıkladı. Buna göre Fed, tahvil alım miktarını 10 milyar dolar daha azaltarak 45 milyar dolara düşürdü.

Fed böylece aylık mortgage destekli menkul kıymet alım miktarını 20 milyar dolara, hazine kağıdı alım miktarını 25 milyar dolara indirdi.

Faiz oranlarında ise değişikliğe gitmedi. Faiz oranlarını değiştirmeme kararı oybirliğiyle alındı.

FOMC, karar sonrası yaptığı açıklamada, ekonomik aktivitenin son dönemde ılımlı hızda arttığına dikkat çekti. İstihdam piyasası göstergelerinin karışık olduğu belirtilirken işsizliğin hala yüksek olduğuna vurgu yapıldı. ■ Sözcü, (2.5.2014)

 

3.5.2013

 

SON ÜÇ AYDA 60 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ

Türkiye’nin kronik bir problemi haline gelen kadına yönelik şiddet, 2014’ün ilk üç ayında da hız kesmedi.

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın açıkladığı bilgilere göre ilk üç ayda 60 kadın öldürüldü, 13 kadına tecavüz edildi, 145 kadın şiddet gördü ve 12 kadın da tacize uğradı. Mart Ayı Kadının Durumu Raporu’na ilişkin TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Nazlıaka, “Bianet’in derlediği verilere göre kadınların yüzde 25’i boşanmak istedikleri için öldürüldü. Yüzde 20,8’i çıkarttıkları koruma tedbir kararlarına rağmen öldürüldü. Cinayetlerden ikisi adliye binalarında gerçekleşti. Kadınların yüzde 58,3’ünü eşleri öldürdü. Yine mart ayında Adana, Urfa ve Çorum’da eşlerinden sistematik şiddet gören üç kadın intihar girişiminde bulundu. Aralarından birinin beşinci intihar girişimiydi. Diğer ikisi kocalarınca darp edilmelerinin hemen ardından intihara teşebbüs etti.” ifadelerini kullandı. Uluslararası Çocuk Merkezi’ne göre Türkiye’de Ocak 2010 ile Kasım 2013 arasında 377 çocuğun cinsel istismara uğradığını açıklayan Nazlıaka, “Her üç evlilikten birini çocuk evliliği oluşturuyor. 12-17 yaşlarında 1 milyon 649 bin çocuk cezaevinde. Birleşmiş Milletler Yoksulluk Endeksi’ne göre, yoksul çocuk sayısı yaklaşık 6 milyon, Çocuk İşgücü Araştırması’na göre 6-14 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 1,07 milyon. Çalışan çocukların yüzde 50’si eğitimlerini sürdürmek istedikleri halde eğitim hakkından yoksun olup okula gidemiyor.” bilgisini veriyor. 2014’ün ilk dört ayında 13 küçük çocuğun ölü olarak bulunduğuna işaret eden Nazlıaka, ‘Çığlık atmayı öğretin’ tavsiyesinde bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın ‘akıl ve vicdan tutulması’ içinde olduğunu iddia etti. ■ Zaman, (3.5.2014)

YOLSUZLUK SORUŞTURMASI ADIM ADIM KAPATILIYOR

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun önemli ayaklarından olan TOKİ soruşturması kapsamında 60 şüpheli hakkındaki dosya kapatıldı.

Şüpheliler arasında işadamı Ali Ağaoğlu ve bakan çocuklarından Abdullah Oğuz Bayraktar da vardı. Savcı Ekrem Aydıner, dosyada mahkeme kararı ile sağlanan deliller olduğunu kabul etti; ancak bunları hukuka aykırı elde edildiği gerekçesiyle geçersiz saydı. Savcı Aydıner, daha önce Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında olduğu 110 kişi hakkında takipsizlik kararı vermişti. Yeni kararla bu sayı 170’e çıktı.

17 Aralık rüşvet, yolsuzluk ve karapara aklama operasyonu Fatih Belediyesi, Reza Zarrab ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) olmak üzere 3 ayaktan oluşuyordu. Soruşturmaya sonradan atanan ve dosyanın asıl savcıları Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in görevden alınmasının ardından soruşturmada tek kalan Savcı Ekrem Aydıner, daha önce Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında olduğu 110 kişi hakkında takipsizlik kararı vermiş, sadece 14 sanık hakkında iddianame hazırlamıştı. Bu iddianame mahkeme tarafından kabul edilmişti. TOKİ dosyasıyla birlikte hakkında takipsizlik kararı verilen şüpheli sayısı 170’e çıktı. Aydıner’in elinde şu anda Reza Zarrab, istifa eden Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Kaan Çağlayan ve İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’in şüphelisi olduğu dosya kaldı.

TOKİ dosyasının kapatılması üzerine Abdullah Oğuz Bayraktar’ın yanı sıra işadamları Ali Ağaoğlu, Ahmet Nazif Zorlu, Mehmet Ali Aydınlar, Hüseyin Avni Sipahi, İsmail Ünal’ın da aralarında bulunduğu 60 şüpheli yargılanmaktan kurtuldu. Takipsizlik kararında soruşturmanın 2012 yılında Emniyet’e gelen bir ihbar mektubu ile başladığı belirtildi. Mektupta Ali Ağaoğlu’nun bürokratik bağlantıları ile ucuza kapattığı arazileri emsal değerlerini yükselterek fahiş paralar kazandığı, adamları aracılığıyla bir kişiyi darp ettirdiği anlatılıyordu. Takipsizlik kararına göre süreç şöyle gelişti: “İhbar mektubunun ardından polis mahkemeden teknik ve fiziki takip talebinde bulundu. Ancak mahkeme bunu reddetti. Polis daha sonra üst mahkemeye itirazda bulundu. Üst mahkeme de takip için gerekçelerin daha detaylı ortaya konulması gerektiğini belirterek talebi uygun görmedi. Daha sonra polis dosyayı yeniden ele alarak elde edilen delilleri ekleyerek tekrar mahkemeye başvurdu. Mahkeme bu defa sanıklar hakkında 3 aylık teknik ve fiziki takip kararı verdi. Bu süreçte elde edilen yeni tesadüfi deliller kapsamında dinleme listesi genişledi.” Savcı Aydıner bu dinlemelerden elde edilen tesadüfi delillerin hukuki olmadığını iddia etti. Şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında şu görüşleri savundu: “Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmak maksadıyla sınırsız, hukuk kurallarına aykırı ve sanık haklarını hiçe sayan yöntemler izlenemez. Dolayısıyla ceza yargılamasına ters düşülerek elde edilen delillerin, yargılama makamı tarafından değerlendirmeye alınmaması gerekir.

‘Bakan çocuğu, inşaat firmalarına yakın olabilir’

Savcı Ekrem Aydıner, takipsizlik kararında Abdullah Oğuz Bayraktar’la ilgili dikkat çekici görüşler dile getirdi. Bayraktar’ın bakan oğlu olmasına rağmen büyük inşaat projeleri yapan işadamları ile yakın ilişkiler içinde bulunmasının eleştirilebileceğini belirtirken, “Ancak bu durum başlı başına suç teşkil eden bir nitelik arz etmemektedir.” dedi. TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı Ali Seydi Karaoğlu’nun Tuzla’da doğal sit alanı olan bir araziyi sit alanından çıkarmak için rüşvet aldığı yönündeki iddiaları ise şöyle değerlendirdi: “Yapılan iş ve işlemlerde imar ve şehircilik açısından eleştirilebilecek yanlar bulunsa bile suç teşkil edecek herhangi bir eylemin bulunmadığı tespit edilmiştir.” Zorlu Center’in yapımında da imar usulsüzlüğü ile ilgili iddiaların somut bir delile dayanmadığını ifade eden Aydıner, Gezi eylemlerine de değindi. İstanbul Bahçeşehir’de bir plan değişikliğine yönelik çalışma üzerine çevre halkının tepki eylemlerinin, Gezi Parkı eylemleri dönemine denk geldiğini, bunun üzerine imar planı değişikliğinin Bakanlık tarafından iptal edildiğini vurguladı. Savcı bakanlıkta görevli Osman İyimaya hakkında soruşturmaya izin verilmediğini açıkladı. ■ YAKUP ÇETİN, Zaman, (3.5.2014)

 

TÜRKİYE KİTAP OKUMADA DÜNYADA ALT SIRALARDA

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) raporuna göre; Türkiye, kitap okuma sıralamasında dünyada 86. sırada yer alıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) raporuna göre; Türkiye, kitap okuma sıralamasında dünyada 86. sırada yer alıyor. Gününün ortalama 6 saatini televizyon, 3 saatini internet başında geçiren Türk insanı, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor. Avrupa’da yüzde 21 olan kitap okuma oranı ülkemizde malesef binde bir...

Kitap okuma oranlarında son sıralarda yer alan Türkiye’de TÜİK’in verilerine göre 2013 yılında çoğu ders ve sınav hazırlık kitabı olmak üzere 42 bin 655 kitap yayımlandı. Yayımlanan materyallerin sayısı 2013 yılında, 2012 yılına göre yüzde 11.1 arttı. En yüksek artış, yüzde 537 ile elektronik kitaplarda (DVD, VCD, CD) gerçekleşti. 2013 yılında yayımlanan materyallerin; yüzde 26.5’ini eğitim, yüzde 20.3’ünü yetişkin kültür yayımları oluşturdu. ■ YALÇIN ERKO,, Yeni Mesaj, (3.5.2014)

 

4.5.2013

YABANCIYA TOPRAK: TÜRKİYE, SUDAN’DA TARIM ARAZİSİ KİRALADI

Batılı ülkelerin Afrika’da tarım arazisi kiralama yarışına; Türkiye de katıldı. Türkiye, tarihinde ilk defa devlet ve özel sektör işbirliği ile Sudan’dan 99 yıllığına arazi kiraladı. 780 bin hektar arazi, Türkler’e açıldı

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Afrika ülkesi Sudan’da 780 bin hektarlık alanın Türkiye Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ve özel sektöre açıldığını bildirdi. Bakan Mehdi Eker, Türkiye-Sudan arasında imzalanan tarımsal işbirliği anlaşmasıyla TİGEM ile Sudan’dan bir kuruluşun ortaklığında şirket kurulacağını belirterek, “Bu şirket Sudan’da 780 bin hektar araziyi uzun vadeli kiralayabilecek orada özel sektörün yatırımmlarına imkan tanıyacak” dedi.

Tarihimizde bir ilk
Türkiye-Sudan tarımsal işbirliği anlaşması; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bürokratları ile Sudan Ulusal Ekonomi ve Maliye Bakanı Bader Eldin Mahmoud Abbas, Tarım ve Sulama Bakanı Ibrahim Mahmoud Hamid ve beraberindeki heyetin iştiraki ile TİGEM tesislerinde imzalandı.
Bakan Eker, imza töreninde şöyle konuştu: “TİGEM ile Sudan tarafında bir kuruluşun ortaklığında bir şirket kurulacak; bu anlaşma çerçevesinde. Bu şirket Sudan’da 780 bin hektar araziyi uzun vadeli kiralayabilecek, orada özel sektörün yatırımına imkan tanıyacak. Bu alanlar da büyük ölçüde tespit edildi. Bu kurulacak şirket, iki ülkenin ortaklığı şeklinde olacak. Amaç şirketin tarımsal üretim yapması. Türkiye’nin teknolojik bilgi birikimi, mekanizasyon ve hayvan ırkları açısından değerlendirilmesi. Oradaki yatırımın da ihraç edilmesi.”

Hedef: İhraç ürünleri
Sudan Ulusal Ekonomi ve Maliye Bakanı Abbas da, konuşmasında, anlaşma çerçevesinde Sudan’da öncelikle yeni bir çiftlik kurulacağını, buranın özel sektör için emsal teşkil edeceğini anlattı. Bu anlaşma özellikle ihraç olunabilecek ürünlere ağırlık verileceğini bildiren Abbas, “Sudan’daki doğal kaynak potansiyelinin daha iyi kullanılmasını sağlayacağız. Anlaşma sayesinde ihracat gelirleri, tarımsal ürünlerin ülkeye girişi konusunda birçok zorluğun önüne geçmiş olacağız. Sudan hükümeti olarak Türk özel sektörünün tarımsal yatırım yapmaları konusunda oldukça istekli ve kararlıyız” ifadelerini kullandı.
Abbas, iki ülke merkez bankalarının da bir mutabakat zaptı imzalayacağını, ayrıca Türk bankalarının ülkesinde şube açabilmelerinin de mümkün olacağını söyledi.
Konuşmaların ardından bakanlar Eker, Abbas ve Hamid, iki ülke arasında tarım alanında yatırım anlaşması ile bazı mutabakat zaptlarını da imzaladı. ■ Yeniçağ, (4.5.2014)

 

5.5.2013

ÇEVRE, KAYNAK KULLANIMI: CENNET KOYLARINI TALAN PLANI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, gözünü Datça- Bozburun’a dikmiş. Cennet koylar otel turizmine, marinaya, konut yerleşimine açılmak üzere. 

Cumhuriyet Gazetesi'nden Çiğdem Toker, bugün köşesinde yazdığına göre hikaye, yerel seçimlerden üç gün önce başlıyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Muğla İl Müdürlüğü sayfasına planı koyarak kamuoyuna haber veriliyor: Adı da ''Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25 000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu Plan Hükümleri''.

Mimar ya da şehir plancısı değilseniz, anlamak mümkün değil...

''İşin Türkçesini'' Datça Mimarlar Odası'nın sembol ismi Necati Sağır anlattı. ''Koruma'' adı altında, doğal ve tarihi güzelliklerin nasıl yağmalanacağını üç başlıkta anlattı bize:

- Palamutbükü, Mesudiye gibi Datça'nın en ''mutena'' koyları turizm tesis alanları olarak tanımlandı. Daha önce de tanımlanmıştı. Ama şimdi ''otel turizmi'' getirilerek yapılaşma verilecek.

Anlamı: Bugüne kadar pansiyonculuk ve en çok butik otele verilen izin, büyük parseller için büyük otelleri kapsayacak biçimde geçerli olacak. Yerli halk, kendi yerinden fiilen kovulmuş olacak. Ekmeğinden edilecek. O sahillere herkes elini kolunu sallayarak özgürce giremeyecek. Herkesin sahilleri, ''paket tur'' satın alanların paralı sahiline dönüşecek.

- Knidos antik kentine çok yakın mesafedeki Bağlarözü'ne marina yapılacak.

Anlamı: 1. derecede arkeolojik koruma altındaki bu alana marina, yapılaşma ve kirlilik anlamına gelecek.

- Kargı Koyu konut yerleşimine açılacak.

Anlamı: Datça'da İskele Mahallesi'ne çok yakın bu alan sazlık ve sulak özelliğiyle çok özel, değerli bir alan. 3. derecede arkeolojik sit. Kentsel yerleşime uygun bir alan değil.

- Agro turizmi ''İyi bir şey'' gibi gösterilen ''ziraat turizmi'' de yeni bir düzenleme olarak planın içinde yer alıyor. Anlamı: İktidar diyor ki, ''Biz sahilleri büyük turizm tesislerine açalım. Buranın asıl sahipleri, pansiyoncular, arkaya geçip orada bahçeyle tarlayla uğraşsın.''

Köylüler de soruyor: ''İyi de içme suyumuz yokken, 'tarım turizmi' yapın diye gösterdiğiniz araziyi nasıl sulayacağız?''

''YANGINDAN MAL KAÇIRIR GİBİ''

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ''revize plan'' için tanıdığı ''askı süresi'' 1 Mayıs'ta doldu.

Datça İnşaat Mühendisleri Odası, Datça Mimarlar Odası; Mesudiye Muhtarlığı'nın yanı sıra, Necati Sağır'ın ifadesiyle ''Yerli halktan da 400'e yakın'' itiraz başvurusu, sonucu beklemeye başladı.

Sağır, ''Yangından mal kaçırır gibi'' yapılan bu değişikliğin hayata geçirilmesi halinde doğal yapı ve çevresel özelliklerin, geri dönülmeyecek biçimde kaybedileceğini söylüyor.

Konut yerleşimine açılmak istenen Knidos'un, yüzyıllar önce bilim, mimarlık ve sanat alanında en ileri kentlerden biri olması ise bizim büyük talihsizliğimiz. ■ http://haber.tr.msn.com, (5.5.2014)

 

DOLAR TUZAĞI

ABD doları, ekonomi dünyamızın ‘rezerv para’sı olmaya devam ediyor. Doların karşısında, Almanya - Fransa - İtalya ve diğer euro kullanan Avrupa Birliği (AB) üyeleri bir alternatif yaratmaya çalışıyorlar. Yine de euro, dolarla baş edemiyor. İngiltere, İsviçre, Japonya ve İskandinav ülkeleri, dolarla rekabet etmek yerine, kendi para birimlerinin değerini korumaya çalışıyorlar. Çin, bir ara yüksek döviz rezervleri ve ABD’den alacaklarını düşünerek, renminbi’yi rezerv para yapma girişiminde bulundu ise de, bu işi başaramadı. Başta İran olmak üzere, ABD’ye baş kaldırma eğilimleri nedeniyle dolar yerine euro’yu desteklemek isteyen çoğu diktatörlükle yönetilen ülkeler, bu politikalarında başarılı olamadılar. Bizim gibi, “kalkınma yolunda” diye kandırılsa bile, bir türlü kalkınamayan, ‘take off’a geçemeyen ülkeler, doların ve bir ölçüde de euro’nun hegemonyası altında, kolayca sömürülüyorlar.

 

Dolar güçleniyor

         Eswar S. Prasad, geçen hafta ABD’de piyasaya çıkan ‘Dolar Tuzağı’ (Dollar Trap) isimli kitabında, doların dünya ekonomisindeki hâkimiyetini nasıl sağladığını ve gittikçe nasıl artıracağını anlatıyor. 2008-2009 yılları arasında ciddi bir ekonomik kriz yaşayan ABD, doların rezerv para olmasından mutlu olmayan ülkeleri bir süre sevindirdi.

         Ancak, şimdilerde ABD, ekonomik krizi atlattığı gibi, önümüzdeki 10 yıl içinde en hızlı büyüyecek ülkeler arasına girdi. Bunu da, özellikle enerji alanında yaptığı  yeni buluşlarla sağladı.

Sistematik tedbirler

         Doların ‘rezerv para’ haline getirilmesi ve bunun devam ettirilmesi amacıyla, ABD yöneticileri birçok tedbir aldı ve almaya devam ediyor. Ekonomik ortam da, bu olguyu destekliyor. Doları ‘rezerv para’ statüsünde tutan birçok neden var:

- ABD ekonomisinin güçlü olması ve bundan sonra da güçlü olmaya devam edeceğinin şüphe götürmez biçimde kabul edilmesi,

- ABD Hazine bono ve tahvillerine yatırılanlar dahil olmak üzere, büyük miktar ve oranda yabancı sermayenin dolar varlıklarında tutulması ve bu nedenle, bu varlıkları tutan ülkelerin, doların bir sıkıntıya girmesini istememeleri,

- Bizim gibi ‘gelişmekte olan’ ülkelerin, dolar dışında bir para birimi ile yeterli miktar ve iyi faizle piyasalardan dış borç bulabilmelerinin neredeyse mümkün olmaması,

- Doların sahip olduğu ‘piyasa derinliği’ nedeniyle, ödeme ve transfer gücünün bulunması ve faizinin piyasada rahatça oluşabilmesi,

- Piyasa ekonomisi sisteminin en çok ABD’de yerleşmiş olması; bu ülkede her fiyatın piyasada oluşabilmesi için büyük çaba harcanıyor olması ve bu ülkede ekonomik kararların keyfi olarak değil, piyasa güçleri tarafından alınıyor olduğuna inanılması,

- IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve hatta, bir ölçüde Birleşmiş Milletler’in doların statüsünü sürdürmek için ciddi destekler vermesi,

- Neredeyse tüm ülkelerin uygulamakta olduğu ‘sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşımı’ sisteminin, kaçınılmaz olarak en güçlü ekonomiyi ve dolayısıyla da doları desteklemesi,

- IMF Özel Çekme Hakları (SDR) ve Bitcoin gibi, dolar dışında ‘rezerv para’ yaratma alternatiflerinin güçlü bir rekabet yaratamaması,

- ABD Merkez Bankası’nın (Fed) diğer merkez bankaları ile yaptığı swap anlaşmalarının, genellikle doların değerini ve gücünü koruyucu biçimde kullanılması,

- Ülkeler döviz rezervlerinin, o ülke ekonomisi için bir sigorta gibi gösterilmesi ve bu rezervlerin neredeyse tümünün Fed’de veya ABD bono ve tahvillerinde düşük getirilerle tutulması. Konuya devam edeceğim... ■ Yaman Törüner, Milliyet, (5.5.2014)

 

DEĞİŞTİRME HASTALIĞI: BAKAN AVCI: EĞİTİMDE SÜREKLİ DEĞİŞİKLİK YAPACAĞIZ

 

Bakan Avcı, AKP'li Milli Eğitim eski Bakanı Çelik tarafından uygulamaya konulan üç aşamalı SBS için, “SBS iyi bir düzenleme değildi. Değiştirdik, iyi yaptık." dedi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ortaöğretime geçiş sınavlarından memnun olduklarını belirtti, “SBS iyi bir düzenleme değildi. Çocuklarımız, öğretmenlerimiz, ailelerimiz, çok zorlanıyorlardı. Değiştirdik, iyi yaptık o sınavları çok güzel yaptık. Çok güzel değiştirdik” dedi.

Avcı, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezince (ESAM) “Türkiye’nin Milli Eğitim Sistemi: Dünü, Bugünü ve Geleceği” konulu sempozyumda, dün olduğu gibi bugün de çocukları bir yandan yaşadığı dönemin ihtiyaçlarına göre eğitirken, diğer yandan milli ve manevi değerlere haiz şahsiyetler olarak yetiştirmeyi amaçladıklarını söyledi.

AA'dan edinilen bilgiye göre Bakan Avcı, “Eğitimde pek çok değişiklik yaptık. Bizden önce de yapıldı. Biz de yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Değiştireceğiz, sürekli değiştireceğiz. Bunun yolu yöntemi, konusunda yapılan eleştiriler haklı olabilir. Daha çok istişareye açık, daha geniş katılımlı daha çok uzmanın bir şekilde işin içinde olduğu süreçlerden geçerek bu değişiklikleri yaparsak tabii daha iyi olur. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu istişare çevresini olabildiğince genişletmeye çalışıyoruz” diye konuştu. ■ aktifhaber, (5.5.2014)

 

6.5.2013

BÖLÜCÜLÜK: TÜRKİYE’NİN PARTİSİ MİSİNİZ?

Kürt Açılımının, kökü Wilson Prensiplerine ve Sevr Antlaşmasına dayanan bir CIA operasyonu olduğunu dün yazmıştık. Wilson Prensiplerinin 12. Maddesi şudur;
* “Osmanlı İmparatorluğunda Türklerin oturdukları bölgelerin bağımsızlığı sağlanacaktır. Türk egemenliği altında bulunan diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsat sağlanacaktır. Boğazların uluslararası garanti altında bütün devletlerin ticaret gemilerine açılması sağlanacaktır.”
Benzeri hükümler 10 Ağustos 1920 deki Sevr Antlaşmasına da konulmuştur. (Sevr’in imza günü olan 10 Ağustos’ta, Türkiye 12. Cumhurbaşkanını seçecek. Sevr’i tarihin çöplüğüne attığımız gibi, Sevr’i destekleyen Cumhurbaşkanı adayını da Türk Milletinin gayretiyle seçtirmeyeceğiz)

Kürtçü-Bölücü hareketin silahlı kolu PKK bu amaçla kurdurulmuştur.
PKK kuruluş amacı olarak şunları açıklamıştır;
“PKK, çöken emperyalizm ve yükselen Proletarya Devrimler çağında Kürdistan halkını emperyalist ve sömürgeci sistemden kurtarmak, Bağımsız ve Birleşik Kürdistan’da bir halk diktatörlüğü kurmak ve nihai olarak sınıfsız toplumu gerçekleştirmek amacındadır.”

PKK bu amaçlarını bugün dahi inkâr etmemiştir.
“Biz bölünmek istemiyoruz. Statü, Yerinden Yönetim, Ayrı Bayrak, Kendi Öz Savunma Gücü, Vergi Toplama Yetkisi şimdilik yeter” demektedirler.
Ha Ali Arap, ha Arap Ali! Değişen bir şey yoktur. PKK’ nın ve destekçilerinin gerçek hedefi bölünmek ve Türkiye-Suriye-Irak-İran’daki parçaları birleştirip, bölgede 2. İsrail olarak görev yapacak “Büyük Kürdistan’ı” kurmaktır.

1950 yılında çok partili siyasi hayata geçtiğimizden bu yana her seçimde, çeşitli partilerde en az 150 Kürt kökenli milletvekili parlamentoda görev yapmıştır. Şimdiki TBMM de de durum aynıdır. PKK’ nın siyasi kanadı olan BDP’den başka diğer partilerde Kürt kökenli Milletvekillerimiz vardır.

Şimdi lütfen kendinize şu soruları sorar mısınız?
*Siz hiç, herhangi bir BDP Milletvekilinden, “Toprak Reformu yapılsın” diye bir kanun teklifi duydunuz mu?
*Öcalan denen 54 bin insanımızın hayatını söndüren bebek katilinden, böyle bir öneri duydunuz mu?
*Her biri “Toprak Ağası”, “Aşiret Reisi” olan BDP’ li Milletvekillerinden, bölgeye yatırım yapılmasını isteyeni duydunuz mu?
*BDP Milletvekillerinin, Kürtçü-Bölücü Ağaların, Aşiret Reislerinin, Türkiye’nin en zengin Kürt kökenli işadamlarının, PKK’yı veya PKK’ nın yakıp yıktığı iş makinaları- barajlar-okullar için küçük de olsa bir kınama yayınladığını
gördünüz mü?
*Bunlardan birinin, “Yahu ben de burada doğdum. Hiç olmazsa bölgeye bir sebil (Çeşme) yapayım” dediğini duydunuz mu?
*1997 yılında 450 Bin 215 adet Pancar Üreticisi vardı. AKP ve Erdoğan 2010 yıla geldiğimizde bu sayıyı Uluslararası Tröstler istediği için, 196 Bin 901 e düşürdü. 253 Bin 314 Pancar ekicisi aile açlığa terk edildi.
Siz hiç Kürtçü Milletvekillerinde ufak ta olsa bir itiraz duydunuz mu?
Mevcut Tarım Bakanı Kürt değil mi? Bunları o yapmadı mı?
*2003 yılında bölgede 334 Bin 296 Tütün üreticisi vardı. 2010 yılında bu sayı
80 Bin 776 ya düşürüldü. Yaklaşık 250 Bin tütün ekicisi ve ailesi işsiz kaldı.
AKP dayatmaya boyun eğdi ve yerli tütüncülüğü öldürerek, ithal tütünü serbest bıraktı. BDP’ lilerin itirazını duyan var mı?
*Bölgedeki 5 sigara fabrikası ve her ildeki tütün işletmeleri kapatılırken, yem fabrikaları satılıp kapatılırken, Et-Süt kurumları kapatılırken, BDP’ nin kahraman Milletvekillerinden ve Kürt Tarım Bakanından bir itiraz duyanınız var mı?
*Bölgedeki Çimento fabrikaları, Köy Hizmetleri Kuruluşları, İl Özel İdareleri kapatılırken, BDP’ lilerden herhangi bir karşı koyma gördünüz mü?
*BDP’liler, kadın erkek eşitliğine önem verdiklerini göstermek için, her kademede “Eşbaşkanlık” oluştururlar. Bu tamamen bir aldatmacadır.
-Bölgede, çocuk yaşta ve zorla evlendirmeler, töre cinayetleri, kızların okutulmaması oranı çok yüksektir.
-Öcalan, yıllarca “Yoğunlaştırma Evi” dediği zevk yuvalarında yüzlerce Kürt kızına tecavüz etmiş, PKK çok sayıda kadın militanını acımadan öldürmüştür.
-Kürtçü-Bölücülerin hem dinî, hem de siyasi lideri Barzani’dir.
Barzani, erkeğin 4 kadınla evlenme serbestisini, kendi Anayasasına koymuştur.
Kadını yok sayan, kadını köle olarak gören bu üç zihniyete karşı çıkan, tek söz söyleyen BDP’li, PKK’ lı Milletvekili gördünüz mü, duydunuz mu?

AKP ve Erdoğan, kendilerine dayatılan bu işleri çaresizliklerinden ve verdikleri sözlerden dolayı yapmak zorundalar. BDP ve PKK ise, bölgede açlığı-işsizliği-yoksulluğu arttıracak bu faaliyetlere sessiz kalarak memnun olmayan, isyana meyilli insan sayısını arttırmak ve bu zavallı insanları Türk Devletinden kopartmak için gayret ediyor.

İşte bölgede oynanan ayrılıkçı ihanet oyununun sebebi budur, suç ortakları ise Erdoğan-AKP-BDP ve PKK’dır. Kim ne masal anlatırsa anlatsın, bunun sonu düpedüz BÖLÜNMEDİR.
Bu gerçekleri bölge halkına, teker-teker, kapı-kapı anlatmak, onları PKK çakallarının baskısından kurtarmak, Siyasi Partilerimizin görevidir.

Bölgenin büyük bir kısmını gezmiş, çok sağlam dostluklar kurmuş biri olarak açıkça itiraf ediyorum ki, bugün için ben böyle bir parti göremiyorum.
AKP-Erdoğan-PKK-BDP’ nin kalleşçe oynadıkları oyunu bozacak bir parti zorunlu hale gelmedi mi? ■ Rıfat Serdaroğlu, , http://rifatserdaroglu.com, (6.5.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura