Diğerleri > Sis Çanı
21-12-2013
NELER OLDU 1-6 KASIM 2013 (Seçim, yabancı sermaye, gelir, FED,TSK, özelleştirme, Dolar, enflasyon, yolsuzluk, borçlanma, AB, iç bedhahlar)

Cihan Dura

21.12.2013


1.11.2013

KAMUOYU, SEÇİM: SON SEÇİM ANKETİNDE SÜRPRİZ 

Ankete göre AK Parti'nin oylarının düştüğü, BDP'ninse seçim barajında sınıra yaklaştığı görülüyor.
TÜİK verileri baz alınarak Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 36 il ve 192 ilçede bunlara bağlı 210 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 2.646’sı kadınve 2.646’sı erkek toplam 5.292 katılımcıyla, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı.

İŞTE SONUÇLAR

Türkiye Geneli
AK Parti 44.1
CHP 27.5
MHP 17.2
BDP 9.2
DİĞER 2.0

Çalışmanın yürütüldüğü 36 il

Adana, Afyon, Ankara, Antalya, Aydın, Batman, Bolu, Bursa, Balıkesir, Bingöl, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Kahramanmaraş Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Ordu, Sakarya, Samsun, Trabzon, Van, Yalova ve Zonguldak. ■ Haber3, (1.11.2013)

YABANCI SERMAYE: PANASONİC, VİKO'YU SATIN ALDI

Japon Panasonic, anahtar ve priz üreticisi Viko'nun çoğunluk hissesini satın aldı.

Japon elektronik üreticisi Panasonic, anahtar ve priz üreticisi Viko'nun çoğunluk hissesini aldı. Ntvmsnbc'nin haberine göre; yayımlanan basın bülteninde Panasonic'in Türkiye'nin büyüme potansiyeli ve stratejik konumundan yararlanarak Rusya, Orta Asya, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa pazarlarındaki konumunu güçlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.

Açıklamada anlaşmanın mali değeri veya ayrıntıları konusunda bilgi yer almazken, Japonya'nın Nikkei gazetesinde Panasonic'in Viko'yu 460 milyon dolara aldığı ifade edildi. ■ Cumhuriyet, (1.11.2013)

 

GELİR DAĞILIMI: TÜRKİYE’NİN EN ZENGİN AİLELERİ

Ekonomist dergisinin hazırladığı En Zengin 100 çalışması sonuçlandı. Bu yıl 10’uncusu gerçekleştirilen listenin zirvesinde 8 milyar doları aşan servetiyle Koç ailesi bulunuyor. İkinci sıra ise Şahenk ailesinin.

2004 yılında başlayan En Zengin 100 Araştırması’nın bu yıl 10’uncusunu sonuçlandı. Listenin zirvesinde bu yıl da Koç Ailesi yer aldı. Koç Ailesi’nin serveti 8 milyar doların üstünde. İkinci sırada da yine Şahenk Ailesi yer buldu. Ekonomist dergisinin yaptığı hesaba göre, Şahenk Ailesi’nin serveti 7-8 milyar dolar arasında bulunuyor. Bu yıl üçüncü sırada ise Şevket Sabancı ve Ailesi yer aldı. Şevket Sabancı ve Ailesi’nin servetinin ise 6-7 milyar dolar arasında olduğunu tahmin ediliyor.

GİRENLER VE ÇIKANLAR

Listeye bu yıl dahil olan isimler Mehmet Cengiz (Cengiz İnşaat), Orhan Ailesi (Orhan Holding), Umur Üstünberk (Üstünberk Holding), Cemal-Armağan Özgörkey (Özgörkey Holding), Tosyalı Ailesi (Tosyalı Holding) ve Selim Uyar (Permak Grubu) olarak sıralanıyor. Listeden bu yıl çıkan isimler ise Ulusoy Holding’in bölünmesi sonrasında Yılmaz-Haluk ve Alican Ulusoy, Murat Vargı (MV Holding), Hasan Aslan (Ortadoğu Rulman), Rona Yırcalı (Best Grubu) ve Karaağaç Ailesi (Bilim İlaç). Karaağaç Ailesi’nde kardeşler arasında bölünme yaşandı. Murat Vargı’nın ise Turkcell’deki payı yıllar itibariyle azaldı.

DİKKAT ÇEKEN İSİMLER

Listeye baktığımızda önemli kaymaların da olduğu görülüyor. Rusya’da 784 milyon dolara AVM satışı yaparak bir üst lige çıkan Erman Ilıcak (Rönesans Grubu) bunların başında gösterilebilir. Yine Nakipoğlu, Yıldırım, Pak Aileleri, Erbakır’ın ortakları olan Erikoğlu, Abalıoğlu Aileleri, Fettah Tamince (Rixos), aldıkları ihalelerle ses getiren Limak İnşaat’ın ortakları Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız, Çarmıklı Ailesi listede yukarı çıkan önemli isimler. Bunun yanında listede aşağı gelenler arasında en çok dikkat çeken isim ise medya grubu devlet kontrolüne geçen Mehmet Emin Karamehmet. Altın fiyatlarındaki olumsuz hareketlerden etkilenen İpek Ailesi de listede dört basamak aşağı indi.

2009’DA SABANCILAR AYRILDI

En Zengin 100 çalışmasında 2004 yılından 2009 yılına kadar Sabancı Ailesi’ni tek çatı altında değerlendirildi. 2010’a gelindiğinde servet yönetim uzmanlarının Sabancı Ailesi’ni kardeşler olarak ayırmak gerektiği uyarılarıyla birlikte Ekonomist dergisi listeyi buna göre yaptı.

Lükste son trendler

TÜRKİYE’de zenginlerin çok daha bilinçli, parasının karşılığında en yüksek kalite ve değeri arayan bir tüketici grubu olduğu belirtiliyor. Lüks turizmde mutfak ve yemekle ilgili maceralı etkinlikler de yükselen trendler arasında. 2013 yılında dünyada lüks turizm açısından popüler olacak destinasyonlar ise Myanmar, Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Bhutan, Litvanya, Letonya, Estonya, Kolombiya, ve Botswana.

Nasıl hesaplanıyor

10 yıldır Ekonomist’in titizlikle hazırladığı En Zengin 100 Araştırması’nda borsa önemli bir veri kaynağı. Şirketlerin değer artış veya azalışları sahiplerinin servetlerini etkiliyor. Geçmiş yıllara ait büyümeden kaynaklanan kâr birikimi bir diğer kaynak. Zenginliği etkileyen bir diğer kaynak da gayrimenkul zenginliği. Gayrimenkul geliştirme alanında yaratılan yüksek değerler, zenginlik sıralamasına önemli bir katkı yapıyor.

Yeni yüzler hızlı yatırımcılardan çıktı

EN Zengin 100 listesinin yeni yüzleri arasında hızlı büyümeleri ile öne çıkan aileler bulunuyor. Bunlar arasında yer alan Tosyalı Holding, çelik sektörünün son yıllardaki en hızlı ismi. Son beş yıl içinde art arda milyar dolarlık yatırımlar yaptı ve meyvesini de kısa sürede almaya başladı. Araştırmamızın yeni yüzleri içinde hızlı yatırımları ile tanınan bir
aile de Cengiz Ailesi. Özelleştirmenin son 10 yıldaki en büyük oyuncularından oldu. Özellikle maden sahasında gerçekleştirdikleri yatırımların geri dönüşünü alıyorlar. Yine metrodan karayoluna, boru hattından havaalanına kadar uzanan çok geniş bir kesimde inşaat yapıyorlar. ■ Cumhuriyet, (1.11.2013)

 

2.11.2013

FED: DOLAR 2 LİRANIN ÜZERİNDE

Bankalararası piyasada dolar kuru 7 Ekim'den bu yana ilk kez 2 liranın üzerine yükseldi.

Küresel piyasalarda ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz ve tahvil alım programında herhangi bir değişikliğe gitmemesine karşın ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmelerin pozitif olması nedeniyle değerlenmeye başlayan dolar, yurtiçinde de yükselişe geçti.

Dün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı'nın açıklamalarıyla 1,9868 seviyesine kadar gerileyen dolar/TL paritesi, ABD'de açıklanan Chicago PMI verisinin beklentilerin çok üzerinde gelmesinin ardından yükselişe geçerek günü 1,9965 seviyesinden tamamlamıştı.

Dolar/TL paritesi bugün güne yatay bir başlangıç yaptıktan sonra en düşük 1,9928 seviyesini gördü ve küresel piyasalara paralel olarak tekrar yükselişe geçti. Şu dakikalarda 2 seviyesinin hemen üzerinde işlem gören dolar/TL paritesi en yüksek 2,0030 seviyesini gördü.

Analistler, hemen hemen son 4 haftanın en yüksek seviyesini gören dolar/TL'de 2,002 seviyesinin 17 Ekim'den beri devam eden yükseliş trendinin direnci konumunda olduğunu belirtiyor. Kısa vadeli yükselen kanal direncinin şimdiye kadar dört kez test edildiğini ve satışlarla karşılaşıldığını ifade eden analistler, bu seviyenin kırılması durumunda yükselişin ivme kazanabileceğini tahmin ediyor.

Direnç seviyesinin tekrar çalışması durumunda ise 1,9910 seviyesinin destek konumuna gelebileceğini ifade eden analistler, bugün ABD'de açıklanacak imalat sanayi PMI ve ISM endekslerinin yön üzerinde belirleyici olacağını kaydediyor. ■ Cumhuriyet, (2.11.2013)

TSK'DAN BİR AYDA 2 GENERAL 710 SUBAY İSTİFA ETTİ.

Genelkurmay Başkanlığı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personel mevcudiyetine ilişkin bugün kamuoyuna açıkladığı veriler, Balyoz Davası’yla ilgili kararın Türk ordusuna etkisinin sayısal boyutu konusunda önemli bir fikir verdi

Bazıları farklı nedenlerle olsa da önemli bölümü Balyoz davası kararının TSK’da yarattığı etki nedeniyle son bir iki ay içinde, 2 general ile albaydan teğmene farklı rütbede 710 subay TSK ile yollarını ayırdı.

Yargıtay onadı

Türkiye’nin gündemindeki en önemli konulardan biri, Balyoz Davası ile ilgili kararın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yarattığı etki. Yargıtay, Balyoz Davası’nda kararını 9 Ekim’de açıkladı. Karar ile emekli kuvvet komutanlarının hapis cezaları onandı. 36 sanığa verilen beraat kararını onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 88 sanığa verilen mahkumiyet kararlarının bozulmasına ayrıca sanıklardan tutuklu olanların da tahliyesine karar verdi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Balyoz Planı davasında, Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına, Bilgin Balanlı, Engin Alan, Ergin Saygun, Nejat Bek, Süha Tanyeri, Şükrü Sarıışık, Özden Örnek’in de aralarında bulunduğu 237 sanık hakkında verilen mahkumiyet kararlarını düzelterek onadı.

Karar TSK’yı dalgalandırdı

Bu karar nedeniyle TSK’da dalgalanma yaşandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, demokratik hassasiyetlere özen gösterdiği bir açılamada bulundu. Özel, kendisine yönelen eleşterilere ise 29 Ekim’de Çankaya Köşkü’ndeki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda gündeme damga vuran açıklaması ile yanıt verdi.

Sayısal tablo

Genelkurmay Bşakanlığı’nın verilerine göre, TSK’nın general sayısı Eylül ayı itibariyle 347 idi. Subay sayısı ise 40 bin 3. TSK’nın genel personel toplamı ise 640 bin 495. Genelkurmay Başkanlığı, bugün akşam saatlerinde TSK’nın personel mevcudiyetini açıkladı. Bu tabyola göre, subay sayısı 345. Bunun anlamı da şu: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan iki istifa nedeniyle TSK’nın general sayısı bir ay içinde 2 kadro eksildi. Son yıllar dikkate alındığında general sayısı 360 dolayında olan TSK’nın general sayısında 15 generalin eksildiği söylenebilir.

1 Kasım itibariyle TSK’nın subay sayısı (Albay, yarbay, binbaşı, yüzbaşı, üsteğmen ve teğmen) olarak 39 bin 293 personele düştü. Yani 1-2 aylık dönem içinde TSK’nın teğmen ile albay rütbesindeki subay sayısı 710 kişi eksildi. Erler ve sivil memurlar dahil genel personel sayısı ise 647 bin 938 personele çıktı. ■ Sözcü, (2.11.2013)

KAÇ MİLYAR DOLARLIK ÖZELLEŞTİRME YAPILDI?

Özelleştirme çalışmalarının başlatıldığı 1985'ten bu yana gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 57,8 milyar doları aştı.

Gelecek 2 yılda, köprü ve otoyol, Milli Piyango ve şeker fabrikalarının özelleştirmelerinin gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

AA muhabirinin 2014 yılı bütçe gerekçesi ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) verilerinden derlediği bilgilere göre, 1985 yılından itibaren Türkiye’deki 270 kuruluştaki kamu hisseleri, 22 yarım kalmış tesis, 1416 taşınmaz, 8 otoyol, 2 boğaz köprüsü, 120 tesis, 6 liman, şans oyunları lisans hakkı ile araç muayene istasyonları özelleştirme kapsamına alındı. Özelleştirme uygulamalarının başlatıldığı 1985 yılından 2013 yılına kadar geçen 28 yıllık sürede kapsama alınan kuruluşların yarısından fazlası tamamen özelleştirildi.

Halen özelleştirme kapsam ve programında 21 kuruluş yer alıyor. Bu kuruluşların 9′unda yüzde 50′nin üzerinde kamu payı bulunuyor. Bunun yanısıra, özelleştirme kapsamında 559 taşınmaz, 37 tesis, 2 liman, 8 otoyol, 2 boğaz köprüsü ile şans oyunları lisans hakkı yer alıyor.

Halen ihalesi tamamlanmış, onay ve sözleşmesi imza aşamasında olan özelleştirme uygulamalarından ise 1 milyar 9 milyon dolarlık gelir bekleniyor.

Yıllar itibariyle gerçekleştirilen özelleştirme işlemlerine bakıldığında, 1986-2012 döneminde ÖİB tarafından 45 milyar 372 milyon dolar tutarında özelleştirme yapıldı. Bugüne kadar en fazla özelleştirme gelirinin elde edildiği yıl ise 2013 oldu. Özelleştirmede yılbaşından bu yana 3 blok satış, 24 bedelli devir işlemi ve 211 tesis ile varlık satışı gerçekleştirildi. Bu yıl elde edilen özelleştirme geliri 12 milyar 467 milyon dolara çıktı. Böylece özelleştirme çalışmalarının başlatıldığı 1986 yılından bu yana gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 57 milyar 839 milyon doları aştı. Bunun yaklaşık 35 milyar doları Hazineye aktarıldı.

Özelleştirmede gelecek 2 yılda, köprü ve otoyol, Milli Piyango ve şeker fabrikalarının özelleştirmelerinin gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Türkiye’nin en büyük özelleştirme ihalelerinden olan köprü ve otoyolların 25 yıl süre ile işletme hakkı verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesi için yeni strateji belirleme çalışmaları devam ediyor.

Şans oyunları lisansının verilmesi amacıyla da yıl sonuna kadar ilana çıkılması planlanıyor.

Türkşeker AŞ özelleştirme çalışmalarının ise 2014 yılı sonuna kadar bitirilmesi öngörülüyor. ■ Sözcü, (2.11.2013)

EKONOMİK KONJONKTÜR: SON AYLARDAKİ RÜZGAR KASIRGAYA DÖNÜŞEBİLİR!..

 

Ekim ayı genelinde finansal piyasalarımızda yaşanan gelişmelere bakarak belirsizlik ve kırılganlığın yeniden azalmaya başladığını düşünmek ve 2014 yılının daha iyi bir dönem olabileceğini varsayarak hesap yapmak çok ciddi bir hataya dönüşebilir. Zira söz konusu dönemde tansiyonun düşmesi dış gelişmelere bağlı olarak şekillendi ve muhtemelen bu durum kalıcı olamayacak. Fakat asıl önemlisi gelecek yıl için tasarlanan bütçe tasarısı seçimlere bağlı siyasi nedenlerle küresel koşullardaki olumsuz değişimi görmezden gelerek büyük bir kumar oynamaya kalkışıyor. Söylemler ile eylemler uyuşmadığı için güvensizlik artıyor ve istikrarsızlaşma ihtimali güçlenmeye devam ediyor.
Küresel koşullar, Orta Vadeli Plan’ın 2014 yılı hedeflerine ilişkin dış finansman ihtiyacının karşılanamama ihtimalinin çok yüksek olduğuna işaret ediyor. Bu olumsuzluğun gerçekleşmesi veya bu yöndeki beklentilerin piyasalarda belirleyici olmaya başlaması ile birlikte çok ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Döviz kurunun dalgalı bir şekilde yükseliş eğilimi sergilemesi buzdağının görünen kısmı niteliğindedir. Türk Lirası’nın kalıcı olarak değer kaybetmesi ilk elde enflasyon ve faiz beklentilerini yükseltir, paranın devir hızını düşürür, tüketim ve yatırım harcamalarını geriletir, bütçe gelirlerini anormal ölçüde gerileterek açığı büyütür, bilançoları yıpratarak tüm sektörleri olumsuz yönde etkiler. Daha özet bir şekilde söylemek gerekir ise ekonomiyi daraltır, enflasyon ve işsizliği patlatır; daha önceki krizleri mumla aratacak gelişmeler yaşanabilir. Ülkemizi yönetenler siyasi nedenlerle bunların olmayacağı varsayımına göre hesap yapıyor ve bu tavırları ile bunların yaşanma ihtimalini büyük bir hızla artmasına sebep oluyor.
Belli ki siyasi irade 2014 yılında yapılacak seçimleri kendi geleceği açısından hayati önemde görüyor, bunun için kumar oynuyor ve Türkiye’yi bozuk para gibi harcamaya kalkışıyor. Bu aşamada sormak gerekiyor herhangi bir siyasi partinin güvenini koruması için tüm ülke geleceğinin riske atılması nasıl bir anlayıştır? Aklı iyiye kullanmak koşulu ile önce tedbir sonra tevekkül diyen bir kökenden geldiğini iddia edenlerin böyle bir tercih yapması kabul edilebilir mi? Tüm ülkenin geleceği ile kumar oynama hakkını nereden aldıklarını sanıyorlar? Sandığa ve seçmene önem verenlerin onları aldatıp ihanet etmesi nasıl bir şeydir?.. Eğer gerçeği bilse kendi seçmenlerinin bile kesinlikle karşı çıkacağı bir maceraya girişmek demokrasi kavramı ile açıklanabilir mi? Değişen koşulları dikkate almayan ve koşulların kendi hesaplarına göre oluşmasını bekleyenlere güvenebilir misiniz?..
Kontrolü elinizde olmayan konularda belirsizliğe meydan okumak, aklı kötüye kullanmaktır, tedbirsizliktir. Fırtınada balık avına çıkmak, kıtlık öncesinde yarını düşünmeden bol keseden harcamak gibi şuursuzluklar bu türdendir, yalnız bunu yapanları değil başkalarını da çok olumsuz bir şekilde etkiler... Olumsuzlaşan küresel koşullar dış finansmana aşırı bağımlı hale gelmiş durumdaki Türkiye ekonomisi için olağan dışı belirsizliğin ve kırılganlığın işareti anlamına geliyor. Herkesin tedbirli olması her türlü israftan veya buna dönüşebilecek maceradan azami ölçüde kaçınması gerekiyor. Hal böyle iken siyasi irade, göz boyayarak seçimlerde istediği sonuçları alabilmek için herkesi tedbirsizliğe ve şuursuzluğa davet ediyor!
Küresel koşullar Türkiye ekonomisi için alarm zillerini çaldırıyor. Siyasi iradenin yapay bir şekilde faizleri baskılaması ve 2014’te kamu harcamalarını arttırmaya çalışması olası tehlikeyi çok olağandışı boyutlara yükseltiyor. Döviz kurunda ve buna bağlı olarak şekillenecek diğer değişkenlerdeki olumsuzluk düzeyinin bir kaç kat daha fazla yıkıcı olma ihtimali güçleniyor... Son on yılda günü kurtarmak adına küresel düzeydeki finansal depremlerin Türkiye üzerindeki olumsuz etkisini arttırmak için çok çalışanlar, bugün için çok daha fazlasını yapmaya hazırlanıyor. Bu yıla kadar yapılanlara büyük destek veren yabancı sermaye ise artık çekilmek ve bu günaha daha fazla ortak olmak istemiyor. Yarı yolda bırakıldığını gören ve ortaklığı sürdürme girişimi sonuçsuz kalan siyasi irade ise nafile bir çaba ile oluşturulan saadet zincirini yaşatmaya çalışıyor... Haberiniz olsun ortalık karışacak, her zaman olduğu gibi akılsız veya çılgın başların cezasını ayaklar çekecek!.. ■ Uğur Civelek, Milli Gazete, (2.11.2013)

 

3.11.2013

FED, DOLAR: HANGİ ÜLKELER DAHA ÇOK HIRPALANABİLİR?

2013 Mayıs ayından bu yana dünyanın gelişen ülkelerinin ABD’nin likidite daraltma operasyonuna başlaması sonrası bazı sorunlar yaşayacakları konuşuluyor. Bizce 2013 yılında FED likidite daraltmayacak ama, bir gün gelecek sonunda ABD likidite daraltacak! Bu  nedenle de daraltma zamanı geldiğinde hangi gelişen ülkeler daha fazla etkilenir sorusu sık sık da sorulmakta.          
J.Frankel ve G.Saravelos adlı araştırmacılar gelişen ülkelerden sermaye çıkışı olduğu zaman, hangi makroekonomik değişkenlerdeki zayıflık en kritik faktör olur araştırması yapmışlar ve araştırma da 2010 yılında NBER’da yayınlanmış. Araştırmanın bulgularına göre geçmiş kriz dönemleri incelendiğinde, döviz rezervi kıtlığı, ülke parasının aşırı değerlenmesi, ülkenin kredi toplamının büyük oranda artması, GSYİH’nin hızlı ve aşırı büyümesi, cari denge/GSYİH oranının aşırı yüksekliği en önemli zayıflık faktörleri olarak bulunmuş. 
ABD’nin Wells Fargo Menkul Kıymet şirketi iktisatçıları da gelişen ülkeler arasından en büyük otuz tanesini seçmişler ve bu gelişen ülkeler listesinde 2009-2012 verilerine dayanılarak hangileri yukarıda vurgulanan kritik değişkenler açısından en çok sorun yaşamaya dönük  incelemesi yapılmış

DÖVİZDE EN SORUNLUSU VENEZUELA

Değişkenler açısından ülkeler, 2009 ile 2012 arasında tek tek incelenirse, örneğin döviz rezervleri sadece 6 milyar dolar ve rezervlerin GSYİH oranı olarak sadece yüzde 1.6 olan Venezuela döviz rezervi kriterinde en sorunlu ülke olarak bulunmuş. Mısır ve Pakistan da bu kriterde oldukça zayıf ülkeler. 
Ülke parasının aşırı değerlenmesi ele alındığında, reel efektif kur kriterinde 2009-2012 arasında parası en çok değerli hale gelen ülke olarak yüzde 50 değerlenme ile İran ve onu takiben de sıra ile Arjantin, Nijerya, Kolombiya ve Rusya gibi ülkeler riskliler arasında yer almış. 

KREDİ BALONU RİSKİNDE TAYLAND

Ülke içinde kredi balonu yaşanması kriteri ele alındığında 2009-2012 arasında özel sektöre Kredi/GSYİH oranı açısından Tayland kredi oranı yüzde 148 düzeyine çıkarak en sorunlu ülke unvanını almış. Brezilya ve onu takiben de Türkiye kredi balonu yaşayanlar listesinde tepeye oturmuşlar. 
GSYİH reel büyüme oranı kriterinde ise 2009-2012 arasında Katar yüzde 40 artış ile en aşırı bulunmuş, onu yüzde 30 ile Çin takip etmiş. 
Cari denge açığı /GSYİH oranı kriterinde ise yüzde 7 ile en başta Türkiye ve Ukrayna var, arkalarından  da Güney Afrika geliyor. 
Araştırmacılar daha sonra beş kriteri bir arada puanlayarak en sorunlu listesini oluşturmuşlar. En sorunlu olabilecek ilk altı ülke sıralamasını aşağıda bir tablo olarak veriyoruz.  

 

 

Bu sıralamada 30 gelişen ülke arasında dördüncü olmak hoş değil. 2012 yılında kredinin neden frenlendiği ve cari dengenin ve büyümenin düşürüldüğü tablodan açıkça anlaşılıyor. Bundan sonra ABD Merkez Bankası (FED) sakinleşene kadar, ne kredi ne de büyüme 2010-2011 düzeyine pek yükselemez! Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Merkez Bankası’nın ikazlarının nedeni açıkça ortada! Bir süre hızlı büyümeyi unutmamız ve tasarruf etmemiz gerekiyor.   ■ Deniz GÖKÇE, Akşam, (3.11.2013)

BORÇLANMA: MERKEZ BANKASI'NDAN BORÇ UYARISI

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'dan 'borç stoğuna dikkat' uyarısı geldi.

Borç stoğunda ciddi artış olan ülkelerde kriz ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Merkez Bankası Başkanı Başçı, "Buna dikkat etmek lazım" dedi.

Turgut Özal Üniversitesi tarafından düzenlenen konferansta konuşan Başçı, kredi büyümesine dikkat çekti. Başçı şöyle konuştu: “Bir ülkede arka arkaya birkaç yıl çok hızlı krediler büyürse takip eden yıllarda bir finansal kriz çıkma olasılığı yüksek. Bu iktisat tarihinden çıkan bir şey, her dönemde bu yaşanmış. Ne zaman ki bir ülkede kısa dönemde borç stoğunda ciddi bir artış olmuş. Takip eden yıllarda bir ekonomik kriz olma ihtimali yüksek o ülkede. Dolayısıyla buna dikkat etmek lazım. Evet finansal sektör gelişecek, evet her türlü imkanlara kavuşacağız. Finansal araçlar daha dünya stamdartlarına ulaşacak Türkiye'de; fakat bu olurken adım adım gitmek lazım. Sürdürülebilir biçimde dengeli bir şekilde gitmek lazım.” ■ Akşam, (3.11.2013)

 

4.11.2013

10 AYLIK ENFLASYON YILLIK HEDEFİ GEÇTİ!

Ekimde aralık ayına göre yüzde 6,90 artış gösteren enflasyon, yüzde 6.80 olan Merkez Bankası hedefini aşmış oldu.

Ekim enflasyonu özellikle de gıda fiyatlarının etkisiyle beklentiyi aşarak yılın en yüksek artışını gösterdi. Ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 1,80 artan TÜFE, bir önceki yılın aralık ayına göre ise yüzde 6,90 artış kaydetti. Böylece 10 aylık enflasyon yüzde 6.80 olan TCMB öngörüsünü aşmış oldu. Piyasa ise yüzde 7.5 yılsonu enflasyon beklentisini koruyor... Ekim ayında yıllık enflasyon 7,71 ve on iki aylık ortalama enflasyon yüzde 7,32 seviyesinde...

2013

AYLIK TÜFE %

YILLIK TÜFE %

AYLIK ÜFE %

YILLIK ÜFE %

OCAK

1.65

7.31

-0.18

1.88

ŞUBAT

0.30

7.03

-0.13

1.84

MART

0.66

7.29

0.81

2.30

NİSAN

0,42

6,13

-0,51

1,70

MAYIS

0,15

6,51

1,00

2,17

HAZİRAN

0.76

8.30

1.46

5.23

TEMMUZ

0.31

8.88

0.99

6.61

AĞUSTOS

- 0.10

8.17

0.04

6.38

EYLÜL

0.77

7.88

0.88

6.23

EKİM

1.80

7.71

       0.69

6.77

Enflasyon ekim ayında yüzde 1.8 artış gösterdi. Piyasada beklenti TÜFE artışının yüzde 1.3 olacağı yönündeydi. Böylece TÜFE'de aylık bazda en hızlı artış görülmüş oldu. Enflasyon yıllık bazda ise yüzde 7.88'den yüzde 7.71 seviyesine geriledi.

Ekim ayında ÜFE'de yüzde 0.69 artış görülürken, yılık ÜFE yüzde 6.77 oldu.

Geride bıraktığımız eylül ayında ise TÜFE yüzde 0,77, ÜFE yüzde 0,88 oranında artmış, yıllık enflasyon ise TÜFE'de yüzde 7,88, ÜFE'de yüzde 6,23 olarak gerçekleşmişti.

Merkez Bankası, son enflasyon raporunda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 6.2'den OVP'de yer alan yüzde 6.8'e yükseltmişti. Ancak piyasa oyuncularının yılsonu beklentisi yüzde 7.5 civarında. …  ■ Dünya, (4.11.2013)

YOLSUZLUK, ÜNİVERSİTE: AKADEMİK TORPİL BÖYLE OLUR…

Rektör, şirket ortağını beş ayrı göreve atadı!

Akademik torpil böyle olur… Gazi Rektörü Süleyman Büyükberber ortağını önce yardımcısı yaptı. Yetmedi 4 ayrı göreve daha getirdi.
Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nde rektörlük yarışında 5. çıkmasına rağmen geçen yıl koltuğa oturan Süleyman Büyükberber, 1 yılda ilginç kararlara imza attı. Şirket ortağı Mustafa Benekli’yi Rektör Yardımcısı yapan Büyükberber, ortağını ayrıca 4 göreve daha atadı.

BAY YETENEK: Büyükberber ve Benekli, Onkogrup İlaç Sağlık Eğitim ve Tic. Ltd. Şti’nde ortak. İki yıl önce kurulan şirkete Uğur Coşkun da üçüncü ortak… Benekli’nin yürüttüğü görevler şunlar: Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Tıp Fakültesi Dekanı, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü, Ortopedi Bölüm Başkanı (kendisi onkoloji doktoru), SRC (Ulaştırma Bakanlığı’nın ticari araç kullanan şoförlere verdiği mesleki yeterlilik belgesi) Yönetim Kurulu üyesi.

GÜVENİYORUM: SÖZCÜ’ye konuşan Rektör Büyükberber, arkadaşının 6 ayrı görevi olduğunu söyledi ve gerekçesini şöyle anlattı: “Bir hanım yöneticimiz doğum izninde, o gelinceye kadar Mustafa onun yerine gö-revi yürütüyor. Arkadaşımdır, güveniyorum. Bırak dersem, bırakır.”

PARA KAZANIRIZ: Büyükberber, birçok fakültenin yerinin AVM-Rezidans olması için çalışıyor. Rektör satmak istediği yerler için “Çok güzel para kazanırız. Amacım tüm birimleri Gazi Yerleşkesi’nde toplamak” diyor. ■ Veli Toprak, Sözcü, (4.11.2013)

BORÇLANMA: EN BORÇLU 5 ÜLKEDEN BİRİ

Ulus­la­ra­ra­sı Pa­ra Fo­nu­’nun (IMF) “u­lus­la­ra­ra­sı dış borç ve­ri­le­ri­ne­” gö­re Tür­ki­ye dün­ya­nın en borç­lu ül­ke­le­rin­den bi­ri.

Ulus­la­ra­ra­sı Pa­ra Fo­nu­’nun (IMF) “u­lus­la­ra­ra­sı dış borç ve­ri­le­ri­ne­” gö­re Tür­ki­ye dün­ya­nın en borç­lu ül­ke­le­rin­den bi­ri. Ve­ri­le­re gö­re Tür­ki­ye­’nin 2013’ün ikin­ci çey­re­ği ya­ni Ha­zi­ran so­nu iti­ba­riy­le top­lam dış borç sto­ku 367.3 mil­yar do­lar.

DÜN­YA SI­RA­LA­MA­SI­NA GİR­DİK

Tür­ki­ye 367.3 mil­yar do­lar dış borç sto­ku ile bir­lik­te, ge­liş­mek­te olan ül­ke­ler ara­sın­da en borç­lu dör­dün­cü ül­ke ol­ma­yı ba­şar­dı.
Ge­liş­mek­te olan ül­ke­ler için­de Bre­zil­ya top­lam 476.6 mil­yar do­lar dış borç ile bi­rin­ci sı­ra­da.
Bre­zil­ya­’yı sı­ra­sıy­la, Hin­dis­tan, Mek­si­ka, Tür­ki­ye ve En­do­nez­ya ta­kip edi­yor.
Kı­sa­ca­sı dün­ya­nın en borç­lu ül­ke­le­rin­den bi­ri ol­ma­yı ba­şar­dık.

ÖZEL SEK­TÖR DÜN­YA İKİN­Cİ­Sİ

Tür­ki­ye için önem­li bir so­run ha­li­ne ge­len özel sek­tö­re ait dış borç sto­ku 2013’ün ikin­ci çey­re­ği iti­ba­riy­le 276.2 mil­yar do­la­ra ulaş­tı.
Ge­liş­mek­te olan ül­ke­ler için­de özel sek­tör dış borç sto­ku en yük­sek olan ül­ke 411 mil­yar do­lar ile Bre­zil­ya.
Tür­ki­ye bu alan­da Bre­zil­ya­’dan son­ra dün­ya ikin­ci­si ol­ma­yı ba­şar­dı.
Bre­zil­ya ve Tür­ki­ye­’nin ar­dın­dan, Mek­si­ka, En­do­nez­ya ve Tay­land ge­li­yor.
Tür­ki­ye­’nin bor­cu­nu sı­fır­la­dık di­ye­rek mey­dan­lar­da do­la­şan­lar, Tür­ki­ye­’yi dış borç ko­nu­sun­da dün­ya şam­pi­yo­nu yap­tı­lar…■ Sözcü, (4.11.2013)

 

5.11.2013

AB: HÜKÜMETTE GÜMRÜK BİRLİĞİ ÇATLAĞI

Recep Erçin

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile Başbakan Yardımcısı Ali Babacan arasında şimdi de Gümrük Birliği anlaşmazlığı çıktı. İki bakan arasında daha önce de gaz-fren tartışması yaşanmıştı

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan önceki gün yaptığı açıklamada Avrupa Birliği ile yapılan Gümrük Birliği’ni savunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ı eleştirdi. Çağlayan, Gümrük Birliği anlaşmasının iptal edilmesine karşı çıkan Babacan’a seslenerek, “Arkadaşımla bu konuda her iddiaya varım, hayatımla iddiaya girerim. Gümrük Birliği yolu, yol değil” dedi.

Ali Babacan ise daha önce yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin ihracatının yüzde 50′sinin Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıldığı gerekçesiyle Gümrük Birliği anlaşmasının iptal edilmesine karşı çıkmıştı.

Ekonominin patronu kim?

Çağlayan ile Babacan arasındaki bu tartışma yeni değil. Kabinedeki iki isim daha önce de ekonomideki gaz-fren tartışması ve kredi kartlarına yönelik düzenlemelerde de farklı görüşler öne sürmüşlerdi.

Sanayici kökenli olan Bakan Çağlayan katıldığı hemen hemen her toplantıda bu yönünü ön plana çıkarıyor. Üreten kesimin sözcüsü olduğunu savunan Çağlayan’ın aksine Babacan ise finans çevrelerinin temsilcisi konumunda. Öyle ki Babacan’ın ekonomiye ilişkin söylemleri IMF gibi kuruluşların raporlarıyla benzerlik taşıyor.

Gümrük Birliği milyarlar kaybettirdi

Diğer yandan Gümrük Birliği, 10 Ocak 1996′tan itibaren uygulamaya başlandığından beri Türkiye’nin dış ticaretinin gelişmesine katkı sundu. Fakat, son yıllarda AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye’nin dahil edilmemesi nedeniyle, Gümrük Birliği Türkiye’nin aleyhine işlemeye başladı.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) hazırladığı bir raporda göre de AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği sonrası gerçekleşen dış ticaret açığı toplamda 221 milyar doları geçti. Türkiye’nin dış ticareti anlaşma sonrası gelişti fakat, bu durum Türkiye’nin aleyhine işledi.

Ekonomi Bakanlığı yetkilileri bu durumu düzeltmek için Gümrük Birliği’nde revizyona gidilmesi önerisini getirseler de AB tarafı buna razı olmuyor. AB ile ABD arasında yapılacak serbest ticaret anlaşmasının tartışıldığı bir toplantıda konuştuğumuz Ekonomi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Cemalettin Damlacı, Gümrük Birliği’nin içinden çıkılmaz bir hal aldığını kaydederek, “Artık Türkiye’de, Gümrük Birliği’nden çıkıp AB ile serbest ticaret anlaşması yapılması tartışılır hale geldi’’ görüşünü dile getirmişti.

Avrasya Gümrük Birliği seçeneği

Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi yetkililerinin geçen günlerde yaptığı açıklamalar ise Türkiye’ye yükselen doğunun kapılarını gösteriyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in, Türkiye’nin de Rusya-Kazakistan-Belarus arasında oluşturulan Gümrük Birliği’ne girmek istediğini açıklaması Türkiye’nin Ekonomik NATO dışında başka altarnatifinin olduğunu gösterdi.

Doç. Dr. Cüneyt Akalın’a göre de; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Gümrük Birliği içerisinde toplam ticaret hacminin 600 milyar doları bulduğunu kaydetmesi ve Nazarbayev’in Türkiye dahil üçüncü ülkelerin Gümrük Birliği’ne olan ilgisinden bahsetmesi ve ‘Hindistan’ın da Gümrük Birliği’ne ilgi duyması’ yeni dünyanın işaretleri olarak kaydedilmeli. ■Recep Erçin, Ulusal Bakış, (5.11.2013)

TSK, DERİN MERKEZ, BEDHAHLAR: (YURTSEVER ATATÜRKÇÜ GENERALLERİMİZİ KİMLER TUZAĞA DÜŞÜRDÜ?)

AHMET TAKAN (Yeniçağ, 1.11.2013): … Önce bilineni hatırlattı Ümit Yalım;
“Beyaz Saray’da 5 Kasım 2007 tarihinde, Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Bush arasında yapılan görüşme sonrasında, Amerika ile Türkiye arasında, terörle mücadele için istihbarat paylaşımı yapılacağı açıklandı.” O tarihte Genelkurmay karargahında görev yapan Yalım, kamuoyundan bugüne kadar gizlenen şok gerçeği anlattı:Amerikan Savunma Bakanlığı/Pentagon, istihbarat paylaşımı için görevlendirilen 35 istihbarat elemanının isim listesini İngilizce mesajla, Genelkurmay Başkanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na gönderdi. Mesajda istihbarat elemanlarının Ankara’da konuşlu bulunan Amerikan Savunma ve İşbirliği Ofisi’nde (ODC-Office of Defence and Cooperation) çalışacakları belirtiliyordu.

Anılan 35 Amerikalı personel, 2007 yılının sonu ile 2008 yılının başında Ankara’ya geldi. Ancak hiçbirisi belirtilen yerde çalışmadı ve istihbarat paylaşımı görevini yerine getirmedi.”
“AKP Hükümeti bu elemanları gizliyor mu” diye soran Ümit Yalım şöyle devam etti:
“Asker kişilerin yargılandığı davalarda delil olarak sunulan dijital belgelerin, Amerikan Ordusu’ndaki usullere göre hazırlanmış olduğu ortaya çıkmıştır. Silahlı Kuvvetler’e yapılan komplo ve tasfiye harekâtının düğüm noktasının 35 amerikalı istihbarat elemanı olduğu görülmektedir. bu elemanların bugüne kadar çalıştıkları yerlerin ve yaptıkları işlerin belirlenmesi halinde tsk’ya karşı yapılan komplonun gün ışığına çıkacağı ortadadır. Gerek muhalefet partilerinin ve gerekse de Genelkurmay’ın bu olayın üzerine giderek konuya açıklık kazandırmaları önem arz etmektedir.” (1.11.2013) ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, (5.11.2013)

 

6.11.2013

İÇ BEDHAHLAR, AKP: 'BEN BİLE BAHANE BULAMAM'

Sabah Gazetesi Başyazarı Barlas, Başbakan'ın "öğrenci evlerine denetim" tavrını eleştirdi ve "Bu kadar zırvaya ben bile bahane bulamam!" dedi.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kız ve erkek öğrencilerin aynı evi paylaşmalarına karşı çıkılması ve gerekirse yasal düzenleme de yapılarak denetim yapılacağını açıklaması, bugüne kadar kendisine en kararlı desteği veren yazarlardan Mehmet Barlas'ın da eleştirisini aldı. Barlas, Başbakan'ın tavrı için "Muhafazakarlık arkasına devlet gücünü alınca çok tehlikeli oluyor" değerlendirmesini yaptı.

Başbakan'a en yakın yazarlar arasında yer alan ve Şubat 2007'deki Yabancı Sermaye Derneği (YASED) toplantısında sohbet ettiği Erdoğan'ın yanağını okşarken çekilen fotoğrafı tartışmalara neden olan Barlas, canlı yayında konuya ilişkin bir fıkra anlatarak sözünü, "Bu kadar zırvaya ben bile bahane bulamam!" ifadesiyle bitirdi.

Ilıcak: AKP'ye oy verdim ama utanıyorum

Gazeteci Nazlı Ilıcak, CNN Türk ekranlarında yayınlanan Dört Bir Taraf programında öğrenci evlerinin denetlenmesi konusunda flaş sözler söyledi. Ilıcak, "Bu işlem hukuk dışı olduğunu söylüyorum. Buradan oy gelecekse hiç gelmesin. AKP'ye oy da verdim ama şimdi ben utanıyorum" dedi. ■ Cumhuriyet, (6.11.2013)

 

KAMU OYU, İSLAM: KURAN KURSLARINA 3 MİLYON 52 BİN 300 ÖĞRENCİ GİTTİ

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kuran kurslarına son 1 yılda 3 milyon 52 bin 300 öğrencinin gittiğini, bu rakamın 2012’de 2 milyon civarında olduğunu söyledi.

 

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda dün Diyanet İşleri Başkanlığı, TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akrabalar Toplulukları Başkanlığı’nın bütçe görüşmeleri sırasında bilgi veren Bozdağ şunları söyledi: “Diyanet’te toplam 141 bin 674 personel çalışıyor. Türkiye’de Diyanet’e bağlı 84 bin 684 cami bulunuyor. Camilerde kadrolu çalışan görevli sayısı 79 bin 699. Türkiye’de ayrıca Diyanet’e bağlı 14 bin 333 Kuran Kursu bulunuyor. Diyanet bütçesinin yüzde 94.7’si personel gideri. Diyanet’in Türkiye’de cami yapma konusu istismar edilen bir konu, camiler hayırsever insanların parası ile yapılıyor, Diyanet’in yaptığı 3-5 kuruşluk destektir.” ■ Hürriyet, (6.11.2013)

KARŞI DEVRİM, İÇ BEDHAHLAR: T.C.’Yİ NİŞANLARDAN DA SİLDİLER

Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırılar bitmek bilmiyor. Kamu kurumlarından kaldırılan Atatürk ve T. C. ibaresi “Devlet Nişanı” ndan da çıkarıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilişkilerin geliştirilmesine katkıları” nedeniyle yabancılara verdiği en büyük üç nişan, Devlet Nişanı, Cumhuriyet Nişanı ve Liyakat Nişanı’nın şekilleri değişti. Eski nişanlarda yer alan Atatürk silueti ve T.C. yazısı yeni nişanlardan kaldırıldı.

Gül onayladı
Hükümetin resmi nişanlarda değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmeliği, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da onaylandı.
Devlet Nişanı ve Cumhuriyet nişanı, “Türkiye Cumhuriyeti ile mensup oldukları devlet arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesini ve milletlerin birbirlerine yakınlaşmalarını sağlayan” yabancı ülke vatandaşlarına veriliyor. Liyakat Nişanı ise Dışişleri Bakanlığı ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nun görüşleri alınarak ilgili Bakan’ın teklifi, Bakanlar Kurulu’nun onayı ve Cumhurbaşkanı’nın tevcihi ile ilim ve sanat alanlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanıtılması ve yüceltilmesini sağlayan yabancılara veriliyor. Eski nişanlarla yeni nişanlar arasındaki farklar şöyle:
Her üç nişanın boyutları da büyütüldü. Cumhuriyet nişanında, nişanın üzerinde yer alan “T.C” yazısı çıkarıldı. Yeni nişanda hiçbir harfe yer verilmedi. Sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin sembolü olan ay ve yıldız yer aldı. Nişanın arka bölümündeki değişiklik ise eski nişandaki “T.C. Cumhuriyet Nişanı” yazısına yeni nişanda yer verilmemesi oldu.


Eski-yeni farkı
Devlet Nişanındaki değişiklikler ise şöyle: Eski nişanın ön yüzünde Atatürk silueti yer alıyordu. Arka yüzünde ise “T.C. Devlet Nişanı” ibaresi bulunuyordu. Yeni devlet nişanında hiçbir harf yer almıyor. Nişanın ön yüzünde Türkiye Cumhuriyet’ni sembolize eden Ay Yıldız yer alıyor. Arka yüzünde ise daha sade bir grafik kullanılmış. Arka yüzde de sadece, kenarlarda ay ve yıldızlar yer alıyor. Liyakat nişanındaki değişiklikler ise şöyle: Eski nişanda bir tüy kalem ile bir kılıcın eşlik ettiği bir motif ile üst kısmında ay ve yıldız yer alıyordu. Eski nişanın arka yüzünde ise “T.C. Liyakat Nişanı” ibaresine yer veriliyordu. Yeni Liyakat nişanında sadece ay ve yıldız motifi ile Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan güneş simgesinin, 16 yapraklı bir çiçeğe dönüştürülmüş hali yer alıyor. ■ Yeniçağ, (6.11.2013) 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura