Diğerleri > Sis Çanı
15-11-2012
NELER OLDU 1-6 KASIM 2012 (Atatürk, vergi, bilim, liberalizm, kaynaklar, Silivri, kriz, özelleştirme, borçlanma)

Cihan Dura

15.11.2012


1.11.2012

ATATÜRKÇÜLÜK: BAŞBAKANLIK’A GÖRE KEMALİZM

‘Çocuk okula mutlu girer, asık surat çıkar’

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Facebook sayfasında skandal bir çizgi video paylaştı. “Kemalizm gerçeği” başlıklı videoya göre okula güle oynaya giren bir grup çocuk, okulun arka kapısından fabrikalardaki yürüyen bantlar üzerinde tek tip ve asık suratlı olarak çıkıyor.

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın 13 bin 402 kişi tarafından izlenen resmi Facebook fan sayfasında, paylaşılan videoda, kızlı erkekli bir grup çocuk neşe içinde okula geliyor. Bir süre sonra okulun arka kapısında fabrikalardaki bant gibi bir mekanizma üzerinde çocuklar çıkmaya başlıyor. Çocukların giriştekinin tam tersi mutsuz, asık suratlı ve tek tip haline geldikleri görülüyor. Kurum, tepkiler üzerine videoyu daha sonra yayından kaldırdı. ■ FIRAT KOZOK, Cumhuriyet, 1.11.2012

MALİYE, VERGİ: TÜRKİYE VERGİDE ‘ŞAMPİYONLUĞA’ OYNUYOR

Türkiye, Katma değer vergisi, damga vergisi, harçlar, gümrük vergisi, akaryakıttan alınan vergiler, özel iletişim vergisi, özel tüketim vergisi gibi dolaylı vergilerde “şampiyonluğa” oynuyor. Yurttaşın belini büken dolaylı vergiler sıralamasında Türkiye yüzde 47.7’lik oranla, yüzde 34.7 olan OECD ortalamasının da üzerine çıkarken birçok ülkeyi de geride bırakıyor.

OECD’ye göre, Türkiye’de dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 47.7. Dolaysız vergilerin payı ise yüzde 52.3. Türkiye 34 ülke içerisinde dolaylı vergilerin yüksekliği sıralamasında 3. sırada yer alıyor. 34 ülke içerisinde dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı bakımından sadece iki ülke Türkiye’nin üzerinde yer alıyor. Bunlar yüzde 50.8 ile Şili ve yüzde 54.2 ile Meksika. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bütçeyi sunuş konuşmasında “Türkiye’de vergi yapısına dair bir eleştiriyi kabul etmek gerekirse o da dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüksek olduğudur” dedi. ■ MUSTAFA ÇAKIR , Cumhuriyet, 1.11.2012

 

2.11.2012

BILIM: 'HERKES TOPÇU OLURSA BILIM IŞLERINI KIM YAPACAK?'

Bakan Ergün, ''Aileler, çocuklar ya popçu olsun ya topçu olsun diye uğraşıyorlar. Bilim işlerini kim yapacak?'' dedi.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi'nin açılışında yaptığı konuşmada, böyle bir merkezin açılmasında çok geç kalındığını, 1960'lı yıllarda ABD'de ve Kanada'da kurulan ilk bilim ve teknoloji merkezlerinin dünyanın birçok yerinde en popüler kurumlar olduğunu söyledi.

''Çocuklarımızı bilim adamı olmaya, bilim ve teknolojiyle onları geliştirmekle ilgilenmeye sevk etmeliyiz'' diyen Ergün, söyle devam etti:

''Şimdi teşvikler var. Türkiye'de aileler, çocuklar ya popçu olsun ya topçu olsun diye uğraşıyorlar. Niye? Para orada. Ya popçu olacaksın ya topçu. Memlekete popçu da lazım topçu da lazım. Ama bilim adamı, teknoloji lazım değil mi? Ne olacak? Bu bilim işlerini kim yapacak? Teknolojiyi kim geliştirecek? Hep başkasının buluşlarını, hep başkasının icatlarını yüksek paralar verip kullanmakla mı meşgul olacağız? Bilim adamı olmaya, teknoloji geliştirmeye de teşvik etmemiz, destek vermemiz, cesaretlendirmemiz lazım.''

Olimpiyat şampiyonlarının, fiziksel gücünü göstermiş, rakiplerini geçmiş gençlerin ödüllendirildiğini dile getiren Ergün, ''Bursa'dan bir çocuk da dünya matematik olimpiyatlarına gitmiş, birinci olmuş. Zihnini, bütün gücünü göstererek zorlamış. Dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki çocukları geçmiş. Haberiniz var mı böyle bir çocuğun olduğundan? Yok. Bir cumhuriyet altını verdiniz mi? Yok. Niye? Haberimiz bile yok ki. Halbuki istikbal o çocukta, o çocuğun bilim adamı olmasında, onun teknoloji geliştirmesinde'' diye konuştu.

Topa düzgün vurmasını bilene kaç milyon dolar

Ergün, topa düzgün vurmasını bilene kaç milyon dolar verildiğini vurgulayarak, ''3 milyon, 5 milyon, 10 milyon dolar. Peki o çocuklar, bilim ve teknolojide, matematikte, fizikte olimpiyat şampiyonu olmuş çocuklar. Haberimiz var mı? Bunlardan haberimiz olduğu gün biz, bir şey oluruz. Bu çocuklara da büyük teşvikler, destekler verdiğimiz gün bir yere geliriz. İşte buralar, hem o çocukların sayısını arttıracaktır hem bu konudaki farkındalıklar ortaya çıkacaktır'' dedi. ■ Birgün, 2.11.2012

(Kırk yılda bir de olsa, doğru bir söz söyledikleri oluyor. cd)

 

LİBERALİZM:  NEOLİBERALLER BAŞARISIZ OLDU

TÜRKİYE Ekonomi Kurumu (TEK) tarafından 1-3 Kasım tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen 3. Uluslararası Ekonomi Konferansı başladı.

Ana teması “Borç Dinamikleri, Finansal İstikrarsızlık ve Büyük Bunalım” olan konferansa Joseph Stiglitz, Stephen Turnovski ve Guillermo Calvo gibi çok sayıda tanınmış ekonomist de katılıyor.

Konferansın açılışında konuşan Joseph Stiglitz, 2008 krizinin kapitalist ülkeler üzerindeki süregelen yıkıcı etkilerine vurgu yaptı. Bunalımın hali hazırda tüm ağırlığıyla devam ettiğini vurgulayan Stiglitz, sürecin ne zaman toparlanacağını öngörmenin çok olanaklı olmadığını ifade etti. Bunalımın Amerika’daki “ekonomi mühendislerine” olan güveni de sarstığını ifade eden Stiglitz, ana akım iktisatçıların başarısızlıklarını örnekledi.

Konferansın açılışında konuşan Merkez Bankası (MB) Başkanı Erdem Başçı, 2001 krizinde kamu borç stokunun önemli ölçüde artış göstererek kırılganlaştığını ve bu soruna 2001 sonrasında “verimliliğe dayalı büyüme” stratejisiyle çözüm arandığını ifade etti. MB’nin finansal araçları kullanma konusundaki ‘başarı’larına değinen Başçı, enflasyon hedeflemesindeki başarısızlık ve yılbaşındaki enflasyon hedefinin tutturulamaması ile faiz koridoru konusunda son dönemde kamuoyuna yansıyan tartışmalar hakkında ise yorum yapmaktan kaçındı. ■ Evrensel, 2.11.2012

 

3.11.2012

KAYNAK KULLANIMI: ENERJİDE İSRAF 

Doğalgaz çevrim santrali yapıyoruz...
O santrallerden elektrik üretiyoruz...
O santrallerde 'soğutma sırasında oluşan' sıcak buharı ise havaya salıyoruz...
Gelişmiş ülkeler, o 'sıcak buharla' koskoca kentleri/seraları/fabrikaları ısıtırken...
Biz o buharla atmosferi ve 'doğalgaz üreticilerinin cebini' ısıtıyoruz!
* * *
Her zamanki sorunumuz:
Mevcut ekonomik değerimizden, yüzde yüz verim alabilecekken, yüzde 50 verim almayı gönül rahatlığıyla kabul edebiliyoruz...
* * *
Ve...
O santrallarda oluşan sıcak buharı, yani son ürünü, yani katma değeriuzayın boşluğuna gönderirken...
Santralın hemen yanı başındaki yerleşim merkezlerine doğalgaz borusu döşüyoruz; buhar borusu döşeyebilecekken...
O sıcak buhara 'eşdeğer' olandoğalgazı ithal etmek için...
Milyarlarca doları dışarı ödemek için...
* * *
Söylemişti üreticilerimizden biri, biz de yazmıştık.
"Biz üreticiler...
Genelde ucuzcuyuz ve hazırcıyız.
Bu hiç değişmedi.
İnsan gücünde de, teknolojide de, parada da, alımda da, satımda da kısacası her şeyde ucuzcuyuz...
İnsan gücünde de, teknolojide de, parada da, alımda da, satımda da kısacası her şeyde hazırcıyız..."
Sadece üreticilerimiz mi?!
* * *
Tabi ki herkes değil...
Kamuda dahi hazırcı olmayanlarımız var...
Örnek mi?
Bolu Belediye BaşkanıAlaaddinYılmaz anlattı keyifle...
Bizde dinledik, aynı keyifle...
Yorum yapmadan paylaşayım,
"Çöpten elektrik üretimi gerçekleştirdik.
Bu bir ilk sayılır.
Sonra, farklı bir proje üzerinde çalıştık.
O proje için çeşitli ülkelerden bilgiler toplayıp derledik.
Ve o bilgiler ışığında yeni bir projeye imza atma aşamasına geldik.
Cansız tavukları değerlendireceğiz.
Ve enerji üretimimizde verimliliği artıracağız.
Şöyle ki, Bolu'da binlerce kümes var ve her kümeste minimum yüzde 5 oranında tavuk ölümü gerçekleşiyor.
Cansız tavukları diğer atıklarla birlikte değerlendirdiğimizde, enerji elde ettiğimiz metan gazı yüksek oranlarda çoğalıyor.
Buna paralel olarak enerji üretimi de yüksek oranlarda artıyor.
Verimliliği artırmak için birkaç alanda daha yerli ve yabancı bilim adamlarıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ■ Ferit Barış Parlak, Dünya, 3.11.2012

SİLİVRİ: SÖZ HAKKIMIZ BİLE YOK

Ergenekon ve Odatv davalarının sanığı Yalçın Küçük, mahkemedeki uygulamaları incelemek amacıyla İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının heyet oluşturmasını istedi

Ergenekon ve Odatv davalarındaki sanıklardan Prof. Yalçın Küçük İstanbul, Ankara ve İzmir baro başkanlarına bir mektup yazarak talepte bulundu. Prof. Küçük mektubunda özetle şu görüşlere yer verdi:

“Her çeşit cezaevinde yattım ve tabii her türlü mahkeme, asker-sivil, Mamak-Selimiye, devlet güvenlik mahkemesi ya da tabii özel yetkili, hepsinde bulundum. Yalnız çok kullandığımız bir sözü telaffuz etmek durumundayım,‘Böylesini hiç görmedim’. Bunlara ‘mahkeme’ diyemeyiz, görmenizi ve bir heyet ile ciddiyetle incelemenizi istiyorum. Bunlar yeni-hal mahkemeleridir.

Maruzatım var ve özetle, büyük barolarımızı müdahale etmeye davet ediyorum. Doğru, zaman zaman verdiğiniz demeçlerle, arada bir vazifelendirdiğiniz baro gözlemcilerine, ki pek turistik kaldılar, şükranlarımı arz ediyorum. Yalnız ekliyorum, matluba cevap vermediler ve derde çare olamadılar. Şimdi daha kapsamlı, ilmi ve mesleki bir müdahaleye ihtiyacımız mutlaktır. En azından süreli bir mütehassıs heyetin yerinde gözlem ve inceleme ile halimizi tespitlerini elzem görüyorum. Arzum budur.”

Prof. Küçük, mektubunda, davaya ve mahkemeye ilişkin bazı tespitler ve gözlemlerini de paylaştı:

“Geldiğimiz aşamayı şöyle özetlememe izin vermenizi diliyorum. Bir; 12 Mart mahkemeleri cezayı çarpıttılar, şedit yaptılar ve bozdular. İki; 12 Eylül mahkemeleri suçu bozdular, kanundan ayırdılar, çarpıtıp keyfileştirdiler. Üç; şimdilerde suçsuz mahkeme dönemindeyiz. Savcılar, suç isnat etmiyorlar, yargıçlar suça bakmıyorlar ve suçla ilgilenmiyorlar; bu nedenle de yargılamıyorlar. Demek ki, suçsuz ve yargısız tutuklular çağındayız. Yeni dönemdir. Mahkemeler, dolayısıyla, ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

Mektubun devamında, mahkemedeki yargılamanın nasıl yürütüldüğü, sanıklara ve avukatlarına karşı mahkemenin tutumu dile getirilerek barodan, bu konuya dair özel bir uzmanlar kurulu oluşturması ve kurulun yerinde gözlem ve tespitler yapması isteniliyor:

“Ceza ve hukuk muhakemesinde deneyimli üyeleriniz ile bir kurul tertip ederek, bu ortaçağ tertibine el koymalı, önce kendinize ve sonra dünya âleme duyurmalıdır; arz ve talep ediyorum. Lütfen inceleyiniz, artık ‘suçlu’ yoktur, ‘suçlu otel’ veya ‘suçlu lokanta’ ile birkaç adet ‘suçlu adam’ kalmıştır. Ve maddi delil, fiziki bağ aramıyoruz ve sadece ‘bulaşmak’ peşindedirler; bu nedenle mantık ve aklın yerini hurafe almış durumdadır. Arz ediyorum.

Tutuklamalar ise, 1926 İstiklal Mahkemeleri’nde ve benzer tarihlerde olduğu üzere, ‘dalga dalga’ ve mümkün olan en yüksek ölçüde korku üretici ve yayıcı mise en scene’lerle tatbik edilmiştir. Maksat, sekteryanizmin ve İslamizasyonun imal ettiği korku düzeninin eksiğini tamamlamaktır.

Silivri’de, en azından, Ergenekon Mahkemesi’nde, sanık ve savunmanların hiçbir söz hakkı kalmamıştır. Ceza yargılaması, hukuk mahkemelerine çevrilmiştir; aslında bu ifademde, hukuk yargılamasına da bir haksızlık var. Çünkü, Ergenekon Mahkemesi’nde sanık ve avukatların sesleri tamamen kısılmıştır ve mahkeme başkanı hiçbir söze izin vermemekte ve sadece ‘yaz getir’ demektedir.

Ayrıca usule ait itirazlar normaldiler ve tekrarlıyorum, elli yıldır ceza mahkemelerine giriyorum, böyle bir yargılama görmedim, artık söz yoktur. Gizli tanıkların savcılar tarafından sorgulanmalarında dahi, her türlü itiraza izin verilmemekte ve sadece ‘yaz getir’ sözü duyulmaktadır.

Artık sanık ve avukatların katılımı ile bir yargılama sona ermiştir. Avukat sıralarının aralarına tahtalar çekilmiş ve sanık çitleri yaklaşılamaz ilan edilmişlerdir. Nezarethanelerde sorgu sırasında ve Yüce Divan’da avukatlar sanıklarının yanında oturabilirler; şimdi Ergenekon’da her türlü temas yasaktır. Eğer avukatlar sanıklara yaklaşır ve konuşurlarsa, suç işledikleri telakki edilerek Silivri Mahkemesi’ne havale edilmektedirler. Hiçbir izaha sahip değiliz, büyük baroları’nda bunları hem incelemelerini hem de mahkeme heyeti ile görüşerek nedenini bulmalarını talep ediyorum.

Hapiste yıllarca tutulanlar, Kemalist Cumhuriyetin kuyrukları sayılmaktadır. Demek ki, Cumhuriyetin kuyruğunu yakaladıklarını sanıyorlar, ama ben, yakalananların oka dönüştüğünü görüyorum. Bir tehlikeyi haber veriyorum.

İncelenmesine muhtacız. Bilimsel ve yetkin bir bakışa ihtiyaç duyuyoruz. Büyük baronuza başvuruyorum.” ■ Cumhuriyet, 3.11.2012

(Hukuk ayaklar altında, sadece intikam alınıyor. cd)

 

KRİZ ÇÖZÜM TUTMUYOR

Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından Çeşme’de düzenlenen 3. Uluslararası Ekonomi Konferansı’nın önemini vurgulayan Prof. Yeldan, “Yaygın işsizlik, reel gelirlerin erimesi, kâr oranlarının ve fiyatların çökmesiyle kendini gösteren son süreç, yaz aylarından bu yana artık büyük belirsizliğe dönüşmüş durumda. Kısa dönemli çözüm paketleri işe yaramıyor” dedi.

Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı, gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erinç Yeldan, iktisat biliminin “Büyük Durgunluk” adı verilen son krizden çıkış yolu bulma konusunda yetersiz kaldığını vurgulayarak “Yaygın işsizlik, reel gelirlerin erimesi, kâr oranlarının ve fiyatların çökmesiyle kendini gösteren bu süreç, yaz aylarından bu yana artık büyük belirsizliğe dönüşmüş durumda. Kısa dönemli çözüm paketleri işe yaramıyor” dedi.

Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından düzenlenen 3. Uluslararası Ekonomi Konferansı Çeşme’de sürüyor. “Borç Dinamikleri, Finansal İstikrarsızlık ve Büyük Durgunluk” temasıyla gerçekleştirilen konferansta, 300 bildiri sunulurken, katılımcı sayısı 450 oldu. Etkinliğin önemini değerlendiren gazetemiz yazarı Prof. Dr. Yeldan, dünyanın “büyük durgunluk” adı verilen krizden çıkış yolu aradığını, ancak bunu becerebildiğinin söylenemeyeceğini vurguladı.

20. yüzyıl kapitalizminin 2008’den bu yana sistemik bir kriz içinde bulunduğunu anımsatan Prof. Dr. Yeldan, şunları söyledi:

- Önceleri sadece Amerikan konut piyasasıyla sınırlı bir finansal çalkantıdan ibaret olduğu düşünülen kriz, Avrupa’da maliye krizine dönüştü. Krizin ardından sistemik ve yapısal çözüm önerileri yetersiz kaldı.

- Kriz karşımızda çok farklı bir biçimde duruyor. 90’lı, 2000’li yıllardakinden farklı bir kriz. Çokuluslu şirketlerin iflasları, bunların bir süre sonra düzlüğe çıkması, IMF’nin borç vermesi gibi kriz ve sonrası çözümler eski nesil kaldı. Şimdi yaşanan durumla ilgili nasıl bir çözüm olacağına ilişkin iktisat bilimi yetersiz kalıyor.

- Birinci ve üçüncü dünya ülkeleri arasındaki uçurum artıyor. Bundan önceki finansal krizlerin yüksek oranlı devalüasyon, hiper-enflasyon, banka ve şirket iflasları şeklinde gözlediğimiz derin çöküntüleri yerine, şimdi daha düşük çaplı, ancak zamana yayılmış uzun süreli, yaygın bir daralmayla karşı karşıyayız.

- Büyük durgunluk 2012 yazından beri artık büyük belirsizliğe dönüşmüş durumda. ■ Hicran Özdamar, Cumhuriyet, 3.11.2012

DUKHA HALKI KAYIP TÜRKLER OLABİLİR

Moğolistan’ın Kuzey sınırındaki Sayan Dağları yamaçlarında yaşayan ve Türkçe konuşan ‘Dukha’ adlı toplulukla 2 ay geçiren Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve fotoğrafçı Selcen Küçüküstel, Türklerin en saf, en eski sırlarına sahip olduğunu belirttikleri Dukhaların belgeselini hazırladı.

Dukha’ların çadırına konuk olan ikilinin “Dukha Halkı Kayıp Türkler” adlı belgeseli dün İstanbul’da tanıtıldı.

Suç işlemiyorlar...

Dukhalar için dünyadaki insanlardan çok farklı yaşadıklarını söyleyen Yüksek, “Tarih öncesini yaşayan ve bizimle aynı dili konuşan bir toplumla karşı karşıyayız” dedi. Yüksek, “Bundan 10 bin yıl önce insanların yaşadığı şekilde yaşıyorlar. Her şeyi ortaklaşa paylaşıyorlar. Aralarında eşitlikçi ilişkiler var. Suç işlemiyorlar. Kadın erkekten ya da erkek kadından üstün değil. Rengeyikleriyle birlikte onların vahşi göç yollarında onlarla birlikte dolaşıyorlar” dedi. 

Küçüküstel de Dukhalarla çok çabuk anlaştığını, bir hafta içinde günlük düzeyde konuşabilecek duruma geldiklerini söyledi. Küçüküstel, Dukhaların Türkçe kökenli bir dil konuştuklarını ve dillerinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. ■ Hicran Özdamar, Cumhuriyet, 3.11.2012

 

4.11.2012

 

ÖZELLEŞTİRME: SAT GİTSİN!

VATANI, Ata’nı şehitlikte yatanı, her şeyi sattın! Sat sat arkadaş. Kim mani olur ki sana? İki poşet kömüre bir paket makarnaya ruhunu satanlar mı?
İşte bu da son icraatın. Köprü ve otoyolları da satıyormuşsun. Pek çok büyük sermaye grubunun iştahını kabartıyormuşsun. Pastayı bölüşmek için bir birleriyle ortaklık sözleşmesi imzalıyorlarmış.
On yıllık iktidarın boyunca ülkede “kamu”ya ait ne varsa satan AKP iktidarının son icraatı bu. Özelleştirmeden beklenen gelir yaklaşık 6 milyar dolarcıkmış. Köprü ve otoyollardan geçen araçların son 3,5 yılda sağladıkları gelir 2,1 milyar doların üzerinde. Yani adeta altın yumurtlayan tavuk. Lakin bunun vatandaşa yansıyan kısmı yok.
Vatandaş yine gün aşırı gelen zamlarla, açlık sınırında, yoksulluk barajında yaşamaya tamah ediyor.
Resmi Gazete’ye ilan vererek başlatılan özelleştirme süreci kapsamında, uzunluğu tam bin 975 kilometre olan köprü ve otoyollar tek paket usulü ile özelleştirilecek. Yani parça parça değil tek paket. İhale, Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus Adana-Gaziantep, Toprakkale-İskenderun, Gaziantep-Şanlıurfa, İzmir-Çeşme, İzmir- Aydın, İzmir ve Ankara Çevre otoyolları ile Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Çevre Otoyolu ve bunlar üzerindeki hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkların işletme hakkının devrini kapsıyor. Sat gitsin arkadaş! Atanı, yatanı, vatanı, neyi görürsen sat!
Proteinsiz makarna nasılsa düşünmeyi engelliyor, hantallaştırıyor! Önünde duran yok; sat…■ Kaan Özbek, Şok, 4.11.2012

 

5.11.2012

 

BORÇLANMA: HALK: 800 BİN KİŞİ BORCA BATTI

Bankalara borcunu ödemeyen kişi sayısında artış olduğunu söyleyen TBB Genel Sekreteri Ekrem Keskin, "Kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 800 bine yaklaşıyor. Borcunu ödeyemeyen kişi sayısı da 500 bin civarında" dedi

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Ekrem Keskin, borcunu ödemeyen kişi sayısında artış olduğuna işaret ederek, "Kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 800 bine yaklaşıyor, yani 780 bin civarında. Tüketici kredisinde borcunu ödeyemeyen kişi sayısı da 500 bin civarında" dedi. Keskin, tahsili gecikmiş alacakların ise tüketici kredilerinde yüzde 1.9'dan yüzde 2.2'ye çıktığını, ancak kredi kartlarında bu oranın yüzde 6.3'den yüzde 5.9'a gerilediğini bildirdi. Keskin, TBB'nin ilk 9 aylık değerlendirmesi ve beklentilerini, düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Kredilerin bazı temel büyüklüklerle ilişkisine bakıldığında, kurumsal kredilerin GSYİH'ya oranının yüzde 37, bireysel kredilerin yüzde 18, kredilerin toplam aktiflere oranın ise yüzde 58 olduğunu söyledi. Keskin, "En çarpıcıgösterge, kredilerin mevduata oranı yüzde 104. Yani bilançonun 3'de 2'si kredi, mevduatın tamamı krediye dönüşmüş durumda" dedi.

Türketici kredisinde tahsilat gecikiyor

Tahsili Gecikmiş Alacaklar'da (TGA) ise artışın, Eylül 2012 sonu itibariyle yüzde 3 olduğunu açıklayan Keskin, "Özellikle reel olarak seyrine baktığımızda, Haziran ayında yüzde 0'a yakınken artışı, reel olarak yüzde 10'ları geçmiş durumda. Dağılımına baktığımızda Eylül 2012 sonu itibariyle, kurumsal kredilerde yüzde 2.9, bireysel kredilerde yüzde 3.2. İlginç olan tüketici kredilerinde. Burada 1.9'dan 2.2'ye artış var, ancak kredi kartlarında 6.3'den 5.9'a gerilemiş. KOBİkredilerinde ise Ağustos 2012 verisine göre, yüzde 3.2'den yüzde 3.3'e yükselmiş" diye konuştu.

Borcunu ödeyemeyenler arttı

Keskin, borcunu ödemeyenlerin seyrine bakıldığında, tüketici kredilerinde borcunu ödemeyenlerin sayısının arttığına işaret ederek, şöyle devam etti: "Tüketici kredilerinde borcunu ödemeyenlerin sayısının, 2011'in son çeyreğinden itibaren arttığını görüyoruz. Aşağı yukarı Ağustos'ta 500 bin civarında. Kredi kartlarında ise 800 bine yaklaşıyor, yani 780 bin civarında. Bunlar tabi 12 aylık, yıllık seriler. Borcunu ödememiş kişilerin, üçer aylık dönemler itibariyle artışlarına baktığımızda, son üç aylık dönemde 100 bin kişinin olduğunu görüyoruz. Bu göstergelerde bir artış var, ancak artış ekonomik büyümedeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, şu anda tahmin edilebilir bir düzeyde seyrediyor. Ekonominin yavaşlaması hemen sorunlu kredilere yansımış."

Bankalar müşteri bulamıyor

Keskin, bir soru üzerine, bankacılık sisteminin kredisi büyümediği için aktiflerin de büyüme hızının yavaş kaldığına işaret ederek, "Bankalar kaynak bulamadıkları için değil, kredi verme hızını düşürdükleri için bilançosunu yavaşlıyor" yanıtını verdi. Merkez Bankası'nın politika değişikline ilişkin bir başka soruya Keskin, "Beklentim şu, sadece faiz oranlarını düşürmek yetmiyor. Gerekli fakat yetmiyor. Tedbirleri almaya başladığımı bankacılık önlemlerini de birlikte değerlendirmemiz gerekir" diye yanıtladı. …■ Yeni Mesaj, 5.11.2012

ALTIN ALMANIN ŞİMDİ TAM ZAMANI

 

 

Altında yaşanan sert düşüş yatırımcının satın almak için en uygun günler olduğu konusundaki düşüncelerini pekiştirdi.

 

Altın vadelileri, ABD'de beklentilerin üstünde yükselen istihdam verilerinin Fed'in üzerindeki parasal genişleme baskısını azaltması üzerine 1,700 doların altına inerek son 4 ayın en sert düşüşünü yaşadı.

Çalışma Bakanlığı'ndan açıklanan verilere göre Ekim ayında toplam 171,000 istihdam yaratılırken, Eylül ayında bu rakam 148,000 olmuştu. Altın, 5 Ekim'de ABD, Avrupa ve Japonya'da gerçekleşen parasal genişleme programlarının sarı metale olan talebi arttıracağı söylentisiyle 10 ayın en yüksek seviyesine yaklaşmıştı. Dolar, diğer dövizlerin olduğu bir sepet karşısında 20 Temmuz'dan bu yana en büyük yükselişi kaydederek, altının alternatif yatırım olarak cazibesini azalttı.

Aralık vadeli altının onsu New York saatiyle 13:59'da yüzde 2.3 düşerek Comex'te 1,675.20 dolardan işlem gördü. Bu fiyattan bir kapanış 21 Haziran'dan bu yana en düşük kapanış olacak. Günün erken saatlerinde sarı metal 1,674.80 dolara kadar geriledi. ■ www.habera.com, 5.11.2012

ÇEVRE, KAYNAK KULLANIMI: GEDİZ GÖZ GÖRE GÖRE..

Yıllardır, kurulan birliklere ve yürütülen çalışmalara karşın Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önüne geçilemiyor. Son olarak 22 milletvekili, nehrin kirlilikten kurtarılması ve kirliliğin havzaya yaptığı etkilerin belirlenmesi amacıyla TBMM’ye araştırma önergesi verdi. MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın da imzası bulunan önergede Gediz Nehri’nin bugün kilometrelerce uzunlukta bir açık kanalizasyon hattına dönüştüğü uyarısını yapan milletvekilleri şunlara dikkat çekti: “Kirliliğin en önemli göstergesi özellikle nehrin faunasında meydana gelen daralmadır. Nehir flora ve faunasıyla can çekişmekte ve kendisiyle birlikte içinden geçtiği ovayı da ölüme götürmektedir. Kirlenme dolayısıyla Gediz Nehri’nden sulanan binlerce dekar arazi çoraklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.” ■ EMRE DÖKER, Cumhuriyet, 5.11.2012

 

6.11.2012

DEİ: NOTUMUZ ARTTI GELEN DÖVİZLERİ NE YAPACAĞIZ?

Fitch, Türkiye’nin kredi notunu bir kademe artırarak “yatırım yapılabilir” düzeye çıkardı.
Bir ülkenin kredi notunun yüksek olması iyidir. İyidir de...
“Türkiye’nin yatırım yapılabilir bir ülke düzeyine gelmesi”, Türk ekonomisine ve sonuçta Türk halkına ne sağlayacaktır?
Önce “yatırım“ kelimesine açıklık getireyim. Bizler “yatırım” denildiğinde, yabancıların ülkeye döviz getirerek fabrika kurmalarını bekleriz.
Halbuki burada söz konusu olan yatırım “sermaye hareketidir”. İçinde fabrika kurmak da vardır ama, çoğu, hisse senedi, bono yatırımıdır. Döviz kredisidir.
Not arttığı için bol bol döviz girişi başlayınca, dövizin fiyatı ve faizler düşecek. Borsada fiyatlar artacak. Bankalar mevduat toplamak yerine ve de özel sektör bankadan TL kredi almak yerine döviz ile borçlanacak. Merkez Bankası’nın döviz rezervi artacak.

Biz kalıcı döviz peşindeyiz
Bu rüzgarın etkisinde mevduat faizleri daha çok, kredi faizleri daha az gerileyecek. Döviz ucuzladığı için ithalat cazip hale gelecek. İhracatçının rekabet gücü zayıflayacak...
Ekonomi için önemli olan yatırımdır. Üretimdir. Faiz almak için sermaye hareketi ile gelen “ariyet“ döviz değil, ihracattan gelen sağlam, kalıcı dövizdir.
Biz döviz kıtlığı içinde değiliz. Döviz bulamıyoruz da yatırım,
üretim yapamıyoruz diye bir durum yok.
Tersine, sermaye hareketi ile bu ülkeye cari açığımızın (döviz açığımızın) çok çok üzerinde döviz giriyor. Bundan sonra daha da çok fazla girecek. Biz bu dövizleri ne yapacağız? Çünkü bunlar bedava döviz değil. Kalıcı döviz değil. Pahalı ve misafir döviz.

Yatırımsız, üretimsiz olmaz
Bakınız bu yılın ocak-ağustos ayları arasında bizim cari açığımızı (döviz açığını) kapatmak için
gerekli döviz 36.0 milyar dolar iken, ülkeye 53.3 milyar döviz geldi. Gelen dövizin fazlası Merkez Bankası ile bankaların rezervinde duruyor. Gelen dövizin sadece 6.8 milyar doları doğrudan yabancı sermaye girişi diye adlandırılan, faiz için gelmeyen döviz. Kalanı dövizden döviz kazanmak için gelen döviz.
Bütün bunları not artırımını kötülemek, küçümsemek için yazmıyorum. Neyin ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Bugüne kadar not artırımına çalıştık. Bundan sonra gelen dövizleri nasıl değerlendireceğimize bakalım.
Ekonomi “ariyet” döviz ile yürüyemez, büyüyemez. Önemli olan yatırımdır, üretimdir. Gelen dövizler yatırıma gider ise, üretime gider ise ülkeye yarar sağlar. ■ Güngör Uras, Milliyet, 6.11.2012

KAYNAK KULLANIMI: 10 YILDA 20 BİN ORMAN YANDI

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 2002-2011 yılları arasında 19 bin 739 orman yangını meydana geldiğini, 83 bin 638 hektar orman alanının yandığını bildirdi

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 2002-2011 yılları arasında 19 bin 739 orman yangını meydana geldiğini, 83 bin 638 hektar orman alanının yandığını bildirdi. Yangın nedenlerinin başında cehalet, hiçbir şekilde cezalandırmaya gidilmemesi bulunuyor. Sabotaj ve mafyanın çıkardığı yangınlar konusunda ise bilgi verilmiyor. CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in soru önergesini yanıtlayan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 2002-2011 yılları arasında çıkan orman yangınları hakkında bilgi verdi. Eroğlu, 2002-2011 yılları arasında 19 bin 739 orman yangını meydana geldiğini, 83 bin 638 ha orman alanının yandığını belirterek, “Yanan alanlar Anayasamızın 169. maddesi gereği yılı içerisinde bakanlığımızca ağaçlandırılmaktadır. Kayıtlarımıza göre 2002-2011 yılları arasında yanan sahaların yaklaşık 57 bin hektarı suni gençleştirme ve ağaçlandırma suretiyle yeniden ormanlaştırılmıştır. Teknik yönden müdahale imkanı bulunmayan (taşlık, kayalık vb.) 26 bin hektar saha ise tabiatı koruma alanı olarak bırakılmıştır” dedi.
Bakan Eroğlu’nun verdiği bilgiye göre orman yangınlarının çıkış sebepleri arasında; ihmal dikkatsizlik, kasıt, kaza, yıldırım gibi nedenler yer alıyor. Eroğlu’nun verdiği bilgiye göre 2011’de bin 954 orman yangını meydana geldi. 2011’de meydana gelen orman yangınlarından 269’u sigaradan, 37’si piknikten, 131’i anızdan, 62’si kundaklamadan, 130’u yıldırımdan, 48’i çöplük nedeniyle oldu. ■ Yeni Mesaj,
6.11.2012

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura