Diğerleri > Sis Çanı
16-12-2014
NELER OLDU 1-6 EKİM 2014 (Yabancı sermaye, Dolar, borçlanma, altın, kaynak kullanımı, AB, enflasyon, özelleştirme)

Cihan Dura

17.12.2014


1.10.2014

YABANCI SERMAYE, UÖŞ: ABD DEVLERİ TÜRK PAZARINA İLGİ DUYUYOR

Türkiye’ye 2013 yılında değişik ülkelerden toplam 10.2 milyar dolar doğrudan yatırım geldi. Doğrudan yatırımda ABD’nin payı yüzde 3.3 dolayında, sadece 342 milyon dolar.

Geçmiş yıllarda da ABD’nin benzer büyüklüklerde doğrudan yatırımları oldu.

2013 yılı dış ticaretinde, ABD, ihracatta 7’inci, ithalatda 5’inci sırada. 12.5 milyar dolarlık ithalata karşılık 5.6 milyar dolar ihracat yapabildik.

Türkiye olarak biz nasıl ki ihracatımızı artırmak istiyorsak, ABD de normal olarak aynı arayışla Türkiye’ye heyet gönderiyor.

Çünkü 2011 yılında ABD’nin Türkiye’ye ihracatı 16 milyar dolarken, artacak yerde 12.5 milyar dolara geriledi.

Türkiye’de özellikle büyük yatırımlar, ABD şirketlerinin ilgisini çekiyor. Bugün Türkiye’ye Amerikan Başkanlık İhracat Konseyi (President’s Export Council - PEC) heyeti geliyor.

PEC, Başkanlık İhracat Konseyi, ABD Başkanına bağlı, ABD’nin ihracatının artırılmasına dönük uygulamalar konusunda başkanı bilgilendirmek ve politikaları doğrultusunda ABD ihracatını geliştirmek amacıyla faaliyet gösteren, 1979 yılında oluşturulan bir çalışma grubudur.

Grupta, ABD’nin dış ülkelere en fazla ihracat yapan 28 kuruluşunun tepe yöneticileri ile belli sayıda kongre üyesi ve bakanlık temsilcileri yer alır.

Çalışma grubu yılda en az 2 defa toplanır. Çalışma grubunun faaliyetleri hakkında başkana Ticaret Bakanı aracılığıyla bilgi verilir.

ABD Ticaret Bakanı Penny Pritzker’ın başkanlığında Türkiye’ye gelecek heyette, Türkiye’ye ihracat yapan,Türkiye’de yatırımları, temsilcikleri bulunan, Türkiye’ye mal satan ABD’nin büyük şirketlerinin CEO’ları yer alıyor.

IBM, Boeing, UPS, Pfizer, Xerox, eBay, Marriott, Lockheed Martin ve AES gibi büyük şirketlerin üst düzey yöneticilerinin bulunduğu heyet, ABD’nin Türkiye ile olan ticaret hacminin artırılması için Türk hükümetinden yetkililer ve özel sektör temsilcileri ile toplantılar yapacak.

Hayet, Türkiye’den önce Polonya’da da temaslar yaptı. Bakan Pritzker’le birlikte heyette yer alacak olan ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Stefan Selig, Washington’da düzenlediği basın toplantısıyla iki ülkeyi kapsayan ziyarete ilişkin açıklamalarda bulundu.

Selig, İhracat Konseyi (PEC) tarafından Polonya ve Türkiye’ye ziyaret düzenlenmesinin birçok nedeni olduğunu, iki ülke ekonomisinin son dönemde gösterdiği başarının bu nedenlerin başında geldiğini, ziyaretin amacının Amerikalı şirketlerin bu iki ülkeye olan ihracatını ve yatırımlarını artıracak fırsatları belirlemek olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Amerika için öncelikli pazarlar arasında olduğunu vurgulayan Selig, özellikle bazı sektörlerdeki büyüme potansiyelinin ABD’li ihracatçıları harekete geçirdiğini ifade etti. Selig, bu sektörleri havacılık, savunma, enerji, altyapı, inşaat ve sağlık hizmetleri olarak sıraladı.

ABD’nin Türkiye’ye ilgisinin artması önemlidir. Bu tür temaslarda bizim arayışımız, ABD firmalarının yapacağı doğrudan yatırımlar ve ihracata karşılık, bizin ABD pazarına daha çok mal satmak olmalıdır.

İthalat ile ihracat rakamları arasında büyük fark var. İhracatımızı artıramadan, ABD firmalarının Türkiye’ye daha çok mal satmaları, dış ticaret açığını büyütecektir. ■ Tevfik Güngör, Dünya, (1.10.2014)

 DOLAR 2.29'UN ÜZERİNİ GÖRDÜ

Dolar/TL, 31 Ocak'tan bu yana en yüksek seviyesi olan 2.29 seviyesini aştı

Almanya imalat PMI verisinin sektörde 15 aydır ilk kez daralmaya işaret etmesi ardından euro/dolar paritesindeki gerilemeye paralel dolar/TL 31 Ocak'tan beri en yüksek olan 2.29 seviyesini aştı. Euro Bölgesi’nin en büyük ekonomisi olan Almanya'da imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) Eylül'de nihai 49.9 ile beklentilerin altında bir değer aldı ve sektörde 15 aydır ilk kez daralma gerçekleşti.

Bu sabah saat 08.46'da 2.2840/2.2855 seviyesinde olan dolar/TL, verinin ardından 2,2926’ya kadar yükseldi. Dolar/TL saat 1117'de 2.2886/2.2889, sepet bazında TL ise 2.5855 seviyesinden işlem görüyor.

Euro karşısında iki yılın zirvesine tırmanıyor

Dolar yen karşısında bugün altı yılın en yüksek seviyesinde işlem görürken, Euro karşısında ise iki yılın zirvesine yakın seviyede. Piyasa uzmanları ABD verilerinin Fed'den erken faiz artışı beklentilerini destekleyecek şekilde gelmeye devam etmesi halinde doların yen karşısında daha da güç kazanmasını bekliyorlar.

Tokyo'daki Barclays stratejisti Shinichiro Kadota, "Cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam verisi faiz artırım beklentilerini yükseltebileceği için önemli olacak" dedi. ■ Dünya, (1.10.2014)

 

2.10.2014

DOLAR NEREYE GİDİYOR?

Dolar kurunu etkileyen iki önemli faktör var... Birisi, ABD Merkez Bankası FED kararlarının etkisi ile doların dünyada diğer paralar karşısında da değer kazanması.. Söz gelimi 1 Eylül 2014 tarihinde Euro/ Dolar paritesi 1.3137 iken, 29 Eylül 2014’te Euro/Dolar paritesi 1.2607 oldu. Dolar, Euro’ya karşı yüzde 4.2 oranında değer kazandı.

İkincisi ise, TL’nin değerli olması, tersine kurların düşük olmasıdır. 1 Eylül 2014 tarihinde Dolar/TL 2.1676 iken, 29 Eylül 2014 tarihinde 2.2847 oldu. Yüzde 5.4 oranında arttı. Bu artış Euro/Dolar paritesindeki artıştan daha yüksek oldu. Bunun nedeni TL’nin değerli olmasıdır.
Dalgalı kur sistemi siyasi iktidarlar ve merkez bankaları tarafından istismara müsait bir sistemdir. Adı serbest kur veya dalgalı kur sistemidir... Teorik olarak kurları piyasa belirliyor. Ne var ki Merkez Bankası tespit ettiği faiz oranları ile, döviz ihaleleri ile, mevduatta munzam karşılıkları değiştirmek yoluyla kur üstünde baskı kurabiliyor.
Dalgalı kur sistemini 2001 yılında, standby için IMF şart koşmuştu. Dikkat çeken husus, aynı IMF, 2000 yılı için sabit kur rejimini şart koşmuştu. Ancak sabit kur rejiminde, rejim nedeniyle, kurlar MB tarafından belirlendiği için, 2001 yılı şubatında kriz yaşanmıştı. Aynı IMF bu defa sabit kur rejiminin 180 derece tersi dalgalı kur sistemini önerdi. Oysa ki ara rejimlerle, söz gelimi kontrollü kur sistemi ile bir geçiş dönemi olmalıydı..
Kurların ne kadar düşük, tersi TL’nin ne kadar değerli olduğunu MB reel kur endeksinden anlıyoruz. Bu endeksler “2003 yılı 100 kabul edilerek ve Türkiye’de fiyat düzeyinin dış ticaret yaptığımız ülkelerin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı geometrik ortalaması alınarak, ÜFE ve TÜFE bazlı hesaplanıyor.”
Endekste yer alan gelişmiş ülkeler; Almanya, İtalya, ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, Belçika, Hollanda, Japonya, Kore, İsviçre, Avusturya, İsveç, Tayvan, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsrail, Finlandiya, Danimarka, İrlanda, Slovakya ve Portekiz’dir. Gelişmekte olan ülkeler ise Çin, Rusya, Romanya, Polonya, Hindistan, Macaristan, Bulgaristan, Tayland, Kazakistan, İran, Suudi Arabistan, Endonezya, Malezya ve Mısır’dır
Türkiye’de 2006 Haziran ayında TÜFE bazlı reel kur endeksi 100.24 idi. Yani kur dengede idi. Zira reel kur endeksinde 100 dengeyi, 100 üstü TL’nin değerli olduğunu 100’ün altı ise TL’nin değer kaybettiğini gösteriyor.
2006 yılında MB enflasyon hedeflemesine geçtikten sonra, enflasyonla mücadele için ve sıcak para gelsin diye döviz kurunun düşük kalmasını sağlayacak politikalar uyguladı. Öte yandan, cari açıktan daha fazla sıcak para girişi oldu ve bu nedenle kur üstünde baskı oluştu. Bu da Hükümetin ve Merkez Bankası’nın işine geldi.
Aşağıdaki tablodan görüleceği gibi, 2008 ocak ayında TÜFE bazlı reel kur endeksi 131.37 oldu. Bu oran TL’nin yüzde 131.37 oranında daha değerli olduğunu gösterir. Değerli TL, 2014 ocak ayına kadar devam etti. Değerli TL, bu yıllar içinde Türkiye’nin rekabet gücünü düşürdü, cari açık arttı. ■ E. Korkmaz, Yeniçağ, (2.10.2014)

 

 

 

BORÇLANMA, DIŞ: TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU 401.7 MİLYAR DOLAR

Nisan-Mayıs-Haziran aylarını içerisine alan 2. çeyrek itibarıyla bir önceki çeyreğe göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku % 3.5 oranında, 13 milyar 699 milyon dolar tutarında arttı

Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2014 yılının ikinci çeyreği itibarıyla 2013 yılı sonuna göre yüzde 3.2 oranında artışla 401 milyar 706 milyon dolara yükseldi. Hazine Müsteşarlığı, 30 Haziran 2014 itibarıyla Türkiye’nin geçici brüt dış borç stoku verilerini açıkladı. Buna göre; Türkiye’nin brüt dış borç stoku, 2014 yılı ikinci çeyrek dönem sonu itibarıyla 401 milyar 706 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2013 yılı sonuna göre yüzde 3.2 oranında, 12 milyar 433 milyon dolar tutarında artış gösterdi. Nisan-Mayıs-Haziran aylarını içerisine alan 2. çeyrek itibarıyla bir önceki çeyreğe göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku yüzde 3.5 oranında, 13 milyar 699 milyon dolar tutarında arttı.

Özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı; 278 milyar dolar ile yüzde 69.2 ve kamu kesimi borçlarının payı 119.5 milyar dolar ile yüzde 29.7 oldu. Merkez Bankası borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı ise 4.3 milyar dolar ile yüzde 1.1 düzeyinde gerçekleşti.
30 Haziran 2014 itibarıyla kamu kesimi dış borçlarının büyük bir çoğunluğu, uzun vadeli dış borçlardan oluştu. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli I, II ve III sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinden oluşan merkezi yönetim dış borç stoku, 2014 yılı ikinci çeyrek dönem sonu itibarıyla 87.3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu miktarın 57.9 milyar dolar tutarındaki kısmı, uluslararası finansal piyasalarda gerçekleştirilen tahvil ihraçları stokundan oluştu. Merkezi yönetim dışında kalan mahalli idareler, fonlar, kamu bankaları, KİT’ler ve diğer finansal olmayan kamu kuruluşlarının toplam dış borçları, 2014 yılı ikinci çeyrek dönem sonu itibarıyla 32.2 milyar dolar tutarında gerçekleşti.
Özel sektörün borcu
2014 yılı ikinci çeyrek dönem sonu itibarıyla kısa vadeli özel sektör dış borcu 111.8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu tutar içinde, bankacılık sektörünün payı 75.4 milyar dolar oldu. Özel sektörün 2014 yılı ikinci çeyrek dönem sonu itibarıyla uzun vadeli dış borçları 166.1 milyar dolar olarak gerçekleştir. Finansal olmayan kuruluşlar 87.6 milyar dolar ile uzun vadeli özel sektör dış borç stoku içinde en büyük paya sahip oldu. 2014 yılı ikinci çeyrek döneminde; Merkez Bankası’nın uzun vadeli dış borçları 3.6 milyar dolar, kısa vadeli dış borçları ise 661 milyon dolar tutarında gerçekleşti. ■ Yeniçağ, (2.10.2014)

MİLLÎ MERKEZ: TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN BİRLEŞİYORUZ

Temsil Kurulu'nun açıkladığı sonuç bildirgesinde 'AKP iktidarı, küresel güçlerin güdümünde ülkemizi karanlık bir sürece sürüklemiştir. Ülkemizi Milli Hükümet önderliğinde bu karanlıktan kurtarmanın koşulları oluşmuştur' denildi

“Milli Kurtuluş İçin Öncüler Toplantısı” adıyla 28 Eylül'de Ankara’da bir araya gelen sivil ve asker aydınlarımızdan seçilen Temsil Kurulu, toplantının sonuç bildirisini kamuoyuna açıkladı.

Ankara Alba Otel’de yapılan toplantıya Temsil Kurulu üyelerinden Eski TBMM Başkan Vekili Hasan Korkmazcan, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Eski Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, E. Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Eski Devlet Bakanı Tayfun İçli, Onursal Yargıtay Üyesi Turgut Okyay, Eski Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tülin Oygür, Eski Devlet Bakanı ve Milli Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Söylemez ve Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan katıldı.
Temsil Kurulu Başkanı Hasan Korkmazcan’ın açıkladığı “Türk Milletine Bildiri” başlıklı sonuç bildirisinde şöyle denildi:

CUMHURİYET SALDIRI ALTINDA
“Bugünkü AKP iktidarı, küresel güçlerin güdümünde Millî Devletimizi ve Cumhuriyet Devrimimizi yıkma, millî ekonomimizi çökertme girişimiyle ülkemizi karanlık bir sürecin içine sürüklemiştir. Millî, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti saldırı altındadır.

İktidarın borçlanma ekonomisini sürdürme olanakları artık bulunmuyor. “Açılım” adını verdikleri Türkiye’yi bölme girişimi de, bölge ve ülke koşullarında çıkmaza girmiştir. Ülkemiz komşularımızla düşman hale getirilmiştir.

KOŞULLAR OLUŞMUŞTUR
Türkiye'mizi bu karanlık yönetimden kurtarma, hedeflenen Millî Hükümet önderliğinde bağımsızlığa, demokrasiye, barışa, vatan ve millet bütünlüğüne kavuşturma koşulları oluşmuştur.

1876, 1908, 1920 süreçlerinden bugünlere uzanan bağımsız, aydınlanmış ve demokratik Türkiye’yi kuran birikim, bugün farklı parti ve çevrelerde yer alıyor. Bu öncü birikimi iktidar amacıyla örgütlemek, öncelikli görevimizdir. Genel seçim sürecine girdiğimiz koşullarda bu görevin yerine getirilmesi ertelenemez.

Tarihin önümüze koyduğu bu sorumluluğu başarmak için Atatürk’te birleşiyoruz. Çalışmalarımızı yapıcı bir anlayışla sürdüreceğimizi milletimize açıklıyoruz. Türkiye'mizin geleceği için halk önderlerimizle ve aydınlarımızla birleşme kararlılığımızı kamuoyuna duyuruyoruz.”

YENİDEN MEVZİ ALMA İHTİYACI
Bir gazetecinin “Bu birleşme, yeni bir örgüt anlamına mı geliyor, yeni bir parti anlamına mı geliyor? Yoksa yeni bir cephe mi?” sorusu üzerine Korkmazcan şunları söyledi:
“Bu ifade aslında son yıllarda ortaya çıkmış olan mücadele anlayışının bu süreçte de devam etmekte olduğunu göstermektedir. Atatürk’te birleştik diye yeni anayasa yapıcıların karşısına dikilen güçlerin, seçim hedefine dönük yeni bir örgütlenme, yeniden bir mevzi alma ihtiyacı var. Kastettiğimiz odur. Bugün verilmiş bir karar değil, bu iktidarın iş başına geldiği günden beri sürdürülen bir mücadele eyleminin devamı niteliğindedir.” ■ Aydınlık, (2.10.2014)

 

3.10.2014

ALTIN 1.200 DOLARIN ALTINA DÜŞTÜ

Altın, ABD'de istihdamın beklentilerin üstünde artmasının ardından, yıllık kazancını sildi

İSTANBUL - Altın, ABD'de istihdamın beklentilerin üstünde artmasının ardından Merkez Bankası Fed'in faiz artışına yaklaşacağı beklentisi ile, yıllık kazancını sildi.

Aralık vadeli altın kontratları yüzde 1.4 gerileyerek New York'ta 31 Aralık'tan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Altın böylece 2014 yılında ilk kez 1.200 doların altına inmiş oldu. Altın fiyatlarının 2014 genelinde düşüş yaşaması halinde 1998'den bu yana ilk kez 2 yıl üst üste gerileme kaydedilmiş olacak. Kıymetli metal geçen yıl yüzde 28 gerileyerek 30 yılın en sert düşüşünü görmüştü.

ABD ekonomisinin hızlanması yatırımcının Rusya'ya karşı yaptırımlar ve IŞİD'e karşı askeri harekata rağmen altından vazgeçmesine neden oluyor. Yükselen faiz oranları kıymetli metale talebi azaltıyor. Zira altın yatırımcıya yalnızca fiyat artışları sayesinde kazandırırken, değer kazanan dolar talebi düşürüyor.

New York'taki Pension Partners LLC yatırım müdürü Charli Bilello " Artan gelirler Fed'in erken faiz artıracağına olan inancı destekleyecektir. Daha güvercin bir Fed'in altın için olumsuz olduğu algısı var" yorumlarını yaptı.

Aralık vadeli altın NyComex'te yerel saat ile 09:02'de yüzde 1.1 gerileyerek 1,201.40 dolar oldu. Bu fiyattan yapılacak bir kapanış altının yıl genelinde yüzde 0.1 gerilediği anlamına gelecek.

ABD'de işsizlik Eylül ayında yüzde 5.9 ile 6 yılın en düşük seviyesine indi. Eylül ayında istihdam 248.000 artarak beklentileri aştı. Bloomberg anketine katılan ekonomistlerin tahmin medyanı 215.000 artış olmuştu. İşsizlik Ağustos ayındaki yüzde 6.1'den 5.9'a inerek, Temmuz 2008'den bu yana en düşük seviyeyi görmüş oldu. ■ Dünya, (3.10.2014)

YABANCI SERMAYE: YUNANLILAR, FİNANSBANK'TAKİ PAYINI ARTIRDI

National Bank of Greece, Finansbank'taki payını yüzde 99,81'e çıkardı

Yunanistan'ın en büyük bankalarından National Bank of Greece, Finansbank'taki payını artırdı.

Finansbank'ın FINBN hakim ortağı National Bank of Greece SA (NBG) International Finance Corporation'ın (IFC) sahip olduğu yüzde 5'i temsil eden payları alarak banka sermayesindeki payını yüzde 99,81'e çıkardı. Finansbank tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yayımlanan açıklamaya göre NBG ve IFC arasında 29 Mart 2007'de akdedilen pay satım hakkı (put opsiyonu) sözleşmesi uyarınca, Finansbank sermayesinin yüzde 5'ini temsil eden paylar, 26 Eylül 2014'te bankanın hakim hissedarı NBG tarafından IFC'den satın alındı.

Pay sahipleri için satma hakkı fiyatı 2.99 lira

Açıklamada söz konusu alımı takiben Finansbank'ın sermayesinde NBG'nin sahip olduğu payların oranının NBG grubu olarak yüzde 99.81'e ulaştığı belirtilirken, söz konusu payların devri karşılığında, IFC'ye, ilgili sözleşme uyarınca kararlaştırılmış bulunan 343 milyon 60 bin 696,5 dolar (1 TL nominal değerli hisse için 2,42 dolar) ödeme yapıldığı kaydedildi. Bankanın hakim hissedarı NBG tarafından ortaklıktan çıkarma hakkının kullanılmayacağı ifade edilen açıklamada ilgili tebliğ kapsamında satma hakkını kullanmak isteyen hissedarların, 26 Eylül 2014'ten itibaren 3 aylık süre içerisinde 1 TL nominal değerli hisse için 2,9882 TL fiyattan bu haklarını kullanabilmelerinin mümkün olduğu kaydedildi. ■ Dünya, (3.10.2014)

 

4.10.2014

KAYNAK KULLANIMI: YANAN ORMANA İKİ OTEL DİKİLİYOR

Muğla’nın Milas ilçesinde 7 yıl önce “Güvercinlik Turizm Merkezi” olarak belirlenen ormanlık alan yangında kül olmuştu. Dönemin Muğla Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın’ın, “Yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak.” sözüne rağmen Güvercinlik Koyu’nda, bin yatak kapasiteli ikinci bir otelin daha inşaatına başlandı.

Muğla’nın Milas ilçesinde, yedi yıl önce bir yangınla 150 hektarlık Halep ve kızılçam ormanlarının kül olduğu Güvercinlik Koyu’nda, bin yatak kapasiteli ikinci otel inşaatına başlandı. Denize yaklaşık 50 metre uzaklıkta inşa edilecek ve 60 milyona mal olacak otelin, 2017 yılında tamamlanması hedefleniyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Güvercinlik Turizm Merkezi” olarak belirlenen ormanlık alan, 2006 yılında turistik tesis yapılması amacıyla üç şirkete 85, 80 ve 95 dönüm olarak tahsis edilmişti. Ardından bu bölgede, 15 Temmuz 2007 tarihinde üç noktada birden büyük bir yangın çıktı. Yangında, koruma altındaki Halep ve kızılçam ormanlarının yer aldığı 195 hektar alan kül oldu. Dönemin Muğla Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın, yangının büyük ölçüde insan kaynaklı olduğunu tahmin ettiklerini belirterek, “Ormanlık alanlar ve imar yerleri belli. Kesinlikle iddia ediyorum ki yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak. Temizleyerek yeşillendireceğiz.” demişti. Yangından bir yıl sonra 80 dönümlük arazinin tahsisini alan MNG Holding’e bağlı Günal İnşaat, Pina Yarımadası önündeki körfezde yapacağı beş yıldızlı otele iskele kurmak için yaklaşık 5 dönümlük bir alanı kaçak olarak doldurmuştu. Birçok kesimden yoğun tepki gelince holdinge 46 bin 500 liralık para cezası kesilmiş, dolguyu kaldırması için de bir yıllık süre tanınmıştı. Dosyayı inceleyen Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay’ın tepkisi de sert olmuş, “Orada hiçbir izin söz konusu değildir. Eski haline getirmek için ne gerekirse yapılsın.” demişti. Bakanın bu açıklamasının ardından bir ay sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı, iznin Maliye Bakanlığı tarafından verildiğini açıklamıştı. Aradan geçen zamanda deniz dolgusu kalkmadığı gibi ağaçlandırma da yapılmadı. Pina Yarımadası’nda otel inşaatı başladı ancak inşaatı yapan şirket değişti. Geçen sürede MNG Holding’e ait Güvercinlik Enternasyonal Turizm AŞ’nin hisseleri, Ankara merkezli işadamı Kadir Çankırı’nın sahibi olduğu ve turizm alanında faaliyet gösteren Çankırı İnşaat’a geçti. Arazinin tahsis hakkını alan yeni firma, bölgede çevrecilerin tepkisine sebep olan arazide inşaatı başlattı. Çankırı İnşaat, beş yıldızlı La Blanche Island Güvercinlik Oteli’ni önümüzdeki yıl hizmete açmayı planlıyor. Bu arada Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Güvercinlik Turizm Merkezi olarak tahsis edilen 4 numaralı parseldeki 78 bin 791 metrekare arazi üzerinde, Güvercinlik Turizm Ticaret AŞ tarafından otel yapılması için çalışma başlatıldı. Proje kapsamında, ilerleyen süreçte tesise deniz kıyısı kesiminde iskele yapılması da planlandığı ifade edildi. ■KAYBER AVCI HABERLER EKONOMİ , Zaman, (4.10.2014)

 

DOLAR/TL 2.30’U AŞTI

ABD tarım dışı istihdam verisinin, Eylül ayında 248 bin kişi çıkmasına ilave olarak, Türkiye’de savaş beklentisi, TL’yi vurdu, dün akşam üzeri, İstanbul’da dolar, 2.30 TL’yi aştı.

Piyasalar yurtiçinde bayram havasına girerken, yurtdışı gelişmeler başta Türk Lirası olmak üzere birçok yatırım aracında sert dalgalanmalara yol açtı. Böylece, dolar, 27 Ocak 2014 tarihinden bu yana, ilk defa 2.30’u aştı. 27 Ocak 2014’te dolar, 2.3514’ü görmüştü. ABD’de, Eylül ayında tarım dışı istihdam verisi Eylül ayında 248 bin kişiye çıkarak, 215 bin olan beklentileri çok aştı. Bunun üzerine, dolar, dakikalar içinde TL’ye karşı değer kazanmaya başladı. ABD rakamları öncesi 2.27 TL’de seyreden dolar; tarım dışı istihdam rakamlarının açıklanmasının ardından, 2.3017 TL’ye kadar çıktı. Uzmanlar tarım dışı istihdam verisinin ABD için olumlu çıkması durumunda 2.30 TL seviyesinin aşılabileceğini, bir sonraki kritik seviyenin 2.33 TL olduğunu belirtiyor.

2.33 TL gündeme gelebilir
Dolar’ın yükselişi ile ilgili görüşlerini açıklayan, ALB Menkul Değerler Ekonomik Araştırma Müdürü Yeliz Karabulut ABD istihdam piyasasında aylardır devam eden güçlenmeye dikkat çekerek doların yükseliş trendinin devam edebileceğini vurguladı. Yeliz Karabulut, bu konuda şunları söyledi;
“ABD’de 8 ayda ortalama 200 bin üzerinde istihdam verisi var. Ayrıca işsizlik verisinin yüzde 5,9’a gerilemesi de dolara olumlu bir ivme kazandırdı. Önümüzdeki günlerde dolarda değer kazancının devam etmesi beklenebilir. Günlük dalgalanma da artıyor. Orta vadede 2.2640 TL seviyesi kırılmadığı sürece yukarı yönlü trend kırılamayacak.2.33 TL gündeme gelebilir” ■ Yeniçağ, (4.10.2014)

 

5.10.2014

AB :GÜMRÜK BİRLİĞİ’Nİ TAŞIMAK ZORLAŞIYOR

Ekonomi Bakanlığı ile Avrupa Birliği Bakanlığı’nın aralarında “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Üyelik ve Gümrük Birliği Süreçlerinde Ortak Tutum ve İşbirliğine Yönelik” bir protokol yapmaları Gümrük Birliği (GB) anlaşması sorununu yeniden gündeme getirdi.

Son yıllarda GB bir avantaj, hatta bir ayrıcalık olmaktan çıkıp sorun olmaya başladı. Nedeni şu: 1996 yılında Türkiye büyük bir hevesle AB ile sanayi malları ticaretinde gümrükleri karşılıklı sıfırlama kararı aldı. Bu istisnai bir durumdu çünkü AB’ye yeni üye olan bir ülke ekonomik olarak AB pazarına üyeliğe intisap ettikten sonra entegre oluyordu. Biz ise tarım ve hizmetler hariç bu entegrasyonu üye olmadan gerçekleştirdik. GB rekabet kamçısıyla Türkiye sanayiinin uluslararası rekabet gücü kazanmasına ve AB pazarında önemli bir yer edinmesine vesile oldu.

GB öncesi, özellikle otomotiv sanayiinin attığı “biteriz, mahvoluruz” çığlıkları çoktan unutulmuştu ki, başka bir sorun ufukta belirdi. AB üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları (STA) yapmaya başladı. Bu anlaşmayı imzalayan ülke mallarını AB pazarına gümrüksüz ihraç edebiliyor, dolayısıyla bu AB üzerinden Türkiye pazarına da engellerle karşılaşmadan girebilir hale geliyordu. Ama Türkiye bu ülkeye aynı koşullarda ihracat yapamıyordu.

İmzalanan her STA Türkiye’yi açıkça haksız rekabet ile karşı karşıya bırakmaya başladı. GB imzalanırken Türkiye anlaşmaya AB’nin yapacağı STA’ların Türkiye için de geçerli olacağına ya da serbest ticaretin Türkiye için geçerli olmayacağına dair bir madde koydurmayı atlamış ya da eli zayıf olduğundan koydurmaya gücü yetmemişti. Doğrusu işin perde arkasını bilmiyorum. Bunun artık bir önemi de yok. Türkiye’nin yapabileceği tek şey AB ile anlaşan ülke ile benzer bir STA imzalamaktı. Ama söz konusu ülkenin buna ikna edilmesi gerekiyordu. Onlar da ikna olmak için fazla bir neden görmüyorlardı.

Tunus, Meksika gibi ülkelerle imzalanan ilk STA’lar Türkiye’yi fazla rahatsız etmedi. Ama AB STA’ları hızla yaygınlaştırmaya başladı. İlk alarm zilleri birkaç yıl önce AB, Güney Kore ile STA imzalayınca çalmaya başladı. Neyse ki Güney Kore zorlu müzakerelerden sonra Türkiye ile STA imzalamayı kabul etti. Sanırım bu iknada Türkiye’nin Kore halkı nezdindeki bilinen prestijinin bir rolü oldu. AB bir süredir ABD ile STA müzakereleri yürütüyor. Çin, Hindistan gibi ülkelerle de STA anlaşmaları söz konusu. Bu ülkeleri Güney Kore’yi ikna ettiğimiz gibi ikna edebileceğimiz son derece şüpheli.

Peki ne yapabiliriz? Bu soru iki bakanlık arasında imzalanan protokol vesilesiyle gazeteciler tarafından Ekonomi Bakanı Zeybekci’ye sorulmuş. Bakan, “ABD ile hiç ekonomik ortak olamadık. ABD bizimle stratejik ortak oldu, derinlikli ortak oldu ama ekonomik ortaklık gelince başkalarıyla oldu.” siteminde bulunup ardından da Türkiye’nin AB-ABD anlaşmasının içinde olmadığı takdirde bunun bir “istila” olacağı saptamasını yaptıktan sonra Türkiye’nin nasıl bir tepki göstereceğini özetle şöyle ifade emiş: “Eğer bizim görüşmelerimiz sürüyorsa karşılıklı görüşerek Türkiye’ye otomatik giriş sürecini görüşme bitene kadar erteleriz. Bu da alternatiflerden bir tanesi.”

ABD bu alternatifi kabul eder mi, ya da ne karşılığı kabul eder bilemiyorum. Etti diyelim. Sırada bekleyen ülkelerle ne yapacağız? Aslında önümüzde iki alternatif var: Birincisi, AB’yi ikna ederek GB anlaşmasını revize etmek. Bu olmuyorsa GB’yi feshedip AB ile STA imzalamak. Bu olabilir. Ama muhtemel kayıp ve kazançların iyi hesaplanması gerekiyor. Dahası böyle bir adımın Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi açısından yeni bir paradigma oluşturma riski içerdiğini de unutmayalım. ■ Seyfettin Gürsel, Zaman, (5.10.2014)

PİYASA DURGUN... ENFLASYON VAR...

Eylül ayında yıllık enflasyon TÜFE (Tüketici fiyatları endeksi) yüzde 8.86, Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi) de yüzde 9.84 arttı.
Aylık bazda ise, Eylül ayında bir önceki ay Ağustos ayına göre hafif bir düşme var.
*Aylık TÜFE oranı yüzde 0.14 oldu. Bu oran 2005’ten beri görülen en düşük orandır. Düşmesinin en önemli nedeni, piyasanın durgun, toplam talebin bu sene daha düşük olmasıdır.
*Aylık Yİ-ÜFE oranı da yüzde 0.85 oldu. Eylül ayı ÜFE oranları önceki yıllarda, döviz fiyatlarına bağlı olarak çok farklı değerlerde oldu. Bu sene Eylül ayında dolar kuru yüzde 5.2 oranında arttı. Muhakkak olan bu artış Ekim ayında üretim maliyetlerine yansıyacaktır.
Yİ-ÜFE’yi, ithal mallar da etkiliyor. Dolar kurunda Eylül ayında yüzde 5.2 artış oldu. Bu demektir ki sanayide kullanılan ithal ara malı ve ham madde gibi girdi fiyatları da aynı oranda artmıştır. İthal ara malı ve ham madde fiyatlarının TL cinsinden artması, üretim maliyetlerinin artmasına neden oluyor. Artan maliyetler perakende fiyatlara yansıyor. Fiyatlar genel düzeyi artıyor. TÜFE artıyor. Bu maliyet artışlarının genel fiyat düzeyine etkisi 2-3 ay devam ediyor. Bu demektir ki sanayide maliyet artışları Ekim-Kasım ve Aralık aylarında TÜFE’yi artıracaktır.
Ekim ayında TÜFE oranları yüksek çıkıyor. Son 9 yıldır yüzde 1.4’ten aşağı olmadı. 2012’de yüzde 3.27 olmuştu. Geçen sene de 1.80 olmuştu. Bu sene Ekim ayı TÜFE oranının, Eylül ayındaki kur artışının da etkisiyle yüzde 1.5’ten düşük olmayacağını tahmin edebiliriz. Kasım - Aralık aylarında yüzde 1’in altında olur ve TÜFE olarak 2014 enflasyon oranı yüzde 9.1 ile 9.6 arasında gerçekleşir.
Eylül ayında gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık enflasyon TÜFE’nin üstünde, yüzde 13.95 oldu. Gıdada fiyat artışlarının yüksek olması, hem mutfak enflasyonunun daha yüksek olduğunu, hem de TÜFE’de gıda fiyatlarının etkisinin olduğunu gösteriyor. Elbette enflasyonu yalnızca gıdaya veya kur artışına bağlamakla sorunu çözemeyiz. Gıda fiyatları neden artıyor? Piyasada oligopol yapılar ve monopolleşme mi var? Stokçular spekülasyon mu yapıyor? Tarımda verimlilik sorunu mu var? Bunları çözmek siyasi iktidarın işidir .
Merkez Bankası da gıda fiyatlarını gerekçe göstererek enflasyondaki başarısızlığını örtemez. Zira Merkez Bankası 2006’dan beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Eğer gıda fiyatları karşısında elindeki para ve faiz araçları yetmiyorsa, o zaman enflasyon hedeflemesi yapmasın. Kaldı ki, aynı Merkez Bankası yıllarca enflasyonu düşürmek için döviz kurlarını düşük tuttu. Geçmiş yıllarda kurlar artınca müdahale etti... Düşünce etmedi. Sıcak parayı teşvik ederek kur baskısına göz yumdu.
Aslında “çekirdek enflasyon” daha da yüksek çıkıyor. Enflasyonun yönünü gösteren “Çekirdek Enflasyon”, fiyatlarda ortaya çıkan geçici etkilerin kaldırılması ile fiyatların genel düzeyinde ortaya çıkan artış anlamına geliyor.
“Çekirdek enflasyon” , enflasyonun trendini, enflasyonun nereye gideceğini tahmin etmede etkilidir. Bu açıdan bakarsak özel kapsamlı TÜFE göstergelerine göre, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ve tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE oranı yüzde 9.25 oldu.
Sonuç olarak, anlaşılıyor ki, gerek hükümetin ve gerekse Merkez Bankası’nın enflasyon nedenlerini doğru teşhis etmeye niyetleri yoktur. Kronik enflasyon yapısaldır. Günü birlik ve popülist politikalarla bu sorun çözülmez. Yapısal sorunları çözmenin ise siyasi maliyetleri vardır. AKP iktidarı bu maliyetlere girmez. Ancak korkunun da ecele faydası yoktur. Çünkü kronik enflasyon da sürdürülemez. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (5.10.2014)

6.10.2014

 

AKP ÖZELLEŞTİRME’YE DOYMADI

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hükümetin 2023 hedefiyle önümüzdeki dönemde özelleştirecekleri alanları açıklayarak “devlet rekabet yaratarak yükün altından çekiliyor” dedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek önümüzdeki dönem özelleştirilmesi planlanan alanları açıkladı. AA’ya verdiği demeçte kısa zaman içinde elektrik üretim santralleri, otoyol ve köprüler, bazı limanlar ve Erzurum Kış Olimpiyatları Tesislerini özelleştireceklerini açıklayan Şimşek, Kış Olimpiyatları Tesislerini özelleştireceklerini belirterek geliri Halkbank'a aktarılmak üzere Halk Sigorta ile Halk Emeklilik'i de özelleştirmeyi düşündüklerini aktardı.

‘REKABET İÇİN ÖZELLEŞTİRİYORUZ!’

Yeni dönemde devletin birçok alandan çekileceğini ve buraları daha etkin, daha verimli çalıştırabilecek özel sektöre devredeceklerini açıklayan Şimşek, bundan hem devletin hem vatandaşın hem de özel sektörün kazançlı çıkacağını öne sürdü. Kurumların özel sektör eliyle işletilmesi sayesinde, daha verimli bir ortamın oluşturulacağını savunan Şimşek, şunları kaydetti: "Bizim buradaki amacımız daha etkin, daha verimli bir işleyişi sağlamak, daha çok insanımıza istihdam ortamı oluşturmak, sektörlerde rekabet ortamı oluşturmak, kaliteyi artırmak ve herkesin kazançlı çıkacağı bir yapıyı kurmak. Bunu özellikle elektrik dağıtım sektöründeki özelleştirmelerde ortaya koyduk. Bu alanda yapılan özelleştirmelerle hem kayıp kaçak oranı azaldı hem devlet daha çok gelir elde etti hem de vatandaşa daha kaliteli hizmet gitmeye başladı. Bu başarıyı diğer alanlarda da yakalayacak bir model üzerinde çalışıyoruz."

DEVLET BU SEKTÖRLERDEN TAMAMEN ÇEKİLDİ

Yapılan özelleştirmeler sonucunda başta petrokimya, demir-çelik, petrol rafinerisi, alkol-tütün ve elektrik dağıtım olmak üzere birçok sektörden devletin tamamen çekildiğini hatırlatan Şimşek, devletin bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon ve hava taşımacılığı gibi sektörlerdeki payının ise azaldığını dile getirdi. Bakan Şimşek, sadece gelir amaçlı bir özelleştirme programı yürütmediklerini savunarak bu sayede verimlilik artışı sağlandığını ve rekabetçi bir yapının kurulmasına katkı sağladıklarını öne sürdü.

"ŞANS OYUNLARINDAN ÇEKİLİYORUZ"

Şimşek, şans oyunlarından da tamamen çekilmeye karar verdiklerini bildirdi. Milli Piyango'ya ait şans oyunlarının ihalesini tamamladıklarını hatırlatan Şimşek, imtiyaz sözleşmesine Danıştay'ın görüşünü beklediklerini söyledi. Yakın zamanda Spor-Toto ve at yarışlarının özelleştirmesini de düşündüklerini bildiren Şimşek, şöyle konuştu:

"Devlet artık şans oyunlarında, oyunları oynatma görevini özel sektöre devredecek ve denetleme fonksiyonuna yoğunlaşacak. Kısa zaman içinde Milli Piyango İdaresini bu fonksiyonu etkin bir şekilde yerine getirebilmesi amacıyla yeniden yapılandıracağız."

ÖZELLEŞTİRİLECEK ALANLAR VE 2023 RÜYASI

Maliye Bakanı Şimşek, özelleştirmelerle her alanda Türkiye'yi 2023 hedeflerine ulaştıracak, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak bir iktisadi ortam yaratmaya çalıştıklarını savundu. Şimşek’in “Önümüzdeki dönemde rekabetçi, kamunun üzerindeki istihdam ve finansman yükünün azaltılmasına büyük katkı sağlayacak” dediği özelleştirilecek alanlar şunlar: " Elektrik üretim santralleri, otoyol ve köprüler, bazı limanlar ve Erzurum Kış Olimpiyatları Tesisleri, 25 şeker ve 5 makine fabrikası, Halk Sigorta ile Halk Emeklilik, gayrimenkuller, arsalar ve Güllük Marina, Türksat'a ait Kablo-TV operasyonları, BOTAŞ'ın iletim hatları, TEİAŞ'a ait kamu hisselerinin yüzde 49 hissesi, TPAO'nun halka arzı, Haydarpaşa Projesi, ölçü ve ayarlar hizmetinin özelleştirilmesi, Eti Maden'e ait sülfirik ve borik asit fabrikaları” İleri Haber, (6.10.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura