Diğerleri > Sis Çanı
21-11-2013
NELER OLDU 1-6 EKİM 2013 (demokrasi, DEİ, FED, bölücülük, yolsuzluk, özelleştirme, borçlanma, enflasyon, Dolar, değiştirme, muhalefet, karşıdevrim, enerji, üniversiteler)

Cihan Dura

21.11.2013


1.10.2013

DEMOKRASİ, BÖLÜCÜLÜK: ERDOĞAN ŞAŞIRTMADI 

Erdoğan’ın açıkladığı demokrasi paketi, çözüm süreci ve AKP’lilerin beklentilerine ‘sınırlı’ yanıt verecek düzenlemeler içeriyor. Pakette özel okullarda farklı dilde eğitimin serbest olması öngörülürken W, Q, X yasağı kalkıyor, BDP’nin Hazine’den yardım almasının önü açılıyor. Kamuda türbanın serbest olmasını öngören düzenmelerde, ibadeti engelleyenlerin de 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması planlanıyor.

Demokrasi paketinden toplumun hiçbir kesimini tatmin etmeyen düzenlemeler çıktı

Başbakan Tayyip Erdoğan, günlerdir merakla beklenen demokratikleşme paketini açıkladı. Hiçbir anayasal düzenleme içermeyen pakette, ağırlığı “çözüm süreci” kapsamında başta özel okullarda anadilinde eğitim olmak üzere BDP’ye yönelik adımlar oluşturdu. Paketle ayrıca TSK, yargı, Emniyet mensupları, hâkim ve savcılar hariç, diğer kamu kurumlarında türban serbestisi getiriliyor. Seçim sistemi için 3 farklı değişiklik önerisi getiren paketle ayrıca, siyasi partilere Hazine yardımı için yüzde 7 olan sınır yüzde 3’e çekiliyor. Tüm bunlara karşın başta Alevilerin beklentileri olmak üzere, sendikal haklar, Terörle Mücadele Yasası, düşünce, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin talepler karşılık bulmadı.
Başbakan Erdoğan, demokratikleşme paketini Başbakanlık Yeni Bina’da düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Konuşmasının 40 dakikalık bölümünü paketin “önemini anlatmaya ve muhalefeti eleştirmeye” ayıran Erdoğan, daha sonra paketle getirilen düzenlemeleri anlattı. Pakete damgasını vuran düzenlemeler genel olarak iki başlıkta toplandı. Bunlardan birisi çözüm süreci, diğeri ise dini özgürlükler oldu. Yasal ve idari düzenlemeler öngören pakette, anayasa değişikliği gerektiren hiçbir düzenleme yer almadı. Paketteki adımlar şöyle:

Özel okullar: Devlet okullarında anadilinde eğitim yerine, yasal düzenlemeyle uygulanabilecek özel okullarda anadilinde eğitimin önü açılıyor. 2923 sayılı yasaya getirilecek ek ile özel eğitim kurumları kanununa tabi olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde eğitim veren özel eğitim kurumu açılabilecek. Bu dil ve lehçeler, Bakanlar Kurulu kararı ile tespit edilecek. Milli Eğitim Bakanlığı bunların esasları ve denetimini düzenleyecek. Kamu okullarında Kürtçe eğitimin önünün açılması için ise anayasanın 42. maddesinin değiştirilmesi gerekiyor.
W, Q, X yasağı kalkıyor: Türkçe alfabede değişiklik yapılması ve yasaklı harflerin alfabeye sokulması yerine, bazı harflerin kullanılması önündeki yasak ve buna bağlı cezalar kaldırılıyor. Bu çerçevede 29 harfli Türk alfabesinin kullanımını düzenleyen 1 Kasım 1928 tarihli devrim yasasının değiştirilmesi yerine, “w, q, x” harflerinin kullanımına yasak getiren TCK hükümleri kaldırılacak.
Seçim sistemine 3 öneri: Yine çözüm sürecinin en önemli ayakları arasında gösterilen seçim barajı konusunda da pakette 3 öneri yer alıyor. Bu seçenekler, mevcut sistemdeki yüzde 10 barajı ile devam edilmesi, seçim barajının yüzde 5’e çekilip 5’li gruplandırma ile daraltılmış bölge seçim sistemine geçilmesi ve ülke barajının tamamen kaldırılarak dar bölge seçim sisteminin uygulanması olarak sıralanıyor.
BDP’ye Hazine yardımı: Siyasi Partiler Yasası’ndaki(SPY) ek birinci madde değiştirilerek, devlet yardımı için yüzde 7 olan mevcut oran yüzde 3’e çekiliyor. Bu düzenleme de son seçim sonuçları göz önünde bulundurulduğunda yalnızca BDP’nin işine yarıyor.
Eşbaşkanlık: SPY’de değişiklikle siyasi partilerde eş genel başkanlığın önü açılıyor. Bunun için, Seçim Yasası’nın 15. maddesine bir ek getirilecek. Bu çerçevede, “siyasi partilerin tüzüklerinde yer alan ve 2 kişiden fazla olmamak kaydıyla” partilere eş genel başkan sistemi uygulama olanağı tanınacak.
Farklı dilde propaganda: Paketle 298 sayılı kanunun ilgili maddesi değiştirilerek, siyasi parti adaylarının yapacakları propagandada Türkçenin dışında farklı dil ve lehçeleri de kullanmalarının önü açılıyor. SPY’de yapılacak değişiklik ile de ilçede teşkilatlanmak için beldelerde teşkilatlanma zorunluluğu kalkıyor.
Oy veren herkes üye olabilecek: SPY’nin 11. maddesinde değişiklik yapılarak, siyasi partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan unsurlar kaldırılıyor. Oy verme hakkına sahip olan herkesin, siyasi partilere üye olabilmesinin önü açılıyor. ■ FIRAT KOZOK, Cumhuriyet, (1.10.2013)

DEİ: DIŞ TİCARET AÇIĞI 67.6 MİLYAR DOLAR

Ekonomi Servisi - Ağustosta dış ticaret açığı 7 milyar dolar oldu. Yılın ilk 8 ayındaki dış ticaret açığı da geçen yıla göre yüzde 18.3 artarak 67.6 milyar dolara çıktı.
İhracat geçen yıla göre yüzde 12.9 azalarak 11.2 milyar dolar olurken ithalat yüzde 3.4 azalarak 18.2 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığındaki artış ise yüzde 17 olarak gerçekleşti. AB ülkelerine ihracat ağustosta yüzde 6.8 artarken Ortadoğu’ya ihracat yüzde 49.6 oranında geriledi.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, verilerle ilgili “Türkiye olarak, dünya ticaretindeki durgunluğa paralel bir seyir izliyoruz” itirafında bulundu. En çok ihracat yapılan ülke 1.043 milyar dolar ile Almanya olurken, en çok ithalat yapılan ülke 2.096 milyar dolar ile Rusya oldu. ■ Cumhuriyet, (1.10.2013)

FED: ABD İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI

Ekonomi Servisi - ABD borç tavanı tartışmaları sürerken; mali yılın dün itibarıyla sonuna gelinmesi küresel piyasaları gerdi. Dolar, yen karşısında bir ayın en düşük seviyesini gördü. ABD’de kamu kurumlarının harcama yapmaya devam edebilmeleri için Kongre’nin ek harcamayı 1 Ekim’e kadar onaylaması, federal borçlanma limitinin artırılması için de 17 Ekim’e kadar uzlaşma sağlanması gerekiyor. ABD hükümetinin kapanmanın eşiğine gelmesiyle Asya piyasaları değer kaybetti: Nikkei yüzde 1.2, Hang Seng yüzde 1.2, Sensex yüzde 1.2, Singapur yüzde 0.6 düştü. Avrupa borsaları da İtalya’daki siyasi krizin de etkisiyle geriledi. ABD’de Kongre borç tavanını iki haftaya kadar yükseltemezse dünyanın en büyük ekonomisi temerrüt riskiyle karşı karşıya kalabilir. ■ Cumhuriyet, (1.10.2013)

 

2.10.2013

EMPERYALİZM, BÖLÜCÜLÜK: BU MİLLET İHANET PAKETİNİ PAKETÇİLERİN BAŞINA GEÇİRECEK!

 

Başlıktaki nezaket dışı bildirimiz nedeniyle okuyucularımız bağışlasınlar.
Bu paketi açan Cumhuriyet, millet, vatan ve halk düşmanlarına yapılabilecek bir başka işlem yoktur.
“Yeni Anayasa”larının cenazesi yerde

Yeni Anayasa” dediler. Milletin direnişine önderlik ettik, “Yeni Anayasa” larının cenazesi yerde yatıyor.
Şimdi o cenazeyi hortlatma girişimindeler.
Paketin içeriğine önümüzdeki yazılarda gireceğiz. Zaten girdik. Biz 12 yıldır, AKP’nin kurulduğu 14 Ağustos 2001 gününden beri bu Hıyanet Paketiyle uğraşıyoruz. Hatta öncesi var, 1996 yılında Abramowitz’in, Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’nin tepesine atadığından bu yana. Demek ki 17 yıl olmuş.
Tayyip Erdoğan doğru söylüyor

Halkımıza 17 yıl önce bugün olacakları bildirdik.
Tayyip Erdoğan’da nasıl sinsi bir plan içinde o günden bu güne geldiklerini önceki gün itiraf etti. “Bu paketi bize PKK dayatmadı” diyor, “bizim programımızdı bu. Biz zamanı geldikçe paketleri açıyoruz.
Doğru söylüyor, ABD’nin Bop Eşbaşkanı. Programları buydu. Amerika’dan geldi bu program, İmralı’dan değil.
AKP’nin kuruluşundan 13 gün önce, 3 Ağustos 2001 günü, Aydınlık’tan başyazı olarak duyurmuşuz bu gerçeği. Bugün duyurduğumuz gibi. Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan Dosyası’nı yazmışız, oraya da koymuşuz, tam metin olarak (s. 74 vd).
Her hıyanetin bir vakti vardır

AKP kurulurken, ilan etmiş, ABD’ye yönelik tehlikelere karşı, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak amacıyla kuruluyoruz diye. Açık açık!
Hüseyin Çelik de geçenlerde söyledi, “biz Kürt meselesi için iktidara geldik” diye.
İkinci İsrail Ortadoğu’nun rahmine böyle sokuldu Haçlı tarafından. Cenin büyüdü, her hıyanetin bir vakti vardır.
Önümüzdeki hıyanetler de vakitlerini bekliyor, Tayyip Erdoğan ilan ediyor bunu?
Paketin imalatçısı saptanmazsa

Peki CHP ve MHP yöneticileri neyi bekliyor?
Vakti gelen hıyanetlere nasıl gözcülük yaptılar, nasıl ebelik yaptılar, bunun değerlendirmesini yapmayacaklar mı?
Bu programın Amerika’dan geldiğini büyük harflerle yazmak, herkesin gözüne sokmak çok önemli. Belirleyici! Çünkü kaynağını saptayamazsanız, karanlığa yumruk atarsınız. O da gösteriş için, milleti aldatmak için.
CHP ve MHP, Cumhuriyeti yıkan, vatanı bölen bu “projenin” ABD imalatı olduğunu bir türlü söylemediler. Söyleyemezler, o zaman vaziyet almak zorundalar. Çünkü onların da gözü Washington’da. Bir işaret gelse de, BOP Eşbaşkanlığı koltuğuna otursalar.
Cinayetin duyulmasını örten gürültü

İşte bu nedenle hıyanetin esas merkezini hep örttüler. MHP’nin İmralı bağırtı ve çağırtıları aslında cinayetin duyulmasını önleyen bir gürültüdür.
Onlara göre, bu paketi Abdullah Öcalan yapmış, Tayyip Bey de uyguluyormuş.
Abdullah Öcalan, Hakan Fidan’ın yakın koruması, kendisi söylüyor, “Ben araç görevi yapıyorum, konumumu stratejik araç düzeyine yükseltin” diye.
MHP de CHP de bunu görmek istemezler, gözlerden gizlerler. Çünkü ucu Atlantik’teki efendiye dokunur. TSK’nin Atlantik güdümlü eski ve bugünkü komutanları da bu suça ortak olmuşlardır. Mustafa Kemal’in askerleri dışındakileri kastediyoruz elbette.
İmralı’ya savaş açan MHP, değirmenlerle savaşıyor. Milleti kandırıyor.
CHP yönetimi ise, bu ihanet paketinin uygulanmasına şu veya bu düzeyde hep ortak oldu.
Haçlı misyonu ve enstrümanları

Abdullah Öcalan enstrümandır.
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül de “2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma” yoluyla bu ihanet paketlerinin sözleşmeli memuru olmuşlardır. Kendi itirafları bu. Açık bilgi!
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Abdullah Öcalan’ı birleştiren misyon, bir Haçlı Misyonu’dur. 2001 yılı 11 Eylül’den sonra ABD Başkanı Bush’un ilan ettiği Haçlı Seferinde tanımlanmış olan misyon.
ABD Planında Dersimli olmak

Tunceli’yi Tunceli halkı Dersim yapmıyor, Sayın CHP yöneticileri. ABD planında “Dersimli” oldunuz. Oyuncak “Dersimli”. Bildirilir.
ABD planında Müslüman olmak

Türbanı kamunun başına Müslüman kadın geçirmiyor, Sayın MHP yöneticileri! Amerikan planında “koyu Müslüman” oldunuz, haberiniz var mı?
Artık bıçağın kemiğe dayandığı vakitte konuşuyoruz.
Böyle vakitlerde başka türlü konuşulmaz.
Herkes bilsin

Herkes şunu bilsin:
Bu ihanet paketinin merkezi, Atlantik ötesindedir.
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Abdullah Öcalan, Haçlı Seferinin memurları görevini üstlenmişlerdir. Onlara şu veya bu biçimde destek olanlar, enstrümanın enstrümanı rolündedirler.
Bu paketi millet, ihanet paketçilerinin başına geçirecektir.

Meclisteki milletvekilleri, bu pakete hizmet ederlerse, bir daha umdukları gibi o ceylan derisi koltuklara oturamayacak, ihanetten sorumlu olarak yargılanacaklardır. Türk Ceza Kanunundaki maddeler onlar için yazılmıştır.
CHP’yi, MHP’yi, AKP ve BDP örgütlerini milletle birleşerek bu İhanet Paketine karşı kararlı, açık cepheden mücadeleye çağırıyoruz.
Milli Merkez, “Yeni Anayasa” girişimine karşı mücadelede olduğu gibi görevini açık olarak tanımlamalı ve bu İhanet Paketine karşı mücadeleye odaklanmalıdır.
Şu veya bu parti ne yaparsa yapsın, İşçi Partisi bu İhanet Paketine karşı gerekirse tek başına ve can pahasına savaşacaktır ve bu savaşı tek başına olsa da kesinlikle kazanacaktır. Çünkü Türk milleti bu İhanet Paketine izin vermeyecektir.
Bu İhanet Paketini Türkiye’ye dayatanlar Dağa Çıkma mevsimini getirmişlerdir.
Ayağa kalkma vakti

Önce Yatağan işçileri dağa çıktı.
Ardından Türkiye’nin devrimci halis aydınları Turgut Özakman ve Tuncel Kurtiz dağların doruklarına çıktılar.
Eylem başladı.
Haziran-Temmuz’da ellerinde ayyıldızlı al bayraklarla cümleten “Mustafa Kemal’in askerleri” olan büyük halk, sana sesleniyorum:
Hıyanete karşı ayağa kalkmanın vakti gelmiştir.
En büyük yeraltı zenginliğimiz olan, toprağın altındaki kemik yığınlarına Firdevsi’nin ve Nâzım Hikmet’in diliyle sesleniyorum:
Şehitler, siz de ayağa kalkın, mezardan çıkmanın vaktidir. Doğu Perinçek, Aydınlık, (2.10.2013)

YOLSUZLUK: VURGUN YOLLARI

Sayıştay raporunda yer alan usulsüzlükler saymakla bitmiyor.

 

Sayıştay’ın 2012 raporlarında kamu idarelerindeki usulsüzlükler saymakla bitmiyor. Karayolları’na ilişkin raporda Bütçe Yasası’na aykırı olarak yatırım programında yer almayan
projeler için 972 milyon lira harcandığı vurgulandı. 544 milyon liralık ödeneğin ise başka işler için kullanıldığına dikkat çekildi. GAP ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ilişkin raporda, 500 milyon liralık fazla ödeme yapıldığına dikkat çekildi.

Otoparkın gelirleri buhar oldu

Sayıştay’ın Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ilişkin raporunda şu saptamalar yer aldı:


KGM’ye ait taşınmazların tümü kayıt altına alınmamıştır... Yol için arazi alım ve kamulaştırma giderleri gerçekleştirildiğinde “arazi ve arsalar” hesabına kayıt yapılması gerekirken, bölge müdürlüklerince farklı kayıtlar yapılmıştır.

1. Bölge Müdürlüğü (İstanbul) Ortaköy Sosyal Tesisleri’nin karşısında yer alan KGM mülkiyetindeki arsa otopark olarak kullanılmakta ancak gelirleri KGM bütçesine kaydedilmemektedir. Yapılan incelemelerde Ziraat Bankası’nın İstanbul Kâğıthane Şubesi’nde, söz konusu otoparkın gelirlerinin yatırıldığı biri vadeli, diğeri vadesiz olmak üzere iki hesap bulunduğu ve bu hesaplardan para transferi yapıldığı görülmüştür. Söz konusu hesapların açıldığı tarih olan 19 Eylül 2011’den 31 Aralık 2011’e kadar bu iki hesaba toplam 532 bin 415,39 TL para girişi olmuştur.

Bütçe Yasası’nda yatırım programında yer almayan bir proje için harcama yapılamayacağına dair düzenleme olmasına rağmen Karayolları Bölge Müdürlükleri’nce, yatırım programında yer almayan 259 yapım işi için toplam 972 milyon 676 bin 70 TL harcama yapılmıştır.

2012 yılı Yatırım Programı’nda yer alan ve bölge müdürlükleri tarafından ihalesi gerçekleştirilen projelerin toplam sene başı ödeneği 218 milyon 160 bin 310 TL iken ek ödeneklerle beraber sene sonu rakamı 768 milyon 917 bin 710 TL’ye ulaşmıştır. Ancak bu ödeneklerin sadece 224 milyon 545 bin 50 TL’lik kısmı gönderildikleri yatırım projeleri için kullanılmış, kalan 544 milyon 372 bin 660 TL ise gönderildikleri projeler yerine bölge müdürlüklerince diğer yatırım projelerinde ve cari arcamalarda kullanılmıştır.

Kamu İhale Yasası’nda bulunan “ödeneği bulunmayan hiçbir iş için ihaleye çıkılmaz” hükmüne aykırı olarak, Karayolları Bölge Müdürlükleri’nce yatırım programında yer almayan ve ödeneği olmayan 949 adet iş için ihaleye çıkılmış ve bu işler için toplam 1 milyar 412 milyon 986 bin 930 TL harcama yapılmıştır.

Yatırımlar için verilen avanslar mahsup edilmedi

Sayıştay’ın GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’na ilişkin raporunda şu değerlendirmeler yer aldı:

Geçmiş yıllardan süregelen toplam 1673,09 TL kişi borcu olduğu ancak buna ilişkin olarak takip usullerine göre herhangi bir işlem ve alacağın takibinin yapılmadığı tespit edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesinden “Çok Amaçlı Toplum Merkezi Binası” yapımı için Mardin Valiliği’ne 250 bin TL, Adıyaman Valiliği’ne 400 bin TL, Diyarbakır Valiliği’ne 100 bin TL, “GAP Bölgesi’nde bulunan belediyelerde veya proje alanlarında, İller Bankası’nın faaliyet alanına giren altyapı hizmetlerinden halihazır harita, kent bilgi sistemi, jeolo- Sayıştay raporunda yer alan usulsüzlükler saymakla bitmiyor Karayolları değil vurgun yolları jik-jeoteknik etüt, imar planı ile ilgili etüt, plan ve projelerin gerçekleştirilmesi” için İller Bankası’na 3 milyon 238 bin 883,73 TL ve “Mevcut Vahşi Çöp Depolama Sahasının Rehabilitasyonu” için Nizip Belediye Başkanlığı’na 1 milyon 540 bin 980 TL tutarında transfer harcaması protokole bağlanarak aktarılmış, bununla birlikte ilgili protokol hükümlerine uygun olarak kullanılamadığından aktarılan tutarların amacına aykırı olarak sözü edilen kurumların banka hesabında bekletildiği tespit edilmiştir. Sayıştay’ın Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne ilişkin raporunda, “Kişilerden Alacaklar Hesabında 2000 ve sonraki yıllardan kalma alacakların olduğu ve bugüne kadar bunların tahsilatına yönelik bir işlemde bulunulmadığı tespit edilmiştir... Yatırım Avansları Hesabı’nda kayıtlı 1993-2011 yılları arasında çeşitli yatırımlar için verilen avansların bugüne kadar mahsup edilmediği tespit edilmiştir” saptamalarında bulunuldu. Sayıştay’ın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ilişkin raporunda, şu değerlendirmelere yer verildi:

İdarenin yaptığı inceleme, denetim ve araştırma sonucu, haksız yapıldığı tespit edilen desteklemelerden rızaen geri tahsil edilen ödemeler ile mahkeme kararına dayanılarak geri alınan destekleme ödeme bilgileri, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) girilmemiştir. Haksız yapıldığı tespit edilen destekleme rakamı yaklaşık 500 milyon TL olup, ilgililerden yapılan tahsilat rakamları 2012 yılı Eylül ayı itibarıyla yaklaşık 6 milyon 299 bin 826 TL düzeyinde gerçekleşmiştir. ■Mustafa Çakır, Cumhuriyet, (2.10.2013)

ÖZELLEŞTİRME: KAMU DAĞITIMDAN ÇEKİLDİ

Toroslar EDAŞ’ın özel sektöre devriyle kamu, elektrik dağıtımından tümüyle çekilmiş oldu.

Türkiye’de bir dönem sona erdi. Kamu, vermesi gereken hizmetlerin birinden daha çekilerek özel sektöre devretti. Elektrik dağıtımında serbestleşme yoluyla hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar tamamlandı. Özelleştirme sürecinin sonunda, Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım bölgesine hizmet götüren tüm şirketler özel sektöre devredildi. Son olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirilmesi öngörülen 18 dağıtım şirketinin tamamı (Başkent, Sakarya, Meram, Osmangazi, Çoruh, Çamlıbel, Fırat, Yeşilırmak, Uludağ, Trakya, Akdeniz, Boğaziçi, Gediz, Aras, AYEDAŞ, Vangölü, Dicle ve Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ) özel sektöre devredildi. Devri tamamlanan 18 dağıtım şirketinden elde edilecek özelleştirme geliri 12.7 milyar doları bulacak. Özelleştirme sürecinde en büyük gelir İstanbul Avrupa Yakası EDAŞ’tan elde edilecek. İstanbul Avrupa Yakası EDAŞ’ın özelleştirilmesinden Hazine’ye 1 milyar 960 milyon dolar gelir sağlanacak. Toroslar EDAŞ’ın devriyle devletin kasasına 1 milyar 725 milyon dolar girecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da temel enerji politikalarından biri olan enerji piyasalarının tam rekabetçi ve serbest bir yapıya kavuşması hedefi doğrultusunda 21 dağıtım bölgesinin özel sektöre devrinin tamamlandığını söyledi.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Yıldız,“Varlık satışı değil, hisse devrinden ve hizmetlerin belli süreliğine özel sektöre devredilmesinden bahsediyoruz. Türkiye bugün 1 milyon kilometre elektrik şebekesiyle Avrupa’nın en büyük şebekelerinden biri haline geldi. Bu sistemi özel sektör, vatandaşımız lehine sağlıklı, kaliteli ve verimli bir şekilde yönetecektir. Biz de kamu olarak bu süreci iyi yöneteceğiz” diye konuştu. ■ Cumhuriyet, (2.10.2013)

BORÇLANMA, DIŞ: BİZ BORÇLANIYORUZ... ÇOCUKLARIMIZ ÖDEYECEK...

Hazine müsteşarlığı, 2013 üçüncü çeyrek itibariyle Türkiye’nin dış borç stokunun 367.3 milyar dolar olduğunu açıkladı. Geçen sene dış borç stoku 339.0 milyar dolardı. Demek ki dış borçlarımız 9 ayda 28.3 milyar dolar arttı.
Yine Türkiye’nin dış borçları 2002 yılında, 129.6 milyar dolardı. 10 yıl 9 ayda 237.7 milyar dolar arttı. Bunun içindir ki cari açık ve dış borçlar ekonominin yumuşak karnıdır. Cari açık düşmüyor. Dış borçlar ise hızlı artıyor.
Dış borçlardaki artışa karşılık, kamu borçları düştü. 2003 yılında AB tanımlı kamu borç stokunun GSYH oranı yüzde 67.7 iken, 2012 yılında yüzde 36.2’ye geriledi. Halen kamu borçlarının yüzde 70.7’si TL cinsinden, yüzde 29.3’ü ise döviz cinsindendir. Türkiye’nin iç borçlarını azaltarak, Maastrich kriterlerinde konu olan yüzde 60 sınırının altına düşürmesi, mali disiplinin önemli bir başarısıdır. Buna rağmen Türkiye’nin dış borçlarının 367.3 milyar dolara yükselmesi, daha da önemli bir başarısızlık ve yeni sorundur.



Üç nedenle Türkiye’nin dış borçları daha önemli bir sorundur.
1) İç borçlar, milli gelir içinde transferlere neden olur. Eğer reel faiz oranı yüksek ise devletten özel sektöre, tersine reel faiz eksi ise özel sektörden devlete kaynak transferi olur. Buna karşılık dış borçlar yurt içine kaynak girişine, faiz ve anapara geri ödeyince de kaynak çıkışına neden olur. Üstelik eğer dış borçlar bizde olduğu gibi, yatırım yapmak ve üretim yapmak için değil de cari açıkları kapatmak için alınıyorsa, geri ödeme halinde kaynak çıkışı fakirleşme getirir.
2) Özel sektörün ve bankaların ve bir yıldan kısa vadeli dış borçları 109.3 milyar dolardır. Parasal sıkılaştırma veya küresel sorunlar nedeniyle bu borçların çevrilmesinde sıkıntı yaşanabilir. Kaldı ki kur artışları da bu borçların maliyetini artırarak, birçok özel kuruluşun sıkıntıya girmesine neden olabilir. Dalgalı kur sistemi olduğu için ani devalüasyonlar olmaz ve fakat TL halen daha değerli olduğu için her zaman kur artışı olabilir. Devalüasyon, sabit veya ayarlanabilir kur rejimlerinin olduğu ekonomilerde, milli paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir. Tersi döviz kurlarının ekonomi yönetimi kararı ile artırılmasıdır.
Dalgalı kur sisteminde ise günlük kur ayarı piyasa tarafından yapılmaktadır. Piyasa tarafından yapılan bu ayarlamalar, bazen sabit ve ayarlanabilir kur rejiminde yapılmış olan devalüasyonlardan daha yüksek oranlı olmuştur. Söz gelimi Türkiye’de 2013 Ağustos ortasında 1.92 lira olan dolar kuru Ağustos sonunda 2.03 liraya çıkmıştır.
3) Öte yandan, iç borçların ödeme sorunu olmaz. Siyasi iktidarlar yetki alarak daha fazla borçlanabilir. Enflasyonla iç borçlar ödenebilir. Oysaki dış borçları ödemek için, ister devlete ait olsun, ister özel sektöre ait olsun, aynı zamanda dövize ihtiyaç vardır. Türkiye döviz yaratamayan, üstelik de her yıl cari açık veren bir ülkedir. Bu anlamda yeni dış borç almak zorlaşırsa, sermaye hareketleri yavaşlarsa döviz sorunu ortaya çıkar ve dış borç ödeme sorunu yaşayabiliriz.
Geçmişte bu sorunu biz ve birçok gelişmekte olan ülke yaşadı. Avrupa halen borç krizinin negatif etkilerini yaşıyor. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (2.10.2013)

 

3.10.2013

ENFLASYON RAKAMLARI AÇIKLANDI

Tüketici fiyatları Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 0.77 oranında artarken, üretici fiyatları yüzde 0.88 artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül ayı Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre TÜFE'de (2003=100) 2013 yılı Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 0.77 artış, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 5.01, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7.88 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 7.32 artış gerçekleşti.

ÜFE, 2013 yılı Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 0.88, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 4.43, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6.23 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 3.58 artış gösterdi. ■ Cumhuriyet, (3.10.2013)

DOLAR, TAHMİN: İŞTE EKONOMİSTLERİN BİR YILLIK DOLAR TAHMİNİ!

Dolar/TL'nin önümüzdeki bir yıl boyunca 2 seviyesinin üzerinde kalması bekleniyor.

Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları, TCMB'nin faiz artışının gündemde olmadığını açıklamasıyla TL'nin önümüzdeki 1 yıl içinde dolar karşısında değer kazanması beklenmiyor.

Reuters anketine katılan 36 ekonomist ve döviz stratejisinin tahminlerinin medyanına göre şu anda 2'nin hemen altında işlem gören Dolar/TL'nin bir ay sonra 2.01, üç ay sonra 2.01, 6 ay sonra 2.02, 12 ay sonra ise 2.02 seviyesinde olması bekleniyor.

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) izlediği gevşek para politikasının bir süre sonra sona ereceği beklentisiyle gelişmekte olan ülke para birimleri son dönemde sert değer kaybetti. Aynı dönemde TL'nin orta vadeli denge değerinden uzaklaşmaması için TCMB döviz satım ihaleleri ve likidite adımlarıyla TL'nin aşırı değer kaybını hafifletse de faiz artışının bir seçenek olmadığını açıklaması TL'nin zaman zaman diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinden daha kötü performans göstermesine neden oldu.

Oyak Yatırım Başekonomisti Mehmet Besimoğlu, "Önümüzdeki 1 yıllık perspektifte 125 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç yükümlülüğü var. Fed'in son yıllarda genişlemeci politikası Türkiye'nin kısa vadeli borçlarındaki artışın da ana sebebi. Ayrıca finanse edilmesi gereken 60 milyar dolarlık cari açık var. Fed stratejisi bu şekilde devam etmeyecek ve bu genişlemeci politika sona erecek, cari açığın da azalması gerekiyor" dedi ve ekledi:

"Bu gelişmeler olurken TL'de değerlenme ihtimali zayıf. TCMB'nin mevcut politikasında enflasyonun altında bir politika faizi ve düşük ortalama fonlama maliyeti var ve TCMB, TL'deki değer kaybına faiz enstrümanlarıyla müdahale etmeyeceğini belirtiyor. Tüm bunlar TL'nin önümüzdeki 12 ayda değer kazanma trendine girmeyeceğini gösteriyor."

TL, dolar karşısında 5 Ekim'de 2.0840'a kadar yükselerek tarihi rekor seviyesini test etti.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, piyasanın TCMB'den faiz artışı beklentisine girmemesi gerektiğini, TL'deki değer kaybını döviz tarafında yapacakları enteresan manevralar ile durduracaklarını belirterek; dolar/TL kurunun yıl sonunda 1.92'ye gerilemesinin sürpriz olmaması gerektiğini söyledi. ■ Dünya, (3.10.2013)

 

4.10.2013

DEĞİŞTİRME HASTALIĞI: ÇALIŞMA HAYATI SİL BAŞTAN DEĞİŞİYOR

Hükümetin hazırladığı yeni istihdam paketinde kıdem tazminatı sil baştan değişirken, kadınların doğum izni en kritik noktayı oluşturuyor. İşveren, kıdem tazminatı fonu kurulmasını isterken, sendikalar “genel grev” tehdidinde bulunuyor.

Hükümet bu kez çalışma hayatına el attı. Kıdem tazminatından, kadının doğum iznine esnek ve uzaktan çalışmaya ve taşeron işçiliğe kadar bir çok madde yer alıyor. Yabancı sermayenin “kaldırın” diye hükümete bastırdığı kıdem tazminatı için hükümet çalışma başlattı. Türk işverenler de dahil yabancı sermaye kıdem tazminatı fonu kurularak, bundan kurtulmak isterken, sendikalar “işçinin kıdem tazminatına dokunulursza genel greve gideriz” diyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “İstihdam paketiyle çalışmalarımızı Ekim’in son haftası Başbakan Erdoğan’a sunacağız” dedi.


20 güne razı olan var
Kıdem tazminatlarının fona devredilmesi konusu yeniden gündemde. Hükümet yurtdışında uygulanan sistemleri mercek altına aldı. Taşeron işçilik ile başlanacak kıdem tazminatı operasyonu için Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından sosyal taraflara yapılan “aranızda anlaşın” çağrısı 3’lü mutabakat ile aşılmaya çalışılacak. İşveren örgütleri, odalar ve işçileri temsilen Hak-İş’in varacağı uzlaşma, Kıdem Tazminatı Fonu çalışmalarının toplumsal tabanını oluşturacak. Çalışanların yüzde 90’a yakının tazminatlarını alamadığına dikkat çeken Çelik, “İşveren bizi kıdemden kurtar diyor. İşveren kıdem tazminatı yıllık 15 gün üzerinden, işçiler 30 günden hesaplansın istiyor, ancak, 20 güne razı olan bir işçi sendikası da var” dedi.
Yeni kıdem tazminatı düzenlemesiyle ilgili olarak en çok merak edilen konu, mevcut hakların korunup korunmayacağıyla ilgili.Öncelikle belirtelim, mevcut kıdem tazminatı ile ilgili haklar “mevcut işverenin sorumluluğuna bırakılarak” korunuyor. Ancak, düzenleme yapılırken “fona aktarma yönünden” işverenlerin yükü de göz önüne alınacak.Halen çalışmakta olanların, kıdem tazminatı fonuna geçmesi, işverenlere ciddi bir yük getirebilecek. Bu nedenle, birikmiş kıdem tazminatlarının bireysel kıdem tazminatı hesabına aktarılması konusunda, işveren ve işçinin özellikle de “işverenin rızası” önemli. İşverenin buna yanaşmaması durumunda, yasadan önceki kıdem tazminatının muhatabı, “işveren” olacak. Kıdem tazminatı ile ilgili fonun bütçe kapsamı dışında tutulması suretiyle, işçinin kıdem tazminatına ayrı bir güvence sağlandığı belirtiliyor.


10 yıllık zaman aşımı

Yeni kıdem tazminatı düzenlemesiyle ilgili olarak en çok merak edilen konu, mevcut hakların korunup korunmayacağıyla ilgili. Öncelikle belirtelim, mevcut kıdem tazminatı ile ilgili haklar “mevcut işverenin sorumluluğuna bırakılarak” korunuyor. Ancak, düzenleme yapılırken “fona aktarma yönünden” işverenlerin yükü de göz önüne alınacak.Halen çalışmakta olanların, kıdem tazminatı fonuna geçmesi, işverenlere ciddi bir yük getirebilecek. Bu nedenle, birikmiş kıdem tazminatlarının bireysel kıdem tazminatı hesabına aktarılması konusunda, işveren ve işçinin özellikle de “işverenin rızası” önemli. İşverenin buna yanaşmaması durumunda, yasadan önceki kıdem tazminatının muhatabı, “işveren” olacak.

Promosyonda dağ, fare doğurdu
Emeklilere promosyon ödenmesi konusunda kamu bankalarıyla yapılan görüşmelerde bankalar kişi başına 70 lira ödemeyi kabul ederken, pazarlık sürüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Burada bir şey çıkacak, bir şey çıkaracağım” dedi ancak bir maaş tutarında promosyonun söz konusu olamayacağını, çünkü 10 milyon emekli bulunduğunu söyledi. Bakan Çelik’in sayıları on milyon kişiye yaklaşan emeklilerin merakla beklediği maaş promosyonu konusunda kamu bankalarının genel müdürleriyle yapılan görüşmelerde ilerleme sağlandı.

Aylık promosyon 5.5 TL
Vakıfbank ve Ziraat Bankası ile emekliye promosyon verilmesi görüşmelerinin olumlu geçtiğini söyleyen Çelik, “Vakıfbank yıllık azami 60-70 lira verebileceğini söyledi. Bu da aylık 5.5 TL’ye geliyor. Ziraat ise biraz daha fazla verebilir ama öyle bir maaş falan söz konusu değil” Emeklilere ödenen yıllık 120 milyarlık maaş ödemesinde kamu bankaları yüzde 80’lik paya sahip. ■ Yeniçağ, (4.10.2013)

 

MUHALEFET: NİSAN'DA MHP'NİN BAŞINA YUSUF HALAÇOĞLU!

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu tanıyorsunuz, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve MHP'nin Kayseri Milletvekili ve de yeni grup başkan vekilidir.

Tayyip Erdoğan'ın onu AKP'den mebus yapmak için yaptığı ısrarları yakından biliyorum ki Halaçoğlu o teklifleri Alpaslan Türkeş'in küçük oğlu Ahmet gibi kabul etmek yerine elinin tersiyle itmiştir.

Hadi itiraf edeyim bugüne kadar Yusuf Halaçoğlu ismini Ulusal Kanal'daki programıma çıkarmanın dışında görmezden geldim zira kendine rakip gördüklerini siyaseten yok eden Bahçeli'nin gazabına uğrasın istemedim.

Peki niye mi şimdi?

Yusuf bey, Bahçeli'ye rağmen partili milletvekillerin oyları ile grup başkan vekili oldu da ondan!

Dahası, 29 Mart'taki mahalli genel seçiminde hüsrana uğrayacağı kesin olan Bahçeli'nin yerine adaylığa teşvik etmek için.

Aktaracağım bilgiler tememni ya da duyum değil kesin bilgidir.

MHP'nin içinde kıyametler kopuyor ve tamı tamına 42 milletvekili artık açıktan Bahçeli'yi daha fazla taşıyamayız noktasında. Dolayısı ile 30 Mart sabahı MHP'de deprem var.

MHP'deki liderlik raporuma gelince:

Kendini destekleyenleri sürekli yarı yolda bırakan Koray Aydın artık ümitsiz vak'a, bugünlerde Hacda olan Meral Akşener ise Bahçeli'den ziyade ne hikmetse Tayyip'ten ödü kopuyor ve adaylığı ağzına alamıyor, Prof. Ümit Özdağ'ın handikapı meclis dışında olması. Tuğrul Türkeş fırsat kolluyor ama desteği yok. Sinan Ogan için söylenen handikap ise Azeri olması. Yusuf Halaçoğlu ismi bu tabloda en makul isim olarak öne çıkıyor. ■ S. Önkibar, Aydınlık, (4.10.2013)

YABANCI SERMAYE: ÜLKER'E YABANCI ORTAKLAR GELDİ

 

Yıldız Holding, Ülker'deki payının yüzde 20'sini borsada yabancı kurumsal yatırımcılara sattı. Hisselere 44 yabancı kurumdan 1.3 milyar dolarlık talep gelirken, bu talebin 431 milyon dolarlık kısmı karşılandı. İşlemin ardından Ülker'in halka açıklık oranı yüzde 22'den yüzde 42'ye yükseldi.

Yıldız Holding’in amiral gemisi Ülker, 2010 yılında başladığı yeniden yapılandırma çalışmalarını tamamlayarak yüzde 20 hissesini daha Borsa’da dolaşıma soktu. Bir süre önce Ülker’deki payının yüzde 10’luk bölümünü yabancı kurumsal yatırımcılara satacağını açıklayan Yıldız Holding, gelen yoğun talep üzerine ve piyasa likiditesinin artırmak amacıyla, satış oranının yüzde 20’ye çıkardı.

“Hızlandırılmış talep toplama” yöntemiyle gerçekleştirilen satışta hisse fiyatı 12.60 TL olarak belirlendi. Satıştan elde edilecek 431 milyon dolarlık gelir, başta Gözde Girişim olmak üzere Yıldız Holding’in diğer mevcut yatırımlarında kullanılacak.

Yurtdışı yatırımcılardan gördükleri ilginin dikkate değer olduğunu kaydeden Ülker CEO’su ve Yıldız Holding Gıda ve İçecek Grubu Başkanı Mehmet Tütüncü, “İki yıl önce hissedarlarımıza Ülker hissesindeki likiditeyi artıracağımıza dair taahhütte bulunmuştuk. Şimdi bu taahhüdü yerine getiriyoruz. Satış tamamlandığında Ülker hissesindeki günlük işlem hacminin 10 milyon doların üzerinde oluşmasını bekliyoruz. Çok müspet ve beklenenin üzerinde bir taleple karşılaştık” dedi.

44 YABANCI YATIRIMCI

Karakaş, “Yüzde 10 olarak başladığımız işlemi, gelen yoğun talep doğrultusunda yüzde 20’ye çıkardık. Dünyanın en büyük kurumsal yatırımcılarının 44’ü toplam 1.3 milyar dolarlık talep oluşturdu. Bunun ancak üçte birini karşılayabildik” dedi.

Daha önce Ülker’in yüzde 22’sinin halka açık olduğunu hatırlatan Tütüncü, “Ancak hissedarlarımızın yarıya yakını hisseleri çok uzun zamandır elinde tutuyordu. Bu da hissenin işlem görme oranını kısıtlıyordu. Bu satış sonunda Ülker’in halka açıklık oranı yüzde 42’ye çıkacak. Artan likidite ile büyük kurumsal yatırımcılar da Ülker hissesini alabilecekleri için, hisse değeri, şirketin gerçek performansını gösterecek seviyeye ulaşacak” şeklinde konuştu. … ■ Hürriyet, (4.10.2013)

 

5.10.2013

ÖZELLEŞTİRME: ‘ÖZELLEŞTİRMEDE YARGIYA BY-PASS’A İPTAL GELDİ

 

Anayasa Mahkemesi (AYM) özelleştirmelerde yargıyı by-pass eden düzenlemeyi iptal etti.

26 Nisan 2012’de çıkarılan 6300 sayılı kanunla özelleştirme işlemlerine yönelik yargı kararlarının uygulanmaması konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilmişti. Bakanlar Kurulu da 12 Haziran 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan kararıyla Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş’nin, Kuşadası Limanı’nın, Çeşme Limanı’nın, SEKA Balıkesir İşletmesi’nin özelleştirilmesi ve TÜPRAŞ’ın yüzde 14 oranındaki hissesinin satılması işlemlerini iptal eden yargı kararlarıyla ilgili olarak geriye ve ileriye yönelik herhangi bir işlem tesis edilmemesini kabul etmişti. Kamu zararı oluşması nedeniyle özelleştirmenin iptalini öngören mahkeme kararları hükümet tarafından hükümsüz hale getirilmiş ve yargı by-pass edilmişti.
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi iptal kararını Hürriyet’e şöyle değerlendirdi: “Karar son derece doğru. Birçok özelleştirme ihalesi sonrası yatırımcılar tarafından yapılan yatırımlar dikkate alınarak yargının iptal kararlarına ‘fiili imkansızlık’ gerekçesiyle uyulmadı. Anayasa’ya göre yargı kararlarına yasama, yürütme ve yargı organları uymak zorundadır. Ortada bir yargı kararı varken, by-pass edilmesi yönündeki kanun çok açık şekilde Anayasa’ya aykırıdır. Eğer ortada filii bir imkansızlık varsa, fiili imkanlığı değerlendirecek olan da yargıdır. Bakanlar Kurulu’nun yargı kararını ortadan kaldırma, by-pass etme yetkisinin olmaması gerekir.”

İşte iptal edilen düzenleme

AYM’nin iptal ettiği bölüm şöyle: “Özelleştirme işlemlerinin tüm sonuçlarıyla tamamlanmış bulunması, kuruluşları devralanlarca yatırım, istihdam ve her türlü hukuki, ticari ve mali tasarruflarda bulunulması nedeniyle oluşacak fiili imkansızlık karşısında geri dönülemeyecek bir yapının ortaya çıkması halinde yargı kararlarının...” ■ Hürriyet, (5.10.2013)

RTE, KARŞIDEVRİM: ANDIMIZ ÜZERİNDEN YÜKLENDİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2 günlük ziyaret için geldiği Adana'daki toplu temel atma töreninde konuştu. Erdoğan 'Türküm doğruyum' bölümünü anımsatarak "Doğruyum dediler Türkiye'yi yolsuzluklara boğdular" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2 günlük ziyaret için geldiği Adana'daki toplu temel atma töreninde yaptığı konuşmada, iktidara geldiklerinde ülkenin borç yükü altında olduğunu; ANAP, DSP ve MHP'den devraldıkları Türkiye'nin borcunu bitirdiklerini, faize giden paranın şimdi halkın cebinde kaldığını söyledi. Rakamlar verdikten sonra, "Buraya gelip milliyetçilik, ulusalcılık nutku atanlar borçlandı, biz ödedik" dedi. Demokratikleşme paketinden söz ederken de, MHP'nin eleştirilerine cevap vererek okullarda her sabah okunan andın milliyetçilik olmadığını, asıl milliyetçiliğin modern eğitim olanakları yaratmak olduğunu savundu. Andın 'Türküm doğruyum' bölümünü anımsatarak "Doğruyum dediler Türkiye'yi yolsuzluklara boğdular" diye konuştu.

Sık sık Rabia ve Esma sloganları atılan mitingde Başbakan da alandakilere Rabia'yı, Esma'yı unutmadıklarını, unutturmayacaklarını söyledi. ■ Cumhuriyet, (5.10.2013)

ENERJİ, DIŞ BAĞIMLILIK: ENERJİMİZİN YÜZDE 72′Sİ DIŞARIDAN GELİYOR

Türkiye'nin enerji bağımlılığı her geçen gün artıyor...

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Biz petrolün yüzde 90′ını ithal eden bir ülkeyiz. Toplam enerjisinin de yüzde 72′sini yurt dışından sağlayan bir ülkeyiz. Bu yüzden ham petrol fiyatında yaşanan her artış Türkiye’deki enflasyon rakamlarını olumsuz etkiliyor” dedi.

Moskova’da nükleer mühendislik eğitimi alacak öğrencileri Bakanlıkta kabul eden Yıldız, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Yılız, bir basın mensubunun, bugün açıklanan eylül ayı enflasyon rakamlarında en çok artışın kok kömürü ve rafine ürünlerinde yaşandığını hatırlatması üzerine, siyasi istikrarsızlığın Türkiye’yi olumsuz etkilediğini söyledi.

Yaşanan siyasi istikrarsızlığın dünyadaki arz ve talep güvenliğini büyük ölçüde tehdit etmediğini ifade eden Yıldız şunları kaydetti:

“Dünyada günde kullanılan 90 milyon varillik rakam değişmediği halde, Mısır’daki üretimin buna çok büyük katkısı olmadığı halde, Suriye’deki üretimin yalnızca kendi tüketimini karşıladığı halde, Mısır ve Suriye’deki siyasi istikrarsızlıklar ham petrolün fiyatını yüzde 10 civarında artırdı.

Biz petrolün yüzde 90′ını ithal eden bir ülkeyiz. Toplam enerjisinin de yüzde 72′sini yurt dışından sağlayan bir ülkeyiz. Bu yüzden ham petrol fiyatında yaşanan her artışının Türkiye’deki enflasyon rakamlarını olumsuz etkileyeceğini ve Mısırdaki bu yalnızca bir aylık yükünün Türkiye’ye 300 milyon dolar civarında olduğunu söylemiştim.

Yalnızca bununla bitmiyor çünkü biz petrol ve ürünlerini dövizle alıp lira ile satan bir ülkeyiz o açıdan döviz fiyatlarındaki artışlar, FED kararları ve uluslararası konjonktür bunu bu hale getirdi.

Biz gerek kömür gibi hem Türkiye’de ürettiğimiz hem de ithal ettiğimiz kaynakların, ham petrol gibi kaynakların uluslararası borsa fiyatlarının bizi yakından ilgilendirdiğini bu vesileyle belirtmek isterim. İnşallah siyasi istikrarsızlar çevremizde bittiği takdirde eski rakamlarına doğru büzüleceğini ve o köpüklerin alınacağı kanaatindeyim.” ■ Sözcü, (5.10.2013)

 

6.10.2013

BİLİM, ÜNİVERSİTELER: BEŞ TÜRK ÜNİVERSİTESİ İNGİLTERE'NİN EN İYİLER LİSTESİNDE

İngiliz Times Higher Education (THE) Kurumu'nca açıklanan "Dünyanın En İyi 400 Üniversitesi" sıralamasına, 5 Türk üniversitesi de girdi.

 

Dünyanın yükseköğretim alanındaki öncü yayınlarından İngiltere merkezli THE Kurumu ''Dünyanın En İyi 400 Üniversitesi 2013-2014 Sıralaması''nda Kaliforniye, Harvard ve Oxford üniversiteleri ilk 3 sırada yer aldı.

İlk 200'de Türk üniversitelerinden 199'uncu sırada yer alan Boğaziçi Üniversitesi bulunuyor. İTÜ ve ODTÜ, 201-225 aralığında yer alırken, Bilkent Üniversitesi 226-250, Koç Üniversitesi ise 276-300 aralığında bulunuyor.

THE, Sanat ve İnsani Bilimler, Tıp, Mühendislik ve Teknoloji, Doğa Bilimleri, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri gibi çeşitli alanlarında da dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesini hazırladı.

Bu bilim dallarından Mühendislik ve Teknoloji alanında sıralamaya Türkiye'den giren tek yükseköğretim kurumu, Bilkent Ünversitesi oldu. Bilkent Üniversitesi, bu alanda dünyanın en iyi 98'inci üniversitesi olarak yerini aldı. ■ Cumhuriyet, (6.10.2013)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura