Diğerleri > Sis Çanı
03-09-2014
NELER OLDU 1-6 AĞUSTOS 2014 (Kaynak kullanımı, Dolar, sanayi, eğitim, yabancı sermaye, seçimler, enflasyon, borçlanma, ticaret, bankacılık, yabancıya toprak)

Cihan Dura

3.9.2014


1.8.2014

KAYNAK KULLANIMI, AOÇ, RTE: HER ŞEY 'BAŞKAN' İÇİN

Yargının durdurma kararlarına rağmen AOÇ arazileri talan edilerek yapılan yeni Başbakanlık binası için askeri havaalanı VIP havaalanına dönüştürülecek.

Ankara Söğütözü’nde milyonlarca TL harcanarak yapılan yeni Başbakanlık binasının ardından, binaya ulaşımın rahatlatılması için bu kez de VIP havaalanı gündemde. Etimesgut’taki Askeri Havaalanı’nda başbakan, cumhurbaşkanı ve yabancı konuklar için kullanılmak üzere VIP havaalanı yapılması için proje hazırlandı.

Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazileri talan edilerek ve yargının durdurma kararlarına rağmen yapılan Başbakanlık binasının inşaatı büyük ölçüde bitti. Binanın önümüzdeki günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından açılması planlanıyor. Proje aşamasından itibaren kamuoyunun gündeminden düşmeyen bina ile ilgili yargı kararları da görmezden gelinmişti. Ankara 11. İdare Mahkemesi, kampusun yapıldığı arazinin SİT statüsünün kaldırılmasına ilişkin işlemleri iptal etmişti. Ankara 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ise inşaatın devam etmesinde sakınca olmadığına karar vermişti. Binayla ilgili çalışmalar son aşamasına geldi.

‘Yapılaşmaya açılırsa ekosistem zarar görür’

Başbakanlık binasıyla ilgili tartışmalar bitmeden, Ankara’nın gündemine yeni bir proje daha girdi. Söğütözü’ndeki binaya ulaşımın rahat sağlanması için bu kez VIP havaalanı projesi geliştirildi. Cumhuriyet’in edindiği bilgilere göre, Etimesgut Askeri Havaalanı’nda yapılması planlanan VIP havaalanı ile ilgili süreç şöyle gelişti:

2011 yılında Ankara Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı’nın Eskişehir’e bağlı Sivrihisar’da konuşlanması planı hazırlandı. Plana göre aynı bölgedeki Kara Havacılık Komutanlığı da Isparta’ya taşınacaktı. Planın ardından emlak değeri çok yüksek olan boşaltılan arazilerin yapılaşmaya açılması gündeme gelmişti. ■ Fırat Kozok, Cumhuriyet, (1.8.2014)

DOLAR 2.15'İ AŞTI

ABD ekonomisinde büyümenin beklentileri aşmasıyla tırmanışa geçen, yeni güne de son bir ayın en yüksek düzeylerinden başlayan dolar 2.15 lirayı da aştı.

Küresel bazda güçlenerek güne bir ayın en yüksek düzeyinden başlayan dolar, 2.15 lirayı da aşarak 1.5 ayın en yükseğine çıktı.

Avrupa para birimi euro da 2.88 lira dolayında hareket ederken, yarı yarıya dolar ve eurodan oluşan döviz sepeti de yeniden 2.50 düzeyini aştı.

Analistler, piyasaya bugün öğleden sonra açıklanacak ABD Temmuz ayı tarım dışı istihdam ve işsizlik verilerinin yön vereceğine işaret ediyor.

ABD'de açıklanacak verilerin, ABD ekonomisinin tahminlerden daha iyi durumda olduğunu göstermesi durumunda liradaki değer kaybının artması bekleniyor.

"PİYASALARDA SEÇİMLERİN GERGİNLİĞİ VAR"

DHA'nın sorularını yanıtlayan Ekonomist Güldem Atabay, kurdaki yukarı yönlü hareketin en önemli sebebinin ABD'den gelen verilerle, ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz artırım sürecine girmiş olması olduğunu belirtti.

Atabay, TL'nin değer kaybedeceğinin beklentiler arasında olduğuna dikkat çekerek, "Piyasalarda seçimlerin getirdiği bir gerginlik de var" dedi ve şöyle devam etti:

"İlk turda seçilen Erdoğan, 'bu kadar güçlü bir liderin neler getireceği', ya da ve 2. Erdoğan seçilirse 'kim başbakan olacak' olacak soruları piyasalarda baskı yaratıyor. Bütün bunların içinde Arjantin ekonomisinin temerrüte düşmesi var. FED enflasyona da dikkat etmeye başladı. Önümüzdeki dönemde, ABD'de büyümenin kuvvetlendiği, enflasyonun baskı yarattığı veriler dikkat çekecek. Bu da Türkiye için kötü olacak. Önümüzde ki 8-9 ay için FED'in faiz artırımı kaçınılmaz olacak." ■ Cumhuriyet, (1.8.2014)

 

2.8.2014

SANAYİ’DE ÇARKLAR DURUYOR

İmalat sektörünün aldığı yeni siparişler beş yılın en keskin düşüşünü kaydediyor. Üretim ve bekleyen işler azaldı

“İmalat sanayiinde zayıf seyir devam ediyor” diyen HSBC Türkiye Ekonomisti Melis Metiner verileri şöyle yorumladı: Alınan yeni mal siparişleri üç aydır, ihracat için alınan yeni siparişler de iki aydır düşmekte. Temmuz ayında bekleyen siparişleri ve girdi alımları endeksleri de 50 seviyesinin altında kaldı. Şirketlerin ileriye dönük beklentileri hakkında fikir veren yeni siparişler eksi envanterler göstergesi 2012 yılının Mart ayından beri en düşük seviyede.

Sanayide yavaşlama belirginleşiyor. İmalat sanayi satın alma yöneticisi endeksi (PMI) 63 ayın en düşük düzeyinde. Yeni siparişlerdeki düşüş de hızlandı. Türkiye imalat PMI endeksi temmuz ayında 48.5’e gerileyerek sektörün art arda ikinci ayda da daraldığına ve üçüncü çeyreğe küçülerek başladığına işaret etti. İmalat sektörünün aldığı yeni siparişler yaklaşık üç yılın en keskin düşüşünü kaydederken buna paralel olarak üretim ve bekleyen işler de azaldı.

Markit tarafından HSBC için hazırlanan imalat sanayi satın alma yöneticisi endeksi (PMI) haziran ayındaki 48.8 seviyesinden 48.5’e gerileyerek Nisan 2009’dan bu yana en düşük değeri aldı. Endekste 50’nin üzeri seviyeler büyümeye, altı ise daralmaya işaret ediyor. İmalat sanayinin aldığı yeni siparişlerdeki daralma hızlanarak üçüncü ayına girerken beş yıldır ilk defa bu kadar uzun bir süredir aralıksız düşüş kaydetti. Haziran ayında 47.7 değerini alan endeks temmuzda 46.5’e geriledi.

Yeni ihracat siparişlerindeki daralma ikinci ayına girmesine rağmen daralma hızı hafifledi. Haziran ayında 47.7 değerini alan ihracat siparişleri endeksi 49.6’ya yükseldi.

Ankete katılan imalatçılar ihracat siparişlerindeki gerilemeyi komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlığa bağladılar. ■ Cumhuriyet, (2.8.2014)

BORÇLANMA, KAMU, ÖZEL: 5 AYDA 69.1 MİLYAR DOLAR DIŞ BORÇ ÖDEYECEĞİZ

Ali Babacan’ın “Borç için 220-230 milyar dolar finansmana ihtiyaç var” diyerek dikkat çektiği kısa vadeli dış borçlarda tehlikeli tırmanış sürüyor. Hazine’ye göre, yıl sonuna kadar 69,1 milyar dolarlık dış borç ödenecek.

Ali Babacan’ın “Borç için 220-230 milyar dolar finansmana ihtiyaç var” diyerek dikkat çektiği kısa vadeli dış borçlarda tehlikeli tırmanış sürüyor. Hazine’ye göre, yıl sonuna kadar 69,1 milyar dolarlık dış borç ödenecek.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 31 Mayıs itibariyle Türkiye’nin 12 ay içinde ödemesi gereken kamu ve özel sektörün kısa vadeli borcunu 169,5 milyar dolar olarak açıkladı. Dış borç verilerini resmi olarak yayımlayan Hazine Müsteşarlığı kamu ve özel sektör Türkiye’nin toplam dış borç verilerini en son mart sonu itibariyle kamuoyuna sundu. Hazine verilerine göre, mart ayı sonunda kamu ve özel sektör birlikte Türkiye’nin toplam 124,7 milyar dolar kısa vadeli dış borç stoku; 1 Mayıs’tan başlayarak 2015 sonuna kadar ödenmesi gereken de 119 milyar 745 milyon dolar kısa ve uzun vadeli dış borcu bulunuyor.

23 milyar dolarlık borç kamuya ait

Hazine Müsteşarlığı dış borç ödeme projeksiyonlarına göre, Türkiye önümüzdeki 17 aylık dönemde kamu ve özel sektör olmak üzere toplam 119,7 milyar dolar dış borç ödeyecek. Bu borcun 69 milyar 125 milyon dolarlık kısmının bu yılın sonuna kadar ödenmesi gerekiyor. Başta kamu bankaları olmak üzere kamu kurumları ve Hazine’nin yılın sonuna kadar 10 milyar 401 milyon dolar; önümüzdeki yıl sonuna kadar da 13 milyar 320 milyon dolar olmak üzere toplam 23 milyar 721 milyon dolar ödenmesi gereken borcu bulunuyor.

Özel sektör 58 milyar ödeyecek

Hazine verilerine göre, 17’de ödenecek dış borçların 96 milyar dolarlık kısmı ise özel sektöre ait bulunuyor. Bu borcun 54,7 milyar dolarını özel bankalar, 32,3 milyar dolarını şirketler ödeyecek. Özel sektörün bu yılın sonuna kadar ödemesi gereken borç tutarı ise tam 58 milyar 724 milyon doları buluyor. Yıl sonuna kadar şirketlerin 17,3 milyar dolar, özel bankaların da 36,7 milyar dolar bulup borçlarını ödemesi gerekiyor.

Kamu borcu arttı, özelin borcu azaldı

Hazine Müsteşarlığı dış borç stoku verilerine göre, Türkiye’nin mart sonu itibariyle toplam 386,7 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Bu borcun 264,9 milyar doları özel sektöre, 117 milyar doları ise kamuya ait. Bu yılın ilk üç aylık döneminde özel sektörün dış borcu yaklaşık 2,1 milyar dolar azalırken, kamuya ait dış borçta 1 milyar doların üzerinde artış olması dikkat çekti.

Babacan’ın borç rakamı farklı

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye’nin 31 Mayıs itibariyle, 12 ayda toplam 169,5 milyar dolar kamu ve özel sektör dış borç ödemesi yapması gerektiğini açıklamıştı. Hazine Müsteşarlığı’nın mart sonu dış borç rakamları üzerinden yaptığı borç ödeme projeksiyonlarına göre ise 1 Mayıs 2014’ten başlayıp 2015 yılı sonuna kadar geçecek yaklaşık 1,5 yıllık sürede toplam 119,7 milyar dolar dış borcun ödenmesi gerekiyor. Hazine Müsteşarlığı’nın bu rakamlarına karşılık Babacan’ın 12 ayda ödenecek borç miktarını 169,5 milyar dolar olarak açıklaması kafaları karıştırdı. ■ Bugün, (2.8.2014)

 

3.8.2014

EĞİTİM’DE KAYNAK KAYBI

Küresel süreçte dünya spekülasyona teslim oldu. Reel ekonomi, reel ekonomide faktör verimliliği unutuldu. Oysa ki bir ekonomide verimlilik üretim kadar önemlidir. Üretim faktörleri olan sermaye, toprak ve emeği dengeli, koordineli ve verimli bir şekilde kullanmak gerekir.
İkinci Dünya Harbi’nden sonra Almanya kısa sürede kalkındı. Buna Erhard Mucizesi denildi. Gerçekte ise mucizeyi yaratanlar Almanya’da var olan eğitilmiş işgücü ve uzmanlardı. Bu uzmanların elinde teknoloji vardı, ABD ve Avrupa yardımları vardı. O yıllarda orduya bütçeden kaynak ayrılmıyordu.
Sovyetlerde de eğitilmiş insan gücü ve teknoloji vardı. Hatta 1961’de uzaya ilk insanı Sovyetler Birliği gönderdi. Ancak o yıllarda, öncesinde ve sonrasında, Moskova’da bir dairede iki-üç aile yaşardı. 1985 yılında Bükreş’te şahit olduğum bir olay beni çok etkilemişti... Demir perde ülkelerinde gıda kıtlığı vardı... Bir tezgahta karpuz dilimlenerek satılırdı. Kuyruğun yarısı bir dilim karpuz alamadan döndü.
Sovyetlerde eğitilmiş iş gücüne rağmen diğer üretim faktörleri yetersizdi ve ekonomi piyasanın itici gücünden yoksundu.
Türkiye’de ne eğitim planlaması, ne de insan gücü ve işgücü planlaması yapılıyor. Birçok sektörde uzman iş gücüne ihtiyaç varken, işletme, sanat, ulaştırma ve çevre gibi yüksek öğrenim mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 15 ile yüzde 20 arasında değişiyor.
Eğitim planlaması ve insan gücü planlaması yapılmalıdır. Ülkemizin ve toplumun ihtiyaçlarına göre bir eğitim sistemi kurulmalıdır. İdeolojik ve popülist amaçlarla kurulan İmam-Hatip liseleri, hem öğrenci açısından, hem de ülke ihtiyaçları açısından kayıptır. Eğitimde bu kaynaklar, orta düzeyde meslek elemanı, ara eleman, teknisyen yetiştirmek için kullanılabilir. Bu takdirde, üniversite önünde yığılma da azalır. Ayrıca üniversite okuyup ta işsiz kalmanın kişiye ve topluma aşağıdaki maliyetleri vardır :
Ülkede kaynak kaybına neden oluyor.. Gençler en verimli çağında işsiz kalınca, ortalama verimlilik düşüyor.
Eğitim için yapılan yatırım, kısmen atıl yatırım haline gelmiş oluyor.
Radikal düşüncelere ve guruplara katılıyor. Sosyal anarşi tırmanıyor.
İnsan gücü planlaması, ülkenin ihtiyacına göre, piyasanın talebine göre, kalite ve vasıfta insan yetiştirmektir... Bu şartlarda hem verim artar... Hem de işsizlik azalır.
Yüksek okullar ve üniversiteler, insan gücü planlamasına göre değil, siyasi tavizler için açılıyor. İşgücü arz ve talebi dikkate alınmadan, kolay ve maliyeti düşük fakülteler açılıyor.
İnsan gücü planlamasını tek başına YÖK yapamaz... Zira, bugün yüksek öğrenimde insan gücü planlaması yapmak için, gelecekte ülkede işgücü arzı ve işgücü talebinin iyi belirlenmesi gerekir. Bunun için de siyasi iktidarın, üretim-yatırım ve istihdam programının olması gerekir. Bugün mevcut siyasi partilerin ve AKP hükümetinin böyle bir yapısal dönüşüm veya sanayileşme programı yoktur.
İnsan gücü planlaması yapılmadığı için bazı mesleklerde işgücü eksiği, bazı mesleklerde işgücü fazlası vardır.
Örneğin, doktor eksiğimiz var... Buna karşılık mühendis fazlamız var. Elektrik ve ziraat mühendisi fazlası var.
Ayrıca Türkiye’de üniversite - sanayi işbirliği gelişmemiştir. 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu, üniversite - sanayi işbirliğini geliştirmede yetersiz kalmıştır. Üniversite - sanayi işbirliği rektörlerin ideolojik bakış açısına takılmaktadır. Bu güne kadar üniversite- sanayi işbirliğinde, ilerleme sağlanmamıştır.Özel sektör de, üniversitelere araştırma desteği sağlamakta cimri davranmıştır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (3.8.2014)

 

4.8.2014

YABANCI SERMAYE: PUTİN'DEN YENİ BEKLENTİ SERMAYE KONTROLÜ

Rusya danışmanları , batının yaptırımlarının artmasının uluslarası rezervleri 100 milyar dolar azaltacağını, bunun da Putin'in sermaye kontrolüne geri dönmesine neden olacağını belirtiyorlar

Rusya devlet başkanı Putin'den yaptırımlara karşı sermaye hamlesi gelebilir.
Tüm dünya ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) Rusya'ya karşı Ukrayna krizi nedeniyle uyguladığı yaptırımların yeni bir Soğuk Savaşın habercisi olup olmadığını tartışırken, gelişmelerin ilk etkisi Rusya'nın 8 yıl önce uyguladığı sermaye kontrollerine geri dönüş olabileceği belirtiliyor. Devlet başkanı Vladimir Putin 2006'da sermaye kontrollerini kaldırarak, Rusya'nın gelişen ekonomiler arasında sınırlarından kısıtlama olmaksızın para akışına izin veren ilk ülkelerden olmasını sağlamıştı. Rus devletine danışmanlık yapan ekonomi kurumları, Ukrayna krizinin derinleşmesinin rubleyi yüzde 15 değer kaybına uğratması veya Rusya'nın uluslarası rezervlerinin 100 milyar dolar azalmasına yol açması halinde, bu sınırlamalar yeniden gündeme gelebilir.

Yeni hamle
Moskova'daki Gaidar Enstitüsü'nden araştırmacı Mikhail Khromov "Serbest para akışının engellenmesi merkez bankasından ziyade politikacıların vereceği bir karar. Bu rusya'nın yaptırımlara cevabı olabilir.

Putin'in ikinci döneminde kaldırdığı sermaye kontrollerinin yeniden benimsenmesi, Rusya ekonomisinin yüzünü tekrar, uluslararası piyasalardan soyutlanmış Sovyet ekonomisine dönmesine yol açabilir. Batı ile ekonomik ilişkilerin kötüleşmesi Rusya'yı savunma hamleleri ile yatırımcı kaçışını engellemeye ve dünyanın 5. büyük rezervlerini sabit tutmaya zorlayabilir.ABD'yi takip ederek Rusya'nın finans sistemine baskı uygulayarak Ukrayna'daki isyancılardan desteğini çekmesini amaçlayan AB, OAO Sberbank ve VTB Bank gibi bankaların Birlik içerisinde hisse ve tahvil satışı yapmasını yasaklayacağını açıkladı.


İstikrar zarar görecek
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon görüşmesinde yaptırımların ikili ilişkiler ve uluslararası istikrara zarar verdiğini söyledi. Ukrayna krizini ele alan liderler iletişimin devamı konusunda mutabakata vardı.

Kremlin'den yapılan açıklamada, görüşmede Rusya ve ABD arasında ilişkilerin farklı boyutlarının ele alındığı, Putin'in Rusya'ya yönelik yaptırımların artırılmasının beklentilerin tersi yönünde sonuçlara neden olacağı, ikili ilişkiler ve uluslararası istikrara da ciddi oranda zarar vereceği uyarısında bulunduğu belirtildi.

Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Philippe Pegorier, Ukrayna krizi nedeni ile Rusya'ya yönelik yaptırımların Avrupa ülkelerinde istihdam açısından önemli sıkıntı oluşturacağını, 1 milyon civarında işsizin ortaya çıkabileceğini söyledi. Ria Novosti'ye konuşan Pegorier, AB liderlerinden işsiz kalacaklara ücretlerini ödemelerini talep etti.

İş ortamının gelişmesinin refah, istihdam ve istikrar getirdiğini, yaptırımların ise iş dünyasını zayıflatarak tüm bu kalemlerde gerilemeye neden olduğunu kaydeden Pegorier, " Eğer biz Rusya'ya vurursak, Rusya ile ticareti düşündüğümüzde biz Avrupa Birliği ve Ukrayna'da istihdama da vururuz. Böylece Ukrayna'da istikrarsızlık artar\'85 " uyarısı yaptı. Rusya'nın siparişleri nedeni ile Almanya'da 300 bin, Fransa'da 100 bin kişiye istihdam sağlandığı bilgisini paylaşan AEB yetkilisi, tüm Avrupa Birliği'nde bu rakamın 1 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekti. ■ Yeniçağ, (4.8.2014)

 

SEÇİMLER: FAZLA BASILAN 18 MİLYON PUSULA

Altı gün sonra yapılacak cumhurbaşkanı seçimi, üç aydır Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) yakın markajında.
Ankara’da sırf bu “misyon” için geçici ofis kiralayan AGİT heyeti, 29 kişiden oluşuyor.
Heyetin 13 kişilik bölümü politika, hukuk, medya, seçim ve kampanya finansmanı alanlarında uzmanlaşmış analistlerden oluşuyor. Kalan 16 kişi ise “uzun dönemli gözlemci” sıfatıyla; Türkiye’nin toplam 10 iline (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kayseri, Konya, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Samsun) dağılmış biçimde çalışmalarını yürütüyor.
Haziranın ilk haftasında bu köşede, AGİT misyonunun “ön analiz” nitelikli ilk raporunu duyurmuştuk. AGİT gözlem sürecinin ikinci etabı olarak yayımlanan 31 Temmuz 2014 tarihli “Ara Rapor”un satır aralarında, çok çarpıcı bir saptama yer almış:

***

- AGİT misyonu, YSK ile görüşmesinde, kayıtlı seçmen sayısını sormuş.
YSK, yurtiçinde 52 milyon 894 bin120, yurtdışında ise 2 milyon 798 bin 670 seçmen olduğu bilgisini vermiş.
- AGİT misyonu bu kez, “Kaç adet pusula bastırıldı” diye sormuş.
YSK’nin cevabı: 73 milyon 849 bin 80 adet oy pusulası olmuş. (Ara Rapor’da YSK görüşmesine dayanılarak bu pusulaların 69 milyon 279 bininin yurtiçi; 3 milyon 70 bin 80’inin yurtdışı; 1 milyon 500’ünün de sınır kapıları için ayrıldığı belirtiliyor.)
- AGİT misyonu, “Bastırılan pusula sayısının yasal temeli nedir” diye sormuş.
Herhalde doyurucu bir yanıt alamamış olmalı ki, raporun 5. sayfasında şöyle bir cümleye yer vermiş.
“YSK’nin basılacak oy pusulasının sayısı ile ilgili kararı net bir yasal temelden yoksundur.”
Sadece bu cümle bile, 10 Ağustos’taki seçimin güvenilirliği konusunda, uluslararası dünyada ciddi bir kuşku doğduğunu kanıtlıyor.
Zira (hesabı ben yaptım) bastırılan 73 milyon 849 bin 80 adet oy pusulasından, kayıtlı seçmen sayısı olan 55 milyon 692 bin 790’ı çıkardığınızda sonuç, 18 milyon 156 bin 290 adet fazla pusula ediyor.
(Yangın, sel, deprem, kaza vs. gibi olağanüstü durumlara karşı her seçimde, fazla pusula basıldığını biz de biliyoruz. Fakat “Bu kadar büyük bir fark ne kadar normal” sorusu meşrudur.)

AGİT, seçim günü gözlemi için AKMP (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi) ile ortak çalışacak. Ve seçimden sonra bir sonuç raporu hazırlayacak.
İyi ki... Yasal temeli ve gerekçesini YSK’nin açıklayamadığı 18 milyonun üzerindeki fazla oy pusulasının akıbetini, yurtdışı oyların nasıl sayıldığını, belki bu vesileyle daha sağlıklı öğrenme olanağımız olacak. ■ Çiğdem Toker, Cumhuriyet, (4.8.2014)

 

5.8.2014

TEMMUZ ENFLASYON’U BEKLENTİYİ AŞTI

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; TÜFE aylık yüzde 0,45 yıllık yüzde 9,32 olarak gerçekleşti. Böylece enflasyon beklentilerin üstünde artarken Temmuz ayı zam şampiyonu sivri biber oldu. Ençok kadın ceketi ucuzladı

Maliyet enflasyonu temmuzda talebin önünde gitti.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Temmuz ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Temmuzda Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 0,45, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yüzde 0,73 arttı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 9,32, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 9,46 oldu. Geçtiğimiz Haziran ayı aylık TÜFE yüzd 0,31 yıllık TÜFE ise yüzde 9,16 olarak gerçekleşmişti. Yıllık TÜFE son 4 ay yüzde 9’un üzerinde kalmayı başardı. Ekonomistlerin yıllık enflasyon beklentileri yüzde 8,9 ile yüzde 9,2 arasında değişiyordu. Temmuzda zam şampiyonu fiyatı yüzde 30,94 artış gösteren sivri biber oldu. … ■ Yeniçağ, (5.8.2014)

 

BORÇLANMA, HALK: VATANDAŞ GIRTLAĞINA KADAR BORCA BATTI

Geçim derdi içerisindeki vatandaşın bankalara borcu, Mart itibarı ile 336 milyar 856 milyon 687 binTL’yi buldu. Takipteki tüketici kredileri 5 milyar 814 milyon 490 bin TL oldu

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın bir soru önergesine verdiği yanıt, vatandaşın bankalara 336 milyar 856 milyon 687 bin TL borcu olduğunu ortaya koydu. MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un soru önergesini; Ali Babacan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan alınan bilgi notuyla yanıtladı. Ahmet Bulut, vatandaşın bankalara olan borçlarını sordu.

Mart 2014 rakamları
Soru önergesini yanıtlayan Ali Babacan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun internet sayfasında yer alan “FİNTÜRK-Finansal Türkiye Haritası” uygulamasından derlenen Mart 2014 itibarı ile gerçek kişilere ait tüketici kredileri, ta
kipteki tüketici kredileri ile bireysel kredi kartlarına ilişkin bilgileri verdi. Ali Babacan’ın verdiği bilgiye göre, gerçek kişilere ait tüketici kredileri 251 milyar 836 milyon 422 bin TL, bireysel kredi kartları 79 milyar 205 milyon 775 bin TL, takipteki tüketici kredileri 5 milyar 814 milyon 490 bin TL olmak üzere toplam 336 milyar 856 milyon 687 bin TL.

6 milyar TL takipte
Ali Babacan’ın verdiği bilgiye göre; takipteki taşıt kredisinin tutarı 250 milyon 600 bin TL, takipteki konut kredisi tutarı 618 milyon 967 bin TL, takipteki diğer tüketici kredileri tutarı 4 milyar 944 milyon 923 bin TL olmak üzere toplam 5 milyar 814 milyon 490 bin TL. ■ Yeniçağ, (5.8.2014)

 

6.8.2014

TİCARET, ARACI, ENFLASYON: ÜRETİCİ, TÜKETİCİ AĞLIYOR PARALAR ARACIYA GİDİYOR

 

Tüm gıda maddelerinde ve özellikle yaş meyve ve sebzede, et ve sütte tüketicinin ödediği fiyat
(1) Üreticinin fiyatı (2) Aracının -toptancının- hal ve nakliye masrafı ile fiyata eklediği kâr payı
(3) Pazarcının, manavın ve marketin satış giderleri ve bozuk-elde kalma riski ile kâr payı toplamından oluşuyor.
Üretici satış fiyatının, emeğinin değerini ve maliyeti karşılamadığından yakınıyor. Ağlıyor. Bu nedenle üretimi artırmıyor.
Tüketici üretici fiyatı ile pazar, manav, market fiyatı arasındaki büyük farkın altında eziliyor.
Herkes dertli
- Üretici dertli. Yaş meyve ve sebzede hava şartları üretimi etkiliyor. Ürünün satışa hazır hale geldiği dönemde talep olmaz ise, ürün tarlada kalıyor veya aracı-toptancı yok fiyatına malı satın alıyor.
Kaldı ki her ürün döneminde ürünün tamamı aynı kalite olmadığından aynı fiyata satılamıyor.
- Aracı-toptancı şikâyetçi. Ulaştırma ve hal masrafları yüksek. Alınan her mal kaliteli değil. Hasarlı mal risk yaratıyor. Her ürüne hemen alıcı bulunamıyor.
- Pazarcı, manav, market alış fiyatının üzerine pazarlama giderlerini yüklemek zorunda. Her gıda maddesi aynı kalitede değil. Bu nedenle fiyat farklılaştırma zorunluluğu var. Elde kalan, raf ömrü biten ürünlerin yükü fiyata bindiriliyor.
Bütün bunlara rağmen üretici fiyatı ile pazar, market fiyatı arasında çok büyük farklar var.



Fiyat 3’e katlanıyor
Örneğin;
- Şimdilerde üretici domatesi tarlada 63 kr’a satıyor.
- Aracı-toptancı domatesi tarladan hale taşıyor. Halde 63 krş. Üzerine 37 kr ekleyerek 1.00 TL’den satışa sunuyor. Pazarcı 1.00 TL’ye aldığı domatesin üzerine 75 kr ekleyerek 1.75 TL’den satıyor. Market ise halden 1.00 TL’ye aldığı domatesin üzerine 1.24 TL ekliyor. Domatesi 2.24 TL’den satıyor. (Bu market fiyatı ucuz market fiyatı. Mahalle arası marketlerde -hatta ucuzcu marketlerde- iyi kalite domatesin kilosu 5 TL’ye satılıyor.)
Sonunda tarladan 63 kr’a çıkan domatesin fiyatı 3.5’e katlanarak tüketiciye ulaşıyor.
- Üreticiden 1.15 TL’ye çıkan sütün market fiyatı 3.06 TL. Tam 2.6‘ya katlanmış durumda.

Sorun aracıda
TZOB her ay üretici ve market fiyatlarını yayımlıyor. 31 Temmuz itibariyle 2013 ve 2014 üretici fiyatlarında dikkati çekecek kadar artış yok. Hatta bazı ürünlerde fiyat gerilemiş.
Demek ki sorun üreticiden markete ulaşırken aradaki fiyat artışının azaltılması.
Carrefoursa Genel Müdürü Mehmet Nane diyor ki, “Bunun çaresi, aracıyı imkân ölçüsünde azaltmaktır. Yaş meyve ve sebzeler aracı zinciri içinde tarladan Carrefoursa’ya en az 72 saatte ulaşıyordu. Tarladan rafa uygulamasıyla hem süre kısaldı. Hem aracı masrafının yükü kalktı. Doğrudan üreticiden mal almaya başladık. Aracı zincirinden 2 basamağı yok ettik. Ürün 36 saatte rafa ulaşıyor. Böylece düşük fiyatla satış imkânı ortaya çıkıyor.

Aracısız ucuzluyor
Örneğin üzüm üreticide 1.40-1.60 TL. Normal zincirde halde 2.0 TL’ye, markette 2.5-3.0 TL’ye satılabilir. Tarladan rafa ulaştırıldığında fiyat 1.5-2.0 TL oluyor. İri boy
Çanakkale şeftalisi tarlada 2.1 TL. Nakliye masrafı kiloda 0.40 TL olduğu halde, halden 3.5-4.0 TL’ye alınabiliyor. Tarladan rafa taşıyınca tüketiciye 3.0-3.5 TL’den satabiliyoruz.”
Görülüyor ki gıda maddelerinde tüketiciyi üzen, perişan eden fiyatlarda üreticinin suçu yok. Ürün üreticiden tüketiciye giderken fiyat en az 3’e katlanıyor. Çözüm, üretici fiyatının üzerine eklenen yükleri
en aza indirmekte. ■ Güngör Uras, Milliyet (6.8.2014)

 

YABANCI SERMAYE, BANKACILIK: TEKSTİLBANK İÇİN REKABET KURULU'NA BAŞVURDU

Industrial and Commercial Bank of China Limited (ICBC), Tekstilbank'ın kontrolünü devralmak için Rekabet Kuruluna başvurdu.

 

Rekabet Kurulunun birleşme ve devralmalara ilişkin duyuruları Kurumun internet sitesinde yayımlandı.

Buna göre ICBC, Tekstilbank'ın kontrolünü devralmak için, NV Bekaert SA, Pirelli Tyre SpA'nın çelik lastik kordu iş kolunu devralmak için, The Blackstone Group L.P de Lombard International Assurance SA ve Insurance Development Holdings AG şirketlerinin kontrolünü devralmak için başvuru yaptı.

Ayrıca, VK Holding AŞ, Türk Hava Yolları AO ve Maslak Otomotiv AŞ arasında ortak girişim şirketi kurularak, Türkiye'de ikamet etmeyen yolcuların satın alarak yurt dışına götürdükleri mallara ödenen KDV'den istisna olan teslimlere ilişkin başvuruda bulunuldu. ■ Milliyet (6.8.2014)

YABANCIYA TOPRAK: EMLAK ALACAK TURİSTE BROŞÜRLÜ DOLANDIRICI UYARISI

MUĞLA’nın dünyaca ünlü turistik ilçeleri Bodrum, Datça, Marmaris ile Fethiye’de yerli ve yabancıların mülk edinirken korsan emlakçılar tarafından dolandırılmamaları için bilgilendirici broşürler basıldı. Broşürlerin turizm büroları ve havaalanları gibi tatilcilerin yoğun olduğu noktalarda dağıtıldığı belirtildi.

 

 

Muğla Valiliği, İl Jandarma Komutanlığı ve emlak Müşavirleri Derneği, kentin turistlik ilçelerinden mülk satın almak isteyen yerli ve yabancıların, korsan emlakçılar tarafından dolandırılmamaları için bilgilendirici 50 bin broşür bastırdı. Uyarı broşürleri turizm büroları ve havaalanlarında dağıtılmaya başlandı.

Muğla Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Ziya Ercan, "Emlak sektörü yaz aylarında hız kazanıyor. Turizm sezonunda bölgemizi her yıl 3 milyon yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor. Ev alan, satan, kiralayan ve yatırım yapan kişilerin tercihi bu dönemde artıyor. Kimsenin zor durumda kalmaması için yaptığımız bu çalışmanın ülke genelinde örnek alınması gerekli. Yıllarca çalışarak birikim yapan kişilerin kandırılmaması ve en önemlisi doğru bir yatırım yapmaları gerekiyor" dedi.

Broşürde, şu uyarılara yer verildi: "Konut almadan önce mutlaka yetkili ve kayıtlı bir emlak müşavirine danışın. Türkiye’de gayrimenkul alabilmeniz için satın alacağınız yerin izni olup olmadığını Tapu Sicil Müdürlükleri’nden öğrenin. Almak istediğiniz konutun imar planı içerisinde konut alanı olarak tescil edilmiş olmasına dikkat edin. Beğendiğiniz gayrimenkulün tapusu yoksa kesinlikle almayın. Tapu üzerinde ipotek, amme alacağı, haciz varsa bu durumlar düzelmeden gayrimenkulü almayın. Katalog ve maket üzerinden pazarlık yapmayın. Gayrimenkulü mutlaka yerinde görün. Alacağınız gayrimenkul bir bina ise belediyeden yapı ruhsatı ve kullanma izni olup olmadığını araştırın. Gayrimenkulün bina deprem yönetmeliğine ve Türk Standartları Enstitüsü standartlarına göre yapılıp yapılmadığını kontrol ettirin. Gayrimenkulü mal sahibi adına satan şahısların noterlikçe verilmiş vekaletnamesi olup olmadığını görün. Gayrimenkulün üzerinde haciz, ipotek ve önceki dönemlere ait borcu olup olmadığını belediye veya Özel İdare İmar Müdürlüğü’nden öğrenin. Belediye mücavir alanları dışında kalan yerlerden gayrimenkul almayın. Noterler de yapılan satış vaadi sözleşmesi tapu yerine geçmez. Bu nedenle tapu almadan kesinlikle ödeme yapmayın. Resmi kayıtlara girebilmesi için Tapu Müdürlüğü’ne Emlakçılar Odası’ndan alacağınız iş takip formu ile gidin. Konut anlaşması yaparken konuşulan ve anlaşmaya vardığınız bütün konuları bir mukavele ile tespit edin. Gayrimenkulün hissedarı olduğu durumlarda tüm hisse sahiplerince satıcıya vekalet verilip verilmediğini öğrenin." ■ Milliyet (6.8.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura