Diğerleri > Sis Çanı
23-02-2015
NELER OLDU 1-6 ARALIK 2014 (tarım, gelir dağılımı, petrol, bölücülük, özelleştirme, enflasyon, yabancı sermaye, sosyal ahlak, tarım, yolsuzluk, bankalar)

Cihan Dura

23.2.2015


 

1.12.2014

TARIM’DA İTHALAT ARTIYOR

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda ithalatın artmaya devam ettiğini bildirerek, “Tarım ve gıda 10 ayda yaptığı ithalat 10 milyar doları aştı” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda ithalatın artmaya devam ettiğini bildirerek, “Tarım ve gıda 10 ayda yaptığı ithalat 10 milyar doları aştı” dedi. Bayraktar, Ocak-Ekim döneminde gıda ve tarımda ithalatın 9.16 milyar dolardan 10 milyar dolara yükseldiğini belirtti. Tarımın milli gelire de önemli katkı verdiğini, gayri safi yurtiçi yüzde 7,4’ünü oluşturduğunu, gıda sanayi, tekstil konfeksiyon sanayi, ulaştırma, ticaret, finans, lokanta ve otel sektörleri başta olmak üzere çok sayıda sektörün de hammadde ve gelirinin önemli bir bölümünü tarımdan sağladığını bildiren Şemsi Bayraktar şunları söyledi: “2014 Ekim ayında 237 milyon 925 bin dolarlık hububat ithal edildi. Bunu 199 milyon 949 bin dolarla yağlı tohum ve meyveler, muhtelif tane, tohum ve meyveler, sanayide ve tıpta kullanılan bitkiler, saman ve kaba yem takip etti. Üçüncü büyük kalem olarak bunları 175 milyon 654 bin dolarla hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar, yemeklik katı yağlar, hayvansal ve bitkisel mumlar izledi.” ■ Yeni Mesaj, (1.12.2014)

GELİR DAĞILIMI: GELİR EŞİTSİZLİĞİ

Zenginliğin artmasına, iletişim ve ulaşımın yaygınlaşmasına rağmen, çözülemeyen en büyük ekonomik sorunlardan biri de gelir eşitsizliğidir. Bu sorun, gelişmiş ve gelişmemiş tüm ülkelerin gündemindedir. Gündemde, ama çözüm bulunamıyor, sadece konuşuluyor. İleri sürülen tekliflerin çoğu, çözüm olmaktan uzak, temennilerden oluşmaktadır.

İlkönce şu gerçeğin altını çizmek gerekir: Gelir eşitsizliğini üreten ve besleyen, dünyaya egemen kılan kapitalizmdir. Ne büyük bir açmaz ve çelişki ki, çözüm yine kapitalizmde aranmaktadır.

Bir hastalığı doğuran mikrop, o hastalığa çare olabilir mi? Kapitalizmde çözüm aramak da böyle bir şeydir. Artık kapitalistler de kabul ediyor ki, gelir eşitsizliği, kapitalizmin doğal bir sonucudur.

Kapitalistler, gelir eşitsizliğinin kesin olarak çözülemeyeceği, ancak biraz olsun giderileceği fikrini benimsemiş durumdalar. Bu konuda teklifleri şudur: Her ülke kendi içerisinde servet vergisi uygulasın. İyi, güzel de bunu hayata geçirecek siyasi güç ve destek nasıl sağlanacaktır? Bugüne kadar hangi ülkede, hangi siyasi irade böyle bir söylemde bulunma cesaretini gösterebilmiştir?

Esasen yapılması gereken, gelir eşitsizliğinin ortaya çıkmamasını sağlamak, yani sorunu kaynağında çözmektir. Bu da ancak ve ancak insanı merkez alan adil bir ekonomi modeli ile mümkündür. O model de ‘Milli Ekonomi Modeli’nden başkası olamaz. Eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine bir ekonomi modeli kurduktan sonra, eşitsizliği yok etmek imkânsızdır.

Fransız ekonomist Thomas Piketty’e göre, “Kapitalizm gelir dağılımını geri dönülmez bir noktaya getirecektir.” Piketty’nin, kapitalizme yönelttiği eleştirilerin beklenenden çok ilgi görmesi, “Marks yeniden doğuyor” yorumlarının yapılmasına yol açtı. Marks’ın yeniden doğması, eşitsizliğe çözüm olabilir mi? Olamaz, nitekim geçmişte de olmamıştı.

Dünyanın en zengin insanı Microsoft’un sahibi Bill Gates diyor ki: “Kapitalizm gelir eşitsizliğini çözemedi, tam aksine daha fazla artırdı.” Çözüm olarak Gates, ‘Milli Ekonomi Modeli’nde ifade edildiği gibi, devletin müdahalesini şart görüyor, aksi halde kısır döngünün kırılamayacağını söylüyor.

Kapitalistler, yapılan eleştirilere şöyle cevap veriyorlar: “Kapitalizm, gelir eşitsizliğinin üstesinden gelemese de, onu daha da kötüleştirmemiş ve insanları fakirleştirmemiştir. Kapitalizmde azınlık bir grup çok zenginleşmiş, çoğunluk ona ayak uyduramayınca eşitsizlik artmıştır. Olay bundan ibarettir.”

Bu savunma, genel durumu aksettirmemektedir. Maalesef, zenginlik ve fakirlik ters orantılı bir şekilde seyretmektedir. Bunun toplumlarda doğuracağı huzursuzluk ve güvensizlik, tehlikeli boyutlara varmıştır. Bu tehlikeli boyut, gelir eşitsizliğinin sıkça tartışılmasına ve gündemde tutulmasına neden olmuştur.

Ne yazık ki, Türkiye, gelir eşitsizliği en bozuk ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Hal böyle iken, yine de Türkiye’de gelir eşitsizliği üzerinde yeterince durulmaması düşündürücüdür. Ondan daha düşündürücü olanı ise, gelir eşitsizliğine temelden çözüm getiren ‘Milli Ekonomi Modeli’ne, mağdurların ve muzdariplerin sahip çıkmamasıdır.

Söz konusu yanlışlar, çelişkiler ve vurdumduymazlık ortamında, gelir eşitsizliği artarak varlığını sürdürüyor. Eğer çözüm adresini görmezden gelirsek, bu çaresizlik içerisinde debelenmemiz kaçınılmazdır. ■ M. Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (1.12.2014)

MİLLÎ İRADE, MECLİS, AHLAK: AKP'Lİ VEKİL KENDİNİ "BAKKAL ÇIRAĞI" GÖSTERİP ERKEN EMEKLİLİĞİ KAPTI

Düzce Milletvekili Osman Çakır, kendini bakkal çırağı gösterip 20 ay erken emekli oldu. Devletten 140 bin lira fazla emekli aylığı aldı... Yaptığı açıklamada ise birçok milletvekilinin kendisi gibi yaptığını söyledi.

Sözcü'den Saygı Öztürk'ün haberine göre Düzce Milletvekili Osman Çakır, "kıyak emeklilik" için kendini, Erzurum’daki öğrencilik yıllarında Düzce’de ‘bakkal çırağı’ olarak çalışmış gibi gösterdi. 20 ay erken emekli olup, 140 bin lira aldı…

AKP’li Osman Çakır’ın, erken milletvekili emekliliği süreci şöyle işledi:

Çakır, Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yaparken, 12 Haziran 2011’de Düzce’den milletvekili seçildi. Ardından, hem milletvekili hem de 7 bin liralık emekli vekil maaşı almak için TBMM Mali İşler Dairesi Başkanlığı’na başvurdu. Kendisine, seçildiği tarih itibarıyla 20 ay daha çalışmış olması gerektiği bildirildi.

BİN 872 GÜN İÇİN 14 BİN 319 LİRA PRİM ÖDEDİ

2 Eylül 1964 doğumlu olan AKP’li vekil, 18 yaşını doldurduğu günü esas alarak, 2 Eylül 1982 tarihinde Düzce’nin Akçakoca ilçesinde o zamanlar bakkaliye olarak faaliyet gösteren Nedim İşgören’in yanında “yardımcı personel” olarak çalışmaya başladığını ve öğretmenliğe başladığı 14 Kasım 1987 tarihine kadar burada çalıştığını beyan etti. Kendisine bin 872 gün karşılığı 14 bin 319 lira geriye dönük prim borcu çıkarıldı.

PARAYI 2 AYDA GERİ ALDI, 18 AY KÅRA GEÇTİ

AKP’li Çakır, bu belgenin düzenlendiği gün, çıkarılan prim borcunu ödedi ve tam 20 ay önce emeklilik hakkı elde etti. Böylece 20 ay erken emekli olarak devletten yaklaşık 140 bin lira fazladan emekli maaşı aldı. Osman Çakır’ın, Akçakoca’da bakkal çıraklığı yaptığını beyan ettiği dönemde ise, Erzurum’da İlahiyat Fakültesi’nde öğrenci olduğu da öğrenildi.

“BAKKAL-ÇAKKAL ÖNEMLİ DEĞİL… BİRÇOK VEKİL YAPIYOR”

SÖZCÜ, AKP’li Osman Çakır’a hakkındaki iddiayı sordu, şu yanıtı aldı: “Bir kanun çıkarılmış. Ben de buna göre milletvekili emekliliğinden yararlanmak için başvurdum. Önemli olan sigorta primlerini yatırmaktır. Yoksa bakkalın-çakkalın yanında sigortalı çalışmışsın çalışmamışsın önemli değil. Önemli olan primlerin yatırılmasıdır. Bir haksızlık varsa ortaya çıkar. Birçok milletvekili de, benim yaptığım gibi yapmıştır.” ■ odatv.com, (1.12.2014)

 

2.12.2014

ALTIN, PETROL: ‘‘DÜN ÇAKILDI BUGÜN ISE...‘‘

Petrol fiyatlarında düşüşün durması ve yönünü yukmarı çevirmesiyle birlikte emtia piyasalarında başlayan toparlanma altın ve gümüşe de yaradı.

Brent petrolün varili yeniden 70 doların üzerine çıkarken, İsviçre referandumunda "hayır" çıkmasının şokuyla 40 dolardan fazla düşen altının ons fiyatı yeniden 1,200 doların üzerine yükseldi. Altına paralel yüzde 12.5 çakılan gümüş de tüm kayıplarını geri aldı.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) geçen haftaki toplantısından üretimi azaltma yönünde karar çıkmaması üzerine hız kazanan düşüşle Brent ham petrolünün varil fiyatı 67.80 dolara kadar geriledikten toparlanmaya başladı. Küresel piyasalarda Brent ham petrolünün varil fiyatı 72 dolara kadar çıktı.

Küresel piyasalarda bir ons altının fiyatı 40 doların üzerinde düşüşle 1,143 dolara kadar geriledikten sonra biraz toparlanarak, haftanın ilk günü 1,155 - 1,157 dolar bandında hareket etti. Emtia piyasalarında petrol ile birlikte gelen toparlanmanın etkisiyle altında artış hızlandı ve New York'ta 1,220 dolara kadar çıktıktan sonra, günün ilk açılan borsası Hong Kong'da 1,210 dolar dolayında istikrar buldu.

Altındaki düşüşün etkisiyle inişe geçen ve yüzde 12.5 düşüşmle 14.48 dolara kadar inen gİnanümüşün ons fiyatı da, emtiadaki toparlanmaya bağlı olarak hızla yükseldi ve New York'ta 16.66 dolara kadar çıktıktan sonra, bugün Hong Kong Borsası'nda 16.30 dolar dolayında hareket etti. ■ Akşam, (2.12.2014)

 

GELIR DAĞILIMI: YOKSULLUK ORANI DEĞIŞMEDI

Türkiye'de kişi başı günlük harcaması, cari satınalma gücü paritesine göre 2,15 doların altında kalan fert oranı 2012'ye göre değişmeyerek yüzde 0,06 seviyesinde gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 Yoksulluk Çalışması sonuçlarını açıkladı.

Türkiye'de kişi başı günlük harcaması, cari satınalma gücü paritesine göre 2,15 doların altında kalan fert oranı 2012'ye göre değişmeyerek yüzde 0,06 seviyesinde gerçekleşti.

Yoksulluk sınırı, cari satınalma gücü paritesine göre 4,3 dolar olarak alındığında ise 2012'de yüzde 2,27 olan yoksulluk oranı, 2013'te yüzde 2,06 oldu.

Buna göre, satınalma gücü paritesine göre yoksulluk oranında önemli değişim gözlenmedi. Cari satınalma gücü paritesine göre 2,15 doların altında kalan fert oranı 2012'ye göre değişim göstermedi.

Yoksulluk sınırı, cari satınalma gücü paritesine göre 4,3 dolar olarak alındığında ise 2012'de yüzde 2,27 olan yoksulluk oranı, 2013'te yüzde 2,06 olarak gerçekleşti.

Cari satınalma gücü paritesine göre 2,15 dolar sınırı itibarıyla kentsel yerlerin yoksulluk oranı 2012 yılına göre değişmedi ve yüzde 0,02 olarak hesaplandı.

Kırsal yerlerdeki yoksulluk oranı geçen yıl yüzde 0,13 olarak tahmin edildi. Söz konusu oran 2012'de yüzde 0,14 olarak belirlenmişti.

Cari satınalma gücü paritesine göre 4,3 dolar sınırı için 2012'de kentsel yerleşim yerlerinde yaşayanlarda yüzde 0,60 olan yoksulluk oranı, 2013'te yüzde 0,64 olarak tahmin edildi.

Aynı yoksulluk sınırına göre, kırsal yerlerde yaşayanların 2012 yılı için yüzde 5,88 olan yoksulluk oranı, 2013'te ise yüzde 5,13 olarak hesaplandı ■ Akşam, (2.12.2014)

YOLSUZLUK, RÜŞVET: BAKANLARIN YÜZDE 5′İ RÜŞVET ALIYOR!

OECD rüşvetin anatomisini çıkardı: En fazla rüşvetin döndüğü alanlar, petrol ve maden, inşaat ulaştırma, iletişim...

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), uluslararası rüşvetin önemli bir kısmının büyük şirketler tarafından verildiğini ve büyük şirketlerin yöneticilerinin bundan haberdar olduğunu bildirdi.

OECD, üye ülkelerle ilgili 400′ün üzerinde yolsuzluk ve rüşvet suçlamasını inceleyerek hazırladığı kapsamlı raporu bugün yayımladı.

Önemli tespitlerin yer aldığı raporda üye ülkelerde, toplam ticari işlemlerin değerinin yüzde 10′u kadar rüşvet alındığı tespitinde bulunuldu. Yine şirketlerin karının yüzde 34,5′inin rüşvete gittiği belirtilen raporda, bununla birlikte rüşvet ve yolsuzluğun tespitinin zor olması nedeniyle bunun sadece “buz dağının görünen bir yüzü” olabileceğine dikkat çekildi.

En büyük rüşvetin devlet tarafından kontrol atlındaki kamu işletmelerinde döndüğü kaydedilen raporda, tahmin edilenin aksine gelişmekte olan ülkelere oranla gelişmiş ülkelerde daha fazla yolsuzluk olduğu bildirildi.

En fazla rüşvetin döndüğü alanlar olarak petrol ve maden (yüzde 19), inşaat (yüzde 15), ulaştırma (yüzde 15) ve iletişim (yüzde 10) gösterildi.

Yine rapora göre kamu şirketlerinde çalışanlar rüşvetin yüzde 27′sini, gümrük çalışanları yüzde 11′ini, sağlık çalışanları yüzde 7′sini, savunma sanayisi çalışanları ise yüzde 6′sını alıyor.

Devlet başkanları ve bakanların yüzde 5′inin rüşvet aldığı tespitinde bulunulan raporda, bununla birlikte bu kişilerin aldığı rüşvetin toplam rüşvet içindeki payını yüzde 11 olduğu bildirildi.

 

En fazla rüşvetin kamu ihalesi almak için verildiği kaydedilen raporda, bunun toplam rüşvet içindeki payının yüzde 57 olduğu, gümrük işlemleri için verilen rüşvetin bu sıralamadaki payının yüzde 12 olduğu, kayırmacı vergi uygulaması ile sağlanan rüşvetin payının ise yüzde 6 olduğu bildirildi.

İncelemeye alınan olayların yüzde 12′sinde şirket genel müdürlerinin, yüzde 41′inde ise yönetici seviyesindeki kişilerin rüşvete bulaştığı belirtilen raporda, uluslararası rüşvetin dörtte üçünün ara bulucular tarafından gerçekleştiği kaydedildi.

Raporda, bu ara bulucuların önemli bir kısmının devlet memuru, yerel satış sorumlusu, pazarlama, dağım şirketi temsilcisi olduğu belirtildi.

OECD raporuna göre, üye ülkelerde şu ana kadar rüşvet ile ilgili 80 mahkumiyet kararı alınırken, 262 kişi veya şirkete ceza verildi.

Açılan rüşvet davalarının yüzde 69′unun cezai müeyyide ile sonuçlandığı belirtilen raporda, 24 ülkede 390 davanın hala sürdüğü belirtildi.

Davaların ortalama 7,3 yıl sürdüğü ifade edilen raporda, en uzun süren rüşvet davasının ise 15 yıl olduğu kaydedildi. Şu ana da kadar rüşvet suçlamasıyla verilen en büyük maddi cezanın ise 1,8 milyar avro olduğu bildirildi.

OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, raporun yayımlanması dolayısıyla yaptığı açıklamada, yolsuzluğun ekonomik büyüme ve kalkınmaya büyük zarar verdiğini belirterek, üye ülkelerde suçluların mutlaka yargı önüne çıkartılıp cezalandırılmasını istedi. ■ Karşı, (2.12.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: SİLOPİ’DE 7 MAHALLEYE KÜRTÇE İSİM VERİLDİ

ŞIRNAK’ın DBP’li Silopi Belediyesi Meclisi toplantısında, 7 mahallenin isimlerinin Kürtçe olarak değiştirilmesine karar verildi. Silopi Belediyesi toplantı salonunda Belediye Başkan Yardımcısı Seyfettin Aydemir başkanlığında toplanan meclis üyeleri, mahalle isimlerinin değiştirilmesi konusunu görüştü. Belediye Başkan Yardımcısı Seyfettin Aydemir ile birlikte 24 meclis üyesinin oyu ile Başak mahallesinin ismi ‘Zap’, Barbaros mahallesinin ‘Herekol’, Yeşiltepe mahallesinin ‘Oramar’, Yenişehir mahallesinin ‘Kobani’, Ofis mahallesinin ‘Faraşin’, Karşıyaka mahallesinin ‘Zağros’ ve Cumhuriyet mahallesinin de ‘Avaşin’ olarak değiştirilmesine karar verildi. ■ Aydınlık, (2.12.2014)

3.12.2014

MİLLÎ İRADE, MECLİS, DEMOKRASİ: SEMERİ KÜÇÜK BULMUŞ ANLAŞILAN...
AKP'li Burhan Kuzu, hızını alamadı, "Anayasa Mahkemesi'ni de kaldırırız" şeklinde basına demeçler verdi.

AKP'nin Anayasa Hukukçusu, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, "seçim barajı kaldırılırsa yok hükmünde sayarız, karar uygulanmaz" dedi. Kuzu işi daha da ileri götürerek, seçim barajının indirilmesi durumunda Anayasa Mahkemesi'ni 'kalsın mı, gitsin mi?' noktasına getireceğini söyledi.

Prof. Dr. Burhan Kuzu, Anayasa Mahkemesi'nin yüzde 10'luk seçim barajını kaldırması durumunda, kararı yok hükmünde sayacaklarını ve uygulamayacaklarını söyledi.

'Haşim Kılıç'ın bu açıklamayı yaptığına inanmak istemiyorum'

Prof. Dr. Burhan Kuzu, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde gerçekleştirilen 'Başkanlık sistemi' konulu konferansın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yüzde 10'luk seçim barajının kaldırılması için yapılan bireysel başvurularla ilgili "Raportör arkadaşlar çalışmalarını tamamladı. Raporda önemli tartışmalar var. Konu hassas olduğu için 'bireysel'de değil de 'genel kurul'da görüşüp 2-3 hafta içinde karara bağlayacağız" şeklindeki açıklamasına ilişkin bir soru üzerine Burhan Kuzu şöyle konuştu:

"Haşim Bey'in bu açıklamayı yaptığına inanmak istemiyorum. Bunu çok kaygılı bir şekilde söylüyorum. Çünkü bir hukukçunun yapacağı açıklama değil bu. Sokaktaki bir vatandaş dese dersin ki adamın içinden böyle geçiyor ama bir Anayasa Mahkemesi başkanının böyle bir yolun hazır olduğunu, yüzde 10'luk barajı kaldıracağız 2015 seçimlerinde uygulanacak gibi böylesine akılları donduran hakikaten vicdanları karartan açıklamasını yok sayıyorum, 'böyle bir şey herhalde olmamıştır' diyorum ama sanki var.

Bir defa bireysel başvuru Anayasa Komisyonu Başkanı olarak bizim dönemde geldi. Doğru bir tercihtir, uygulamada zaman zaman yanlış yapsa da eh hadi şöyle ya da böyle götürdü filan. Çünkü bireysel başvuru isminden belli kişinin mağduriyetini gidermeye yöneliktir. Dava açmışsın kaybetmişsin şu sebep, bu sebep ya 'bir de Anayasa Mahkemesi'ne gideyim İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeden önce' diyorsun. 'Oradan alınan kararla bir yargılamayı tekrar yargılansın' diyebiliyorsun, o yol yoksa tazminata hükmedebiliyorsun veya bir devlet memurunun görevine dönmesi belki bir şekilde sağlanabiliyor ama farkındaysanız hep bunlar ferdi bazda, kişiyle alakalı."

'Kararı yok hükmünde sayarız'

"Açık söylüyorum böyle bir karar çıktığı zaman bu hukuken yok hükmündedir. keenlemyekündür eskilerin tabiriyle, böyle bir şey doğmamış sayılır. Böyle bir karar anayasa Mahkemesi'nden çıkmaz diye düşünüyorum. Akıllarının donmuş olması lazım, bütün şuurlarının durmuş olması lazım. Bir an için şuur kaybına uğramış olmaları lazım böyle bir karar vermeleri için. Bu kadar net konuşuyorum. Ama böyle bir karar verilirse de yok hükmünde sayarız bu karar uygulanmaz.

Hiç kimse vitrinlere oynamasın. Hiç kimse tribünlere oynamasın, kendi konumunu güçlendirmek için bu tür yollara gitmesin. Herkes yasalara anayasa bağlı olarak kararını versin. Bu Anayasa Mahkemesi'ni 'kalsın mı gitsin mi noktasına getirir' tartışmaya sebep olur. Bu kadar net ve bu kadar sert konuşuyorum. Dolayısıyla inşallah böyle bir yanlışa imza atmazlar. Lafta kalır, yanlış bir yorumdur diye düşünürüz."

'Parlamenter modelin adı var, kendi yok'

Kuzu, "Parlamenter modelde kuvvetler ayrımı yoktur. Kitapta 'vardır' denir. Yoktur. Neden yoktur? Çünkü yargıyı bir kenara bırakın, yasama, yürütme ayrımına baktığınız zaman bu modelde yasama yoktur. Adı var, kendi yoktur. Bunu bir Anayasa Komisyonu Başkanı söylüyor size. Dışarıdan göründüğü gibi bir parlamento sistemi yoktur.

Şu gördüğünüz parlamento indir kaldır, başka işe yaramaz. Yürütmeden gelen, başbakandan gelen yasaları kabulden başka bir yetkimiz yoktur. Hükümetin kabul etmediği hiçbir önerge komisyonda ve genel kurulda geçmez. Buradan çıkan sonuç şudur ki, çıkan yasaların yüzde yüzü Parlamenter modelde -Türkiye, Almanya, İngiltere hepsi dahil buna- gelir ve olduğu gibi geçer. Değişiklik sadece hükümetin ve bakanların dediğiyle sınırlıdır" diye konuştu. ■ Hilal Güntülü Pusat Selçuk, Facebook,  (2.12.2014)

 

ÖZELLEŞTİRME: YATAĞAN DİRENİŞİ BÜYÜYOR! HAYDİ BARİKATA

Yatağan’da kritik haftaya girildi, maden ve enerji işçileri mücadeleyi büyüttü. Önceki gece santral önüne barikat kuran işçiler sabaha kadar nöbet tuttu dün de işyerlerini terk etmeme eylemi başlattı

MUĞLA Yatağan’da santralların devir tarihi yaklaştı, işçiler mücadeleyi büyüttü. Önceki gece Yatağan Termik Santralı önünde nöbete başlayan işçiler, direniş çadırını eylem alanına çevirdi. Santralların önüne iş makineleri ile barikat kuran işçiler dün sabah da işyerini terketmeme eylemi başlattı.

Muğla’da Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy termik santralları ile kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı aylardır mücadele eden maden ve enerji işçileri direnişte 442 günü geride bıraktı. Alıcı firmanın işyerlerini devir aldığı yönündeki duyum üzerine işçiler önceki gün saat 22.00’den itibaren hem Yatağan Termik Santralı hem de kömür işletmeleri önünde toplanmaya başladı. Santralın girişine iş makineleri ile barikat kuran işçiler soğuk havaya rağmen sabaha kadar nöbet tutttu. Ateş yakarak ısınmaya çalışan işçileri, aralarında İşçi Partisi ve TGB yöneticilerinin de olduğu birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü yalnız bırakmadı. Dün sabah saatlerinde mesaiye gelen memurlar da işyerlerine sokulmadı. Sık sık “Türk-İş göreve genel greve”, “Asla teslim olmayacağız”, “KİT’ler vatandır satılamaz” sloganlarının atıldığı nöbette halaylar çekildi, kumanyalar hazırlandı. Nöbetten tüm Türkiye’ye seslenen işçiler herkesi Yatağan’daki kamu mallarına sahip çıkmaya çağırdı. İşçiler dün bölgeyi denetlemeye gelen jandarma komutanını da alkışlarla uğurladı.

BARİKATA SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI

Daha sonra santral önünde açıklama yapan Maden-İş Yatağan Şube Başkanı Süleyman Girgin, işyerlerini terk etmeme eylemi başlattıklarını dikkat çekti. 7 Aralık’tan itibaren alıcı firmanın anlaşma gereği işyerlerini teslim alma durumunda kalacağını söyleyen Girgin, dün geceden itibaren de kendilerinin alıcı firmaları işyerlerinde karşılıyor olacaklarını söyledi ve tüm emek dostlarına şu çağrıda bulundu:

“Buradan başta Yatağan olmak üzere tüm emek dostlarını, bütün yurtseverleri, aydınları, sanatçıları, öğrencileri ve tüm emekçileri Yatağan’daki bu barikata sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu barikat yıkılırsa kaybeden sadece Yatağan işçisi olmaz, bu barikat yıkılırsa Türkiye kaybeder. Biz her zaman şunu söyledik. Özelleştirme emperyalist bir saldırıdır, özelleştirme Cumhuriyete saldırıdır. Özelleştirme Türkiye’ye saldırıdır. Bu kavga aynı zamanda Soma’da diri diri gömülen işçinin kavgasıdır. Seyitömer’de ve Van’da işten atılanların kavgasıdır. Ayrıca Gaziantep’te Sütçü İmam’ın da hakkı vardır buralarda, İzmir’deki Hasan Tahsin’in de hakkı vardır. Samsun’dan Kurtuluş Savaşı’nı başlatan Mustafa Kemal’in de hakkı vardır 76 milyonun da hakkı vardır burada.” ■  Behiye Yaraşcı, Aydınlık,  (3.12.2014)

 

4.12.2014

ENFLASYON ‘İNECEK’ DERKEN ‘ÇIKIYOR’

 

2013 Kasım’ından 2014 Kasım’ına gıda maddeleri ve alkolsüz içeceklerde fiyat artışı yüzde 14.37 oranında.
Ailenin harcanabilir geliri son bir yılda yüzde 15 artmamışsa, o aile ne yapabilir?
(1) Varsa başka harcamalarından vazgeçer. Aynı gıda maddelerini ve alkolsüz içecekleri satın almak için yüzde 14.37 fiyat artışını karşılar. (2) Başka harcamalarında kesinti yapamıyorsa, daha az gıda maddesi ve alkolsüz içecek alarak yaşamını sürdürmeye çalışır.
Gerçekçi olalım. Şimdilerde net geliri son bir yılda yüzde 15 dolayında artan kaç aile var? Dar ve sabit gelirli diye adlandırdığımız kesimin toplam nüfustaki ağırlığını hatırlayınız.
TÜİK belirlemelerine göre, toplam hane halkımızın kullanılabilir gelirlerinin % 46.5’i maaş ve ücret geliri, yüzde 18.4’ü emekli geliri. İkisini topladığımızda görülüyor ki halkımızın toplam harcanabilir gelirlerinin yüzde 64.9’u maaş ve ücretler ile emekli gelirlerinden oluşuyor. Bu gelirler enflasyon ve bir ölçüde de gıda fiyatlarındaki artış kadar artmadığında, halkın büyük bölümünün yaşam şartları geriliyor.
Üretici fiyatları artıyor
Tüketici fiyatlarını artıran üretici fiyatlarıdır. Üreticinin fiyatındaki artış er veya geç tüketici fiyatına yansır.
2014 Ekim ayı itibariyle tarım ürünleri üretici fiyatları yıllık olarak yüzde 11.61 artış göstermişti. (Kasım ayı rakamları henüz yayımlanmadı.) Kasım ayı itibariyle yurtiçi gıda ürünleri üretici fiyatlarındaki artış ise yüzde 18.57 oranında.
Açık anlatımıyla, tarım ürünleri fiyatlarındaki ve de işlenmiş gıda ürünleri üretici fiyatlarındaki artışlar henüz tam olarak tüketici fiyatına yansımadı. Ama önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarını artıracak.
Petrole umut bağlamayalım
Petrol fiyatlarındaki gerileme,
doğalgaz fiyatında indirim olasılığı önümüzdeki dönemde enflasyonun aşağıya inmesinde etkili olamayacak.
- Hükümet elektrik ve gaz faturalarının artmaması için doğalgaz zammını uzun süredir geciktiriyor. Sonunda
Botaş’ın zararı 2 milyar TL’ye ulaştı. Doğalgaz faturasındaki ucuzlama tüketiciye yansıyamaz. Olsa olsa doğalgaz ve elektrik zammının oranını biraz azaltır. Elektrik ve doğalgaz zammı olmazsa olmaz zamlardır.
- Petrol fiyatlarındaki gerileme tüketiciye çok az yansıyabilir. Çünkü, akaryakıtta maktu (fiyata göre değişmeyen)
ÖTV uygulaması ve ÖTV üzerine binen KDV yükü var. Ürün fiyatının ucuzlaması, tüketici fiyatına yansıyamıyor. Petrolde tüketici fiyatının aşağıya inmesi ancak nispi vergi uygulaması veya vergiden fedakârlıkla olur ki Hazine böyle bir gelir kaybını göze alamaz.
- Kaldı ki baskı altındaki döviz fiyatları önümüzdeki dönemde büyük olasılıkla yükselişe geçecek. Petrol ve doğalgazda fiyatlar inse de TL maliyetler ucuzlamayacak.
Bu durumda 2015 yılında enflasyonun önemli ölçüde gerilemesinin mümkün olamayacağı anlaşılıyor ise de... Ümit kesilmez... Büyüklerimiz ne demişler: ”Ümit fakirin ekmeği... Ye Memed, ye!..” ■ Güngör Uras, Milliyet, (4.12.2014)

 

YABANCI SERMAYE: YABANCI YATIRIMCI 2,3 MİLYAR DOLAR ALIM YAPTI

Yabancı yatırımcılar, Borsa İstanbul’da 2014 yılının 11 ayında 2,3 milyar dolarlık net alım yaptı.

Borsa İstanbul’un (BİST) açıkladığı verilere göre yabancı yatırımcılar, Borsa İstanbul’da 2014 yılının 11 ayında 2,3 milyar dolarlık net alım yaptı. Kasım ayında ise yabancı yatırımcılar 7.41 milyar dolarlık alım yaparken 6.78 milyar dolarlık satış yaptı. Yabancı yatırımcılar Kasım ayında Borsa İstanbul’da 627.5 milyon dolarlık net alım gerçekleştirdi. ■ Milliyet, (4.12.2014)

 

SOSYAL AHLAK: RANT EKONOMİSİ

Fatih Akın Almanya’da doğup büyümüş bir film yönetmenidir. Türkler’i pis ve çirkin gösteren filmler yapar. Galiba şöyle düşünmüş: 2015 Ermeni Tehciri’nin 100. yıldönümüdür. Nasıl olsa Batı’da Türklük aleyhtarı ürünlere yüksek talep olacaktır. Ben de bir yıl öncesinden “Ermeni kesen zalim Türkler” konulu bir film yapsam, bundan ne biçim şöhret rantı çıkarırım. Haklı da olabilir. Ortada “Bir milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü öldürdük” diyerek Nobel kapmış bir Orhan Pamuk örneği var.

ERMENİ TEHCİRİ

Ermeni Tehciri hepimiz için bir gönül yarasıdır. Bu işin aslını astarını öğrenmek için epey gayret sarf ettim. Zaten baba evimizde “Osmanlı İç Harbi”nin bir bölümü olan tehcirin acı hatıraları, nenem ve babam tarafından anlatılırdı. Anadolu’da muhtelif şehirlerde hizmet etmiş doktor dedemin en yakın çalışma arkadaşları Ermeni tabip ve eczacılarmış. Onların göçe zorlanmaları dedemi ve nenemi çok üzmüş. Belki de bu müessif olayın mahcubiyetinden dolayı, Ermenilerle dostluk kurmaya özen gösterdim. ODTÜ’de Kayserili Mıgırdıç Aslan (Makine Yüksek Mühendisi oldu) ile aynı ranzada yattık. Aile muhitimizde hep Ermeni dostlarımız oldu. Bu, bugün de böyledir. Tehcirin büyük bir facia olduğu inkâr edilemez. Ama bu facianın faili olsalar bile suçlusu Türkler değildir. En azından sadece Türkler değildir. İnsanlık tarihi iç ve dış savaşlar tarihidir. Her savaşta da kan ve gözyaşı vardır.

BU FİLM, BARIŞA HİZMET ETMEZ

Tarihle yüzleşmek gerekçesiyle Türkleri adeta Türk olmaktan utanan bir millet haline sokmanın kimseye faydası yoktur. Bu filmin yapılmış olması yeterince kötüdür. Gösterilmesi Türk-Ermeni yakınlaşmasına değil, uzaklaşmasına sebep olacaktır.

AKIN, ERMENİ ZULMÜNÜN FİLMİNİ YAPSIN, ERİVAN’DA OYNATSIN

Hikâye şudur: Büyük Devletler, Osmanlı Türk Devleti’nin hasta olduğuna ve parçalanmasına karar vermişti. Bunun için uygulanan yöntem de etnik milliyetçiliği kışkırtmaktı. Bunda da başarılı oldundu ve Osmanlı darmadağın oldu. Maalesef, kabak, sona kalan ve Türklerin en yakını olan Ermenilerin başında patladı. Fatih Akın, mademki bu filmi yaptı, şimdi bir tane de Ermenilerin, Ruslarla birlikte Türk ve Müslümanlara yaptığı mezalim üzerine de bir film yapsın. Bunu da önce Erivan, sonra İsviçre ve Fransa’da gösterime soksun.
SON SÖZ: Husumetten çıkan ranttan, sahibine hayır gelmez. ■ Ege Cansen, Sözcü, (4.12.2014)

 

5.12.2014

TARIM: TÜRKİYE’DE 3 MİLYON HEKTAR TARIM TOPRAĞI YOK OLDU

Birleşmiş Milletler 5 Aralık 2014 gününü Dünya Toprak günü ve 2015 yılını da toprak yılı olarak ilan etti. Dünyanın nüfusu bugün 7.2 milyar ve insanlığın barınma, beslenme ve diğer ihtiyaçları nedeniyle başta toprak olmak üzere doğa üzerinde çok ciddi bir baskı söz konusudur. Bugün bir ucundan, 150 km genişliğe yayılmış ve nüfusu 10 milyonları aşan devasa kentler oluşmaya başlamıştır. Doğa bu denli geniş bir nüfus baskısı ve tarım topraklarının amaç dışı kullanımı ile ilk defa tanışmaktadır. Bütün yiyecekler bitkiler üzerinden dolaylı olarak topraktan sağlanmaktadır.

Dünyada insan başına düşen toprak miktarı azalmaktadır. Buna bağlı olarak özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde pek çok insan ( 6 milyar) beslenme sorunu yaşamaktadır. Buna karşın dünyada üretilen gıdaların üçte biri çöpe gitmektedir.

TOPRAK YANLIŞ KULLANILINCA DENGELER YERLE BİR OLUYOR

Toprak, içerdiği besin elementleri ile üzerinde yetişen bitkilerin durak yeri ve beslenme kaynağıdır. Bugün beslenmemizin biricik kaynağı topraktır. Ancak son yıllarda toprağın, yalnızca bitkilerin geliştiği ortam olmanın ötesinde karbon tutulma olduğu da bilinmektedir. Araştırmalar toprakta tutulan karbonun bitkilerde tutulanın iki katı olduğunu gösteriyor. Toprağın yanlış yönetilmesi durumunda milyonlarca yılda toprakta tutulan organik maddenin ayrışması ile karbon hızlı oksidiyona uğruyor. Atmosferin kimyasında önemli değişmelere neden oluyor ve bu gazlardan özellikle CO2’nin miktarındaki artış, iklimi üzerinde olumsuz etki yaratıyor. İklim değişimleri doğrudan ve dolaylı olarak bitki ve toprak üzerinde olumsuz etki bırakmıştır. İklim değişimlerine neden olan atmosferde artan karbondioksit gazının bitkiler (fotosentez) üzerinden toprağa bağlanması son yıllarda bilim çevrelerinin en çok ilgi duyduğu konuların başında geliyor. Bu bağlamda toprağın korunması büyük önem taşımaktadır.

TÜRKİYE SON 40 YILDA 3 MİLYON HEKTAR TARIM TOPRAĞINI AMAÇ DIŞI KULLANIMA AÇTI

BM tarafından kabul edilen 5 Aralık Dünya Toprak günü insan sağlığı ve beslenmesinin biricik kaynağı toprak, günümüzde maalesef arsa veya endüstri malzemesi olarak görülmektedir. Türkiye’de son 40 yılda 3 milyon hektar tarım toprağını amaç dışı kullanıma açılmıştır. Toprağın aynı zamanda karbon depolama organı olarak ilkim değişimlerinin sınırlandırılması açısından, ayrıca dünyanın dengesinin sağlanması bakımından önemsenmesi ve korunması gerekir. Toprak bilimcileri olarak toprağı topluma, geleceği için daha anlatmamız ve yöneticilerin konuya dikkatini çekecek farklı yaklaşımlara yönelmemiz gerekmektedir.

İnsanlığın besin güvencesi olan toprağın daha iyi tanıtılması ve korunması için bilim kuruluşları ve kamu yetkililerinin konu üzerinde ciddiyetle durması gerekir. Kızıldere Reis’in belirtiği üzere “Toprak insana değil, insan toprağa aittir” ifadesi ile toprağın varlığımızı belirttiğini ifade etmek zorundayız. Toprağın hepimizi kucakladığı ve hepimizi beslediği bilinci ile ona daha çok değer vermek zorundayız. Dünya toprak günü nedeniyle toprağın ve gıda güvenliğinin sağlanmasının insanlık için önemini daha iyi tanıtmak ve toprağa sahip çıkmak zorundayız. Toprağı daha iyi anlamak dileği ile.

NE YAPABİLİRİZ?

Dünyanın nüfusu bugün 7.2 milyar düzeyine ulaşmış ve bu sayının önemli bir kısmı yoksulluk ve yetersiz beslenme koşullarında yaşamaktadır. Bu durum toprağa olan ihtiyacı daha da artırmıştır. Bu bağlamda tarımsal toprak kaynaklarının korunmasına özen gösteren alternatif sistemlere geçilmesi, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma adına hepimiz için ön koşul olmalıdır. Kaynak koruyucu tarımsal üretim modellerinin yaygınlaştırılması, yönlendirici politikaların uygulamaya alınması, yasal düzenlemelerin yapılması, teknik elemanların ve üreticilerin eğitilmesi geleceğimiz için önem arz etmektedir. Bu açıdan resmi kurumlar, karar verici merciiler kadar sivil toplum örgütleri, üretici birlikleri ve bizlerin yaşanılabilir bir çevre için bireysel sorumluluk alarak, toprağın korunması sağlanmalıdır. Toprak bir meta veya arsa olarak görülmemeli, tam tersine insanın gıda kaynağı olarak görülmelidir. Ayrıca toprak, iklim değişimlerinin biricik nedeni olan atmosferdeki karbondioksitin yer yüzeyinde tutulmasının en önemli kaynağıdır. Toprakta karbon tutulması dünyanın sürdürülebilirliği ve sağlığı için çok önemli ve eşsizdir.

Sınırlı doğal kaynaklara sahip dünyamızda artan çevre kirliliği faktörleri nedeniyle artık çevreyi temizlemesini bilen yeni teknolojiler ve politikaları geliştirmek zorundayız. Plansız, programsız, basit kâr güdüsü ile hareket etmek yerine, doğayı ve insanı ön plana alan sürdürülebilir bir yaklaşımla hareket etmek daha akılcı ve zorunludur.

Bu bağlamda BM tarafından kabul edilen 5 Aralık Dünya Toprak günü insan sağlığı ve beslenmesi yanında, karbonun depolanması ile dünyanın dengesinin sağlanması bakımından toprağın önemsenmesi ve korunması gerekir. Toprak bilimcileri olarak toprağın topluma insanlığın geleceği için daha iyi anlatılması ve yöneticilerin konuya dikkatini çekebilmek adına yeni yaklaşımlara yönelmemiz gerekir.

Artık insanın üzerinde yaşadığı toprağın felsefi anlamı üzerinde düşünmesi gerekir. Toprağa ait olduğumuzu bilmemiz ve toprağı besin kaynağı olarak görüp, geleceğimizin gıda güvencesi için onu korumamız gerekir. Dünya toprak günü nedeniyle toprağı insanlık için birçok yönden tanıtmak ve ona sahip çıkmak zorundayız. Toprağı daha iyi anlamak dileği ile. ■ Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, odatv, (5.12.2014)

 

YABANCI SERMAYE: TÜRKİYE'YE PARA YAĞIYOR!

Maliye Bakanı Şimşek: Türkiye'ye dönük algı olumluya dönmüş ve Türkiye'ye ciddi bir fon akışı başlamış durumda. Türkiye'ye çok yoğun bir talep var.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'ye ilişkin yatırımcı algısının giderek olumluya döndüğünü belirterek, "İlk defa uzun bir süredir bu kadar heyecan görüyorum. Türkiye'ye ciddi bir fon akışı başlamış durumda" dedi.

Londra'da yabancı yatırımcılarla görüşmeleri sonrasında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Bakan Şimşek, iki gündür her saat başı uluslararası yatırımcılarla bir araya geldiğini anlattı.

Mehmet Şimşek, ilk kez, uzun bir süredir bu kadar heyecan gördüğünü ve Türkiye'ye dönük algının olumluya dönmüş durumda olduğunu belirterek, "Türkiye'ye ciddi bir fon akışı başlamış durumda. Türkiye'ye çok yoğun bir talep var" dedi. ■ Dünya, (5.12.2014)

 

6.12.2014

TÜRKİYE YOLSUZLUK’TA TANZANYA'YI GEÇTİ

Araştırma şirketi Pew'e göre 7 yılda yolsuzluk endişesi 20 ülke içinde yüzde 20 arttı.

Siyasilerin yolsuzluğa bulaşmış olmasının büyük problem olduğunu düşünenlerin sayısı Türkiye'de 2007'de yüzde 37 iken 2014'te yüzde 62'ye yükseldi. Türkiye 25 puanlık artışla Malezya ve Gana'nın ardından Tanzanya'nın önünde yolsuzluk endişesi artışı liginde üçüncü sırada yer aldı.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2014 Yolsuzluk Algısı Endeksi'nde Türkiye en sert düşüşü yaşayan ülke olurken araştırma şirketi Pew Research'ün son karşılaştırması Türkiye'de yolsuzluk endişelerinin en çok arttığı ülkelerden biri olduğunu gösterdi.

Pew anketine 'Liderlerin yolsuzluğa bulaşması çok büyük bir problem' cevabını verenlerin yüzdesinin 2007'den 2014'e en dramatik arttığı ülkelerden biri Türkiye oldu.

20 ülke için yapılan karşılaştırmaya göre Türkiye'de liderlerin yolsuzluğa bulaşmasının çok büyük problem olduğunu düşünenlerin oranı 2007'de yüzde 37 iken 25 puanlık artışla 2014'te yüzde 62'ye çıktı.

2007-2014 arası artışta Türkiye Malezya ve Gana'nın ardından üçüncü sırada yer aldı.

ORTADOĞU’DA ENDİŞE ZİRVE YAPTI

Pew Research'ten kıyaslamayı yapan Jacob Poushter'a göre özellikle Orta Doğu'da yolsuzluk endişesi son 7 yılda muazzam boyutlarda arttı. Poushter Ortadoğu'da yolsuzluğun büyük problem olduğunu düşünenlerin oranının yüzde 71'e yükseldiğini dikkat çekerken Çin ve Meksika'da da bu endişenin gözle görülür bir biçimde arttığını vurguladı.

"Liderlerin yolsuzluğa bulaşması çok büyük problem" diyenlerin oranı

2007(%) 2014(%) Değişim(Puan)
Malezya 28 63 +35
Gana 52 85 +33
Türkiye 37 62 +25
Tanzanya 68 90 +22
Uganda 72 87 +15
Çin 39* 54 +15
Kenya 63 77 +14
Rusya 53 65 +12
Arjantin 75 85 +10
Ukrayna 63 73 +10
Meksika 63 72 +9

* Çin verileri 2008 yılına aittir. ■ HaberAktif, (6.12.2014)

 

BANKALAR: BANKALARA 4 KÖPRÜ PARASI 'MASRAF' ÖDEDİK

Bankaların hizmet gelirleri ile kredi kullandırırken vatandaştan aldığı ücret, 21 milyar liraya ulaştı. Söz konusu tutar 3. köprünün 4 katına, Marmaray Projesi'nin de 2 katından fazlasına karşılık geliyor

Bankaların hizmet gelirleri ile kullandırdıkları krediler nedeniyle vatandaştan aldığı ücret, komisyon ve masrafların tutarı yılın 10 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14.6 artarak 21 milyar liraya ulaştı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, bankaların faiz dışı gelirleri bu yılın ocak-ekim döneminde 2013 yılının aynı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 12 artarak 30.7 milyar liraya çıktı.

Vatandaşların en çok karşılaştıkları masraf kalemleri olan bankacılık hizmetleri ile kredi kullandırılırken alınan komisyonların tutarı ise yüzde 14,6 artış göstererek, 21 milyar lira oldu. Söz konusu gelirlerin toplam faiz dışı gelirler içindeki payı yüzde 69 olarak hesaplandı.

3'üncü köprüden 4 tane yapılabiliyor

Bankacılık hizmet gelirleri ile kredi masraflarının tutarı Türkiye açısından önemli bazı ulaşım projelerinin maliyetleri ile karşılaştırıldığında da ilginç sonuçlar ortaya çıktı.

Buna göre, bankaların 10 ayda elde ettiği 21 milyar liralık gelirle 4 İstanbul Boğazı 3. Köprü Projesi, 2 Marmaray Projesi gerçekleştirilebiliyor.

20 kalemden masraf alınabiliyor

Bu arada bankaların aralarında hesap işletim ücreti, havale ücreti, kredi kartları için yıllık üyelik ücretinin de bulunduğu toplam 20 kalem ürün ve hizmetin dışında kalan hizmetler için ücret talep edemeyeceğini hükme bağlayan BDDK yönetmeliği 3 Ekim'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği ekim ayında elde edilen söz konusu gelirlerin tutarı bir önceki aya göre 1 milyar 535 milyon lira arttı.

'Tüketiciler mağdur ediliyor'

Tüketici Hakları Derneği (THD) Başkanı Turhan Çakar, bankaların aldığı ücret, komisyon ve masrafların tüketicileri mağdur ettiğini belirterek, 20-30 yıl öncesine kadar bugün alınan masraf kalemlerinin adlarının bile anılmadığını söyledi.

Bankacılık hizmetleri üzerinden para alınmasını "açık bir soygun" olarak nitelendiren Çakar, "Ekim ayındaki BDDK düzenlemesine karşın bankalar masrafların adını değiştirerek bu paraları almaya devam ediyorlar" dedi.

Bankaların hangi kalemlerden ne oranda ücret ve masraf alacağının belirlenmesi yetkisinin BDDK'ya verildiğini ifade eden Çakar, özellikle yıllık kart aidatının iadesi konusunda Yargıtay kararları olmasına karşın bu kararların işlemez hale getirildiğini dile getirdi.

Faiz dışında hiçbir gelir kaleminin olmaması gerektiğini savunan Çakar, "77 milyon tüketici bankaların ipoteği altında" değerlendirmesinde bulundu. ■ Dünya, (6.12.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura