Diğerleri > Sis Çanı
24-12-2012
NELER OLDU 1-6 ARALIK 2012 (Tasarruf, ölçüsüzlük, kriz, tarım, yolsuzluk, bölücülük, borçlanma, altın, çevre, yabancı sermaye, özelleştirme)

Cihan Dura

24.12.2012


1.12.2012

HALKIMIZ TASARRUF ETMIYOR, BORCU GELIRININ YARISINDA 

Merkez Bankası’nın dün yayımlanan Finansal İstikrar Raporu’nda yer alan veriler, Türk halkının hâlâ tassarruf eğilimin düşük kalmaya devam ettiğini, kredi sınırlamasına karşılık borçluluk oranının yükseldiğini ortaya koydu. Aşağıda yer alan tablodan izlenebileceği gibi, bu yılın üçüncü çeyreği sonunda borçların harcanabilir gelire oranı yüzde 47.4’ten yüzde 48.1’e çıktı. Gelirlerin yarısı düzeyine yükselen bir borç stoku oluştu.

Kur Ve Faiz Riski Yok:

Hanehalkının tasarruf düzeyi yüzde 7.5. Bu oranın son 5 yıllık ortalaması yüzde 8.8. Borcun atmasına karşılık hanehalkının iki konuda durumu iyi. Biri faiz diğeri de kur riskinin olmaması. Tüketici Kanunu çerçevesinde faizler sabit tutulduğundan faizin artmasından hanehalkı etkilenmiyor. Bireylerin döviz kredisi, dövize endeksli kredi kullanımı da yasaklandı. Böylece tüketici kredilerinde kur riski de ortadan kaldırıldı.

Harcama Nedenleri:

Bu yasaklama ve sınırlamalara karşılık hanehalkı tüketimden vazgeçmiyor, bunun için borçlanıyor ve tasarruflarını artırmıyor. Buna birden çok neden sıralanabilir. [1] Toplumun tüketim isteği zaten yüksek. Hızlı nüfus artışı ve nüfusun genç olması, kentleşmenin devam etmesi gibi demografik özellikler tüketimi destekliyor. [2] Son yıllarda enflasyonla birlikte faiz oranlarının düşmesi ve bankaların kredi kullandırma iştahının artması, bireylere ilk kez borçlanma olanağı kazandırdı. Bu da hanehalkının borçlanarak tüketime yönelmesine yol açtı. [3] Tüketimi destekleyen önemli bir faktör de, kredi kartına taksit olanağının Türkiye’de aşırı biçimde kullanılması. Taksitlendirme, vadeye yayarak ödeme gücünü artırıyor. [4] Geleceğe duyulan güven de tüketimi ve borçlanmayı teşvik ediyor. İstihdam artıyor. Ekonomik ve siyasi stabilite işin ve gelirin devamını olası kılıyor. Geliri ve işi kaybetme korkusunun azalması “kötü günler için birikim yapmayı” gereksiz kılıyor. İnsanlar harcıyor. [5] Sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve sosyal yardımların artması da, bireylerin yaşlılığa hazırlık için tasarruf etmesini zayıflatıyor. [6] Tasarrufları finansal piyasalarda elde edilen gelirler ,geçmişe göre ciddi düşüşler gösterdi. Faizli enstrümanlar ve döviz için bu durum geçerli. Ama halkın finansal varlıklarının yüzde 70’i de bu iki araçta. Getirinin azalması veya negatif getiri, tasarrufa özendirici değil, hatta harcamaya, reel ekonomiye yatırıma zorlayıcı. SONUÇ: “Hayatımız, yaptığımız tercihlerin toplamıdır.” Dr. W. Dwyer ■ Abdurrahman Yıldırım, Haberturk, 1.12.2012

ÖLÇÜSÜZLÜK: ADA’YA DA CAMİ

Çamlıca, Taksim ve Göztepe’den sonra her yerden görülebilecek bir cami de Büyükada’ya yapılacak. Bu caminin talimatını da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan verdi. Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, son gelişmeye ilişkin bugün basın açıklaması yapacak. Adaların en büyük camisi olacağı belirtilen projenin Erdoğan’ın yaz aylarında yaşanan Arap turist akını nedeniyle mevcut camilerin yetersiz kaldığı gerekçesiyle verdiği talimatı doğrultusunda gerçekleşeceği bildirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Müftülüğü ise cami projesiyle ilgili bir çalışmaları bulunmadığını açıkladı. ■ Cumhuriyet, 1.12.2012

(Biz neyin cılkını çıkarmaz, neyi yozlaştırmayız ki! cd)

KRİZ, AB, İŞSİZLİK: AVRO BÖLGESİNDE 18 MİLYON 700 BİN İŞSİZ 

Borç krizinin patlak verdiği 2008’den bu yana ikinci kez resesyonla karşı karşıya olan Avro bölgesinde işsizlik yüzde 11.7 ile yeni rekorunu kırdı. Bölgede işsizlik eylülde yüzde 11.6 idi. Ekimde işsiz sayısı 173 bin artışla 18 milyon 700 bini aştı.

Avrupa’da işsizliğin yüzde 26 ile en yüksek olduğu İspanya’da iş başvurusunda bulunanların oluşturduğu kuyruk her geçen gün uzuyor. Eurostat tarafından açıklanan verilere göre işsizlik oranları Avrupa’nın kuzeyi ile güneyi arasında da derin bir uçurumu ortaya koyuyor. İtalya’da yüzde 11’i aşan işsizlik, Almanya’da yüzde 5.5 seviyesinde seyrediyor. İşsizlik en düşük olduğu Avusturya’da ise yüzde 4.4’ten yüzde 4.3’e düştü. ■ Cumhuriyet, 1.12.2012

TARIM: 3 YILDA 80 BİN TON HAYVAN İTHAL EDİLDİ

Yurtdışından hayvan yemi olarak “sap saman” alımına izin verilmesi ve son 3 yılda 80 bin 830 ton canlı hayvan ithalatının yapılması; AKP döneminde hayvancılığın “ithal yem” ve “ithal hayvanla” yapılmaya başlandığını gösterdi.

AKP hükümeti, iktidarı döneminde tarım ve hayvancılığın geliştiğini ve desteklendiğini savunurken Türkiye’de temel tarım ürünlerinin yurtdışından ithal edilmeye başlaması hükümetin bu tezini yalanlıyor.

MHP Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın hayvancılıkla ilgili soru önergesini yanıtlayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, 2009’dan bu yana Et Balık Kurumu tarafından yapılan ithal canlı hayvan ticaretine ilişkin verileri açıkladı. Bakan Eker, Et Balık Kurumu tarafından Haziran 2012 tarihine kadar son 3 yıl içerisinde toplam 80 bin 830 ton canlı hayvan ithalatı yapıldığını belirtti. Eker, 3 yıldır yapılan canlı hayvan ithalatı kapsamında 523 milyon 940 bin 715 TL ödeme yapıldığını ifade etti. ■ MAHMUT LICALI, Cumhuriyet, 1.12.2012

 

2.12.2012

 

2B ARAZİLERİNİN SATIŞI ARALIKTA BAŞLIYOR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, orman vasfını yitirmiş 2B arazilerinin satışına aralık ayında başlayacaklarını bildirdi.

Şimşek, Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı sunumda, 23 Kasım 2012 tarihi itibarıyla aldıkları başvuru sayısının yaklaşık 427 bine ulaştığını, başvuruların da tespit edilen 2-B kullanıcı sayısının yüzde 68'ine denk geldiğini söyledi. Aralık ayında bu taşınmazların satış işlemlerini başlatacaklarını dile getiren Şimşek, Torba yasa kapsamında yapılandırılan 39.4 milyar liralık alacağında 20 milyar lirasının tahsil edildiğini açıkladı. ■ Türkiye, 2.12.2012


GIDA GÜVENLİĞİ, YOLSUZLUK: KIYMAYA DOMUZ, AT VE EŞEK ETİ


Yoğurda jelatin katan, şekerlemeyi tekstil boyası ile renklendiren, kıymaya domuz ve at-eşek eşek eti katanların oluşturduğu sektör, dargelirlinin sırtından 6 milyar dolarlık gelir elde etti

Türkiye'de merdivenaltı ve hileli gıda üretimi denetimlere rağmen hızla büyüyor. Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı Başkanı İbrahim Yetkin, yaptıkları araştırmalarda gıdada hileli yöntemlerin her geçen gün çeşitlendiğini, hileli gıda sektörünün de 6 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığını, bu ürünleri de dargelirlilerin almak mecburiyetinde kaldıklarını söyledi.

Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı'na bağlı 43 bin gıda üreticisi bulunmasına rağmen kayıtsız olanların sayısının 450-500 bine ulaştığını söyleyen Yetkin, "Tarım Bakanlığı hileli gıdayı 5 bin elemanla denetlemeye çalışıyor. Buna rağmen yakalanan çok sayıda hileli üretici var. Bunların teşhir edilmesi caydırıcı oluyor ama her gün yeni yöntemler bulunuyor. Marka Koruma Grubu'nun yaptığı bir araştırmada da tüketicilerin yüzde 58'inin sahte, taklit ya da kaçak malı bilerek tercih ettiği ortaya çıktı. Bunların yüzde 31'i sahte malları işportadan, yüzde 22'si semt pazarı, yüzde16'sı 'sosyete pazarı' tabir edilen lüks semtlerdeki pazarlardan alıyor" dedi.

İşte Çarpıcı Sonuçlar
Yetkin, dargelirlinin 40 liraya sucuk alamadığı için pazardan 5 liralığını aldığını, tavuk dönerin hem 10 liraya hem 2 liraya bulunduğunu, asgari ücretlinin 2 lira olanı aldığını söyledi. TZD'nin yaptığı incelemeye göre hileli gıda üretiminde şu yöntemler kullanılıyor:
- Yüzde 100 dana eti diye satılan sucuklarda at, eşek ve kanatlı eti var, soya da baharatla karıştırılıp kullanılıyor. Raf ömrü uzasın diye gereğinden fazla nitrat kullanılıyor.
- Sosislerde yabancı doku ve iç organ var. Tavuk kemikleri salamlara karıştırılıyor.
- Tereyağında bitkisel yağ ve patates kullanılıyor.
- Yoğurda bitkisel yağ ve jelatin katılıyor. Jelatin ise domuzun deri ve kemiği kaynatılarak elde ediliyor.
- Hazır kıymaya sakatat katılıyor, kıymalı pidede at, eşek eti kullanılıyor.
- Küflü peynirler eritme peynir oluyor.
- Şekerlemelere domuz jelatini, tekstil boyası, hayvan yemi karışıyor.
- Tatlıda Antep fıstığı yerine bezelye kullanılıyor.
- Kurtlu incirden incir lokumu yapılıyor.
- Kuru üzüm bozulmasın diye mazota bulanıyor.
- Çöpe atılması gereken tavuk artığı dönercilere satılıyor.
- Kırmızı bibere kiremit tozu, karabibere boya katılıyor.
- Kullanım tarihi geçmiş yumurtaların ambalajı ve mühürleri yeniyeniyor.
- Kaçak çaylar, kimyasal renklendiriciler hatta domuz kanıyla renklendiriliyor.
- Kaçak sigarada kullanılan tütünün içine tahta tozu katılıyor. ■ Türkiye, 2.12.2012

 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: PEŞMERGENİN SİLAHLARI 'ARABULUCU' ABD’DEN!

Bağdat-Erbİl hattında gerilim her geçen gün tırmanıyor. İpler kopma noktasına gelirken, ’arabulucu’ olarak devreye giren ABD’nin uzlaşma çağrılarına da taraflar olumsuz yanıt verdi. Bu arada moral vermek için bölgeye giden şarkıcı Şivan Perver’in basına yansıyan fotoğrafları, peşmergenin son model Amerikan silahları ve M-4’lerle donatıldığını da ortaya koydu.


Bağdat ile Kürt yönetimi arasında ipler kopuyor

Her gün başka bir anlaşmazlığın patlak verdiği Bağdat-Erbil hattında gerginliğin giderilmesi için ABD ile İran’ın devrede olduğu, ancak tarafların uzlaşma çağrılarına olumsuz yanıt verdiği belirtiliyor.
Irak’ta petrol anlaşmazlığının ardından patlak veren ve her geçen gün artarak, restleşmeye dönüşen Bağdat ile Kürt yönetimi arasındaki gerilim, ipleri koparma noktasına getirdi. Bağdat ile Erbil arasında, artık her konuda anlaşmazlık çıkıyor. Krizi sona erdinmek için atılan adımlar da sonuçsuz kaldı. Erbil ile Bağdat arasındaki görüşmelerde alınan kararları, Başbakan Nuri el Maliki reddetti. Bunun üzerine bir süredir Kuzey Irak’ta bulunan Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Maliki’nin değiştirilmesini talep etti. Irak Türkmen Demokratik Hareketi Başkanı Karhi Altınparmak, yaptıkları toplantıda, Kürt yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin, “Maliki’nin, kendisine sunulan uzlaşma metnini onaylamayarak reddettiğini” söylediğini belirtti. Altınparmak, “Barzani, yaptığımız toplantıda 3 gündür Bağdat’ta savunma bakanları düzeyinde yapılan uzlaşma toplantısında ortaya çıkan 14 maddelik anlaşma metninin Maliki tarafından reddedildiğini aktardı. Bu nedenle Bağdat’a giden heyet dönüyor” dedi. Bu arada Talabani, “Maliki’nin silahlı kuvvetler komutanı sıfatıyla orduyu yalnızca polisin görevi olan işlere sokmaya yetkisi yoktur” dedi. Talabani, Dicle Operasyon Gücü’nün oluşturulmasının Irak’ta olağanüstü hal ilan edilmesi anlamına geldiğini ve bunun da Maliki’nin yetkilerini aşması demek olduğunu dile getirdi. Hanekin’deki devlet dairelerinden Kürdistan bayrağının indirilmesi, Kürt yönetimi ile Bağdat arasında bir diğer gerginlik nedeni. Kürdistan meclisi Başkanı Kemal Kerkuki, Maliki’nin Hanekin’deki devlet dairelerinden Kürdistan bayraklarının indirilmesi yönündeki talimatına tepki göstererek Kürdistan bayraklarının indirilmesi durumunda yerlerine daha büyük bayrakların çekileceğini söyledi.


Arabulucular
Bağdat ile Erbil arasındaki restleşme konusunda konuşan Kürdistan listesi milletvekili Mahmut Osman, gerginliğe son vermek için ABD ve İran’ın devreye girdiklerini söyledi. Osman, bazı bölgelerde her iki tarafa ait güçlerin birbirlerine oldukça yakın mesafede olmaları tehlikeli olduğunu ve bir sıcak temasın çıkmasından kaygı duyulduğunu söyledi. ■ Yeniçağ, 2.12.2012



3.12.2012

BORÇLANMA: FİRMALARIN BORCU YÜKSEK HANE HALKININ DÜŞÜK

Merkez Bankası'nın Kasım 2012 "Finansal İstikrar Raporu"nda firmaların ve hane halkının borçları ile ilgili önemli bilgiler var.

Firmaların borçları özkaynaklarının yüzde 116.8'i oranında. Açık anlatım ile 100 birin özkaynağı olan firma işini döndürmek için buna ek olarak 116.8 birim kredi kullanıyor.

Bunun sonucu firma, önemli ölçüde kredi maliyeti altına giriyor.

Firmaların satışlarının aktiflerine (toplam varlıklarına) oranı 1.1 olarak belirlenmiş. Demek ki, firmalar aktiflerini yılda yaklaşık 1 defa döndürebiliyor.
Aktifte kredinin yapı yüksek. Kredinin bir yıllık yükünün yaklaşık yarısı satışlara biniyor demektir.

Net kâr oranı ise satışların yüzde 6.4'ü büyüklüğünde.
Borç oranının yüksekliğine rağmen, Merkez Bankası'nın raporunda finansal giderlerin satıştaki payının binde bir olarak belirlenmesi şaşırtıcı bir tespit.

Hane halkının borçları ise, harcanabilir gelirlerinin yüzde 48.1'i büyüklüğünde.

Biz genelde Türk halkının imkanlarının ötesinde borçlandığına inanırız. Halbuki gerçek farklı.
İsveç'te bile hane halkı harcanabilir gelirinin yüzde 150'si kadar borç yükü altında. Bu oran İspanya, Portekiz ve İngiltere 'de yüzde 125 dolayında. Almanya ve Fransa'da yüzde 90'a yakın.

Bizde tüketici kredisi kullananların yüzde 52.8'ini ücretli kesim oluşturuyor. Tüketici kredisi kullananların yüzde 38.8'inin aylık geliri bin TL'nin altında. Yüzde 25'inin bin ile 2 bin TL arasında. Yüzde 12'sinin 2 bin ile 3 bin TL arasında.

Görülüyor ki tüketici kredisi kullananların yarıdan fazlası aylık geliri 2 bin TL'nin altın da olanlar.

Merkez Bankası'nın bir başka ilgi çeken tespiti, Türkiye'de tasarrufu sadece üst gelir grubundakilerin yapması. Milli gelirin dağılımını göstermek için nüfusun en fakirden en zengine yüzde 20'lik dilimlere ayrılması ile ortaya çıkan yüzde 20'lik en varlıklı nüfus grubunda tasarruf oranı yüksek. İlk üç yüzde 20'lik nüfus grubunda eksi tasarruf var.
Dördüncü yüzde 20'lik nüfus grubu çok az tasarruf edebiliyor.

Merkez Bankası'nın finansal istikrar raporları Türk ekonomisi ile ilgili çok kapsamlı güncel bilgileri içeriyor. Ekonomide olan biteni izlemek isteyenler için önemli kaynak. ■ Dünya, 3.12.2012

YOLSUZLUK: DENİZ FENERİ KAYITLARI İMHA EDİLDİ

Şüpheli konuşmalar silindi

Deniz Feneri davasında örgüt suçlamasıyla ilgili takipsizliğin kesinleşmesinin ardından, dosyadaki telefon dinleme kayıtları imha edildi. “Köstebek” iddialarına neden olan soruşturmadaki arama kararının sızdırılmasına ilişkin görüşmeler de imha edilen kayıtlar arasında.

Davaya bakan üç savcının görevden alınmasından sonra yerlerine atanan savcıların aldığı ve Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin de onadığı kararla İstanbul’daki mahkemenin örgütün varlığına işaret etme olasılığı da kalmadı. ■ ALİCAN ULUDAĞ, Cumhuriyet, 3.12.2012

KRİZ, AB: İŞSİZLİK ÇÖZÜLMEDEN KRİZ BİTMEYECEK

Borçlu ülkeler verilen kredilerle ayakta tutulmaya çalışılırken işsiz kuyrukları uzuyor

Yunanistan’a destek konusunda varılan anlaşma AB liderlerini rahatlatsa da krizin tamamen sona ermesi için rekor düzeydeki işsizlik oranlarının düşmesi gerekiyor.

The Economist dergisi, Yunanistan konusunda varılan anlaşmanın ve kıta genelindeki ülkelere verilen destek sözlerinin etkisiyle kötümserliğin dağıldığına dikkat çekerek krizin tamamen sona ermesi için kıtanın çevre ekonomilerindeki işsizlik oranlarının sürdürülebilir bir seviyeye indirilmesi gerektiğini belirtti. Dergide yayımlanan bir analize göre, Avrupa genelindeki işsizlik oranları Avro bölgesi resesyonda kalmaya devam ettikçe düzelmeyecek.

Rekor üstüne rekor

Borç krizini bir türlü aşamayan ve kemer sıkma tedbirlerinin de etkisiyle 2008’den bu yana ikinci kez resesyona giren Avro bölgesinde işsizlik rekor üstüne rekor kırıyor. Yunanistan’ın verilen yardımlarla ayakta tutulmaya çalışılmasına rağmen ülkedeki işsizlik oranı yüzde 25, gençler arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 57. Ülke rekor işsizlik oranında yalnız değil. İspanya’da da işsizlik yüzde 26’nın üzerinde. Ülkede her dört kişiden biri işsiz. Avrupa’da resmi olarak yardım talep eden İtalya’da işsizlik yüzde 11 seviyesinde. Kıtada Portekiz, Belçika ve hatta Avrupa’nın en büyük ikinci ekonomisi Fransa’da da işsizlik rakamları oldukça yüksek.

Diğer yandan Avrupa Merkez Bankası (AMD) Başkanı Mario Draghi Avro bölgesinin 2013’ün ikinci yarısına kadar ekonomik durgunluk içinde olacağını belirtti. OECD’den yayımlanan bir raporda da İspanya’nın 2014 sonuna kadar krizden çıkamayacağı belirtilmişti.

AB’ye not darbesi

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, AB’nin krizle mücadele amacıyla kurduğu kurtarma fonunun kredi notunu düşürdü. Moody’s, Avrupa İstikrar Mekanizması’nın kredi notunu AAA’dan AA1’e çekerken not görünümünü de negatife çevirdi. Bu kredi notunun daha da düşürülebileceği anlamına geliyor. Kuruluş karara gerekçe olarak, Avrupa İstikrar Mekanizması’na en fazla katkı sağlayan ülkelerden Fransa’nın ekonomik sorunlarını gösterdi. ■Cumhuriyet, 3.12.2012

 

4.12.2012

ALTIN GERİLEDİ

Uluslararası piyasada altının onsu 100 günlük hareketli ortalamasının geçtiği 1.698 dolara kadar geriledikten soran şu dakikalarda 1.704 dolar seviyelerinde dengelendi.

Geçtiğimiz hafta 1.750 dolar direncini test eden altının onsu, bu seviyenin üzerinde tutunamamış ve artan satış baskısıyla düşüşe geçmişti.

Bu haftaya da 1.714 dolar seviyesinden başlayan altının onsunda, dün doların diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesinin de etkisiyle gün içindeki yükseliş denemeleri sınırlı kaldı.

Bugün düşüşü sertleşen altının onsunda 1.700 dolar seviyesinin güçlü destek olarak takip edileceğini belirten analistler, bu seviyenin altında 1.675 dolar seviyesinin gündeme gelebileceğini kaydediyor. Gelmesi muhtemel tepki alışlarında ise 1.725 dolar seviyesinin direnç konumuna geldiğini ifade eden analistler bu seviyenin üzerinde alışların tekrar güçlenebileceğini kaydediyor. ■Sabah, 4.12.2012

ÇEVRE: NAYLON POŞET TARİH OLUYOR

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, naylon poşet yerine doğada kısa sürede kendiliğinden yok olan biyobozunur poşetlerin kullanılması için çalışma başlattı.

Sağlığa ve çevreye zarar vermemesi için belli standartlarda üretilecek biyobozunur poşetler, ilk olarak market ve pazarlarda kullanılacak.

Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, naylon poşetlerin çevreye verdiği zararı en aza indirmek istediklerini söyledi.

Bu kapsamda doğada kendiliğinden yok olan biyobozunur poşetlerin kullanımının teşviki için çalışma başlattıklarını belirten Baş, bir-iki yıl içinde bu ürünün öne çıkarılması amacıyla üreticilerle toplantılar yaptıklarını anlattı.

Baş, gelecek ay düzenleyecekleri toplantının ardından Türkiye'de artık poşet kullanımı ve alışkanlığının değiştirilmesi sürecinin başlayacağını vurgulayarak, ''Hem şu andaki poşetleri üreten sanayicimiz hem de kullanıcılar için alışılagelmiş bir tarz var. Bu nedenle geçiş için tabii ki bir süreç gerekiyor'' diye konuştu. ■Sabah, 4.12.2012

 

5.12.2012

YABANCI SERMAYE: DENİZBANK’IN DÜĞÜN GECESİNDE PUTİN’İN İZLERİ

Haliç Kongre Merkezi’ne onlarca kez gitmişimdir, ama hiç böylesini görmemiştim. Kapalı otoparktan mecburi giriş yapıp, masmavi ışıklarla aydınlatılmış büyük avluya çıkıp, açık havada yol gösteren kırmızı halılar üzerinde uzuuuun bir gezinti sonrası ana kapıdan içeri girdik. İçerisi de rengarenk; ama DenizBank mavisinin yerini bu kez bir yanda kırmızı, diğer yanda yavruağzı ışıklar almış... Bir yanda Osmanlı Sultanları DenizBank Koleksiyonu sergisi, diğer yanda içkiler, yemekler, iş dünyasının her kesiminden üst düzey davetliler...
DenizBank Genel Müdürü
Hakan Ateş’in ifadesiyle bu davet “DenizBank’ın düğün gecesiydi.” Rusya’nın en büyük, Avrupa’nın 3. büyük bankası Sberbank’ın, DenizBank hisselerini devralmasını, dünyaca ünlü orkestra şefi Valery Gergiev ve Rusya’nın en iyi orkestralarından Mariinsky Tiyatrosu Senfoni Orkestrası’nın konseriyle kutlayacaktık.

Cesur yürek Gref
Açıkçası ben Gergiev’i dinlemek için gitmiştim davete, ama
konser öncesinde sahnede Sberbank’ın CEO’su Herman Gref’i görünce işin rengi değişti. DenizBank’ın satın alma sürecinde başrol oynayan Gref, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Başbakanken, Başbakan Yardımcılığı yapmış, Putin yeniden Devlet Başkanı olunca da Sberbank ve Gazprom’un kaptan köşküne oturmuş, Putin’in yakın çevresinden önemli bir isim.
Nitekim Ateş de kendisini “Bugüne kadar üstlendiği stratejik görevlerle Rusya ekonomisinin halihazırdaki gücüne kavuşmasında önemli rol oynayan, vizyonel liderliğiyle yönettiği her kurumda değişimin tartışmasız öncüsü ve kriz tanımaz bir değişim emekçisi olan, benim ‘cesur yürek’ diye tanımladığım Gref” diye takdim etti bizlere.
Rus ekonomisinin nabzını tutan, önemli Rus işadamlarının da katıldığı davette Gref de “İyi ki bu yatırımı
Türkiye’ye yaptık. Burası benim 2. vatanım. Ben gerçekten buralıyım” dedi.

Putin’in isteği üzerine...
DenizBank, tabii ki Putin’in isteği üzerine satın alındı ve Türkiye’nin 6. büyük özel bankası, artık bir Rus bankası oldu. Gref’in dediği gibi Türkiye-Rusya ticari ilişkileri son dönemde çok hızlı tempoda gelişiyor. 2002’de 5 milyar
dolar olan ticaret hacmimiz, bu yıl 35 milyar doları bulacak. AB Bakanı Egemen Bağış’ın dediği gibi Putin ve Başbakan Erdoğan, önceki gün imzaladıkları 11 anlaşma sonrasında ticari ilişkilerimiz için 100 milyar dolar gibi çok iddialı yeni bir hedef koydular. Sberbank, bu hedefin yakalanmasında kilit rol oynayacak.

ABD yerine Rusya mı?
100 milyarlık hedef iddialı, ama atılan adımlara baktığımızda ulaşılmaz da değil.
Almanya’nın ardından 2. büyük ticari partnerimiz haline gelen Rusya, Türkiye ile ilişkilerinde gerek savunma, gerekse enerji ve siyasette ön plana geçiyor. Nükleer santralin ilkini Ruslar yapıyor, ama 2. ve 3. santraller için de Rusya’nın şansı var.
Zaten Putin’le Başbakan Erdoğan’ın tarzları da birbirine benziyor ve onun içinde birbirlerinin dilinden çok iyi anlıyorlar. Rusya’da Putin’in bilgisi dahilinde olmayan bir iş düşünülemez; Türkiye’de de Erdoğan bu yolda ilerliyor. Diğer taraftan
Amerika’nın da artık bizim bölgemizde baş aktör olma hevesini kaybettiğini biliyoruz. Dolayısıyla o rol başkalarına kalacak. Ve Putin, bu role talip görünüyor. ■Meral Tamer, Milliyet,5.12.2012

ÖZELLEŞTİRME: TÜRKİYE, SBERBANK’IN İKİNCİ VATANI

DenizBank’ın yeni sahibi Rus banka devi Türkiye’de en büyükler arasına girmek istiyor. DenizBank’ın yüzde 99.85 hissesini 3.5 milyar dolara satın alan Rus Sberbank’ın üst yöneticisi “DenizBank ismi kalacak ve sadece ‘Bir Sberbank Grubu’ ifadesi eklenecek” dedi.

DenizBank’ın yüzde 99.85 hissesini 3.5 milyar dolara satın alan Rusya’nın en büyük bankası Sberbank’ın Üst Yöneticisi (CEO) Herman Gref, Sberbank’ın Rus Merkez Bankası’na ait hisselerinde halka arza gidebileceklerini ancak DenizBank hisselerinde halka arzı kesinlikle düşünmediklerini belirtti.

“Sberbank DenizBank Kutlaması”nda konuşan Gref, “Türkiye’de yatırım yaparken hiçbir negatif duyguya kapılmadık. Bu memleket bizim için ikinci vatan oldu. Duyguluyum. Sberbank’ın güçlü rüzgârı ile yol alacak ve Türkiye’nin en büyükleri arasındaki yerini daha da güçlendirecek olan DenizBankımızın bir anlamda düğün gecesi” dedi.

Sberbank’ın DenizBank hisselerini devralması vesilesiyle düzenlenen gecede, dünyaca ünlü şef Valery Gergiev yönetimindeki Mariinsky Tiyatrosu Senfoni Orkestrası bir performans sergiledi. ■Cumhuriyet,5.12.2012

GELİR DAĞILIMI: TÜİK: YOKSULLUK AZALDI!

Satın alma gücü paritesine göre kişi başı dolar cinsinden yoksulluk sınırlarına göre yoksulluk oranları 2011’de geriledi. Kişi başı günlük harcaması, cari satın alma gücü paritesine göre 2.15 doların altında kalan fert oranı 2010’nda yüzde 0.21 iken, bu oran 2011’de yüzde 0.14 olarak tahmin edildi. 4.3 dolar sınırına göre de 2010’da yüzde 3.66 olan yoksulluk oranı, 2011’de yüzde 2.79 olarak gerçekleşti.

Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riskinin, kentsel yerlerde yaşayanlardan fazla olduğu belirlendi. Cari satınalma gücü paritesine göre 4.3 dolar sınırı esas alındığında, kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlarda 2010’da yüzde 9.61 olan yoksulluk oranı, 2011’de yüzde 6.83 olarak tahmin edildi. ■Cumhuriyet,5.12.2012

 

6.12.2012

 

ATATÜRK’ÜN BU SÖZLERİ GERÇEK Mİ?

Atatürk’ün şimdiye kadar hiç duymadığım bazı sözlerini, mucizeler kenti Eskişehir’de Büyükşehir Belediyesi Sabancı Uzay Evi’ni gezerken okudum...

Günümüzü o denli şaşırtıcı biçimde öngörmüş ki inanamadım ve gerçekliğinin tahkik edilmesini görevlilerden rica ettim.

Önce Atatürk’ün söylediklerini okuyalım:

“Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki Ay’dan bile bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin tahakkuku için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji bize daha şimdiden bunu müjdeliyor.

Bize düşen görevse Batı’dan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir.”

Altına da şu not düşülmüş:

“Mustafa Kemal Atatürk’ün Eskişehir’deki konuşması, 1936.”

***

Yazıyı okurken gözlerime inanamadım...

1936 yılında, insanoğlunun daha 2000 yılına gelmeden, Ay’a ayak basacağını gören bir beyin!

Bu sözlerin nereden alındığını bulmasını ve bana bilgi vermesini beni gezdiren görevli arkadaşlardan rica ettim.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Dr. Jale Nur Süllü, bu sözü ilk olarak duyduklarında araştırdıklarını ve Anadolu Üniversitesi’ndeki bir kitaptan da gerçek olduğunu teyit ettikleri bildirdi.

Sözü edilen kitap Stuart Kline’ın Dönence Yayınevi basımı olan “A Chronicle of Turkish Aviation; Türk Havacılığının Kronolojisi” adını taşıyor.

Süllü ayrıca, Türk Hava Kuvvetleri’nin internet sitesinde http://www.hvkk.tsk.tr/TR/IcerikYazdir.aspx?ID

=129&IcerikID=5512 adresinde olaya ilişkin bir yazının yer aldığını bildiriyordu; yazının bazı bölümleri şöyle:

“Atatürk ve Havacılık

...Bu doğrultuda Atatürk’ün ‘Kanatlı bir gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün Batılı ayaklar Ay’da ayaklarının izlerini bırakacaklarsa, bunların arasında bir de Türk’ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek, aşamalar kaydetmek gerekir’ veciz ifadesi de Atatürk’ün havacılığın gelecekte yapacağı aşamayla ilgili öngörüsünü ortaya koymaktadır.

Atatürk, havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor, bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye’de de uygulama alanına sokmaya çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek, insanoğlu uzaya, başka dünyalara gidecek, Ay’ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı.

1936 yılında Eskişehir Tayyare Alayı’nı yaptığı ziyarette ‘Geleceğin en etkili silahı da, aracı da hiç kuşkunuz olmasın tayyaredir. Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de Ay’dan bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görevse Batı’dan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir.’ Gazi Mustafa Kemal Paşa, yaptığı konuşmalarla gençleri böylece havacılığa teşvik ediyordu.”

***

Mucizeler kenti Eskişehir’den bir sürpriz daha!

Tartışılmaya değmez mi? ■Emre Kongar, Cumhuriyet,6.12.2012

 

AKP, KURULUŞ: AKP’Yİ DOĞURAN KRİPTO KOMİSYON RAPORUNDA!

Darbe Komisyonu’nun 130 bin sayfaya ulaşan belgeler arasından raporuna aldığı ABD kriptosu, iktidar partisinin kuruluşuyla ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi

28 Şubat sürecine ışık tuttu

İşte 1996 tarihli ve ABD elçisine Bakan Warren Cristopher imzasıyla gelen o kriptonun özü: Erbakan’ın İslam dünyasına yönelmesi endişe verici. Çiller çekilirse Erbakan düşer ama daha güçlü gelir. Türkiye anahtar stratejik ortak olarak kalmalı. Türk askeri de harekete geçirilmeli.

Kazan: İzinsiz darbe olmaz!

Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, gelinen noktayı değerlendirirken, “Kriptonun aslı Erbakan’daydı. Darbelerin hepsini ABD yapmıştır diye çok açık söylemiştim. AKP’nin fikri temeli de 20 Temmuz 1996’da Washington Enstitüsü’nde düzenlenen bir panelde atıldı” dedi.

Asiltürk: Haklılığımız ortada

RP’nin Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk de sert tepki gösterdi: 28 Şubat’ta alınan kararların tamamı, ABD’de alınan kararlardır. Erbakan da ben de bu kriptoyu basına çok önceden dağıttık ama yeni dikkat çekti. Ne kadar haklı olduğumuz ortada.

Kazan: AKP’nin fikir babası Washington
Refah-Yol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, iktidar partisinin temelinin 1996 yılında Amerika’da atıldığını söyledi
Milli Görüş’ün önde gelen isimleri, 28 Şubat dönemine ait önemli açıklamalarda bulundu. Refah Yol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan AKP’nin temelinin 1996 yılında Washington’da atıldığını söyledi. Kazan, “28 Şubat sürecinde AKP diye bir düşünce söz konusu değildi. AKP düşüncesi Refah partisinin kapatılmasından sonra fikir olarak parti içinde belirmeye başladı” dedi. TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonuna gelen 1996 tarihli ABD Devlet Bakanı Warren Christopher imzalı kriptonun detaylarını Yeniçağ gazetesine anlatan Kazan, kriptonun aslının merhum Necmettin Erbakan’da bulunduğunu söyledi. Basına yansıyan kriptoyu Meclis’te kendisinin dile getirdiğini ve savcılığı da suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Kazan, “28 Şubat sürecinde Erbakan Başbakanlığındaki hükümetin Amerika için risk teşkil ettiğini iddia eden kriptoda askerin bir an önce harekete geçmesi gerektiği not ediliyor. Meclis’te ilk söylediğim gerek 1960, gerek 1982 gerek se 28 Şubat sürecinde başı Amerika çekmiştir. Hepsini ABD yapmıştır diye çok açık söyledim. Türkiye’de Amerika’nın müsaadesi olmadan darbe yapılamaz. Çünkü TSK tamamen ABD güdümünde bir çizgi takip etmiştir” diye konuştu.


Kurtulmak istediler

Kazan, AKP’nin nasıl kurulduğunu da şöyle anlattı: “20 Temmuz 1996’da bir panel düzenlenmişti Washington Enstitüsünde. Burada Erbakan’ın hükümetten bir an önce uzaklaştırılması düşüncesi tartışıldı. Ortaya iki alternatif konuluyor, biri Erbakan’ı başarısız kılmak. Erbakan başarısız olursa Tansu Çiller hükümetten ayrılacak, hükümet düşmüş olacak. Diğer alternatif ise parti içindeki yenilikçi gençlerdi. Bunu Refah Partisi’nde yapamadılar ama Fazilet Partisi’nde denediler. İlk defa Fazilet Partisi kongresinde Genel Başkan Recai Kutan’a karşı Abdullah Gül yenilikçi hareketin lideri olarak başkan adayı olarak çıktı. Daha sonra partinin kapatılmasını fırsat bildiler. Saadet Partisi’nin yanı sıra AKP’yi kurdular. Yani bunun fikri temeli 20 Temmuz 1996 Washington Enstitüsü’nde atılmıştır”


28 Şubat dönemi

Eski Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk ise 28 Şubat’ta alınan kararların tamamının Amerika’da alınan kararlar olduğunu söyledi. Asiltürk, “Gerek Erbakan hoca, gerekse ben bu kriptoyu basına çok önceden dağıttık ama yeni yeni dikkat çekmeye başladı. 28 Şubat Amerika’da hazırlanmış bir şeydir. Kendi silahlı kuvvetlerimizin bir uğraşı değildir. 28 Şubat’taki 18 maddenin tamamı Amerika’da alınan kararda ifade ediliyor. O dönem görmezden gelindi. Şimdi ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkıyor” dedi.

ABD: Türk Ordusu’nu harekete geçirelim
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na ulaşan ve 130 bin sayfaya ulaşan belgeler arasında bir ABD kriptosu da yer aldı. 28 Şubat sürecine ilişkin kripto, Ekim 1996’da ABD Devlet Bakanı Warren Christoper tarafından “gizli” ve “acil” koduyla Ankara Büyükelçisi’ne gönderildi. Kriptoda şöyle denildi: “Türkiye’nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve Sudan ile bağlarını kuvvetlendirmek konusundaki mevcut tutumu, bizim milli menfaatlerimize aykırıdır. Biz inanıyoruz ki Tansu Çiller’in koalisyondan çekilmesi Erbakan’ı düşürür ve ülkeyi yeniden erken seçime götürür. Sonuç kesin olmamakla birlikte, RP büyük bir ihtimalle seçimlerden eskisinden daha güçlü olarak çıkacaktır. Türkiye, Birleşik Devletler’in anahtar stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir ve onun bu pozisyonunu gerçekleştirip sürdürmedeki başarımız milli menfaatlerimizi doğrudan etkileyecektir. Türk askeriyse, bu sonucu elde etmeye doğru daha büyük çaba sarfetmesi için harekete geçmeye zorlanmalıdır” ■Yeniçağ, 6.12.2012

 

UÖŞ: 11 BİN BANKACI İŞİNDEN OLACAK

BD'li bankacılık grubu Citigroup 11 bin çalışanının işine son verecek.

Citigroup aralarında Türkiye 'nin de olduğu 5 ülkede bireysel bankacılık faaliyetlerine son verecek veya küçültecek. Türkiye'de bireysel bankacılıktan çıkacak olan Citigroup, Türkiye'de ticari ve kurumsal bankacılık faaliyetine yoğunlaşacağını bildirdi. Türkiye'de bireysel, ticari ve kurumsal bankacılık alanında kendi adıyla hizmet veren Citigroup’un ayrıca Citibank Overseas Investment Corp aracılığıyla Akbank'ta yüzde 9.9 hissesi bulunuyor. Citigroup, Türkiye dahil 5 ülkede bireysel bankacılık faaliyetini küçülteceğini veya satacağını vurguladı. Banka ayrıca maliyetleri azaltma programı kapsamında 11 bin çalışanın işine son verileceğini açıkladı. ■Radikal, 6.12.2012

YOKSULLUK: TÜRKİYE'NİN YÜZDE 16'SI AÇ!

Barem Research ve WIN/Gallup’un uluslararası araştırmasına göre, dünyanın yüzde 12’si, Türkiye’nin ise yüzde 16.2'si yeterli gıdaya ulaşamıyor. Türkiye'deki 'aç' sayısının dünya genelinden yüksek olması dikkat çekiyor

Barem Research’ün Türkiye halkasınıgerçekleştirdiği WIN/Gallup International Global 'Açlık Algısı' araştırmasına göre, dünya nüfusunun yüzde 3’ü sürekli, yüzde 9’u zaman zaman açlık çekiyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 16.2’si yeterli gıdaya ulaşamıyor. Dünyanın gündeminde bulunan Filistin ve Sudan’da ise durum içler acısı... Sudan halkının yüzde 80’i, İsrail ablukası altındaki Filistin’de ise halkın yüzde 52’si yeterli gıdaya ulaşamadığı için açlık çekiyor.

Türkiye halkasını Barem Research'ün gerçekleştirdiği WIN/Gallup International’ın, 5 kıtadan 57 ülkedeki 50 bini aşkın kişiyle yapılan 'açlık algısı' araştırmasının sonuçları açıklandı.Oluşturulan 'açlık duygusu endeksi'ne göre, dünya nüfusunun yüzde 3’ü sürekli, yüzde 9’u ise zaman zaman açlık çekiyor. Açlık hissi duyanların oranı toplam yüzde 12. Zaman zaman ya da sürekli açlık hissi duyan yüzde 12, dünya nüfusunun 840 milyonunun açlık çektiğini gösteriyor.

Türkiye sonuçları parlak değil...

Barem Research’ün Türkiye genelini temsil eden 1000 kişi ile yaptığı araştırma, son derece çarpıcı sonuçlarıortaya çıkardı. Türkiye nüfusunun yüzde 4.6’sı sık sık, yüzde 11.6’sı da zaman zaman yeterli gıda bulamıyor. Türkiye’de açlık çekenlerin oranı toplam yüzde 16,2 seviyesinde. Bu oran, yüzde 12 olan dünya ortalamasının üzerinde.

Türkiye genelinde yüzde 16.2 olan ve sürekli veya arasıra yeterli gıda bulamayanların oranı, çalışanlar arasında yüzde 12 iken, çalışmayanlar arasında yüzde 19.3 seviyesinde.

Barem Research’ün araştırmasına göre, Sosyoekonomik Statü (SES) bazında bakıldığında Türkiye verileri çok çarpıcısonuçlar ortaya koyuyor.

Üst düzey statüyü ifade eden A+B grubundakiler arasında yeterli gıdaya ulaşamayanlar yüzde 3.8 iken, en alt statüdekilerin bulunduğu D+E grubunda bu oran yüzde 37.7’ye ulaşıyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de alt düzey tatüdekilerin üçte birinden fazlası yeterli gıdaya ulaşamadığı için açlık çekiyor. 'Orta' statü grubu olan C1+C2’de ise bu oranlar sırasıyla yüzde 8.1 ve yüzde 18.6 olarak hesaplandı.

İsrail ambargosu Filistinlileri aç bıraktı

Araştırmada kapsamında deneklere “Son 12 ay içerisinde, sizin ve/veya ailenizin yemek için yeterli gıda bulamadığızamanlar oldu mu?” diye soruldu. Alınan cevaplar Filistin ve Sudan’da yaşanan dramı gözler önüne serdiği gibi, Birleşmiş Milletler’in dünyada 850 milyon insanın yeterli kaloriyi alamadığı ve açlık çektiği yönündeki araştırmasıyla da örtüştü. Uzun zamandır İsrail ablukası altında bulunan ve ambargo uygulanan Filistin’de halkın yarıdan fazlası yeterli gıdaya ulaşamıyor. Ambargo dolayısıyla uluslararası yardımın ulaştırılamadığı Gazze ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin yüzde 52’si açlık çekiyor. Uluslararası kamuoyunun gündemindeki bir başka halk ise iç savaşın yıprattığı ve bölünen Sudan. Araştırmaya göre Güney Sudan’da yeterli gıdaya ulaşanların oranı sadece yüzde 20 düzeyinde. Bu veri, Sudanlıların yüzde 80’inin açlık çektiğini gösteriyor. Türkiye, her iki ülkeye de gıda yardımı yapılması konusunda uluslararasıdüzeyde etkili bir çalışma yürütüyor.

ABD'de 'aç' çok!

Araştırma yapılan ülkeler, çok zengin (kişi başı geliri 30 bin doların üzeri), zengin (kişi başı geliri 10 bin - 30 bin dolar arası) ve düşük gelirli (kişi başı geliri 10 bin doların altı) olarak üç gruba ayrıldı. Çok zengin ve zengin ülkelerde açlık duygusunun düşük gelirli ülkelere göre daha az olması beklenirken araştırma sonuçları böyle bir ilişki olmadığını gösterdi. Açlık duygusu seviyesi, her üç grupta da neredeyse aynı.Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar açlık duygusunun nedenlerinin zenginlikte değil, politik ve sosyal nedenlerde aranmasını öneriyor. Bu nedenlerin başında da gelir dağılımındaki adaletsizlik geliyor. Araştırmaya göre, 57 ülke içinde yalnızca 14 ülkede açlık duygusuna kapılanların oranı yüzde 5’in altında. Vietnam ve Azerbaycan (yüzde 4) da düşük gelirli grupta olmalarına rağmen açlık algısı düşük ülkeler. Buna karşılık kişi başına milli geliri 45 bin doların üzerinde olduğu ABD’de yeterli gıdaya ulaşamadıklarını belirtenlerin oranı yüzde 22. ■Yeni Mesaj, 6.12.2012

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura