Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
08-11-2014
MİLLÎ İRADE’Yİ ÖNCE MECLİS ÇİĞNİYOR, HÜKÜMET VE YARGI ÇİĞNİYOR; ÇÜNKÜ HUKUK’U ÇİĞNİYORLAR

Cihan Dura

8.11.2014


Bireyler ortak arzularını, amaçlarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelip, güç birliği yaptıklarında bir örgüt kurarlar, teşkilatlanırlar. Bu çerçevede kurallar belirler, o kuralları uygulamaya koyar, uymayanlara yaptırım uygularlar. Dikkat! Hep kural, kural,… diyoruz. Bir millet de böyledir. Milletin kurduğu teşkilat devlettir. Yukarda saydığım üç işlev devlet düzeyinde sırasıyla Yasama, Yürütme, Yargı adlarını alır. Yasama kanun yapmak, Yürütme o kanunları uygulamak, Yargı ise uymayanları cezalandırmaktır. Burada ne dedik? Kanun, kanun,… dedik; yani “Hukuk” dedik.

Demokratik rejimlerde yasama görevini, meclis; yürütme görevini, hükümet; yargı görevini mahkemeler yerine getirir. Başka bir deyişle bu üç organ sırasıyla hukuk oluşturur, hukuk’u uygular, hukuk’u denetler. Türkiye’de: Yasama görevini, Türkiye Büyük Millet Meclisi; Yürütme görevini, cumhurbaşkanı ve hükümet; Yargı görevini mahkemeler yerine getirir. Bütün bu örgütlenme ne içindir? Millî İrade içindir, Millî İrade’nin, milletin arzu ve emellerinin yerine getirilmesi içindir. Her organ, görevini yerine getirirken tek bir çekim merkezine tabidir, tabi olmalıdır: Millî İrade!.... Bu amaçla yasalar çıkarılır: gıda, konut, sağlık, iş, güvenlik, eğitim,… yasaları çıkarılır.

Özetle, devletimizin ana işlevi Ulusal Egemenliğin, her zaman, Türk milletinin iradesini yerine getirecek şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Teori böyle…, peki uygulama? Uygulamada sağlanıyor mu bu? Kesinlikle hayır! Sağlanmıyor!... Neden? Çünkü Hukuk’a uyulmuyor, yasalara uyulmuyor, hukuk çiğneniyor, ayaklar altına alınıyor! Ve bunu öncelikle kimler yapıyor, biliyor musunuz? Yukarda adını verdiğim en yüce kurumlar: Meclis, Cumhurbaşkanı, Hükümet, Yargı... Millet adına Millî Egemenliği kullananlar, halkımızın “benim irademi yerine getirsinler”, ihtiyaçlarımla ilgili yasaları çıkarıp adam gibi uygulasınlar diyerek oluşturduğu kurumların başında olanlar, üyeleri olanlar!...

Peki nasıl yapıyorlar bunu?

Millet; gücünü, Millî Egemenliği, İrade’sini yerine getirsin diye üç ana organa emanet eder. Millî İrade’nin gerçekleşmesi bu üç organın, Meclis’in Hükümetin, Yargı’nın, görevlerini hakkıyla yapmalarına bağlıdır. Bunun da birinci koşulu kendi yapıp uyguladıkları, denetledikleri yasalara, yani Hukuk’a harfiyen uymalarıdır, kanunların gereğini özenle yerine getirmeleridir. İşte Türkiye’de bu yapılmıyor. Dolayısıyla Millî İrade saptırılıyor, çiğneniyor. Çiğneniyor, çünkü o kanunlar milletin arzu ve eğilimleri en uygun şekilde karşılansın, yerine getirilsin diye çıkarılmıştır; kanunlar, yani Hukuk çiğnenince, Millî İrade de çiğnenmiş oluyor.

‘***’

Kanunların en başta gelen kurumlarımız tarafından ihlali, bu büyük ve tehlikeli eksikliğimiz ve içerdiği sakıncalar; saygıdeğer hukukçularımızdan Sami Selçuk tarafından, bir yazısında en güzel şekilde dile getirilmiş. Yazı açık mektup şeklindedir ve Ermenek maden kazasında oğlu Tezcan toprak altında kalan çilekeş Ayşe Ana’ya hitaben yazılmıştır. Ben biraz uzunca olan bu yazıyı, “hukuk ihlalinin Millî İrade bakımından anlamı”nı eksen alarak özetledim. Çünkü benim amacım, Türkiye’de hukukla Millî İrade arasındaki bağlantıyı, hukuk ihlalinin Millî İrade’yi çiğnemek olduğunu göstermektir.

Yazının [Zaman, 6.11.2014] başlığı şöyledir: Orada Tükenen Senin Umutların Değil, Hukuktur.

Değerli Ayşe Ana,

Biliyorum. Ne söylesem boş... Çetin, çileli, acımasız yaşamın yüzüne yonttuğu derin çizgilerden mi, beş yavruyu büyütmek için yaptığın onca çırpınışların boşa gitmesinden mi, gövdeni sürükleyerek taşımaya çabalayan hasta ayaklarından mı, yaşamının sonbaharında yediğin bu darbeden mi yoksa Anayasa’sının 5’inci maddesiyle “kişilerin gönenç, dinginlik ve mutluluğunu sağlamayı; … kişinin temel haklarını… toplumsal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan… ekonomik ve toplumsal engelleri kaldırmayı, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmeyi” bir yükümlülük olarak üstlenen devletten mi ya da o Anayasa’nın bütün hükümlerini yerine getirme sözünü, berikine, ötekine, sana, onlara yemin billah söz verenlerden mi söz etsem sana, bilemiyorum. Aslında Ayşe Ana, orada, o madende tükenen senin umutların, yaşanan senin acıların değil, Hukukun tükenişidir. Hukuk tükendi mi toplumca hepimiz tükendik demektir.

Hani sık sık işitmişsindir. “Hukukun üstünlüğü”nden, “hukuk devleti”nden söz ederler ya, bu büyük büyük sözler, Anayasa’da da geçiyor, hani sözde üzerine ant içilen Anayasa’da. İşte oralarda geçen hukuk; söz aramızda güya senin haklarını, özgürlüklerini koruyacak. Senin en büyük, en meşru güvencen, bekçin olacak. Sadece konu komşun sana zarar verdiğinde değil, devlet de üstüne düşeni yapmadığında seni devlete karşı bile koruyacak.

Bu ölümleri önlemek için bir şeyler yapmak olanaklı. Gelişmiş toplumlarda daha çok araba, daha çok uçak, daha çok maden çıkarma olduğu halde bu denli çok kaza, çok ölümler olmuyor. Neden mi? Senin gibi sadece temiz mi temiz, saf mı saf, sade mi sade insanlar değil, devletin tepesinde oturan cumhurbaşkanları, krallar bile bir kaza olmasın diye hukukun kurallarına uyuyorlar, uymayanları hukuk hemen hizaya getiriyor da ondan. Maden ocaklarında uygulanan kurallar da çok sıkı oralarda. Ekmeklerimiz, sütlerimiz, etlerimiz, sebzelerimiz, meyvelerimiz, bütün yiyeceklerimiz, insanla ilgili aklına ne gelirse hepsi hakkındaki kurallar çok katı ve denetimler de saat gibi tıkır tıkır işliyor, uymayanlara göz yumulmuyor, hukukunu aldığımız o diyarlarda.

Ya bizde? Söylemeye gerek var mı Ayşe Ana? Bırakalım en sade insanları, sadece sen değil, hiçbirimiz, devletin tepesinde oturan cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar bile uymuyorlar hukuk kurallarına.

Dün de böyleydi, bugün de böyle. O denli gerilere gitmeye gerek yok. Bir bakanımız, maden sahipleri hakkında işlem yapmak istediğinde elli kişinin araya girdiğini söylemedi mi? Böyle olunca da hukuk kuralları, cezalar caydırıcı olmuyor, insanları uyarma gücünü yitiriyor.

Bak sana bir öykü anlatayım. Bundan tam 2898 yıl önce, evet onlar değil, yüzler değil, birkaç bin yıl önce Serhas adında çok acımasız bir kral Yunanistan’a sefere çıkmıştı. Ordusuyla her yeri yıkıp geçti, önüne gelen insanları biçti. Kimileri dağlara kaçıp canlarını zor kurtardılar, bu gözü dönmüş Kral’dan. Ama Yunanlı askerler kaçmak şöyle dursun, yerlerinden kıpırdamadılar bile. Kral Serhas, bu duruma şaşıp kaldı ve “Az sonra öleceklerini bildikleri halde bu askerler neden kaçmıyorlar?” diye sordu bir Yunanlıya. Yunanlı şöyle dedi Kral’a: “Onlar ölmekten değil, askerlerin kaçmasını yasaklayan ‘YASA’dan korktukları için kaçmıyorlar.”

Demek, yasaları yapmak yetmiyor. Yasaları, hukuku ödünsüz uygulamak da gerekiyor. Önemli olan da bu... Çünkü yasalar karşısında seninle cumhurbaşkanları aynı hizadadırlar.

Yasalara göre verilen yargı kararlarına da kesinkes uymak gerek. Anayasa da böyle buyuruyor. Ancak hukuku dört dörtlük uygulayabilmek, yasaları çiğneyenleri hizaya getirebilmek için kimseden çekinmeyen, korkmayan yargıçlara da gereksinme var, Ayşe Ana.

İşte bunların hepsi bizde eksik.

Ayşe Ana, görüyorsun işte, sıradan bir Yunanlının üç bin yıl önce ulaştığı hukuk bilinci yok hiçbirimizde. Eksik olan bu... Yasalara göre verilen yargı kararlarına uymak şöyle dursun; uymamak, ustalık, hatta yüreklilik, babayiğitlik, kahramanlık sayılıyor, bu ülkede. Hukuka uymak ahlaka uymak demektir. Neden mi? Çünkü senin seçtiğin temsilcilerin senin adına yasayı yapıyorlar. İnsan kendi yaptığı, yasayı, kuralı hiç çiğner mi? Çiğnerse ahlaka aykırı olmaz mı? Bu yüzden hiçbir hukuk kuralı ahlaka aykırı olamaz. Olursa o yasa uygulama yeterliliğini o toplumun gözünde yitirir, uygulamadan düşer.

Ülkemizde yitik olan ne, bilir misin Ayşe Ana? HUKUK!

Diyeceğim, bu kafayla gidersek biz, yani ben, sen, onlar; daha nice çocuğumuzu, babamızı, anamızı, kardeşimizi, eşimizi yitiririz. Tezcan’lar toprak altında kalmadılar, senin anlayacağın. Uygulanmayan yitik hukukun göçüğü altında ezildiler.

Prof. Dr. Sami Selçuk’un güzel yazısından yaptığım özet burada bitiyor.

‘***’

Sonuç olarak, nelere vurgu yapıyor değerli hukuk adamımız? Şunlara:

Bir “hukuk devleti” yurttaşın haklarının güvencesidir, özgürlüğünün güvencesidir. Yalnız sade yurttaş değil cumhurbaşkanları da, krallar bile hukuk kurallarına uymak zorundadır. Uymayanlar hizaya getirilir. Bizde öyle mi? ne gezer… Devletin tepesinde oturan cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar bile uymuyor hukuk kurallarına. Milletin seçtiği temsilciler millet adına yasa yapıyor, ilk fırsatta kendileri çiğniyor. Böyle olunca da hukuk kuralları, cezalar uyarıcı olmuyor, caydırıcı olmuyor.

Demek, yasaları yapmak yetmiyor. Yasaları, hukuku ödünsüz uygulamak, yargı kararlarına da kesinkes uymak gerekiyor. Ne var ki, bunlar yok bizde, hukuk bilinci yok bizde. Türkiye’de Hukuk tükeniyor, toplum da tükeniyor.

Benim diyeceğim ise şu:

Hukuk Millî İrade’nin gerçekleşmesinin en başta gelen bir koşulu değil midir?

Öyleyse hukuku çiğneyenler, Millî İrade’yi de çiğnemiş oluyor!

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura