Atatürk Okulu > Diğer Konular
04-09-2014
“MİLLÎ EGEMENLİK” DERSİ İÇİN UYGULAMA SORULARI VE OKUMA PARÇALARI

Cihan Dura

4.9.2014


BİRİNCİ KONU: MİLLİ İRADE NEDİR?

 

İKİNCİ KONU: MİLLÎ İRADENİN GERÇEKLEŞMESİ

UYGULAMA SORULARI

1- Gerçek hayatta beslenme arzusunun özsaygıdan daha şiddetli olduğu toplumlar var mıdır? Aynı bir toplumda beslenme arzusunun özsaygıdan daha şiddetli olduğu toplum katmanları olabilir mi?

 2- Metinde tablo halinde verdiğim örnekleri iyice sindirip anladıktan sonra, “Millî İrade’nin gerçekleşmesi” olgusunun bir tanımını yapabilir misiniz? (Örneğin 'Millî İrade’nin gerçekleşmesi' "halkın arzu ve emellerinin, olabildiği kadar tatmin edilmesidir" diyebilir miyiz?)

3 - Hep diyoruz ki, “Millî Egemenlik milletin elinde bulunmalıdır.” Demek ki, Millî Egemenlik milletin elinde olmayabilir de. Peki, bu durumda egemenlik kimin veya kimlerin eline geçmiş olabilir?

*

OKUMA PARÇALARI

ÖZDEYİŞLER

-Arzudan daha güçlü, daha amansız mıknatıs olamaz.  François de Curel

-Eyleme dönüşmeyen arzu ruh bozukluğuna yol açar.  William Blake

-Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkır.  Montaigne

-Halkın sesi, hakkın sesi.

-Devlet örgütlenmiş millettir.  ...

-En iyi hükümet halkını mutlu kılmak isteyen ve onları mutlu kılmayı bilen hükümettir.  Macaulay

 

*

BİZİ YİNE BÜYÜK BİR MÜCADELE BEKLİYOR

Gazi, 30 Ekim 1923 sabahı İsmet Paşa'yı köşke davet etti.

“Cumhuriyetin ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum” diyerek sözüne şöyle devam etti:

Bizi yine büyük bir mücadele bekliyor. Sana ülkenin genel durumunu özetleyeceğim. Sorunlarımız çok, imkânlarımız az, bilmeni istiyorum. Bize yazık ki geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Kışın batağa döndüğü için geçilmesi çok zor. 4.000 km. kadar demiryolu var Anadolu'da. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz bir demiryolu ağı... Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü her halde topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor.

Çok az tarım mühendisimiz var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışardan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Şu andaki doktor sayımız 337, sağlık memuru sayısı 434… 150 kadar ilçede doktor yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık diplomalı ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta denebilir. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyormuş.

Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun oldukça önemlice bir bölümü yerleşik değil, göçebe.

Telefon, motor, makine yok denecek düzeyde. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Bütün sanayi ürünlerini dışardan alıyoruz, Kiremiti bile ithal etmekteyiz. Avrupa'nın her çeşit malı için açık pazar halindeyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var.

Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400.000'i geçecek. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediyoruz.

İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı bir halde. İktisatçımız da çok az. Çoğu bilip okuduğu kuramların dışına çıkamıyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Oysa Cumhuriyeti yaşatmak için onun insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığında bir kültür şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltilemediği için bu hizmet gelişmedi. Birçok kültür eseri dışarı kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor."

Kaynak: Turgut Özakman, Cumhuriyet: Türk Mucizesi, 2. Cilt, Bilgi Yayınevi, Ank., 2010, ss. 12-14.

Bu konuşmasında Atatürk milletimizin, Milli İrade’nin hangi arzu ve eğilimlerini dile getiriyor? Bunları ihtiyaçlar olarak belirtiniz.

*

ÜÇÜNCÜ KONU: MİLLİ İRADE’Yİ ANLAMANIN YOLLARI

UYGULAMA SORULARI

1- Türkiye’de medyanın, halkın arzu, emel ve beklentilerini yeterince araştırıp yansıttığını söyleyebilir miyiz, Neden?

2 - Aşağıdaki parça, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı romanından alınmıştır. Birinci Dünya Harbi’nde kolunu kaybeden subay Ahmet Celal Porsuk çayı kıyısında bir köye yerleşmiştir. Köylüler ile kaynaşmaya çalışır ama ne yapsa başaramaz; o, köylünün gözünde bir “yaban”dır sadece. Ama suçu köylüde bulmaz, başarısızlığını şöyle açıklar:

… Burada bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası taşlarla ezildi. Burada yüzü düşmana dönük nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle sırtından vuruldu. Burada milli timsalin,milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturdukları şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi.Burada ben, ben, vatan delisi,millet divanesi,harp malulu Ahmet Celal yapayalnızım.

Bunun nedeni, Türk aydını, yine sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten sonra ve onu bir posa halinde katı toprak üzerine attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını buluyorsun.
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın eline bıraktın. O katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti.

Şimdi elinde orak buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? Bu ısırganları bu kuru dikenleri mi? Tabi ayaklarına batacak. İşte her yanın yarılmış halde kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey senin kendi eserindir, senin kendi eserindir!

Sorumuz şudur: Ahmet Celal (a) halk ile kendisi arasındaki uçurumun sebebini neye bağlıyor? (b) “Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin” diyor. Burada “halkın ruhu” ve “ona nüfuz etme” terimleriyle nelere dikkatimizi çekiyor?

3- Aşağıda ad ve adreslerini verdiğim iki makaleyi okuyunuz. Size göre makalelerde anlatılan olayda Millî İrade’yi anlama yollarından hangisine başvurulmuştur? Yanıtınızı doğrulayan pasajları belirtiniz.

■ HALK AYDININ AYNASIDIR

http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=772&Itemid=61

■ HALK ÖĞRETMENİ WİLHELM SNELMAN

http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=693&Itemid=61

 

DÖRDÜNCÜ KONU: MİLLİ İRADE VE TEŞKİLATLANMA

UYGULAMA SORULARI

1- KUY modeline birey düzeyinde somut bir örnek veriniz. (İpucu: Birkaç arkadaşınızla bir işi gerçekleştirmek üzere bir araya geldiğinizi düşününüz. Bu iş ne olabilir? İşin gerçekleştirilmesinde hedefinizi ve kaynaklarınız ne olabilir? Birkaç kural koyunuz. Uygulamayı nasıl yapacağınızı, yaptırımların ne olacağını tasarlayınız.

2- S: T.C. Anayasası’nı açınız. Meclis’in, Hükümet’in, Yargı’nın esas görevleri nelerdir, birer cümle ile yazınız. (Aşağıdaki okuma parçasından yararlanabilirsiniz.)

3- Bir hükümetin, icraatı sırasında diğer partilerle uzlaşma araması durumunda, Millî İrade neden daha büyük ölçüde gerçekleşmiş olur?

 

OKUMA PARÇASI

TC ANAYASASI’NIN BAZI MADDELERİ

Devletin temel amaç ve görevleri

MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

Egemenlik

MADDE 6- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Yasama yetkisi

MADDE 7- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

Yürütme yetkisi ve görevi

MADDE 8- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Yargı yetkisi

MADDE 9- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

         …

Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri

MADDE 87- (Değişik: 3/10/2001-4709/28 md.; 7/5/2004-5170/6 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.

Cumhurbaşkanının Görev ve yetkileri

MADDE 104 - Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

a) Yasama ile ilgili olanlar:

b) Yürütme alanına ilişkin olanlar:

c)  Yargı ile ilgili olanlar:

Bakanlar Kurulu

MADDE 109- Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan kurulur.

Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır.

Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verilir.

MADDE 112- Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.

Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.

Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.

 

Yargı

MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

MADDE 140- Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür.

Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.

 

 

BEŞİNCİ KONU: MİLLİ İRADE DÜZENİ NASIL ENGELLENİYOR?

 

UYGULAMA SORULARI

1-  “Millet, egemenliğinden yoksun kalınca, iradesi felç olur” söyleminde “felç olur” ifadesi ne anlama gelmektedir, bu ifade yerine başka hangi deyişler kullanılabilir?

 2-  Atatürk “Millet yeterli derecede kuvvetli olunca, kuvvet ve kudreti eline alır. Bu sonuç bazen ihtilal ile, bazen de hükümdarla barışçı bir anlaşma yoluyla elde edilir” diyor.  Türk milleti kudret ve kuvvetini, yani egemenliğini bu iki yoldan hangisiyle, ne zaman, nasıl elde etmiştir?

3-  Bugün Türkiye’de egemenliğin tek bir şahıs tarafından önemli ölçüde gasp edilmiş olduğunu ileri sürebilir miyiz, neden?

 

OKUMA PARÇASI

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİYE LİDER MÜDAHALESİ

… Bilindiği gibi gerçekleri keşfetmenin, doğru uygulamaların ilk koşulu olguların gözlemidir. Ben bu defa da gözleme, belgesel gözleme başvuruyorum. Kullandığım belgeler “yazılı doküman” niteliğinde olan, Sayın Kâmran İnan’ın, bir kitabından aldığım, kendi siyaset anılarından damıttığı değerli tespitleridir. Bir kısa alıntı da Sayın Oktay Ekinci’den yapacağım.

Yüksek karakterini, ahlakını, devlet adamlığı niteliğini daima takdir ettiğim Kâmran İnan’ın tezi -bana göre- öz olarak şudur: Türkiye’de parti, liderin mülküdür. Ne teşkilat, ne parlamenterler lidere ters düşemez. Fikir özgürlüğü yoktur. Lider mutlak egemendir. Dışarıya karşı demokrasiyi savunan siyasi partilerimiz, iç yapı ve işleyişleri itibariyle demokratik olmaktan uzaktır.

Aşağıda bu görüşün ayrıntılarını sunuyorum.

I) Türkiye’de mevcut sistem ne yazık ki bütün acı tecrübelere rağmen bir “liderler sultası”ndan ibarettir. Bu antidemokratik anlayış ve uygulama kendimize özgü bir anlayışın ürünüdür ve “şef” sisteminin mirasıdır (Bence daha geriye gidilmeli, bu anlayışta Osmanlı despotizminin katkısı olmadığını düşünebilir miyiz? cd). Özellikle 1960’dan sonraki dönemde siyasî parti liderin bir tür mülkü olarak görülmüştür. Lider içeride aşırı otoriter, dışarıya karşı aşırı demokrattır; bu bir çelişkidir ve rahatsız edicidir. Sistem, parti içi görüş ayrılıklarını, hatta fikir özgürlüğünü önler. Egemenlik mutlak şekilde liderin elindedir. Partilerin bazen bölünmesinin de bir sebebidir bu sınırsız hâkimiyet.

Grup toplantılarında gündemi lider işgal eder, kimseye söz hakkı imkânı bırakmaz. Cesur biri çıkarsa, liderin gözüne girmek isteyenler derhal üzerine yürür, susturur. Böyle, liderin gözüne girmek uğruna, çok defa demokrasinin gözü patlatılmıştır. Kongrelerde ise delege silinip kaybolur, ortama dışarıdan getirilen kaba güçler hâkim olur.

Yazının tamamı için tıklayın:

http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=448&Itemid=63

 

 

ALTINCI KONU: MİLLİ İRADE NEDİR, NASIL GERÇEKLEŞİR?

 

OKUMA PARÇASI

 

Kuklalar ve İrade-i Milliye!

Banu AVAR

Yıllardır siyasi partilerin, TAM BAĞIMSIZ olmayan ülkelerde, sadece halkı aldatma aleti olarak kullanıldığını yazdık.

Bir kukla tiyatrosu sürekli oynamakta ve renkli görüntüler, çığlıklar atarak dikkat çeken kukla bebekler, gözü GERÇEKLER’den sahne ışıklarına çekmekte.

GERÇEK: Aç biilaç bırakılmış, zenginlikleri gasp edilmiş, tüm haklarına el konulmuş, HAKKINI KORUMASI engellenmiş, eğitim alması imkansız kılınmış bir milletin varlığıdır.

SAHNE’de ise bu milletin temsilcisi olduğunu iddia eden siyasi partiler vardır.

60 yıldır bu milletin hakları konusunda en ufak bir adım atamamışlardır. Çünkü baştan bağlıdırlar. Çok partili SİSTEM, emperyal ağababalar tarafından kurulmuş, kukla tiyatrosu halkın dikkati, GERÇEK’e çevrilmesin diye oturtulmuştur.

60 yıllık çalışma sonrası, halkın büyük bir çoğunluğu SANDIK-SEÇİM-OY sarmalı içine çekilmiş, bunun dışında bir MİLLÎ İRADE tecellisini düşünemez olmuştur.

Beyinler ‘Millî İrade Sandıktadır’ cümlesiyle şekillendirilmiştir.

Millet, A ya da B olmadı C ya da X partisine oy verdi mi görevini yapmış sayılacaktır. “Demokrasi zaten budur”.

Sistem partileri yanı sıra sisteme karşı olduğunu söyleyen partiler de sahnede yer almıştır. Bunların da görevleri vardır. Gerçek muhalefet, sisteme karşı harekete geçerse, o zaman sahte muhalifler devreye sokulacak ve gerçek muhalefetin gelişmesini engelleyecektir.

Emperyalizm, bir ülkeye el atınca, her kanattan sahte kuklayı sahneye sürecektir, bizde de böyle olmuştur. Siyasi mekanizma içinde SAHTE Sol, SAHTE Türkçü, SAHTE Dinci partiler sahneyi doldurmuştur.

Artık millete düşen iş, sahnedeki renkli kuklalara bakarak birinden birini seçmektir.

Kuklalar, KUKLACI’nın elindeki ipin hareketlerine göre oynarlar. Sahnenin hipnozuna kapılmış seyirciler bazen ağlar bazen çılgınca alkışlarlar.

Biz burada milletimize, izledikleri şeyin bir KUKLA TİYATROSU olduğunu haykırmak ile görevliyiz.

Yıllardır sürdürülen oyun, seçim-sandık-oy oyunudur. Demokrasilerde seçim sistemi önemlidir. Ama demokrasi sadece TAM BAĞIMSIZ ülkelerde olur. Bağımsızlığını kaybetmiş, ekonomisi, siyaseti, kültürü, televizyonları, gazeteleri okulları emperyalizmin eline geçmiş ülkelerde DEMOKRASİ olmaz. Miş gibisi olur.

GERÇEK SEÇİM de olmaz. Amerikalı J.P.Morgan’ın SECSİS’i olur ama SEÇİM olmaz. Geçenlerde Amerika’da yargılanan, SECSİS sistemini kuran bilgisayar mühendisi ‘tüm seçim sonuçlarının değiştirilebildiği bir yazılımı sisteme koyduğunu’ mahkemede itiraf etmiştir.

Siyasi Partiler Yasaları SİSTEM’in gereğine göre hazırlanır. Kimler sistemin kuklasıysa sadece onlara izin vardır.

Milletin iradesi, Meclise YASAKTIR!

Kaynak: Millî İrade Nedir? Elmadağı Yayınları, İst., 2014, ss.11-14.

 

 

YEDİNCİ KONU: MİLLİ EGEMENLİK NEDİR?

 

UYGULAMA SORULARI

1- Sosyal ahlak nedir, millî egemenliği nasıl belirler?)

2- Atatürk’ün şu özdeyişinden ne anladığınızı bir yazı kaleme alarak açıklayınız: Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar.

3- “Eğer güç milletin elinde değilse, Millî Egemenlik başka odakların eline geçmiştir” ifadesinde, “başka odaklar”dan kast edilen nedir?

4-  “Millî egemenlik ortak kabul etmez” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

 

OKUMA PARÇALARI

TESİSLERİMİZ SATILIYOR, TOPRAKLARIMIZ SATILIYOR, YETMEDİ, VATANDAŞLIĞIMIZ DA SATILIYOR

AKP iktidarının tek bir ekonomi politikası var desem, yeri… 12 yıldır satıyor, satmadık üretim kaynağı bırakmadı: Tesisler, fabrikalar, topraklar… Yetti mi, hayır! Şimdi de Türk vatandaşlığı satışta! Kim bilir, daha sırada neler var.

1) Bana “AKP’nin ekonomik programı kısaca nedir” diye sorsalar, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı veririm: Satmak, ne varsa satmak, istisnasız her şeyi satıp savurmak!... Örnek mi? o kadar çok ki: Yoksul halkımızın malı olan dev ku­rum­lar, sa­na­yi te­sis­le­ri, bankalar, li­man­lar, köp­rü­ler, ka­mu bi­na­la­rı ve ar­sa­la­rı… TÜRK TE­LE­KOM, TÜP­RAŞ, ER­DE­MİR, TE­KEL, SE­KA ve PET­KİM gi­bi büyük sa­na­yi te­sis­le­ri, 200’e yakın ka­mu te­si­si, 2.600’den fazla ar­sa, bi­na ve loj­man… Ve elden çıkarı­lan­la­rın ço­ğu AKP ik­ti­da­rı­na ya­kın yer­li sermaye ile ya­ban­cı şirketler ta­ra­fın­dan ka­pı­şıl­dı. 11 yılda satılanlar bu saydıklarım…, kasalarına giren ise sadece 43 milyar dolar!...

2) Evet, AKP Hükümeti Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanından bu yana taş taş üstüne konmuş ne varsa hepsini satıyor. Buna topraklarımız da dahil…

Devamı için tıklayınız: http://cihandura.com/ekonomi-yazilari/401-tesslermz-satiliyor-topraklarimiz-satiliyor-yetmed-vatandaliimiz-da-satiliyor-.html

*

MİLLETİMİZİN VEKİLLERİ KİMİN EMRİNDE?

Türkiye’de, geçer akçe demokrasi… Başka ne değer varsa hepsi unutturuldu. Ne sanayileşme, ne çağdaşlık, ne eşitlik, ne adalet, ne yurtseverlik, ne dayanışma, ne tutumluluk… Varsa, yoksa demokrasi… Bir yaygaradır gidiyor, mangalda kül kalmadı. Bana sorarsanız bu demokrasi tellalları samimiyetsizdir, kötü niyetlidir. Çünkü demokrasi yok ki Türkiye’de… “Ona benzer bir şey var” derseniz, o da Amerikan patentli “Truva Atı demokrasi”... Yalnız “Truva Atı” mı, aynı zamanda lider demokrasisi!... Başta iktidar partisi, hemen bütün partilerde durum böyledir.

Öyleyse şu demokrasi havarilerinin önce bu büyük soruna sahip çıkmaları gerekmez mi? Tam tersine Türkiye’nin bu sorununun üstünü örter, halktan gizler, adını bile anmaz, unuttururlar. Ancak ne mutlu ki son zamanlarda bir bilinçlenme başladı sanki, sorun kimi namuslu kalemler tarafından dile getiriliyor artık.

I) Bu yazarlardan biri Güngör Mengi’dir; bakın neler söylüyor, son yazılarından birinde[i]:

“… TÜSİAD’ın Görüş dergisinin kapağı, demokrasi sandığımız rejimin nasıl bir “lider sultası” olduğu eleştirisini çok güzel yansıtıyor. Son cuntanın Danışma Meclisi’ni bile beş general seçmişti. Şimdiki meclisin üyelerini “tek adam”lar seçiyor. Milletvekilleri bu yüzden milletin vekili olamıyor, liderin kulu oluyor. Bu yanlıştan ne çıkacak, tahmin etmek zor değildir. Elbette böyle bir meclis halkın özlemi olan düzen için kavga vermeyecek, çoğunluk partisi liderinin ihtiraslarına râm olacaktır. TBMM üyelerini lider değil halk seçmelidir. Aksi halde milletvekillerinin bağımsızlığı olmaz.”

Devamı için tıklayınız:

http://www.cihandura.com/eski/index.php  ?option=com_content&task=view&id=535&Itemid=63

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura