Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
09-01-2014
İKİNCİ KONU: MİLLİ İRADENİN GERÇEKLEŞMESİ

Cihan Dura

9.1.2014


 

Kendilerine milletimizin kaderi emanet edilmiş olanlar!

Sizi iktidara ve yetkili makamlara getiren iradenin ve egemenliğin sahibi, Türk milletidir.

İktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirildiniz.

Milletin kudretini, yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve sağlanabilir menfaatleri yolunda kullanmakla yükümlüsünüz.

M. K. Atatürk

 

İrade ve egemenlik kavramları, nasıl tek bir birey için geçerliyse, bir topluluk için, bir millet için de geçerlidir. Bu son durumda onları “Millî İrade” ve “Millî Egemenlik” olarak adlandırırız ve bu terimleri de sırasıyla “millete ait irade”, “millete ait egemenlik” anlamında kullanırız.

Kolayca görüleceği gibi bu yeni kavramlar; mikro ölçekten, makro ölçeğe,  birey ölçeğinden millet ölçeğine geçilerek elde edilmiştir. Atatürk ölçek değişimini şöyle yapıyor: İrade diye bir şey vardır, manevî olan, kalp ve vicdanın eğilimi, arzusu olan... Nasıl bir insanın iradesi varsa, insanlardan oluşan bir toplumun da iradesi vardır. Millî İrade işte budur. Millî İrade bütün millet bireylerinin arzularının, emellerinin bileşkesidir.

Mikro ölçekten makro ölçeğe (bireyden topluma, millete) geçiş sürecini aşamalarına ayıralım:

-Atatürk irade olgusunu, önce mikro ölçekte, birey hakkında ortaya koyuyor: İrade diye bir şey vardır, manevî olan, kalp ve vicdanın eğilimi, arzusu olan...

-Sonra ölçek değiştiriyor; mikro ölçekten makro ölçeğe, bireyden topluma (millete) yükseliyor: Nasıl bir insanın iradesi varsa, insanlardan oluşan bir toplumun da iradesi vardır.

-Ve bu ikinci ölçekte yaptığı gözlemin sağladığı veriyi belirterek Millî İrade’nin tanımını yapıyor: Millî İrade işte budur. Millî İrade bütün millet bireylerinin ortak arzularının, emellerinin bileşkesidir.

I) İKİ ÖNEMLİ KAVRAM

Millî İrade kavramının kolay anlaşılması bakımından, iki önemli kavramı tanımlamamızda fayda var: Ortak…, bileşke

a/“Ortak” sözcüğü burada “birden fazla kimseyi ilgilendiren”  anlamında kullanılıyor.  O zaman “ortak arzular, tercihler,…” deyince, “birden fazla olan, çok sayıdaki kimselerin arzuları, tercih ve eğilimleri” kast edilmiş oluyor. Örnek:  Beslenme, barınma-konut, giyim, sağlık, güvenlik,… gibi istekler birçok insana özgü olan, onların her birini ilgilendiren ihtiyaçlardan kaynaklanan arzulardır. İstisnasız her insan düzenli olarak beslenmek,açlığını gidermek, barınmak, gereğince giyinmek,… ister. Sevme ve sevilme, ilgi görme, bir gruba üyelik, bağlanma, özsaygı, sayılma, başarı, prestij gibi sosyal ihtiyaçlardan kaynaklanan arzular da öyledir; bireysel ihtiyaçlar kadar olmasa da, birden fazla insan tarafından açığa vurulan arzulardır.

b/ Peki, Millî İrade’nin bir “bileşke olma”sı, “bireylerin arzu ve emellerinin bileşkesi olması” ne demektir? Burada geçen “bileşke”[i] sözcüğü genel olarak ne anlama geliyor? Öyle görünüyor ki, “bileşke” terimi, bilimde önce bir fizik terimi olarak kullanılmıştır, şu anlamda: Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eşit olan tek kuvvet(Açıklama: M cismine uygulanan F1 ve F2 kuvvetlerinin bileşkesi R oluyor. Cisim F1 veya F2 yönünde değil, bunların bileşkesi olan R kuvveti yönünde hareket ediyor.)

Bu tanımdan hareketle “bileşke”nin konumuz sınırları içindeki anlamını şöyle belirleyebiliriz: Bir toplumun, bir milletin belli bir anda hissettiği birkaç ihtiyacın toplam şiddetine eşit olan ihtiyaç durumu…

Basit bir örnek vereyim.

Varsayalım ki toplumun yalnızca iki ihtiyacı olsun: Beslenme ve özsaygı…  (Özsaygı: İnsanın kendine duyduğu saygı, onur, haysiyet, izzeti nefis). Bu basit modeli işletince bir toplumda şu üç halin, bunlardan biri veya diğerinin geçerli olabileceğini anlarız:

1- Beslenme arzusu özsaygıdan daha şiddetli hissedilir. Bu takdirde bileşke; iki ihtiyacın da hissedildiği, ancak beslenme arzusunun özsaygıdan daha kuvvetli (ağırlıklı) olduğu bir ihtiyaç durumu olacaktır.

 2- Özsaygı arzusu beslenmeden daha şiddetli hissedilir. Bu takdirde bileşke; iki ihtiyacın da hissedildiği, ancak özsaygı arzusunun daha kuvvetli (ağırlıklı) olduğu bir ihtiyaç durumu olacaktır.

3- Beslenme ve özsaygı eşit şiddette hissedilir. Bu takdirde bileşke her iki ihtiyacın da eşit ağırlıkta hissedildiği bir ihtiyaç durumu olacaktır.

Bu modelden elde ettiğimiz durumlar; 3, 4 veya daha fazla ihtiyacın nazara alındığı bütün diğer modeller için de, doğal olarak realite için de geçerlidir. Ancak elde edilen sonuçlar zamana, toplumsal yapıya, yani toplumun sınıf ve katmanlarına göre farklılık gösterebilir.  Biz burada, anlatımı ve anlaşılmayı kolaylaştırmak amacıyla bu karmaşık durumları şimdilik göz ardı ederek, açıklamalarımızı zaman ve toplumsal yapı etkenlerini nazara almadan sürdüreceğiz.

II) MİLLÎ İRADE’NİN GERÇEKLEŞMESİ KOŞULU

Şimdi şu sorunun yanıtını arayacağız: Atatürkçü öğretiye göre Millî İrade’nin gerçekleşmesinin tam koşulu nedir?

Soruyu yanıtlamadan önce, “Millî İrade’nin gerçekleşmesi” ne demektir? Somut örnekler üzerinde önce bu hususu açıklığa kavuşturalım.

 

MİLLÎ İRADE

GERÇEKLEŞMESİ

Beslenme

Yeterli miktar ve türde gıda maddesi satın alıp tüketme

Barınma

Uygun bir konutta fiilen ikamet etme

Sağlık

Sağlık hizmetlerinden yeterli ölçüde fiilen istifade edebilme

Eğitim

Yaşına uygun olan bir eğitim kurumunda gerekli bilgi ve becerileri edinme imkânına kavuşmuş olma

 

Şimdi asıl sorumuza dönelim: Bilindiği gibi Milli Egemenlik Tam Bağımsızlıkla birlikte, Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu bir olgudur, bir kavramdır. O, Millî Egemenliği, Tam Bağımsızlıkla birlikte devletimizin iki temelinden biri olarak görür. Milli Egemenlik kavramını da hep Milli İrade kavramı ile birlikte kullanır. Bir ulus sonsuza kadar var olmak, onuruyla var olup yaşamak istiyorsa, bu iki temele dayanmalı, bu iki temeli gözü gibi korumalıdır. Neden? Konumuz Milli Egemenlik olduğuna göre, kendimizi bu kavramla sınırlandırarak, yanıtı Atatürk’ün şu önermesi ile verebiliriz: Çünkü Milletin arzu ve eğilimlerinin somutlaşıp gerçekleşmesi, başka bir deyişle Millî İrade’nin gerçekleşmesi, Milli Egemenliğin milletin elinde bulunmasına bağlıdır.

Yine soralım: Neden ve nasıl? Yani Millî İrade’nin gerçekleşmesi için:

- Milli Egemenlik neden milletin elinde bulunmalıdır?

- Milli Egemenliğin milletin elinde bulunması nasıl sağlanır?

Yanıt için, önce, muhakeme sürecimize aşağıdaki iki önermeyi dahil etmemiz gerekiyor:

1/ Bir toplum devlet halinde teşkilatlanır. Bir milletin aracı, organı, bir milletin kuralı devlettir.

Milletin yönetim ihtiyacı bir devletin varlığını gerektirir. Milletin yönetilme ihtiyacını devlet kurumu karşılar.

Biliyoruz ki bir insan topluluğu olan millet; ihtiyaçlarını tatmin etmek ister, arzu ve eğilimlerini yerine getirmek ister. Öyleyse millet o şekilde teşkilatlanmış olmalı ki, kurduğu devlet düzeni, egemenliğinin tam olarak elinde bulunmasını sağlamalıdır. Millet, devlete hâkim olmalıdır. Çünkü arzularının bileşkesi olan iradesini ancak bu şartla yerine getirebilecektir. Yoksa, hiçbir arzu ve emelini gereğince gerçekleştiremez, hiçbir ihtiyacını gereğince tatmin edemez.

2/ “Milletin arzu ve eğilimleri” devlet boyutunda farklı şekil ve adlar altında, kamu hizmetleri olarak karşımıza çıkar.

Örnek veriyorum:

-Bireyin, yani yurttaşın beslenmesi, barınması, giyinmesi,… için gelir sahibi olması gerekir, bunun için de bir sahibi olmalıdır. Demek ki millet, onu oluşturan bireyler ister. Mevcut toplum örgütlenmesi, devlet bunu yurttaşlara sağlamalıdır. Ve bu da ancak eğer egemenlik milletin elindeyse, gerçekleşebilecektir.

-Yurttaş, sağlığı yerinde olsun ister. Bunun temini de sağlık personeli, hastaneler, sağlık ocakları gerektirir. Kısacası ülkede gelişmiş sağlık hizmetleri olmalıdır. Yurttaş bu hizmetlerden bir engel olmadan, kolaylıkla yararlanabilmelidir.

-Vatandaş yurt içinde ve dışarıya karşı fiziki güvenliğinin korunmasını ister. Canı, malı emniyette olsun ister. Öyleyse ülkede emniyet ve asayiş olmalıdır, millet dışa karşı da kendini güvencede hissetmelidir. Bu da etkili bir asayiş gücünün, silahlı kuvvetlerin, bir ordunun varlığını gerektirir.

-Ve özsaygı, sayılma… Bu ihtiyaçların tatmini de eğer yurttaş özgürse, kendisine âdil davranılıyorsa, ülke bağımsız ise, mümkün olabilir.

-Yurttaş kendini geliştirmek, toplumda görev almak, halkına hizmet etmek, faydalı olmak ister. Bunun koşulu da toplum örgütlenmesinin, devletin, ona her türlü eğitim ve öğretim hizmetlerini sunmasına, görev kadrolarını, eşit şekilde açık tutmasına bağlıdır. Bütün bunların da birinci güvencesi, egemenliğin fiilen milletin elinde olması koşuludur.

‘***’

Sonuç olarak diyebiliriz ki Milli İrade’nin tüm içeriği ile tecelli etmesini, yani gerçekleşmesini ülkedeki kurulu düzen, yani devlet teşkilatı sağlayacaktır,

Ancak bu öyle bir devlet teşkilatı olacaktır ki, o teşkilatta egemenlik bütünüyle milletin elinde olacaktır. Millî İrade’nin bütün unsurlarıyla gerçekleşmesinin tam koşulu ve tek sağlam yolu budur.  

 


[i] Atatürk “muhassala” sözcüğünü kullanır, günümüz Türkçe’sine “bileşke” olarak aktarılıyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura