Atatürk Okulu > Kitaplık
06-06-2014
KURTULUŞ SAVAŞI KADINLARI / ZEKİ SARIHAN

Cihan Dura

6.6.2014


Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, Ulusal Eğitim Derneği Yayınları, 5.B., Ank., 2010, 399 s.

*

Türk Bağımsızlık Savaşı ulusal bir seferberlikle kazanılmıştır. Kadınlarımız ve erkeklerimiz düşüncelerini ve bütün güçlerini bir araya getirip birleştirmiştir. Eğer onlar tam bir birlik halinde mücadele etmeselerdi, bağımsızlık kazanılamaz veya savaş yoluyla varılabilen hedefler çok zayıf olurdu.

Bu kitapta Kurtuluş Savaşı’nda kadınlarımızın rolü ve çalışmaları ele alınmakta, esas itibariyle “Türk zaferinde kadınların payı nedir” sorusunun yanıtı verilmektedir.

Kitabın özgün kaynakları Kurtuluş Savaşı yıllarında yayımlanan gazeteler ve bu savaşı konu edinmiş kitaplardır. Kitap daha önceki benzer konulu kitaplara oranla daha geniş bir kaynak tabanına dayanmakta, bu sebeple kendi alanında en geniş ve kapsamlı bir araştırma niteliğindedir.

“Kurtuluş Savaşı Kadınları” Yunus Nadi 2006 Sosyal Bilimler Ödülünü kazanmıştır.

Kitap aşağıda sıraladığım dokuz bölümden oluşmaktadır:

-Savaşların getirdiği kadın devrimi

-Kadınlar üzerinde düşman vahşeti

-Kadın kalemi vatan hizmetinde

-Kadınlar miting kürsüsünde

-Kurtuluş Savaşı’nda kadın örgütleri

-Hilali Ahmer (Kızılay) kadınları

-Mustafa Kemal’in kağnısı

-Türk kadını cephede

-Devrim’in kadınlara şükranı

 

 “KURTULUŞ SAVAŞI KADINLARI” KİTABINDAN NOTLAR

-Maraş’ta Kurtuluş Savaşı’nın kıvılcımı 31 Ekim 1919 günü Fransız ordusunda görevli bir Ermeni askerin, Uzunoluk hamamından çıkan kadınlara sarkıntılık yaparak bunlardan birinin peçesini yırtmasıyla çıkmıştır. Olayı gören bazı erkekler müdahale edip kadınları korumaya çalışırken, dipçik ve kurşunlarla ağır yaralanmıştır. Uzunoluk camiinin gönüllü müezzini Sütçü İmam da, tabancasını ateşleyince “ırz düşmanı Ermeni” yere düşmüş, diğerleri kaçmıştır. Ermeniler “Müslümanları öldürüp karılarını alacaklarını, camilere çan takacaklarını” bağıra bağıra yaralılarını alıp gitmişlerdir. (s.58)

-Orhangazi ve Gemlik bölgesinde 15 Mayıs 1921’de Karacaali köyünde kadınlar 200 Yunan askeri tarafından kocalarının gözleri önünde ırzlarına geçildikten sonra kurşuna dizilmiştir. (s.59)

-Kadın gazeteci Berthe G. Gaulis Yunan mezalimini anlatıyor: Bilecik bir felaket ve acılar diyarı… Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor… Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış… Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı… (s.66)

-Hâkimiyeti Milliye gazetesinden: Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense, kurşunla, süngüyle, ateşle ölümü tercih etmişlerdir. (s.68)

-Yunanlıların kaçarken yapacakları zulmü önlemek için Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül 1922’de kurtuluş bekleyen halka yayımladığı bildiride “kadınlarınızı ve çocuklarınızı düşman kaçarken, dağlara ve emin yerlere saklayınız” emrini vermektedir. (s.70)

 ‘***’

-1918 yılı sonbaharı… Mondros Mütarekesi imzalanmış. Mebuslar Meclisi’nde “yenik düştük, istediklerini yaparlar” şeklindeki bir konuşmaya tepki, kadınlardan geliyor. Kadıköylü Kadınlar adına gazetelere gönderilen bir yazıda şöyle deniyor: “Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız!”  (s.77)

-Bolu kadınlarının TBMM başkanlığına gönderdiği 18 Temmuz 1920 tarihli dilekçeden: “Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz.”  (s.81)

‘***’

-20 Mayıs 1919 günü Üsküdar’da yapılan ve 30 bin kişinin katıldığı mitingin sekiz konuşmacısından üçü kadındır: Sabahat Hanım, Naciye Hanım, Zeliha Hanım.  Sabahat Hanım şunları söylemiştir: İşte Yunanlılar bugün İzmir’i aldılar. Belki yarın da Konya’mızı, Bursa’mızı, hatta çok sevgili İstanbul’umuzu da isteyecekler. O zaman, bu kahreden kuvvetler karşısında böyle sükûn ve tevekkülle mi duracağız? Ben buna “hayır” diyorum. Biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız. (s.92)

-Kastamonu kadın mitinginin, İstanbul’da ve diğer yerlerde düzenlenen mitinglerden farkı; düzenleyicileri, konuşmacıları ve katılımcılarının tümünün kadın olmasıdır. (s.70)

‘***’

- Türk Kadınlar Cemiyeti üyelerinden Azize Hanım, Haziran 1920’de Cenevre’de toplanan Uluslararası Kadınlar Kongresi’nde en çok alkışlanan konuşmalardan birini yaparak özetle şunları söylemiştir: Savaşa girilmesinde Türkiye halkının ve kadınlarının bir suçu yoktur. Türk kadınları da savaşta büyük acılar çekmiştir. Yarım yüzyıldan beri kadın hakları konusunda önemli mesafeler aldık, Dünya kadınlarını Türkiye’nin davasını desteklemeye çağırıyorum. (s.130)

-Millî Mücadele’nin önemli merkezlerinden biri olan Balıkesir’de de kadınların Kurtuluş Savaşı için boş durmadıkları anlaşılmaktadır. 19 Aralık 1919’da Balıkesir Hareketi Milliye Reddi İlhak Heyeti’ne başvuran kadınlar, kış hediyesi olarak çorap ve diğer levazımatı vermek istediklerini bildirmişler, bunun üzerine heyet, Hacı Kâmile Hanım’ın başkan, ayrıca Zeynep Hanım’la diğer bazı kadınları seçerek bu işle görevlendirmiştir. (s.132)

-Emekli öğretmen Asiye Ülker anılarında anlatıyor: Sivas Kongresi’nin yapıldığı, yani Atatürk’ün Sivas’a geldiği tarihte ben Kız Öğretmen Okulu’nda öğrenci idim. Yetimler Yurdu’nun müdürü Makbule Hanım’la Vali Reşit Paşa’nın eşi Melek Hanım, her ikisi de Millî Mücadele’ci hanımlardı. Bütün güçleriyle Sivas’taki hanımları Millî Mücadele’nin amacına yöneltmeye çalışırlardı. Onların Millî Mücadele yolundaki çalışmalarında en yakın yardımcılarından biri de bendim. Yaptığımız bir toplantı sonunda kadınlardan yardım toplandı. Sivas’ın yurtsever kadınları hemen üzerlerindeki bilezik, yüzük, küpe gibi değerli eşyaları bağışladılar. Sivaslı hanımlar büyük bir Millî Mücadele heyecanı içine girmişlerdi. Onların bu heyecan ve gayretleri bütün Kurtuluş savaşı boyunca devam etti. Bütün kadınlar evlerindeki dikiş makinelerini yetimler Yurdu binasına getirterek okulun salonunda cephedeki askerlere iç çamaşırı, yorgan,… diktiler. Ben de hem bu işlerde çalışır, hem de kimsesiz yavruların ihtiyaçlarını karşılar, onları teselli ederdim. (s.135)

-Sivas Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti, 12 aralık 1919 tarihiyle, o sırada Sivas’ta bulunan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben gönderdiği yazıda “saygıdeğer ve yüksek kardeşlerimiz, sizleri kendimize rehber edinerek Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti adıyla bir dernek kurduk. Tüzüğümüzü takdimle öğünç duyarız” demektedir. (s.140)

-Bu derneğin başkanı Melek Hanım’ın bir konuşmasından: “Pek acı, pek buhranlı, pek vahim günler yaşıyoruz. Vatanımız ölüm halinde bir hasta… Erkek kadın bütün evlatları vatanın tedavisine hemen koşalım. Kızları hastabakıcı, oğulları en ehil doktorlar olmalıdır. Vatanımızı kurtaracağız. Dedelerimiz gibi Türk Müslüman milletinin şerefini yine yükselteceğiz. Fakat bunun için birleşmek lazımdır. Kadın ve erkek bir araya gelirsek, vatan kurtulur.” (s.152)

-O günlerde kadınların kurduğu Anadolu Müdafaai Vatan Cemiyeti Kayseri Şubesi, elinden gelen bütün fedakârlığı gösteriyordu. Cemiyet adına yardımları Feride Güpgüpoğlu yapıyordu. Herkes yardıma çağrılıyor, çorap eskisinden tutun da, iç çamaşırı, ayakkabı, ne varsa toplanıyordu. (s.164)

‘***’

-Yunanlıların işgal ettiği yerlerden daha iç bölgelere kaçan nüfus, buralarda açlık içindedir ve çok kötü koşullarda barınmakta, hatta sürünmektedir. Bergama’dan 10 bin’i Rumeli göçmeni olmak üzere 30 bin kadar Müslüman halk Soma ve Balıkesir yönüne göçmüştür. Hepsi mazlum, dul kadınlar, kimsesiz çocuklar, harap ve karanlık dört duvar arasında hasta bir halde inlemektedirler. Aydın kasabası kenarında, bayır eteklerinde çadırlarda ve medrese köşelerinde Aydın göçmenlerinden üç bin kişi yaşamaktadır ve bunların durumu yürekler acısıdır. (s.182)

- İstanbul Hilali Ahmer Kadınlar Merkezi, Sakarya Savaşı’ndan (1921) sonra yaralı gazilere yardım için kadınlara yayımladığı çağrıda şöyle diyor: “Hudut boylarından değil, vatanımızın tam bağrında buradan çok daha soğuk, dağ başlarında, yaylalarda düşman ile çarpışan, hürriyetimizi, hayatımızı, namusumuzu savunan, savunurken yaralanan, hastalanan babalarımızı, kardeşlerimizi, erlerimizi, evladımızı unutmayalım. … İki hırkası olan birini kendine alıkoysun, diğerini versin.” Kadınlar Hilali Ahmer hastanelerinde hastabakıcı ve hemşire olarak çalışmışlardır. (s.195)

-Yakup Kadri: “Halide Edip’in Anadolu dağlarının arkasından duyulan sesi, bütün Anadolu’ya ve bütün hemşirelere gaipten gelen bir emir gibi tesir etmişti. Artık o günden itibaren kadınlar ordusu da seferber hale gelmiştir.” (s.201)

-Basma entarili, gözleri iyi görmeyen bir kadın, “fukara bir çamaşırcı kadın” olduğunu söyleyerek, göğsünden çıkardığı bir lirayı Halide Edip’e uzatır ve ekler “Hilali Ahmer’in yaralıları için…” “Karşı karşıyaydık” diyor Halide Edip, “ikimizin de gözyaşları kalbimize akıyordu. O ana kadar Türkiye’nin geleceğine bu kadar kuvvetle iman ettiğimi hatırlamıyorum. Boynuna sarıldım, gözlerimden yaşlar boşandı.” (s.202)

-Konya Müdafaai Hukuk Kadınlar Cemiyeti… Başkanı Şerife Hanım’dır. Konya’da büyük hizmetler gören bu kuruluş, kadınlara dikiş kursu açmış, çeşitli müsamereler yapmış, açık artırmalar düzenleyerek elde ettiği gelirleri vatanın kurtuluşu için çalışan derneklere vermiştir. (s.211)

‘***’

-Kocalarını, baba ve oğullarını muharebe meydanlarına gönderen Anadolu kadınları, ak sakallı dedeleri ve küçük yavrularıyla o büyük nakliyatı üstlenmişler, kağnıların saplandığı veya kırıldığı yerlerde yüklerini sırtlarında taşıyarak Sakarya Meydan Muharebesi’ne (1921) yetiştirmişlerdir. Yine o Anadolu kadınlarıdır ki, bir taraftan da bin zorlukla tarlasını sürmüş, ekmiş, biçmiştir. Ve ürününün yüzde seksenini yine orduya vermiştir. (s.220)

-Nurettin Peker, İnebolu’dan Kastamonu’ya cephane ve erzak taşırken, Kastamonu’nun yakınındaki kışla önünde kar ve tipi nedeniyle donarak ölen Şerife Bacı’nın öyküsünü “İstiklal Savaşı: Resim ve Vesikalarla İnebolu” adlı kitabında anlatmıştır. (s.233)

-Fransız gazeteci Schliklen: “Sırf kadınlardan oluşan öyle kafilelere rastladım ki, doğrudan doğruya sırtlarında, savaşan orduya obüs sandıkları, yiyecek taşıyorlardı. Bu halkı böyle harekete getiren hiçbir yasal mecburiyet değildir. Ruhlara doğmuş, yüce bir yurtseverlik duygusudur. Kocaları orada, cephede dövüşen bu kadınlar, ne siyasi bir akıma tabi olmuşlar, ne de bir koyun sürüsü idiler. Bekledikleri ne bir mükâfat ne bir şükran sözüdür.” (s.246)

‘***’

-Afyon cephesini yaran Kemalettin Sami Paşa Zaferden sonra, Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada büyük zaferi nasıl kazandıklarını anlatırken, kadınların, erkekleri savaşa nasıl teşvik ettiğini şöyle ifade ediyor: Hepimizin kalbinde intikamın sesi, kudretini artırmaya başladı. Bu sesin galebesinde kadınlarımızın pek büyük yardımı vardı. Kadın sözünün, gözyaşının bir erkek üzerinde ne müthiş tesir yaptığını bilirsiniz. Adlarını hürmet ve şükranla kaydedeceğim Halide Edip ve Erzurumlu Gül hanımlar geldiler. Askerle beraber ağladılar. Eğer vatanı kurtarmadan gelirseniz, kadın olarak size lanet edeceğiz, dediler. Bütün asker ağlayarak yemin etti. Gül Hanım taarruzdan bir gün önce bütün birlikleri dolaştı. Askere tek tek yemin ettirdi. (s.259)

-Enver Behnan Şapolyo yazıyor (1922): Yörük Ali’nin adı her tarafta dolaştı. Başına daha fazla kızanlar toplandı. Bunlar arasında birçok kadın da vardı. Hepsi silahlı idi. İçlerinden Emir Ayşe yaman bir çeteci idi.  (s.275)

-Kara Fatma’nın müfrezesine 43 kadın, 700 erkek katılmıştı. Kadınlardan 28’i şehit oldu. Sağ kalan 18 kadın ve diğer erkeklerle 1. Ve 2. İnönü savaşlarında çarpıştı. Bu savaşlarda da kadınları şehit veya yaralı olarak İnönü’de bıraktı, kendisi de yaralandı. İyileştikten sonra, Düzce çevresindeki asker kaçaklarını vatan görevine çağırmak için, o havaliye gitti. Kara Fatma karargâhını Nefren Boğazı yakınındaki bir köyde kurmuştu. İki eşkıya reisi çeteleriyle birlikte onun birliğine katılmıştır. (s.292)

-Ayşe Çavuş 55 yaşında… Neden ve nasıl silaha sarıldığını anlatıyor (1922): … Düşman İzmir’e girmiş, buraya doğru geliyor, dediler. Yüreğim kabardı. Artık bizim için ölüm var, kurtuluş yok, dedim. Bütün köy delikanlıları silahlanmıştı. Ben de kendimde kuvvet hissettim. Çocuklarımı Uşak’a bıraktım. Aydın’a geçtik. Mahalle delikanlılarına, kaçmanın erkekliğe yakışmadığını, vatanı kurtarmak için çalışmak lazım geldiğini söyledim. Civar köylerden 200 delikanlıyı ikna ettim. Erzak ve cephanemizi düzdük. Kasaba’ya yollandık. Kuvvetimiz gittikçe çoğalıyordu, 350 kişi olmuştuk. Kasaba’da kaldığım sürece düşman keşif taarruzunun ilerlemesine engel oldum. Yunan’ın Demirci’ye girdiğini haber aldık. Ani bir baskın yaparak üç koldan Demirci’ye girdik. Saatler süren çarpışmadan sonra düşmanı söküp çıkardık. (s.302)

-Ne mutlu Osmaniyelilere ki, Rahime gibi kahraman bir kadın yetiştirmiştir. Henüz 27 yaşında olan bu kadın, girdiği savaşlarda ‘benim diyen’ erkekleri kendine hayran bırakır. Bütün müfrezelerin saygısını üzerinde toplar. Müfrezesinin adeta kumandanı konumuna yükselir. En son Hakim Tepe’de toplanan Fransız kuvvetlerine karşı, kırk kadar savaşçı ile yürüyüp savaşa tutuşur. Türk bayrağını eline aldığı gibi düşman siperlerine çullanır. Kanlı bir boğuşma başlar. Rahime, kanlar içinde ruhunu teslim edinceye kadar silahını ve bayrağını bırakmaz. Hayatta kalanlar Fransız karargâhını ele geçirir. (s.311)

-Asker Saime… Mütareke başlangıcında üniversite öğrencisidir. Onun inandığı, tapındığı tek şey memleket davasıdır. Kendini bu davaya öyle vakfetmiştir ki, gözü başka hiçbir şey görmemektedir. 22 Mayıs 1919’da yapılan Kadıköy mitinginde konuşmacıdır. Hakkında tutuklama emri çıkınca Ankara’ya ulaşır. Batı cephesinde, cephe gerisinde ve haberalma işlerinde çalışır. İzmit’te bir görevini yerine getirirken yaralanır. İstiklal madalyası almıştır. Savaştan sonra edebiyat öğretmenliği yapmış, 1951’de ölmüştür. (s.319)

‘***’

-Mustafa Kemal Paşa (21 Mart 1923): Bu son yılların inkılap hayatında hummalı fedakârlıklarla yüklü mücadele hayatında, milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve bağımsızlığa götüren azim ve faaliyet hayatında milletin her ferdinin çalışması, gayreti, himmeti, fedakârlığı geçmiştir. Bu arada en ziyade himmet ile yad ve daima şükran ile tekrar edilmek lazım gelen bir gayret vardır ki, o da Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok ulvî, çok yüksek fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üzerinde kadın çalışması zikretmek imkânı yoktur. Dünyada hiçbir milletin kadını “ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez. … dolayısıyla hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle ebediyen taziz ve takdis edelim. (s.333)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura