Diğerleri > Sıcağı Sıcağına
05-04-2012
Günler V Notlar: Şubat 2012 (Derin Merkez, Bedhahlar, Dinciler, Atatürk, Silivri, İslam, TSK, yaz

Yazar: Cihan Dura

Tarih: 5.4.2012


2.2.2012

DERİN MERKEZ

Gülsev Eyüboğlu: Sessiz Silahların Dünyayı İşgali

-Küresel Güçler kendilerini hiç bir topluma ait olmayan toplumlar üstü Vatansız, Milliyetsiz ve sadece dünyayı yönetenler olarak görürler. İçlerinde yaşadıkları bütün toplumlar onlar için sadece güdülecek sürüler, kölelerdir. Emirleri altındaki bu kölelerin eğitimleri kesinlikle kalitesi düşük tutulacak ve böylece tüm dünya toplumları cehalet duvarları içine hapsedilen aklı ermez bireyler olarak bırakılacaklardır.

-Siyasilerin ahlakla ilgisi olmamalıdır. Ahlakla yöneten bir yönetici asla yetenekli bir Siyasetçi değildir ve tahtından indirilmelidir. Bizim hizmetimizde yönetmek isteyen kişiler; sahtekâr olmalıdır ve toplumları kandırma yöntemlerini bilmelidir. Dürüstlük ve samimiyet gibi büyük MİLLİ meziyetler, siyasilerde birer kusurdur.. Parolamız güç ve inandırmadır. Güç, siyasetin istilasını sağlar.

 

İÇ VE DIŞ BEDHAHLAR

Biri  - Atomu parçalamak mümkündür, lakin Türkiye’yi parçalamak hayaldir.

Ben  - Böyle kendimizi avuta avuta, bakın nerelere geldik.

Bir diğeri  - Hocam, bir de şu mihrak meselesi var...hani içerden kemirip kemirip de " dış mihraklar"a suç atma durumları var ya... ben de ona gülerim, dış mihrak görünümlü iç mihraklardan çektiğimizi başka bir şeyden çekmedik ve çekmeyeceğiz ...

Ben  - İç mihraklar olmasa, dış mihraklar Türkiye'nin kılına dokunamaz. Bu sebeple asıl büyük belâ, iç mihraklardır. Atatürk Gençliğe Hitabı'nda bunlara dikkatimizi "harici ve dahili bedhahlar" diyerek çeker. Gençliğe Hitap'ın okullardan kaldırılması girişimlerinin asıl sebebi de, bence budur.

 

CUMHURİYET DÜŞMANLARI

Medyadan: “Mustafa Akyol Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin de okullardan kaldırılmasını istedi.”

Ben:  Taha Akyol oğlunu "iyi" yetiştirmiş, kendi gibi yetiştirmiş. Bir farkla: Kendisi sirke idi, oğlu keskin sirke olmuş.

 

3.2.2012

İYİ VE KÖTÜ

Ankhu’nun Bozuk Düzenden Yakınması (Mö 2780-2475)

“Olup bitenler, çileden çıkarıyor insanı :
Kargaşalık var ülkede, yıkımın eşiğindeyiz.
Kapı dışarı ettiler adaleti,
Tanrı buyruklarına aldırış eden yok
Gün doğunca baş çeviriyoruz, gece olanları görmemek için.
Olup bitenler, çileden çıkarıyor insanı : ...
Memleket baştan başa tedirgin ama ağzını açıp tek kelime söyleyen yok.
Masum insan kalmadı artık, herkesin işi gücü fesat.
Yürekler yas içinde, tasa içinde.
Komut verenle komut alan bir örnek, ikisinin de dünya umurunda değil.
Her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu ama düzeltmek için bir çabaya girişmiyoruz.
Dün neyse bugün de o...Miskinlik sinmiş insanların yüzüne....
Ne acıklı bunu görüp de haykırmamak
Ama anlamayanlara dil dökmek daha (da) acı...
Bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor; Kendinden başkasına inanan yok.
Hiç ilişki kalmadı gerçekle söz arasında...

 

Bir dost  - ne acı..yaklaşık 5000 yıldır aynı yerdeyiz.

Bir diğeri  - Yani güneşin altında,5000 senedir değişen bir şey yok gâri...

 Ben  - Çok şey değişiyor, insan da değişiyor. Yalnız insanın özü değişmiyor, Kötü yönüyle iyi yönünün mücadelesi berdevam... Ve 4500 yıldır, baskın olan kötü yönü... Bazan iyi yönün öne geçtiği oluyor, ancak kötü yönü yine bir çıkış yolu buluyor.

 

BEN

“Yörüğün evini bir katır taşır, keyfini kırk katır taşıyamaz.”

-Babam "oğlum, biz yörüğüz" derdi. Bakıyorum da bu sözün birinci yarısı benim için doğru, ancak ikinci yarısını başaramadım.

 

 

4.2.2012

DİNCİLER

İskilipli Atıf Hoca, sadece cumhuriyete değil, 1908 devrimine de karşıdır. Mahmut Şevket Paşanın katli nedeniyle suçlanarak Sinop'a sürülmüştür. Sonra, Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti'nin kurucusu ve yöneticisidir.

Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele'ye ve Mustafa Kemal'e kesin olarak karşıdır. İslamcılığı, Batı ile sentezleyen bakış açılarına göre, İngilizler ve Yunanlılar iyidir.

Bugün Cumhuriyet, çeşitli bahanelerle tartışılıyorsa bunun tek nedeni vardır: Bizler uyuduk ve yeterince sahip çıkamadık.

 

HEP GÜZEL SÖZLER… BİRAZ DA İBRETLİK SÖZLER…

- “Demokrasi bizim için bir amaç değil, gideceğimiz yere kadar bizi götürecek bir araçtır.”  Recep Tayyip

- “Kıbrıs Türkiye’nin AB’ne tam üyeliği önünde çok önemli bir engeldir. Kıbrıs stratejik önemi olan bir ada olabilir. Ama diğer taraftan 65 milyonun AB’ne üye olup, yaşam standartlarını yükseltmek, zengin bir ülke haline gelmek hedefi de vardır. Kıbrıs nedeniyle bu hedefi kaybetmemek gerekir.”   TÜSİAD eski başkanlarından Tuncay Özilhan (2001)

- “İnsanların özgürlüğü ve onuru, ülkenin bölünmesinden daha önemlidir.”   TÜSİAD eski başkanlarından Cem Boyner (2011)

- “Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun öngördüğü reformlarla birlikte, Hıristiyanlar Batı Anadolu’daki tarım alanlarına daha fazla ilgi duymaya başladı. Her yerde Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyordu.” Christos Teazis’in “İkincilerin Cumhuriyeti” adlı kitabından.

 

İHSAN ELİAÇIK’IN BİR YAZISINA YAPTIĞIM YORUM

Ben Cihan Dura... Atatürkçü ideolojiyi benimsemiş bir insanım. Sayın İhsan Eliaçık'ın makalesini büyük istifade ile okudum.

Edindiğim izlenimleri iki paragrafta özetlemek isterim:

 

-Sayın İhsan Eliaçık diyor ki:

“Benim gözümde Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı. Askerdi; bir fikir adamı veya filozof değildi. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “realist” ve “pragmatist” özellikleriyle bir kişiliğin çıkması, yeniden doğuşu ateşlemesi ve örgütlemesi gerekiyordu. Bu özellikler Mustafa Kemal Paşa’da vardı ve tarih onu öne çıkardı.”

Öyle sanıyorum ki -tahminimdir yanılmış olabilirim- Atatürk’ü, tam okumadan, bilmeden, yetersiz bilgiyle değerlendirmiş Eliaçık. Bir istiklal harbini en olumsuz koşullarda zafere götüren, ardından yepyeni bir devlet kuran, milyonları arkasından sürükleyen bir insan nasıl olur da aynı zamanda bir fikir adamı, bir düşünür olamaz?

-İki yorumcunun şu görüşlerini takdire değer buldum, not ettim, buraya da alıyorum:

*Tarihe sadece inanç penceresinden değil, tarihsel gerçeklikler açısından da bakmak gerekir.

*Söyleneni anlamaya çalışın, sürekli kendi bilginizle kıyaslamayın.

Yazılarını büyük istifade ile okuduğum, daha nice yıllar Türk düşünce hayatına değerli katkılarda bulunmasını dilediğim Sayın İhsan Eliaçık'a, bizi gerçek İslam konusunda aydınlatma hizmetinden dolayı tekrar teşekkürlerimi bildiririm.

 

ELEŞTİRİ VE KUŞKU

-Tarihe sadece inanç penceresinden değil, tarihsel gerçeklikler açısından da bakmak gerekir. Bir yazıya yorum yapan bir okur.

-Söylediğimi anlamaya çalış, sürekli kendi bilginle kıyaslama. Bir yazıya yorum yapan bir okur.

-Bildiklerinden şüphe etmeyi dene, gerçeğin yolu açılacaktır.  Bir yazıya yorum yapan bir okur.

 

 

ATATÜRK

İhsan Eliaçık şunları yazıyor:

“Benim gözümde Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı. Askerdi; bir fikir adamı veya filozof değildi. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “realist” ve “pragmatist” özellikleriyle bir kişiliğin çıkması, yeniden doğuşu ateşlemesi ve örgütlemesi gerekiyordu. Bu özellikler Mustafa Kemal Paşa’da vardı ve tarih onu öne çıkardı.”

Ben de diyorum ki Atatürk’ü, okumadan, bilmeden, üstünkörü bilgiyle değerlendirmiş Eliaçık. Bir istiklal harbini en olumsuz koşullarda zafere götüren, ardından yepyeni bir devlet kuran, milyonları arkasından sürükleyen bir insan nasıl olur da aynı zamanda bir fikir adam, bir düşünür olmaz?

 

SİYASAL İSLAM, DİNCİLİK

Bir gazete haberi (Milliyet, 1971): “Dere içinde ayin yapan 59 Nurcu yakalandı.

Bir yorum: Bu ülkede herkes dinini yaşayabiliyordu hikayesine bir örnek.

Benim yorumum: Bu fotoğrafa bakınca aklımdan şu düşünceler geçti:

Resimde gördüğümüz insanların yaşadığı din değildir, tarikatçılıktır. Hz. Muhammed'in zamanında tarikat diye bir şey yoktu, sonradan uydurulmuştur. Dolayısıyla o insanlar da dindar değil, dincilerdir, dincilerin tuzağına düşürülmüş zavallılardır. Dindar ve dinci arasındaki farkı görmek için, Y. Nuri Öztürk, İhsan Eliaçık, Eren Erdem gibi yazarların kitaplarını okumalıdır.

 

6.2.2012

2. CUMHURİYET

Orhan Koloğlu bir kitabında yazıyor: 2. Cumhuriyet bir kavram olarak 1991’de değil taa 1950’de ortaya atıldı. Ortaya atan da elbette o tarihte henüz ana rahmine dahi düşmemiş olan Mehmet Altan değildi. Seyfi Kurtbek 14 Nisan 1950 tarihinde DP’nin “yandaşı” durumundaki Zafer gazetesindeki “Mes’eleler” köşesinde 2nci Cumhuriyet başlıklı yazısında şöyle demişti:
“Yeniden devlet teşkilatı kuracak ve yeniden Anayasa yapacağız. (...) İkinci Cumhuriyet kurulacak ve bu tarihi şeref Demokrat Parti’nin nasibi olacaktır.”

 

SİLİVRİ DAVALARI

SABAHATTİN ÖNKİBAR (Yeni Mesaj, 6.2.2012): Bu ülkenin Emniyet Teşkilatı tamamen iç işleriyle alakalı bir konuda başka bir ülkenin sefaretine gidip brifing veriyor! Sadece bu hadise bile Ergenekon, Balyoz ve benzeri soruşturmaların amacını ve perde gerisinde ABD’nin olduğunu ortaya koymuyor mu? Onları oraya gönderen bir irade vardır! Bugünkü idari anlayışta böyle bir şey Başbakan’a rağmen olamaz!

 

SİLİVRİ DAVALARI

ABD’NİN ANKARA ESKİ BÜYÜKELÇİSİ JAMES JEFFREY: Fetullah Gülenciler, Ergenekon soruşturmasının öncüsü… Türk Polisi’ne de hâkim durumdalar. “Ergenekon”  soruşturması, askeri şahsiyetler dahil olmak üzere iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin pek çok laik muhalifinin tutuklanmasına ve tasfiyesine neden oldu. Bu da Gülencilerin nihai hedefinin Türkiye’nin İslamcı bir hale gelmesini onaylamayan bütün kurumların yıpratılması olduğu yönünde suçlamalara sebep oldu. Gülenci gazeteler, inatla Atatürk'ün mirasını sorguluyor.

Ben: Her ne kadar J. Jeffrey soruşturma ile ilgisi yokmuş gibi birtakım duyum ve gözlemlerini  aktarıyorsa da, ben kuvvetle inanıyorum ki Gülenciler ABD’nin geliştirmiş olduğu bir planı, onun kontrolü altında AKP iktidarı ile birlikte uygulamaktan başka bir iş yapmıyorlar.

 

SİYASAL İSLAM

-Şeyh Sait, Seyit Rıza, İskilipli Atıf Hoca gibi Cumhuriyet düşmanlarının anıtları dikiliyor.

-Hükümet Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını iptal etti.

-19 Mayıs Bayramı kutlamaları kısıtlandı.

-“Andımız” okullarda okutulmayacak.

-İlköğretim öğrencileri Umre’ye götürülecek.

-İlköğretime Arapça dersleri konacak.

-Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinin okullardan kaldırılması isteniyor.

-Başbakan: Dindar bir nesil yetiştireceğiz.

 

Türkiye, nereye gidiyorsun?

 

7.2.2012

TSK

Topun Ağzında Necdet Paşa mı Var?

Sabahattin Önkibar (Yeni Mesaj, 7.2.2012): “MGK’da askerlerin, ‘Suriye’ye müdahale yanlış olur’ görüşünü dillendirmesinin hemen sonrasında İlker Başbuğ’un tutuklanması, hiç kuşkunuz olmasın, askere korku salma operasyonudur!
Ve son bir haber:
Başkent’in öbür yakasındaki fısıltılara göre Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Suriye’ye müdahale karşıtı duruşunu değiştirmez ise, Uludere bombalaması bahane edilerek hakkında dava açılacak ve belki de tutuklanacaktır. Soruşturmanın bir türlü bitmemesini buna yorumlayanlar var!
İyi ama bu fısıltılar şayet doğru ise böyle bir devlet yönetimi olur mu?
Ben Necdet Paşa’nın asla ve kat’a böyle bir şantaja boyun eğeceğine inanmıyorum!”

 

DİNCİLER, RTE

Eren Erdem: “Harun gibi geldiniz, Karun gibi çöktünüz. Allah dediniz, keseyi doldurdunuz. Kelime’i şahadet getirip, müteahhitliğe terfi ettiniz. Eskiden İman Ya Rabbi diyordunuz. Ne olduysa; “İmar Ya Rabbi” demeye başladınız. Şeytan Evliyalarını ulema, Allah düşmanlarını dost edindiniz. Sattınız, yediniz, içtiniz. Sayın Başbakan, siz; Taif’te Peygamber Efendimizi taşlayan bir nesil inşa ettiniz. Allah’ın kitabıyla iman eden bir nesil inşa etmediniz.

Uyduruk, kıytırık safsataları din sayan kitapları okuttunuz. Peygamber’in örnekliğine değil, kıytırık adamların sünnetine tabi oldunuz.

Değil Sayın Başbakan, sizin getirdiğiniz din İslam değil.”

 

ÖĞRENMEK İÇİN

-İnsan katıldığı düşünceye değil, asıl katılmadığı düşünceye kulak vermeli ki yeni bir şeyler öğrensin, öğretsin. CD

 

FETHULLAH’IN BÜLENT ECEVİT SEVGİSİ

Fethullah Gülen 2007 yılında Amerika’da kaldığı evdeki bir öğle yemeğinde Bülent Ecevit’i şöyle anmış:

“Ecevit hayatı boyunca oruç tutmadı, namaz kılmadı ama inancı sağlamdı. Sosyal demokrat bir zeminde doğdu ve İsmet İnönü’ye Ortanın Solu dedirtti. Okullara çok sahip çıktı. İşin büyüklüğünü sezmişti. Önüne bir dosya getirildiğinde elinin tersiyle itti. Eğer ahrette Allah bana şefaat etme imkânı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım.” [Reha Muhtar, Vatan, 3.2.2012]

 

DİNCİLER İSLAM’A NASIL ZARAR VERİYOR?

EREN ERDEM (Aydınlık, 4.2.2012): Din maskeli zulüm yaşadığımız coğrafyanın namusuna musallat olmuş bir şer hareketidir. Bu şer hareketi insanlığın maddî ve mânevî değerlerini gasp etmek suretiyle yayılır.

Bu yayılmacılık dinî temelde biçimlenirken, iki ana yöntemi kullanarak faaliyetini yürütür:

-Kur’an dışı din algısı yaratmak, yani Kur’an’ı saf dışı bırakmak,

-Peygamber adına yalan ve iftira düzmek, yani hadis uydurmak.

Bu iki yöntem iç içe girmiş, girift uygulamalardır. Çünkü uydurma hadisler yoluyla Kur’an saf dışı bırakılır. Kur’an saf dışı bırakılarak din dışı hurafeler hadis adı altında dine monte edilir.

Hatta sıradan insanların Kur’an’ı anlayamayacağı, bu nedenle Kur’an’ı yorumlama niteliği taşıdığı iddia edilen RİSALELER’i okumanın şart olduğu düşüncesi şırınga edilerek, saf beyinler zehirlenir. Oysa, sıradan insanların Kur’an’ı anlayamayacağı iddiası Kur’an’a göre şirktir.

 

8.2.2012

HEP GÜZEL SÖZLER… BİRAZ DA İBRETLİK SÖZLER…

-“Bülent Ecevit hayatı boyunca oruç tutmadı, namaz kılmadı ama inancı sağlamdı. Sosyal demokrat bir zeminde doğdu ve İsmet İnönü’ye Ortanın Solu dedirtti. Okullara çok sahip çıktı. İşin büyüklüğünü sezmişti. Önüne bir dosya getirildiğinde elinin tersiyle itti. Eğer ahrette Allah bana şefaat etme imkânı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım.”   Fethullah Gülen (2007)

-“Bir de Türkiye’de özgürlük yok diyorlar. O zaman içerdekiler niçin dışarı çıkmak istiyorlar? Niçin hapiste kalmıyorlar da, dışarı çıkmak istiyorlar? Demek ki dışarıda, yani Türkiye’de özgürlük varmış.”   AKP’li İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin

- “Büyük sistemle çatışmak hayırlı olmaz. Büyük ağabeyi darıltmamak lazım... Çünkü fena halde çakıyor ve nereden çaktığı belli olmuyor. Türkiye’de darılttınız mı şamarı Amerikalıdan değil, bir Türk’ten yiyorsunuz.”    Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni (Cumhuriyet, 3.4.2011)

BEDHAHLARIN SALDIRISI

Türk Milleti iç ve dış bedhahların ortak saldırısı ile bir tuzağa düşürülmüştür. Bunda İsmet Paşa'dan başlayarak sonraki bütün yöneticilerin büyük dahli vardır.  Atatürkçülerin fikir ve eylem bakımından örgütlenmiş olmaması da düşmanların ekmeğine yağ sürmüştür.

Kısa vadede bazı başarılar elde edecekler, öyle görünüyor. Ancak uzun vadede yine mağlup olacaklardır. Çünkü güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Yeter ki devletimiz bütün olarak kalabilsin.

YABANCIYA TOPRAK

Akp İktidarda Nasıl Kalıyor?

Bu yıl Türkiye'nin dış kaynak ihtiyacı 156 milyar dolar… AKP iktidarının yabancılara toprak satışını neden 2,5 hektardan 30 hektara çıkarmak istediğinin sebebi anlaşılıyor:  Vatan toprağını daha çok satarak iktidarda kalacak.

Oysa Mehmet Akif Ersoy nasıl sesleniyordu bu “dindar”lara:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı!

 

9.2.2012

DERİN MERKEZ, SİYASAL İSLAM

Bülent Esinoğlu’nun, dünden beri olanlara ışık tutan bir analizi… Doğru mu değil mi? Kararı biz vereceğiz, ancak bu da alanda yeterli bilgi sahibi olmamıza bağlı…

“Kemalistlerin, laiklerin, aydınların ve en önemlisi Ordunun sindirilip, Hasdal ve Silivri’ye konulmasından sonra, meydan Hükümet ile F-Tipi çatışmasına kaldı. Erdoğan ile F-Tipi arasındaki çatışma öyle bir aşamaya gelmiştir ki, MİT Müsteşarını, yani Erdoğan’ın adamını F-Tipi’nin elemanları sorguya çağırmıştır.

Erdoğan gelişmekte olan Suriye, İran ve Rusya olaylarında, doğrudan sorumludur. Amerika Türkiye’yi İran, Suriye ve Rusya ile karşı karşıya getirmeye çalışmakta, F-tipi’ni kullanarak, Erdoğan’ı Suriye’ye müdahalede daha çabuk ve daha etkin olmaya zorlamaktadır.

Aslında olup bitenin tercümesi şudur: Ey Erdoğan, dediklerimizi yapmazsan, seni de sorguya çağırırız.

Bir kırılma noktasına doğru hızla ilerliyoruz.”

 

ÖĞRENMEK

Ey çekirge! Hep ezber üzeresin. Bize hiçbir yeni şey öğretmiyorsun, oysa ben ne demiştim sana: İnsan katıldığı düşünceye değil, asıl katılmadığı düşünceye kulak vermeli ki yeni bir şeyler öğrensin, öğretsin.

 

10.2.2012

YAZMAK

Genellikle, konuyu tam anlamadan acele yorum yapıyorsun. Tavsiyem şudur: Aklına gelen yorumu not defterine kaydet. Aradan bir zaman geçsin, yeniden oku. Eksikler, fazlalıklar, gereksizlikler göreceksin. Ben bile bu yaşımda, bunca yıllık hocalık tecrübeme rağmen böyle yapıyorum.

Konuya gelince, ben o sözü Ecevit'in Müslümanlığı tartışılsın diye koymadım. Ecevit ile Fethullah Hoca arasındaki -çoğunun bilmediği- bağı göstermek için koydum.

 

TARTIŞMA

Tartışma âdâbını bilmek gerekir. Tartışma konusu oraya buraya dallandırılırsa, kaçak güreşilirse, o tartışmadan hayır gelmez. Kestirip atmamak gerekir. En verimli tartışma, tarafların birbirinden bir şeyler öğrenmeye çalıştığı tartışmadır. 

İSLAM

“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez.”  Maide 105

Bir müslüman bu ayeti yanlış anlayabilir, yanlış uygulayabilir. Çünkü sadece kişisel kurtuluş kaygısına yönelir. Bu yönelişin bir sonucu olarak bugün Batı'nın haydut yöneticilerinin Afrika'da, Ortadoğu'da, Asya'da,... insanlara, Müslüman kitlelere yaptıkları zulümlere kayıtsız kalır, hatta onlardan haberi bile olmayabilir. Bu ayete dayanarak "biz doğru yoldayız, zarar görmeyiz" derler ama, "sapıtmış olanlar"ın müslüman kardeşlerine verdiği korkunç zararlara aldırmazlar. Aldırmazlar, çünkü ya okuyup öğrenmezler ya da başka bir ayeti bahane ederek vicdanlarını rahatlatırlar. Böylece Maide 105 ile çelişkiye düşerler, bu hallerini de farketmezler ya da öyle görünürler.

"Ben müslümanım, yalnız bunu bilir, bunu söylerim" diyenler, dünya gerçeklerine kayıtsız kalanlar, kendilerinden farklı düşünenleri dinlemedikçe, onların yapıtlarını okumadıkça, görüşlerini irdelemedikçe hep böyle çelişkiye düşmeye, büyük eleştirilere maruz kalmaya, hatta hesaba katılmamaya mahkûmdurlar.

11.2.2012

AKP- CEMAAT-ABD

Türkiye tarihinin en kritik işbirliği olan AKP-Cemaat koalisyonu (buna ABD’yi eklemeyi ihmal etmeyelim) çatırdıyor. Bu koalisyona Okyanus ötesinden biçilen misyonu, okurlarına en iyi anlatanlardan biri Cumhuriyet yazarı Ergin Yıldızoğlu’dur. Ergin, haftada iki kez en ücra ama en güvenilir kaynaklarını tarayarak dünya dengelerini, stratejileri, ABD’deki iç çatışmaları, yükselen Çin’i ve ABD’nin Çin eksenli Ortadoğu politikalarını yazıyor. Bu analizler, Türkiye’nin nereye oturtulduğunu ve çatışan iç politikaları anlamakta çok önemli katkılar… M. Sönmez, Cumhuriyet, 11.2.2012

EY TAYYİP BAŞBAKAN OLDUN AMA DEVLET ADAMI OLAMADIN

CÜNEYT ARCAYÜREK (Cumhuriyet, 11.2.2012): Siyasete giren herkes milletvekili, başbakan, hatta cumhurbaşkanı olabiliyor. Köprüler, çift yollar, hastaneler, okullar yapıyor ama… Devleti yönetecek kıratta adam olamıyor. Hakan Fidan’ın Oslo’da RTE’nin özel temsilcisi olarak PKK ile yaptığı gizli görüşmelerin medyaya yansıması, devlet yönetiminin yörüngesinden çıktığına ilk işaret!

Generalleri, amiralleri, genelkurmay başkanlarını, adı sanı bilinen aydınları, gazetecileri, özel savcı ve mahkemeler içeri attığında öne sürülen eleştirilere karşı, “Yargı önünde herkes eşittir. Rütbesi, sıfatı ne olursa olsun hiç kimse yargı önünde hesap vermekten kaçınamaz” diye kürsü kürsü, meydan meydan kükreyen RTE, MİT Müsteşarı söz konusu olunca sus pus kesildi!

MİT’i yargıdan kurtarmak için RTE, özel savcıların yetkilerini kısıtlamaya hazırlanıyor. Ne yapsa nafile! Son olaylar, gelişmeler, belgeler, RTE elinde devletin tam bir keşmekeş içinde yönetildiğinin… imam hatipten Başbakan olunuyor da, -her zaman- devlet adamı olunamadığının çarpıcı, somut ve de yadsınamaz kanıtı! 

BEN: Çocukluğumda bir öykü çok sık anlatılırdı, onu hatırladım. Şu “oğlum sen adam olamazsın” diyen babasını, vezir olunca, kan ter içinde ayağına getirten evladın öyküsünü…

 

BİLGİ BİR OKYANUS

Çok teşekkür ederim aziz kardeşim, beni böyle değerli bir bilim adamından ve eserlerinden haberdar ettiğin için... Sabahdan beri okuyor ve çok istifade ediyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Bilgi kıyısız bir okyanus... bir kez daha anlıyorum, haddimi biliyorum.

 

İSLAM: KUR’AN

Hz. Muhammed’den sadır olan Kur’an pür insan sözüdür. Diğer insani metinlerin boyun eğdiği kurallara boyun eğer. (bkz. Ebu Zeyd, Dinsel Söylemin Eleştirisi, s.184-185).

Bu açıklamalardan şu iki pratik sonuç çıkar.

1. Kur’an’ın sözlü muhatapları Araplardır. Şu Kur’an ayetleri bu fikri destekler: “Bu kitabı sana ataları uyarılmamış bir kavmi (Arapları) uyarman için indirdik. (36/6) “Bu kitabı, şehirlerin anası (Mekke) ve havalisindekileri (Arapları) uyarman için indirdik. (42/7)

2. Elimizdeki Kur’an metni, te’lifi Allah’a ait bir insan sözüdür. Bunun anlamı ise, bu metin Arapların dil kabiliyeti, kültür kapasitesi ve sağduyularıyla çerçevelenmiştir. Onda komşu milletlerin (İranlılar, Hintliler, Kuzey Afrikalılar ve Suriyeliler) kendilerine has dinsel, sosyal, kültürel, ahlaki… vs. problemleri ve onların çözümleri yoktur. İnsan olmanın ortak paydasında ortak sorunların çözümü olabilir.

Eğer bu açıklamalar doğru ise, buradan da şu iki sonuç çıkar:

a-    Kur’an’ın anlam zenginliğinin kapasitesi, Allah’ın mutlaklığı ve ya büyüklüğü ile doğru orantılı değil; Arapçanın ifade kabiliyeti ve alfabesinin mükemmelliği ile doğru orantılıdır.

b-    b- Bu kitabın “ fikir dünyası” Arapların sağduyusu ile kültür kapasitesi ile sınırlıdır. Tabir caiz ise Allah, bu sağduyu ve bu kapasite içinde “Dava”sını ortaya koymuştur.

İlhami Güler, http://www.ilhamiguler.net/vahiyallahin.html   (11.2.2012)

 

 

DEVRİMCİLİK, ELEŞTİRİ

Heidegger, bir toplumun ihtiyaç duyduğu kültürel bir yaratım veya yeniliğin ancak toplumun kültürel kökleri ile kurulacak yeni bir ilişki/yorum ile başarılabileceğini; bu bağlamda bir yere (toprağa) ve köke bağlı olmanın gerektiğini; boşlukta/uzayda böyle bir şeyin başarılamayacağını, bunun imkânsız olduğunu söyler. Hanne Arendt ise, "Hafıza ile derinlik aynıdır; hatırlama olmadan insan derine dalamaz."der.

Bir toplumun kültürel hayatında kilitlenmeler, donmalar ve kurumalar olabilir. Bundan kurtulmanın yolu, kültürden kopmak veya kültür devrimi değil; kültürel kökler ile yenilikçi bir temas yanında, başka kültürlerle etkileşime ve alışverişe girmektir. Bu da parça başı, ıslah ve evrimle organik olarak olmalıdır.

Tarihte bunu en iyi başaran toplum İngilizlerdir. Çünkü, tarih bilinci, köklülük duygusu, asalet hissi, kimlik duygusu yaralanmış bir toplum, orijinal bir şey yaratamaz. Sadece taklit edebilir.

İlhami Güler, http://www.ilhamiguler.net/kulturdevrimi.html   (11.2.2012)

 

12.2.2012

DİNDAR NESİLLER

Hüseyin SUNGUR (Demokrat Mersin, 12.2.2012): Geliniz o çok önemli ifadeleri birlikte tekrar edip BAŞVEKİL RECEP TAYYİB Bey’in, haddini nasıl çiğnediğini görelim. Buyurunuz:

1- Dinde zorlama yoktur, hakikat bundan böyle yanlıştan ayrılmıştır. (BAKARA SURESİ, 256. AYET)

2- Senin Rabbin isteseydi, yeryüzünde olan herkes toptan O’na inanırdı. Mümin olmaları için insanları zorlamak senin neyine? (YUNUS SURESİ, 99. AYET)

Eyvah ki eyvah...

Âlemlerin RABBİ nasıl da KUR’AN’da "HABİBİM" diye hitap ettiği, “âlemleri onun yüzü suyu hürmetine yarattım” dahi dediği son peygamberine, haddini bilmeyip sınırları çiğnediği için AÇIKÇA" İNSANLARI ZORLAMAK SENİN NEYİNE " diye azarlıyor yahû...

Peki sen...

Sen kimsin ki "DİNDAR NESİLLER YETİŞTİRECEĞİZ" DİYE PEYGAMBER’E DAHİ verilmeyen, üstelik azarlanan bir alanda hüküm veriyorsun?

 

MİLLETİN RUHU

Her şey alınabilir, yalnız bir şey alınamaz: Milletin ruhu... O zayıflatılabilir, ancak yok edilemez. Yalnız, onu harekete geçirecek bir güç lazım. İşte o güç ortaya çıkmazsa, o zaman sonumuz gelmiş demektir.