Diğerleri > Sıcağı Sıcağına
18-04-2012
GÜNLER V NOTLAR: MART 2012 (CHP, demokrasi, Silivri,Türkçe, demokrasi, eğitim,AKP, Anayasa, BOP, man

Cihan Dura

18.4.2012


1.3.2012

BOP, CHP

YENİ-CHP HANGİ “BÜYÜK OYUN”UN BİR PARÇASIDIR?

Bu sorunun yanıtını bundan 2 yıl önce Soner Yalçın “Kaset Komplosunu Kim Hazırladı?” başlıklı yazısında [Odatv.com, 15.5.2010] vermiş.  Oradan özetliyorum.

---

Hangi ülkenin ne kadar enerji üretip ne kadar tükettiğini analiz edemeyenler, bugün ne Türkiye’deki ne de dünyadaki siyasal olayları değerlendirebilir.

Bugün dünyada küresel güç dengeleri enerji paylaşımı nedeniyle yeniden kuruluyor.

Türkiye, dünya petrol rezervinin toplam yüzde 61’inin bulunduğu Ortadoğu’dadır. Türkiye, gaz rezervinin toplam yüzde 66.5’unun bulunduğu Rusya ile Ortadoğu’nun hemen yanı başındadır.

Bu enerji kaynakları üzerinde en çok kim denetim kurmaya çalışıyor?

Yanıt basit: En az üretip en çok tüketen... Yani enerjiye en çok ihtiyacı olan ABD!

*

ABD enerji alanlarındaki açıklarını nasıl kapatıyor? Silahla! Ya korkutarak ya da gerektiği zaman müdahale ederek... “Dünya jandarmalığı” da öyle kolay değil; çok para istiyor. Bu nedenle: ABD’nin askeri harcamaları dünya toplamı içinde %41.5’dir (607 milyar Dolar). ABD’nin 60 ülkede 800 askeri üssü var.

1999-2009 yılları arasında ABD askeri harcamaları yüzde 66.7 arttı.

ABD’nin bu ağır silah harcamanın altından kalkacak ekonomik gücü giderek tükeniyor. ABD on yıl önceki ABD değil, hızla yoksullaşıyor.

*

Bu nedenle askerî müdahaleleri biraz müttefiklerinin üzerine yıkmaya çalışıyor.
Bunlardan biri de Türkiye…

ABD, aynı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi kendine gözü kapalı biat edecek bir Türkiye istiyor, talep ettiğinde Mehmetçik’i cepheye sürecek bir Türkiye...
Talep etti de… Ancak sonuç alamadı: Irak Savaşı öncesi 1 Mart 2003 Tezkeresi TBMM’den geçmedi.

İşte bu tarih Türkiye için bir kırılma noktası oldu.

ABD çok kızdı. Suçlu aramaya başladı: TSK, CHP, MHP, AKP içinde bir grup, Atatürkçü Düşünce Derneği gibi bazı sivil toplum kuruluşları, üniversiteler…

ABD, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’nun tam ortasındaki Türkiye’yi kaybedemezdi. O halde ne yapılacaktı? Türkiye’yi soğuk savaşın başlangıcında yaptığı gibi yeniden “kurgulayacaktı.” Yani muhalif herkes susturulacaktı.

Bunu yaparken, dünya kamuoyunu ikna etmek için Rahip Santoro, Hrant Dink gibi suikastlerden, darbe söylentilerinden yararlanılacaktı.

NewYork neo-libarallerinin “papağanı” Türkiye’deki liberallerin, cemaatlerin, yeni kurdurduğu gazetelerin ve tv’lerin desteğini alacaktı.

Ve büyük oyun tezgâha kondu. Türkiye tarihinin en büyük cadı avı başlatıldı. Cezaevine tıkılan, susturulan herkesin ortak noktası ABD politikalarına karşı olmalarıydı.

*
Bu toz bulutunun arasından bir adam çıktı, “inanmıyorum” dedi.

Darbeye, Ergenekon’a, Balyoz’a, Kafes’e, tertip planlarına “inanmıyorum” dedi.
Bağımsızlıktan, demokrasiden, laiklikten, cumhuriyetten ödün vermeyeceklerini açıkladı.

Ulus devletlerin bağımsız müdahale olanaklarını kısıtlayan neo- liberal politikalara sırtını döndü. Rant ekonomisine dönüştürülen özelleştirmelere karşı hukuk mücadelesi başlattı.

Gerginlik çıkaracağı belli olan ve Türkiye’yi içe döndürüp istikrarsızlaştıracak her dayatmaya yılmadan karşı çıktı.

“Ermeni Soykırımı” iddialarını elinin tersiyle itti. Kıbrıs’ın, Azerbaycan’ın yanında durdu.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıktı, Türkiye’nin bir karış toprağını vermeyeceklerini haykırdı. Kürt sorununu Şeyh Barzani’ye havale edenlere tepki gösterdi.

“Sizin en büyük ihraç kaleminiz Mehmetçik” deyip kapalı kapılar ardından hükümete milyar dolarlar vermeyi teklif edenlerin oyununu bozdu.

Bağımsızlıkçı bir dış politikadan yana oldu.

Hukuk rejimini değiştirmeyi amaçlayan anayasa değişikliklerine karşı çıktı.
Muhalefeti tekrar toplayıp CHP’yi iktidara aday parti yaptı.
*

Ve fakat…
Düşman hiç beklemediği bir yerden vurdu.
Şimdi siz hâlâ soruyor musunuz?
Deniz Baykal’a bu hain pusuyu kimlerin kurduğunu?
Cadı avı sürüyor…

*

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura