Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
30-08-2013
DİYALEKTİK NEDİR?

Cihan Dura

30.8.2013


Kitap, gazete okurken, bir konuşmacıyı dinlerken, biriyle tartışırken, zaman zaman rastlarız, duyarız: Diyalektik, diyalektik metot… Nedir acaba bu diyalektik, diyalektik metot dedikleri? Ne anlama gelir, kimler ileri sürmüştür, işlevleri nedir? Bunları da bilmemiz gerekir. Çünkü her yeni bilgi bizi olgunlaştırır, daha güçlü kılar. Okuduğunuz yazının konusu budur, olabildiğince basit bir anlatımla, bu soruları yanıtlamaktır[i].

İnsan emeğinin tarihine baktığımız zaman görürüz ki, insanoğlu başlangıçta yalnızca kaba işleri yapmayı becerebiliyordu. Çok sonraları, edindiği deneyimler, bilim ve tekniklerde sağlanan ilerlemeler; ona daha ince işleri de yapabilme imkânı sağladı. Süreç, düşünce tarihinde de böyle olmuştur. Örneğin iki temel düşünme yöntemini ele alalım: Metafizik metot, diyalektik metot…  Metafizik, parmaklarımız gibi ancak kaba hareketleri mümkün kılan bir düşünce metodudur. Diyalektik ise daha büyük bir inceliğe imkân verir. Taraftarlarına göre  “Metafizik düşünce metodunun yükü, ağırlığı üzerinde iken, birinin, diyalektik metodun esnekliğini ve inceliğini görüp kavraması zor olabilir. Ancak gayret gösterirse, bunun üstesinden gelecektir.

‘***’

Diyalektiğin temelinde yatan olgu, bizi çevreleyen her şeyde var olan hareket ve değişmedir. Doğada, tarihte, düşüncede, her tarafta hareket ve değişme görürüz.

Doğayı veya insanlık tarihini ya da kendi zihin faaliyetimizi gözlemlediğimiz zaman, karşımıza ilk çıkan olgu şudur: Hiçbir şey olduğu gibi, olduğu yerde, olduğu biçimde kalmıyor. Her şey hareket halinde: Her şey dönüşüyor, oluşuyor,  göçüp gidiyor. Ve bütün bu hareket ve değişimler; sonsuz bir ilişkiler, etkiler ve tepkiler ağı içinde gerçekleşiyor.

Bizler, her birimiz hep aynı kaldığımızı sanırız. Oysa kendi kendimizin aynısı, özdeşi kaldığımızı düşündüğümüz anda bile değişmişizdir. Şimdi ben kendi kendime bakıyor ve diyorum ki: bundan on yıllarca önce bir “çocuk-ben”dim, bugünse bir “ihtiyar-ben”im. Nasıl da değişmişim! Ve bu birdenbire olmadı, yetmiş üç yıl süren, sayısız ve saniyelik değişimler sonucunda oldu!

Gerçekten de öyle… Her şey kımıldayıp değişiyor: Gerçek olan, hareket!… Durağanlık ise bir yanılmadan ibaret... Doğada, tarihte, düşüncede, her tarafta gördüğümüz şey değişmedir, harekettir. Diyalektik, işte bu temel olgunun gözlemiyle başlıyor.

Tarih, nesnelerin hep aynı kalmadığını gösteriyor bize. Örneğin, toplumlar hiçbir zaman durağan değildir, hep bir halden başka bir hale geçer. İlkçağda, köle emeğine dayanan toplum vardı; bunu feodal toplum, daha sonra kapitalist toplum izledi.  Toplumların incelenmesi, bize, yeni bir toplumun doğmasına imkân veren faktörlerin, bu toplumların içinde, özünde olduğunu ve bunların devamlı olarak ve doğrudan hissedilip gözlemlenemeyen bir şekilde geliştiğini gösterir. Buna göre, kapitalist sistemin de değişimlere uğrayıp başka bir sisteme, örneğin “sosyalist toplum”a yerini bırakacağı ileri sürülmüştür. Ancak değişmekten hiçbir şey masun olmadığına göre, kurulacağı ileri sürülen yeni sistem, sosyalist toplum da değişimlere uğrayarak yerini başka bir topluma bırakacaktır.

‘***’

İnsanlar; doğayı, tam bir bilgisizlik içinde inceledi başlangıçta. Zamanla, gözlemledikleri olayları sınıflandırmaya başladılar. Bu, çok önemli!... Çünkü böylece “sınıflandırma” şeklinde bir düşünme alışkanlığı edindiler. Kesin kategoriler kurup olayları, bilimleri (fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji,…) birbirinden kesin şekilde ayırdılar. Aralarında hiçbir ilişki yokmuş gibi davrandılar. Bu, metafizik metodun ilk karakteristik özelliği oldu. Bundan başka, nesneleri hareket halinde değil de durağan durumda anlamaya yöneldiler. Çünkü durağan olanı gözlemlemek daha kolaydı. Bu tutum günümüze kadar gelmiştir: Örneğin iktisat biliminde olgular önce durağan (statik) halde incelenir.  Sonra, hareket halinde iken (dinamik durumda) gözlemlenir, anlaşılmaya çalışılır.

İnsanlar başlangıçta neden böyle bir yola gitmiştir?  Yukarda değindim: Çünkü durağan nesnelerin gözlemlenmesi daha kolaydır. Bir fotoğrafı incelemek mi daha kolaydır, akıp giden bir filmin görüntülerini mi?  Pozitif bilimler içinde ilk gelişeni, mekanik bilimi olmuştur. Günlük dilde mekanik, “makine bilimi” anlamına gelir; bilim dilinde ise “yer değiştirme olarak hareket”in incelenmesidir. Mekanik’in ilk gelişen bilim olmasının sebebi, mekanik hareketin en basit hareket olmasıdır. Ağaçta rüzgârın salladığı bir elmanın hareketlerini incelemek, elmanın, olgunlaşma sürecinde uğradığı değişiklikleri incelemekten daha kolaydır. Aslında nesnelerin durağan halini incelemek, diyalektik düşüncenin de içerdiği, zorunlu bir andır. Ancak diyalektik metot bununla yetinmez, daha ileri aşamalara gerek duyar.

‘***’

Diyalektiğin üç büyük düşünürü; Heraklit (M.Ö. 576-480), Wilhelm F. Hegel (1770-1831) ve Karl Marx’tır (1818-1883).

Heraklit, karşıtlığı Evren’in temel özelliği saymış, karşıtlığın değişmezliğini göstermeye çalışmıştır. Ona göre, Evren’de sürekli bir karşıtlar çatışması vardır. Evren aynı zamanda sürekli bir değişim içindedir. Heraklit bu gerçeği “Bir nehirde iki defa yıkanılmaz” sözü ile ifade etmiştir.

Bununla birlikte diyalektiğin, esas itibariyle idealist Alman filozoflarından Wilhelm F. Hegel tarafından geliştirildiği kabul edilir. Hegel, Heraklit’in görüşünü yeniden ele alarak, bilimsel ilerlemelerin de yardımıyla, her şeyin hareket ve değişiklikten ibaret olduğunu, her şeyin birbirine bağlı olduğunu ileri sürmüş, bu temel düşünceye dayanarak diyalektik anlayışı geliştirmiştir. Hegel’in ilk kavradığı şey “düşüncenin hareketi” olmuş, bu harekete “diyalektik” adını vermiştir. Hegel'in kurduğu sistem bugün “diyalektik mantık” adıyla anılıyor. Hegel'e göre dünya demek, mantık demektir. Biricik felsefe de çelişmelerin - karşıtların- felsefesidir: Çiçek, meyvenin ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gerekir. Ölüm de hem bir ortadan kalkıştır, hem yeniden doğuşun koşuludur.

Bununla birlikte Hegel idealisttir: Maddedeki değişmeleri, Ruh’taki değişmelerin tahrik ettiğini kabul eder. Ona göre Evren, maddeleşmiş düşüncedir. Evren’den önce, onu meydana getiren Ruh vardı. Ruh ve Evren sürekli değişmeler içindedir. Ruh’taki değişmeler maddedeki değişmeleri belirler. Örnek: Mucidin bir fikri vardır, fikrini gerçekleştirince, düşünce maddeleşmiş olur. Demek ki maddedeki değişikliklerin sebebi düşüncedir.

Sonra, Hegel’in tilmizleri geliyor, özellikle  K.  Marx (1818-1883) ile arkadaşı F. Engels (1820-1895)...  Ancak Marx ve Engels  -idealist olan Hegel’in tersine- materyalist, yani önceliğin maddede olduğuna inanan filozoflardır. Onlara göre Hegel’in diyalektiği kısmen doğrudur, çünkü ters kurulmuş bir yapıya benzer. Başka bir deyişle sistem baş aşağı durmaktadır. Onu yeniden ayakları üstüne oturtmak gerekir.

Marx ve Engels; bu düzeltmeyi, düşüncenin hareketini başlatan sebebin, madde olduğunu kabul ederek yapıyor ve şöyle diyorlar: Hegel düşüncenin ve evrenin sürekli bir değişme halinde olduğunu söylerken, haklıdır. Ancak nesnelerdeki değişmeleri fikirlerdeki değişmelerin yarattığını ileri sürerken yanılmıştır. Doğru olan, bunun tersidir: Bize fikirleri veren Evren’dir, nesnelerdir. Nesneler değiştiği içindir ki düşünceler değişmektedir.

Yazımı değerli felsefecilerimizden Afşar Timuçin’in bu son konudaki açıklamasıyla bitirmek isterim: “Marx’çı düşünceye göre dünyayı fikirler yönetmez. Fikirler ancak iktisadi koşullara bağlı olarak gerçekleşir. Düşüncenin temelinde madde vardır, diyalektik ilişki maddede gerçekleşir. Bununla birlikte Marx’çılık … katı belirlenimci (determinist, cd) bakıştan uzaktır. … Dünya yalnızca, maddesel gelişimin fikrî gelişimi belirlediği bir dünya değildir.”

Konuya devam edeceğim.

 


[i] Makaleyi kaleme alırken, G. Politzer’in ünlü Felsefenin Başlangıç ilkeleri (Sol Yayınları, Ank., 1966) kitabından geniş ölçüde faydalandım. İkinci kaynağım Afşar Timuçin’in Felsefe Sözlüğü ( İnsancıl Yayınları, 2.B., İst., 1998: ‘Diyalektik’ maddesi) oldu. 

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura