Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
19-12-2013
DİYALEKTİK: KARŞILIKLI ETKİ KANUNU

Cihan Dura

19.12.2013


Diyalektiğin ikinci kanunu “karşılıklı etki”dir[1]. “Bütünlük” adı da verilen bu yasayı yine “elma” örneğimize başvurarak açıklamaya çalışalım. Hatırlarsan, değerli okur, bundan önce şu sorunun yanıtını aramıştık: Elimde tuttuğum bu elma nedir, nereden geliyor?

Yanıtımızı verirken, elma aşamasında kalmamış,  onun dalında yetiştiği ağaca kadar gitmiş, yanıtımızı o noktada vermiştik. Şimdi ise daha öteye gideceğiz, Çünkü diyalektik yöntem bunu gerektiriyor. Aynı soruyu ağaç için de soruyor ve araştırmamızı sürdürüyoruz. Elmanın incelenmesi ile yetinmiyor, ağaca kadar gidiyor, bu kez ağacın kaynağını, ağacın yazgısını incelemeye yöneliyoruz.

İlk sorumuz şu: Elma ağacı nereden gelir? Diyalektikçi şöyle yanıtlayacaktır bu soruyu: Elmadan!... Yere düşen ve toprakta çürüyüp, çekirdeğinden bir filiz veren elmadan gelir. Bu yanıt önümüzde geniş bir inceleme alanı açacaktır ki, kısımları örneğin şunlar olacaktır:  Toprağın incelenmesi, elma çekirdeklerinin filizlenme koşullarının incelenmesi, hava, güneş ve benzerlerinin yaptığı etkilerin incelenmesi...

Böylece ne yapmış olduk? Böylece elmanın incelenmesinden yola çıktık ve toprağın incelenmesine kadar geldik; elmanın sürecinden yola çıkarak ağacın sürecine geldik. Bu son süreç de toprağın sürecine bağlanmış oldu. Şimdi, kolayca görebiliyoruz ki, elimizde bir “süreçler zinciri” var:  Elmanın süreci, ağacın süreci, toprağın süreci… İşte bu durum diyalektiğin ikinci kanununu, “karşılıklı etki kanunu”nu ileri sürmek imkânını tanımış diyalektikçiye. Gerçekten, her şeyin her şeyi etkilediğini gösteren bir süreçler zinciriyle karşı karşıya bulunmuyor muyuz? İşte buna, “karşılıklı etki kanunu” adını veriyor diyalektikçiler.

‘***’

Diyalektikçi; elma ile ağaç arasında bağlantı kurduktan sonra orada durmuyor, bütün bir tabiata doğru kanat açıyor. Ve şöyle diyor: Elma sadece ağacın meyvesi değildir, fakat aynı zamanda bütün tabiatın bir meyvesidir.

Bu açıklamalardan, metot yönünden çıkarabileceğimiz önemli bir sonuç şudur: Dünyayı donmuş nesneler bütünü olarak gören metafizik yöntemin aksine, diyalektik metot dünyayı bir süreçler bütünü olarak görür. Daha açık bir ifade ile, diyalektikçi her şeyde, o şeylerin “otodinamizm”i tarafından, yani iç kuvveti tarafından meydana getirilen bir süreçler zincirinin varlığını görür. Şunu da yeniden vurgulamam gerekir ki, diyalektiğe göre hiçbir şey tamamlanıp bitmiş değildir. Nesnelerin gelişimini, son sahnesi yokmuş gibi tasavvur etmeliyiz. Dünyayı bir tiyatro sahnesine benzetirsek, bu tiyatrodaki her oyunun sonunda, başka bir oyunun ilk perdesi başlar. Aslında yeni oyun, önceki oyunun son perdesi daha kapanmadan başlamıştır.

‘***’

Süreç dediğimiz olguyu biraz daha yakından incelersek, elmanın bir süreçler zincirinin neticesi olduğunu görürüz: Elma nereden gelir? Ağaçtan gelir. Ağaç nereden gelir? Elmadan... Bu durumda, aklımıza, dönüp dolaşıp hep aynı noktaya vardığımız, yani bir kısır döngü içinde bulunduğumuz düşüncesi gelebilir.  Ancak bu, doğru değildir. Neden doğru değildir? Yanıt için, sorunun nasıl ortaya konduğuna bakmalıyız: 1) İşte bir elma...  2) Elma, ayrışır, çekirdeklerinden bir veya birkaç ağaç meydana gelir. 3) Bu ağaçlardan her biri de bir değil, birçok elma verir. Demek ki aynı çıkış noktasına dönmüş olmuyoruz, bir kısır döngü yok: Elmaya dönüyoruz, doğru…, ancak başka bir düzeyde dönüyoruz! Zaman içinde yeniden ortaya çıkan gelişimler öncekilerin aynı değildir. Dünya, tabiat, toplum, tarihî bir gelişim yaşıyor. Bu harekete felsefede “helezon”  (sarmal) adı veriliyor.  Ancak bu, yükselen bir helezondur. Dünyanın, tabiatın, toplumun tarihi helezonî bir gelişim sergiliyor ve bu gelişimi harekete getiren, daha önce öğrendik, otodinamizm denilen iç kuvvettir.

Engels, doğayı, “maddî varlıklardan, bu varlıkların karşılıklı etkileşiminden oluşan bir sistem” olarak tanımlar. Bu etkileşim ise hareketin ta kendisidir. Başka bir deyişle hareketin kaynağı karşılıklı etkidir. Cem Eroğul’un, bir makalesinde belirttiği gibi “tabiatta görülen bu sürekli hareket; başıboş, savruk, rastgele, yönsüz değildir.”  Tam aksine tutarlıdır, başıyla sonuyla bir bütün oluşturur. Birbiriyle ilişkilidir, birbirine bağımlıdır. Bundan dolayıdır ki, tikel olan, yani tek bir olgu ancak bulunduğu bütün içinde incelenirse, gerçek anlamını kazanır. Örnek: Bireyi anlamak için, onun toplum içinde ele alınıp incelenmesi.

‘***’

Demek ki, diyalektiğin ikinci yasasına göre, dünya bir zincirleme süreçler karışımıdır. Yani evrende her şey, yine evrendeki her şeyi etkilemektedir. Bu genel karşılıklı etkileşim düşüncesinin doğuşunda, özellikle XIX. yüzyılda yapılan üç büyük keşif büyük rol oynamıştır. Bu buluşların ilki Schwann ve Schleiden adlı bilginlerin yaşayan hücreyi keşfederek gelişim yasalarını ortaya koymalarıdır. İkincisi, enerjinin dönüşümünün keşfidir. Üçüncüsü ise, hayvan ve insanlarda evrim olgusunun gün ışığına çıkarılmasıdır. Bu buluşlar şu önemli görüşlere yol açmıştır: Dünya bir bütündür. Türleri ayıran kesin çizgiler yoktur. Klasik mantığın yaptığı katı sınıflamalar yapaydır. Günümüzde doğal gördüğümüz bu düşünce tarzı aslında, insan düşüncesinin son derecede önemli bir atılımıdır. Öyle ki bunu diyalektiğin başta gelen yasası olarak görenler bile vardır[2].

Metafizik anlayış evreni bir neden-sonuç zincirinin, sürekli olarak hep ileri doğru oluşup gerçekleşmesi olarak görür. Ne var ki bilimler, bu anlayışın eksik olduğunu ortaya koymuştur. Neden-sonuç zinciri, evrensel bağlılaşımın basit ve kısmî bir görüntüsünden başka bir şey değildir. Evet, yerdeki su buharlaşarak bulut olur (neden-sonuç ilişkisi) ancak bulut da yağmura dönüşüp yerdeki su haline gelir (sonuç, neden haline geliyor). Neden ve sonuç birbirinden bağımsız ve birbirine karşıt değildir. Aksine birbirine bağlıdır, birbirine dönüşebilir[3].

‘***’

Toparlarsak, evren bir zincirleme süreçler karışımıdır. Her şeyin her şeyi etkilediği bir evrende yaşıyoruz. “Karşılıklı etki kanunu” dediğimiz işte budur. Diyalektik metot, yine bu sebepledir ki dünyayı bir süreçler bütünü, bir süreçler zinciri olarak görür. Bu zincirde neden ve sonuç birbirinden bağımsız değildir, birbirine karşıt da değildir. Aksine hem birbirine bağlıdır, hem de birbirine dönüşebilirler. Bundan dolayıdır ki, bir olgu ancak, bulunduğu bütün içinde incelenirse, tam olarak anlaşılabilir.

 

 


[1] Yazımı kaleme alırken, G. Politzer’in ünlü Felsefenin Başlangıç ilkeleri (Sol Yayınları, Ank., 1966) kitabından geniş ölçüde faydalandım.

[2] Cem Eroğul, “Toplumsal Araştırmalarda Diyalektik Yöntem”, SBF Dergisi, C.XXI, S. 3, 1967.

[3] Ömer Yıldırım, “Karşılıklı Etki Nedir?”
http://www.felsefe.gen.tr/felsefe_sozlugu/k/karsilikli_etki_nedir_ne_demektir.asp  (22.11.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura