Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
01-11-2013
DİYALEKTİK DEĞİŞME NEDİR?

Cihan Dura

1.11.2013


Diyalektiğin kanunları vardır. Birincisi, “diyalektik değişme”dir. Bu kanunu anlamak için diyalektik hareket nedir, oluş, süreç ve otodinamizm nedir, bu soruların yanıtını vermemiz gerekiyor[i].

Diyalektik Hareket

Biz insanlar bir evrende yaşıyoruz. Bakıyoruz, bu evrende her şey hareket halinde: Uzak galaksiler, Güneşimiz, yıldızlar, gece ve gündüz, dünyamız, mevsimler, canlı ve cansızlar, insanlar, doğup büyüyenler ve ölenler… Her şey, ama her şey değişim halinde…  Bu bir gözlem… Biz bu gözlemden bir sonuca, bir genel yasaya yükselebiliriz. Yalnız biz mi, diyalektikçi de bunu yapar, hatta yapmış; yapınca da, diyalektiğin ilk kanununa ulaşmış: “Hiçbir şey olduğu yerde kalmaz, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz”.

Diyalektik görüş ve yöntem budur. Realiteye diyalektik görüş açısından bakmak demek, olgulara hareket ve değişme açısından bakmak demektir. Olguları diyalektiğe göre incelemek de, onları hareketleri içinde, değişmeleri içinde incelemektir.

 Bir elma olsun elimizde, aklımıza şu soru gelmez mi: Bu elma nedir?  Sorunun yanıtını başlıca iki görüş açısından birinden bakarak, diğer bir deyişle iki yöntemden birini kullanarak verebiliriz: Birincisi metafizik görüş açısı (metafizik yöntem), diğeri diyalektik görüş açısı (diyalektik yöntem)…

-Birinci durumda elmayı önce kendi başına betimleyeceğiz: Biçimini, ağırlığını söyleyeceğiz, özelliklerini sıralayacak, renginden, tadından, … söz edeceğiz. Daha sonra onu başka bir nesne ile, örneğin armutla karşılaştıracak, aralarındaki benzerlikleri ve farkları belirleyip sayacağız. Nihayet bir sonuca varacağız ki o da esas itibariyle şudur: Elma elmadır! Diyebiliriz ki geleneksel olarak olgular, nesneler hep böyle incelenmiş, hep böyle anlaşılmaya çalışılmıştır.

-İkinci yöntemde, yani diyalektik açıdan ise, “hareket” görüş açısına yerleşiyoruz; Burada “hareket” derken, yuvarlanıp yer değiştiren elmanın hareketini değil, fakat onun, bütün varoluşu boyunca yaşadığı evrimsel hareketi kast ediyoruz. Böyle olunca da olgunlaşmış elmanın her zaman bu durumda olmadığını belirlemekle işe başlarız: Daha önce elma hamdı; çiçek olmadan önce, bir tomurcuktu.  Böylece geriye, elma ağacının ilkbahardaki durumuna kadar gidebiliriz. Demek ki elma, her zaman bu gördüğüm elma değildi. Onun bir tarihi, bir geçmişi vardır. Dahası, şimdi olduğu gibi de kalmayacaktır. Eğer dalından düşerse çürüyecek, ögelerine ayrışacak, çekirdeklerini toprağa bırakacaktır.  Her şey yolunda giderse, bu çekirdeklerden bir filiz, sonra da bir fidan, bir ağaç ortaya çıkacaktır. Demek ki bu elma hep şimdi olduğu gibi değildi ve bundan sonra da şimdi olduğu gibi kalmayacaktır.

Olguları, nesneleri “hareket görüş açısından incelemek” denilen şey, işte budur. Başka bir deyişle, geçmiş ve gelecek görüş açısından incelemek demektir bu. Böyle inceleyince de şu anda karşımızda duran elma bir geçişten ibarettir diyebiliriz; “önce olduğu” ile yani geçmiş ile, “ilerde olacağı” yani gelecek arasındaki bir geçişten…

Toplum Örneği

Öğrendiklerimizi pekiştirelim mi?  Öyleyse konuyu başka bir örnek üzerinde yeniden ele alalım. Örneğimiz bu kez “toplum” örneği olsun.

Yine iki metodu uygulayalım:

-Metafizik görüş açısından, insan toplumunda, örneğin zenginlerin ve fakirlerin her zaman var olduğu söylenecektir: Geçmişte olduğu gibi bugün de vardır, gelecekte de olmaya devam edecektir! Büyük bankaların, dev fabrikaların, patronların, işçilerin olduğu ifade edilecektir. Kapitalist toplum ayrıntılarıyla anlatılacaktır. Bu toplum, ilkel toplum, derebeylik gibi tarihî toplumlarla karşılaştırılacak, benzerlikler ve farklar ortaya konacaktır.  En sonra bize şöyle denecektir: Kapitalist toplum bugün ne ise odur.

-Diyalektik görüş açısı ise, kapitalist toplumun hep bugün olduğu gibi, bugün bize göründüğü gibi olmadığını öğretecektir bize. Ve şunları da ekleyecektir açıklamasına: Geçmişte diğer bütün toplum sistemleri belli bir zaman aralığında geçerli olmuştur. Öyleyse, bütün sistemler, rejimler gibi kapitalist toplum da nihaî değildir, sonsuz değildir. Dokunulmaz temelleri yoktur. Tersine, bizim için geçici olan bir gerçekliktir: O ancak geçmişle gelecek arasında bir geçişten ibarettir.

 Oluş

Diyalektik görüşü savunanların bir iddiası da “kesin, nihaî, mutlak, kutsal hiçbir şeyin olmadığı”dır. Onlara göre her şey kırılgandır, dayanıksızdır, her şey gelip geçicidir. “Çünkü”, derler   “evrende kesintisiz bir oluşum sürecinden başka hiçbir şey yoktur; dayanıksız olan, varlığını sürdüremez, yok olur. Bugün çocuk olan, yarın ihtiyardır; bugün canlı olan, yarın ölüdür. ”  Bunun anlamı şudur: Her şeyin bir geçmişi ve bir geleceği olduğu için, hiçbir şey bir defada tamamlanıp bitmiş değildir. Herhangi bir şeyin bugünkü hali, onun kesin ve nihaî hali değildir. Hiçbir şey hareketten, değişimden ve tarihin dönüşümlerinden korunmuş değildir.

Bir “oluş” vardır ve ondan başka hiçbir şey sonsuz değildir, ölümsüz değildir. Peki, bu “oluş” dediğimiz şey nedir? Yine elma örneği ile açıklayalım: Elmanın tarihinde birbiri ardınca gelen, biri diğerinin içinden çıkan aşamalar vardır. İşte bu aşamalar zinciridir “oluş” dediğimiz şey. Kalem örneğinde ise, ard arda gelen aşamalar birbirinin içinden çıkmaz, yan yana dizilir. Öyleyse “oluş” ancak doğal süreçler için söz konusudur.

Heraklit’e göre varlık hiçbir şey değildir, oluş her şeydir. Evren yaratmayla yok olmanın birbirini kovaladığı ve sonsuza kadar da kovalayacağı bir alandır. Her şey tam bir oluş içinde akıp gider. Aynı ırmakta iki kere yıkanılmaz.

Süreç ve Otodinamizm

Ham elma neden olgun hale gelir?

Elma olacak çiçeği, sonra da olgunlaşacak ham elmayı göz önüne getirelim. Şunu görürüz: Elmayı evrimi içinde ileri doğru iten bir süreç, birbirine bağlı zincirleme değişimler vardır. Bunlar otodinamizm denilen kuvvetlerin nüfuzu altında hareket ederler. Otodinamizm çok basit bir tanımla, “varlığın kendisinden gelen güçtür, kuvvet”tir. Doğa bu güçle canlanır, çiçek bu güçle açar, meyve bu güçle oluşur, insan bu güçle doğar.

Bir ağacın dalında yaprak çıkar, oluşur, olgunlaşır. En sonra sararır, kurur ve düşer. Bu diyalektik bir değişmedir, otodinamizmin eseridir. Ancak şu da var ki o yaprağı bir insan, bir rüzgâr da dalından koparabilir, bu da bir değişmedir. Ancak bu diyalektik değil, mekanik bir değişmedir; çünkü otodinamizmin eseri değildir.

Kalem örneğine dönelim: Kalem önce tahta idi. Kalem olması için insanın müdahalesi gerekiyordu. Açıktır ki tahta, kalem haline asla kendi kendine dönüşemez. Ve olup duran da hep budur. Başka bir deyişle bu örnekte, iç kuvvetler yani otodinamizm yoktur, süreç yoktur. Öyleyse diyalektik dediğimiz zaman sadece “hareket” demiş olmuyoruz, aynı zamanda “otodinamizm” de demiş oluyoruz. Başka bir deyişle her hareket diyalektik bir hareket değildir. Diyalektik hareket kesinlikle otodinamizm gerektirir.

Öyleyse bir olguyu diyalektik yöntemle incelerken, şu işlemlerin yapılması gerekmektedir:

-Olgunun, “otodinamik” değişmelerinin neler olduğunun gözlemlenmesi ve ifade edilmesi,

- Bu otodinamiğin nereden kaynaklandığının araştırılması.

‘***’

Özetlersek, realiteye diyalektik görüş açısından anlamak, olgulara hareket ve değişme açısından bakmayı gerektiriyor. Bu usul metafizik görüş açısından farklı bir yöntemdir ki ona “diyalektik yöntem” diyoruz. Diyalektik yöntemde olgu, evrimsel hareketi gözlemlenerek anlaşılmaya çalışılır.  

Evrende hiçbir şey hareketten ve değişimden korunmuş değildir. Her şey bir oluş süreci içinde akıp gider. Varlığın kendi içinden gelen bir kuvvet, otodinamizm, onu kesintisiz bir değişim süreci içinde tutar. Buna göre diyalektik yöntem, otodinamik hareketlerin gözlemini ve izahını gerekli kılar.

 


[i] Makaleyi kaleme alırken, G. Politzer’in ünlü Felsefenin Başlangıç ilkeleri (Sol Yayınları, Ank., 1966) kitabından geniş ölçüde faydalandım. Diğer kaynaklarım ise Afşar Timuçin’in Felsefe Sözlüğü ( İnsancıl Yayınları, 2.B., İst., 1998) ile Orhan Hançerlioğlu’nun  Felsefe Sözlüğü (Varlık Yayınevi, İst., 1967) oldu.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura