Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
24-06-2014
DÜŞÜNME HATÂLARINDAN “HAZIRDA OLAN” ETKİSİ

Cihan Dura

24.6.2014


Düşünen bir insan muhakeme eder. Muhakemesine bir veya birkaç önermeden hareket ederek başlar. Zaman zaman da, muhakeme sürecine yeni önermeler katar. Hemen belirteyim ki, birden fazla kavram arasında bağ kurmaya “hüküm”, hükmün sözle anlatılmasına “önerme” denir. Hükmün başlıca özelliği doğru veya yanlış olabilmesidir. İki örnek: -Ağaç canlıdır. -İhtiyaçlar sonsuzdur. Muhakeme ise, mantıklı bir şekilde bir önermeden diğerine geçerek bir sonuç önermesine ulaşmaktır.

Bir muhakemenin doğru sonuca ulaşması, kullanılan her önermenin doğru olmasına bağlıdır. Eğer öyle ise, muhakeme, bir diğer deyişle düşünme işi hatasız yapılmış demektir. Oysa insan, düşünürken, türlü sebeplerle muhakemesine yanlış önermelerle başlayabilir veya muhakeme sürecine yanlış önermeler katabilir. O zaman, ulaştığı sonuç da yanlış olur; başka bir deyişle, hatalı düşünmüş olur.

Peki, neden böyle yapar, neden insan düşünme sürecinde yanlış önermeler kullanır? Bunun bir sebebi, söz konusu önermelerin, akla kolay ve çabuk gelmesidir. Kolay ulaşılabilir olmaları, zihinde hazır bulunmaları ortak özellikleridir. Onun içindir ki, bu şekilde yapılan düşünme hatasına “hazırda olan etkisi” adı verilir.

‘***’

Farklı bir yoldan bir daha anlatayım ne demek istediğimi:

İnsan; hayatı boyunca, türlü kanallardan, doğru yanlış birçok şey öğrenir: Ailesinden, çevresinden öğrenir; okulda, dernekte öğrenir, propaganda etkisiyle öğrenir; kendisi araştırıp okuyarak öğrenir. Öğrendiklerinden bazıları zamanla birer önerme haline gelir, zihnine yerleşir, kalıplaşıp tutunur, kök salar. Onlara iyice alışır, onlarla âdeta bütünleşir. Zihninde, belleğinde artık daima hazır bulunur o bilgiler, önermeler. İşte bu yüzden, her gerek duyduğunda her biri kolayca aklına gelir. Bir olayı değerlendirirken, biriyle tartışırken, muhakeme ederken, kısacası düşünürken, hep bu alışmış olduğu önermelerden hareket eder, hep onları kullanır.

Oysa, o önermeler doğru mudur? Bazıları, belki çoğu değildir. Çünkü sağlam bir şekilde kazanılmamışlardır. Bazıları da yeterli değildir. Sırf alıştığımız için, biz kolay hatırladığımız için mi doğru olacaklar? Elbette hayır! O zaman yanlış veya yetersiz önermelerle muhakeme ettiğimiz için, düşünme sürecimiz de hatalı olacaktır, tabii ulaştığımız sonuç da...

‘***’

İnsanı hatalı düşünmeye sevk eden önermeler –veya bilgiler- çeşitli şekillerde kazanılır ki, başlıcaları şunlardır: Çürük genelleme, sık tekrar, yeni bilgi edinmeme, etkileyici olguları kullanma. Kısa kısa açıklayalım her birini.

1) Çürük Genelleme

Yetersiz sayıda gözlemden hareket ederek genelleme yapmaktır. Örnek veriyorum:

Gözlem: Ömrü boyunca günde üç paket sigara içti. Yaşı 90’ı geçti. Hüküm: Demek ki sigara sağlığa zararlı değil.

Burada hazırda olan önerme “Ömrü boyunca günde üç paket sigara içti” önermesidir. Bunun gibi birçok önerme vardır belleğimizde. Muhakeme tek bir gözleme dayandığı için, genelleme yoluyla varılan hüküm yanlıştır.

2) Sık Tekrar

Bir şey sık tekrarlanmışsa, düşünme sırasında onu hatırlamak kolay olur. Doğru olması şart değildir. Yahudilik, Siyonizm, komünist, soykırım,… bu kavramlar, bunlar hakkındaki olumsuz yargılar çoğu insanın zihnine tekrar yoluyla yerleşmiştir, daha doğrusu yerleştirilmiştir. Zihinde hazırdırlar, bir değerlendirme, muhakeme sırasında kolayca kanıt olarak ileri sürülebilirler.

3)Yeni Bilgiler Edinmeme

İnsan kendini sürekli olarak yetiştirmezse, bilgilerini yenilemezse, eski, modası geçmiş, hatta doğru olmaktan çıkmış önermelere mahkûm kalır. Hep onları kullanır düşünürken, muhakeme ederken…, dolayısıyla yanlış hükümler verir, yanlış sonuçlara ulaşır.

Örnek: Kimi doktorların gözde tedavileri vardır. Bunları her türlü vakada uygularlar. Oysa daha uygun, yeni tedaviler olabilir. Eğer doktor okumaz, yenilikleri takip etmezse, o zaman zihninde hazır olan bilgiye başvurur, ona göre düşünür ve yapar. Elbette başka mesleklerde de vardır bu tip insanlar. Örneğin, kimi şirket danışmanları da bu şekilde davranabilir; kendini yenilemeyen öğretmenler, öğretim elemanları da…

4) Etkileyici Olguları Kullanma

Bu sebep biraz uzun açıklama gerektiriyor.

Heyecan verici, göze batan veya ses getiren olguları daha kolay ve kalıcı olarak algılar ve öğreniriz.  Önemlerini de abartırız. Bunlar aklımızda hep hazır bulunur. Sessiz ve görünmez olguları ise ya hiç bilmeyiz ya da eksik öğreniriz. Dolayısıyla önemsemeyiz. Belleğimizde ya hiç ya da pek az yer tutarlar. Sonuç olarak, düşünme sırasında aklımıza hep birinci grupta olanlar gelir. Beynimiz dramatik düşünmeye eğilimlidir. Oysa, ikinci gruptakiler onlardan çok daha önemli ve belirleyici olabilir. Neticede yanlış hükümler veririz.

Örnek olarak, “mikro” boyutta edinilen bilgi ve önermeleri vereceğim.

İnsan, esas itibariyle “mikro” boyutlu bir varlıktır. Kendi küçük dünyasında yaşar genelde. Önce o dünyada olanı görür, gözlemler, algılar; bu yoldan edindiği bilgiye göre düşünüp davranır, tepki verir. Öncelikle zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak, hayatını idame ettirmek ilgilendirir onu, mutlu olmak ve kendi sonu olan ölüm ilgilendirir. Dolayısıyla düşünce dünyasının bilgileri, önermeleri büyük oranda bu mikro boyutlu olgularla ilgilidir. Tartışmalarını, muhakemelerini bunları kullanarak yapar. Çünkü o önermeler zihninde hep hazırdır, her gerektiğinde kolayca aklına gelir.

Ancak madalyonun bir de öbür yüzü vardır: insan hayatında öyle olgular, öyle süreçler vardır ki geneldir, geniştir, makro düzeyde cereyan eder. İnsan işte bu dev boyutlu dünyada olup biteni doğrudan göremez, kolayca gözlemleyip algılayamaz, fark edemez; o dünyaya göre düşünüp davranamaz, tepki veremez. İçinde yaşadığı toplum, devletin bütünlüğü, ülkenin bağımsızlığı, ekonomik gelişme, demokrasi, uluslararası ilişkiler, dünyada olup bitenler, bunların toplumla, devletle, kendi varlığıyla ilişkileri… Halkın büyük çoğunluğu bu olguları göremez, soyut oldukları için kolay algılayamaz. Bilgisi yoktur, bilinçlenmiş değildir! O zaman, üzerinde düşünmez. Düşünemez, çünkü zihninde yoktur, aklına gelmez. Özetle, geniş mekânda ve zamanın uzun akışında olup bitenleri fark etmez, az çok fark etse de bağlantılarını ve sonuçlarını göremez, değerlendiremez. Düşünme sürecinde kullanamaz. Çünkü zihninde yoktur, olsa da çok zayıftır, hazır değildir, aklına gelmez.

İnsan eğitim düzeyine bağlı olarak mikro dünyada kaldıkça hep dezavantajlı durumdadır. Oysa dünyayı anlamak için makro düzeyde bilgiye de ihtiyacı vardır. Makro düzeyde gözlem yapmak, bilgi sahibi olmak, akıl yürütmek gerekir. Bu da yeteri kadar eğitim-öğretim görmüş olmaya bağlıdır.

‘***’

İnsanın zihin dünyası, tutum ve davranışları işte bu şartlar altında oluşup şekillenir: Hep kolay hatırladıkları ile, “hazırda olanlar”la düşünür; doğru olmasa da, yeterli olmasa da. Diyelim ki, bir şehirdeyiz, orada başka bir şehrin haritası kullanılabilir mi? “Hazırda olan” etkisi bize bu türden saçmalıklar yaptırır.

Öyleyse düşünme ve tartışma sırasında, aklımıza hemen geliveren kanıtlara karşı ihtiyatlı olmalıyız. Doğruluğundan emin olmadıkça, düşünme, yani muhakeme sürecine dahil etmemeliyiz.

Bir fıkra ile bitirmek istiyorum, “hazırda olan” etkisine dair bu yazımı:

Nasrettin Hoca geç vakit evine gelir. Karanlıkta kapıyı açmaya çalışırken, anahtarını düşürür, aramaya başlar. Derken, ileride ay ışığının olduğu yere kadar gider, orada devam eder aramaya. Hocanın bu halini gören komşusu “iyi akşamlar hocam” der, “bu vakitte orada ne arıyorsun?” Hoca “Anahtarımı arıyorum” der “kaybettim de.” Bunun üzerine komşusu da katılır Nasrettin Hoca’ya, o da başlar aramaya. Çok geçmeden komşu başını kaldırır, “Nasrettin Hoca” der, “sen nerede kaybettin anahtarını?” “Şu ilerde, kapımın önünde…” Komşu şaşırır: “öyleyse neden burada arıyorsun?” Hoca yanıtlar: “Burası aydınlık…,araması kolay oluyor.”

 

__________________________________.

KAYNAK: Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı - Yapmamanız Gereken 52 Düşünme Hatası, NTV Yayınları, İst., 2013, s. 31–33.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura