Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
29-05-2014
DÜŞÜNME HATALARI: İNSANA ODAKLANMA VE HALE ETKİSİ

Cihan Dura

29.5.2014


İnsana odaklanma

-Tuttuğunuz takım, filan oyuncu veya falan antrenör sayesinde şampiyon oldu.

-A partisini iktidar yapan, lideridir.

-B şirketini batıran, başındaki genel müdürdür.

-Filmlerde hep bir jön prömiye vardır. Bütün başarılar onun eseridir.

-Gazeteciler “yüzü olmayan hikâye olmaz” der.

Verdiğim bu örneklerin hepsinde bir düşünme hatası işlenmektedir: İnsana odaklanma

Nedir “insana odaklanma” yoluyla işlenen düşünme hatası? Şöyle tanımlanıyor: Herhangi bir olguyu açıklamak gerektiğinde, insanların rolü, etkisi abartılır; bunun dışındaki etkenler hafife alınır, hatta ihmal edilir.

“İnsana odaklanma” hatasına özellikle olumsuz olaylar açıklanırken daha çok düşülür. Örnekler:

-Savaşların suçunu insanların üzerine atarız: Birinci Dünya Savaşı’nın vebalini saraybosnalı suikastçının boynuna, İkinci Dünya Savaşı’nınkini Hitler’e!...

-Bizde 2002 krizinin sorumlusu, elindeki Anayasa kitabını Başbakan’ın üzerine fırlatan, o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’dir.

-Bir sanatçının konserini izledikten sonra, bütün konuşmamız o sanatçı üzerinedir. Ne enstrümanları ile eşlik edenler, ne de bestelerin kalitesi aklımızın ucundan bile geçmez.

-Bazen odaklanılan kimse bir “günah keçisi” de olabilir.

Oysa yukarda verdiğim örneklerdeki hiçbir olay tek bir faktörle, “insan”la açıklanamaz. Mesela savaşlar çoğu zaman tahmin edilemeyen olaylardır. Ekonomik faktörlere, finans piyasalarının durumuna, iklim koşullarına,… bağlıdır. Bir şirketin başarısı sadece yöneticinin becerisine değil, belki çok daha fazla genel ekonomik duruma, o sektörün canlılığına bağlıdır. CEO’lar kriz yaşayan sektörlerde çok daha sık değişir.

Odaklanma bazen bilinçli olarak yapılır, diğer faktörlerin rolünü gözlerden uzak tutmak için.

Peki, neden işlenir bu hata? Çünkü insanlar üzerinde konuşmayı seviyoruz, bu bize kolay geliyor, hoş geliyor. İkincisi bilgi birikimimiz yeterli değil diğer etkenleri keşfetmemize ve onlar üzerinde konuşmamıza.

Öyleyse, ne yapalım? R. Dobelli şu tavsiyede bulunuyor: Dünya sahnesinde türlü roller almış olan insanların hiçbiri kusursuz değildir, kendi kaderlerine de hâkim değillerdir. Bir durumdan başka bir duruma savrulur dururlar. Sahnede oynanan oyunu anlamak istiyorsanız, bütün dikkatinizi oyunculara vermeyin. Çok daha fazla, oyuncuların maruz kaldığı etkilerin dansını, hareketlerini izleyin.

Ben de ekleyeceğim ki, bu tavsiyeye uyulması da, öncelikle kişinin o olayla ilgili bilgi ve kültürünün genişliğine bağlı. Ya da açıklama yapmak istediğimiz olayla ilgili yeterli bilgi birikimine sahip değilsek, yanlış düşünüp yanlış konuşmamak için, en iyisi susmayı tercih etmeli.

Son bir not: Acaba, olup biten her şeyi, Allah’ın işine bağlamamız da benzer bir düşünme hatası mıdır?

Hale Etkisi

İngilizcesi "halo effect", Türkçe’ye "ayla etkisi" olarak çeviriyorlar.  Ben “hale etkisi” diyeceğim. Hale diye “ayın ve kimi yıldızların dolayındaki ışık çevresi”ne deniyor. Ben "tek çiçekle bahar yanılgısı" de diyorum.

Hale etkisini şöyle tanımlayabiliriz:"Kendimizi tek bir unsurundan etkilenmeye bırakarak, bir olgunun bütünü için geçerli bir sonuç çıkarmak." Birçok düşünme hatalarından biri olarak anılıyor. Böyle bir hataya düşmemek için, örneğin, biri hakkında bütün eksileri ve artılarını hesaba katmadan, sadece tek bir sözü veya davranışına bakarak kesin bir değerlendirme yapmamak gerekir. Atalarımızın şu güzel sözüne uyacağız yani: Bir çiçekle bahar olmaz.

Bir kaynakta şöyle tanıtılıyor hale etkisi: Bir olgu karşısındayız. Tek bir yönü veya unsurunun gözümüzü boyamasına izin vererek ve yalnızca ona dayanarak olgunun bütünü hakkında hüküm veriyoruz. Etkinin işleyişi hep aynıdır:

-Bir olgu (kişi, topluluk, kurum,…) hedef alınır.

-Kolay elde edilen veya gösterişli olan bir niteliğinden yola çıkılır.

-Daha zor meydana çıkarılabilecek nitelikleri veya olgunun bütünü hakkında sonuç çıkartılır.

‘***’

İnsan örneğini alalım. O insanın tek bir niteliğine odaklanırız. Öyle ki, onun diğer bütün nitelikleri gölgede kalır, görülmez, muhakememizde yeri olmaz. Odaklanılan nitelik o kişinin güzelliği, cinsiyeti, yaşı, kökeni, mevkii, bir yeteneği,… olabilir. Sonuç sadece bu niteliklerden birinden hareketle çıkarılır ve orantısız bir şekilde o kişinin diğer yönleri veya bütünü için geçerli kabul edilir. Bunun hatalı bir muhakeme, dolayısıyla düşünme şekli olduğu açıktır. İnsan niteliklerden en etkileyici olanı “güzellik”tir. Araştırmalar güzel olanların, diğer insanlar tarafından daha hoş, daha dürüst, daha zeki bulunduğunu ortaya koymuştur.

Reklam sektöründe hale etkisinden çok faydalanılır: Dikkat edin, reklamlarda çok daha fazla güzel veya ünlü insanlar kullanılır. Bakarsınız, bir film artisti size bir bankanın reklamını yapmaktadır. Veya ünlü bir futbolcu, bir çamaşır makinesinin teknik üstünlüğünden bahsetmektedir.  

Hale etkisi doğru düşünmemizi günlük hayatımızda da engeller: Çok sevdiğiniz, adeta taptığınız bir yakınınız mesela… Gözünüzde kusursuzdur, mükemmeldir. Çekicidir, zekidir, yüksek ahlaklıdır. Dostlarınız dikkatinizi onun bazı kusurlarına çektikçe, duymazdan gelirsiniz veya hiç önemsemezsiniz, kolayca mazeret de bulursunuz.

Tanık olduğum kadarıyla bizim insanlarımızda çok yaygın, bu düşünme hatası: Küçük veya büyük tek bir yanlışlarını görür görmez, değerli insanlarımızın, aydınlarımızın üzerini bir anda çiziveriyoruz. Aklıma şu anda gelenler: Türkân Saylan, Yılmaz Özdil, Kamer Genç, Oktay Akbal, Volkan Konak,... Zaten kaç kişi var devletimize, milletimize, Atatürk'e sahip çıkan? Kimse mükemmel olamaz. Kimseden tek-tiplik bekleyemeyiz. Herkese olduğu gibi, aydınlarımıza da biraz hata payı, kusur payı tanıyalım derim.

‘***’

Netice olarak hale etkisi bir olgunun nitelikleri bakımından bakışımızı ve anlayışımızı bulandırır, kısıtlar. İşte bu bulanıklık ve kısıtlama tehlikelidir, çünkü bizi hatalı düşünmeye sevk eder. Öyleyse ne yapalım? Olgular karşısında tedbirli, dikkatli olalım. Öne çıkan özelliği belirleyip –geçici de olsa- dışarıda bırakalım. Büyük orkestralar, adayları bir perdenin arkasında çaldırarak dinlermiş. Böylece cinsiyet, dış görünüm, ırk gibi belirli bir niteliğin etkisi altında kalmadan karar verirlermiş.

 

KAYNAK: Şu kitaptan geniş ölçüde faydalandım: Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı - Yapmamanız Gereken 52 Düşünme Hatası, NTV Yayınları, İst., 2013, ss.110-112 ve 116-118.

 

__________________

1) Kaynakta bu hata için “temel ilişkilendirme hatası” terimi kullanılıyor ki bence uygun değil, çünkü “anlatıcı” değil. Belki bir çeviri hatası var. Başka, daha uygun bir isim aradım; “yüzleme”, “yüze yönelme” gibi adlar aklıma geldi, sonunda “insana odaklanma” teriminde karar kıldım.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura