Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
24-05-2014
DÜŞÜNME HATALARI: DOĞRULAMA EĞİLİMİ VE TÜMEVARIM HATALARI

Cihan Dura

24.5.2014


Sayıları, belki yüzleri bulan düşünme hataları vardır. Doğru şekilde düşündüğümüzü sanırız, oysa hatalı düşünür yanlış sonuçlara varırız. Ben bu yazımda düşünme hatalarından yalnızca ikisi üzerinde duracağım: Doğrulama eğilimi ve tümevarım…

Doğrulama Eğilimi

Düşünen bir insan muhakeme eder. Bir önermeden diğerine geçerek bir sonuç önermesine ulaşır. Muhakemenin doğru sonuca ulaşması, kullanılan önermelerin, yapılan işlemlerin doğru olmasına bağlıdır. Ne var ki, insan, düşünürken, türlü sebeplerle muhakemesini yanlış yapabilir. Başka bir deyişle düşünme hatası işlemiş olur. İşte bu hatalardan biri de “doğrulama eğilimi”dir.

Doğrulama eğilimi bütün düşünme hatalarının anasıdır. Şöyle tanımlanabilir: Karşılaştığımız yeni bilgileri, benimsemiş olduğumuz görüşlerle, dünyaya bakışımızla ve inançlarımızla uyumlu olacak, onları doğrulayacak şekilde değerlendirme eğilimi... Başka bir deyişle, mevcut görüşlerimizle çelişen –yani onları doğrulamayan- yeni bilgileri, kanıtları dışlıyoruz, eliyoruz, âdeta reddediyoruz. Bir yazar şöyle ifade etmiş doğrulama eğilimini: “İnsanların en iyi becerdiği şey, yeni bilgileri, önceden edindikleri görüşler işler halde, ayakta kalacak şekilde filtrelemeleridir.”

Örnek: Bir siyasi görüşünüz var. Bu görüşünüzün doğruluğuna işaret edebilecek, ipucu olabilecek bütün olayları, bütün düşünceleri coşkuyla karşılar, kucaklarsınız. Aksi olay ve görüşleri ise küçümsersiniz, görmezden gelirsiniz, dışlarsınız. İstisnai veya özel durumlar olarak niteler, es geçersiniz.

‘***’

Hepimizin dünya ve hayat hakkında, insanlar ve doğa hakkında, politika, din, ekonomi,… hakkında görüşlerimiz vardır. Genellikle, bunları kesin doğru kabul ederiz.

Siyasetten örnek verdim yukarda, devam edelim. Varsayalım ki, A partisini tutuyorsunuz. Görüşünüz kısaca şu olacaktır: A partisi iyidir, mükemmeldir. Bu görüşünüzü doğrulayan pek çok kanıt bulacaksınız. Ancak doğrulamayan kanıtlara da rastlayacaksınız zaman zaman. Ne var ki, bu sonuncuları reddedecek, eleyecek, dışlayacaksınız; doğru olsalar bile!...

İşte bu durumda siz “doğrulama eğilimi” dediğimiz düşünme hatasını işlemiş oluyorsunuz. Çünkü bazı kanıtları, sırf sizin görüşünüze uymadığı için dışlıyor, düşünme sürecinize dahil etmiyorsunuz. Bazı kanıtları ise sırf sizin görüşünüzü doğruladığı için benimsiyor, muhakemenize esas alıyorsunuz, yanlış olsalar bile! Böylece düşünme süreciniz, muhakemeniz realitenin kısıtlı, eksik gözlemine dayanmış oluyor.

‘***’

Doğrulama eğilimi şeklindeki düşünme hatasını sokaktaki adam çok yapar. Ancak okumuşlarda da, özellikle politikacılarda, ekonomistlerde, gazetelerin köşe yazarlarında da sık görülür. Bu sonunculara biraz yakından bakalım. Yazılarını genellikle şöyle kaleme alırlar:

-Önce bir fikir ileri sürerler.

-Bu fikri destekleyecek birkaç kanıt bulurlar.

-Bu kanıtlara dayanarak görüşlerinin doğru olduğunu ileri sürerler, oysa o görüş yanlış da olabilir.

Neden? Çünkü yaptığı muhakemede eksiklik vardır. Peki nedir, yanlış sonuca varmaya, yani hatalı düşünmeye sebep olan bu eksiklik?

Eksik olan; yazarın; çok az sayıda gözleme dayanmasının ötesinde, görüşünü desteklemeyen kanıtları araştırmaması, tesadüfen rastlamış olsa da onları hesaba katmayıp görmezden gelmesidir. Diyelim ki, onları da hesaba kattı; doğrusu bu olacaktır ama, tezini çürüttükleri için yazısını çöpe atmak zorunda kalacaktır.

Bir diğer örnek de “kişisel gelişim” kitaplarıdır; örneğin “Meditasyon Mutluluğun Anahtarıdır” görüşünü savunan bir kitap... Tabii bilge (!) yazar, kitabında çokça kanıt sunuyor tezini doğrulayan. Oysa bunlar alanın sadece bir bölümüyle ilgilidir: Tezini doğrulamayan belki daha fazla kanıt vardır, ancak yazarımız onları görmezden geliyor, kitabına almıyor. Almaz tabii, çünkü tezi çökecek, kitabı da on para etmeyecektir.

Internet’in imkânları da örnek olabilir. Bu teknoloji harikası genellikle aynı görüşe sahip insanları bir araya getirir, Facebook ve benzerlerinde böyle olmuyor mu? Hep kendi görüşlerimizi destekleyen sayfaları okuyoruz. Karşı görüşlerden uzak durmayı marifet biliyoruz. Böylece, zaten sahip olduğumuz “doğrulama alışkanlığımız” daha da güçleniyor, pekişiyor.

‘***’

Peki, sebepleri ne olabilir bu düşünme hatasının?  Soruyu aklımdan geçirirken, zihnim bir özdeyiş hücumuna uğradı. Sanırım bir fikir verecekler bize bu konuda: Cehalet, menfaat, yapı, düşünme tarzı gibi faktörleri ima ediyorlar:

-Kırk âlimi bir delille yendim, kırk delille bir cahili yenemedim. İmam Şafii

-Ben dünyada en çok cehaletten korkarım. Çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır.  Zülfü Livaneli

-Söz konusu kendimiz olunca, gerçekler bizi pek ilgilendirmez.  Mark Twain

-Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz.  Aristophanes

-İnanmak istemeyeni hiçbir mantık inandıramaz.  Oscar Wilde

-Aldanmanın iki çeşidi vardır. Biri doğru olmayana inanmak, diğeri ise doğru olana inanmayı reddetmek.  Soren Kıerkegaard

-Kapını tüm yanlışlara kapatırsan, doğru da giremez içeri.  Rabindranath Tagore

‘***’

Kolayca görebiliyoruz ki, doğrulama eğilimiyle davranmak sakıncalıdır, tehlikelidir. Çünkü görüşlerimizle çeliştiği için, karşı kanıt ve fikirleri görmezden gelmekle hiçbir hakikat ortadan kalkmaz. Varlığını ve etkilerini sürdürür. O zaman zarar görecek olan biziz.

Öyleyse ne yapalım? Tabii, yapılacak olan, hepimizde farklı derecelerde var olan doğrulama eğilimiyle mücadele etmemizdir. Sahip olduğumuz görüşleri zaman zaman gözden geçirelim. Onları doğrulamayan kanıtlar var mı, bunları da araştıralım; varsa, ciddiye alalım. Örneğin, Charles Darwin böyle davranıyormuş. Öğreniyoruz ki, bütün hayatı boyunca doğrulama eğilimi ile mücadele etmiş. Gözlemleri, kendi görüşüyle, zihnindeki teori ile çelişince, onları –elinin tersiyle itmek yerine- daha da ciddiye alıp üzerlerine gitmiş, ısrarla incelemiş. Ünlü bir yazarın tavsiyesi de şudur: “Hoşlandıklarınıza kıyın!”

Sonuç olarak, insan kendi görüşlerinin, inançlarının doğruluğunu sorgulayabilmelidir; hatta onların yanlışlığını kanıtlamaya çalışmalıdır. Ancak yanlışlamayı başaramadığı zamandır ki, görüşlerinin doğruluğundan tam olarak emin olabilir.

Ne büyük bir gayret ve nefis fedakârlığı gerektiriyor doğrulama hatası ile mücadele, değil mi?

 

_________________________

Tümevarım Hatası

Tümevarım (endüksiyon) hatasını öğrenmeye ünlü, biraz da trajik bir öykücükle başlayalım:

Bir çiftçinin bir kazı var. Onu her gün özenle besliyor. Bu ürkek hayvan kuşku içinde…, kendi kendine söylenip duruyor: “Bu adam beni niye besliyor? Mutlaka kötü bir niyeti olmalı.” Günler, haftalar geçiyor; çiftçi kazın önüne yemini koymayı bir gün bile ihmal etmiyor. Ya kaz ne durumda? Onun da şüpheleri yavaş yavaş azalma yolunda. Aradan bir ay geçmiş, artık şöyle düşünüyor: “Bu insan günlerdir, bir kez bile aksatmadan yemimi önüme koydu. Beni seviyor, çok iyi niyetli bana karşı…” Bu kanısı sonraki günlerde de giderek pekişiyor. Çünkü aynı bir eylem, her gün tekrarlanıyor. Kaz sahibinin iyi niyetinden artık tam olarak emin…

Derken, o uğursuz gün gelip çatıyor. Bir sabah çiftçi –yemini koymak yerine- kazı kümesinden tuttuğu gibi çıkarıyor. Biraz ilerde, bıçağını kazın boynuna dayıyor. Kaz şaşkın, son anlarını yaşarken, kederle “nasıl da aldanmışım” diye düşünüyor.

Ne oldu? Kaz tümevarım hatasının kurbanı oldu!

Nasıl oldu? Zavallı yaptığı gözlemlerin hep aynı olmasından, gelecekte de hep öyle olacağı sonucuna vardı. Oysa hep öyle olacağının bir garantisi yoktu!

‘***’

Bu hatayı yalnız kazlar mı yapıyor, hayır, insanlar da yapıyor. Birçoğumuz tekrarlanan gözlemlerimize dayanarak, bir şeyin her zaman her yerde aynen geçerli olacağına hükmederiz ki, öyle olmayabilir. Dolayısıyla, yanlış muhakeme yapıyor, hatalı düşünmüş oluyoruz.

Ekonomiden bir örnek vereyim: Bir yurttaşımız, tavsiye üzerine bir miktar altın veya bir şirketin hisse senetlerini satın almış. Tasarrufunu değerlendirecek, kâr edecek. Fiyatların yükselmesini bekliyor. Altın üzerinde konuşalım, açıklamalarım diğeri için de geçerlidir. Yurttaşımız başlangıçta ürkek, kuşkulu; ancak bakıyor, altın fiyatı yükseliyor. Günler, haftalar geçiyor, yine yükselişte… Seviniyor. Aylar geçiyor, yükseliş devam ediyor. Artık iyi bir yatırım yaptığından emin, “altın fiyatı asla gerilemez, böyle gider” diyor. Gerçekten gözlemleri bu hükmünü her gün doğrulamaya devam ediyor. Bir yıl, iki yıl… Derken, tek bir olay ve her şey değişiyor… Çöküş başlıyor. Fiyatlar hızla gerilemekte…, birkaç gün içinde talihsiz yurttaşımızın alış fiyatının da altına düşüyor.

Ve işte size bir “tümevarım hatası” kurbanı daha… Neden? Çünkü geçmişte gözlemlediği çok sayıda gözlemden hareketle, gelecekte olacak olan hakkında da aynı hükmü verdi.

‘***’

Tümevarım aslında hayatta, bilimlerde kullanılan bir yöntemdir. Ona ihtiyacımız var. Ancak bu yoldan ulaştığımız sonuçların, mekân ve zamanla sınırlı olduğunu, kesin olmayabileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir.

 

__________________

Şu kaynaktan genişçe faydalanarak kaleme aldım: Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı - Yapmamanız Gereken 52 Düşünme Hatası, NTV Yayınları, İst., 2013, ss. 19-24 ve 95-97.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura