Atatürk Okulu > Diğer Konular
03-06-2015
DOKUNMALAR (Karanlıklar Şikâyetle Dağılmaz - Atatürk’ün Yolundan Sapmanın Bedeli - Soykırım İftirasının Düşündürdükleri…)

Cihan Dura

3.6.2015


KARANLIKLAR ŞİKÂYETLE DAĞILMAZ

 

Çarpıklık, mantıksızlık, ahlaksızlık, yoksulluk, yolsuzluk, kayıtsızlık, kuralsızlık, savurganlık, … daha neler, neler…

Çevreni gözlemleyip durduktan sonra bunların sonu gelmez,… durmadan şikâyet edersin. Ancak hep şikâyet edersen, bu neye benzer?

Zifiri karanlık bir yerde, bir insanın “karanlık, hep karanlık, nereye baksam karanlık” diyerek sızlanıp durmasına benzer.

Bu, çözer mi karanlığı?

Şikâyet etmek gerçeklerden kaçmaktır.

Gerçeklerden kaçmak peşinen yenilmektir.

O zaman yapılacak tek şey vardır: Bir mum yakmak…

Ardından çevrendeki, yakınında ve uzağındaki herkesi birer mum yakmaya teşvik etmek, peşinden sürüklemektir.

Elde mumlar, bir araya gelmektir.

**

Minik gagasına su doldurup yanan ormanına koşturan serçe…, “ne gelir ki” benim elimden” demeden. Nasıl da binleri sürükledi peşinden?

Mustafa Kemal Paşa… İstanbul’da yalnızdı. Samsun’da yüzler, Erzurum’da, Sivas’da binler oldu, Ankara’da 100 binler!...

**

Olup biteni göreceğiz, ancak şikâyet etmeyeceğiz.

Hemen kafa yormaya başlayacak, bir çare bulacağız.

Ve o çareyi, tek başımıza da olsak, uygulayacağız.

 

 

3 Haziran 2015

**

 

ATATÜRK’ÜN YOLUNDAN SAPMANIN BEDELİ

Bundan 14 yıl önceye ait bir haber, 9 Eylül 2001 tarihli Posta gazetesinden:

Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) uzmanları, Türkiye’de en az 5 yıl yöneticilik yapmış iş adamı ve üst düzey bürokratla görüştü. Hazırladıkları rapor Avrupalıların Türkleri nasıl gördüğünü ortaya koyuyor:

-Türkler masaya çatışmacı otururlar. Uzlaşmacı yapıda değildirler.

-Ekip çalışmasına yatkınlıkları yoktur.

-Stratejik düşünme eksiklikleri vardır. Kısa vadeli düşünürler.

-Kendi ülkelerinin dışında olup bitenle pek ilgilenmezler.

-Başkalarının düşüncelerini anlama yetenekleri sınırlıdır.

-Bir konuyu çok iyi betimlerler, ancak analiz edemezler.

-Hata yapmaktan çok korkarlar. Düşüncelerini doğrudan anlatma yerine dolaylı yolları seçerler.

‘***’

Toparlarsak, araştırmaya göre Türklerin olumsuz yönleri şunlar oluyor:

Çatışmacı olma, uzlaşmasızlık, ekip çalışması eksikliği, stratejik düşünememe, uzağı görmeme, bütüncül, derinliğine ve ayrıntılı bakış yoksunluğu, riske girmekten kaçınma…

Doğru mudur? Öyle görünüyor. Yalnız bir noktayı aydınlatmam gerekiyor: Bizim yöneticilerimiz, karar alıcılarımız; ulusal çıkarlarımızı gözettikleri için mi avrupalılara karşı “çatışmacı ve uzlaşmasız” oluyorlar? Keşke öyle olsa… Ancak bu durumda bile yapılan gözlem lehimize görünmüyor.

O zaman şu soruyu soralım: Biz neden böyleyiz, bu olumsuz davranışlarımızın arkasında hangi etmenler yatıyor? Soruya türlü yanıtlar verilebilir; benim yanıtım şu olacak:

-Bilimsel bilgi ve bilimsel yöntem eksikliği… Yönetici ve karar alıcılarımızın yukarda sayılan nitelikleri arkasında, ben öncelikle bu faktörü görüyorum.

Ve bu durum, aynı zamanda bir bedel ödemedir. Atatürk’ün yolundan sapmanın,  o ünlü uyarısına uymamanın bedelini:

Hayatta en hakiki mürşit bilimdir.

12 Mayıs 2015

**

 

SOYKIRIM İFTİRASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

 

Atatürk “bir savaşta zafere ancak taarruzla ulaşılır”, der.

Bu kuralı Ermeni soykırımı iftirası ile mücadeleye de uygulamak gerekir.

Bugünkü hükümetin yapabildiği bir perişanlıktır, tam bir teslimiyettir,  hezimeti peşinen kabuldür; tıpkı PKK saldırısı karşısında yaptığı gibi…

Oysa bahis konusu iftira bir siyaset silahıdır, içte ve dışta düşmanlarımız bunu hain emellerine ulaşma aracı olarak kullanıyor. Siyasette, diplomaside gerçekler kimsenin umurunda değildir. İstediğiniz kadar kanıt ortaya koyun, haklılığınızı yüzde yüz ispatlayın: düşman yine bildiğini okuyacaktır, çünkü siyasette algı yaratmak önemlidir; özellikle oluşturulan algılar bütün gerçekleri siler süpürür, düşman bunu biliyor.

Öyleyse savunmayla yetinmekten vazgeçmeli, taarruza geçmelidir.

1- Bu şahıslar uyarılmalıdır, onlara şöyle denilmelidir:

“Asıl siz geçmişinizle yüzleşin. Varın, atalarınıza hesap sorun, onlarla yüzleşin. Sorun: neden devletlerine karşı ayaklanmışlar, neden isyan etmişler? Neden Türk kentlerini, yerleşim yerlerini yakıp yıkmışlar, evleri basıp komşularını, yurttaşlarını katletmişler, çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden kesip doğramışlar?”  

2- Tarihte büyük Türk soykırımları yapılmıştır, bunlar gündeme getirilmelidir; Emperyalist Batı’nın dünyanın her yerinde işlediği vahşetler de… Bu trajedileri dile getiren kitaplar yazılmalı,  sergiler açılmalı, heykeller dikilmelidir. Bu konuda yurtsever yazarımız Zahide Uçar’ın yol gösterici bir makalesi[i] vardır, okunmalı, bir taarruz politikasına temel alınmalıdır.

Ancak böyle bir taarruz siyaseti; Türkiye’yi gerçekten düşünen, Millî İrade’ye gerçekten saygılı hükümetler, partiler, aydınlar, yazarlar, sanatkârlar, edebiyatçılar,… tarafından başlatılabilir.

Ne yazık ki, bunlardan yoksunuz; gerçek yurtseverler diyebilirim ki, belki bir elin parmakları kadardır.

Türkiye birçok konuda olduğu gibi, bu konuda da ihanet içindedir, bir çıkmazdadır.

Ve ben inanmazdım, artık inanıyorum: Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’nin çoğu fikir ve eylem öncüleri ne acıdır ki, gizli Türk düşmanlarıdır.

Bu milleti, bu ülkeyi sevenler başını iki eli arasına alıp derin derin düşünmeli, “görev bana düşüyor”, demelidir. Bir değil beş kişi olmak için çalışmalı; bir değil on kişinin yapabildiğini kendine hedef olarak seçmelidir.

Bir değil bin, bin değil yüz bin olmak için de bir araya gelmelidir.

Başka çıkış yolu yoktur.

 


[i] Zahide Uçar, “Türkiye’yi Türkler Yönetseydi…”  http://www.turanizm.com/turkiyeyi-turkler-yonetseydi.html  (22.4.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura