Atatürk Okulu > Diğer Konular
26-08-2014
DOKUNMALAR (Atatürk'ü Sevmek, Atatürk "Çalışın, İş Yapın, Birlik Olun" Diyor - Atatürk Okulu Birinci Görev Sınıfındayız - "Suriye Savaşı" Millî İrade'ye İhanettir

Cihan Dura

26.8.2014


 

ATATÜRK’Ü SEVMEK VE SAYMAK DEMEK, ONU ANLAMAK DEMEKTİR, TAMAMLAMAK DEMEKTİR

CAVİT O. TÜTENGİL (1921-1979): Bugüne değin çoğunlukla ''gönül gözü'' ile bakıp sevdiğimiz Atatürk'ü artık ''akıl gözü'' ile görüp saymak zamanı çoktan gelmiştir. Fizik yapısını ve özelliklerini, kişisel yaşantısını bir yana bırakarak ''Atatürk fenomeni''nin anlamı üzerine eğilmemiz gerekmektedir.
Bunun için de düşünce ve eylem planında Atatürkçü atılımın özüne inmek, konuyu sadece bir tarih, olup bitmiş bir olaylar zinciri olarak ele almayıp Türkiye'nin yaşayan gerçekleri ve gereksinmeleri açısından yeniden değerlendirmek ve karanlığımıza ışık tutmak Atatürkçü kuşakların görevi olmalıdır. 
''Tabu''ların her türlüsüne karşı çıkmış olan Mustafa Kemal Atatürk'ü ''tabu'' haline getirmek kadar ağır bir çelişkinin [bugünün] uygarlık düzeyinde yeri yoktur, olmamalıdır. 

■ Cavit Orhan Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, Cumhuriyet gazetesi armağanı, İst., 1998, s.38

 

 

ÇALIŞIN, İŞ YAPIN, BİRLİK OLUN

Halim Yağcıoğlu’nun çok bilinen, ünlü bir şiiri vardır, “Siz beni anlayamadınız” diye başlar. Belki tamamı değildir ama, bir veya birkaç dizesi çoğumuzun ezberindedir. O şiiri son okuduğumda Atatürk’ün serzenişini kendinden duyar gibi oldum. Zaten şiir de onun ağzından yazılmıştır.

Bu defa bazı dizeleri özellikle dikkatimi çekti. Atatürk bakın neler diyor bize:

“Beni öğrenmediniz, beni hiç araştırmadınız, üç beş sloganı tekrarlayıp durmakla Atatürkçü olduğunuzu sandınız, Bayat övgü, bayat laf,… başka bir şey bilmez misiniz”, diyor:

Siz beni hâlâ anlayamadınız
Hep tutturmuş "Yıl 1919 Mayısın 19’u" diyorsunuz
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil

*

 “Bırakın geçmişi, bırakın övgüyü, bırakın lafı… Halkınız için ne yaptınız,  hangi güzel işi kotardınız, ortaya hangi eseri koydunuz, onu söyleyin bana” diyor:

Bırakın o altın yaprağı artık
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil

Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı?

*

 “Şikâyetçiyim sizin bitmek bilmeyen ağıtlarınızdan, usanç veren ağlamalarınızdan”, diyor:

Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda
Hâlâ oturmuş bana On Kasımlarda ağlıyorsunuz

*

“Hani biliminiz, hani kitaplarınız, hani getirdiğiniz aydınlıklar, kovduğunuz karanlıklar” diyor:

Bilim ağartsın saclarınızı, kitaplar
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil

*

“İlerleme yok, bir araya gelme yok, halka el uzatma yok; siz ancak birbirinizle mi itişirsiniz”, diyor

Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken
Mustafa Kemal'i anlamak itişmek değil

*

“Yetti övünmeniz, yetti avunmanız” diyor; mücadele edin, çalışın, iş yapın”, diyor:

Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter yeter

*

Ve ben de diyorum ki:

Ey Atatürkçü, hâlâ akıllanmayacak mısın?

Lafı, kuru övgüyü, yakınmayı bırakıp

-Vatanın ve Milletin, elinden kayıp gidiyor-

Bilgi için, birlik için, Birinci Görev için,

Hâlâ taşın altına elini koymayacak mısın?

 

**

ATATÜRK OKULU BİRİNCİ GÖREV SINIFINDAYIZ

“Bilgi olmadan fikir olmaz. Fikir olmadan iş olmaz. İş olmadan da kurtuluş olmaz” diyerek:

Atatürk’ü, Atatürkçü Düşünce’yi doğru ve eksiksiz olarak yeni baştan öğreniyoruz. 

Çünkü o yüce bilgi aramızda ortak fikirler oluşturacak,  ortak fikirler aramıza sevgi bağları örecek. Sevgiden muhtaç olduğumuz birlik, birlikten de akıllı güç doğacak.

O güçle iş yapacağız, o işle kurtuluşa ereceğiz.

**

Atatürk diyor ki, “bir fikir…, bir inanç…, benim bütün hayatımın ekseni oldu: Ömrüm boyunca Millî Egemenliğin ve meşruluğun en sadık bir hizmetkârı oldum.”

Evet, “ömrüm boyunca Millî Egemenliğin hizmetkârı oldum” diyor. Bu tutkusuna “Tam Bağımsızlığı” da ekleyebiliriz.

**

Bu anahtar kavramları doğru ve eksiksiz olarak bilmeyen, nasıl Atatürkçü olur?

Öyleyse, ilk dersimize başlıyoruz:

BİRİNCİ DERS: İRADE VE EGEMENLİK

-Nasıl bir insanın iradesi varsa, insanlardan oluşan bir toplumun da iradesi vardır. Millî İrade işte budur. 
-Millî İrade bütün millet bireylerinin arzularının, emellerinin bileşkesidir. 
-Millî İrade Devletimizin ve Milletimizin yazgısında ve geleceğinde tek hâkim olandır, tek eylem koyandır. 
-Bu iradenin fiilen gerçekleşmesi ise, milletimizin, egemenliğini kullanabilmesine bağlıdır. 

Dersin tamamı için tıklayınız:

http://cihandura.com/med/291-mll-radey-anlamak-cn-.html

 

“SURİYE SAVAŞI” MİLLÎ İRADE’YE İHANETTİR

Demokrasi dediğimiz rejim, aslında bir “Millî İrade düzeni”dir. Böyle bir düzende Millî İrade ne derse, o olur. Millet, seçimlerde “yönetilme”ye ilişkin tercihini belli edip bir partiyi iktidara getirmişse, o iktidarın ne yapacağını da İrade’sinin diğer unsurları ile belirtmiştir. Meclis ve hükümet; milletvekilleri, bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı kendi iradelerine, kendi kişisel istek ve arzularına göre hareket edemezler. Keyiflerinin istediği gibi yasa çıkaramazlar, icraat yapamazlar.

Eğer çıkarırlarsa, yaparlarsa, meşruiyetlerini yitirmiş olurlar.

Millî İrade, halkın, seçimlerde “kendisini kimin yöneteceği” hakkındaki tercihini ifade etmesinden ibaret değildir. Millet siyasal tercihini yaparken, bir partiye “haydi devletin başına geç, benim arzu ve beklentilerimi” en iyi şekilde yerine getir demiş oluyor.

Peki, Millî İrade’de mündemiç olan diğer arzular, diğer beklentiler nelerdir? Yanıt: Bu arzu ve beklentiler iştir,  ekmektir, güvenliktir, sağlıktır, eğitimdir, huzurdur. Başka bir deyişle millet iktidar partisinden iş ister, ekmek ister; güvenlik, sağlık ve eğitim,… hizmetleri ister. Peki savaş? Kesinlikle hayır, çünkü halkımız bilir ki, bizim Suriye ile aramızda savaş gerektirecek bir sorunumuz yoktur. Birilerinin sorunu varsa, o da Amerika’dır, onun küresel şirketleridir.

Dolayısıyla meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet bütün çalışmalarını yalnızca Millî İrade’nin izhar ettiği istekler üzerinde yoğunlaştırmak zorundadır. Kendi arzularını, kendi tutkularını tatmin yönünde icraat yapamazlar. Yaparlarsa, meşruiyetlerini yitirirler.

İktidardakiler; kendi geleceklerini güvenceye almak, kendi egolarını tatmin, şan ve şöhret kazanmak veya bir dış gücün planlarına destek olmak amacıyla, ülkeyi savaşa sürükleyemezler.

Böyle bir hareket ancak Millî İrade’ye ihanet olarak nitelenebilir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura