Yazı Kategorileri > Ekonomi Yazıları
13-03-2013
DIŞ AÇIĞIN ASIL SEBEBİ NEDİR?

Cihan Dura

13.3.2013


Dış açık Türkiye’nin başta gelen sorunlarından biridir. AKP iktidarı ile birlikte, çok daha belirleyici ve kaygılandırıcı bir karakter kazanmıştır. Bu yazımda esas itibariyle dış açığı belirleyen faktörler üzerinde duracak, bu kapsamda bir sentez denemesinde bulunacağım.

 

I) Dış Açık Ve Anlamı

Bir ülke, diğer ülkelerle ekonomik ilişkileri dolayısıyla, bir yıl içinde elde ettiği döviz gelirleri toplamından daha fazla döviz harcaması yaparsa, fazla yaptığı harcama dış açık, diğer bir deyişle “cari açık”tır. Daha somut olarak ifade edersek, örneğin Türkiye 2012 yıl boyunca çeşitli dış işlemlerinden döviz geliri elde etti. Ancak, aynı yıl boyunca döviz harcaması da yaptı. Tabiî, bunların kaydı tutuluyor. Yıl sonunda bakılıyor ki toplam döviz gelirinden daha fazla döviz harcaması yapılmış. Bu durumda döviz geliri (G) ile döviz harcaması (H) arasındaki, harcama lehine olan fark dış açık (a) adını alıyor: H –D = a. Şimdi diyeceksiniz ki, bir ülke nasıl olur da gelirinden daha fazla harcama yapabilir? Yanıtı gayet basit: Örneğin, yabancı ülkelere borçlanıyor veya mevcut döviz rezervlerini kullanıyor.

Türkiye’nin son 10 yıldaki birikimli (kümülatif) cari açığı 344 milyar dolardır. Demek ki ekonomi ortalama olarak her yıl 34,4 milyar dolar açık vermiş. 2012 yılı açığı yaklaşık 50 milyar dolardır. Dış açığın GSMH’ya oranı yüzde 7’dir. Bu veri esas alınınca, Türkiye’nin dünyada en fazla dış açık veren ülkelerden biri olduğu görülür. Bu düzeyde bir açık “sürdürülemez” olarak niteleniyor. Bir insan düşünün, aylık gelirinden fazla harcama yapıyor, nasıl oluyor bu? Tabii borçlanıyor, tasarruflarını eritiyor veya sahip olduğu aktifleri satıyor. Yani kaynak kaybediyor. Bu bir ülke için de böyledir, dış açık “Türkiye’nin kaynak kaybı”dır. Türkiye AKP iktidarı boyunca, sürekli ve büyük miktarlarda kaynak kaybına uğramıştır, tabiî bizim kaybımız diğer ülkeler açısından kaynak kazancı anlamına geliyor. AKP iktidarı Türkiye’yi yi borçlandırmıştır, rezervlerden harcamıştır; ülkenin fabrikalarını, işletmelerini, tesislerini, bankalarını, topraklarını yabancılara satmıştır[i].

 

II) Türkiye Neden Dış Açık Veriyor?

Evet, neden cari açık (dış açık) veriyoruz? Bu can alıcı soruya literatür, genel olarak şu yanıtı veriyor: Çünkü yurt dışına kâr transferleri, borç faizi ödemeleri yapılıyor. Çünkü enerjide dışa bağımlıyız. Döviz kuru düşük olduğundan dış rekabette zayıf kalıyoruz. Yurt dışından, sattığımızdan daha fazla mal ithal ediyoruz.

a) Türkiye’de yıllardır kârlı işletmeler, bankalar, kamu altyapı yatırımları yabancılara satılıyor. Bunlar kendi ülkelerine kâr transferi yapıyor. Transferler her yıl 5- 6 milyar doları buluyor. İşte taze bir örnek: Halk Bankası’nın halka arz edilen hisselerinin yüzde 80’inin yabancıya satılması... İyi yaptınız, bugün gelir elde ettiniz ama, iş burada bitti mi sanıyorsunuz? Yarın Halk Bankası’nın yabancı hisseler karşılığı kadar kârı döviz harcaması olarak dışarıya gidecek. Bugün cari açık azaldı, peki yarın?  Yarın cari açık artacak, büyüyerek devam edecek. Atatürk’ü hiç okumamışsınız, bakın ne diyor: Yalnız ufku değil, ufkun ötesini de görmek lazım.

b) Dış açığın bir sebebi de borç faizi ödemeleridir.  320 milyar doları bulan dış borçlarımız için her yıl yabancılara faiz ödemesi yapıyoruz. Cari açığın finansmanı için alınan dış borçlara Türkiye ortalama yılda 10 milyar dolar faiz ödüyor. Bu ödemeler de cari açığın artmasına sebep oluyor. Yani “cari açık kendi kendini besleyen bir sürece dönüşüyor.”

c) Cari açığın yüzde 70’i enerji kaynaklı… Uzun yıllardan beri, dışa bağımlılık yaratan bir enerji politikamız var; yapısal, kronikleşmiş bir sorun bu. Doğal gaz kullanan sanayi ve elektrik santrallerimiz, enerji faturasını yükseltiyor. İthalat faturası 44 milyar doların üzerinde. Üretim politikamız da ithalata bağımlılıkla mâlul... Sonuçta dış ticaret açığını düşüremiyoruz. Bir araştırmaya[ii] göre Türkiye’nin enerjide 2009 yılı itibariye ithalata bağımlılık oranları şöyle: Katı yakıtlarda %41.2, petrolde %92.3, doğalgazda %98... Genel olarak %71.4.

d) Döviz kurumuz, denge kur seviyesinin altında. Merkez Bankası, dalgalı kur sistemi geçerli olmasına rağmen çeşitli yollarla kura müdahalelerde bulunuyor. Bilindiği gibi döviz kuru; işgücü maliyeti, piyasa büyüklüğü (GSMH) ve dışa açıklık ile birlikte, uluslararası rekabet gücü analizlerinde üzerinde en çok durulan faktörler arasındadır. Döviz kurunun, rekabet gücü üzerindeki etkisi pozitif veya negatif olabiliyor. Üstat iktisatçımız Esfender Korkmaz’a göre Türkiye’de negatif etki baskın:  Yaptığı bir hesaba göre “Türk Lirası Dolar’a göre yüzde 19 daha değerli…” Bu da Türkiye ekonomisinin diğer ülkelerle rekabetine önemli bir engel teşkil ediyor.  Sorun gerçekçi kur sorunudur. Döviz kuru gerçekçi olmadığı zaman, üretimde ithal girdilerine ağırlık verilir. Piyasayı ithal malları işgal eder. Üretim ihmal edilir, büyüme düşer. Döviz açığı genişler, dış açık artar[iii].

e) Dünyada her olgunun bir sebebi vardır, ancak her olgu da, sırasında kendisi bir sebep haline gelir; bizzat kendisi başka olgulara yol açar, ya da onları etkiler. Türkiye’nin cari açığının sebeplerini gördük. Peki, cari açıktaki değişmeler hangi etkilere yol açar? Çok kısaca buna da değinelim: Dış açık artarsa, ülkenin döviz rezervlerinin azalması veya dış borçlarının artması sonucu ile karşılaşabiliriz. Buna karşılık hükümetler cari açığın artmasını engellemek, açığı küçültmek isteyebilir. Bu durumda ithalat daraltılır, ekonomi yavaşlar, üretim azalır, işsizlik artar, ithal vergileri kanalıyla bütçe açığı büyür.  Cari açıktaki artış, dış borçta artışla atbaşı gidebilir. Yabancı ülkelere kaynak aktarımı olur. Türkiye’de bunlar olmuştur, olmaktadır.

 

III) Dış Açıkla İlgili Diğer Gelişmeler

Son aylarda dış açıkla ilgili olarak dikkat çekici başka gelişmelere de tanık olduk. Bunlarla ilgili, basından derlediğim önemli hususları, bazı katkılarımla aşağıda sunuyorum.

a) Ülkenin kapıları Neoliberalizm dayatmasına ardına kadar açılalı, Türkiye, genel olarak, “üretmeyen- tüketen” bir toplum haline geldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı makul seviyelerin hayli altında (2010’da %61, 2011’de %56, 2012’de %63) bulunuyor. Başta Moody’s ve Stand and Poor’s olmak üzere, kredi derecelendirme kuruluşları cari açık konusunda uyarıyor: “Türkiye’de kıyamet koparsa, cari açıktan kopar.” Ancak şöyle bir görüş de var: Türkiye’de bir süre daha “cari açık kaynaklı kriz” çıkmaz. Çünkü görünmeyen bir el var. O el, kriz çıksın istemiyor! Türkiye’den 1 milyar dolar çıkınca, bir hafta içerisinde Merkez Bankası kayıtlarında 1 milyar dolarlık artış oluyor. Bu ilginç gözlem, ekonomistler arasında bazı komplo teorilerinin de ileri sürülmesine kaynak oldu.

Söz konusu teorilere göre Türkiye’de ekonomik kriz, her zaman hükümet götürmüştür. Ancak bu defa işin içinde Amerika var ve Süper Güç dünya coğrafyasında hedeflediği şekillenme bitmeden, AKP hükümetinin gitmesini istemiyor. Bir yazarımızın konuyla ilgili açıklaması şöyle: Referans para birimi olan Dolar girdiği ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir etki yaratır, ta ki ülkeden çıkana kadar. Öte yandan, İran Türkiye’den garip bir şekilde altın ithal etmeye başladı. Arap ülkelerinden fon adı altında ülkemize tuhaf para girişleri gerçekleşiyor. En önemlisi, Amerikan finans şirketleri Türkiye’yi desteklemeye devam ediyor. İşte bütün bu faktörler şimdilik Dolar’ı baskı altında tutuyor. Özelleştirme yoluyla yabancılara satılan şirketler de her yıl büyük miktarlarda parayı kâr transferi şeklinde ülkelerine yolluyorlar. Ve bu para çıkışına rağmen Türkiye’de cari açık, hâlâ krize dönüşmüyor. Bu durumda, biri “komplo teorilerinde gerçek payı var” dese, yanlış mı demiş olur?[iv]

b) İkinci ilginç olay durup dururken başlayan altın “ihracat”ı... Türkiye İran’dan yaptığı enerji ithalatının bedelini, Amerikan ambargosu nedeniyle dövizle ödeyemiyor. Çıkış yolu olarak, İran’a altın ihracatı yapıyor. Aslında bu, ihracat değil, bir dış ödeme... Tabiî, ihracat artmış gibi göründüğünden, dış ticaret açığı, olduğundan daha düşük hesaplanıyor. Bir örnek vermek gerekirse, 2012 yılının ilk 8 ayı ihracatı100 milyar dolar ve bunun 10 milyar doları altın ihracatı… Dolayısıyla –ayrıca bir kayıt düşülmediyse- cari açık da 10 milyar dolar eksik görünüyor. Eğer ödeme döviz olarak yapılsaydı, dış açık gerçek ne ise, onu yansıtacaktı.

c) Üçüncü gelişme Fitch’in not yükseltmesinin döviz girişini artırması ve bununla cari açık arasındaki ilişki… Fitch, hatırlanacağı gibi Türkiye’nin kredi notunu bir basamak artırarak “yatırım yapılabilir” düzeye çıkardı. Peki, bu işlem ekonomiye ne sağlayacaktır? “Yatırım“ deyince, esas itibariyle yabancıların ülkeye döviz getirip fabrika kurmaları anlaşılır. Oysa fiiliyatta söz konusu olan yatırım, “sermaye hareketidir.” Bunun içinde fabrika kurmak da vardır ama, çoğu hisse senedi, bono yatırımıdır. Bu sonunculara eskiden “plasman” denirdi. Ne yazık ki bu terim –küreselleşme ve yeni liberalizm şamataları arasında- unutturuldu, hasıraltı edildi.

Fitch’in not artışından beklenen gelişme, kuşkusuz sermaye girişinin hızlanmasıdır. Bu durumda döviz ucuzlayacaktır. Nitekim öyle oldu, döviz kuru 1.80’in altına,  1.76’ya kadar düştü. Bu ise, ithalatı daha cazip hale getirecek, buna karşılık ihracatçının rekabet gücünü zayıflayacaktır. Şu da bir gerçek ki Türkiye’ye sermaye hareketi ile, cari açığın (döviz açığının) çok üzerinde döviz giriyor. Bundan böyle, daha fazla girecektir. Ne var ki bu döviz “kalıcı değil, pahalı ve misafir döviz”dir. 2012’nin ocak-ağustos ayları arasında bizim cari açığımızı (döviz açığını) kapatmak için gerekli döviz 36 milyar dolar iken, ülkeye 53 milyar dolar döviz girdi. Gelen dövizin fazlası Merkez Bankası ile diğer bankaların rezervinde duruyor. 6.8 milyar dolar gibi hayli ufak bir kısmı ise, doğrudan yabancı sermaye olarak adlandırılan, faiz için gelmeyen dövizdir, reel yatırımdır. Geri kalanı dövizden para kazanmak için gelen dövizdir. Oysa bir ekonomi “ariyet” döviz ile yürüyemez, gelişemez. Önemli olan reel yatırımdır, üretimdir. Gelen dövizler ancak yatırıma giderse, üretime giderse ülkeye yarar sağlar. Ne var ki Türkiye’de olan, bu değildir[v].

‘***’

Sonuç olarak:

-Dış açığın belirleyicilerinden bazıları yapısal faktörlerdir. Bilindiği gibi yapısal faktörler ekonominin oluşum biçiminden kaynaklanır. Gereğinden düşük döviz kuru, ulusal paranın aşırı değerliliği böyledir. Aşırı değerlilik dünya pazarlarında ihraç ürünlerini pahalılaştırır, yabancı malları ise Türkiye’de, nispeten ucuzlatır.  Kritik hammaddelere, özellikle de enerjide aşırı derecede dışa bağımlılık da yapısal bir faktör olarak nitelenebilir. Bu kapsamda liberalizmin halkın tercihlerinde kaymalara sebep olması da zikredilebilir. Ülkemizde ithal mallarına talebin, liberal politikalarla geniş ölçüce teşvik edildiği bir gerçektir.

- Ancak, diyebilirim ki bütün bunların ötesinde, dış açığın asıl sebebi; dünya ölçeğinde, zengin ülkeler lehine işleyen, Türkiye’nin de kurbanı olduğu bir tutsaklaştırma mekanizmasıdır.  Şöyle ki Türkiye’ye önce Neoliberalizm dayatıldı, bu çerçevede serbest mübadele kabul ettirildi. İthalat arttı, sanayileşme durdu (rekabet gücü, döviz kuru, tüketici tercihi, dış bağımlılıkta ülke aleyhine oluşumlar). Ülke mali bakımdan sıkıntıya düşünce dış borçlanma (faiz ödemelerinin artması) ve özelleştirmeler başladı. Özelleştirmelerle ülkenin fabrikaları, bankaları, limanları yabancılara satıldı(kâr transferlerinin başlaması ve artması). Küresel şirketler yabancı sermaye yoluyla da ülkeye girmeye başladı (yeni kâr transferleri, sanayileşmenin durması). En sonra bir üretim faktörü olan ülke toprakları da satış listesine girdi (yabancıların taşınmazlarımız üzerinden kazançları, bunların transferleri).

Tutsaklaştırma mekanizması bu işleyişi ile, dış dengeyi sürekli olarak Türkiye aleyhine çevirdi: Cari açık arttı,  kronikleşti, yapısal hale geldi.

 


[i] Esfender Korkmaz, “Cari Açık Kansere Dönüştü (I)”, Yeniçağ, 30.1. 2013.

[ii] Barış Sanlı, “Türkiye’de Enerjide Dışa Bağımlılık ve Risk İncelemesi”,http://www.barissanli.com/calismalar/2011/bsanli-arzrisk.pdf   (20.2.2013)

[iii] Esfender Korkmaz, “Cari Açık Kader Değil”, Yeniçağ, 13.9.2012; Tevfik Güngör, “Kur Politikasi Önemli”, Dünya, 11.10.2012.

[iv] Remzi Özdemir, “Dolar Neden Yükselmiyor?” Yeniçağ, 8.9.2012.

[v] Güngör Uras, “Notumuz Arttı, Gelen Dövizleri Ne yapacağız?”  Milliyet, 6.11. 2012.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura