Diğerleri > Sıcağı Sıcağına
13-04-2012
Cumhuriyetimizi Kemirenlerin Gerçek Yüzü: Kirlenme, Hürriyet, Gazeteci, Taraf, Kalemşorlar, Kim Kimc

(M. Sönmez, K. Başar, S. Önkibar, M. A. Güller, Odatv)

13.4.2012


 “Cumhuriyetimizi Kemirenlerin Gerçek Yüzü” başlığı altında, Emre Aköz, Taha Akyol, Şahin Alpay, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Çetin Altan, Engin Ardıç, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, İsmet Berkan, Mehmet Ali Birand, Hasan Cemal, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Yasemin Çonkar, Neşe Düzel, Doğu Ergil, Cemil Koçak, Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak, Eser Karakaş, Mehmet Metiner, Mümtazer Türköne ve benzerleri gibi önde gelen Türkiye Cumhuriyeti, Türklük ve Atatürk karşıtlarının, bunlara kucak açan medyanın, gazetelerin, TV kanallarının gerçek yüzlerini ortaya koyan, gerçek kimliklerine ışık tutan yurtsever yazarların yazılarına yer veriyorum.

*

 

MEDYA MUTFAĞINDA KİRLENME VE EKONOMİ

Mustafa Sönmez

Medyanın endüstriyel boyuta sıçraması sürecinde ve sonrasında gazetelerin, dergilerin, TV kanallarının en stratejik bölümleri “ekonomi servisleri” oldu, dersek abartmış olur muyuz? Bizde, 1980 öncesinde medya, endüstri boyutunda olmadığı gibi, ekonomi servisi diye adlandırılan bölümler, ekonomi sayfaları da yoktu. Gazetelerde önce 1, derken birkaç sayfanın ekonomiye ayrılması; ekonomi gazetelerinin, haftalık, aylık ekonomi dergilerin yayımlanması, 1980 miladıyla gerçekleşti. 12 Eylül ile el ele icra edilen 24 Ocak kararları sonrasında giren dış sermaye ile büyüyen ekonomide, reklam pazarı da büyüdü. Derken, İMKB’nin kuruluşu, piyasaların oluşması ekonomi gazeteciliğinin eylem alanını iyice genişletti. Sektör dergileri, kariyer dergileri vs. biçiminde ince işbölümlerine gidildi yayıncılıkta.

Kısa sürede, gazetecilik yaparken reklam geliri de sağlamak doğrusunun yerini, reklam geliri için gazetecilik yapmak çarpıklığı aldı. Reklam pazarından daha çok pay almak, şirketlerle, bankalarla iyi ilişkilerden, onların haberlerine yer vermekten geçince, ekonomi gazeteciliği de değere bindi. Dahası, Özal ile birlikte oluşturulan medya-ticaret-siyaset üçgenine birçok sermayedarın balıklama atlaması ile ekonomi servisleri, ekonomi gazetecileri, yorumcuları önem kazandı. 1990 sonrasında çok kanallı düzene geçişle birlikte, yazılı ekonomi basını ve basında ekonomiye, bu kez, televizyonda ekonomi ve ekonomi televizyonculuğu eklendi.

***

Medya endüstrisinin ana gelir kaynağı reklam olunca ve reklama erişim, habere erişimin önüne geçince, objektif habercilik, yorumda özgürlük ve çeşitlilik, öncelikle ekonomi haberciliğinde, hakkın rahmetine uğradı. Gazete üst yönetimleri ekonomi servislerinden şirket ve banka haberlerine yer vermelerini, CEO röportajlarını sıklaştırmalarını, hükümet icraatları ve performanslarını iyi göstermelerini istedi. Banka, şirket yönetim kurulu üyeleri, köşe yazarı yapıldı. Patronlar, bu kırmızı çizgiler içinde kalan gazetecilerle çalışmayı tercih ederken çizgi dışı olanları, anında tasfiye etti. Giderek ekonomi editoryası ile reklam servisleri iç içe çalışmaya başladı. Reklamverenleri birlikte ziyaret edip “çözüm ortaklığı” önerdiler. Bu yeni ağda ekonomi servisleri, medyanın gerçekten de en erken kirletilen, meslek ahlakının hızla yok edildiği bölümler oldu. Mazeret hazırdı; işletme çarkını döndürmek, maaşları ödemek için bunlar yapılmalıydı, hem, herkes aynı şeyi yapıyordu...

Balık baştan kokunca alttakiler de, bal tutanlar olarak parmaklarını yalamaktan, küçük rüşvetler kabul etmekten geri durmadı. Şirket hediyeleri, seyahatler karşılığı haber girmenin, davetlere şirket haberleriyle karşılık vermenin yolu açıldı. Bir dönem, gazetecilikte utanılacak şeyler olarak kabul edilenler, giderek hoş görülmeye, bir “norm”a dönüşmeye başladı. Bu eğilim, adına PR ya da halkla ilişkiler denilen aracı sektörü de büyüttü. Çoğu, eski gazeteci, medyadaki ilişkilerini kullanarak şirketlere “reklamı haberleştirme” servisi verme ve bunun işbirliğini yapan gazeteci ve editörlerle hasılatı kırışma üstüne kurulu iş kurmaya başladı.

Gazete, dergi ya da kanala reklam akışı sürdükçe ekonomi servisinin rüşvetçiliğine “yukarısı” da göz yumdu, hatta pay istediği oldu. Bu rüşvetçiliğe bulaşma, göz yumma, medya çalışanlarının sendikalaşmasının, editoryasının patronaja karşı görece özerkliğini tesis etmesinin de önünü kesen, yukarıdakilerce beslenen bir hastalık.

Medyayı satın alma, sadece şirket ve finansın işi değildir. Bizzat medya patronları öteki sektörlerdeki şirketlerinin imaj haberlerini, ekonomi servislerine yaptırırlar. Servis, holdingiyle adeta özdeşleştirilir. Durumdan vazife çıkarır. “Bizim grubun bankası, bizim firmalar için ne yapabiliriz?” diye yanıp tutuşur. Aynı şekilde rakibe belden aşağıya vurulacaksa tetikçilik, ekonomi servisi elemanlarına yaptırılır. Örneği o kadar çoktur ki…

Bu kadarla da kalmaz tabii ki. Medyadan, özellikle ekonomi servislerinden siyasetin, iktidarların da beklentileri olur. Eleştirilerden rahatsız oldukları an patronların kulağını, patron da ekonomi editörünün, yazarının kulağını çeker.

Al gülüm-ver gülüm düzeni, diğer servislerde yok mudur? Vardır elbette; spor medyası ile spor kulüpleri arasında, sağlık medyası ile özel hastane ve ilaç firmaları arasında, magazin basını ile eğlence endüstrisi arasında da kirli ilişki örnekleri az değildir.

***

Medyayı kullanmada sıraya girenlerin bir diğeri de son zamanlarda The Cemaat ya da kendine taktığı yeni adla Hizmet’tir. Gülen Hareketinin, kendi geniş medya ağıyla yetinmeyip Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla, sağcı, solcu demeden grup dışındaki gazetecileri boş bırakmadığını biliyoruz. Onlara ödüller vererek, Gülen okullarına, Pensilvanya’ya, dış gezilere davet ederek ‘kafalamaya çalıştıklarını’ bilmeyen kalmadı. Aynı şeyi ekonomi alanında da cemaatin sermaye örgütlenmesi TUSKON yapıyor şimdilerde… Medyayı dış gezilere, Afrikalardan Amerikalara kadar gezdiriyor. Emperyalizm karikatürü yayılmacılığını marifetmiş gibi gösteriyor. Davete katılanlar da dönüşte döşeniyorlar TUSKON’a methiyeleri… Bunlardan ikisi ne yazık ki, Cumhuriyet’in ekonomi sayfalarında da yer aldı son 1 ayda; “Anadolu Kaplanları Kenya’da (12 Mart), Dünya kazan TUSKON kepçe (11 Nisan)… Okurlardan iletiler alıyorum; “Bu gazetenin her gün birinci sayfasında, cemaat marifetli komplolar haberleştirilirken, Silivri’deki Balbay’ın çürütüldüğü gün sayısının çetelesi tutulurken, gazetenin öteki sayfalarında aynı cemaatin şirketlerine ‘güzelleme’ neyin nesidir?” …Kim, ne diyebilir?

***

Kuşkusuz bunca kokuşmuşluk içinde onuruyla, meslek ahlakına halel getirmeden, kirli mutfaklarda direnerek namusuyla çalışanlar hep oldu ve hâlâ az da olsa vardır. Zaten önemli olan, nerede olduğumuz değil, nasıl durduğumuz değil midir? Yazdıklarımdan, yarası olanlar gocunsunlar, hatta gocunmayacak kadar kaşarlanmış da olabilirler.

Cumhuriyet, 13.4.2012

 

 

HÜRRİYET'TE NELER OLUYOR?

Önce milyar dolarlık vergi cezası geldi. Ardından “fısıltı gazetesi” hiç susmadı, “Aydın Doğan’ı hapse atacaklar!”

Korkutularak boyun eğdirildi. Artık korku öyle bir hale geldi ki, sıradan bir başbakan danışmanı bile (tıpkı 12 Eylül askeri darbesinde alt rütbeli subayların yaptığı gibi) isim verip “istemezük” diyebiliyor.

Dediği hemen yerine getiriliyor. Çünkü korkuyorlar, tamamen teslim oldular.

Hürriyet’in “sarı öküzü” Ertuğrul Özkök oldu; genel yayın yönetmenliğinden alındı.

Ardından başyazar Oktay Ekşi gitti.

Ve gidişler hiç durmadı; Cüneyt Ülsever, Zeynep Göğüş, İlter Türkmen gönderildi. Tufan Türenç’in yazmaması istendi.

Ferai Tınç “boğuluyorum” dedi gitti. Nuray Mert, Milliyet’e kaydırıldı, ama orada da tutunamadı; kovuldu!

Soner Yalçın Silivri’den yazmayı sürdürdü; ancak üç yazı yazabildi; “yorulmasın” dediler, ilişiğini kopardılar.

Sonra, Rahmi Turan, Özdemir İnce’yi kibarca kovdular. Latif Demirci uzuuun bir tatile çıktı.

Emin Çölaşan’a, Bekir Coşkun’a hiç girmeyelim.

Bir de, gözden kaçıyor, bir CEO vardı Hakkı Hasan Yılmaz, künyede en üst sıradaydı onu da kovdular.

“Amiral Gemisi” çoktan su almaya başladı. Operasyonlardan önce tirajı 1 milyona kadar yaklaşmıştı, şimdi “devlet desteği” ile ayakta duruyor.

Hürriyet, mirasını yiyor. Bakalım bu ne kadar daha sürecek…

Bu arada:

Bu kadar gazeteci-yazar yerine Hürriyet tek bir kişiye köşe açtı: Taha Akyol!...

 http://www.korhaber.com/haber/Hurriyet-te-neler-oluyor/97698   (5.4.2012)

 

 

GAZETECİ...

Kürşat Başar

Yalan haber yapan gazeteci gördük.

Patronunun çıkarı için haber yapan gazeteci gördük.

Kendi çıkarı için haber atlayan gazeteci gördük.

Korktuğu için haber saklayan gazeteci gördük.

Bir şeyler kazanmak için haber satan gazeteci gördük.

Sevgilisini ünlü etmek için haber yapan gazeteci gördük.

Birilerini hedef gösterip öç almaya çalışan gazeteci gördük.

Reklamcıya yaranmaya çalışan gazeteci gördük.

Bedava seyahat için yağlama yıkama yapan gazeteci gördük.

Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın davetine gitmedi diye kıyamet kopartan gazeteci gördük.

Gidince özür dileyen gazeteci gördük.

***

Kendi adamlarını kollayıp kayıran gazeteci gördük.

Koltuğunu korumak için kimi nasıl haber yapacağını hesaplayan gazeteci gördük.

Gazeteciliği bırakıp ihale kovalayan gazeteci gördük.

Patronu adına iş takip eden gazeteci gördük.

Kuryelik yapan gazeteci gördük.

Misyonu adına akla hayale gelmez saçmaları haber diye yutturmaya çalışan gazeteci gördük.

Şöhreti yürüsün diye ona buna sataşıp kavga çıkartan gazeteci gördük.

Kerameti kendinden menkul, her konuda uzman gazeteci gördük.

Her söylediğinin tersi çıktığı halde tahmin yürütmeye devam eden gazeteci gördük.

Bir dönem söylediğini ertesi dönem inkâr eden gazeteci gördük.

Yıllarca fanatik bir biçimde savunduklarını bir günde unutup tersini savunan gazeteci gördük.

Birilerinin adamı olup onlar sayesinde ele geçirdiği dosyalarla büyük gazeteci olan gazeteci gördük.

Hükümetin adamı, şu partinin adamı, bu tarikatın adamı, şu takımın adamı, bu şirketin adamı, şu mafyanın adamı olarak bilinen gazeteci gördük.

***

Hiç değilse sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor dedik.

Ama bugüne kadar, bu kadar çok gazetecinin, savcıları, polisleri, dava dosyalarını, iddianameleri, tutuklamaları kısaca otoriteyi savunmak için böylesine çırpındığını, neredeyse kendilerinden başka herkes hapse tıkılsın diye uğraştığını görmemiştik.

Sonunda onu da gördük.

Cumhuriyet, 27.3.2012

 

 

 

TARAF GAZETESİ NİYE DÖNDÜ?

Sabahattin Önkibar


Kiminle karşılaşsam aynı soruyu soruyor: Taraf gazetesi niye döndü ve Tayyip Erdoğan’ı dövüyor!
Cevap net:
Taraf gazetesi normal bir yayın organı değil, görevli bir mevkutedir!
Başlangıçtaki görevi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne taarruzdu, şimdi ise yeni emirleri uyguluyor!
Peki ne midir o emir?
Tayyip Erdoğan’ı sigaya ve şantajla istedikleri yörüngeye çekmek!
Açıklıkla yazalım Taraf’ın perde gerisinde F Tipi Camia ile onların dışarıdaki patronları var (Ekrem Dumanlı-Ahmet Altan atışması ise kamuoyunu manipüle adınadır zira Taraf’a kim para veriyor ortada)
Dolayısı ile Taraf Cemaatin örtülü sesidir!
F Tipi Cemaat Tayyip Bey’den TSK operasyonunu daha ileri bir noktaya taşımasını, yeni Anayasa ile Türkiye’yi federatif yapıya taşımasını ve Suriye’ye derhal müdahale etmesini istiyor lakin Erdoğan bu taleplere pek istekli görünmüyor! Öyle olunca da CIA’nın da etkisi ile Stratfor kullanılarak Erdoğan dövülmeye ve korkutulmaya çalışılıyor!
Buna ilaveten Taraf ayrıca Erdoğan sonrasını inşa etmeye çalışıyor ve Gül’ün önünü açmak istiyor! Hülasa Taraf kendi değil taşeron! ■ S. Önkibar, Y. Mesaj, 16.3.2012

 

 

ÇATIRDAYAN KOALİSYONUN KALEMŞORLARI

Mehmet Ali Güller

Aydınlık yazı işleri, Nazlı Ilıcak’la Şamil Tayyar’ın sokak kavgasını “seviyesizlik” diye nitelemiş. Birbirine “namussuz, şerefsiz, ahlaksız” diye bağıranları sadece “seviyesizlikle” nitelemek de Aydınlık’ın seviyesidir, gurur duyduk.
Ilıcak, Tayyar’ın 28 Şubat’ta MİT’le ortak çalıştığını, DSP’nin kapısını aşındırdığını ancak 15 yıl sonra anımsayabilmiş… Tayyar bu, durur mu? Ağza alınmayacak kelimeleri sıraladıktan sonra “Emin Şirin’le ilişkiniz başladığında Kemal Ilıcak sağ mıydı? Kemal bey niye öldü?” diye sormuş.
Her yerleri dökülüyor… Meslektaşlarımız olmalarına mı hayıflansak, yoksa milletin vekili olmalarına mı?
SEVİYESİZLİKTE BÜYÜK YARIŞ
Yalnız seviyenin tek sahipleri Nazlı Ilıcak ve Şamil Tayyar değil elbette. Tıpkı onlar gibi eskiden birlikte, omuz omuza TSK’ye saldıran Sevilay Yükselir ile Yıldıray Oğur da, MİT olayından sonra seviyelerini yarıştırmaya başladılar.
Örneğin Taraf’ın yayın koordinatörü Yıldıray Oğur “Birisi her düğünün halaycıbaşısı teyzeye söyleyebilir mi, Taraf yasadışı dinleme kayıtlarını haber yapmıyor!” diyerek gönderdi Yükselir’e…
Yıldıray Oğur sonra da en zayıf yerinden vurdu Sevilay Yükselir’e: “4 yıl öncesine kadar Fatih Altaylı ile Türk Silahlı Kuvvetleri saatini sunan bu hanım ne zaman demokrat oldu kaçırdım ben?”
Sevilay Yükselir de, muhatabını “psikolojik savaş” yürütmekle suçladı.
Bu arada, Altaylı demişken… Sevilay Yükselir, Altaylı’nın Orhan Pamuk’un sevgilisi Karolin Fişekçi ile yaptığı programı “seviyesiz” bulup ona seslenirken, inceden şöyle bir ifşaatta bulunuyor:
“Zira daha iki üç ay önce, benzer bir hatun ortalara dökülüp, senin (Fatih Altaylı) hakkında da abuk sabuk bir yığın iddiada bulunmuş ve kapı kapı dolaşıp, ben dâhil bütün gazetecilere, televizyonculara, ‘Fatih Altaylı ile gazetedeki ofisinde şunu yaptık. Bunu yaptık. Seviştik. Sevgili olduk. Bana çanta aldı. Ayakkabı aldı. Mailleştik. Telefonlaştık. Beni golf sopasıyla dövdürttü’ filan diye bir yığın hikâye anlatmıştı.”
MİTÇİLER, EMNİYETÇİLER
Taraf’ın bavullusu Mehmet Baransu örneğin, Sabah’ın özel istihbarat müdürü Abdurrahman Şimşek’i MİT’çi olmakla itham ediyor.
Sevilay Yükselir de Baransu’nun aniden “Emniyetin maşası” olduğunu anımsıyor!
Yükselir, cemaatin diğer baloncusu Emrullah Uslu’ya da “zavallı” diye sesleniyor ve onun yalnızca “bel altı saldırmakla” bilindiğini savunuyor.
Ancak hiçbirisi uluslararası çapta çirkinleşen Nagehan Alçı’nın eline su dökemedi, dökemiyor. Alçı, Ahmet Kekeç’le yaptığı TV programında, mesleğini unutarak şöyle sesleniyordu NATO’ya: “NATO’yu kınıyorum. Neden Usame Bin Ladin’e yapılan nokta vuruşunu Kaddafi’ye de yapmıyorsunuz?”
NATO Nagehan Alçı’yı dinlemiş midir bilinmez ama bir süre sonra ABD nokta vuruşuyla Kaddafi’nin konvoyunu vurmuş ve Kaddafi, insanımsı canlılar tarafından işkenceyle, hunharca katledilmişti!
GEMİYİ İLK KİM TERKEDECEK?
Bunlar, bir dönemin “gazetecileri” maalesef… Benzerlerinden daha bir düzine kadar var.
Aydınlık, “Ergenekon’u halka bunlar anlattı”, “kavga gerçek yüzlerini ortaya çıkardı” demişti dün. Ekleyelim: Ancak inişe geçen kuvvetin araçları birbirine düşer, çirkinleşir, seviyeyi düşürür.
Irak’a saldıran ABD askeriyle birlikte çıkışa geçen “iktidar koalisyonu”, silahlı dayanağının Irak’tan çekilmesiyle birlikte çatırdamaya başladı, inişe geçti.
Ve AKP – Cemaat koalisyonu çatırdadıkça, kalemşorları birbirine girmeyi sürdürecek.
Bakalım, gemiyi ilk hangisi terk edecek?

Aydınlık, 27.3.2012

 

 

KİM ERDOĞANCI KİM GÜLENCİ

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile 4 MİT’çinin ifadeye çağrılmasıyla birlikte, Cemaat-AKP kavgasının medyaya yansıması ilginç oldu. Taraflar netleştikçe tavırlar belirlenmeye ve saflar seçilmeye başlandı. Gazeteler bu tavırlarını manşetleri ve haberleri veriş biçimleriyle gösterdiler.

Bazıları son derece net, bazıları ise hafif çekincelerle de olsa tarafını ilan etti.

Yandaş köşe yazarlarında ise üç farklı taraf belirdi. Bir grup açıkça veya örtülü olarak AKP’den, diğeri cemaatten yana tavır koydu. Üçüncü grubu ise ortadakiler “durum siz kardeşsiniz” türünden yorum yaptılar.

Yorumlarında AKP’den yana tavır koyan köşe yazarları şunlar: Yeni Şafak’tan A.Kadir Selvi, Hilal Kaplan, Ali Bayramoğlu, İbrahim Karagül, Yusuf Ziya Cömert.

Star gazetesinden Eser Karakaş, İbrahim Kinaş, Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Ocaktan, Ergun Babahan.

Akit’ten Hasan Karakaya. Taraf’tan Yıldıray Oğur, Melih Altınok. Akşam’dan Nagehan Alçı, Deniz Ülkü Arıboğan. Zaman gazetesinden Mümtazer Türköne. Habertürk’ten Balçiçek İlter. Hürriyet’ten Taha Akyol, Radikal’den Akif Beki, Vatan’dan Okay Gönensin.

Yaptıkları yorumlarla cemaatten yana tavır alanlar ise şunlar: Taraf’tan Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Mehmet Baransu, Emrullah(Emre) Uslu (TV’deki yorumlarıyla), Erol Katırcıoğlu, Murat Belge. Zaman’da Etyen Mahçupyan, Mehmet Kamış, A.Turan Alkan, Şahin Alpay, Nedim Hazar, Hüseyin Gülerce.

Bir de ortada durmaya çalışarak her iki tarafa da söz kırpanlar var.

Onlar da; Star’dan Ahmet Kekeç, Fehmi Koru, Sedat Laçiner. Habertürk’ten Nihal Bengisu Karaca.

Kuşkusuz bu saflaşma bizim yazdıklarımızla sınırlı değil...

Ama...

Bu yazıya son bir cümle gerekiyor; yazalım:

Yiyin birbirinizi...

OdaTV, 15.2.2012

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura