Atatürk Okulu > Halkçılık Dersleri
19-11-2015
BİRİNCİ GÖREV SINIFI İÇİN “HALKÇILIK DERSİ” DOKÜMANI

Cihan Dura

19.11.2015

 



 

BİRİNCİ GÖREV SINIFI İÇİN "HALKÇILIK" DERSİ DOKÜMANI

Yurttaş olarak ilk kaygımız, ilk hedefimiz Millet’tir, milleti yaşatmaktır.

Dolayısıyla ilk öğreneceğimiz ilke Milliyetçilik ilkesidir.

Milletin yaşatmak iki koşulun öncelikle yerine getirilmesini gerektirir, Türkiye Cumhuriyeti bu iki ana sütün üzerinde yükselir:

-Millî Egemenlik ilkesi,

-Tam Bağımsızlık ilkesi.

*

Ardından Halkçılık ilkesi gelir.

ATATÜRKÇÜLÜĞÜ ÖĞRENMEK İSTEYEN HER YURTTAŞ, HER GENÇ, SIRASIYLA BU İLKELERİ ÖĞRENMEKLE İŞE BAŞLAR.

KENDİ BAŞIMIZA ÖĞRENECEĞİMİZ GİBİ, DAHA İYİSİ YAKINLARIMIZLA BİR ARAYA GELEREK,

AİLEMİZ İÇİNDE, ARKADAŞLAR ARASINDA, ÇEVREMİZDE, BENZERİ ORTAMLARDA  BİR “1.GÖREV SINIFI” AÇALIM.

HAFTADA 2 VEYA 3 KEZ BİR ARAYA GELELİM. HER TOPLANTIDA BİR KONU İŞLEYELİM.

SIRA HALKÇILIK İLKESİNDE…

AŞAĞIDA 9 KONU HALİNDE ÖZET OLARAK ANLATIYORUM.

*

1. Konu: HALK VE HALKÇILIK

2. Konu: EŞİTLİK

3. Konu: SOSYAL ADALET

4. Konu: DAYANIŞMA

5. Konu: DAYANIŞMA: ÇALIŞMA TOPLULUKLARI

6. Konu: DEMOKRASİ

7. Konu: HALKLA KAYNAŞMAK

8. Konu: HALKLA KAYNAŞMAK: DOĞAL UYUM

9. Konu: HALKLA KAYNAŞMAK: AYDININ GÖREVLERİ

===================.


1. KONU: HALK VE HALKÇILIK

Halk nedir, nasıl tanımlanır? Millet kavramından farkı nedir? Halkçılık nedir? Burada bu soruları yanıtlamaya çalışacağız.

Halk sözcüğü şöyle tanımlanabilir: Aynı ülkede yaşayan, aynı uyruktan olan, mutluluğunu ve yazgısını o ülkeye bağlamış olan insanların tümü

Halk ve millet sözcükleri bazen aynı anlamda kullanılır, ancak millet çok daha geniş bir anlam içerir. Geçmişi, bugünü ve geleceği içine alır. Ne zaman ki, bugünkü, şu andaki milleti düşünür, algılarız; işte o varlığa “halk” deriz. Millet nispeten soyut bir kavramdır. Halk ise milletin belli bir andaki somut, canlı, yaşayan, duyumlanan, gözle görülebilen halidir. Bazen milletin bir parçasına da halk deriz: Samsun halkı, Sivas halkı, Ankara halkı gibi.

Bir halkçı hiç kimse veya grup için ayrıcalık tanımayan ve kabul etmeyen kişidir. Bu nitelikte bireylerin yönetici olması halkçılığın temel bir özelliğidir.

*

Halkın yapısında, onu oluşturan bireylerde geçmişten gelen bozukluklar, eksiklikler var. Bunlar düzeltilmeli, giderilmeli. Örneğin:

-Eşitsizlik var, sosyal adalet sağlanamamış, çalışma ve hak esası ihmal edilmiş,

-Cehalet var; yetişme, kültür eksikliği var; halk yardıma, desteğe gereksinim duyuyor.

Bundan başka, halkın oluşumunu, yapısını iyi bilmek gerekiyor; özellikle “dayanışma” olgusunu.

Eşitliğin gerektirdiği bir yönetim, yani demokrasi…

Bütün bu konularda aydınlara büyük görevler düşüyor, halka gitmeleri, onunla kaynaşmaları gerekiyor.

O zaman, Halkçılığı dört ana unsur olarak ele alıp inceleyebiliriz:

-Eşitlik ve sosyal adalet,

-Dayanışma

-Halk yönetimi (demokrasi)

-Halkla kaynaşmak

Buna göre halkçılığı şöyle tanımlayabiliriz: Halkçılık; yurttaşlar arasında eşitliği ve sosyal adaleti öngören, dayanışmayı ve halk yönetimini esas alan, halkla kaynaşmayı amaçlayan ilkedir.

Sorular:

1) Halk nedir, tanımlayınız.

2) Milletin soyut, halkın somut bir kavram olması ne demektir, açıklayınız.

3) Bir halkçı nasıl olur?

4) Halkçılığın dört ana unsurunu sayınız.

5) Halkçılığı tanımlayınız.

**


2. KONU: EŞİTLİK

Eşitlik halkçılığın temel bir ögesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes dil, din, mezhep, soy, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetilmeksizin yasalar önünde eşittir, eşit muamele görür. Hiçbir kişiye, aileye, sınıf veya topluluğa ayrıcalık tanınmaz. Bütün vatandaşlar devlet hizmetlerinden eşit şekilde faydalanır.

Atatürk’ün halkçılık anlayışı, Osmanlı toplumsal yapısına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı toplumunda ayrıcalıklı sınıflar vardı. Bunlar kendilerini halkın üzerinde görüyorlardı. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan halk; askere gider, vergi öder ve istenilen her şeyi yaparken, geri kalan az sayıda insan bunlardan muaftı. Halkçılık ilkesi ile, toplumun bütün bireyleri arasında siyasal, hukuksal eşitlik sağlanmış, grup ve sınıf ayrıcalıkları kaldırılmıştır.

Cumhuriyet’le birlikte Türkiye’ye getirilen bu haklar; 1948’de yayımlanacak olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilk maddeleri arasında da sayılmaktadır.

Çalışmanın Yeri

Halkçılık'ta çalışma ve hak esastır. Halkçılık toplum düzenini emeğe ve hakka dayandırmayı amaçlayan bir ilkedir. Buna göre, insan ancak çalışmakla bir hak kazanır.

Bireyler eşittir, ancak sorumlulukları da vardır. Sorumluluğun esası “çok çalışmaktır.” Bireyler gereğince çalışmazsa toplumun yaşamı ve varlığı tehlikeye girer. Sosyal düzen ancak kişinin çalışmasıyla korunabilir ve sürdürülebilir. Ülkede nimet ve külfet her yurttaş için eşit tutulur. Herkes çalıştığı kadar hak sahibi olur. Bu koşul ülke çapında ne kadar gerçekleşirse, eşitlik koşulu da o kadar yerine gelmiş olur. Emek ve hak ölçütünün esas alındığı bir toplumda ayrıcalıklardan söz edilemez. Dolayısıyla, Halkçılık “ayrıcalıksız, sınıfsız” bir toplum ister. Seçkinciliğe karşıdır. Halktan yanadır.

Atatürk “çalışma ve hak” konusunda şöyle diyor: Ne olduğumuzu bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Bundan dolayıdır ki, her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Bir hakkı ancak çalışmak sayesinde kazanırız. Yoksa sırt üstü yatıp hayatını çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur! O halde Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya ve hakka dayandıran bir toplum sistemidir.

Sorular:

1) Halkçılığın temel bir ögesi olarak eşitlikten ne anlamak gerekir?

2) Halkçılık hangi yapıya tepki olarak ileri sürülmüştür, açıklayınız.

3) Şu ifadeyi açıklayınız: “Bireyler eşittir, ancak sorumlulukları da vardır.”

5) Bir ülkede “nimet ve külfetin eşit olmaması” ne demektir, sonucu nedir?

4) Atatürk “çalışma ve hak” konusunda ne diyor?

**

3. KONU: SOSYAL ADALET

Halkçılık sosyal adaletçidir. Her alanda yönetimde, ekonomide halkın yararını gözetir, güçsüz kesimlerin korunmasını öngörür. Ulusal servetin paylaşımında daha mükemmel bir adalet, çalışanların daha yüksek refahı ulusal birliğe de katkıda bulunur. Her türlü sömürüye karşıdır.

Halkçılığın sosyal adalet hedefleri şunlardır:

Türk halkının öteden beri maruz bulunduğu ekonomik sefaletin nedenleri kaldırılarak, yerine gönenç ve mutluluk ikame edilmelidir: Bunun için tüm alanlarda toplumsal kardeşlik ve yardımlaşma egemen kılınacak, halkın gereksinimlerine göre sürekli yenilikler yapılacak, kuruluşlar oluşturulacaktır.

Toplumun ekonomik bakımdan güçsüz kesimlerinin, özellikle köylülerin, kent varoşlarında ve gecekondularında oturanların gönenç düzeyi yükseltilecektir. Sağlıklı bir toplum düzeni ancak bu şekilde kurulabilir; bu, zaten eşitliğin de gereğidir. Bu iyileştirmeler; sosyal adaletle, sosyal güvenlikle, adaletli gelir dağılımıyla sağlanacaktır.

Halkın maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak esas olduğu için, halkçılıkta halkın şikâyetlerine büyük önem verilir.

*

Bireyler arasında eşitliğin sağlanması, ancak, Osmanlı’dan kalan eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilirdi; nitekim öyle oldu.  Bu konuda Halkçılığın gereği olarak atılan adımlardan ilki, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Bundan başka eğitim alanına eşitlik getirilmiş, öğretim birliği gerçekleştirilmiştir.

Halk devletin yönetiminde söz sahibi olmuştur. Yurttaşlar dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetilmeksizin kanun önünde eşit sayılmıştır. Bireylerin, devlet organları önünde eşit muamele görmesi, hiçbir sınırlama olmaksızın, yetenekleri ve çalışmaları ölçüsünde kamu görevlerine gelebilmeleri, devletin imkânlarından eşit şekilde yararlanmaları sağlanmıştır.

Sorular:

1) “Sömürü”nün sosyal anlamı nedir? Sömürüye karşı olması, halkçılığın hangi yönünü gösterir?

2) Halkçılığın sosyal adalet hedefleri hangileridir?

3) Halkçılık, halkın şikâyetlerine neden önem verir?

4) Halkçılığın, Osmanlı’dan kalan eşitsizlikleri kaldırmak için attığı ilk adımlar hangileridir?

**

 

4. KONU: DAYANIŞMA

İnsan sosyal bir varlıktır; bir arada yaşar, birlikte çalışır. Peki, aralarında nasıl bir yapısal ilişki vardır?

-Bir görüşe göre halk sınıflardan oluşur ve bu sınıflar arasında mücadele vardır (sınıf mücadelesi)

-Diğer bir görüşe göre, halk çalışma topluluklarından oluşur ve bu topluluklar arasında dayanışma vardır.

Halkçılık sınıf çatışmasını kabul etmez. Toplumda çatışma değil, dayanışma vardır. Türkiye halkı sınıflardan değil, çeşitli mesleklere sahip topluluklardan oluşur. Aralarında işbölümü vardı, her biri diğerine muhtaçtır. Toplumsal uzlaşma ve meslek gruplarının dayanışması esastır.

Önce sınıf mücadelesi nedir, onu öğrenelim.

a) İnsanlar yaşamak, iyi yaşamak ister. Bu, birtakım ihtiyaçların tatminini gerektirir. İhtiyaçlar üretilen mallarla karşılanır. İnsanlar mal ve hizmet üretir, sonra bunları aralarında paylaşırlar. Üretim ve paylaşım çeşitli usullere göre olur. Almanya, Fransa, ABD gibi "gelişmiş" ülkelerin üretim ve paylaşım usulüne “kapitalizm” denir. Kapitalist yöntem, dünyanın diğer birçok ülkesinde de uygulanır.

İnsan ihtiyaçlarını tatmin eden mal ve hizmetlerin üretimi birtakım araçlarla yapılır ki, bunlara “üretim faktörleri” denir: Doğal kaynaklar, insan emeği, sermaye, teknoloji birer üretim faktörüdür.

Üretim faktörleri toplumda bazı sınıfların mülkiyetindedir. Kapitalist sistemde emeğin sahibi olanlara “işçi sınıfı”, diğerlerinin mülkiyetini elinde bulunduranlara ise “kapitalist sınıf” adı verilir.

b) Kapitalist sınıf, gelirini (kârını), işçi sınıfını fabrikalarda çalıştırarak sağlar. Kapitalistin (işadamının) en belirgin bir karakteristiği olabildiğince zenginleşmek, servetini sürekli artırma eğilimidir. Bu sebeple, elinden geldiğince kârını artırmaya çalışır. Bunu iki şekilde sağlar:

-Üretimi sürdürmesi için gerekli faktörlere, bu arada işçiye olabildiğince az ödeme yapmaya, ücretini düşük tutmaya çalışır.

-Ürettiği malı olabildiğince yüksek fiyattan satmak ister.

Bu her iki yöntem de işçi sınıfının aleyhinedir. Şöyle ki: patron işçiye az ücret ödemeye çalıştıkça, işçinin ekonomik durumu kötüleşir. Ürün fiyatların artırılması da aynı sonucu doğurur.

İşte bu uygulamadır ki, işçiyle patronu karşı karşıya getirir. İşçi sınıfı ile kapitalist sınıf hep bir mücadele içinde olur. Kapitalist, kapitalist olarak kalabilmek için kâr etmek ve kârını artırmak zorundadır; işçi de insanca yaşayabilmek için yeterli ücret alma çabası içindedir. Görülüyor ki, taraflar ancak karşısındakinin zararı pahasına kendi amacına ulaşabilir. İşte bu iki sınıf arasındaki bu çatışmaya “sınıf mücadelesi” adı verilmektedir.

Sorular:

1) Halkın oluşumuyla ilgili olarak hangi görüşler ileri sürülmüştür?

2) Halkçılık sınıf çatışması yerine toplumda hangi tür ilişkiyi kabul eder?

3) Mal ve hizmetlerin üretimi için gerekli araçlara ne ad verilir, bunlar hangileridir, sayınız.

5) Şu terimleri tanımlayınız: Kapitalist sınıf, işçi sınıfı.

4) Sınıf mücadelesinin sebebi nedir, anlatınız.

**


5. KONU: DAYANIŞMA: ÇALIŞMA TOPLULUKLARI

Atatürk Türkiye’de bir sınıf mücadelesi olmadığını savunur. Görüşüne temel olarak, yaşadığı dönemin Türkiye’sini alır. O dönemin yoksul ve geri kalmış Türk toplumu üzerindeki gözlemlerine dayanır: Tarım toplumu olan, sanayileşmesi çok zayıf, patron ve işçi sınıfının olmadığı, olsa bile çok az sayıda olan bir Türkiye…

Görüşünü şöyle ifade diyor:  Türkiye Cumhuriyeti halkı birbiriyle çatışan ayrı sınıflardan meydana gelen bir toplum değildir. Tersine, işbölümü yoluyla çeşitli “çalışma toplulukları”na ayrılmış bir toplumdur.

-Meslekler işbölümünün eseridir. İnsanlar tek başına, sadece bireysel olarak çalışırsa, ilerleyemezler. Toplum ilerledikçe her insanın diğer insanlarla birlikte çalışma ihtiyacı artar. Toplum üyelerinden her biri belli bir iş yapar. Bu işler bireylerin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılar. Bir toplumun ve onun üyelerinin işleri, bireyler arasında bölünmüştür ki, buna işbölümü denir. Büyük uzmanlaşmalar, yeni buluşlar, ilerlemeler hep işbölümü sayesinde olur.

-Küçük çiftçiler, küçük sanayi erbabı ve esnaf, amele ve işçi, serbest meslek erbabı, sanayi erbabı ile büyük arazi ve iş sahipleri ve tüccarlar; Türk halkını oluşturan başlıca “çalışma toplulukları”dır. Bunların her birinin çalışması diğerinin ve bütün toplumun yaşamı ve mutluluğu için zorunludur.

Türkiye’de halkın bütün bireyleri birbirinin yardımcısıdır, birbirinin koruyucusudur. Biri öbürünün çalışmasının sonuçlarına muhtaçtır. O halde aralarında çatışma değil, dayanışma vardır.

Hedef iç barış olmalıdır. Bu amaçla:

-Sınıf mücadelesi yerine toplumsal düzen ve dayanışma sağlanmalıdır.

-Çalışma toplulukları arasında düzen ve çıkarları arasında uyum kurulmalıdır.

-Çıkarlar, yetenek ve çalışma derecesiyle orantılı olmalıdır.

-Çalışma grupları, grup amaçlarından önce, toplumun amaçlarına hizmet etmelidir.

Sorular:

1) Atatürk hangi gözlemlere dayanarak Türkiye’de sınıf mücadelesi olamayacağını ileri sürmüştür?

2) İşbölümü nedir, açıklayınız. İş bölümü toplumda hangi olumlu gelişmelere yol açar?

3) Türk halkını oluşturan başlıca çalışma toplulukları hangileridir?

4) Türkiye’de bireyler arasında neden çatışma yerine dayanışma olmalıdır?.

5) İç barış için hangi önlemlere ihtiyaç vardır?

**


6. KONU: DEMOKRASİ

Halkçılığın üçüncü unsuru halk yönetimidir, demokrasidir. Halkçılık ulusal egemenliğin somutlaşmasıdır.

Halk Devleti

Türkiye Cumhuriyeti demokrasi esasına dayanan bir devlettir. İrade ve egemenlik millete, halka aittir.

Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “Halk devletidir” der ve halkçılığı kısaca “Hükümetin, halkın eline geçmesi” olarak tanımlar. Biraz geniş olarak ise, halkçılık “gücün, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka ait olması, halkın elinde bulunması" demektir.

Halkçılık “halkın, halk tarafından, halk için yönetilmesi”dir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti herhangi bir şahsın veya bir sosyal sınıfın devleti değil, halkın devletidir. Osmanlı Devleti, şahıs egemenliğine dayandığı için, bir şahıs devleti idi.

Demokrasinin Özellikleri

Demokrasi siyasi bir kavramdır. Bir maddî gönenç sorunu değildir. Hedefi, siyasî özgürlük temin etmektir. Demokrasi düşünseldir, bir kafa sorunudur.

Demokrasinin bir özelliği de “eşitlikçi” olmasıdır. Demokraside bütün bireyler aynı siyasî haklara sahiptir.

Halka Hizmet

Halkçılık ilkesinin benimsediği demokrasi rejiminde ülkeyi yönetenler yalnızca halkın çıkarlarını sağlamak ve korumak için görevlendirilmiştir. Yalnızca milletin çıkarları için çalışır, yalnızca halkın hizmetinde bulunurlar.

Bütün kamu hizmetleri halk içindir. Devlet bütün işlerinde halkın çıkarlarını gözetir, halka hizmet götürür. Örneğin, ilkokuldan üniversiteye kadar halka eğitimde fırsat eşitliği ve ücretsiz eğitim imkânı tanınır. Devlet hastanelerinde ücretsiz sağlık hizmeti verilir. Aynı şekilde kültür hizmetleri de devletin ana görevlerindendir.

Halkın ihtiyacı olan altyapı yatırımları devlet tarafından yapılır. Bütün ülkede okul, sağlık ocağı, yol, elektrik, su ve sulama hizmetleri, doğrudan karşılık olmadan devlet tarafından yerine getirilir.

Hedef

Atatürk bize “halk yönetiminin, lâyık olduğu gelişme noktasına eriştirilmesini” hedef olarak göstermiştir. Bu nedenledir ki, gençlere şöyle seslenmiştir: Halkla konuştuğunuz zaman yüksek sesle söylemeyi unutmayın; yüksek ses imanın ifadesi olduğu zaman, tesir yapmaktan uzak kalmaz. Yolunda çalıştığımız büyük ülküyü halkın kalbinde bir fikir halinden, bir duygu haline getirin. Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak özellikle sizin görevinizdir.

Sorular:

1) Atatürk, halkçılığı nasıl tanımlar?

2) Demokrasinin özelliklerini sayınız.

3) Demokraside halka hizmet deyince ne anlaşılır?

4) Halk yönetiminin geliştirilmesini isteyen Atatürk gençlere nasıl seslenmiştir?

5) Demokrasinin ne olduğunu bilmeyenlerin oy kullanması doğru mudur, neden?

**

7. KONU: HALKLA KAYNAŞMAK

Halkçılığın dördüncü unsuru “halkla kaynaşmak”tır. “Halkla kaynaşmak” ne demektir? Bu ve takip eden konularda bu sorunun yanıtını vereceğiz.

Halkla kaynaşmak; halkçılığın ilk üç unsurunun tam olarak gerçekleşmesi ve güçlenmesi için gerekli bir unsurdur. Devlet hizmetleri dışında aydınlar tarafından gerçekleştirilir. Halkla kaynaşmak kendiliğinden olmaz; bilinçli ve hazırlıklı olarak doğrudan doğruya, aydınların halka gitmesiyle, halkla bütünleşmesiyle olur. Aydınlar halkı eğitir, bilinçlendirir, bilgilendirirler.

Atatürk’e göre halka hizmet yüce bir görevdir. Aydınlar halkın içine girmeli, onunla kaynaşmalı, ondan esinlenmelidir. Eğer bir mucize olsa da, Atatürk’ün bu “halkla kaynaşma” yöntemini kendisine sorabilseydik, sanırım, aşağıdaki gibi özetlerdi bize.

I) HALKI TANIMAK

Halkımızın düzeyini toplumsal olarak yükseltmek, herhangi bir makam tutkusundan çok daha iyidir. Bir insanlık mücadeledir ki, karşısında bütün siyasî mücadeleler bayağı kalır. Aydınlarımız, işte buna çalışmalı; ülkeyi dolaşıp milleti tanımalı, eksiği nedir, görüp göstermeli. Milleti sevmek ancak böyle olur.

Ben ülkemin her yerini görmek, halkımın her bir üyesiyle ayrı ayrı görüşmek, konuşmak, tanışmak istemişimdir. Milletle yakından ve teklifsiz sohbet etmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Millet ve ülke hayrına hangi atılımları, hangi devrimleri yapmış isem, hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi ve sevgilerinden, gösterdikleri içtenlikten kuvvet alarak, esinlenerek yaptım.

II) HALKEVLERİ

Halkevlerini de işte bu anlayışla, bu amaçla kurdurdum. Türk aydınını halkevleri çatısı altında toplayarak, o ulusal ülküyü, halkla buluşmayı gerçekleştirmek istedim. Halkevleri Türk aydınlarını halkın yaşayışına doğru yöneltmek için açtığım geniş kapılardı. Halkı tanımamızdaki yetersizlik ancak o kurumlarla ortadan kaldırılabilirdi.

Ne acıdır ki, halk düşmanlarının yok edici pençesi onlara da uzandı: Halkevleri, Türk halkının değerlerine açtığım o kapılar kapatıldı!

Bugün, benim yolumdan gidenlerden beklediğim; halkevlerini diriltmeyi, uyandırmayı, o ocakları bir devrim ilkesi gibi yeniden tutuşturmayı bir ödev bilmeleridir.

Sorular:

1) Halkla kaynaşma kimler tarafından, nasıl gerçekleştirilir?

2) Atatürk aydının hangi görevini bütün makamlardan üstün tutar?

3) Atatürk yaptığı atılım ve devrimlerde halkın rolünü nasıl belirtir?

4) Atatürk aydınlarımızı hangi amaçla halkevleri çatısı altında toplamıştır?

5) Halkevleri yeniden kurulabilir mi, neden, nasıl?

**


8. KONU: HALKLA KAYNAŞMAK: DOĞAL UYUM

Atatürk aydının halka karşı sorumluluğu üzerinde önemle durmuştur. Görüşü ana çizgileriyle şöyledir:

Geri kalışımızın başlıca nedenlerinden biri, aydın ve halk arasındaki uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk zihniyet farklılığından ileri gelir;  mutlaka giderilmesi gerekir, çare “doğal uyum”dur.

Aydınlar halka yol göstermelidir. Ülkenin her tarafına gitmeli, her yerde aydınlanma merkezleri kurmalı veya kurulmasını sağlamalıdır. Fikirlerini halkın ruhundan almalıdır.

Aydınlar yapacakları işleri önceden kararlaştırmalı, halk tarafından sindirilir hale getirmeli, ondan sonra harekete geçmelidir.

Şimdi bu görüşün ayrıntılarına geçiyorum.

AYDIN-HALK UYUMSUZLUĞU

Atatürk’e göre ilerleyemeyişimizin, toplum olarak geri kalışımızın, “asıl sebebi, aydınlarımızla halk arasındaki uyum yokluğudur.

Şöyle açar bu görüşünü: İslam dünyası iki ayrı sınıftan oluşur; biri çoğunluğu oluşturan halk, öbürü azınlığı oluşturan aydınlar... Bozuk zihniyetli milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka hedefe sahiptir. Aydınlar ana kitleyi kendi hedefine sevk etmek ister, halk kitlesi ise aydın sınıfına uymak istemez. Aydın sınıfı ikna etmekte başarılı olamayınca, halka hükmetmeye, onu küçük görmeye başlar; despotluk yapmaya kalkar. Ancak yine başaramaz.

ÇARE: DOĞAL UYUM

Oysa başarı için vazgeçilmez bir koşul vardır, o da aydın sınıfın ve halkın zihniyet ve hedefleri arasında doğal bir uyum olmasıdır. Ülkeyi kurtarmak için önce bu iki zihniyet arasındaki ayrılığı gidermek gerekir. Bunun için de halk kitlesi biraz yürümesini hızlandırmalı, biraz da aydınlar çok hızlı gitmemelidir.

Çare aydınlarımızın, özellikle de öğretmenlerimizin her vesileden yararlanarak halka koşması, halk ile bir arada bulunmasıdır. Halka yaklaşmak, halkla kaynaşmak daha çok aydınlara düşen bir görevdir. Bunda başarılı olmak için de aydın sınıfının zihniyet ve hedefi ile, halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum olması gerekir. Bunu sağlamanın yolu da şudur: Aydınlar halka telkin edeceği idealleri, halkın ruhundan, vicdanından almalıdır.

Oysa bizde böyle mi olmuştur? Aydınların telkinleri halkımızın ruhunun derinliğinden alınmış idealler midir? Ne yazık ki, hayır! Genel olarak şu hatamız vardır ki, gözlem ve muhakemelerimize, araştırmalarımıza alan olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özellik ve ihtiyaçlarımızı almıyoruz.

Sorular:

1) Atatürk’e göre geri kalışımızın başlıca sebeplerinden biri hangisidir?

2) Atatürk’e göre İslam dünyası hangi iki sınıftan oluşur, bu sınıflar arasında nasıl bir sorun vardır?

3) Doğal uyum nasıl sağlanır?

4) Bugünkü Türkiye’de doğal uyum var mıdır, neden?

**

9. KONU: HALKLA KAYNAŞMAK: AYDININ GÖREVLERİ

Aydınlar halka yol göstermek için çalışmalı, bunu amaç edinmelidir.

Aydın iyi günde, kara günde, her olayda milleti aydınlatır, uyarır; kurtuluş yolunu gösterir. Yurttaşları daima ulusal hedeflere yöneltir.

Bizim milletimiz ilerlemeye, yeniliğe, gelişmeye son derecede yetenekli ve istekli bir toplumdur. Aydınlarımız milletin bu özlemini, bu arzusunu tatmin etmeyi resmî ve günlük görevleri dışında, bunların üzerinde yüce ve millî bir görev olarak görmelidir.

Atatürk şöyle der: Çok temiz kalplidir bizim halkımız, çok asil ruhludur; ilerlemeye çok yetenekli bir halktır. Bir kani olursa muhataplarının kendisine içtenlikle hizmet ettiklerine, her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Demek ki aydınlar her şeyden önce, millete güven vermek zorundadır.

Aydınlarımız, gençlerimiz hangi hedeflere,  ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi zihinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice sindirilebilir ve kabul edilebilir bir hale getirmelidir. Ancak ondan sonradır ki, ortaya atmalıdır fikirlerini.

Aydın halkı küçük görmemelidir. Ona güven vermeli, kendini sevdirmelidir, Amaçları için örgütlenmeli, platformlar oluşturmalı, dernekler kurmalıdır. Halkı araştırmalı, halkın arasına girmeli, sorunlarını öğrenmelidir.

Bugün durum nasıldır? Ne yazık ki, aydınla halk arasındaki uyumsuzluk yok edilemedi, bugün de devam ediyor. Bunun asıl sorumlusu, aydınlardır. Ancak umutsuz olmamak, cesaretini yitirmemek gerekir. Aydınlar bugün de bir araya gelebilir, çalışır, iş yapabilirler. Her şeylerini, bilgilerini, çözümlerini halka götürebilirler.

Sorular:

1) Aydınların halka yapabileceği hizmetlere örnekler veriniz.

2) Atatürk’ün halkımız hakkındaki görüşü nedir?

3) Aydınlarımız fikirlerini ortaya atmadan önce neler yapmalıdır?

4) Aydın halkı küçük görmemelidir, diyoruz. Neden?

5) Bugünkü Türkiye’de aydın-halk uyumsuzluğu var mıdır, varsa ne yapmalıyız?

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura