Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
11-02-2012
BİR ARAŞTIRMANIN YÜRÜTÜLMESİ İÇİN GENEL KURALLAR

Bir araştırmanın yürütülmesinde, tüm araştırmalar için geçerli kurallar olduğu gibi araştırma türüne göre farklı uygulamalar da olabilir. Burada, araştırma konusu, etüde esas planın hazırlanması ve araştırmanın yazılması hakkındaki bazı genel kurallar (tavsiyeler) yer almaktadır. Bu kurallar yalnız akademik nitelikte değil, bunun dışında kaleme alınacak herhangi nitelikte yazılar için de geçerlidir.

I) ARAŞTIRMA KONUSU

A) Araştırmaya konu seçmekle başlanır. Konu seçiminde bazı kurallara uyulması, araştırmanın başarıya ulaşması bakımından büyük önem ifade eder. Seçilen konunun kapsamı, önemi ve belli başlı kaynaklar hakkında genel bir bilgi sahibi olmak için, o konuda yazılmış genel ve yeni bir makale veya kitap okumakta fayda vardır. Böylece, bilim dünyasında konunun hangi aşamaya kadar geliştirildiği, hangi yönlerinin ilgi uyandırdığı, çözümü bakımından hangi yönde ve ne tür yeni çalışmalara gerek duyulduğu öğrenilmiş olur.

B) Konu seçiminde uyulması gereken hususlar şunlar olabilir:

-İlgi: Araştırmacı, etüt etmek istediği konuya ilgi ve yakınlık, kısacası, “hayranlık” duymalıdır. Çünkü, bütün büyük iş ve eserlerin başlangıcında, yürekten gelen bir hayranlık ve heyecan yatar.

-Özgünlük: Seçilen konu, mümkün olduğu ölçüde orijinal ve üzerinde araştırma yapmaya değer nitelikte olmalıdır. İlgili bilim dünyasına bir yenilik getiren ve o zamana kadar bilinmeyen şeylerden söz eden veya bilinenleri geliştirici bir eser, orijinal sayılır. Aynı şekilde, ait olduğu bilime katkıda bulunan, insanlığın refahını arttırma yolunda kullanılabilecek araştırmalar önemli sayılır.

-Kapasite: Araştırmacı, öyle bir konu seçmelidir ki kültürü ve bilimsel kapasitesi, o konuyu incelemeye yeterli olmalıdır. Başka bir deyişle, araştırmacı, kendine uygun olan ve inceleyebileceğinden emin olduğu bir konuyu, acele etmeden ve düşünüp taşınarak seçmelidir.

Böyle bir seçim yapılabilmesi, konunun istinat ettiği alanı iyi tanımasına bağlıdır. Örneğin “Dünya Ekonomisinin Genel Eğilimleri” gibi bir araştırma konusunun başarılı bir şekilde etüdü, iktisat bilgisinin yanısıra işletme, matematik, istatistik, hatta uluslararası ilişkiler bilgisi gerektirebilir.

-Kaynak: Pratik bir tavsiye de konuyla ilgili olarak yeteri kadar dokümanın bulunabilmesidir. İlk araştırma denemesini yapanlar bu tavsiyeye kesinlikle uymalıdır.

C) Konuya bir defa karar verdikten sonra yapılacak bir iş de, konuyu anlatan cümle veya ifadeyi, dikkatle ve iyice sindirmeye çalışmaktır. Bunun için her terimin üzerinde ayrıca durmalı ve her birini tartmalıdır; gerçek anlamlarına nüfuz etmelidir. Konu zihinde iyice yoğrulmalı, canlandırılmalı özüne ve sınırlarına iyice vakıf olmalıdır. Konu ile ilgili doküman araştırmasının başlamadan önce, “Bu konu nelerin araştırılmasını gerektirir” sorusuna açık seçik ve şüphe götürmeyen bir yanıt mutlaka verilebilmelidir.

II) ARAŞTIRMANIN PLANI: GENEL OLARAK

A) Araştırmaya, konunun ana hatlarını belirten taslak bir planla başlanmalıdır. Bu plan, araştırmanın bir bütünlük ve tutarlılık içinde yürütülmesini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.

Taslak plan, araştırmanın “gövde” kısmının başlıca kısımlarını gösterecek şekilde düzenlenir. Bu plan gerek lüzumlu dokümanların belirlenmesinde, gerekse araştırmanın kaleme alınmasının ilk aşamalarında bir kılavuz vazifesi görecektir.

B) Pratik bir tavsiye olarak, her kısımda geliştirilecek fikirleri bir başlık veya kısa bir cümle ile ifade etmeye çalışmakta büyük faydalar vardır. Araştırma ilerledikçe, konu hakkındaki bilinçlenme arttıkça, bölümlerin her biri içinde ikinci derecede fikirler belirlenip alt bölümler halinde sıraya dizilmeli, daha sonra paragrafların oluşturulmasına gayret etmelidir. Bütün bunlar yapılırken, araştırmanın konusu ve ulaşılması düşünülen sonuç asla gözden uzak tutulmamalıdır. Araştırmada sunmayı düşündüğümüz tüm fikirler mantıki yerlerini buldukları zaman, plan da kesin şeklini almış olacaktır.

C) Araştırma ilerledikçe yeni bilgi, görüş ve kaynaklara ulaşılacak; ancak bunlar asla zorlamalarla taslak planın dar kalıbına uydurulmaya çalışılmayacaktır. Taslak plan geçici olup araştırma boyunca sürekli değişime uğrayacak ve kesin plan “gövde” kısmı tamamen yazıldığı zaman, ortaya çıkacaktır.

III) ARAŞTIRMANIN PLANI: MAKALEDE “IMRAD” KALIBI

IMRAD, bilimsel bir konuda makale yazma kalıbıdır; başka bir deyişle “makale yazma planı”dır.

Bilimsel ya da teknik konularda yazılan makaleler yazarın işlediği bilgiyi okuyucuya açık mantıklı bir şekilde aktarmaya çalışır. Bu işlemi yaparken kullanılabilecek yöntemlerden biri IMRAD kalıbıdır.

Konuyu IMRAD’ın tanımı ve  IMRAD’ın tarihsel gelişimi başlıkları altında açıklayalım.

A) IMRAD’IN TANIMI

IMRAD bir kısaltmadır. Belirli araştırma aşamalarını temsil eden sözcüklerin ilk harflerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

IMRAD mantığı soru formunda tanımlanabilir:

 

-Hangi problem incelendi?          Yanıt:                    Introduction (Giriş)

-Problem nasıl incelendi?             Yanıt:           Methods       (Yöntemler)

-Neler bulundu?                          Yanıt:                    Results         (Bulgular)

-Bulguların anlamı nedir?             Yanıt:                    Discussion    (Tartışma, yorum)

 

Görüldüğü gibi IMRAD deyimi, İngilizce “Introduction”, “Methods”, “Results”, “and” ve “Discussion” kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır.

Bilim dünyasında çok yaygın olarak kullanılan bu kalıbı daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişimini incelemek faydalı olacaktır.

B) IMRAD’IN TARİHSEL GELİŞİMİ

1) Doğrudan Anlatma Kalıbı

Geçmişte, ilk dergiler görsel dediğimiz türden makaleler yayımladılar. Tipik olarak, bilim adamları, yapıtlarını “İlk bunu gördüm, sonra şunu gördüm” veya “İlk bunu yaptım, sonra şunu yaptım” şeklinde kaleme alırlardı. Çoğunlukla da bu gözlemler basit zamansal sıralama şeklindeydi.

Bu görsel stil, o zamanların bilim türü için uygundu. Aslında bu “doğrudan anlatma” stili, bugün hâlâ, tıpta vak’a raporları ile jeolojik çalışmalarda kullanılmaktadır.

19. yüzyılın ikinci yarısına doğru bilim, artan bir karmaşıklıkla ve hızla gelişmeye başladı. Özellikle, Robert Koch ile Pasteur’un çalışmaları sayesinde, hem bilim hem de bilimsel anlatım önemli ilerlemeler kaydetti.

2) IMRAD’ın Ortaya Çıkışı

O zaman, metodoloji önemli hale geldi. Eleştirilere cevap vermek için ünlü bilim adamı Pasteur, deneylerini en ince ayrıntısına kadar anlatmayı gerekli gördü. Böylece, meslektaşları Pasteur’un deneylerini tekrarlayabiliyorlardı. Deneylerin tekrarlanabilirliği, bilim felsefesinin temel doktrini hâline geldi. Ayrı bir yöntemler kısmı da, IMRAD formatına yol açtı.

3) IMRAD’ın Yaygın Bir Kalıp Haline Gelmesi

Koch ve Pasteur’un çalışmalarını diğer bilim adamlarının çalışmaları izledi ve tıp bilimindeki buluşlar birbirini takip etti.

Rusların, (1957’de) uzaya Sputnik’i fırlatmaları bu yatırımlar üzerinde ayrıca etkili oldu. Amerikalılar bilimsel araştırmalarla daha çok ilgilenmeye başladılar.

Para, bilimi; bilim de çok sayıda makaleyi üretti. Sonuç, mevcut dergiler üzerinde güçlü bir baskıydı. Dergi editörleri metinlerin iyi düzenlenmiş ve sıkıştırılarak yazılmış olmasını talep etmeye ve bunda ısrarlı olmaya başladılar. Böylece, 19. yüzyılın sonlarından beri ağır ağır ilerlemekte olan IMRAD formatı, araştırma dergilerinde hemen hemen evrensel bir kullanım alanı buldu.

Bazı editörler, araştırma sonuçlarının iletişiminde en basit ve mantıklı yol olduğuna inandıkları için IMRAD’ı savundular. Bir kısım editörler ise belki basit IMRAD mantığına inanmıyorlardı ama, yer tasarrufu sağladığı için bu yaklaşımı kullandılar.

IMRAD, makale değerlendirmesi yapanlar için de işi kolaylaştırmıştır.

C) FAYDALARI

IMRAD kalıbı:

-yazara metni düzenleme ve yazma konusunda yardımcı olur.

-editörler, değerlendirme yapanlar ve okuyucular için bir yol haritası işlevini görür.

IV) BAZI YAZIM KURALLARI VE DÜZELTMELER

A) Araştırma kaleme alınırken, “giriş” kısmında belirtilen konu işlenmelidir. Bunun için, o konunun sınırları içinde kalmak şarttır. Gerek başlangıçta gerekse daha ileri aşamalarda herhangi bir sapmayı önlemek için, gerekli olan tüm özen ve dikkat gösterilmelidir.

Kısacası “konuyu, yalnız konuyu, bütün konuyu” işlemelidir.

B) Araştırma boyunca, muhakeme, mantıksal bir sıra içinde iyi bir düzene bağlanmalıdır. Öyle ki bu muhakeme neticesinde ulaşılan sonuç gayet net bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkmalıdır. Bir araştırmada ilk uyulacak prensip, hakikate sadık kalmaktır. İlgi çekici ve orijinal olmanın en emin vasıtası da, çalışmanın başından sonuna kadar; araştırmacının, kişiliğinden hiçbir fedakarlık yapmamış olmasıdır.

C) Bir araştırma metninin geliştirilmesinde göz önüne alınacak çok önemli bir husus; kaleme alınan ilk “metin”in yeterli olmayışıdır. Başka bir deyişle, kaleme alınan hemen bütün metinler; mutlaka bir yeniden gözden geçirmeye muhtaçtır.

Bir araştırmanın ilk taslağı yazılırken güdülen asıl gaye, fikir akışını düzenli bir şekilde kağıda geçirmektir. Bu sayfada; üslup güzelliği, uygun kelimelerin seçilmesi, alıntılar, dipnotları veya benzeri tali hususlar üzerinde uzun boylu durmamak gerekir.

Burada asıl önemli, olan; yukarda da belirttiğimiz gibi, fikirleri ve muhakemeleri, araştırma planına uygun bir şekilde süratle, unutmadan yazıya geçirmektir. Tablo, grafik, dipnot ve benzeri elemanlar için boş yerler bırakılmalı; bunlar hatırlatıcı kısaltmalarla, ait oldukları yerlere kaydedilmelidir.

İlk taslak (müsvedde) yazıldıktan sonra sıra; metni, baştan sona tekrar okuyarak, gramer, üslup ve şekil güzelliği yönünden düzeltmeye ve boş bırakılan yerleri doldurmaya gelir.

Bu safhada iyi bir başvuru kitabı temin ederek, bu kitabın; dipnot, tablo ve genel yapısının nasıl düzenlendiğine bakmak; pratik bir yol olarak tavsiye edilebilir. Kartlar üzerine yeterli sayıda dipnot örneği çıkarılarak, bunlar kullanılabilir. Aynı şekilde birkaç tablo örneği hazırlanabilir: Bu şekilde elde edilen kalıp tablolar, araştırmaya ait tabloların düzenlenmesinde sürat ve kolaylık sağlayacaktır.

D) Bir araştırmanın gayesine ulaşmasında, kullanılan üslubun da büyük payı vardır. Üslubun seçiminde hitap edilen kitle ve ulaştırılacak ileti (mesaj) göz önüne alınmalıdır. Bir yazılı metinde üslup bakımından, açıklık sadelik ve akıcılık aranır. Bu bakımdan ilk taslak gözden geçirilirken, ifade dili basitleştirilmeli, uzun ve süslü anlatımdan kaçınmalı, paragraf ve cümleler birbirine, iyi bir hatibin konuşmasında olduğu gibi doğal ve yumuşak bir şekilde bağlanmalıdır.

E) Bir araştırma metnine son ve kesin şeklini vermeden önce, son bir gözden geçirme daima iyi sonuçlar vermiştir. Böyle bir mükemmel metni elde etmenin iki yolu vardır:

-Müsveddeyi, son bir defa okumadan önce, birkaç gün bir kenarda bırakıp, ondan sonra ele alınmalıdır.

-Müsvedde başkalarına okutulmalı ve eleştirileri alınmalıdır.

1) Metni, dinlenmiş bir kafa ile okumanın, kişinin objektiflik (tarafsızlık) ve eleştiri kapasitesine önemli katkılarda bulunduğu bir gerçektir. Bu sayede araştırmacı, daha önce görmediği pek çok hatayı, biraz da şaşkınlıkla fark edecektir.

Bundan başka, zaman araştırmacının egosunu yenmesine yardımcı olabilmektedir: Çok önemli saydığımız bazı olgular, birkaç gün veya hafta sonra o kadar önemli veya ilgi çekici görülmeyebilir. Bu şekilde onlar hakkında, daha objektif bir tutuma ulaşabiliriz.

2) İkinci yol biraz daha zor gibi görünür: Eleştiri almak, belki derece olarak farklıdır ama hemen her insanın hoşlanmadığı bir şeydir. Fakat bir araştırmacı eleştiri almayı öğrenmeli, eleştiriye olan müsamaha sınırlarını elinden geldiği ölçüde genişletmelidir.

Sosyal evren öylesine karmaşık öylesine aşılması zor durumlarla çevrilidir ki dünyada hiç kimse mükemmel ve kusursuz bir eser verdiğini iddia edemez. Eğer bir yazarın böyle bir iddiada bulunduğunu veya bir araştırma hakkında böyle söz söylediğini duyarsanız, o kişinin gerçek bir bilim adamı olmadığına tereddütsüz hüküm verebilirsiniz. Bu nedenledir ki meslektaşların, araştırmalarımızı okumalarına izin vermeli ve bunu bir alışkanlık haline getirmeliyiz. Yapılacak her eleştiriye hak ettiği objektif ilgiyi göstermeli, dikkat ve ciddiyetle o eleştirilerin üzerine eğilmeliyiz.

V) KÜMELEME YÖNTEMİ

Kümeleme yöntemine göre yazmanın temel koşulu, bir düşünsel düzen kurmaktır.

Düşünsel düzen, söyleyeceklerimizi zihinsel bir denetimden geçirme, aralarındaki bağlantılara göre onları sıralama ve biçimlendirmedir. Buna yazma terimi olarak plan da denir.

A) ÜÇ KURAL

Yazı yazmak için öncelikle şu üç kurala uymamız gerekir: Saptama, sıralama, bütünleştirme.

1) Saptama: Gözlem ve yaşantılarımızdan, okuma ve araştırmalarımızdan yararlanarak yazacaklarımızı saptamalıyız.

2) Sıralama: Saptadıklarımızı, bir düşünsel düzene uygun biçimde sıralamalıyız. Neyi , nerede ve niçin kullanacağımızı bilmek zorundayız.

3) Bütünleştirme: Söyleyeceklerimizi böyle bir düşünsel düzene dayandırmazsak yazımız bütünlüğe kavuşamaz; yönünü yitirir, söylemeyi tasarladıklarımız arasındaki bağlantı kopar. Giderek yazımızdaki düşünsel düzen de denge de bozulur.

B) DÜŞÜNSEL DÜZENİN KURULMASI

Düşünsel düzenin uygulamada iki biçimi vardır: Yazılı ve yazısız. Uzun soluklu bir yazı yazacaksak, zihnimizde beliren düşünsel düzeni bir kağıda dökeriz. Kısa  yazılarda, böyle bir döküme  genellikle gerek yoktur. Ancak yazmaya yeni başlayanlar kısa soluklu yazılar da yazsalar, bu alanda ustalık kazanıncaya kadar, söyleyeceklerinin düşünsel düzenini yazılı biçimde saptamalıdır.

Düşünsel düzeni kurmanın şu üç aşaması vardır: Düşüncelerin dökümü, ayrımı ve kümelendirilmesi.

Bu aşamaları bir örnek üzerinde görelim. Sözgelişi: “Dil devrimini gerektiren nedenler” konulu bir yazı yazacağız.  Bu konunun düşünsel düzenini çıkarmak için şöyle bir sıra izlenebilir:

1) Düşüncelerin Dökümü

Yapılacak ilk iş, bu konu ile ilgili olarak yaşantımızdan, okuma ve araştırmalarımızdan edindiğimiz ve topladığımız bilgilerin, düşüncelerin tümünü sıralamaktır. Ortaya örneğin şöyle bir düşünce dizisi çıkmış olabilir:

 

 

Toplumsal hayattaki değişme dilde de etkisini gösterir.

 

Dille düşünce arasında sıkı bir bağlantı vardır

x

Diller doğal olarak kendi kendilerine değişir ve gelişirler.

x

Eski dille de başarılı sanat eserleri yaratılmıştır.

 

Eski dil (Osmanlıca) Batı uygarlığından gelen yeni kavramları karşılayamıyordu.

 

Dille ulusal duygu arasında kopmaz bir bağlantı vardır.

x

Dil devrimi toplumun her kesiminde tutunmuştur.

 

Dil devrimi, dilimizi ulusal benliğine kavuşturma düşüncesine dayanır.

x

Dil devrimi kolay olmamıştır

 

İnsanlar, tek bir dille, kendi ana dilleriyle düşünürler.

 

Osmanlıca döneminde aydınlarla halk arasında bir dil ve düşünce uçurumu vardı.

 

Dillerini kuran uluslar, ulusal birliklerini de kurarlar.

 

Konuşma diliyle yazı dili arasında büyük bir kültürel uçurum açılmıştı.

 

Ulusal dilden yoksun toplumlarda düşünce etkileşimi kurulamaz.

 

Kültür değişmeleri dilde de kendisini gösterir.

 

Dil topluma ve insana bağlı bir kültür kurumudur.

 

Dil devrimi babalarla çocuklar arasındaki anlaşma bağını koparmıştır.

 

Dil devriminin ereği Türkçe’yi kendisiyle bilim, felsefe, edebiyat yapılan bir dil haline getirmektir.

x

Osmanlıca Türkçe, Farsça ve Arapça’nin karışımından oluşmuş zengin bir dildir.

 

Bu listedeki düşünceler, yazımızın hammaddesi olmaya adaydır. Bunları önce değerlendirmeden geçirmeli, ardından da bir ayıklamaya tabi tutmamız gerekir.

2)  Düşüncelerin Ayrılması

Değişik kaynaklardan (konuyla ilgili dokümanlar, kendi bilgi birikimimiz,  başkalarından edinilen bilgiler.....)  yararlanarak ortaya koyduğumuz bu düşünceler dizisini, zihinsel bir denetimden geçirmek üzere konumuz ve amacımız açısından ele almalıyız.

Amacımız nedir?

Bu amacı, şöyle saptadığımızı düşünelim:

“Dil devrimi toplumsal yapımızdaki değişikliğin, ulusal duygu ve bilincin, ayrıca yeni bir kültürel ortama girişin ürünüdür.”

Bu yargı, yazımızın zembereği olacak, yazımız bu yargı üzerine kurulacaktır. Yukarıdaki düşünceleri tek tek ele alırsak, tabloda ( x ) ile işaretli olan,

·         Diller, doğal olarak kendi kendilerine değişir ve gelişir

·         Eski dille de başarılı sanat eserleri yaratılmıştır

·         Dil devrimi, toplumun her kesiminde tutunmuştur

·         Dil devrimi kolay olmamıştır

·         Osmanlıca; Türkçe, Farsça ve Arapça’nın karışımından oluşmuş zengin bir dildir,

gibi düşüncelerin konu ve amacımızla ilgili olmadığını görürüz.

Bu nedenle, amacımızla ilgili olmayan bu beş yargıyı atmak bir zorunluluktur. Bu zorunluluğa uymazsak yazımızın birliği bozulur.

3) Düşüncelerin Kümelendirilmesi

Yazımızın birliğini (bütünlüğünü) engelleyen düşüncelerin atılması da yetmez. Evet, geride kalan düşünceleri yazıya döktüğümüzde, söyleyeceklerimizin tümü konuyla ilgili olacaktır. Ancak, bu kez başka bir sakınca çıkacaktır karşımıza:

-Aynı düşünceleri yineleme,

-başta söylenmesi gereken bir düşünceyi sonda söyleme gibi.

Bu sakıncayı gidermek için de düşünceleri, aralarındaki “benzerlik-karşıtlık,” “neden-sonuç ilişkisi”ne göre kümelendiririz. Bu kümelendirme, yazımızda bulunması gereken  bir başka niteliği, eşdeyimle  “bütünlüğü” sağlar.

Kümelendirme, örneğin aşağıda görüldüğü gibi yapılabilir:

 

 

I

DİL

DEVRİMİNİN EREĞİ

A) Dil devrimi, dilimizi ulusal benliğine kavuşturma düşüncesine dayanır.

B) Konuşma diliyle yazı dili arasında büyük bir kültürel uçurum açılmıştı.

C) Dil devriminin ereği Türkçe’yi kendisiyle bilim, felsefe, edebiyat yapılan bir dil haline getirmektir.

 

 

II

TOPLUMSAL HAYATLA

DİL

ARASINDAKİ İLİŞKİ

A) Toplumsal hayattaki değişme dilde de etkisini gösterir.

B) Eski dil (Osmanlıca) Batı uygarlığından gelen yeni kavramları karşılayamıyordu.

C) Osmanlıca döneminde aydınlarla halk arasında bir dil ve düşünce uçurumu vardı.

D) Kültür değişmeleri dilde de kendisini gösterir.

E) Dil topluma ve insana bağlı bir kültür kurumudur.

 

III

DÜŞÜNCE,

ULUSAL DUYGU VE

DİL İLİŞKİSİ

A) Dille düşünce arasında sıkı bir bağlantı vardır

B) Dille ulusal duygu arasında kopmaz bir bağlantı vardır.

C) İnsanlar, tek bir dille, kendi ana dilleriyle düşünürler.

D) Dillerini kuran uluslar, ulusal birliklerini de kurarlar.

E) Ulusal dilden yoksun toplumlarda düşünce etkileşimi kurulamaz.

Elde edilen, aynı zamanda yazının  “geçici plan”ıdır. Düşünsel düzene, plana, her zaman sıkı sıkıya bağlı kalınmaz. Yazım sırasında bir takım çağrışımların etkisiyle ya da yeni bilgilere ulaşılması nedeniyle türlü değişiklikler yapılabilir. Ama bu durum planın gereksizliği anlamına gelmez. Çünkü plan yazmak için bir amaç değil, bir araçtır. Onu dilediğimiz şekilde kullanabiliriz. [Kaynak: Emin Özdemir ve Adnan Binyazar, Yazma Öğretimi-Yazma Sanatı, 4.B, Papirüs Yayınları, İst.,1998, ss.55-59.]

Kaynak: Cihan Dura, Düşünme, Araştırma, Yazma, Ekin Kitabevi, 2005, ss.297-305.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura